Hava Durumu

#Orman

Kırsal Haber - Orman haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Orman haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Muğla 9'uncu Arıcılık ve Çam Balı Kongresi’ne Hazırlanıyor Haber

Muğla 9'uncu Arıcılık ve Çam Balı Kongresi’ne Hazırlanıyor

Dünya çam balı üretiminin merkezi konumundaki Muğla, 9. Uluslararası Muğla Arıcılık ve Çam Balı Kongresi için hazırlıklara başladı. 19–22 Kasım 2026 tarihleri arasında Marmaris Grand Yazıcı Club Turban Termal Otel’de gerçekleştirilecek kongre, üreticilerden akademisyenlere, kamu temsilcilerinden uluslararası arıcılık kuruluşlarına kadar geniş bir katılıma ev sahipliği yapacak. Muğla Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Yılmaz Kaya, MAYBİR Onursal Başkanı ve Kongre Başkanı Ziya Şahin ile Kongre Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Avcı düzenledikleri basın toplantısında kongrenin kapsamı ve hedeflerine ilişkin açıklamalarda bulundu. MAYBİR Başkanı Yılmaz Kaya, kongrenin yalnızca bilimsel bir toplantı olmadığını belirterek, organizasyonun sektör açısından stratejik bir rol üstlendiğini vurguladı. Türkiye’nin dünya çam balı üretiminin yaklaşık yüzde 90’ını gerçekleştirdiğini hatırlatan Kaya, bu üretimin yüzde 65–70’lik bölümünün Muğla tarafından karşılandığını ifade etti. Kaya, kongrenin; Muğla Büyükşehir Belediyesi, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Güney Ege Kalkınma Ajansı ve Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği iş birliğiyle; Tarım ve Orman Bakanlığı, Muğla Valiliği ve Apimondia desteğiyle gerçekleştirileceğini açıkladı. Kongrede arı sağlığı, sürdürülebilir üretim, iklim değişikliği, kalite, markalaşma ve mevzuat gibi başlıkların ele alınacağını belirten Kaya, “Üretici Konuşuyor” ve “Sektör Konuşuyor” panelleriyle sahadaki deneyimlerin doğrudan paylaşılacağını, ayrıca ormancılık çalıştayıyla çam balı üretiminin ekosistem temelli sürdürülebilirliğinin değerlendirileceğini söyledi. MAYBİR Onursal Başkanı ve Kongre Başkanı Ziya Şahin ise Muğla’nın Türkiye arıcılık varlığının önemli bir bölümünü barındırdığını belirterek, dünya çam balı üretiminde Türkiye’nin yüzde 92 paya sahip olduğunu, bunun yaklaşık yüzde 70’inin Muğla’da üretildiğini belirterek, çam balının uluslararası standartlara kavuştuğunu ve kodekste yer aldığını ve yakın süreçte uluslararası coğrafi işaret sürecinin de tamamlanmasının beklendiğini ifade etti. Şahin, 2008 yılından bu yana düzenlenen uluslararası kongrelerin çam balının dünya pazarında marka haline gelmesine önemli katkı sağladığını belirterek, “Türkiye arıcılığının çözüm bekleyen tüm sorunlarının tartışıldığı bir kongre konsepti oluşturduk. Bu organizasyonlar sayesinde sektörün ihtiyaçlarını doğrudan ilgili kurumlara aktarma imkânı bulduk” dedi. Arı kayıt sistemi, desteklemeler ve yerli arı ıslahı gibi konuların kongrelerde gündeme taşındığını ifade eden Şahin, Apimondia yönetiminin bu yıl 14 kişilik üst düzey heyetle katılım sağlayacağını belirterek organizasyonun uluslararası niteliğinin daha da güçleneceğini söyledi. Kongre Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Avcı'da Türkiye’nin yıllık yaklaşık 100 bin tonluk bal üretimiyle dünyada ikinci sırada yer aldığını belirterek, arıcılığın kırsal kalkınmaya önemli katkı sağladığını vurguladı. Muğla’nın özellikle çam balında dünya lideri konumda bulunduğunu ifade eden Avcı, Uluslararası Muğla Arıcılık ve Çam Balı Kongresi’nin içerik ve katılımcı sayısı bakımından dünya ölçeğinde saygın bir organizasyon haline geldiğini söyledi. Önceki kongrelerde 1.500 ila 2.500 arasında katılımcının yer aldığını belirten Avcı, bu yılki organizasyonda dünya arıcılığına ilişkin konuların daha geniş kapsamda ele alınacağını dile getirdi. Akademik sunumlar, teknik oturumlar, çalıştaylar ve sektör stantlarıyla dört gün sürecek kongrenin; arıcılar, akademisyenler, kamu kurumları ve özel sektör temsilcilerini bir araya getirmesi bekleniyor. Organizasyon kapsamında Türkiye Arıcılık Ödülleri ve çeşitli yarışmalar da düzenlenecek. 9.Uluslararası Muğla Arıcılık ve Çam Balı Kongresi’nin, Muğla’nın küresel arıcılık vizyonunu bir kez daha dünya gündemine taşıması hedefleniyor.

Ege’nin İhracat Şampiyonları Ödüllendirildi Haber

Ege’nin İhracat Şampiyonları Ödüllendirildi

Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği 2025 yılında 1 milyar 231 milyon dolarlık ihracatının yüzde 35’ini gerçekleştiren 18 üyesi için üç farklı kategoride “İhracatın Yıldızları Ödül Töreni”ni düzenledi. Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, “2025 Yılında; Birbirinden kıymetli 718 üyemizin emekleriyle 128 ülkeye 1 milyar 231 milyon dolarlık yaş meyve sebze ve mamulleri ihracatı gerçekleştirdik. Narenciyesinden, incirine, üzümüne, Salçasından turşusuna, kuru domatesine, Yüzü aşkın ürünü dünya sofralarına ulaştırmayı, hep birlikte başardık.” dedi. Birliğimiz ihracatına isimlerini altın harflerle yazdırmayı başardılar Başkan Uçak, “Biz üreticisiyle, ihracatçısıyla, nakliyecisiyle, tedarikçisiyle, çalışanıyla çok büyük bir aile olduk. Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği ailemizin her üyesine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Bugün ödüllerini takdim edeceğimiz 18 firmamıza ayrı bir parantez açmak istiyorum. Zorlu geçen bir yıl sonunda Birliğimiz ihracatına isimlerini altın harflerle yazdırmayı başardılar. Başarılarından dolayı 18 firmamızı tebrik ediyor ve kutluyorum.” diye konuştu. Üyelerimize yeni pazarlar bulmaya gayret ettik Hayrettin Uçak, “2025 yılında üretim odaklı çalışmalarımıza; Tarım ve Orman Bakanlığımızı, Üniversitelerimizi, Enstitülerimizi dahil ettik. İhracat odaklı çalışmalarımızda, firmalarımızın ve Ticaret Bakanlığımızın destekleri her zaman yanımızda oldu. Norveç ve İngiltere’ye heyetler düzenledik, üyelerimize yeni pazarlar bulmaya gayret ettik. Amerika Birleşik Devletleri’nde ürünlerimizin en prestijli ortamlarda tanıtılması için uğraştık. Gençlerimize tarımı teşvik etmek amacıyla eğitim programımızın üçüncüsünü gerçekleştirdik.” dedi. 16 ülkede toplam 46 fuara, 8 ülkede 11 ticaret heyetine katıldık Başkan Uçak, “Gıda kayıplarını azaltmak ve önlemek için firmalarımıza eğitim verdik. Yönetim Kurulumuzun çalışma döneminde; 16 ülkede toplam 46 fuara, 8 ülkede 11 ticaret heyetine, katılım sağladık. Yaptığımız tüm çalışmaların tek bir amacı vardı; Üretimimizi ve ihracatımızı sürdürülebilir bir şekilde artırarak, kaliteli ve kalıntısız ürünler ile global piyasada örnek gösterilmek. 60.yılını büyük bir gururla tamamlayan Birliğimizin 2025 ödül töreninin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılarımı sunuyorum.” diye konuştu. MEYVE SEBZE MAMULLERİ 30 MİLYON $ ÜZERİ EURO GIDA SANAYİ VE TİCARET A.Ş. YONCA GIDA SANAYİ İŞLETMELERİ İÇ VE DIŞ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ SİBAŞ GIDA SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ TREKO GIDA SANAYİ ANONİM ŞİRKETİ MEYVE SEBZE MAMULLERİ 20 MİLYON $ ÜZERİ MAPEKS GIDA VE SANAYİ MAMULLERİ İHRACAT VE TİCARET A.Ş. TUKAŞ GIDA SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ NİLBATU GIDA TEKSTİL SOĞUK HAVA DEPOLARI TARIM ÜRÜNLERİ SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ. LİDYA KONSERVECİLİK MÜTEAHHİTLİK İNŞAAT TURİZM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ. MEYVE SEBZE MAMULLERİ 15 MİLYON $ ÜZERİ IŞIK TARIM ÜRÜNLERİ SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ ÖZGÖRKEY OTOMOTİV TURİZM GIDA SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ YAŞ MEYVE SEBZE 5 MİLYON $ ÜZERİ ZEYPA GIDA NAKLİYE TARIM İTHALAT İHRACAT SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ ANATOLİA TARIM ÜRÜNLERİ SANAYİ VE DIŞ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ PİA-FRUCHT GIDA LOJİSTİK VE DIŞ TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ ENJOY TRADE GIDA İHRACAT İTHALAT DANIŞMANLIK SANAYİ VE TİCARET LTD. ŞTİ. AYHAN-34 TARIM ÜRÜNLERİ İTHALAT İHRACAT MÜMESSİLLİK TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ YAŞ MEYVE SEBZE 10 MİLYON $ ÜZERİ KÖLLA TURKEY TARIM VE GIDA TİCARET ANONİM ŞİRKETİ YAŞ MEYVE SEBZE 15 MİLYON $ ÜZERİ UÇAK KARDEŞLER GIDA ANONİM ŞİRKETİ 2025 YILINDA ÜYE OLARAK EN FAZLA İHRACAT GERÇEKLEŞTİREN FİRMA SEMES GIDA SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ

CHP'li Rızvanoğlu:"Milli Parklar Rant Alanı Değildir" Haber

CHP'li Rızvanoğlu:"Milli Parklar Rant Alanı Değildir"

CHP Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, TBMM Genel Kurulunda Milli Parklar Kanun Teklifi görüşmelerinde tümü üzerine yaptığı konuşmada, teklifin doğa koruma yaklaşımını zayıflattığını, korunan alanları ticari işletme mantığına açtığını ve anayasal koruma ilkeleriyle çeliştiğini belirtti. Rızvanoğlu, “Milli parklar ve benzeri korunan alanlar bu ülkenin ekolojik güvenlik altyapısıdır. Nasıl ki sınırlarımızı askeri hatlarla koruyorsak, iklim krizine, kuraklığa ve gıda güvensizliğine karşı da doğal savunma hattımız da milli parklar ve benzeri alanlardır. Bu teklifle iktidar savunma sistemimizi çökertmek istiyor.” “Bu teklif, doğayı koruma politikasından işletme anlayışına geçiştir” Konuşmasında teklifin yalnızca teknik bir düzenleme olmadığını, doğa yönetimi anlayışında köklü bir değişimi temsil ettiğini vurgulayan Rızvanoğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Görüşmekte olduğumuz Milli Parklar kanun teklifi, yaşam alanlarımızın nasıl korunacağını ve gelecek kuşaklara nasıl bir ülke bırakacağımızı belirleyecek bir dönüm noktasıdır. İktidarın getirdiği bu teklif, doğayı koruma politikasından uzaklaştırıyor ve doğayı işletme anlayışına geçiriyor. Türkiye’de doğal alanlar üzerindeki baskının son yıllarda belirgin biçimde arttığını ifade eden Rızvanoğlu, “Biz bunu, Akbelen’de şirket lehine yapılan kamulaştırmalarda gördük. Kazdağları’nda yabancı bir şirket, on binlerce ağacı keserken gördük. Marmaris kıyılarına dikilen devasa otelde gördük. Kanal İstanbul uğruna tarım alanlarının ranta açılmasında gördük. MAPEG tarafından son yayınlanan, köy, orman, mera demeden satışa çıkarılan ruhsat satışında gördük.” dedi. “Korunan alanların koruma kalkanı zayıflatılıyor” Teklifle milli parkların Turizm Teşvik Kanunu kapsamına alındığını, uzun devreli gelişme planlarının devre dışı bırakıldığını, yapılaşma ve işletme faaliyetlerinin özel şirketlere açıldığını, uzun süreli işletme haklarıyla kamusal korumanın zayıflatıldığını ve adı milli park olan ancak karakteri değişmiş alanlar yaratılacağını belirten Rızvanoğlu, teklifin ortaya çıkaracağı tabloyu şu sözlerle değerlendirdi: “Yani korunan değil, parçalanmış; işletilen; gelecek kuşaklara bırakılan değil, bugünün rantına açılmış alanlar… Oysa milli park ve benzeri korunan alan dediğiniz yerde bunlar olmaz. Çünkü buralar bilimsel değeri yüksek, nadir bulunan ve korunması gereken alanlardır. Buralar; kurdun, kuşun, ağacın, suyun kendi dengesi içinde yaşayabildiği yaşam alanlarıdır. Buralar, kısa vadeli kazançların değil, uzun vadeli kamu yararının gözetildiği, gelecek kuşaklara bırakmamız gereken ortak mirasımızdır. Ve bu miras hiçbir iktidarın tasarruf alanı olamaz Çünkü buralar milletimizindir! Ve bu alanlar enerji nakil hatlarının güzergâhı olsun diye değil, ekosistemin sürekliliği sağlansın diye varlar. Turizm yatırımları artsın diye değil, doğal denge bozulmadan gelecek kuşaklara aktarılabilsin diye varlar. En önemlisi, ülkenin toprağı, suyu, havası ve yaşam güvencesi tükensin diye değil, ayakta kalsın diye varlar. İşte bu yüzden Milli Parklar Kanununun mantığı ve özü aslında çok açık: Önce koruma, sonra kullanım. Bugünkü teklif ise bu sıralamayı tersine çeviriyor; önce kullanmayı, sonra mümkünse, eğer geriye bir şey kalırsa korumayı öneriyor. Yani iktidar doğayı koruyan hukuk düzenini tersine çevirmek istiyor. Üstelik bu teklifte sorun yalnızca doğa koruma sorunu da değil; çok açık Anayasa ihlalleri var. “Teklif açık Anayasayla” Rızvanoğlu konuşmasında, teklifin yalnızca çevre politikası açısından değil, Anayasa’nın doğayı ve doğal varlıkları korumaya ilişkin temel hükümleri bakımından da ciddi sakıncalar içerdiğini vurguladı. Anayasa’nın 169’uncu maddesinin ormanların korunması ve yönetiminin devlete ait olduğunu açıkça düzenlediğini hatırlatan Rızvanoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı: “Ormana zarar verebilecek hiçbir faaliyete izin verilemeyeceğini hüküm altına alan Anayasa’ya rağmen, bu teklif korunan alanların anayasal koruma zeminini fiilen zayıflatmaktadır.” Anayasa’nın 168’inci maddesine göre doğal kaynakların devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunu belirten Rızvanoğlu, korunan alanların uzun süreli tahsisler yoluyla özel işletmelere açılmasının bu hükümle bağdaşmadığını ifade etti: “Doğal kaynakların devlet tarafından korunması gerekirken, bu düzenleme korunan alanları uzun süreli tahsislerle fiilen özel işletme alanlarına dönüştürecek bir kapı aralamaktadır.” Anayasa’nın 63’üncü maddesinin ise devletin tarih, kültür ve tabiat varlıklarını koruma yükümlülüğünü açık biçimde ortaya koyduğunu hatırlatan Rızvanoğlu, milli parkların bu anayasal sorumluluğun sahadaki en önemli karşılığı olduğunu belirtti: “Koruma statülerini güçlendirmek yerine işletme izinlerini genişleten bir yaklaşım, devletin anayasal koruma yükümlülüğüyle açık biçimde çelişmektedir.” “Bu teklif doğayı koruma politikasından işletme anlayışına geçiştir” Teklifin detaylarının incelendiğinde kurumlar arası izin ve görüş süreçlerinin büyük ölçüde devre dışı bırakıldığını belirten Rızvanoğlu, yetkilerin Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde toplanmasının denetim ve şeffaflık açısından ciddi riskler yarattığını ifade etti. Teklifin 5’inci maddesiyle milli parklar içerisinde yol, enerji hattı ve boru hattı gibi altyapı yatırımlarına izin verilebilmesinin öngörüldüğünü belirten Rızvanoğlu, bu düzenlemenin hassas ekosistemleri yatırım baskısına açık hale getireceğini vurguladı. Teklifin 6’ncı maddesiyle korunan alanlardaki tesis ve hizmetlerin özel şirketler tarafından işletilebilmesinin kapsamının genişletildiğini belirten Rızvanoğlu, bunun koruma önceliği yerine ticari işletme mantığını öne çıkaran bir yaklaşım olduğunu ifade etti. Teklifin 7’nci maddesine de dikkat çeken Rızvanoğlu, korunan alanlardaki kaçak yapılar için yalnızca yıkım seçeneği yerine “Genel Müdürlükçe değerlendirme” seçeneğinin getirilmesinin, kaçak yapılaşmayı önlemek yerine fiilen meşrulaştırma riski taşıdığını belirtti. Korunan alanlarda kaçak yapıların kaldırılması ve alanın eski haline getirilmesinin koruma hukukunun temel gereği olduğunu ifade etti. “Milli parklar ve benzeri korunan alanlar ülkenin doğal savunma hattıdır” Milli parkların yalnızca rekreasyon alanları değil, iklim krizi, kuraklık ve gıda güvenliği risklerine karşı ülkenin ekolojik güvenlik altyapısı olduğunu vurgulayan Rızvanoğlu şu ifadeleri kullandı: “Bu iktidarın doğayı korumak gibi bir niyeti yok! Bakın bu teklifin özü iktidar için nedir biliyor musunuz? Para, para, para! Peki doğa için? zarar. Halk için, zarar. Çiftçi için, zarar. Neden mi? Çünkü Milli parklar ve korunan alanlar birer ‘mesire alanı’ değildir. Buralar bu ülkenin ekolojik güvenlik altyapısıdır. Nasıl ki sınırlarımızı askeri hatlarla koruyorsak, iklim krizine, kuraklığa ve gıda güvensizliğine karşı da doğal savunma hattımız da milli parklar ve benzeri alanlardır. Bu teklifle iktidar savunma sistemimizi çökertmek istiyor. Oysa devlet dediğiniz yapı, krizlere karşı toplumu korumak için vardır. İktidar ise kriz çağında koruma statülerini esnetiyor. Bizim tercihimiz açıktır: Doğayı ekonomik faaliyetin arkasına dizen değil, ekonomiyi doğanın sınırları içinde planlayan bir devlet anlayışı. Evet, Doğayı iyi yönetemezsek, yarın karşılaşacağımız zararların altından kalkmamız mümkün olamaz. Bugün ülkenin dört bir yanındaki sellerin nelere yol açtığını hep birlikte görüyoruz. Keza yazın orman yangınları da aynı şekilde. Gelecekte karşılaşacağımız daha büyük doğal felaketlere karşı çok iyi hazırlanmamız gerekiyor. Bunun için de doğayı iyi yönetmemiz şart. Doğayı şirket çıkarlarına feda edecek lüksümüz yok! O yüzden bu ülke şirket mantığıyla yönetilemez. Bu topraklar kısa vadeli kâr hesaplarına teslim edilemez. Devlet dediğiniz yapı; geleceği bugüne karşı korumak için vardır. Geleceğin avansını şimdiden tüketmek için değil. Bu yüzden biz, geleceğe karşı empatisiz bir rant düzenine değil, bilimle yönetilen, adaletle korunan bir Türkiye’ye talibiz.” dedi. “Koruma politikalarını bilimsel temelde yeniden kuracağız” Cumhuriyet Halk Partisi’nin doğa koruma politikalarına ilişkin yaklaşımını da paylaşan Rızvanoğlu, “Milletimizin desteğiyle sorumluluk üstlendiğimizde, doğa koruma politikalarını İktidardan farklı bir anlayışla ele alacağız. Doğa korumayı nasıl yöneteceğimiz, hangi ilkeleri esas alacağımız ise şimdiden açık ve net. Yeni parti programımızda yazdık. Doğa koruma politikalarını bilimsel temelde yeniden kuracağız. Doğal alanlarda ekosistem izlemelerini düzenli olarak yapacağız ve verileri şeffaf biçimde kamuoyuyla, paylaşılacağız. En önemlisi iktidarın yaptığının aksine; Milli parkların, tabiat parklarının ve sulak alanların sayısı artıracağız, koruma statüleri güçlendireceğiz! Biz bu ülkenin ormanını, suyunu, toprağını günübirlik çıkar hesaplarına teslim etmeyeceğiz.”

517 Milyon Fidan ve Tohum Toprakla Buluştu Haber

517 Milyon Fidan ve Tohum Toprakla Buluştu

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 2025 yılının ağaçlandırma faaliyetleri açısından oldukça yoğun geçtiğini belirterek, “Geride bıraktığımız yıl 517 milyon fidan ve tohumu ülkemizin bereketli topraklarıyla buluşturduk. Sayın Cumhurbaşkanımızın 600 milyon fidan ve tohum dikme hedefine emin adımlarla ilerliyoruz" ifadelerini kullandı. Bakan Yumaklı, Orman Genel Müdürlüğünün 2025 yılı içerisinde gerçekleştirdiği ağaçlandırma çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Orman alanlarını artırmaya, ormanları verimli hale getirmeye ve fidanlar ile tohumları geleceğe umut olarak dikmeye devam ettiklerini vurgulayan Yumaklı, yapılan ağaçlandırma ve erozyonla mücadele çalışmaları sayesinde Türkiye'nin dünyada en fazla ağaçlandırma yapan ilk 3 ülke arasında yer aldığına işaret etti. Bakan Yumaklı, bugün 23,4 milyon hektar orman varlığıyla, ülkenin yüzölçümünün yüzde 30'unun ormanlarla kaplı olduğunu bildirdi. YEŞİL VATAN SEFERBERLİĞİ Yumaklı, ağaçlandırma çalışmalarını hız kesmeden sürdürdüklerinin altını çizerek, şöyle devam etti: "2025 yılı bizim için yoğun bir ağaçlandırma çalışmasıyla geçti. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatlarıyla başlattığımız 'Yeşil Vatan Seferberliği' kapsamında, küresel iklim krizinin etkilerini en aza indirebilmek için fidan ve tohumları toprakla buluşturuyoruz. Bu yıl içerisinde tam 517 milyon fidan ve tohumu ülkemizin bereketli topraklarıyla buluşturduk. 2024 yılında bu rakam 500 milyondu. 2019 yılından beri kutladığımız 11 Kasım Milli Ağaçlandırma Günü'nde 2025 yılında 1 milyon 280 bin 491 vatandaşın katılımıyla 14 milyon 914 bin fidanı toprakla buluşturularak yeni bir rekor kırdık." Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 11 Kasım Milli Ağaçlandırma Günü'nde 600 milyon fidan ve tohumun toprakla buluşturulması hedefine emin adımlarla ilerlediklerini dile getiren Yumaklı, “Bu seneki kampanyamız, diğerlerinden farklı olarak 1 yıl devam edecek olmasıdır. Yani 11 Kasım 2025'te başladığımız seferberlik 2026'nın kasım ayına kadar sürecek. Bu süre zarfında 1 yıl boyunca çeşitli kurum ve kuruluşlarla etkinliklerimiz devam edecek. İnşallah ülkemiz orman sevgisi konusunda tüm dünyaya örnek olmaya devam edecek ve bu alanda yeni rekorlara imza atacaktır" açıklamasını yaptı. YANAN ALANLAR YENİDEN AĞAÇLANDIRILIYOR Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, iklim krizinin etkisiyle dünyada orman yangınlarının arttığını belirterek, bu durumdan Türkiye'nin de etkilendiğini anımsattı. Orman yangınları konusunda tüm tedbirlerin alındığına dikkati çeken Yumaklı, şunları kaydetti: “Yangınlardan sonra, bu yanan yerlerin imara açıldığı yönünde dezenformasyon yapılıyor. Anayasa'nın 169. Maddesi çok açıktır ve yanan alanların yeniden ağaçlandırılması görevini verir. Bizler de yanan orman alanlarını bir sonraki yıl tekrar ağaçlandırıyoruz. Bizim için orman, sadece yeşil bir alan değil, vatanın ayrılmaz bir parçasıdır. Ormanı korumak; vatanı, insanı ve dünyayı korumaktır. Bu kararlılıkla, teknolojiyle güçlenerek, yeşil vatanımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.