Hava Durumu

#Orman Yangınları

Kırsal Haber - Orman Yangınları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Orman Yangınları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Orman Yerleşim Arayüzlerinde Yapılaşma Standartları Çanakkale'de Değerlendirildi Haber

Orman Yerleşim Arayüzlerinde Yapılaşma Standartları Çanakkale'de Değerlendirildi

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) tarafından Türkiye Ormancılar Derneği (TOD) ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Şehir Plancıları Odası (ŞPO) iş birliğiyle yürütülen “Orman-Yerleşim Arayüzü Yapılaşma Standartları Rehberi” çalışması kapsamında “Orman Yerleşim Arayüzü Alanlarında Yangın Güvenliği ve Yapılaşma Standartları Çalıştayı” düzenleniyor. TBB tarafından, ormanlarla bitişik veya orman içi yerleşimlere sahip belediyelerin karşı karşıya kaldığı sorunların ele alınması ve bu alanlarda alınabilecek önlemlere ilişkin ortak bir yaklaşım geliştirilmesi amacıyla başlatılan “Orman-Yerleşim Arayüzü Yapılaşma Standartları Rehberi” çalışmasının ikinci aşaması Çanakkale’de gerçekleştiriliyor. Orman Yerleşim Arayüzü Alanlarında Yangın Güvenliği ve Yapılaşma Standartları Çalıştayı’nda sahadaki deneyimler ve mevcut sorunlar üzerinden rehbere girdi oluşturacak çözüm önerileri ele alınıyor. Çalıştayın açılışında Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek, TBB Genel Sekreteri Suat Yıldız, TOD Genel Başkanı Ahmet Hüsrev Özkara ve TMMOB Şehir Plancıları Odası Afet Çalışmaları Merkezi Koordinatörü Dr. Gencay Serter konuşma yaptı. Erkek: “Ormanlarımızı ve tarım arazilerimizi korumak zorundayız” Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek, çalıştayın Çanakkale’de gerçekleştirilmesini anlamlı bulduğunu belirterek kentin son yıllarda büyük orman yangınları nedeniyle ciddi travmalar ve acılar yaşadığını ifade etti. Çanakkale’nin olağanüstü bir ekosisteme sahip olduğunu vurgulayan Erkek, “Ekosistemi korumak ve gelecek nesillere aktarmak çok çok önemli.” dedi. İklim değişikliğinin yarattığı olumsuz sonuçlara karşı merkezi yönetim, yerel yönetimler, meslek odaları ve ilgili tüm paydaşların uyum ve dayanışma içinde çalışmasının önemine dikkati çeken Erkek, depremlere, yangınlara, heyelanlara, sellere ve taşkınlara karşı dirençli kentlerin oluşturulması gerektiğini söyledi. Çanakkale’nin geçmişte büyük sel ve taşkınlar da yaşadığını hatırlatan Erkek, kentte iklim değişikliği ve sıfır atık alanlarında çalışmalar yürütüldüğünü, çevre yatırımları ve su yönetimi konularında da çalışmalar yapıldığını belirtti. Orman yangınlarının ciddi ekolojik krizlere yol açtığını ifade eden Erkek, yangın sonrasında yanan alanların ekosistemin kendini toparlayabilmesi için korunmasının önemine değinerek, “Bugün maalesef Türkiye’nin birçok yerinde ormanların içerisinde yerleşimler görüyoruz. Ormanlarımızı ve tarım arazilerimizi mutlaka korumak zorundayız” ifadelerini kullandı. Çalıştay kapsamında ortaya çıkacak çıktı, bildiri ve rehberlerin önem taşıdığını söyleyen Erkek, “Bu rehber bize gerçekten rehberlik edecek.” diyerek çalışmaya katkı sunan TBB’ye, TOD’a, TMMOB Şehir Plancıları Odasına, akademisyenlere ve çalışma arkadaşlarına teşekkür etti. Yıldız: “Rehber, yerel yönetimlerimiz için yol gösterici bir kaynak olacak” TBB Genel Sekreteri Suat Yıldız, iklim krizinin etkisiyle artan sıcaklıkların orman yangınlarının yayılma hızını ve şiddetini artırdığına dikkat çekerek, yangınların yalnızca ekolojik bir kriz olmaktan çıkarak yerleşim yerlerini, can ve mal güvenliğini, tarım alanlarını ve altyapıyı tehdit eden çok boyutlu bir afet haline geldiğini belirtti. Yıldız, kentleşme politikaları ve bütüncül planlamadan uzak yerleşim kararlarının orman alanları üzerindeki insan baskısını artırarak riskleri büyüttüğünü ifade etti. TBB’nin belediyelerin kurumsal kapasitelerini güçlendirmek ve kentleri afetlere karşı dirençli hale getirmek gibi önemli bir sorumluluğu bulunduğunu vurgulayan Yıldız, “Belediyelerimizin karşı karşıya kaldığı sorun alanlarında, onlara bilimsel temellere dayanan, uygulanabilir ve ufuk açıcı politikalarla destek olmak, Birliğimiz açısından büyük bir sorumluluktur.” dedi. Bu sorumluluk doğrultusunda ŞPO ve TOD iş birliğinde “Orman-Yerleşim Arayüzü Yapılaşma Standartları Rehberi” çalışmasının başlatıldığını aktardı. Çalışmanın ilk etabında İzmir’in Seferihisar ve Menderes ilçelerine saha ziyareti gerçekleştirildiğini belirten Yıldız, yangınlardan etkilenen yerleşimlerin ve yangın riski yüksek orman-yerleşim arayüzlerinin yerinde incelendiğini, bu alanlarda yaşayan yurttaşların deneyimlerinin ve karşılaştıkları sorunların dinlendiğini söyledi. Çanakkale’de çalışmanın ikinci aşamasına geçildiğini ifade eden Yıldız, rehberin sahadaki sorunlar, bilgi ve deneyimler ile ortaya konulacak çözüm önerilerinden besleneceğini kaydetti. “Yapılaşma Standartları Rehberi, siz değerli katılımcıların sahada karşılaştıkları sorunlar ve paylaşılacak bilgi ve deneyimlerden hareketle ortaya konulacak çözüm önerilerinden beslenecek, yerel yönetimlerimiz için güçlü ve yol gösterici bir kaynak olacaktır.” diyen Yıldız, çalıştay ve rehberle mevzuattaki eksikliklerin tespit edilmesi, belediyelerin imar uygulamalarına katkı sağlayacak çözüm önerilerinin geliştirilmesi ve orman-yerleşim arayüzlerinde alınması gereken önlemlerin yaygınlaştırılmasının hedeflendiğini belirtti. Özkara: “İklim değişikliği orman yangınlarında belirleyici bir faktör” TOD Genel Başkanı Ahmet Hüsrev Özkara, giderek büyüyen orman yangını tehdidinin özellikle yerleşim alanları üzerindeki etkisinin nasıl azaltılacağının ele alınmasının önemine dikkat çekti. İklim değişikliğinin yangınlar ve diğer afetler açısından belirleyici bir faktör olduğunu belirten Özkara, “İklim değişikliği gerçekten çok önemli bir değişken ve yaşadığımız olaylar özellikle orman yangınları ve diğer afetlerle ilgili son derece belirleyici bir faktör.” dedi. Son yıllardaki yangın sayısı ve yanan alanlardaki artışa işaret eden Özkara, “Rakamlar açık bir şekilde hem adet olarak hem alan olarak bize şu gerçeği gösteriyor: İklim değişikliğinin henüz farkında değiliz, henüz bu konuda kendimizi yeteri kadar ifade edecek çalışmaları maalesef hayata geçiremiyoruz.” ifadelerini kullandı. Orman yangınlarıyla mücadelede kurumlar arası iş birliğinin önemine vurgu yapan Özkara, sorunların birlikte değerlendirilerek ortak bir sistemin harekete geçirilmesi gerektiğini söyledi. Bu yaklaşımı “bütünleşik orman yangınlarıyla mücadele yönetimi” olarak tanımlayan Özkara, “Bu durum artık bir kurumun işin altından çıkacağı bir noktadan çıkmıştır, bu sadece Orman Genel Müdürlüğünün başarabileceği bir iş değildir.” dedi. Serter: “Orman yangınları yükselen yeni kentsel risk” ŞPO Afet Çalışmaları Merkezi Koordinatörü Dr. Gencay Serter ise şehir planlama mesleğinin temel faaliyet alanlarından birinin riskleri tespit etmek, mümkün olduğunda ortadan kaldırmak ve gerçekleşmesi halinde etkilerini en aza indirecek faaliyet ve arazi kullanım kararlarını belirlemek olduğunu söyledi. Afetlere karşı önlem alma yaklaşımının uzun yıllar ikinci plana atıldığını belirten Serter, “Gerçekleşmesi muhtemel risklere karşı önlem alma düşüncesi; maalesef ülkemizde uzun yıllardır hep ikinci plana atılmış ve bu yanlış tutum yaşanan her afette yıkıcı sonuçlar yaratarak kendini acı bir şekilde hatırlatmıştır.” ifadelerini kullandı. Ekonomik getiri odaklı yaklaşımların afet riskleri karşısında ciddi sonuçlar doğurabildiğine dikkat çeken Serter, “Halbuki, türü her ne olursa olsun yaşanan bir afet, elde edilen tüm ekonomik getirileri bir anda yok edebilmekte, sebep olduğu can kayıplarıyla toplumumuzda tarifi mümkün olmayan acılara sebep olmaktadır.” dedi. Serter, orman yangınlarına ilişkin mevzuatın yeterli seviyede olmadığını ve kentleşme süreçlerinde bu afet türünün adeta göz ardı edildiğini ifade etti. Orman yerleşim arayüzlerinde yapılaşma standartları değerlendirildi Açılış konuşmalarının ardından “Orman Yerleşim Ara Yüzü Alanlarında Yapılaşma Standartları” başlıklı panel gerçekleştirildi. Doç. Dr. Cihan Erdönmez’in moderatörlüğündeki panelde Prof. Dr. Doğan Dursun, Prof. Dr. Arzu Başaran Uysal, Prof. Dr. Cumhur Güngöroğlu ve Orman Mühendisi Vehbi Tutmaz konuşmacı olarak yer aldı. Çalıştayın öğleden sonraki bölümünde ise üç ayrı atölye çalışması gerçekleştirilecek. Atölyelerde; yerleşim ve orman bitişiğindeki orman alanlarında yaşanan sorunlar, eksiklikler ve alınabilecek önlemler ele alınacak. Çalıştayın sonunda ise atölye çalışmalarından elde edilen çıktıların sunumu gerçekleştirilecek.

Bakan Yumaklı Sivas'ta Bal Sağımına Katıldı Haber

Bakan Yumaklı Sivas'ta Bal Sağımına Katıldı

​Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Sivas'ta merkeze bağlı İnceyol köyünde bal sağımı programında katıldı. Bakan Yumaklı burada yaptığı açıklamada, ülkenin arıcılık açısından son derece önemli bir coğrafyaya sahip olduğunu söyledi. Ülkedeki kovan sayısı ve bal üretimi rakamlarını paylaşan Yumaklı, "Bal üretiminde dünyada ikinci sıradayız, birinci sırayı zorlamaya devam ediyoruz. Bu konuda arıcılık yapan kardeşlerimizin çok yoğun bir emeği ve gayreti söz konusu. Türkiye'de yaklaşık 9 milyon kovanımız var. İnşallah 97 bin ton ile 100 bin ton arasında da bal üretimimiz gerçekleşmiş olacak." diye konuştu. "TÜRKİYE'DE COĞRAFİ İŞARETLİ 41 ÇEŞİT BAL VAR" Yumaklı, çam balı üretiminin yüzde 90'ının Türkiye'de gerçekleştirildiğine dikkati çekti. Bütün bunları yaparken sadece kovanları doğaya bırakıp bir üretimin olmasının beklenmediğini anlatan Yumaklı, şunları kaydetti: "Bakanlığımız özellikle arıcılık yapılması son derece elverişli olan yerlerle ilgili bir çalışma yaptı ve bununla ilgili bir harita yayımladık. Dolayısıyla arıcı kardeşlerimizin hem kendi tecrübelerini hem de bu haritaya bakarak üretimle alakalı bütün konularını gerçekleştirmesi mümkün. Son dönemde ülkemizde bilinmesiyle beraber arı zehriyle alakalı herhangi bir düzenleme yoktu. Bununla ilgili de yönetmeliği yayımladık. Bu konuda da çok önemli ürün ülkemize gelir kaynağı olacak. Türkiye'de coğrafi işaretli 41 çeşit bal var. Bu güzel ülkemizin her bir köşesi aslında kendisine özgü florasıyla, doğal güzellikleriyle, biyolojik çeşitliliğiyle arıcılık yapmak için son derece müsait. Zara balı da bunlardan biri. Sivas, Türkiye'deki bal üretiminin büyük bir kısmını yapıyor ve bu konuda dördüncü sırada. Yani üretilen bal miktarında Türkiye'de dördüncü sırada Sivas ve özellikle Zara balı var." "KOVAN VARLIĞI YÜZDE 85 ARTTI" Bakan Yumaklı, son 24 yılda Türkiye'de ve Sivas'ta önemli gelişmeler olduğuna işaret ederek, "Kovan varlığı son 24 yılda yüzde 85, bal üretimi de yüzde 78 arttı. Yani kovan sayısına mütenasip bir bal üretimi de söz konusu." ifadesini kullandı. Sürekli gelişen teknolojiler olduğunu ve bu teknolojiler üzerine bakanlık olarak çalışmalara devam ettiklerini söyleyen Yumaklı, bal sağımının uzmanlık istediğini belirtti. Orman yangınları açısından da riskli bir dönemden geçildiğine dikkati çeken Yumaklı, açıklamasını şöyle tamamladı: "Bütün arıcı kardeşlerime gittikleri yerlerde bakanlığımızın ilgili birimlerinin uyarılarına mutlaka riayet etmelerini, rüzgarın ve sıcaklığın çok yüksek olduğu, nemin çok düşük olduğu dönemlerde ve saat dilimlerinde orman alanlarının çok uzak olmasına bakmaksızın tütsüleme için yaktıkları ateş başta olmak üzere herhangi bir alevlenmeye sebep olabilecek hususlardan kaçınmalarını da özellikle rica ediyorum. Ülkemizdeki bütün arıcılara kolaylıklar, bereket dolu bal sağımları diliyorum ." Bakan Yumaklı, daha sonra aynı bölgede Kangal koyunu sürüsü sahipleriyle buluştu

Yağmurun Ülkesinde Kuraklık Alarmı: Birleşik Krallık İklim Değişikliğiyle Yüzleşiyor Haber

Yağmurun Ülkesinde Kuraklık Alarmı: Birleşik Krallık İklim Değişikliğiyle Yüzleşiyor

Yağışlı havasıyla tanınan Birleşik Krallık, 2026 yazında tarihinin en şiddetli ve yıkıcı kuraklıklarından biriyle sarsıldı. Kış aylarındaki bol yağışa ve dolup taşan barajlara rağmen Nisan-Temmuz döneminde yaşanan olağanüstü kuraklık, iklim krizinin ulaştığı boyutu gözler önüne serdi. Newcastle Üniversitesi Hidroloji Okutmanı Dr. Anna Murgatroyd, son beş yılda üçüncü kez tekrarlanan bu krizin, uzun süreli sıcak hava dalgalarıyla kesişmesi nedeniyle geçmiş yıllara kıyasla çok daha hayati riskler barındırdığını vurguluyor. Islak Kışlar, Kurak Yazlar: "Hava Durumunda Kırbaç Etkisi" İklim modelleri, artan sera gazı emisyonlarının aşırı hava olaylarını birer istisna olmaktan çıkarıp günlük yaşamın parçası haline getirdiğini gösteriyor. Süreci "hava durumunda kırbaç etkisi" olarak tanımlayan uzmanlar, sistemin bir uçtan diğerine savrulduğuna dikkat çekiyor: Sıcaklık Rekorları ve Aşırı Talep: İngiltere'nin güneyi, doğusu ve Galler'de sıcaklıklar günlerce 30-35 derecenin, yer yer 40 derecenin üzerinde seyretti. Aşırı sıcaklar su talebini patlattı; bazı su şirketleri yaz döneminde beklenenin %20 üzerinde bir taleple karşılaştı. Jet Akımı ve Yüksek Basınç: Kuzey Atlantik jet akımının yerini Avrupa kıtası üzerinde kenetlenen yüksek basınç alanlarına bırakması, sıcak ve kuru havanın ada üzerinde sıkışıp kalmasına yol açıyor. Yangınlar, Kuruyan Nehirler ve Yükselen Gıda Fiyatları Kuraklığın sıcak dalgalarıyla birleşmesi ekosistem, gıda güvenliği ve toplum sağlığı üzerinde ağır tahribat yaratıyor: Çöken Ekosistemler ve Orman Yangınları: Nehir seviyeleri kritik eşiklerin altına düşerken bazı nehir yatakları tamamen kurudu. Toprak neminin tükenmesi ve kuruyan bitki örtüsü, ülke genelinde kontrol edilmesi güç orman ve fundalık yangınlarını tetikledi. Tarımda Mahsul Kaybı ve Pahalılık: Tarlalarını sulayamayan çiftçiler ürünlerini kurumaya terk etmek zorunda kaldı. Taze meyve ve sebzede dışa bağımlılık artarken, gıda fiyatlarındaki tırmanış sosyoekonomik baskıyı derinleştirdi. Sağlık Riskleri: Soğuma imkanlarının kısıtlanması; çocuklar, hamileler ve yaşlılar başta olmak üzere hassas grupların sağlığını doğrudan tehdit ediyor. Altyapı Yatırımları Tek Başına Yetersiz: Çözüm Talep Yönetiminde Oxford Üniversitesi’nde Londra’nın su temin altyapısı üzerine doktora çalışmasını tamamlayan Dr. Anna Murgatroyd, sadece yeni barajlar inşa etmenin veya depolama kapasitesini artırmanın tek başına çözüm olmadığını belirtiyor. Sürecin talep yönetimi ile desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Murgatroyd, atılması gereken üç kritik adımı şöyle sıralıyor: Akıllı Su Sayaçları: Evlerde sabit tarife yerine su sayacı kullanımına geçilerek bireysel tüketim bilincinin oluşturulması. Su Verimliliği Yüksek Teknolojiler: Yeni yapılarda su tasarruflu beyaz eşyaların ve sistemlerin kullanımının zorunlu kılınması. Eski Altyapı ve Sızıntı Önleme: Bazen 100 yılı bulan eski şehir altyapılarındaki boru sızıntılarının giderilmesi. Özelleştirmenin Unutulan Vaatleri Birleşik Krallık’ta su yönetimi 1989 yılında özelleştirilerek Thames Water ve Northumbrian Water gibi bölgesel özel şirketlere devredilmişti. Piyasa rekabeti sayesinde altyapıya devasa yatırımlar yapılacağı sözü verilmiş olsa da, ülkede son barajın 1992 yılında inşa edilmiş olması kamuoyundaki tepkileri artırıyor. Bugün İngiliz halkı, su şirketlerinin vaat ettikleri altyapı iyileştirmelerini acilen hayata geçirmesini talep ediyor. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: Dr. Anna Murgatroyd

Antalya Ticaret Borsası'nda Gündem: Tarım, İhracat ve Ekonomi Haber

Antalya Ticaret Borsası'nda Gündem: Tarım, İhracat ve Ekonomi

Antalya Ticaret Borsası (ATB) Ağustos Ayı Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantıda Antalya’nın tarımı, ekonomisi, finansman sorunları, ihracatı, orman yangınları, su kaynakları ve tarımsal üretime ilişkin önemli değerlendirmelerde bulunuldu. ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, toplantıda yaptığı konuşmada Antalya ekonomisine ilişkin güncel verileri paylaşırken, kent ve ülke gündemindeki gelişmeleri de değerlendirdi. Orman Yangınları Antalya İçin Büyük Risk Alanya, Gazipaşa, Kaş ve Kumluca başta olmak üzere orman yangınlarından etkilenen vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini ileten Ali Çandır, yangınların yalnızca ormanları değil; su kaynaklarını, tarım alanlarını, kırsal ekonomiyi ve yaşam alanlarını da tehdit ettiğini söyledi. Çandır, ormanların korunması, yangın riskinin azaltılması ve zarar gören alanların yeniden kazanılmasının ortak sorumluluk olduğunu vurguladı. Antalya’da Karşılıksız Çekler Yüzde 85 Arttı Antalya ekonomisine ilişkin Temmuz ayı verilerini değerlendiren Çandır, yılın ilk yedi ayında ibrazında ödenen çek tutarının Antalya’da yüzde 25 arttığını belirtti. Aynı dönemde karşılıksız çek tutarının Antalya’da yüzde 85 yükseldiğini ifade eden Çandır, Temmuz ayında ise karşılıksız çek tutarındaki yıllık artışın yüzde 99’a ulaştığını söyledi. Çandır, ticaret hacmi büyürken ödeme ve tahsilat sorununun daha hızlı büyüdüğüne dikkat çekti. Antalya’da Kredi Kullanımı Artıyor Haziran ayı verilerine göre Antalya’da toplam nakdi kredilerin yüzde 42 arttığını belirten Çandır, takipteki alacakların ise yüzde 89 yükseldiğini açıkladı. Antalya’da kredi kullanımının ticaret ve inşaatta yüzde 38, tarımda yüzde 34, turizmde ise yüzde 30 arttığını belirten Çandır, kredi büyümesine karşın işletmelerin ödeme gücünün aynı hızda artmadığını söyledi. Çandır, işletmelerin üretim ve ticareti destekleyecek uygun maliyetli, uzun vadeli ve erişilebilir finansmana ihtiyaç duyduğunu vurguladı. OVP’de Tarım Stratejik Sektör Olmalı Eylül ayında açıklanması beklenen yeni Orta Vadeli Program’a ilişkin beklentilerini paylaşan Çandır, tarımın stratejik sektör olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Üreticinin yüksek gübre, enerji, akaryakıt ve işçilik maliyetleriyle karşı karşıya olduğunu belirten Çandır, desteklerin maliyetlerle uyumlu ve öngörülebilir olması gerektiğini ifade etti. Çandır ayrıca üretim ve ihracatın rekabet gücünü koruyacak finansman, kur ve kredi politikalarının önemine dikkat çekti. Antalya İhracatı Yüzde 14,2 Arttı 2026 yılının ilk yedi ayında Antalya ihracatının yüzde 14,2 artarak 1,38 milyar dolara ulaştığını belirten Çandır, Türkiye ihracatının aynı dönemde yüzde 4,2 büyüdüğünü söyledi. Antalya ihracatında tarımın payının yüzde 59 olduğunu kaydeden Çandır, tarım ve gıda ihracatının 817 milyon dolara ulaştığını açıkladı. Yaş meyve ve sebze ihracatı yüzde 24 artışla 497 milyon dolara, süs bitkileri ihracatı ise yüzde 2 artışla 43,6 milyon dolara ulaştı. Karadeniz’deki Güvenlik Riski Antalya İhracatını da Etkiliyor Rusya-Ukrayna Savaşı kapsamında Karadeniz’de limanlara ve ticari gemilere yönelik saldırıların dış ticaret açısından risk oluşturduğunu belirten Çandır, Rusya’ya yaş meyve ve sebze ihracatında Samsun-Karadeniz hattının önemli bir güzergâh olduğunu söyledi. Çandır, Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğinin Antalya ihracatının sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu vurguladı. Konkordato Süreci İçin Yeni Düzenleme Çağrısı Antalya Halinde bazı firmaların konkordato ilan etmesinin sektörde endişe yarattığını belirten Çandır, ancak birkaç işletmenin yaşadığı finansal sorunun sektörün tamamının riskli olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Konkordato sisteminin finansal sıkıntı yaşayan işletmeye nefes aldırırken üreticiyi ve ticari zinciri mağdur etmeyecek şekilde yeniden ele alınması gerektiğini belirten Çandır, bankaların da firmaları sektör bazında değil, kendi mali yapı ve ödeme performanslarına göre değerlendirmesi gerektiğini ifade etti. Üreticinin Desteklenmesi Gıda Arzı İçin Kritik Antalya’da hububat hasat sezonunun tamamlandığını belirten Çandır, Türkiye genelinde de hasadın önemli bölümünün geride kaldığını söyledi. Antalya’da verimin bölgelere göre farklılık gösterdiğini belirten Çandır, yüksek girdi maliyetlerinin üreticilerin gelecek sezon ekim kararlarını etkilediğine dikkat çekti. Çandır, üreticinin üretimden kopmaması için doğrudan, hedefli ve öngörülebilir desteklerin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Manavgat Altın Susamı İçin Koruma Talebi Susam üretimindeki gelişmeleri değerlendiren Çandır, ithal susamın fiyat avantajı ve ürün benzerliğinin coğrafi işaretli Manavgat Altın Susamı açısından rekabet riski oluşturduğunu söyledi. Çandır, coğrafi işaret tescilinin tek başına yeterli olmadığını belirterek yerli üreticinin korunması, ürünün markalaşması ve haksız rekabetin önlenmesi gerektiğini ifade etti. Antalya’nın Geleceğinde Su Stratejik Öneme Sahip ATB’nin 2026 yılı faaliyet programında “Su”yu ana tema olarak belirlediğini hatırlatan Çandır, suyun tarım, turizm, sanayi ve kent ekonomisinin geleceği açısından stratejik öneme sahip olduğunu söyledi. 15-16 Eylül tarihlerinde “Antalya Su Diyaloğu: COP31’e Giden Yol” toplantılarının, 23 Eylül’de ise Antalya Su Zirvesi’nin gerçekleştirileceğini belirten Çandır, Antalya’nın su ve iklim politikalarına yönelik ortak bir eylem çerçevesi oluşturmayı hedeflediklerini açıkladı. ATB Organ Seçimleri Ekim Ayında Yapılacak Çandır, 5174 sayılı Kanun kapsamında oda ve borsa organ seçimlerinin Ekim-Kasım aylarında yapılması gerektiğini belirterek, Antalya Ticaret Borsası organ seçimlerinin Ekim ayında gerçekleştirilmesi amacıyla ilgili seçim kuruluna başvuru yapılacağını açıkladı. Toplantının sonunda Meclis üyeleri de faaliyet gösterdikleri sektörlere ilişkin değerlendirme ve görüşlerini paylaştı.

Bugün Doğan Bebekler İki Kat Daha Fazla "Yangın Havası"na Maruz Kalacak! Haber

Bugün Doğan Bebekler İki Kat Daha Fazla "Yangın Havası"na Maruz Kalacak!

Avrupa genelinde orman yangınları yıkıcı etkisini sürdürürken, Environmental Research Letters dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma çarpıcı bir gerçeği gözler önüne serdi. Mevcut iklim politikalarının devam etmesi durumunda, bugün doğan bebekler ömürleri boyunca büyükanne ve büyükbabalarına kıyasla iki kat daha fazla "yangın havası" koşullarıyla karşı karşıya kalacak. ​İspanya, Sırbistan ve Bosna Hersek'te devam eden orman yangınları, bu yaz Avrupa genelinde yaşanan krizin devamı niteliğini taşıyor. Henüz Ağustos ayı dahi başlamadan önce İstanbul'un yüzölçümünün yaklaşık yarısı büyüklüğündeki bir alan kül olmuş, yüzbinlerce kişi güvenli bölgelere tahliye edilmişti. Bu tablo, gelecek nesillerin karşılaşacağı riskleri yeniden gündemin merkezine taşıdı. ​Akdeniz Havzası'nda Risk Daha Büyük: Fazladan Beş Yıl ​Mevcut iklim politikalarının sürdüğü ve küresel ısınmanın yüzyıl sonuna kadar 2,6°C’yi aştığı senaryoyu temel alan araştırma, şu dikkat çekici sonuçları ortaya koyuyor: ​Bugün doğan bir çocuk, önceki nesillere kıyasla yaşamı boyunca fazladan üç yıl boyunca yangın havası koşullarıyla yaşayacak. ​Türkiye'nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası'nda ise bu olumsuz sürenin beş yıla kadar uzayabileceği öngörülüyor. ​"Yangın Havası" Nedir? ​Sıcak, kuru ve rüzgârlı hava koşullarını ifade eden "yangın havası" kavramı; yangın çıkma olasılığını artırıyor, alevlerin daha hızlı yayılmasına yol açıyor ve söndürme çalışmalarını sekteye uğratıyor. İklim değişikliği bu koşulların sıklığını ve şiddetini tırmandırdığı için, orman yangını riski artık daha önce nadir görülen coğrafyalarda ve mevsimlerde bile kendini gösteriyor. ​Tehlikeyi Azaltmak Hâlâ Mümkün ​Araştırmanın en umut verici yönü ise bu geleceğin henüz kesinleşmemiş olması. Emisyonların Paris Anlaşması'nın hedeflediği 1,5°C sınırına uygun şekilde azaltılması hâlinde tablonun ciddiyeti hafifletilebiliyor: ​Avrupa genelinde maruziyet 1,3 yıl azaltılabilecek. ​Yalnızca Güney Avrupa'da bu kazanç 2 yıldan fazla olacak. ​Uzmanlardan "İklim Adaleti ve Yatırım" Vurgusu ​Çalışmanın başyazarı ve Belçika’daki Vrije Universiteit Brussel’dan (VUB) doktora araştırmacısı Rosa Pietroiusti, iklim krizindeki sorumluluğu en az olan gençlerin sonuçları en ağır şekilde yaşayacağına dikkat çekerek, "Gençlerin öncülük ettiği iklim adaleti hareketleri ve hukuki girişimler tam da bu nedenle hükümetlerden ve şirketlerden daha iddialı adımlar talep ediyor" dedi. ​VUB Profesörü Wim Thiery ise güneş ve rüzgâr enerjisi maliyetlerinin düşmesiyle fosil yakıt kullanımında hızlı kesintiler yapmanın kesinlikle mümkün olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: ​"Önlediğimiz her bir derecelik ısınma, bir çocuğun yaşamı boyunca maruz kalacağı yangın riskinin azalmasını sağlar; onlara dolu dolu ve daha sağlıklı bir yaşam ve eğitim fırsatı verir. Paris Anlaşması’na uygun olarak fosil yakıt emisyonlarını azaltmak - yangın önleme, hazırlıklılık ve daha dayanıklı peyzajlara yapılan yatırımlarla birlikte - genç Avrupalıları amansız ve ölümcül olabilecek yangın sezonlarından koruyabilmek için hayati önemde." Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: Environmental Research Letters

Türkiye 83,2 Milyar Dolarlık Tarımsal Hasılayla Dünyada 7'nci, Avrupa'da Birinci Haber

Türkiye 83,2 Milyar Dolarlık Tarımsal Hasılayla Dünyada 7'nci, Avrupa'da Birinci

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye'nin 2002'de 24,5 milyar dolarlık tarımsal hasılayla dünyada 12'nci sırada yer aldığını belirterek, 2025 verilerine göre 83,2 milyar dolarlık tarımsal hasılayla dünyada 7'nci, Avrupa'da ise birinci sıraya yükseldiğini bildirdi. Bakan Yumaklı, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesinde “Dijital Vatan, Yeşil Vatan ve Dezenformasyonla Mücadele" konulu özel ders verdi. Bakanlığın sorumluluk alanlarına dikkati çeken Yumaklı, insan hayatına dokunan sorumlulukları olduğunu söyledi. Bakan Yumaklı, Türkiye'nin tarımsal hasılasındaki gelişmelere vurgu yaparak, “2002 yılında Türkiye 24,5 milyar dolar tarımsal hasılayla dünyada 12'nci sıradaydı. 2025 yılı verilerine göre, Türkiye 83,2 milyar dolarlık tarımsal hasılayla dünyada 7'nci, Avrupa'da da birinci sıraya yükseldi. 'Türkiye'de artık tarım bitti, hiçbir şeyi kendimiz üretmiyoruz, yaptığımız üretim bize yetmiyor, her şeyimizi yurt dışından getiriyoruz' deniliyor. Bunlar doğru değil." ifadelerini kullandı. Yumaklı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün (DSİ) 2002'den itibaren 120 bin kilometreden fazla sulama altyapısına yatırım yaptığını belirterek, “Başka bir ifadeyle, dünyayı üç defa dolaşacak uzunlukta altyapı yatırımı yapıldı. Bu yatırım, sofraya gelecek gıdanın olmazsa olmazı." değerlendirmesinde bulundu. “HER YIL 500 MİLYON TOHUM VE FİDANI TOPRAKLA BULUŞTURUYORUZ" Orman Genel Müdürlüğünün (OGM) de yeşil vatanını korumak adına her yıl 500 milyon tohum ve fidanı toprakla buluşturduğunu ve Türkiye'nin ağaçlandırmada Avrupa birincisi olduğunu anlatan Yumaklı, “Geçen yıl ciddi orman yangınları yaşadık. 11 Kasım 2025'te Cumhurbaşkanımızın da teşrifleriyle bir günde 14 milyon tohum ve fidan toprakla buluştu. 'Yanan ormanlara otel yapıyorlar' deniliyor. Biz de onlara şunu söylüyoruz, 'Bize bir tane örneğini gösterin.' Böyle bir şey yok." diye konuştu. Bakan Yumaklı, yangınlara 28 uçak ve 119 helikopterin fiilen müdahale ettiğini, ayrıca 14 insansız hava aracının Türkiye'yi baştan sona taradığını belirterek, ülke genelinde yaklaşık 800 kule bulunduğunu, bunların 194'ünün dumana ve ısıya duyarlı akıllı kulelerden oluştuğunu söyledi. “1 MİLYON 300 BİN GIDA DENETİMİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ" Bakan Yumaklı, tarımsal üretime ilişkin değerlendirmelerini şöyle sürdürdü: “Ülkemizde ekonomik olarak üretilen 206 bitkisel ürün var. Bunların birçoğunda kendimize yeteriz. Şunu söylemek isterim, dünyanın dört bir tarafında farklı farklı ürünler üretiliyor, hepsinin Türkiye'de üretilmesinin imkanı yoktur. Temel ihtiyaçlarımız ve stratejik ürünlerin birçoğunda kendimize yeteriz." Yumaklı, ortalama 1 milyon 300 bin gıda denetimi gerçekleştirildiğini ve bunu artırmayı hedeflediklerini ifade ederek, güvenilir gıda uygulamalarına yönelik şu bilgileri paylaştı: “Güvenilir gıdanın sofralarımıza gelebilmesi için süreçleri doğru yönetmek hepimizin ortak sorumluluğu. Herhangi bir problemli gıda satışını, üretimini veya servisini bize bildirebilirsiniz. Bir restorana veya markete gittiniz, her bir gıda işletmesinin barkodu var, bunu telefonunuza okuttuğunuzda oranın en son ne zaman denetlendiğini görebilirsiniz."

TMMOB ZMO Danışma Kurulu Toplandı: "Tarımda Kamucu ve Planlı Politikalar Şart" Haber

TMMOB ZMO Danışma Kurulu Toplandı: "Tarımda Kamucu ve Planlı Politikalar Şart"

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) 50. Dönem I. Danışma Kurulu Sonuç Bildirgesi yayımlandı. İstanbul'da gerçekleştirilen toplantıda; artan maliyetler, gıda enflasyonu, tarımsal afetler, mesleki yetki gaspları ve orman yangınları başlıklarında çarpıcı tespitlere yer verildi. ​TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası’nın 50. Dönem I. Danışma Kurulu Toplantısı, Yönetim Kurulu, Onur ve Denetleme Kurulu üyeleri, şube başkanları ve il temsilcilerinin katılımıyla İstanbul Şubesi'nin ev sahipliğinde toplandı. Türkiye’nin tarımsal üretimde karşı karşıya kaldığı çok boyutlu krizlerin masaya yatırıldığı toplantıda, yayımlanan sonuç bildirgesiyle tarım sektöründeki acil çözüm bekleyen sorunlar kamuoyuyla paylaşıldı. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası'nın 50. Dönem I. Danışma Kurulu Toplantısı, ZMO Ana Yönetmeliği'nin ilgili hükümleri uyarınca; Yönetim Kurulu, Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeleri, şube başkanları ve il temsilcilerinin katılımı ile İstanbul Şubemizin ev sahipliğinde toplanmış, mesleğimiz ve meslek alanlarımız ile ilgili konular görüşülmüş, değerlendirmeler yapılmıştır. 50.Dönem I. Danışma Kurulumuz; dünyada savaşların, ekonomik ve siyasal gerilimlerin, iklim değişiminin ve ekolojik yıkımın derinleştiği; ülkemizde ekonomik sorunların, yüksek enflasyonun, gelir dağılımındaki adaletsizliğin ve yoksullaşmanın ağırlaştığı; tarımsal üretimin, üreticilerin ve tüketicilerin çok boyutlu sorunlarla karşı karşıya bırakıldığı bir dönemde toplanmıştır. Tarım; yalnızca ekonomik bir faaliyet alanı değil, yaşamın, toplum sağlığının, bağımsızlığın, egemenliğin ve geleceğin temel güvencesidir. Buna karşın uzun yıllardır uygulanan ithalata, piyasalaştırmaya ve günü kurtaran müdahalelere dayalı politikalar; üreticinin üretimden kopmasına, tarımsal alanların azalmasına, kırsal nüfusun yaşlanmasına, gıda egemenliği ve güvencesinin zayıflamasına neden olmaktadır. Oda’mız, tarım politikalarının; piyasa aktörlerinin kısa vadeli çıkarlarına göre değil; kamu yararı, gıda egemenliği, üretici refahı, tüketici hakkı, ekolojik üretim ve bilimsel planlama temelinde oluşturulması gerektiğini bir kez daha vurgulamaktadır. Üretimde Süreklilik, Üreticiye Güvence Sağlanmalıdır Türkiye'de tarımsal üretim açısından en temel sorunlardan biri, üreticinin yeterli ve öngörülebilir gelir elde edememesidir. Artan girdi ve finansman maliyetleri karşısında üretici gelirlerinin yeterli oranda artmaması, üreticiyi borçlanmaya ve üretimden çekilmeye zorlamaktadır. Odamızın 14 Mayıs 2026 Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada belirtildiği üzere; “2026 yılı Şubat ayında Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi'nin on iki aylık ortalamalara göre yüzde 32,64 artması; tarımsal üretimde maliyet baskısının devam ettiğini göstermektedir. Aynı dönemde tarım sektörünün bankalara olan nakdi kredi borcunun 1 trilyon 355 milyar TL'yi aşması, üreticinin finansal yükünün boyutunu açıkça ortaya koymaktadır.” Borçlanmaya dayalı tarımsal üretim sürdürülebilir değildir. Tarımsal destekler sosyal yardım niteliğinden çıkarılmalı; üretim planlamasının temel araçlarından biri haline getirilmelidir. Çiftçinin üretim yapabilmesinin koşulları güvence altına alınmalıdır. Üretim maliyetleri düşürülmeli, destekler zamanında ve yeterli düzeyde ödenmeli, destekleme sistemi üretim planlamasıyla bütünleştirilmeli, üreticinin ürününü maliyetinin altında satmak zorunda bırakılmasının önüne geçilmelidir. Gıda Enflasyonu Üretim Sorunundan Bağımsız Değerlendirilemez Gıda fiyatlarındaki artış, yalnızca tüketici fiyatlarını değil, toplumun sağlıklı ve yeterli gıdaya erişimini de doğrudan etkilemektedir. Haziran 2026 itibarıyla TÜFE yıllık yüzde 32,11 artarken, gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki yıllık artış yüzde 35,45 olarak gerçekleşmiştir. Gıda enflasyonuyla mücadele, üretimi baskılayarak veya ithalatı artırarak değil; üretim kapasitesini güçlendirerek, üretim sürekliliğini sağlayarak ve tarladan sofraya kadar olan zincirdeki yapısal sorunları çözerek yürütülmelidir. Üreticinin düşük fiyatla ürününü satmak zorunda bırakıldığı, tüketicinin ise yüksek fiyatlarla gıdaya erişebildiği mevcut yapı sürdürülemez. Üretici ile tüketici arasındaki zincirin adil, şeffaf ve etkin biçimde düzenlenmesi; kooperatiflerin ve üretici örgütlerinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Hububatta Üreticinin Emeği Korunmalıdır 2026 yılı hububat alım fiyatlarında ekmeklik ve makarnalık buğday için ton başına 16.500 TL, arpa için 12.750 TL fiyat açıklanmış; desteklerle birlikte üreticinin eline geçmesi öngörülen tutarlar sırasıyla 19.514 TL ve 15.764 TL olarak belirtilmiştir. Odamız açısından temel ölçüt, açıklanan fiyatın yalnızca geçmiş yıl fiyatıyla karşılaştırılması değil, üreticinin gerçek maliyetleri, emeği, arazi ve sermaye kullanım bedeli ile bir üretim için gerekli geliri karşılayıp karşılamadığıdır. Üretici maliyetlerini dikkate almayan fiyat politikaları, kısa vadede piyasayı düzenliyor gibi görünse de uzun vadede üreticinin üretimden çekilmesine ve ithalat bağımlılığının artmasına neden olacaktır. Yaşanan enflasyonist süreç nedeniyle hububat başta olmak üzere stratejik ürünlerde; bölgelere göre tavsiye yada taban alım fiyatları = maliyet + enflasyon kaybı (girdi temin dönemi ile hasat-satış dönemi arasında oluşan) + yıllık büyüme oranı + yaşam payı esas alınarak tespit edilmelidir. Tarımsal Afetlerde Adalet Sağlanmalıdır İklim değişiminin etkileri artık yalnızca çevresel bir sorun olmaktan çıkmış; tarımsal üretimin doğrudan tehdit eden ekonomik ve sosyal bir krize dönüşmüştür. Aşırı ve düzensiz yağışlar, seller, taşkınlar, kuraklık, dolu, zirai don, sıcak hava dalgaları ve yangınlar; tarım arazilerini, hayvan varlığını, sulama altyapısını, tarımsal yapı ve ekipmanları tahrip etmekte, üretim maliyetlerini artırmaktadır. ZMO'nun Mayıs 2026 tarihli “Tarımsal Afet ve Adalet” açıklamasında da vurgulandığı üzere, afetlerden zarar gören üreticilerin kayıpları hızlı biçimde tespit edilmeli; üreticinin ÇKS veya tarım sigortası kapsamındaki durumuna bakılmaksızın yaşanan zararların sosyal devlet ilkesi çerçevesinde karşılanması sağlanmalıdır. Afet sonrasında yalnızca zarar ödemesi yapılması yeterli değildir. Üreticinin yeniden üretime başlayabilmesi için tohum, fide, fidan, yem ve diğer temel girdiler zamanında ve yeterli miktarda sağlanmalı; kredi, elektrik ve sulama borçları yeniden yapılandırılmalı veya gerekli durumlarda ertelenmelidir. Orman Yangınları Ve Tarımsal Üretim Birlikte Ele Alınmalıdır 2026 yazında orman yangınları, tarım alanları ve kırsal yaşam açısından ciddi risk oluşturmaya devam etmektedir. Temmuz ayında Muğla'da meydana gelen yangında yaklaşık 200 hektarlık orman alanının zarar gördüğü; düşük nem ve şiddetli rüzgârın yangının yayılmasını hızlandırdığı Orman Genel Müdürlüğü tarafından açıklanmıştır. Yangınlarla mücadele yalnızca yangın çıktıktan sonra söndürme faaliyetlerine indirgenemez. Ormancılık ve tarım yapılan köy ve mahallelerde yaşayan halka yangın risk azaltma ve yangınla mücadele eğitimleri verilmeli, müdahale ekipleri kurulmalıdır. Yangın öncesi risk azaltma, erken uyarı, izleme, kırsal alan yönetimi, anız yangınlarının önlenmesi, yangın şeritleri, su varlıklarının korunması ve yerel yönetimler ile kamu kurumları arasında etkin koordinasyon yangın politikasının temel unsurları haline getirilmelidir. Orman yangınları aynı zamanda tarımsal üretimi, arıcılığı, hayvancılığı, mera alanlarını, ormanlardan elde edilen ürünleri ve kırsal ekonomiyi etkilemektedir. Yangınların tarımsal üretim üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkileri bütüncül olarak ele alınmalıdır. Su Yetersizliğine Karşı Tarım Politikası Yeniden Şekillendirilmelidir İklim değişiminin ve artan su talebi karşısında su varlıklarımız üzerindeki baskı giderek artmaktadır. Tarım sektörü açısından suyun yalnızca daha fazla kullanılmasına değil, daha etkin, planlı ve verimli kullanılmasına odaklanılmalıdır. Su kısıtı bulunan havzalarda ürün deseni yeniden değerlendirilerek su varlıklarımızın taşıma kapasitesiyle uyumlu üretim planlaması yapılmalı; basınçlı ve kontrollü sulama sistemleri yaygınlaştırılmalı, sulama yatırımları bilimsel önceliklere göre gerçekleştirilmelidir. Su havzalarının madencilik, sanayi, yapılaşma ve diğer rant baskılarıyla kirletilmesine ve yok edilmesine izin verilmemelidir. Su hakkı, yaşam hakkıdır. Su varlıkları kamusal bir değer olarak korunmalıdır. Tarım Arazileri, Meralar, Zeytinlikler ve Ormanlar Korunmalıdır Tarımsal üretimin temel koşulu olan toprak varlığımız hızla artan yapılaşma, sanayi, enerji, madencilik ve ulaşım yatırımları nedeniyle baskı altındadır. Tarım arazilerinin tarım dışı amaçlarla kullanımının kolaylaştırılması, yalnızca bugünün üretim kapasitesini değil, gelecek kuşakların gıda güvencesini ve yeterliliğini de tehdit etmektedir. Tarım arazileri, meralar, zeytinlikler, ormanlar, sulak alanlar ve su havzaları rantın konusu değil, toplumun ortak varlıkları ve geleceğidir. Odamız; tarımsal üretim alanlarının parçalanmasına, verimli tarım topraklarının yapılaşmaya açılmasına, meraların amaç dışı kullanımına ve doğal varlıkların geri dönüşü olmayacak biçimde tahrip edilmesine karşı bilimsel, teknik ve hukuki mücadelesini sürdürecektir. Tarım Sayımı Şeffaf ve Bilimsel Esaslar ile Sonuçlandırılmalıdır Tarım politikalarının doğru biçimde oluşturulabilmesi için öncelikle ülkenin gerçek tarımsal yapısının bilinmesi gerekmektedir. Uzun yıllardır gerçekleştirilmeyen Genel Tarım Sayımının sonuçlarının; arazi varlığı, işletme büyüklükleri, üretim deseni, sulama, hayvan varlığı, tarımsal makine parkı, işgücü ve diğer temel göstergeler bakımından eksiksiz ve güvenilir biçimde ortaya konulması büyük önem taşımaktadır. Tarım sayımından elde edilecek veriler, tarımsal üretim planlamasının temelini oluşturmalıdır. Veriler kamuoyuna açık, anlaşılır ve şeffaf biçimde paylaşılmalı; üretim planlaması gerçek veriler üzerinden yeniden değerlendirilmelidir. Üretim Planlaması Bilimsel Veriye Dayanmalıdır Üretim planlaması; yalnızca belirli ürünlerin belirli alanlarda üretilmesinin ötesinde, toprak, su, iklim, pazar, üretici yapısı, girdi maliyetleri ve tüketici ihtiyaçlarını birlikte değerlendiren bütüncül bir sistem olarak ele alınmalıdır. Üreticinin hangi ürünü neden üreteceğini, ne kadar gelir elde edeceğini ve ürününü nerede pazarlayacağını öngöremediği, alım garantisi olmayan bir sistem gerçek anlamda planlı üretim değildir. Bu nedenle üretim planlaması; Ziraat Mühendisleri Odası’nın, çiftçi örgütlerinin, üniversitelerin, ilgili kamu kurumlarının ve diğer tüm paydaşların katılımıyla demokratik ve bilimsel bir süreç olarak yürütülmelidir. Kamucu Tarım Yönetimi ve Liyakat Güçlendirilmelidir Tarım ve Orman Bakanlığı'nın merkez ve taşra teşkilatında yeterli sayıda, nitelikli ve uzman personel istihdam edilmesi kamusal tarım hizmetlerinin etkinliği açısından zorunludur. Bakanlığın 2026 yılında açıkladığı 1.874 sözleşmeli personel alımında 515 Ziraat Mühendisi, 49 Su Ürünleri Mühendisi ve 6 Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi kadrosuna yer verilmesi olumlu olmakla birlikte, Odamız bu sayıların mevcut ihtiyaç karşısında yetersiz olduğunu belirtmiş; Ziraat Mühendisi, Su Ürünleri Mühendisi ve Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi kadrolarının artırılmasını ve Su Bilimleri Mühendislerine de kadro tahsis edilmesini talep etmiştir. Tarım sayımı, üretim planlaması, bitki sağlığı, toprak ve su koruma, gıda güvenliği ve yeterliliği, kırsal kalkınma, su ürünleri yönetimi ve iklim değişimine uyum gibi stratejik alanlarda kamu istihdamı liyakat temel alınarak artırılmalıdır. Tarım politikalarının başarısı, masa başında oluşturulan düzenlemelerden önce, bu politikaları sahada uygulayacak uzman insan gücünün varlığına bağlıdır. Ziraat Mühendisliği Eğitimi Ve Meslek İstihdamı Güçlendirilmelidir Ziraat Fakültelerinin sayısındaki plansız artış, eğitim altyapısındaki yetersizlikler ve mezunların istihdam sorunları mesleğimizin geleceğini tehdit etmektedir. Eğitim, istihdam ve tarımsal üretim politikaları birlikte ele alınmalıdır. Ziraat fakültelerinde eğitim kalitesi yükseltilmeli, uygulamalı eğitim güçlendirilmeli, üniversite-kamu-özel sektör ve meslek örgütü iş birliği geliştirilmelidir. Ziraat Fakültelerine girebilmek için 300.000 puan barajı tekrar getirilmelidir. ZMO'nun destek verdiği ZİDEK akreditasyon süreçleri yaygınlaştırılmalı; nitelikli ziraat mühendisi yetiştirilmesi bir kamu politikası olarak ele alınmalıdır. Kamuda yeterli sayıda Ziraat Mühendisi istihdam edilmeli; meslektaşlarımızın özlük hakları, ücretleri, ek göstergeleri ve emeklilik koşulları iyileştirilmelidir. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Hakkındaki Kanun kapsamında 4 Nisan 2026 tarihinde yönetmelik değişikliği yapılmış olup, 2023-2026 tarih aralığındaki, tarımsal yapı izinlendirilmesinde, Ziraat Mühendislerinin imza yetkisi kaldırılmıştır. Bu durum; Ziraat Mühendisliği mesleğini yok saymak anlamına gelmektedir. Bu hususta ivedilikle düzenleme yapılmalıdır. B-Reçete uygulamasındaki 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren, Zirai İlaç Bayilerinden “Oda Üyelik Belgesi” istenilmeyeceği yönündeki uygulamadan vazgeçilmelidir. ZMO Anayasa’dan aldığı yetkiye istinaden, özel sektörde çalışan Ziraat Mühendislerinin disiplin örgütü olup, yaptıkları uygulamaların meslek etiği ve bilimsel kurallara uygunluğunu denetlemekle de görevlidir. Zirai İlaç Bayileri mesleki dayanışma ve kamu sağlığı bakımından mesleki denetimden ve Oda üyeliğinden istisna tutulamaz/tutulmamalıdır. Yaşanan finansal kriz tarımsal üretim ve pazarlamanın her aşamasında gübre, BKÜ, Tarım alet ve makinaları alanlarında işletme sahibi olarak görev yapan meslektaşlarımızı konkordato ve iflas noktasına getirmekte, intihar vakaları yaşanmaktadır. Finansal kriz kapsamında uygun koşullarda bir kredi paketi acilen planlanmalı ve yaşanan problemler bütün tarımsal üretime zarar vermeden bir an önce çözülmelidir. Bilirkişilik yapan meslektaşlarımızın; alt uzmanlık alanı seçiminde yaşanan sorunların giderilmesi amacıyla, Bilirkişilik Daire Başkanlığı ile, ZMO olarak görüşmeler sürdürülmektedir. Gıda Güvenliği ve Yeterliliği Kamusal Bir Sorumluluktur Gıdanın güvenilirliği ve yeterliliği, toplum sağlığının ayrılmaz bir parçasıdır. Bitkisel ve hayvansal üretimden işleme, depolama, nakliye ve tüketime kadar tüm süreçlerde etkin denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır. Bitki koruma ürünlerinin üretimi, satışı, reçetelendirilmesi ve uygulanmasında bilimsel yeterlilik ve uzmanlık temel alınmalı; bitki sağlığı alanındaki mesleki yetkilerin zayıflatılmasına izin verilmemelidir. Kalıntı, sahte veya tağşiş edilmiş gıda ürünleriyle mücadelede denetimler güçlendirilmeli; özellikle ihracattan geri dönen tarımsal ürünlere ilişkin nedenler, analiz sonuçları ve alınan önlemler şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Hayvancılıkta Üretici Korunmalı, Yerli Üretim Güçlendirilmelidir Hayvancılıkta temel amaç, dönemsel ithalatlarla piyasa açığını kapatmak değil, yerli üretim kapasitesini artırmak olmalıdır. Yem maliyetleri düşürülmeli, mera alanları korunmalı, hayvan sağlığı hizmetleri güçlendirilmeli ve üreticinin gelir güvencesi sağlanmalıdır. Et ve süt üretiminde üretici ile tüketici arasındaki fiyat makasının azaltılması için kooperatifçilik ve üretici örgütlenmesi desteklenmelidir. Hayvancılık politikaları yalnızca et ve süt miktarının artırılması üzerinden değil; hayvan refahı, çevrenin korunması, yem kaynakları ve agroekolojik üretim ilkeleri üzerinden yeniden değerlendirilmelidir. Kırsalın Boşalmasına Karşı Kalıcı Politikalar Uygulanmalıdır Kırsal nüfusun yaşlanması ve gençlerin tarımsal üretimden uzaklaşması, ülkemizin gelecekteki gıda üretim kapasitesi açısından stratejik bir tehdit oluşturmaktadır. Köyler yalnızca yaşlı nüfusun yaşadığı yerleşimler değil, aynı zamanda üretim alanlarıdır. Gençlerin tarımda kalmasını sağlayacak gelir, eğitim, sosyal güvenlik, sağlık, barınma ve kültürel yaşam koşulları oluşturulmalı; köy okulları ve kırsal kamu hizmetleri güçlendirilmelidir. Genç ve kadın üreticilerin tarımsal üretimde kalıcı olarak yer almasını sağlayacak uzun vadeli destek programları oluşturulmalıdır. Boşaltılmış köylere geri dönüş ve tarımsal üretimin yeniden başlaması planlanmalı, üretici köy halkının köye dönüşü ve tarımsal üretime başlaması için destekleme paketi oluşturulmalı, yıllardır üretim dışında kalan araziler bilimsel programlar uygulanarak yeniden tarıma kazandırılmalıdır. Kooperatifçilik Güçlendirilmelidir Üreticilerin girdi temininden ürün pazarlamaya kadar yaşadığı sorunların çözümünde kooperatifçilik önemli bir araçtır. Kooperatifler siyasi ve ekonomik bağımlılıklardan uzak, demokratik ve şeffaf bir yapıya kavuşturulmalı, mevzuat özendirici olmak üzere yeniden düzenlenmeli, üreticinin örgütlü biçimde pazara erişimi sağlanmalıdır. Kooperatiflerin finansman, eğitim, teknik danışmanlık, depolama, işleme ve pazarlama kapasiteleri güçlendirilmelidir. Afet Bölgelerinde Tarımsal Üretim Yeniden Kurulmalıdır 6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden geçen zamana rağmen deprem bölgesindeki tarımsal üretim ve kırsal yaşam açısından sorunların tümü giderilememiştir. Deprem bölgesinde kırsal nüfusun yeniden üretime kazandırılması, tarım arazilerinin korunması ve üretim altyapısının yeniden kurulması için özel destek programları uygulanmalıdır. Yeni yerleşim alanlarının belirlenmesinde verimli tarım arazileri, meralar, su kaynakları ve tarımsal üretim bütünlüğü mutlaka korunmalıdır. Deprem güvenli yerleşim ile tarımsal üretimin korunması birbirinin alternatifi olarak görülmemelidir. Bilimsel yer seçimi ve doğru planlama ile verimli tarım arazileri tarım dışı kullanılmamalı her iki ihtiyaç birlikte karşılanmalıdır. Mesleki Yetkilerimizi ve Meslek Örgütlülüğümüzü Savunacağız Ziraat Mühendisliği; yalnızca teknik bir meslek değil, gıda, toprak, su, çevre, üretim ve toplum sağlığıyla doğrudan ilişkili kamusal bir meslektir. Mesleki yetki ve sorumlulukların bilimsel yeterlilik yerine farklı çıkar ilişkileri doğrultusunda dağıtılmasına karşı çıkıyoruz. Meslek alanımızın parçalanmasına, mesleki yetkilerimizin daraltılmasına, mühendislik hizmetlerinin niteliğinin düşürülmesine ve meslek örgütümüzün işlevsizleştirilmesine izin vermeyeceğiz. Bilimsel bilgi, mühendislik etiği, liyakat ve kamu yararı temelinde mesleğimizi savunmaya devam edeceğiz. Toplumsal Adalet, Tarıma Adalet Sağlanmadan Tesis Edilemez TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası; demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkesini; insan haklarını, emeği, eşit yurttaşlığı, toplumsal barışı ve özgürlükleri savunmaktadır. Tarım politikalarının toplumdan bağımsız ele alınamayacağı açıktır. Adil bir tarım politikası, adil bir toplum düzeninin parçasıdır. Kadınların, gençlerin, çocukların, mevsimlik tarım işçilerinin ve tüm emekçilerin haklarının korunması; tarımsal üretimin sürdürülebilirliği kadar önemlidir. Mevsimlik tarım işçilerinin çalışma ve yaşam koşulları iyileştirilmeli, sosyal güvenceye erişimleri sağlanmalı ve tarımda çocuk işçiliğinin tüm biçimleriyle mücadele edilmelidir. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda Odamızın çalışmaları kararlılıkla sürdürülecektir. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Olarak Diyoruz ki; Kamucu, planlı, üreticiyi ve tüketiciyi koruyan bir tarım politikası yaşama geçirilmelidir. Gıda egemenliği, gıda güvencesi ve gıda güvenliği temel kamu politikaları haline getirilmelidir. Çiftçinin üretimde kalmasını sağlayacak yeterli, zamanında ve öngörülebilir destekleme sistemi oluşturulmalıdır. Tarımsal üretimde ithalata bağımlılığı azaltacak, yerli üretimi ve üretim kapasitesini güçlendirecek politikalar uygulanmalıdır. Tarım arazileri, meralar, zeytinlikler, ormanlar, sulak alanlar ve su havzaları korunmalıdır. İklim değişimine uyum politikaları tarım, su, orman ve kırsal kalkınma politikalarıyla birlikte ele alınmalıdır. Tarımsal afetlerden zarar gören üreticilerin zararları sosyal devlet ilkesi doğrultusunda karşılanmalı ve yeniden üretime geçmeleri güvence altına alınmalıdır. Orman yangınlarıyla mücadelede önleyici, bilimsel, teknolojik ve bütüncül yöntemler güçlendirilmelidir. Su varlıklarının korunması ve tarımsal su kullanımının planlanması ülke politikalarının temel önceliklerinden biri olmalıdır. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın teknik personel yapısı güçlendirilmeli, kamuya yeterli sayıda Ziraat Mühendisi, Su Ürünleri Mühendisi, Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi ve Su Bilimleri Mühendisi alınmalıdır. Ziraat Fakültelerinde eğitim kalitesi yükseltilmeli, plansız fakülte ve kontenjan artışına son verilmelidir. Gençlerin ve kadınların tarımsal üretimde kalmasını sağlayacak sosyal ve ekonomik politikalar uygulanmalıdır. Kooperatifçilik ve üretici örgütlenmesi güçlendirilmelidir. Tarım işçilerinin insanca çalışma ve yaşam koşullarına sahip olması sağlanmalı, tarımda çocuk işçiliği sona erdirilmelidir. Tarım politikaları bilimsel veriler, meslek uzmanlığı ve kamu yararı temelinde oluşturulmalıdır. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası olarak; üreten, ürettiğinin karşılığını alan çiftçinin; sağlıklı, güvenilir ve erişilebilir gıdaya ulaşabilen tüketicinin; bilimsel ve nitelikli mühendislik hizmeti sunan meslektaşlarımızın ve korunmuş bir doğal çevrede yaşama hakkının yanında olmaya devam edeceğiz. Ülkemizin tarımsal varlıklarını, toprağını, suyunu, ormanlarını, meralarını, zeytinliklerini ve biyolojik çeşitliliğini gelecek kuşaklara aktarmak; üreticinin emeğini korumak, gıda egemenliğini ve kamusal yararı savunmak mesleki ve toplumsal sorumluluğumuzdur. Bilimin, emeğin, üretimin, dayanışmanın ve kamu yararının rehberliğinde mücadelemizi büyüteceğiz. Mesleğimize, meslektaşlarımıza, üreticilerimize ve ülkemizin geleceğine sahip çıkmaya devam edeceğiz. Yaşasın TMMOB! Yaşasın ZMO! Yaşasın ZMO Örgütlülüğü!" Seo uyumlu detaylı bir haber metni hazırlarmısın

CHP'li Sarıbal: "Mehmet Şimşek Enflasyonun Değil, Çiftçinin Belini Kırdı" Haber

CHP'li Sarıbal: "Mehmet Şimşek Enflasyonun Değil, Çiftçinin Belini Kırdı"

CHP Yurtiçi Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, orman yangınlarını önleme sorumluluğunun yurttaşların duyarlılığına bırakılamayacağını söyledi. Tarımsal ithalat verilerini de değerlendiren Sarıbal, yılın ilk altı ayında seçilmiş bitkisel ürünler ile canlı hayvan ve kırmızı et ithalatı için yaklaşık 410 milyar lira ödendiğini, çiftçiye ayrılan desteğin ise 168 milyar lirada kaldığını belirtti. Sarıbal, “Mehmet Şimşek enflasyonun belini kıramadı; kırsaydı faizler düşerdi. Mehmet Şimşek yoksulun, fakirin, emeklinin, emekçinin, köylünün ve çiftçinin belini kırdı” dedi. Ormanları koruma sorumluluğu yurttaşa bırakılamaz Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı'nın Çanakkale, Balıkesir, Bursa, İzmir ve Manisa başta olmak üzere birçok ilde artan yangın riskine ilişkin, “En büyük gücümüz vatandaşlarımızın duyarlılığı ile yangın çıkmasını önlemektir” açıklamasını değerlendiren Sarıbal, yurttaşların sorumlulukla hareket etmesinin önemli olduğunu ancak kamusal hazırlığın yerine geçirilemeyeceğini söyledi. Sarıbal, “Vatandaşlarımız elbette duyarlı olacak, kendi sorumluluklarını yerine getirecek. Ama bu şu demek değildir: Vatandaşlarımız dikkat ederlerse orman yangınları çıkmaz. Asla böyle bir şey yok” diye konuştu. İklim değişikliği, artan sıcaklıklar, kuraklık, düşük nem ve rüzgârın yangın riskini artırdığını belirten Sarıbal; enerji nakil hatları, yol kenarlarındaki yanıcı maddeler, orman alanlarındaki ticari faaliyetler ve önleyici ormancılık çalışmalarındaki eksikliklerin de değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. 2025'te 81 bin 473 hektar orman alanı yandı Orman Genel Müdürlüğü verilerine göre 2025 yılında Türkiye genelinde 3 bin 224 orman yangını çıktı ve 81 bin 473 hektar orman alanı zarar gördü. Yangınlardan 1.012'sinin çıkış nedeni belirlenemedi; nedeni belirlenemeyen yangınlarda yanan alanın büyüklüğü 37 bin 626 hektara ulaştı. Sarıbal, “Bir tane değil, iki tane değil, üç tane değil; 3 bin 224 orman yangınının 1.012'sinin sebebi belli değil. Açıkça itiraf ediliyor ki orman yangınlarının neden çıktığını bile tespit edemiyoruz” dedi. Ormancılık Politikası Uzmanı Prof. Dr. Erdoğan Atmış'ın hesaplamasına göre 2010-2019 döneminde yılda ortalama 7 bin hektar orman alanı yanarken, 2020-2025 döneminde yıllık ortalama kayıp 49 bin hektara çıktı. Böylece yıllık ortalama yanan alan yaklaşık yedi katına yükseldi. 12,5 milyon hektarlık alan yüksek yangın riski altında Türkiye Ormancılar Derneğinin değerlendirmesine göre yaklaşık 12,5 milyon hektarlık alan yangına hassas bölgelerde bulunuyor. Akdeniz, Ege ve Marmara'daki riskli alanların uzun süredir bilindiğini belirten Sarıbal, yangın çıkmadan önce yol kenarlarının, enerji nakil hatlarının, yangın emniyet şeritlerinin ve müdahale altyapısının hazır hale getirilmesi gerektiğini söyledi. Sarıbal, yangınların yalnız çıktıktan sonra söndürülmeye çalışılmasının yeterli olmadığını belirterek, “Yangınlar bir sonuçtur. Önemli olan, yangınlar çıkmadan önce gerekli çaba ve çalışmaları yapabilmektir” dedi. Enerji hatlarından çıkan yangınlar yanan alanın dörtte birini oluşturuyor Hazırlık notlarında aktarılan verilere göre enerji nakil hatlarından kaynaklanan yangınların toplam yangın sayısı içindeki payı yaklaşık yüzde 7 iken, bu yangınlarda zarar gören alanın toplam yanan alan içindeki payı yaklaşık yüzde 25'e ulaşıyor. Sarıbal, enerji hatlarından çıkan yangınların sayıca sınırlı görünmesine rağmen geniş alanlara yayıldığını belirterek, kritik hatların bakımının enerji şirketlerinin tercihine bırakılamayacağını ifade etti. “Kentin merkezinde, rantın yüksek olduğu yerde enerji hatlarını yer altına alıyorlar. Mesele orman olunca enerji şirketleri ve Bakanlık bu işin üzerine yeterince gitmiyor” diyen Sarıbal, ormanlık alanlardan geçen kritik hatların yer altına alınmasını istedi. 900 bin hektar orman alanı ticari faaliyetlere açıldı Yaklaşık 900 bin hektar, başka bir ifadeyle 9 milyon dekar orman alanı madencilik, enerji, turizm, taş ocağı, ulaşım ve atık tesisleri gibi faaliyetlere ilişkin izinlere konu edildi. Sarıbal, ormanlara yurttaşların girişinin sınırlandırıldığı dönemlerde aynı alanlarda madencilik, enerji ve turizm faaliyetlerinin devam etmesine tepki gösterdi: “Madenciler orada, enerji şirketleri orada, turizmciler orada ama halka yasak. Niye? Halk suçlu. Ormanların yangın sebebi halk olacak; böyle bir şey olamaz.” Orman köylüsünün, küçükbaş hayvancılığın ve geleneksel ormancılık faaliyetlerinin dışlanırken ticari faaliyetlerin genişlemesinin yangın riskini azaltmadığını belirten Sarıbal, verilen izin ve tahsislerin gözden geçirilmesini istedi. Orman işçileri geçici istihdamla çalıştırılamaz Yangınlara karşı sahada mücadele eden orman işçilerini ve kamu emekçilerini selamlayan Sarıbal, havadan müdahalenin tek başına yeterli olmadığını, yangının zeminde yer ekipleri tarafından söndürülmesi gerektiğini söyledi. Orman işçilerinin kadrolu, eğitimli ve sahayı tanıyan personelden oluşması gerektiğini belirten Sarıbal, çalışma sürelerinin, ücretlerinin, özlük haklarının ve kişisel koruyucu donanımlarının yaptıkları işin tehlikesine göre düzenlenmesini istedi. Sarıbal, “Bakanlığın bu işi geçici istihdamla değil, sahici bir kadrolaşmayla; uzman, eğitimli ve tecrübeli insanlarla yapması gerekir” dedi. Bakanlığa personel, hava aracı ve hazırlık soruları Sarıbal, yüksek yangın riski açıklanan Çanakkale, Balıkesir, Bursa, İzmir ve Manisa için Tarım ve Orman Bakanlığına şu soruları yöneltti: Riskli bölgelerde kaç kadrolu orman işçisi ve teknik personel hazır bekletilmektedir? Personelin yeterli eğitimi, tecrübesi, iş güvenliği malzemesi, aracı ve gereci var mıdır? Riskli bölgelerde müdahaleye hazır kaç uçak ve helikopter bulunmaktadır? Enerji nakil hatlarının ve yol kenarlarının son bakımları yapılmış mıdır? Yangın emniyet yollarındaki yanıcı madde yükü azaltılmış mıdır? Orman köyleri ve yerel yönetimlerle tahliye ve ilk müdahale planları hazırlanmış mıdır? Sarıbal, 1.012 yangının çıkış nedeninin belirlenememiş olmasının Bakanlığın inceleme, denetim ve uzman kadro kapasitesine ilişkin ciddi bir sorun ortaya koyduğunu söyledi. Yangın bütçesi Mehmet Şimşek'in oluruna bırakılamaz Orman Genel Müdürlüğünün yangın önleme ve mücadele bütçesinin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Sarıbal, ormanların korunmasının yalnızca mali disiplin yaklaşımıyla ele alınamayacağını söyledi. Sarıbal, “Orman Genel Müdürlüğünün yangın önleme ve mücadele bütçesi güçlendirilmelidir. Daha fazla kaynak ayrılmalıdır. Bütün bunlar Mehmet Şimşek'in oluruna bırakılmamalıdır” dedi. Yüksek riskli bölgelerde yeterli sayıda kadrolu personel istihdamı, kapatılan veya işlevsizleştirilen eğitim merkezlerinin yeniden açılması, enerji hatlarının denetlenmesi, tahliye planlarının hazırlanması ve yangınların çıkış nedenleri için bağımsız ve bilimsel bir inceleme sistemi kurulması gerektiğini vurguladı. Üretimde rekor deniliyor, ithalat büyüyor Açıklamasının tarım bölümünde iktidarın “üretimde rekor” söylemi ile dış ticaret verileri arasındaki çelişkiye dikkat çeken Sarıbal, artan mazot, gübre, enerji, sulama ve finansman maliyetlerinin yerli üreticiyi zayıflattığını söyledi. Hazırlık notlarına göre son bir yılda amonyum nitrat gübresinin fiyatı yüzde 71, amonyum sülfat gübresinin fiyatı yüzde 59,4, 20.20.0 kompoze gübrenin fiyatı yüzde 35,4, mazot fiyatı ise yüzde 43,6 arttı. Sarıbal, “Dışarıdan ithalat, içerideki üretimden daha ucuz hale getirildi. Bunun sorumlusu bizzat iktidar ve yakın dönemde Mehmet Şimşek'in ekonomi politikalarıdır” dedi. Buğday ithalatı yüzde 150 arttı 2026 yılının ilk altı ayında buğday ithalatı, geçen yılın aynı dönemindeki 1 milyon 329 bin 3 tondan 3 milyon 331 bin 700 tona yükseldi. Buğday ithalatına ödenen tutar 343 milyon 86 bin dolardan 856 milyon 796 bin dolara çıktı. Miktar ve değer artışı yaklaşık yüzde 150 oldu. Mısır ithalatı 3 milyon 458 bin 391 tondan 4 milyon 374 bin 514 tona, ödenen tutar ise 881 milyon 461 bin dolardan 1 milyar 106 milyon 293 bin dolara yükseldi. Toplam hububat ithalatı miktar olarak yaklaşık yüzde 59 artarak 7 milyon 908 bin 504 tona ulaştı. Hububat ithalatına ödenen tutar ise yüzde 54 artışla 2 milyar 82 milyon 53 bin dolara çıktı. Yağlı tohum ve küspe ithalatı büyüdü Yağlı tohum ithalatına ödenen tutar 2025'in ilk yarısındaki 1 milyar 543 milyon 185 bin dolardan, 2026'nın aynı döneminde 1 milyar 998 milyon 325 bin dolara yükseldi. Artış yüzde 29 oldu. Ayçiçeği tohumu ithalatı 730 bin 137 tondan 977 bin 433 tona, ithalata ödenen tutar ise 493 milyon 691 bin dolardan 748 milyon 344 bin dolara çıktı. Küspe ithalatı 1 milyon 138 bin 887 tondan 1 milyon 602 bin 884 tona yükseldi. Küspeler için ödenen tutar 360 milyon 847 bin dolardan 558 milyon 97 bin dolara çıkarak yüzde 55 arttı. Soya küspesi ithalatı tek başına 602 bin 390 tondan 1 milyon 84 bin 878 tona yükseldi. Canlı hayvan ve kırmızı et ithalatına 1,17 milyar dolar Canlı hayvan ve kırmızı et ithalatına ödenen toplam tutar, 2025'in ilk yarısındaki 977 milyon 631 bin dolardan, 2026'nın aynı döneminde 1 milyar 173 milyon 867 bin dolara çıktı. Kırmızı et ithalatı 34 bin 951 tondan 43 bin 995 tona yükseldi. İthalata ödenen tutar ise 248 milyon 19 bin dolardan 436 milyon 868 bin dolara çıkarak yaklaşık yüzde 76 arttı. İthalata 410 milyar, çiftçiye 168 milyar lira Tabloda yer alan seçilmiş bitkisel ürünlerin ithalatına 2026 yılının ilk altı ayında 8 milyar 105 milyon 982 bin dolar, canlı hayvan ve kırmızı et ithalatına ise 1 milyar 173 milyon 867 bin dolar ödendi. Toplam tutar 9 milyar 279 milyon 849 bin dolar oldu. Dolar kuru 44 lira üzerinden hesaplandığında karşılığı yaklaşık 408,3 milyar liraya ulaşıyor. Sarıbal, bu tutarı konuşmasında yuvarlayarak 410 milyar lira olarak ifade etti. Sarıbal, “İthalata yaklaşık 410 milyar lira veriyoruz. Peki bu iktidarın çiftçiye ayırdığı para ne kadar? 168 milyar lira” dedi. Mehmet Şimşek enflasyonun değil, çiftçinin belini kırdı Meyve ve sebze fiyatlarındaki üretici kaynaklı düşüşlerin enflasyonla mücadele başarısı olarak gösterilemeyeceğini belirten Sarıbal, ithalat ve düşük fiyat politikalarının çiftçiyi üretimden uzaklaştırdığını söyledi. Sarıbal şöyle konuştu: “Mehmet Şimşek enflasyonun belini kıramadı; kırsaydı faizler düşerdi. Ama bildiğim bir şey var: Mehmet Şimşek yoksulun, fakirin, emeklinin, emekçinin, köylünün ve çiftçinin belini kırdı. Vahşi liberal politikalara bu halkı, bu ülkeyi teslim etti.” Sarıbal, açıklamasını, “Bu düzen değişecek; hakkaniyetli, adil, halktan, ülkeden, emekçiden, çiftçiden ve topraktan yana yeni bir düzen elbet kurulacak” sözleriyle tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.