Hava Durumu

#Oecd

Kırsal Haber - Oecd haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Oecd haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İhracatta Büyük Hedeflere Kadın ve Erkek Birlikte Yürüyerek Ulaşabiliriz Haber

İhracatta Büyük Hedeflere Kadın ve Erkek Birlikte Yürüyerek Ulaşabiliriz

Gelişmiş toplumların kadın – erkek birlikte çalışarak bugünlere geldiğinin altını çizen Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, Türkiye’nin her alanda olduğu gibi sürdürülebilir kalkınma ve ihracat hedeflerine ulaşmasının yolunun kadın-erkek eşitliğini güçlendirmekten geçtiğini söyledi. Ege İhracatçı Birlikleri’nin dünyanın en büyük sürdürülebilirlik inisiyatifi olan Global Compact’a üye olan ilk ihracatçı birliği olduğunu hatırlatan Eskinazi, “Kadınların ekonomide, bilimde, eğitimde, sağlıkta ve yönetim kademelerinde güçlü şekilde temsil edildiği ülkelerin daha hızlı kalkındığını ve küresel rekabette daha güçlü konuma ulaştığını görüyoruz. Cumhuriyetimizin Kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Dünyadaki her şey kadının eseridir” sözünü ilke edinerek kadın erkek eşit temsiliyetini güçlendiren adımları atmalıyız. Bu adımları attığımız zaman Türkiye’nin gelişmiş ülkeler arasında yerini aldığını göreceğiz” şeklinde konuştu. Kalkınmanın yalnızca çevresel değil sosyal boyutlarıyla ele alınması gerektiğinin altını çizen Eskinazi şöyle devam etti: “OECD ve AB ülkelerinde kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 60’ın üzerinde. Türkiye’de ise yüzde 30’lar bandında. Araştırmalar, kadınların iş gücüne katılımının artmasının GSYH büyümesini önemli ölçüde desteklediğini gösteriyor. Kadınların üretimde, ihracatta ve karar alma süreçlerinde daha fazla yer alması Türkiye’nin küresel rekabet gücünü artıracaktır. İhracatta büyük hedeflere ulaşmak istiyorsak kadın ve erkeklerin birlikte hareket ettiği bir ekonomik yapı kurmak zorundayız.” Birliğimizde 106 çalışanımızın 48’i erkek 58’i kadın Türkiye’nin ihracatta yüksek katma değerli üretim hedeflerine ulaşmasının insan kaynağının etkin kullanımıyla mümkün olacağını belirterek kadınların üretim ve ihracat ekosisteminde daha fazla yer almasının ekonomik büyüme açısından da büyük önem taşıdığını ifade eden Eskinazi, “Kadınların iş gücüne katılımı yalnızca sosyal bir kazanım değil aynı zamanda ekonomik büyüme için güçlü bir kaldıraçtır. Birliğimizde 106 çalışanımızın 48’İ erkek 58’i kadın. Ege İhracatçı Birlikleri’nde gelecek dönemlerde tecrübeli ve kadın- erkek temsiliyetini merkezine alan bir anlayışın hâkim olması için Ege İhracatçı Birlikleri Genç İhracatçılar Konseyini kurduk. GİK’de kadın ve erkek temsiliyeti eşit. 2026 yılı Nisan ayında EİB çatısı altındaki 12 ihracatçı birliğinde seçimli genel kurullar yapılacak. Bu süreç sonrasında yönetim ve denetim kurullarında kadın temsiliyetinin artmasını arzu ediyoruz” ifadelerini kullandı. Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, üretimde, ihracatta, bilimde ve hayatın her alanında değer yaratan tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayarak sözlerini noktaladı.

Yarım Asırdan Geleceğe Bakliyata Değer Katan Reis Haber

Yarım Asırdan Geleceğe Bakliyata Değer Katan Reis

Türkiye’de bakliyat sektörünün standartlarını belirleyen ve markalaşma sürecine liderlik eden Reis Gıda, yarım asırlık başarı yolculuğunu 10 Şubat Dünya Bakliyat Günü kapsamında Gastronometro’da düzenlenen özel bir buluşmayla paylaştı. Toplantıda, bakliyatın sadece bir gıda maddesi değil, sürdürülebilir bir gelecek için "stratejik bir değer" olduğu vurgulandı. ​Güven ve Bereketle Geçen 50 Yıl ​1975 yılında Mehmet Reis tarafından temelleri atılan marka, bugün "güven" ve "bereket" temalarıyla geleceği şekillendiriyor. Yerli üretimi destekleme ve sürdürülebilir tarım vizyonuyla hareket eden Reis Gıda, bakliyatı tarladan sofraya uzanan katma değerli bir zincire dönüştürdü. ​Toplantıda konuşan yetkililer, Reis’in kurumsal üretim geleneğinin arkasında yatan en büyük gücün, çiftçiyle kurulan omuz omuza bağ ve toprağa duyulan sadakat olduğunu belirttiler. ​Küresel Veriler Stratejik Önemi Kanıtlıyor ​Buluşmada paylaşılan OECD ve FAO verileri, bakliyatın önümüzdeki on yıla damga vuracağını gösteriyor: ​Üretim Artışı: Dünya genelinde bakliyat üretiminin 2034 yılına kadar %25 artışla 126 milyon tona ulaşması bekleniyor.​Tüketim Trendi: Kişi başı yıllık tüketimin 8,6 kg seviyesine çıkacağı öngörülüyor.​Pazar Büyüklüğü: Küresel bakliyat pazarının yaklaşık 82,4 milyar dolar hacme ulaştığı ifade ediliyor.​"Bakliyat Köyleri" 6 Yaşında: Yerli Üretime Tam Destek ​Reis Gıda’nın sürdürülebilir tarım vizyonunun en somut projesi olan Bakliyat Köyleri, bu yıl 6. yılını kutluyor. Sözleşmeli üretim modeliyle hem çiftçiyi koruyan hem de planlı tarımı yaygınlaştıran proje, Türkiye’nin bitkisel üretim potansiyelini maksimize etmeyi hedefliyor. ​Türkiye’nin 1990 yılındaki 2 milyon tonluk üretim rekorunu anımsatan Reis Gıda, planlı üretimle bu rakamın 2,5 milyon tonun üzerine çıkarılmasının bir hedef değil, zorunluluk olduğunu vurguladı. ​İklim Krizi ve Güvenli Gıdanın Anahtarı ​Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2026 yılını “Güvenli Gıda için Yatırım Seferberliği Yılı” ilan etmesine dikkat çekilen toplantıda, bakliyatın çevresel avantajları sıralandı: ​Azot Bağlama: Toprak sağlığını doğal yollarla geri kazandırır.​Düşük Su Ayak İzi: İklim krizi ve kuraklıkla mücadelede kilit rol oynar.​Bitkisel Protein: Vegan ve sağlıklı beslenme trendlerinin temel taşıdır.​Türkiye İçin Büyük Fırsat ​Türkiye'nin bakliyatın gen merkezi ve ana vatanı olduğunu hatırlatan Reis Gıda yetkilileri, 2025 yılında hububat ve bakliyat ihracatının 12 milyar 367 milyon dolara ulaşmasının, ülkemizin küresel pazardaki gücünü pekiştirdiğini belirtti. ​Reis Gıda’nın Mesajı Net: ​"Bakliyat; güvenli gıdanın, sürdürülebilir tarımın ve geleceğin sofralarının temel yapı taşıdır. Toprağa, üreticiye ve sofralara değer katmaya devam edeceğiz."

Matlı Şirketler Grubu’ndan Stratejik Satın Alma Haber

Matlı Şirketler Grubu’ndan Stratejik Satın Alma

Türkiye’nin önde gelen sanayi ve gıda gruplarından Matlı Şirketler Grubu, gıda ve tarım odaklı büyüme stratejisi doğrultusunda önemli bir satın almaya imza attı. Grup, İzmir Çiğli’de faaliyet gösteren Yakamoz Yağ Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin hisselerini devralarak bitkisel yağ üretiminde kapasitesini ve entegre yapısını güçlendirdi. İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nde yer alan tesisle birlikte Matlı Grubu; yem, hayvansal üretim ve gıda alanlarındaki yatırımlarına bitkisel yağ üretimini de ekleyerek tarımdan sofraya uzanan entegre zincirini daha da sağlamlaştırdı. Temelleri “Altınyağ” markasıyla atılan ve Türkiye’nin en köklü bitkisel yağ tesisleri arasında yer alan Yakamoz Yağ, modern altyapısı ve yüksek üretim kapasitesiyle dikkat çekiyor. Tesis; günlük 700 tona kadar soya fasulyesi işleme kapasitesine sahip olup ayçiçeği, kanola, keten ve aspir gibi farklı yağlı tohumların işlendiği kırma hatlarıyla faaliyet gösteriyor. Günlük 350 ton rafine yağ üretim kapasitesine sahip tesiste, 21 bin 600 ton kapasiteli yağlı tohum depolama çelik siloları ile 13 adet ham yağ tankı bulunuyor. “Protein Şirketi” vizyonunda yeni halka Matlı Şirketler Grubu, tarım ve gıda başta olmak üzere 10 farklı sektörde faaliyet gösteren entegre yapısıyla Türkiye’nin protein ekosistemini güçlendirmeyi hedefliyor. Grup için protein; yalnızca bir ürün değil, gıda güvenliği, sağlıklı nesiller ve güçlü bir ekonomi açısından stratejik bir unsur olarak konumlanıyor. Türkiye’yi kişi başı protein tüketiminde Avrupa Birliği ve OECD ortalamalarına taşımayı amaçlayan Grup; yerli üretimi, yem ve hammadde fiyatlarında istikrarı ve toplumsal bilinçlenmeyi önceliklendiriyor. 60 yıllık deneyimiyle yatırımlarını, Ar-Ge çalışmalarını ve üretim kapasitesini sürekli artıran Matlı; tarımdan perakendeye, enerjiden lojistiğe kadar “topraktan sofraya” tüm süreci tek çatı altında yönetiyor. 10 Sektörde 30 Şirket, 12 Marka Bugün Matlı Şirketler Grubu; 30 şirketi, 12 markası, 2 Ar-Ge merkezi, binlerce çalışanı ve yaygın bayi ağıyla Türkiye ekonomisinin stratejik aktörleri arasında yer alıyor. Entegre üretim modeli ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarıyla gıda zincirinin tüm halkalarında katma değer yaratmayı hedefliyor. Yakamoz Yağ’ın bünyeye katılmasıyla birlikte Matlı Grubu; hammadde tedarik güvenliğini artırırken bitkisel ve hayvansal üretimi kapsayan protein odaklı büyüme stratejisinde güçlü bir sinerji oluşturmayı amaçlıyor. Bu adım, grubun Türkiye’nin protein merkezi olma hedefi doğrultusunda attığı stratejik hamlelerden biri olarak değerlendiriliyor. Özer Matlı; “Tarımdan sofraya uzanan entegre yapımız var” Matlı Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, satın almaya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Karacabey’den çıkan ve bugün Türkiye’ye mal olmuş bir marka olarak, stratejik sektörlerin başında gelen tarıma kararlılıkla yatırım yapmaya devam ediyoruz. Yakamoz Yağ’ın bünyemize katılması, yalnızca bitkisel yağ üretiminde kapasite artışı değil; tarımdan sofraya uzanan entegre yapımızı tamamlayan, protein ekosistemimizi daha da güçlendiren stratejik bir adımdır. Gıda güvenliğinin ve sürdürülebilir üretimin her geçen gün daha fazla önem kazandığı bir dönemde, hammadde tedarik güvenliğini artıran yatırımları son derece kritik görüyoruz. Bu satın alma ile hem ülkemizin tarım ve gıda sektörüne uzun vadeli katkı sağlamayı hem de Türkiye’yi protein alanında bölgesel bir merkez haline getirme hedefimize bir adım daha yaklaşmayı amaçlıyoruz.”

Ulusal Gıda Politikası Olmadan Kriz Yönetilemez! Haber

Ulusal Gıda Politikası Olmadan Kriz Yönetilemez!

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, küresel gıda sisteminin iklim krizi, savaşlar ve enerji maliyetlerinin etkisiyle yeniden şekillendiğini belirtti, buna karşılık Türkiye’de iktidarın tarımı plansız ve korumasız bıraktığını ifade etti. Sarıbal, “Gıda krizi kapıda değil, içeride. Türkiye’nin gıda krizini yönetebilmesi için ilk adım, gıdayı stratejik alan ilan etmektir. Bu çerçevede Gıda Bakanlığı’nın kurulması, gıda güvencesinin ulusal güvenlik başlığına alınması, ürün planlaması, desteklerin artırılması, kooperatiflerin güçlendirilmesi, stratejik ürünlerde taban fiyat ve üretim garantisinin sağlanması gerekiyor” dedi. CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de yaptığı basın açıklamasında Türkiye’de derinleşen gıda krizine dikkati çekerek iktidarın tarım politikalarını eleştirdi. Sarıbal, küresel gıda sisteminin iklim krizi, savaşlar ve enerji maliyetlerinin etkisiyle hızla yeniden şekillendiğini, buna karşılık Türkiye’de iktidarın tarımı plansız ve korumasız bıraktığını söyledi. “Gıda krizi kapıda değil, içeride” diyen Sarıbal, bu eğilimin gıdayı ekonomik olmaktan çıkartıp jeopolitik ve güvenlik başlığı haline getirdiğini belirterek, “Türkiye’nin gıda krizini yönetebilmesi için ilk adım, gıdayı stratejik alan ilan etmektir. Bu çerçevede Gıda Bakanlığı’nın kurulması, gıda güvencesinin ulusal güvenlik başlığına alınması, ürün planlaması, desteklerin artırılması, kooperatiflerin güçlendirilmesi, stratejik ürünlerde taban fiyat ve üretim garantisinin sağlanması gerekiyor” ifadelerini kullandı. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın 2026 Küresel Görünüm Raporu’na göre gelecek yıl 318 milyon kişinin kriz seviyesinde veya daha kötü açlıkla karşı karşıya kalacağına dikkati çeken Sarıbal, bu rakamın 2019’a göre iki kat arttığını belirtti. BM ve FAO değerlendirmelerinde ise tarım ve gıda sistemlerindeki hatalı uygulamaların çevresel, sosyal ve sağlık maliyetlerinin yıllık 12,7 trilyon dolara ulaştığına işaret edildiğini hatırlattı. DÜNYA GIDA STOKLUYOR, TÜRKİYE SEYREDİYOR Milletvekili Sarıbal, İsveç, Norveç, Hindistan ve Endonezya’nın pirinçten buğdaya kadar stratejik ürün stokladığını aktardı. İsveç hükümetinin Soğuk Savaş’tan bu yana ilk kez tarım ve gıdada stratejik bütçe ayırdığını hatırlatan Sarıbal, 2026 bütçesinden 57 milyon doların tahıl depolarına ayrıldığını söyledi. 2025 yılında Türkiye’nin fiziksel üretim kaybıyla karşı karşıya kaldığını belirten Sarıbal, bitkisel üretimde 16 milyon tonluk düşüş yaşandığını dile getirdi. 2026’da kişi başı tüketimin yaklaşık 100 kilogram azalması beklendiğini kaydeden Sarıbal, bunun daha düşük beslenme, daha yüksek sağlık maliyetleri ve toplumsal riskler yaratacağını vurguladı. “BUĞDAY ÜRETİMİ KİŞİ BAŞI 295 KİLODAN 208 KİLOYA DÜŞTÜ” Türkiye’de buğday üretimindeki dramatik gerilemeye dikkati çeken Sarıbal, “2002 yılında AKP iktidara geldiğinde kişi başı buğday üretimi kriz yılı olmasına rağmen 295 kilogramdı. Aradan geçen 23 yılda bu miktar 87 kg azalarak 208 kilograma düştü. Halkımızın neden ekmeği pahalıya yediği bu gerçeğin altında yatıyor. Yoksa Rusya ve Ukrayna’dan buğday ithal edip un ihracatında zirvedeyiz diye övünmek marifet değil” ifadelerini kullandı. TÜRKİYE GIDA ENFLASYONUNDA ZİRVEDE! OECD verilerini paylaşan Sarıbal, Türkiye’nin gıda enflasyonunda: 1. sırada, dünya genelinde 5. Sırada yer aldığını belirterek, “Saray rejimi ülkemizi dünyada gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülkelerden biri haline getirmiştir. Dünyada gıda fiyatları 2025 Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,3 oranında gerilerken, Türkiye’de yüzde 28,3 oranında artmıştır. Son bir yılda fiyat artışları ekmekte yüzde 43,1, dana etinde yüzde 48,1, taze balıkta yüzde 50,9, meyvelerde yüzde 42,7, margarinde yüzde 41,9, şebeke suyunda yüzde 58,9’a ulaşmıştır. 2003 yılından bu yana ortalama fiyatlar 35,1 kat, gıda fiyatları ise 49,3 kat artmıştır. Bu tablo; ücret artışlarının kağıt üzerinde büyütülüp, alım gücünün ise raflarda törpülendiği bir yoksullaştırma politikasıdır” dedi. GİRDİ MALİYETLERİ PATLADI Tarımın uzun süredir plansız, korumasız ve yönsüz bırakıldığını söyleyen Sarıbal, maliyetlerin dövize endeksli olduğunu hatırlatırken, “Mazot, gübre, yem dövize bağlı, destekler geç ve yetersiz, ithalat yerli üreticiyi tasfiye ediyor, hayvancılıkta ithalat kalıcı hale geldi. 2025 yılında üretici fiyatlarındaki artışlar yüzde 36,01, bazı kalemlerde artış yüzde 100’ün üzerine çıktı. Tarımda kullanılan mal ve hizmetlerdeki fiyat artışı ile birlikte maliyet baskısı da devam ediyor. Son dönemde hızla yükselen girdi maliyetleri, çiftçilerin ekonomik yükünü ciddi biçimde artırdı. ÜRE gübresi önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 51 oranında zamlanırken, 20.20.0 kompoze gübresindeki artış yüzde 46’yı aştı. DAP gübresinde yüzde 41’lik bir yükseliş görülürken, amonyum nitrat ve amonyum sülfat gübrelerinin fiyatları da yüzde 33 oranında arttı. Benzer şekilde yem fiyatları da yükseldi. Son bir yıl içinde süt ve besi yemi fiyatları yüzde 30 civarında artış gösterdi” diye konuştu. “DÜNYAYI DOYURACAĞIZ” YALANIYLA ENDÜSTRİYEL TARIM DAYATILDI İktidarı “her şey yolunda masalı” anlatmakla eleştiren Sarıbal, halkın çareyi tarihi geçmiş ürünlerin satıldığı marketlerde kuyruklarda aradığını söyledi. Yerel tohumların tasfiye edildiğini, hibrit ve GDO’lu tohumlara bağımlılık yaratıldığını, monokültür üretimin teşvik edildiğini söyleyen Sarıbal, Büyükşehir Yasası’nın en ağır darbelerden biri olduğunu vurguladı. Köylerin mahalleye dönüştürülmesiyle meraların yok edildiğini, gençlerin göç ettiğini ve köy tüzel kişiliğinin ortadan kaldırıldığını belirtti. Bu manzaranın neoliberal tarım politikalarının sonucu olduğunu belirten Sarıbal; “Devlet tarımdan çekildi, tarım şirketlere bırakıldı, küçük üretici tasfiye edildi. İthalat çözüm diye dayatıldı, çiftçi borç batağına sürüklendi, pazara ulaşımın önüne engeller konuldu. Sonra da soğan, patates stoklayan tüccar masalları anlatıldı. Bu masalları bin yıl da anlatsanız sorunu asla çözemezsiniz. Gıda fiyatlarındaki fahiş artışların önüne geçmenin yolu şirketleri değil, küçük aile tarımını desteklemektir. Yerel tohumlarını özgür bırakın. Girdi maliyetlerini düşürün. Köyleri ve köylü haklarını iade edin. Üretici ile tüketici arasındaki zinciri kısaltın. Küçük üreticilerin örgütlenmesini engellemeyin. Meraları amaç dışı kullanıma, ranta açmayın. İthalatı değil üretimi teşvik edin. Yani ranttan değil emekten, üretmekten yana politikalar uygulayın” diye konuştu.

Bakan Yumaklı Berlin Tarım Bakanları Konferansına Katıldı Haber

Bakan Yumaklı Berlin Tarım Bakanları Konferansına Katıldı

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Almanya'da Uluslararası Yeşil Hafta Fuarı kapsamında düzenlenen “Dünya Gıda ve Tarım Forumu" çerçevesindeki “Berlin Tarım Bakanları Konferansı"na katıldı. Berlin'deki City Cube salonunda bu yıl 18'incisi düzenlenen konferansta yaklaşık 70 ülkeden tarım bakanları ve sivil toplum kuruluşlarından temsilciler yer aldı. Su güvenliği, tarımda sürdürülebilirlik ile küresel dayanıklılık konularının ele alındığı konferansta Türkiye'yi Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı temsil etti. Bakan Yumaklı, konferans öncesinde Almanya Tarım, Gıda ve Yurt Bakanı Alois Rainer tarafından karşılandı ve konferansın çeşitli oturumlarına katıldı. Bakan Yumaklı, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, tamamen su merkezli bir konferans düzenlendiğini belirterek, “Suyun sadece tarımda değil, aslında bundan sonraki dönemde de hayatın en önemli unsuru olarak bütünüyle toplumları etkilediğini, ülkeleri etkilediğini ve bundan sonra daha fazla etkileyeceğini burada tüm taraflar konuşmuş oldu." dedi. Konferansın yoğun katılımla gerçekleştirildiğine işaret eden Yumaklı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tabii tüm ülkeler kendi etkilendikleri perspektifleriyle olaya yaklaşımlarını gösterdiler. Bizim gibi Akdeniz havzasında olan ve özellikle iklim değişikliğinin etkilerinden çok derin bir şekilde etkilenen bir ülke olarak biz de suyun merkeze alınması suretiyle tarımsal üretim yaklaşımımızı da burada taraflarla paylaşmış olduk. Elbette sınırı aşan sular da dahil olmak üzere birçok konuda tüm taraflar kendi perspektiflerini ortaya koydular. Aynı şekilde biz de bunu kendi görüşlerimizi burada söylemiş, belirtmiş ve kayda geçirmiş olduk." Bakan Yumaklı, konferans sürecinde Dünya Bankası, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ve tarım bakanlarıyla çok sayıda ikili görüşmeler yaptığını dile getirerek, “Bu süreç elbette bundan sonra burada kesilmeyecek. Yani suyla alakalı her türlü konu bundan sonra dünyanın bir numaralı gündemi oldu diyebiliriz artık. Dolayısıyla biz de Türkiye olarak bu konudaki bütün yaklaşımlarımızı elbette tüm platformlarda dile getirmeye devam edeceğiz." dedi. ALMANYA İLE TARIM KOOPERATİFLERİYLE İŞBİRLİĞİNE İLİŞKİN İYİ NİYET BEYANI İMZALANDI Almanya Tarım, Gıda ve Yurt Bakanı Rainer ile de görüştüğünü söyleyen Yumaklı, “Pek çok konunun yanı sıra tarım kooperatifleriyle ilgili işbirliğine ilişkin bir iyi niyet beyanı da imzalamış olduk." ifadesini kullandı. Yumaklı, başka ülkelerle de iletişimde olduklarını belirterek şunları kaydetti: “Tarımsal işbirlikleri konusu, artık bundan sonra dünyadaki bütün ülkelerin gıda arz güvenliğini bir numaraya koydukları bir dönemde hem bizim için hem de dünya için önemli. Karşılıklı olarak bu işbirliğini nasıl geliştirebiliriz anlamında da pek çok görüşmemiz oldu. Umuyorum buradaki çıktılar ve bizim görüşmelerimiz hem ülkemiz için hem de bütün dünyada ortaya koyduğumuz yaklaşımımız için önemli bir etki oluşturacaktır." Konferansın kapanış oturumunda ve ikili görüşmelerde Mayıs 2026'da İstanbul Su Forumu'nun, Kasım 2026'da Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı'nın ve Kasım 2027'de 20. Dünya Su Kongresi'nin Türkiye'de yapılacağını dile getirdiğini belirten Bakan Yumaklı, tüm katılımcıları bu programlara davet ettiğini söyledi. Yumaklı, “Umuyorum yoğun bir katılımla ülkemiz su diplomasisi konusunu da dünya gündeminde kendi perspektifinden tutmaya devam edecektir." dedi.​

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.