Hava Durumu

#Net Sıfır

Kırsal Haber - Net Sıfır haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Net Sıfır haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sıfır Atık'tan COP31'e: Türkiye'nin İklim Diplomasisi Paneli Haber

Sıfır Atık'tan COP31'e: Türkiye'nin İklim Diplomasisi Paneli

Sıfır Atık'tan Cop31'e: Türkiye'nin İklim Diplomasisi Paneli COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, İletişim Başkanlığınca düzenlenen "Sıfır Atık'tan COP31'e: Türkiye'nin İklim Diplomasisi" panelinde konuştu. Bakan Kurum, COP31 Başkanlığı’nın 10 öncelikli başlığını ve 6 uygulama hedefini sıraladı, “İlk önceliğimiz Sıfır Atık. COP Alanının her noktasında deneyimleyeceğimiz Sıfır Atık müzakerelerde de ana başlıklardan biri olacak. 2035’e kadar küresel belediye atık üretiminde beklenen artışı en az yarı yarıya azaltmayı hedef koyduk. Aynı tarihe kadar döngüsel malzeme kullanım oranının en az yüzde 15’e çıkarma hedefini ortaya koyduk ve bu kapsamda da ortaklıkları teşvik ediyoruz” dedi. Türkiye’nin ‘uygulamaya geçme’ kararlılığı ile bu organizasyona ev sahipliği yapacağının altını çizen COP31 Başkanı Kurum, “COP31 Başkanlığımızın tamamında Sayın Cumhurbaşkanımızın en çetin krizlerde dahi diyalogdan vazgeçmeyen, uzlaşı için sorumluluk alan anlayışını benimseyeceğiz. Bu anlayışla Türkiye olarak bir kez daha kıtalararası köprü kuracağız. Dünyanın en önemli toplantılarından biriyle 85 lideri, 300'e yakın bakanı, 1,5 milyon ziyaretçiyi ağırlayacağımız bir toplantıdan bahsediyoruz. Tüm misafirlerimizle birlikte iklim krizini diplomasiyle, sanatsal gösterilerle, kültürel etkinliklerle ve gençlerimizin güçlü bir şekilde katılımıyla anlatıyor olacağız” dedi. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, İletişim Başkanlığınca düzenlenen "Sıfır Atık'tan COP31'e: Türkiye'nin İklim Diplomasisi" paneline katıldı. İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran’ın ev sahipliğinde düzenlenen programda, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Burak Demiralp, Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Safa Koçoğlu Gürsoy, AK Parti Milletvekilleri Mehmet Galip Ensarioğlu, Emel Gözükara Durmaz, Abdulkadir Özel, TRT Genel Müdürü Prof. Dr. Zahid Sobacı, diğer kurumların genel müdürleri, üniversite rektörleri, kurul üyeleri ve İletişim Başkanlığı yöneticileri de yer aldı. “SIFIR ATIK ÇAĞRISINDA DOĞA İLE İNSAN RAKİP DEĞİL, YOL ARKADAŞIDIR” Sıfır Atık Hareketi’nin Türkiye ve dünya için önemine dikkat çeken COP31 Başkanı, “Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülüğünde başlattığımız Sıfır Atık Hareketi insanlığın sıfır noktasından tüm insanlığa yepyeni bir çağrı yaptı. Tabii bu çağrıda şunu hep söylüyoruz: doğa ile insan rakip değil, yol arkadaşıdır. Ve bu çağrıyı yapan Anadolu insanı, yere düştüğünde ekmeği öpüp alnına koyan, akan sudan bile israf etmeyen ve sınırsız tüketim anlayışını hor gören bir kültürden gelmektedir. İşte tam bu nedenle Sıfır Atık ülkemizde büyük bir seferberliğe dönüştü. Bu anlamda bireyden topluma, toplumun tüm kesimlerine kadar dalga dalga yayıldı. Çocuklarımız öğrendiklerini evlerine taşıdılar, ailelerimiz alışkanlıklarını değiştirdi” dedi. Kamu kurumlarının bu alanda yürüttükleri projelerle örnek teşkil ettiğinin altını çizen COP31 Başkanı Kurum, Türkiye’nin bu hareketle, kaynaklarını korurken enerjiden ve sudan tasarruf sağladığını sera gazı salımını azalttığını anlattı. Kurum, bu sayede Türkiye’nin 2017 yılında yüzde 13 olan geri kazanım oranını 2025’te yüzde 37’ye ulaştırdığını, 90 milyon ton atığın geri kazandırıldığını ekonomiye yaklaşık 365 milyar liralık katkı sağlandığını belirtti. DOA 500 MİLYON AMBALAJI GEÇTİ Sıfır Atık Hareketi’nin Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) Uygulaması ile yeni bir aşamaya taşındığını belirten Bakan Kurum, “Atıklarımızı topluyor, dönüştürüyoruz ve ekonomiye yeniden kazandırıyoruz. Ambalajlar bu anlamda geri dönüşüme tabii tutuluyor ve bu çerçevede projeye başladığımız günden itibaren 520 milyon ambalajı ekonomimize yeniden kazandırdık. Bu yönüyle Sıfır Atık Hareketi sadece yerel bir tecrübenin küresel bir başarısının adı değil. Bu anlamda küresel ölçekte yürüttüğümüz iklim diplomasisinin ortak çalışma dilidir. Ben bu vesileyle bir kez daha Sıfır Atık Hareketi’nin dünyaya yayılması için büyük emek gösteren Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi'ye şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu. “İNSANLIK VE DOĞA, BİR UÇURUMUN KENARINA DOĞRU HIZLA İLERLİYOR” Türkiye’nin COP31’e siyasi istikrarsızlığın derinleştiği, çatışmaların arttığı, en temel insani sorunların tüm coğrafyaları etkilediği bir dönemde hazırlandığına dikkat çeken COP31 Başkanı Kurum, şöyle devam etti: Dünya bugün büyük bir sarsıntının içinde. Savaşlar milyonlarca insanı yurdundan ediyor ve ekonomik krizler, çatışma kaynaklı belirsizlikler dengeleri değiştiriyor. Öyle bir noktaya geldi ki devletler, vatandaşlarına ‘evlerinizde gıda stoku’ yapın diyor. İnsanlık bu anlamda belirsizliğin kuşattığı daracık bir çemberin içine sıkışmış durumda. Ama şunu açıkça söyleyeyim, bu anlamda gerçekten bugün manşetleri dolduran bu siyasi ve ekonomik fırtınalar gelip geçecek. Geçmeyecek olan, geri getiremeyeceğimiz olan başka bir şey var: insanlık ve doğa bir uçurumun kenarına doğru maalesef hızla ilerliyor. Asıl tehlike, iklim krizinin bu gezegeni nefes alınamaz, yaşanamaz bir yere çevirmesidir. ANTALYA’DAKİ HORTUM FELAKETİ Antalya’da 4 vatandaşın hayatını kaybettiği hortum felaketine dikkat çeken Bakan Kurum, “İşte daha dün gece takip etmişsinizdir, Antalya'da şiddetli bir hortum. Ve bu hortum birçok ilçemizi adeta yıkıp geçti. Maalesef 4 vatandaşımızı kaybettik. Ben hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına tüm Antalya'mıza sabırlar diliyorum. Biz Akdeniz havzasındaki konumu nedeniyle iklim krizinin yıkıcı etkilerine maruz kalan bir ülkeyiz. Ve bu bilinçle yaşamayı öğrenmeli, tedbirleri almalıyız. İşte geçtiğimiz haftalarda İstanbul'da, Sarıyer'de, Ayazağa'da, Şile'de yine seller yaşadık. Kocaeli'de, Sakarya'da seller maalesef şehirlerimizi vurdu. Orada şehrimizin altyapısına, malına ve vatandaşlarımızın canına zarar verdi. İşte aslında iklim değişikliğiyle mücadele derken, uyum derken, adaptasyon derken tam da bunu kastediyoruz. Onun için kentsel dönüşümü bir milli güvenlik meselesi olarak görüyoruz” dedi. “İKLİM DEĞİŞİKLİĞİYLE MÜCADELE, GÜÇLÜ BİR DİPLOMASİ GEREKTİRİYOR” Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde iklim diplomasisine yön vereceğine dikkat çeken COP31 Başkanı Kurum, şöyle devam etti: Cumhurbaşkanımızın liderliğinde tüm dünyayı Antalya'da ağırlayacağız. Aslında tüm yaşadıklarımızdan çıkardığımız dersleri, sahada kazandığımız tecrübeyi ki, deprem bölgesinde 2 yılda 455 bin konutu vatandaşına teslim eden, dirençli şehirleri kuran altyapısıyla, üstyapısıyla, sosyal donatısıyla birlikte orada vatandaşıyla 6 Şubat sabahı el ele vermiş ve o şehirleri inşa etmiş bir Türkiye'nin tecrübesini, çözümlerini tüm dünyayla paylaşacağız. Bildiğiniz üzere iklim değişikliğiyle mücadele güçlü bir diplomasi gerektiriyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın sıklıkla ifade ettiği gibi, ‘barışa giden en kestirme yol; yapıcı diyalog ve diplomasidir.’ Biz de insanlığın doğayla artık barışması gerektiği inancıyla iklim krizinin bu anlamda temel nedeni olan bizleri, yani insanlığı diyaloğa davet ediyoruz. Bu kapsamda ülkelerin imkanları, ihtiyaçları ve iklim krizindeki sorumluluklarının farklı olduğu gerçeğini merkeze alıyoruz. Kuraklıkla mücadele eden bir ülkenin de yükselen deniz seviyeleri nedeniyle geleceğinden endişe eden bir devletin de Antalya'da sesini duyurmak istiyoruz. Kimseyi geride bırakmayacağımız, herkesle uzlaşı içerisinde hareket edeceğimiz, herkesi dinleyeceğimiz ve ortak bir çözüm iradesini de ortaya koyacağımız bir başkanlık sürecini inşallah yürütüyor olacağız. İşte COP31'e tam da bu anlayışla hazırlandık ve yol haritamızı diyalog, uzlaşı ve aksiyon olarak belirledik. Diyalogla ülkelerin ihtiyaçlarını belirleyecek ve bu anlamda yol haritamızı yine belirlediğimiz hedefler doğrultusunda ortaya koyacak, iradeyi güçlendirecek ve eylemle de aslında bu iradeyi somut sonuçlara dönüştüreceğiz. “ANTALYA’YA YÜRÜTTÜĞÜMÜZ İKLİM DİPLOMASİSİNİN ÇIKTILARIYLA GİDİYORUZ” COP31 Başkanlığı olarak güçlü bir diplomasi trafiği yürüttüklerinin altını çizen Bakan Kurum, “Antalya'da kuracağımız her bir masanın dünyanın yine herhangi bir yerinde çözüme kavuşan bir ihtiyaca karşılık gelmesini bekliyoruz. Orada evet sözler söyleyeceğiz, taahhütler vereceğiz ama artık taahhütlerin eyleme geçtiği, somut sonuçların üretildiği bir başkanlık sürecini de Antalya'da ortaya koymuş olacağız. Bu amaçla bir yıldır tüm bakanlıklarımızla birlikte çalışıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koymuş olduğu irade çerçevesinde ilgili tüm bakanlıklarımız; 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefini yakalama anlayışıyla gerek iklim değişikliğine uyum gerek iklim değişikliğine adaptasyon bağlamında enerjiden sanayiye, tarımdan kültüre hemen hemen her alanda bu iradeyi ortaya koydu ve yoğun bir hazırlık yürüttük. Hatay'dan Çin'e, Rusya'dan Trabzon'a, Fiji'den Bonn'a, Suudi Arabistan'dan Brüksel'e, Cenevre'ye kadar 51 ziyaret gerçekleştirdik ve 16 uluslararası zirveye katıldık. Bu temasların her birinde ülkelerin neye ihtiyaç duyduğunu ve birlikte ne yapabileceğimizi konuştuk. Antalya’ya tüm bu toplantıların, yıl boyunca dinleyerek ve çalışarak birlikte yürüttüğümüz iklim diplomasisinin çıktılarıyla gidiyoruz” diye konuştu. “COP31 BAŞKANLIĞI OLARAK, YAPTIĞIMIZ HER ÇAĞRININ GEREĞİNİ YERİNE GETİRDİĞİMİZİ DE İFADE EDECEĞİZ” COP31 Başkanlığı’nın ‘uygulama ‘hedefine vurgu yapan Bakan Kurum, şöyle devam etti: COP31'de Türkiye olarak dünyaya ne söyleyeceksiniz derseniz, her şeyden önce ‘Artık taahhütlerin eyleme geçme zamanıdır. Şimdi uygulama zamanıdır’ diyeceğiz ve işte o ‘gündelik krizlerin gürültüsü asıl gerçeğin sesini hiçbir zaman bastırmasın. Ve dünyamızın yarınını karanlığa bırakmayalım’ diyeceğiz. ‘İklim krizinin yıkıcı sonuçları gündelik hayatımızda hissediliyorsa iklim hedeflerinin sonuçları da görünür olmalı’ diyeceğiz. Elbette COP31 Başkanlığı olarak yaptığımız her çağrının gereğini yerine getireceğimizi de ifade edeceğiz. Türkiye olarak hedeflerimizi belirledik. Taahhütlerimizi ortaya koyduk, şimdi bu hedefleri hayata geçirecek yatırımları hızlandırma, iş birliklerini büyütme zamanıdır. ‘COP31 Uygulama COP’u olacak’ sözümüzü 10 öncelikle Antalya'da konuşacağız. “SIFIR ATIK MÜZAKERELERDE DE ANA BAŞLIKLARDAN BİRİ OLACAK” Bakan Kurum, COP31 Başkanlığı’nın 10 öncelikli başlığını ve 6 uygulama hedefini sıraladı, “İlk önceliğimiz Sıfır Atık. COP Alanının her noktasında deneyimleyeceğimiz Sıfır Atık müzakerelerde de ana başlıklardan biri olacak. 2035’e kadar küresel belediye atık üretiminde beklenen artışı en az yarı yarıya azaltmayı hedef koyduk. Aynı tarihe kadar döngüsel malzeme kullanım oranının en az yüzde 15’e çıkarma hedefini ortaya koyduk ve bu kapsamda da ortaklıkları teşvik ediyoruz” dedi. Bakan Kurum, diğer eylem gündemi başlıklarını, Temiz Enerji Dönüşümü/ Elektrifikasyon, Gıda Güvenliği, İklim Uygulama Köprüsü, Okyanuslar ve Denizler, İklim Dirençli Şehirler, Gençlik ve Eğitim, Dinamik ve Dayanıklı Sağlık Sistemleri, Rio Sinerjisi, Yeşil Sanayileşme olarak sıraladı. SURFF VE İKLİM UYGULAMA KÖPRÜSÜ’NÜ ANLATTI COP31’in 6 uygulama hedefi arasında yer alan Elektrifikasyonun küresel nihai enerji tüketimindeki payının 2035’te yüzde 35’e ulaşması hedefi ile SURFF ve İklim Uygulama Köprüsü (BRIDGE)’ı ayrı bir parantez açan Bakan Kurum, “İklime dirençli şehirler insanlığın ortak hedefi olmalı dedik: Türkiye olarak binaların enerji kullanım yoğunluğunu 2035’e kadar en az yüzde 25 azaltma hedefi koyduk. Öte yandan İLBANK’la geliştirdiğimiz SURFF (Sürdürülebilir Kentsel Dirençlilik Finansmanı Faaliyeti) projemiz var. Şehirlerimizin altyapı ihtiyaçlarını finansmana hazır yatırım projelerine dönüştürmeyi amaçladık. Bugün gelişmekte olan birçok ülke maalesef bu projeleri hazırlamakta bile güçlük çekiyor. Bu hedefi destekleyecek, birlikte finansmanı ve kurumsal kapasiteyi güçlendirecek İklim Uygulama Köprüsünü (BRİDGE) hayata geçiriyoruz. Ülkelerin hedeflerini uygulanabilir projelerle buluşturacağız. Aslında proje hazırlığından teknik desteğe, finansmana erişime kadar ihtiyaç duyulan tüm bağlantıları bu anlamda güçlendireceğiz” dedi. “TÜRKİYE OLARAK BİR KEZ DAHA, KITALAR ARASINDA KÖPRÜ KURACAĞIZ” Türkiye’nin ‘uygulamaya geçme’ kararlılığı ile bu organizasyona ev sahipliği yapacağının altını çizen COP31 Başkanı Kurum, konuşmasını şöyle tamamladı: COP31 Başkanlığımızın tamamında Sayın Cumhurbaşkanımızın en çetin krizlerde dahi diyalogdan vazgeçmeyen, uzlaşı için sorumluluk alan anlayışını benimseyeceğiz. Bu anlayışla Türkiye olarak bir kez daha kıtalararası köprü kuracağız. Hep söylüyoruz, Türkiye, Doğu ile Batı, Kuzey ile Güney arasında köprü vazifesi görecek. Gelişmiş ülkelerin beklentilerini, gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayan bir köprü vazifesi görecektir. Bu kapsamda o köprü kuracağımız başkanlık anlayışının yine altında Antalya'da çok önemli organizasyona ev sahipliği yapacağımızı ifade ettik ve bugün dünyanın en önemli toplantılarından biriyle 85 lideri, 300'e yakın bakanı, 1,5 milyon ziyaretçiyi ağırlayacağımız bir toplantıdan bahsediyoruz. Bu gerçekten iklim diplomasisindeki en önemli toplantı. Tüm misafirlerimizle birlikte iklim krizini diplomasiyle, sanatsal gösterilerle, kültürel etkinliklerle ve gençlerimizin güçlü bir şekilde katılımıyla anlatıyor olacağız. Ulusal, uluslararası çok değerli sanatçılarımızın eserleri, sergiler, konserler, paneller, etkinlikler yine dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerimize unutulmaz bir deneyim yaşatacağız. Mavi Alan, Yeşil Alan’la birlikte 1.1 milyon metrekarelik Türkiye'nin en büyük açık hava gösteri merkezi olacak Antalya Expo alanı. Tüm Türkiye'yi buraya davet ediyoruz. Antalya'nın misafirperverliğini ve Türkiye'nin gücünü göstereceğiz ve en önemlisi inanıyorum ki ülkemizin barışçıl diplomasisi COP31'e ilham olacak ve diyalogla kurulan her masa uzlaşıya ve eyleme dönüşecek. Birlikte attığımız her adım çocuklarımıza bırakacağımız yine en büyük miras olacak. İLETİŞİM BAŞKANI DURAN: ZİRVE FARKLI KOŞULLARA VE ÖNCELİKLERE SAHİP ÜLKELERİ ORTAK ÇÖZÜMLER ETRAFINDA BİR ARAYA GETİRECEK İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran ise konuşmasında İletişim Başkanlığı olarak Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadele çalışmalarını uluslararası kamuoyuna aktarmak açısından önemli bir rol üstlendiklerini belirtti. Duran, “Çevre ve İklim medya turları düzenliyoruz. COP31'e katılacak ulusal ve uluslararası medya mensuplarının akreditasyonlarını yapıyoruz. Yaklaşık 3 bin basın mensubunun 1.400'ünün işlemleri tamamlandı. Konferans alanında gazetecilerin görev yapacağı medya merkezinin planlaması ve teşkiline yönelik çalışmalara da katkı sağlıyoruz. Ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olan bu zirvenin farklı koşullara ve önceliklere sahip ülkeleri ortak çözümler etrafında bir araya getireceğine canı gönülden inanıyorum” dedi.

Prof. Dr. Hasar: “Antalya Uygulamanın COP’u Olacak” Haber

Prof. Dr. Hasar: “Antalya Uygulamanın COP’u Olacak”

COP31 İklim Diplomasisi Baş Yetkilisi ve İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar, TURKSAI Tüzüğü İmza Töreni ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları Sempozyumu’nda Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi, COP31 süreci ve iklim eylemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hasar, COP31’in başarısının alınan kararların sahadaki uygulamalarıyla ölçüleceğini vurguladı. “Hedef Koyma Dönemi Geride Kalmıştır” İklim Değişikliği Başkanlığının aktardığı bilgilere göre, programda konuşan Prof. Dr. Halil Hasar, Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadeledeki hedeflerine ve COP31’in Antalya’ya uzanan sürecine değindi. Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi doğrultusunda yürütülen çalışmaların önemine dikkat çeken Hasar, sürdürülebilir kalkınma amaçları kapsamında iklim eyleminin somut uygulamalarla desteklenmesi gerektiğini belirtti. Hasar, Türkiye’nin dünyaya vermek istediği mesajı şu sözlerle ifade etti: “Türkiye'nin dünyaya mesajı üç cümledir: 1.Hedef koyma dönemi geride kalmıştır, Antalya uygulamanın COP'u olacaktır. 2.Hiçbir Taraf tek başına yeterli değildir; gücümüz birliktelikten doğacaktır. 3.Söz, ölçülebilir sonuçla sınanır; zincirin son halkası denetimdir ve sayıştayların iklim denetimi bu güvenin teminatıdır.” COP31’de Uygulama ve Denetim Vurgusu COP31 sürecinde uluslararası iş birliği, ölçülebilir sonuçlar ve denetim mekanizmalarının önemine işaret eden Hasar, iklim politikalarının başarısının yalnızca belirlenen hedeflerle değil, bu hedeflerin uygulanmasıyla değerlendirileceğini ifade etti. İklim denetiminde sayıştayların rolüne de dikkat çeken Hasar, alınan kararların sonuçlarının izlenmesi ve denetlenmesinin güven açısından önem taşıdığını vurguladı. “Antalya’nın Başarısı Sahadaki Uygulamalarla Ölçülecek” COP31’in yalnızca müzakerelerin yürütüldüğü bir organizasyon olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Hasar, zirve sonrasında gerçekleştirilecek uygulamalara dikkat çekti. Hasar, “Antalya'nın başarısı iki haftada alınan kararlarla değil, sonrasında sahada devam eden uygulamayla ölçülecektir” ifadelerini kullandı. 2053 Net Sıfır Hedefinden COP31 Antalya’ya Program, Prof. Dr. Halil Hasar’ın “2053 Net Sıfır Hedefinden COP31 Antalya’ya” başlıklı panelde katılımcıların sorularını yanıtlamasıyla sona erdi. Sempozyumda ele alınan başlıklar arasında Türkiye’nin uzun vadeli iklim hedefleri, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları çerçevesinde iklim eylemi ve COP31 sürecinde uluslararası iş birliği yer aldı.

TSE’de Dünya Standartlar Günü: Enerji Dönüşümü ve Yerli Teknoloji Haber

TSE’de Dünya Standartlar Günü: Enerji Dönüşümü ve Yerli Teknoloji

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, 14 Ekim Dünya Standartlar Günü kapsamında Türk Standardları Enstitüsünde (TSE) düzenlenen “Enerji Dönüşümünün Güvencesi: Standartlar” programına katıldı. Kacır, standardizasyonun küresel ticaretteki öneminden Türkiye’nin kalite altyapısına, yeşil ve dijital dönüşümden yenilenebilir enerji yatırımlarına kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu. Dünya Standartlar Günü’nün Türkiye’den Doğan Bir Teklifle Başlaması Dünya Standartlar Günü’nün her yıl 14 Ekim’de kutlandığını belirten Kacır, dönemin TSE Başkanı merhum Faruk Sünter’in 1968 yılında standartların üretim, ticaret ve günlük yaşama katkılarını vurgulamak amacıyla özel bir gün belirlenmesini teklif ettiğini hatırlattı. Kacır, standardizasyon alanında Türkiye’ye ve insanlığa hizmet eden isimleri saygıyla andı. TSE, Millî Teknoloji Hamlesinin Önemli Teminatı Türkiye’nin sanayi, teknoloji, araştırma ve geliştirme alanlarında önemli ilerlemeler kaydettiğini belirten Kacır, uygunluk değerlendirme altyapısının yerli ürünlerin güvenilirliğini, uluslararası standartlara uygunluğunu ve dünya pazarlarında kabul görmesini sağladığını ifade etti. Standardizasyon, test, muayene ve belgelendirme alanlarında hizmet veren TSE’nin, Millî Teknoloji Hamlesi kapsamında yerli ve millî üretimin geliştirilmesinde önemli bir rol üstlendiğini kaydetti. Standartlara Uygun Olmayan 6 Bin 607 İthal Ürünün Girişi Engellendi TSE’nin son bir yılda uygunluk değerlendirme alanında 25 bin belge düzenlediğini ve 124 bin rapor hazırladığını açıklayan Kacır, ithalat denetimleri kapsamında yaklaşık 240 bin ürünün kontrol edildiğini bildirdi. Kacır, standartlara uygun olmayan 6 bin 607 ithal ürünün Türkiye’ye girişinin engellendiğini belirterek denetimlerin yerli üreticileri haksız rekabete karşı koruduğunu ve tüketicilerin güvenli ürünlere erişimini desteklediğini ifade etti. Yeşil ve Dijital Dönüşümde Standartların Rolü Yeşil ve dijital dönüşümün üretim süreçlerini, tedarik zincirlerini, yatırım kararlarını ve uluslararası ticareti değiştirdiğini belirten Kacır, standartların kalite, verimlilik ve sürdürülebilirlik açısından ortak bir referans oluşturduğunu söyledi. TSE’nin Yeşil OSB Sertifikasyon Sistemi kapsamında 32 organize sanayi bölgesinin Yeşil OSB olarak tescillendiğini açıklayan Kacır, ürün karbon ayak izi, su ayak izi ve su verimliliği yönetimi çalışmalarının sanayide yeşil üretimin yaygınlaşmasına katkı sunduğunu kaydetti. TSE Ankara Kalite Kampüsü İleri Teknoloji Altyapısıyla Güç Katacak Türkiye’nin yapay zekâ, savunma sanayisi, elektrikli araçlar ve enerji teknolojileri gibi alanlarda geliştirdiği yerli teknolojilerin güvenilirliğini ve uluslararası standartlara uygunluğunu ortaya koyacak altyapı yatırımlarını sürdürdüğünü belirten Kacır, Ankara’nın Temelli bölgesinde 90 bin metrekare kapalı alanda kurulan TSE Ankara Kalite Kampüsü’nün bu yatırımların önemli bir parçası olduğunu ifade etti. TSE’nin 72 yıllık bilgi birikimini ileri teknoloji laboratuvarlarıyla buluşturan kampüsün, test, doğrulama ve belgelendirme hizmetleriyle Türkiye’nin teknoloji geliştirme kapasitesine katkı sağlaması hedefleniyor. Kacır ayrıca, Uluslararası Standardizasyon Teşkilatının (ISO) 50. Genel Kurulu’nun İstanbul’da, TSE’nin ev sahipliğinde gerçekleştirileceğini açıkladı. Küresel Teknoloji Rekabetinde Enerji Güvenliği Öne Çıkıyor Dünyada siyasi ve ekonomik dengelerin yeniden şekillendiğini, yapay zekâdan kuantum teknolojilerine, enerji teknolojilerinden biyoteknolojiye kadar birçok alanda rekabetin arttığını belirten Kacır, enerji arz güvenliği ve kaynak çeşitliliğinin ülkeler açısından stratejik önem taşıdığını vurguladı. Net sıfır emisyon hedeflerinin enerji sektöründe dönüşümü zorunlu kıldığını ifade eden Kacır, yenilenebilir enerji kaynaklarının ülkelerin kalkınma stratejilerinde önemli bir yer edindiğini kaydetti. Yenilenebilir Enerjinin Kurulu Güçteki Payı Yüzde 63’ü Aştı Türkiye’nin enerji arz güvenliğini güçlendirmek ve temiz enerji teknolojilerinde yerli üretimi geliştirmek amacıyla yatırımlar yaptığını belirten Kacır, yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam kurulu güç içerisindeki payının yüzde 63’ün üzerine çıktığını açıkladı. Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde TSE’nin test, gözetim ve teknik eğitim faaliyetleriyle inşaat ve devreye alma süreçlerinde görev aldığını belirten Kacır, sanayicilerin öz tüketimlerini karşılamaya yönelik yenilenebilir enerji yatırımlarının desteklendiğini ifade etti. Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı teşvik programı olarak nitelendirdiği HIT-30’un ilk çağrı başlıkları arasında rüzgâr ve güneş teknolojilerinin de bulunduğunu bildirdi. Türkiye’nin Hedefi 5 Gigavatlık Modüler Reaktör Kapasitesi Türkiye’nin uzun vadeli enerji stratejisi kapsamında geleneksel nükleer yatırımlara ek olarak 5 gigavatlık modüler reaktör kapasitesine ulaşmasının öngörüldüğünü açıklayan Kacır, Rekabet Öncesi İşbirliği Programı kapsamında yerli nükleer reaktör geliştirilmesine yönelik çağrıyla yeni nesil nükleer teknolojilerin ülkeye kazandırılmasının hedeflendiğini belirtti. Kacır, Türkiye’nin kendi reaktörünü tasarlayan, geliştiren, üreten ve uluslararası pazarlara ihraç edebilen bir ülke olmasını amaçladıklarını ifade etti. Türkiye, Uluslararası Enerji Standartlarının Belirlenmesinde Söz Sahibi Olmayı Hedefliyor Enerji teknolojilerinde uluslararası pazarlarda rekabet edebilmenin yalnızca üretim gücüne değil, ürünlerin kalitesinin, güvenilirliğinin ve standartlara uygunluğunun kanıtlanmasına da bağlı olduğunu belirten Kacır, TSE’nin yenilenebilir enerji teknolojileri, enerji depolama sistemleri, akıllı şebekeler ve nükleer teknolojiler alanlarındaki test, doğrulama ve belgelendirme yetkinliklerinin geliştirilmeye devam edeceğini kaydetti. Kacır, kamu kurumlarının kurumsal tecrübesini, üniversitelerin bilimsel birikimini ve sanayinin üretim deneyimini standardizasyon çalışmalarına daha etkin biçimde yansıtacaklarını belirterek geleceğin enerji teknolojilerinin Türkiye’de geliştirilmesini, güvenilirliklerinin ve performanslarının yerli laboratuvarlarda doğrulanmasını hedeflediklerini ifade etti. Türk mühendisliğinin, üretim kabiliyetinin ve kalite anlayışının dünya genelinde temsil edilmesini istediklerini vurgulayan Kacır, ülkenin kalite altyapısını güçlendiren, yerli ve millî teknolojilerin dünya pazarlarındaki rekabet gücünü artıran ve Türkiye’nin uluslararası standardizasyon alanındaki etkinliğini ileriye taşıyan adımları kararlılıkla sürdüreceklerini bildirdi.

Fiji’de Pre-COP Oturumları Başladı Haber

Fiji’de Pre-COP Oturumları Başladı

Fiji’de Pre-COP açılış oturumunda konuşan COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “COP31 Başkanlığı olarak ortak hedefimiz nettir; 1,5 derece hedefini korumak, aşımı mümkün olduğunca sınırlamak ve iklim eylemini bugünden geleceğe uzanan güçlü bir uygulama sürecine dönüştürmek için sizleri Antalya'ya davet ediyoruz. Antalya'ya gelirken açıkçası ne yaptığımızı konuşalım istiyoruz, ne yapacağımızı değil. Yapacaklarımızı zaten konuştuk. Hep birlikte o kararı alacağımıza yürekten inanıyorum” dedi. “Başlamak bitirmenin yarısıdır” atasözünü hatırlatan COP31 Başkanı Kurum ülkelere bir an önce iklim eylemi için harekete geçmeye çağrısı yaptı: Başlamak zorundayız, bu bir zorunluluk, tercih değil. Gereksiz konuşmalarla, gereksiz taahhütlerle süreci daha da zorlaştırmamamız gerekiyor. Bu noktada ben tüm dünyayı 1,5 derece hedefini ulaşılabilir kılmak adına eyleme davet ediyorum, uygulamaya davet ediyorum, verilen taahhütleri gerçekleştirmeye davet ediyorum. Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde Pasifik ada ülkesi Fiji’de Pre-COP açılış oturumu gerçekleştirildi. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un başkanlığındaki oturuma Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen, Fiji Enformasyon, Çevre ve İklim Değişikliği Bakanı Lynda Tabuya ve Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) İcra Sekreteri Simon Stiell ve Pasifik ülkeleri temsilcileri katıldı. 1,5 DERECE HEDEFİNİ NASIL ULAŞILABİLİR TUTARIZ? COP31 Başkanı Kurum, konuşmasına küresel sıcaklık artışı ortalamasının 1,5 derecede sınırlama hedefine dikkat çekerek başladı: Bugün burada uluslararası iklim gündeminin en temel sorunlarından birini ele almak için bir araya geldik: 1,5 derece hedefini nasıl ulaşılabilir tutarız? Bizim açımızdan bu soru yalnızca bir sıcaklık eşiğine ilişkin değildir. Bu soru insanlarımızın yaşamlarını, gıda güvenliğimizi, şehirlerimizi, ekonomilerimizi ve gelecek nesillerimizi nasıl koruyacağımıza ilişkindir. Bilimsel bulgular bize açık bir mesaj veriyor; 1,5 derecenin aşılması, iklim eyleminin sona erdiği anlamına gelmemelidir. Aksine, bugün alınan kararların önemini daha da arttırmaktadır. Kaçınılan her sıcaklık derecesinin her bir kesri, 1,5 derecenin üzerinde geçirilen her yıl, gelecekte karşı karşıya kalacağımız risklerin azaltılması bakımından önemlidir. Bilimsel bulgular küresel ısınmanın 1,5 derecenin üzerine çıkmasının riskleri arttıracağını; ancak aşımın büyüklüğü, süresi ve sonuçlarının bugün vereceğimiz kararlarla hala etkilenebileceğini ortaya koyuyor. Bu nedenle 1,5 derece hedefini ulaşılabilir tutmak, beklemek değil şimdi harekete geçmek anlamına geliyor. “GEREKSİZ KONUŞMALARLA, SÜRECİ DAHA DA ZORLAŞTIRMAMAMIZ GEREKİYOR” “Başlamak bitirmenin yarısıdır” atasözünü hatırlatan COP31 Başkanı Kurum ülkelere bir an önce iklim eylemi için harekete geçme çağrısı yaptı: Bir an önce başlamalıyız. Açık söylüyorum; COP31 bu sürecin son noktasıdır. Ya COP31'de taahhütlerimizi eyleme, sonuçlara çevireceğiz ya da aynı toplantıları yapmaya kararsızlık içinde devam edeceğiz. Tuvalu'daki, Fiji'deki, bugün dünyanın birçok kıtasındaki çocuklar için ya umut olacağız ya da o karamsarlığa devam etmelerine neden olacağız. Burada hep birlikte o kararları vermiş olacağız. O yüzden başlamak zorundayız, bu bir zorunluluk, tercih değil. Gereksiz konuşmalarla, gereksiz taahhütlerle süreci daha da zorlaştırmamamız gerekiyor. Ve bu yaptığımız toplantılarla da daha fazla emisyon üretmememiz gerekiyor. Bu noktada ben tüm dünyayı o 1,5 derece hedefini ulaşılabilir kılmak adına eyleme davet ediyorum, uygulamaya davet ediyorum, verilen taahhütleri gerçekleştirmeye davet ediyorum. “AZALTIM VE UYUMU BİRBİRİNİ TAMAMLAYAN İKİ TEMEL UNSUR OLARAK DEĞERLENDİRİYORUZ” COP31 Başkanı Kurum, emisyon azaltımının sıcaklık artış hızını ve ulaşılabilecek en yüksek sıcaklığı sınırlamak açısından kritik önem taşıdığına vurgu yaptı: Bu kapsamda hep birlikte emisyonlarımızı hızlı biçimde azaltmalıyız. Yenilenebilir enerjinin yaygınlaştırılması, enerji verimliliğinin arttırılması ve yüksek karbonlu altyapıya bağımlılığın önlenmesi de bu çabanın temel unsurlarıdır. Biz Avustralyalı dostlarımızla birlikte COP31 Eylem Gündemi’ni belirlerken, hedeflerimizi ortaya koyarken de aslında bu kararlılığı ortaya koymaya çalıştık. Netice almak için COP31 'Uygulama COP'u' olsun istedik ve hedefleri de bu çerçevede belirledik. İstiyoruz ki bu hedefler hayata geçsin. İstiyoruz ki atacağımız bir adımla belki hiç tanımadığımız çocukların hayatını değiştirelim. O yüzden azaltım ve uyumu önemsiyoruz. İkisini birbirinin alternatifi olarak görmüyoruz; birbirini tamamlayan iki temel unsur olarak değerlendiriyoruz. ADİL GEÇİŞ VE KIRILGAN ÜLKELERİN DİRENÇLİLİĞİ Türkiye ve Avustralya iş birliğinde olduğu gibi ülkelerin iklim finansmanı konusunda da iş birliği içinde hareket etmesi gerektiğine dikkat çeken COP31 Başkanı Kurum, “İklim değişikliği maalesef sınır tanımıyor, dolayısıyla çözümümüz de sınırlı olamaz” dedi. Geçmişte finansmana erişim için pek çok kararın alındığını ancak taahhütlerin uygulamaya geçmesi gerektiğini belirten COP31 Başkanı Kurum, bu noktada adil geçişin desteklenmesinin ve kırılgan ülkelerin iklim etkilerine karşı dirençliliğinin arttırılmasının küresel iklim eyleminin başarısı açısından kritik önemde olduğunu dile getirdi. “HEDEFİMİZ NETTİR; 1,5 DERECE HEDEFİNİ KORUMAK, AŞIMI MÜMKÜN OLDUĞUNCA SINIRLAMAK” COP31 Başkanlığı’nın uygulamaya geçişe odaklandığını vurgulayan Bakan Kurum, şöyle devam etti: 1,5 derece hedefi uluslararası iklim politikasının temel referansı olmaya devam ediyor. Bu çerçevede COP31 Başkanlığı olarak biz, hedeflerden uygulamaya geçişi merkeze alıyoruz. Çünkü artık yalnızca ne yapmamız gerektiğini konuşmanın ötesine geçmek zorundayız. Bilimsel bilgiyi somut politikalara, politikaları yatırımlara, yatırımları ise sahada ölçülebilir sonuçlara dönüştürmek mecburiyetindeyiz. Her COP toplantısında ülkeler belli taahhütlerde bulunuyor. Eğer bir taahhüt ortaya koyuyorsanız bunu gerçekleştirmek durumundasınız. Çünkü oturduğumuz koltuklar bize bu misyonu yüklüyor. Halklarımız, vatandaşlarımız bizden bunu bekliyor ve hep birlikte işte bugün yaşadığımız krizleri de ortadan kaldıracak bu kararlılığı göstermek mecburiyetindeyiz. Şimdi bu seçenekleri eyleme dönüştürmek bizim sorumluluğumuzdur. COP31 Başkanlığı olarak ortak hedefimiz nettir; 1,5 derece hedefini korumak, aşımı mümkün olduğunca sınırlamak ve iklim eylemini bugünden geleceğe uzanan güçlü bir uygulama sürecine dönüştürmek için sizleri Antalya'ya davet ediyoruz. Antalya'ya gelirken açıkçası ne yaptığımızı konuşalım istiyoruz, ne yapacağımızı değil. Yapacaklarımızı zaten konuştuk. Hep birlikte o kararı alacağımıza yürekten inanıyorum. “DÖNÜŞÜM POLİTİKASINDAN ASLA GERİ DÖNÜLEMEZ” COP31 Başkanı Kurum, kapanış oturumunda da söz alarak kararlılık vurgusu yaptı: COP Başkanlığı olarak ilk günden itibaren daima uygulama dedik, daima aksiyon dedik. Müzakere konularının dışında kalan alanlarda da COP31'in dünyaya mesaj vermesinin ne kadar kritik olduğunu hep birlikte gördük. Şunun altını net bir şekilde çizmem gerekiyor; küresel gündem ne kadar zor olursa olsun dönüşüm patikasından asla geri dönülemez. Bu yolda ilerlerken elimizde birlikte çalışabildiğimiz faydalı konular, araçlar ve yollar var. Bilhassa elektrifikasyon bu dönemin itici gücü olacak. NDC ve NAP uygulaması için gereken projelere akacak finansman ve finansmana erişimin hayati önemini hepimiz çok iyi biliyoruz. Müzakere konularını tamamlayacak ve uygulamaya geçirilecek şekilde içinde bulunduğumuz ivmeyi ilerletmek istiyoruz. Antalya'da hep söyledik, söylemeye devam edeceğiz, kesinlikle sürpriz olmayacak. Kesinlikle tepeden inme bir karar olmayacak. Ama gelinen süreçte hepimize yakışan, tüm dünyanın ortak iradesini yansıtacağımız o kararlı duruşu da COP31'de hep birlikte göstermek mecburiyetindeyiz. Burada Fiji'de Pasifik adalarının açıkçası o dramına sessiz kalmak istemiyoruz. Dünyada Nepal gibi iklim değişikliğinin etkilerini hisseden ülkelerin çığlığını duymak istiyoruz. PRE-COP’TA YOĞUN İKLİM DİPLOMASİSİ COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Fiji’de Pre-COP temasları kapsamında Cook Adaları Başbakanı Mark Brown ile Vanuatu Başbakanı Jotham Napat ile ikili görüşmeler gerçekleştirdi. Ardından Fransa Ekolojik Geçiş, Biyoçeşitlilik ile İklim ve Doğa Konularında Uluslararası Müzakereler Bakanı Monique Barbut ile bir araya gelen COP31 Başkanı Kurum, görüşmede; küresel iklim kriziyle mücadele, biyoçeşitliliğin korunması, yeşil dönüşüm ve iklim dirençli şehirler konularında değerlendirmelerde bulundu. COP31 Başkanı Kurum, Avrupa Komisyonu İklim, Net Sıfır ve Temiz Büyümeden Sorumlu Komiser Wopke Hoekstra, Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen ile üçlü görüşme gerçekleştirdi. Bakan Kurum daha sonrasında COP30 Başkanı Andrea De Lago, Singapur Sürdürülebilirlik ve Çevre Bakanı Grace Fu Hai Yien, Fiji Çevre ve İklim Bakanı Lynda Tabuya, Fiji Vanuatu heyeti, Fiji Fransa Heyeti ile de ikili görüşmeler gerçekleştirdi.

Bakan Murat Kurum: "Tuvalu'nun Sesini Antalya'daki COP31'e Taşıyacağız" Haber

Bakan Murat Kurum: "Tuvalu'nun Sesini Antalya'daki COP31'e Taşıyacağız"

Çevre, Şehirmcilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum, Antalya'da düzenlenecek dev zirve öncesinde sular altında kalma riskiyle karşı karşıya olan Pasifik ada ülkesi Tuvalu'yu ziyaret etti. Bölgedeki incelemelerinin ardından Fiji'deki Liderler Genel Oturumu'na katılan Kurum, "1,5 derece hedefi Tuvalu gibi ülkelerin var olup yok olma meselesidir." diyerek küresel eylem çağrısında bulundu. Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da gerçekleştirilecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde kritik diplomatik temaslar sürüyor. Müzakereler öncesinde ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları azaltmak ve ana zirvenin zeminini hazırlamak amacıyla Pasifik ada ülkeleri Fiji ve Tuvalu’da düzenlenen Pre-COP programı, küresel iklim diplomasisinin merkez üssü oldu. Tuvalu Kıyı Uyarlama Projesi İncendi: "Geleceğin Habercisi" Saha ziyaretleri kapsamında beraberindeki heyetle Tuvalu’ya giden COP31 Başkanı Murat Kurum, deniz seviyesinin yükselmesine karşı geliştirilen Tuvalu Kıyı Uyarlama Projesi’ni yerinde inceledi. Geleneksel törenle karşılanan Bakan Kurum’a, yükselen deniz seviyesine karşı inşa edilen ıslah edilmiş karasal alanlar ve güneş enerjisi projeleri hakkında detaylı bilgi verildi. Saha incelemesinin ardından sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Kurum, şu mesajı verdi: "Antalya’da ev sahipliğini yapacağımız COP31 öncesinde iklim değişikliğini en derinden hisseden Pasifik’teki ada ülkelerinden Tuvalu’dayız. Sular altında kalma tehdidi yaşayan Tuvalu’da bilim insanlarını ve yerel halkı dinledik. Tuvalu’nun sesini Fiji’deki Pre-COP’a, oradan Antalya’ya taşıyacağız." Eylem Gündeminin En Kırılgan Noktası: Okyanuslar ve Denizler COP31 Başkanlığı’nın açıklayacağı Eylem Gündemi’nin 10 öncelikli temasından birini "Okyanuslar ve Denizler" başlığı oluşturuyor. Pasifik'te 9 mercan adasından oluşan ve yaklaşık 10 bin kişilik nüfusa sahip Tuvalu, iklim kırılganlığının en somut örneğini teşkil ediyor. Bilim insanlarının tahminlerine göre, ada topraklarının %95’inin 2100 yılına kadar su altında kalması öngörülüyor. Topraklarıyla birlikte devlet statüsünü de kaybetme riski yaşayan Tuvalu, bu felaket senaryosuna karşı Kasım 2023'te Avustralya ile "Avustralya-Tuvalu Falepili Birliği" anlaşmasını imzaladı. Anlaşma, her yıl 280 Tuvalu vatandaşına Avustralya'da kalıcı ikamet, eğitim ve çalışma hakkı tanıyor. Fiji, Vanuatu, Maldivler ve Karayip ülkeleri de benzer risklerle karşı karşıya bulunuyor. Taku Pakasoa Bildirgesi ile Birlik Çağrısı Tuvalu ziyaretinin ardından Fiji’deki Liderler Genel Oturumu'na katılan Bakan Murat Kurum, konuşmasına Tuvalu dilinde "Talofa" ve Fijice "Bula Vinaka" selamlarıyla başladı. Kurum, Tuvalu dilinde "birlik ve ortak eylemde bulunan güç" anlamına gelen Taku Pakasoa Bildirgesi’ne dikkat çekti: "Mavi Pasifik'e yönelen ciddi tehdidi yerinde gördük. Taku Pakasoa Bildirgesi, iklim krizinin ön saflarındaki Pasifik halklarının arkasında birleşme çağrısıdır. Artık görüşme ve konuşma yeter; dünya genelinde 'birlikte eyleme geçme zamanıdır' mesajını vermek zorundayız." "1,5 Santigrat Derece Hedefi Bir Varoluş Meselesidir" Paris İklim Anlaşması'nın küresel sıcaklık artışını 1,5 °C sınırında tutma hedefinin vital bir zorunluluk olduğunu ifade eden Kurum, konuşmasını şöyle sürdürdü: Varoluş Mücadelesi: "Sıcaklık artışı 1,5 santigrat dereceye yaklaşırken bu hedef Tuvalu gibi ülkelerin var olup yok olma meselesi haline geldi." Bilimsel Gerçeklik: "Bilim; derin, hızlı ve sürdürülebilir emisyon azaltımlarının şart olduğunu gösteriyor. Pasifik ada ülkelerinin iklim liderliğini takdir ediyor; devletlik, egemenlik ve deniz bölgelerinin korunması kararlılığımızı teyit ediyoruz." COP31 Antalya Öncelikleri: Elektrifikasyon ve Yenilenebilir Enerji Bakan Kurum, Paris Anlaşması’nın ikinci 10 yılında ülkelere Ulusal Katkı Beyanları’nı (NDC) sunma çağrısını yineleyerek COP31 Antalya Zirvesi’nin ana hedeflerini paylaştı: Yenilenebilir Enerji: 2030'a kadar yenilenebilir enerji kapasitesini 3 katına çıkarmak. Enerji Verimliliği: Enerji verimliliği artış hızını 2 katına ulaştırmak. Adil Geçiş: Fosil yakıtlardan adil, düzenli ve eşitlikçi bir şekilde uzaklaşmak. Elektrifikasyon Target: 2035 yılına kadar %35 elektrifikasyon hedefine ulaşmak. İklim Finansmanı: Gelişmiş ülkeleri Pasifik Dayanıklılık Fonu'na katkı sağlamaya ve hibe temelli finansman sunmaya davet etmek. Konuşmasını Tuvalu dilinde teşekkür anlamına gelen "Fakafetai" ifadesiyle tamamlayan Kurum, tüm tarafları Kasım ayında Antalya'da düzenlenecek COP31'e davet etti. Zirveye Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, Fiji Başbakanı Sitiveni Rabuka ve BM İklim Değişikliği İcra Sekreteri Simon Stiell gibi üst düzey liderler katıldı. Pre-COP Nedir ve COP31 Süreci Nasıl İşliyor? Pre-COP Nedir? Her yıl düzenlenen BM İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP) öncesinde, ana zirveye hazırlık yapmak, müzakere metinlerini olgunlaştırmak ve ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları azaltmak için düzenlenen ön zirvedir. COP31 Ev Sahipliği: BM bölgeler arası rotasyon sistemine göre COP31’e Türkiye, "Batı Avrupa ve Diğerleri" (WEOG) grubu adına ev sahipliği yapmaktadır. Müzakere başkanlığını ise Avustralya üstlenmiştir. Bu iş birliği doğrultusunda Pre-COP toplantıları Pasifik ada ülkelerinde gerçekleştirilmiştir.

Tat Gıda, Elektrik Tüketiminin Yüzde 97’sini Güneşten Karşılayacak Haber

Tat Gıda, Elektrik Tüketiminin Yüzde 97’sini Güneşten Karşılayacak

Tat Gıda, enerji dönüşümü yatırımlarına bir yenisini daha ekledi. Manisa’daki ilk güneş enerjisi santralini (GES) 21 Mayıs 2025’te devreye alan şirket, Afyonkarahisar’da ikinci GES’in fiziki kurulumunu tamamladı ve 16 Eylül 2026’da devreye aldı. İki santralin tam kapasiteyle çalışmasıyla şirketin yıllık elektrik tüketiminin yüzde 97’sinin güneş enerjisinden karşılanması hedefleniyor. Gıda sanayisinde sürdürülebilir üretim ve enerji verimliliğine yönelik çalışmalarını sürdüren Tat Gıda, yenilenebilir enerji yatırımlarında kapasitesini büyütüyor. Manisa Akçaköy’deki ilk GES yatırımını geçen yıl faaliyete geçiren şirket, Afyonkarahisar Çiçektepe’deki ikinci santralinde de inşaat ve fiziki kurulum aşamalarını tamamladı ve 16 Eylül 2026 tarihinde devreye aldı. Tat Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Memiş, iki santralin tam kapasiteyle devreye alınmasıyla şirketin yıllık elektrik tüketiminin yüzde 97’sini yenilenebilir kaynaklardan karşılayacaklarını belirtti. Tat Gıda Afyonkarahisar Çiçektepe GES’in yaklaşık 4 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirildiğini bildiren Veysel Memiş, santralin 9,92 MWp kurulu güce sahip olduğunu ve projede 16.008 adet güneş paneli kullanıldığını ifade etti. Santralin yıllık yaklaşık 15,8 milyon kilovatsaat elektrik üretmesinin öngörüldüğünü aktaran Veysel Memiş, TEDAŞ kabul süreçlerinin tamamlanmasının ardından Afyonkarahisar Çiçektepe GES’i 16 Eylül 2026 tarihinde devreye alındığını kaydetti. İki santralden yıllık 19,5 milyon kilovatsaat elektrik üretimi hedefleniyor Veysel Memiş, Manisa ve Afyonkarahisar’daki iki GES’in toplam üretim kapasitesinin yıllık yaklaşık 19,5 milyon kilovatsaat olacağını belirterek, şöyle devam etti: “Akçaköy’de devreye aldığımız ilk güneş enerjisi santralimizin ardından Afyonkarahisar Çiçektepe yatırımımızda da önemli bir aşamayı geride bıraktık. Kurulum çalışmalarını tamamladığımız bu projemizi TEDAŞ kabul süreçlerinin ardından devreye aldık. Yaklaşık 9,92 MWp kurulu güce sahip Afyonkarahisar Çiçektepe GES’ten yıllık 15,8 milyon kilovatsaat elektrik üretimi öngörüyoruz. Manisa ve Afyonkarahisar’daki iki santralimizin toplamında ise yıllık yaklaşık 19,5 milyon kilovatsaat yeşil elektrik üreterek toplam tüketimimizin yüzde 97’sini güneşten sağlayacağız.” “Yeni santralimiz 9 bin 892 ton karbon emisyonunu önleyecek” Yenilenebilir enerji yatırımlarının yalnızca çevresel kazanımlar açısından değil, sanayinin rekabet gücü bakımından da önem taşıdığına işaret eden Veysel Memiş, enerji maliyetlerinin üretim yapan şirketler açısından kritik bir unsur haline geldiğini vurguladı. Veysel Memiş, Tat Gıda’nın yenilenebilir enerji üretim kapasitesini artırarak enerji maliyetlerini daha öngörülebilir hale getirmeyi ve enerji arz güvenliğini güçlendirmeyi amaçladığını belirtti. Afyonkarahisar Çiçektepe GES’in çevresel katkısına da değinen Veysel Memiş, santralin yıllık yaklaşık 9 bin 892 ton CO₂e sera gazı emisyonunun önlenmesine katkı sağlayacağını bildirdi. “2030’da yüzde 55 emisyon azaltımı, 2050’de net sıfır hedefliyoruz” Tat Gıda’nın GES yatırımlarının şirketin uzun vadeli iklim hedeflerinin de bir parçası olduğunu belirten Veysel Memiş, sürdürülebilirliği çevresel etkilerin azaltılmasının ötesinde, şirketin uzun vadeli rekabet gücünü destekleyen stratejik bir unsur olarak değerlendirdiklerini ifade etti. Veysel Memiş, şirketin 2030 yılına kadar emisyonlarını yüzde 55 azaltmayı, 2050’de ise net sıfır emisyona ulaşmayı hedeflediğini belirterek, enerji dönüşümünün iki santralle sınırlı kalmayacağını söyledi. Veysel Memiş, “Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel etkilerimizi azaltan bir yaklaşım değil, uzun vadeli rekabet gücümüzün temel unsuru olarak görüyoruz. Bu adımlar, 2030 yılına kadar emisyonlarımızı yüzde 55 azaltma ve 2050’de net sıfır emisyona ulaşma hedeflerimizin somut birer parçasıdır. Enerji dönüşümümüzü iki santralle sınırlı tutmayacak, enerji verimliliği ve karbon ayak izini azaltma odaklı projelerimizi büyütmeye devam edeceğiz.” dedi. Veysel Memiş, Afyonkarahisar Çiçektepe GES yatırımının planlanan takvim doğrultusunda ilerlemesinde emeği bulunan kurum ve kuruluşlara da teşekkür etti. Projenin hayata geçirilmesinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın sağladığı destek ve katkının önemine işaret eden Veysel Memiş, ana yüklenici Solares Yenilenebilir Enerji A.Ş.’nin ekibine de yatırımın kurulum ve uygulama sürecindeki özverili çalışmalarından dolayı teşekkürlerini iletti.

Yerelde Yeşil Dönüşüm ve Kapsayıcılık Vurgusu Haber

Yerelde Yeşil Dönüşüm ve Kapsayıcılık Vurgusu

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü, Türkiye’nin yeşil büyüme ve net sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda hazırlanan "2025 Yılı Kalkınma Ajansları Sürdürülebilirlik Raporu"nu kamuoyuyla paylaştı. Rapor; yeşil dönüşümden sosyal kapsayıcılığa, afet dirençli kentlerden yenilikçi finansman modellerine kadar birçok detayı aktarıyor. Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hamlelerinde kritik bir rol üstlenen kalkınma ajanslarının 2025 yılındaki faaliyetleri, kapsamlı bir raporla tescillendi. On İkinci Kalkınma Planı ve 2053 Net Sıfır Emisyon hedefleriyle tam uyumlu olarak hazırlanan 2025 Yılı Kalkınma Ajansları Sürdürülebilirlik Raporu, yerelde gerçekleştirilen ekolojik ve sosyal dönüşüm projelerini bütüncül bir yaklaşımla ele alıyor. Yeşil Dönüşüm ve Kaynak Verimliliğinde Büyük Atılım Raporun en dikkat çekici başlıklarından biri, çevre dostu üretim modellerine verilen güçlü destekler oldu. Enerji ve su verimliliğinden döngüsel ekonomiye kadar geniş bir yelpazede yürütülen çalışmalar, KOBİ’lerin küresel rekabet gücünü artırmayı hedefliyor. Özellikle Dünya Bankası iş birliğiyle hayata geçirilen ve yaklaşık 400 milyon ABD doları bütçeye sahip Türkiye Sosyal Kapsayıcı Yeşil Geçiş Projesi (SoGreen), 81 ilde KOBİ’lerin yeşil dönüşüme adaptasyonunda kilit bir misyon üstleniyor. Bunun yanı sıra Yerel Kalkınma Hamlesi ve Anadoludakiler Programı gibi inisiyatiflerle yerel değerler korunurken, katma değerli ve çevreci üretim modelleri teşvik ediliyor. Sosyal Kapsayıcılık ve İstihdamda Rekor Rakamlar Kalkınma ajansları yalnızca ekolojik dengeye değil, toplumsal kalkınmaya da odaklanıyor. 2025 yılı boyunca kadın istihdamı, genç girişimciliği ve dezavantajlı grupların ekonomik hayata katılımı önceliklendirildi. Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı (SOGEP), SEECO Projesi, Çalışan ve Üreten Gençler Programı (ÇÜGEP) gibi öncü programlar sayesinde binlerce vatandaşa yeni istihdam kapıları aralandı, mesleki eğitimler verildi ve sosyal girişimcilik projeleri hayata geçirildi. Deprem Bölgesinde Toparlanma ve Dirençli Kentler 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından bölgenin yeniden ayağa kaldırılması sürecinde kalkınma ajansları aktif rol oynamaya devam etti. Doğu Akdeniz’de DOĞAKA öncülüğünde yürütülen çalışmalar ve Bölgesel Kalkınma Odaklı Toparlanma Acil Eylem Programı (BOTAP) kapsamında; altyapının güçlendirilmesinden ekonomik ve sosyal toparlanmanın hızlandırılmasına yerel üreticilerin desteklenmesine kadar pek çok kritik adım atıldı. Milyarlık Finansman Desteği ve 2040 Vizyonu Genel bütçe ödenekleri, yerel katkılar ve uluslararası fonların sinerjisiyle finanse edilen ajanslar, 2025 yılında 1.155 proje için yaklaşık 2,8 milyar TL tutarındaki destek sözleşmesini imzaladı. 1.134 nitelikli personelin görev yaptığı kurumlar, güçlü dijital altyapıları ve şeffaf denetim mekanizmalarıyla örnek bir kurumsal yapı sergiliyor. Gelecek dönemde sadece hibe sağlayan kurumlar olmanın ötesine geçerek; yeşil, dijital ve dirençli kalkınma süreçlerine yön veren stratejik birer aktör olmayı hedefleyen kalkınma ajansları, 2040 vizyonu doğrultusunda Türkiye’nin kalkınma yolculuğuna liderlik etmeye hazırlanıyor.

Türkiye, Küresel Sera Gazı Emisyonlarında 13. Sıraya Yükseldi Haber

Türkiye, Küresel Sera Gazı Emisyonlarında 13. Sıraya Yükseldi

Avrupa Komisyonu’nun Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ile birlikte derlediği ve Küresel Atmosferik Araştırmalar için Emisyon Veritabanı (EDGAR) değerlerine dayanan Joint Research Centre’ın (JRC) “Tüm Dünya Ülkelerinin Seragazı Emisyonları 2026” başlıklı yeni raporu yayımlandı. Rapora göre, COVID-19 sonrası emisyonlardaki yükseliş eğilimi, önceki yıla kıyasla daha düşük bir hızda da olsa devam etti. İki istisnai dönem olan 2009 finansal krizi ve COVID-19 pandemisi haricinde küresel emisyonlar 21. yüzyıl boyunca artış eğilimini sürdürürken, 2025 yılında küresel sera gazı emisyonları 2024'e kıyasla %0,7 artarak rekor bir seviye olan 54 gigaton (Gt) karbondioksit eşdeğerine (CO₂e) ulaştı. ​Yayımlanan raporda en büyük altı kirletici olarak öne çıkan Çin, ABD, Hindistan, AB, Rusya ve Endonezya, 2025’te küresel emisyonların %62’sinden sorumlu olurken; ABD emisyonlarını 2024’e kıyasla %2,2 artırarak dünya çapında en büyük mutlak artışı kaydetti. Buna karşın Çin ve Hindistan emisyon seviyelerini ilk kez sabit tuttu veya azalttı (sırasıyla +%0,1 ve -%0,2). En büyük 16 kirleticiden altısı olan Hindistan, AB, Rusya, Brezilya, Japonya ve Avustralya 2025’te emisyonlarını azaltma başarısı gösterirken; Avrupa Birliği (AB) de LULUCF (Arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılık) hariç sera gazı emisyonlarını 2024 yılına kıyasla %0,2 düşürdü. Bu miktar, AB'nin 1990 seviyelerine kıyasla %35,6’lık bir düşüş elde ettiğini ortaya koydu. ​Ancak raporda Türkiye ile ilgili paylaşılan veriler dikkat çekici ve endişe verici bir tabloyu gözler önüne serdi. COP31 Başkanı Türkiye, en fazla emisyona neden olan ülkeler arasında 13. sıraya yükselirken, COP31 Müzakereler Başkanı Avustralya Türkiye’nin hemen ardından 14. sırada yer aldı. Türkiye ayrıca, en büyük 16 emisyon kaynağı arasında, emisyonlarını en hızlı artıran (% +4,2) ülke olarak kayıtlara geçti. Büyük kirleticiler arasında Türkiye'nin yanı sıra İran (% +1,7) ve Suudi Arabistan’ın da (% +1,3) emisyonları kayda değer oranda arttı. ​Avrupa Komisyonu verilerinin ardından Türkiye’de faaliyet gösteren uzman sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelmesiyle kurulan İklim Ağı, konuya ilişkin sert ve uyarıcı bir değerlendirme paylaştı. İklim Ağı açıklamasında, "Avrupa Komisyonu’nun verileri, Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını hızla artırdığını ortaya koyuyor. İklim Ağı olarak daha önce de vurguladığımız gibi, emisyonların bugün hâlâ artıyor olması, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefiyle uyumlu, gerçek bir emisyon azaltım politikasına acilen ihtiyaç duyduğunu gösteriyor" ifadelerine yer verildi. ​Türkiye’nin COP31 Başkanlığı döneminde iklim liderliği iddiasının hakkını vermesinin yolunun fosil yakıtlara dayalı yatırımları sonlandırmaktan ve emisyonları bugünden itibaren azaltmaktan geçtiğini belirten uzmanlar; kömürden çıkışın planlanması, fosil yakıt teşviklerinin kaldırılması, yenilenebilir enerjinin doğayı ve yöre sakinlerini koruyacak şekilde yaygınlaştırılması ve adil geçiş politikalarının hayata geçirilmesi gerektiğinin altını çizdi. İklim Ağı, "Türkiye, emisyonlarını artıran politikalarla iklim krizine dirençli bir toplum yaratamaz" diyerek acil eylem çağrısında bulundu. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: https://edgar.jrc.ec.europa.eu/report_2026

İstanbul’da Aşırı Sıcaklar: Yüzyıl Sonunda Ölüm Riski 10 Kat Artabilir! Haber

İstanbul’da Aşırı Sıcaklar: Yüzyıl Sonunda Ölüm Riski 10 Kat Artabilir!

İklim değişikliğinin İstanbul üzerindeki etkilerini mercek altına alan Marmara Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Merve Yılmaz’ın çalışması, çarpıcı sonuçları ortaya koyuyor. Eğer küresel emisyonlar kontrol altına alınamazsa, İstanbul’da aşırı sıcaklara bağlı yıllık ölümlerin yüzyıl sonunda 40 bine ulaşabileceği hesaplanıyor. Peki, bu risk nasıl minimize edilebilir? ​İklim değişikliği, artık sadece bir çevresel sorun değil, doğrudan halk sağlığını tehdit eden kritik bir kriz haline geldi. Marmara Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nde iklim değişikliği, iklim eylemi ve sürdürülebilirlik konularında çalışmalarına devam eden Dr. Merve Yılmaz tarafından yürütülen yeni çalışma, İstanbul’un gelecekteki "sıcaklık haritasını" ve bunun insan sağlığı üzerindeki maliyetini gözler önüne seriyor. ​2013’ten 2097’ye: Artan Sıcaklık, Artan Risk ​Dr. Yılmaz’ın çalışması, 2013-2017 dönemini referans alarak iki farklı senaryo üzerinden geleceği projeksiyonluyor. O dönemde İstanbul’da yaz aylarında yaşanan yaklaşık 4 bin ölümün aşırı sıcaklarla ilişkili olduğu tahmin ediliyor. Ancak gelecek senaryoları oldukça ürkütücü: ​Kötümser Senaryo (Fosil yakıt kullanımının yoğun devam ettiği durum): İstanbul’da yaz aylarındaki günlük en yüksek sıcaklık ortalaması 32°C’den 39,1°C’ye yükselecek. Bu durumda, yüzyıl sonunda aşırı sıcak kaynaklı ölümler 40 bine yaklaşacak. ​İyimser Senaryo (Paris İklim Anlaşması ve 1,5 derece hedefi): Emisyonların net sıfır hedefleriyle sınırlandırıldığı durumda, sıcaklık artışı 1,2°C ile kısıtlı kalıyor. Bu iyimser tabloda bile yüzyıl sonunda ölümlerin 9-10 bin civarında tutulması mümkün. ​İstanbul Neden Daha Kırılgan? ​Araştırma, İstanbul’un sadece iklim değişikliğinden değil, aynı zamanda "kentsel ısı adası" etkisinden de ciddi oranda etkilendiğini vurguluyor. Yoğun yapılaşma, azalan yeşil alanlar ve geçirimsiz yüzeyler, hissedilen sıcaklığı katlıyor. Bunun yanı sıra: ​Yaşlanan Nüfus: 65 yaş üstü nüfusun artması, sıcak hava dalgalarına karşı kırılganlığı yükseltiyor. ​Yoğun Kentleşme: Betonlaşmanın artması, kentin ısıyı hapseden bir yapıya dönüşmesine neden oluyor. ​"Kaderimiz Değil: Uyum Stratejileri Şart" ​Dr. Merve Yılmaz, bu sonucun bir "kader" olmadığını, doğru politikalarla riskin yönetilebileceğini belirtiyor. Sadece emisyon azaltımı yeterli değil; şehirlerin iklim direncini artırmak için atılması gereken adımlar şunlar: ​Erken Uyarı Sistemleri: Aşırı sıcaklık dalgaları öncesinde halkın bilgilendirilmesi. ​Kentsel Tasarım: Yeşil koridorlar oluşturulması, gölge alanların artırılması ve ısıyı yansıtan malzeme kullanımı. ​Kırılgan Gruplar İçin Eylem Planı: Yaşlılar, kronik hastalar ve düşük gelirli haneler için özel koruma programları. ​Sağlık Sisteminin Hazırlığı: Hastanelerin ve sağlık birimlerinin sıcak hava dalgalarına yönelik kapasitelerinin artırılması. ​Sonuç: İklim Politikası Halk Sağlığı Politikasıdır ​Araştırma, iklim değişikliğiyle mücadelenin sadece enerji veya ulaşım sektörüyle ilgili olmadığını, doğrudan "can güvenliği" olduğunu kanıtlıyor. İstanbul, daha sık, daha uzun ve daha şiddetli sıcak hava dalgalarının beklediği bir geleceğe, bugünden planlı bir şekilde hazırlanmak zorunda. ​Emisyonları düşürmek kadar, kentsel dönüşümü iklim risklerini gözeterek yönetmek, İstanbul’un gelecekteki sağlık yükünü hafifletmenin tek yolu olarak öne çıkıyor. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş, Dr. Merve Yılmaz

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.