Hava Durumu

#Orta Doğu

Kırsal Haber - Orta Doğu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Orta Doğu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Savaşlar Dış Ticaretimizi Etkileyecek Haber

Savaşlar Dış Ticaretimizi Etkileyecek

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, savaş ve krizlerin yaşandığı ülkelere ilişkin 2025 yılı dış ticaret verilerini rakamlarla değerlendirdi. Türkiye’nin toplamda 92 milyar doları aşan dış ticaret açığı verdiğine dikkat çeken Gürer, buna karşılık savaş ve krizlerin gölgesindeki Orta Doğu ve Güney Asya ülkeleriyle ticarette 4,45 milyar dolarlık fazla sağlandığına dikkat çekti. Gürer, “Çatışma ve belirsizliğin sürdüğü coğrafyalarda elde edilen bu fazla dış ticaret getirisi stratejik önem taşımaktadır. Savaşların yaygınlaştığı, krizlerin süreç belirsizliğini artırdığı bir ortamda ihracat pazarlarımızın etkilenmesi de olasıdır. Bu bağlamda alınacak önlemler ve ülkelerle kurulacak iletişim daha da önemli bir noktaya evrilmiştir. Gıda da bu süreçte önem kazanacaktır. Ülkemizde yaşanan ekonomik sorunlara savaşların da olumsuz etkisi olabilir; ancak süreç doğru yönetilirse, sorunlardan en az zararla çıkılması mümkün olacaktır.” dedi. “2025’TE 273,3 MİLYAR DOLAR İHRACAT, 365,4 MİLYAR DOLAR İTHALAT” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “2025 yılında Türkiye’nin toplam ihracatı 273 milyar 308 milyon dolar, ithalatı ise 365 milyar 429 milyon dolar olarak gerçekleşmişti. 92 milyar doları aşan dış ticaret açığı var. Ülkemiz 2025 yılında İran, Ürdün, Bahreyn, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Pakistan, Afganistan ve Lübnan ile dış ticaret önemli yer tutuyor. Bu ülkelerle 2025 yılında 21 milyar 742 milyon dolar ihracat, 17 milyar 289 milyon dolar ithalat gerçekleştirildi. Toplamda 4 milyar 452 milyon dolarlık dış ticaret fazlamız var. Savaşın ve istikrarsızlığın gölgesindeki bu coğrafyada elde edilen 4,45 milyar dolarlık fazla, Türkiye açısından önemlidir” dedi. “EN YÜKSEK HACİM BAE VE SUUDİ ARABİSTAN İLE” Ömer Fethi Gürer, bölgedeki en yüksek ticaret hacminin Körfez ülkeleriyle gerçekleştiğini ifade ederek, “Birleşik Arap Emirlikleri ile ticaret hacmi yaklaşık 19 milyar dolara yaklaşmıştır. Suudi Arabistan ve İran da yüksek hacimli ticaret yapılan ülkeler arasındadır. Bazı ülkelerde fazla verirken, bazı ülkelerde açık oluşmaktadır. 2025 yılında; BAE ile 9,28 milyar dolar ihracat, 9,67 milyar dolar ithalat, Suudi Arabistan’a 3,8 milyar dolar ihracat, İran’a 3,05 milyar dolar ihracat gerçekleşti,” dedi. GIDA VE TARIMSAL ÜRÜNLERDE 2 MİLYAR DOLARIN ÜZERİNDE FAZLA CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Canlı hayvanlar, gıda maddeleri, içecekler ve bitkisel yağlar kalemlerinde, söz konusu 10 ülkeye 2 milyar 646 milyon dolar ihracat yapılmış, buna karşılık 617 milyon dolar ithalat gerçekleştirilmiştir. Yaklaşık 2 milyar dolar dış ticaret fazlası oluşmuştur. Bu süreçte ürün sevki ve tedariği de savaşlar ile olumsuz etkilenebilecektir. En yüksek gıda ihracatı bölgede, İran: 617 milyon dolar Suudi Arabistan: 597 milyon dola BAE: 517 milyon dolar, Ürdün: 297 milyon dolardır” dedi. BÖLGEDE DİĞER SAVAŞLARIN DA ETKİSİ OLACAKTIR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Rusya-Ukrayna ve Pakistan-Afganistan savaşlarının bölge ülkelerine olumsuz etkisinin 2026 yılı için önemli riskler yaratabileceğini belirtti. Küresel ölçekte Hürmüz Boğazı’nın kapatılması gibi gelişmelerle de sıkıntıların artabileceğine dikkat çekti. Küreselleşen dünyada ticaret savaşlarına bu kez silahların da dâhil olmasının, daha büyük sorunlara kapı aralayacağını ifade etti. Gıdadan sivil havacılığa, akaryakıt ve doğal gaz arzından ülkeler arası ilişkilere kadar oluşacak yeni dünya düzeninde, fakirin daha fakir, zenginin daha zengin olacağı bir dönemin ortaya çıkmasının da olağan olduğunu vurguladı. Bu bağlamda gıda ve akaryakıtın öne çıkacağını belirten Gürer, gıdanın ülkemiz için hayati öneme sahip konulardan biri olduğunu ifade etti. “Yılın başındayız. Her ne kadar bazı ürünlerin ülkemizde ekimi gerçekleşse de farklı bölgelerde ekimler sürmektedir. Arz sorunu yaşanan ürünlerimizin ekimi için acil planlama yapılarak önlemler alınmalıdır. Hububat ve bakliyatta açığımızın giderilmesi sağlanmalıdır. Çiftçi ve üretici olarak ekim yapacak kesimlere ek destek ve teşvikler verilmelidir. Önce kendi kendimize yeterli bir noktaya erişmeli, ithal edeceğimiz ürünler için de üretim destekleri oluşturulmalıdır.” dedi.

Kanatlı Sektörü Farklı Boyutlarıyla Stratejik Öneme Sahiptir Haber

Kanatlı Sektörü Farklı Boyutlarıyla Stratejik Öneme Sahiptir

Türk Veteriner Hekimleri Birliği, Ticaret Bakanlığı tarafından kanatlı eti ihracatının durdurulmasının olası ekonomik ve üretimsel sonuçları ile ilgili olarak bir açıklama yaptı. TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Ticaret Bakanlığı tarafından geçtiğimiz günlerde yapılan yazılı açıklamada; son dönemde bölgesel gelişmelerin gıda piyasaları üzerindeki etkileri, iç talepte gözlemlenen artış ve dönemsel tüketim eğilimlerindeki değişimlerin bazı ürün gruplarında fiyat hareketlerini hızlandırabildiği belirtilmiş; bu kapsamda kanatlı eti piyasasındaki fiyat oluşumlarının yakından takip edildiği ve arz-talep dengesini destekleyici bir tedbir olarak kanatlı eti ihracatının durdurulmasına yönelik kararın hayata geçirildiği kamuoyuna duyurulmuştur. Söz konusu gelişmeler üzerine, kanatlı eti üretimi ve ihracatının mevcut durumu ile alınan kararların muhtemel etkilerinin bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirilmesi gereği doğmuştur. Türkiye’de kanatlı eti üretimi ve ihracatına ilişkin güncel veriler, sektörün son yirmi beş yılda kayda değer bir üretim kapasitesine ulaştığını açıkça göstermektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2001 yılında 614 bin ton düzeyinde olan tavuk eti üretimi, 2025 yılı itibarıyla yaklaşık 2,6–2,8 milyon ton bandına yükselmiştir. Aynı dönemde kişi başına düşen üretim miktarı 15 kilogram seviyelerinden 32 kilogramın üzerine çıkmıştır. Bu tablo, kanatlı sektörünün ülkemizin hayvansal protein arzında stratejik bir konuma sahip olduğunu ve iç talebi karşılayabilecek bir üretim gücüne ulaştığını ortaya koymaktadır. Kanatlı sektörü; dikey entegrasyonun güçlü olduğu, sözleşmeli üretim modeliyle yaygın istihdam oluşturan, hem iç piyasaya hem de dış pazarlara üretim yapabilen önemli bir üretim alanıdır. Bununla birlikte sektör; yem hammaddeleri başta olmak üzere canlı materyal temini bakımından büyük ölçüde dışa bağımlı bir yapı arz etmektedir. Döviz kurlarındaki dalgalanmalar ve girdi maliyetlerindeki artışlar doğrudan üretim maliyetlerine yansımakta; bu durum nihai ürün fiyatlarında baskı oluşturmaktadır. İhracat verileri incelendiğinde, tavuk eti ihracatının son on beş yıllık süreçte önemli bir ivme kazandığı görülmektedir. 2010 yılında 138 bin ton olan ihracat miktarı 2024 yılı itibarıyla 370 bin tonun üzerine çıkmış; 2025 yılında ise yaklaşık 378 bin tonluk ihracat düzeyine ulaşılmıştır. İhracat değeri aynı dönemde yaklaşık üç kat artış göstermiştir. Başta Irak olmak üzere Orta Doğu, Afrika ve Asya pazarlarına yönelik ihracat, sektörün dış ticaretteki stratejik konumunu güçlendirmiş; tavuk eti ihracatı tarım, ormancılık ve balıkçılık toplam ihracatı içerisinde kayda değer bir paya ulaşmıştır. Bu çerçevede, tavuk eti ihracatına yönelik getirilen kısıtlamaların muhtemel etkilerinin çok boyutlu değerlendirilmesi gerekmektedir. Kısa vadede ihracatın sınırlandırılması veya tamamen durdurulması, iç piyasada arz artışı sağlayarak fiyatlarda geçici bir gerilemeye yol açabilecektir. Ancak kanatlı eti üretimi biyolojik üretim döngüsüne dayalıdır ve kapasite planlaması belirli bir süreklilik gerektirir. Üretimin kârlılık temelinde sürdürülemediği bir fiyat düzeyi; kapasite daralmasına, işletmelerin üretimden çekilmesine, istihdam kayıplarına ve sözleşmeli üretim zincirinin zayıflamasına neden olabilecektir. Orta ve uzun vadede üretimde yaşanacak daralma ise bu kez arz yetersizliği oluşturarak fiyatların daha sert dalgalanmasına zemin hazırlayabilecektir. Ayrıca ihracat, yalnızca üreticinin gelir kalemi değil; aynı zamanda ülkemize döviz kazandıran önemli bir faaliyettir. İhracat gelirlerindeki azalma, ithal girdilere bağımlı olan sektörde maliyet baskısını artırmakta; finansman ve yatırım kapasitesini zayıflatmaktadır. Bunun yanında dış pazarlarda güven kaybı, ticari ilişkilerin zedelenmesi ve uzun yıllar emek ve yatırım ile oluşturulan pazar ağlarının kaybedilmesi riski bulunmaktadır. Uluslararası pazarlarda kaybedilen payın kısa sürede yeniden kazanılması ise çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Üretim döngüsünün biyolojik niteliği dikkate alındığında, düşürülen kapasitenin kısa sürede yeniden artırılması mümkün değildir. Ani ve kapsamlı ticari kısıtlamalar, fiyat istikrarını sağlama amacı taşısa da, öngörülebilirlikten uzak uygulamalar üretim planlamasını zorlaştırmakta ve sektörün rekabet gücünü zayıflatabilmektedir. Türkiye Veteriner Hekimleri Birliği olarak; gıda arz güvenliğinin sağlanması, tüketicinin makul fiyatlarla güvenilir hayvansal proteine erişimi ve üreticinin sürdürülebilir üretim yapabilmesi arasında hassas bir denge bulunduğunu önemle vurguluyoruz. Hayvansal üretim politikalarının kısa vadeli fiyat dalgalanmalarına odaklanmak yerine; maliyetleri azaltıcı, üretimi planlayan, stratejik stok yönetimini içeren ve özel sektörle koordinasyon içerisinde yürütülen öngörülebilir politika araçlarıyla desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Kanatlı sektörü; halk sağlığı, gıda güvenliği, istihdam ve ihracat boyutlarıyla stratejik öneme sahiptir. Bu nedenle alınacak her kararın; bilimsel veriler ışığında, üreticiyi koruyan, tüketiciyi gözeten ve ülke ekonomisini güçlendiren bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Güneydoğu’nun Ramazan Bereketi Orta Doğu ve Afrika Pazarlarından Haber

Güneydoğu’nun Ramazan Bereketi Orta Doğu ve Afrika Pazarlarından

Güneydoğu Anadolu'da hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörünün ihracatı Ocak ayında geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 7,1 daralma ile 279,9 milyon dolar oldu. İhracatın tonaj olarak yüzde 12,3 gerilemeyle 355,5 bin ton olduğu bu dönemde 88,4 bin ton makarna, 63,8 bin ton buğday unu, 35,8 bin ton da ayçiçek yağı ihraç edildi. En fazla gelir elde edilen ürün olan ayçiçek yağındaki ihracat yüzde 11,6 artış ile 56,6 milyon dolara ulaşırken, ikinci sırada yer alan makarnanın ihracatı %1,2 gerilemeyle 48,9 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ortalama ihracat birim fiyatlarındaki artışın yüzde 5,9’a ulaştığı bu dönemde ihracatı oransal olarak en fazla düşen ürünler yemler, soya fasulyesi ve kakaosuz şeker mamulleri oldu. Türkiye’nin Orta Doğu ülkelerine gerçekleştirdiği 296 milyon dolarlık hububat ihracatının yüzde 40’tan fazla kısmı Güneydoğu’dan gerçekleşirken, Afrika’ya yapılan 213,9 milyon dolarlık hububat ihracatı içinde bölgenin payı 46,4’e yükseldi. “Ramazan öncesi, temel gıda ürünlerine yönelik talep doğal olarak hızlandı” Bölgenin temel gıda alanında güçlü ve sürdürülebilir tedarik yapısıyla Orta Doğu ve Afrika pazarlarında üstlendiği role dikkat çeken Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, bölge ihracatına ilişkin değerlendirmelerde bulundu: “Dünya genelinde yaklaşık 2 milyar Müslüman nüfusun yarısına yakınının yaşadığı Orta Doğu ve Kuzey Afrika coğrafyası hem ticari ilişkilerimizin uzun yıllardır istikrarlı biçimde geliştiği hem de temel gıda ürünlerinde arz güvenliğinin kritik önem taşıdığı bölgeler. Geçen yıl 2,7 milyar dolar hacimle Güneydoğu’nun hububat sektörü ihracatında yüzde 76,3 paya sahip olan bu bölgelerde Irak, Suriye, Cibuti, Gana, Sudan ve Somali gibi ülkeler en büyük pazarlarımız arasında yer alıyor. Bu ülkeler girişimlerimizin sahada karşılık bulduğu, güven ilişkisiyle büyüyen stratejik ortaklarımız olarak da öne çıkıyor. Ramazan ayı öncesi dönemde bu pazarlarda temel gıda ürünlerine yönelik talebin doğal olarak hızlandığını görüyoruz. Biz de bu dönemi yalnızca bir satış takvimi olarak değil, tedarik sürekliliği ve piyasa istikrarı açısından sorumluluk gerektiren bir süreç olarak ele alıyoruz. İhracatçılarımız fiyat istikrarını gözeten, teslimat güvenilirliğini güçlendiren ve karşılıklı ticari güveni büyüten bir yaklaşımı merkeze alıyor; üretim, stok ve sevkiyat planlamasını bu hassasiyetle yapıyor. İslam coğrafyasında bereketin, paylaşmanın ve dayanışmanın simgesi olan Ramazan, aynı zamanda üreticilerimize ve ihracatçılarımıza da emeklerinin karşılığını veren bir bereket ayı. Bölgemiz bu coğrafyalarda sofralara güvenli gıdanın zamanında ulaşmasını sağlayan bir ticari sorumluluğu temsil ediyor.” “Tahsilat sorunları Irak’la ticaret akışımızı zorluyor” Bölgenin en yakın ve en büyük pazarlarından biri olan Irak pazarına ayrı bir parantez açan Kadooğlu, ülkede son dönemde ödeme ve tahsilat süreçlerinde yaşanan teknik ve bankacılık kaynaklı sorunların ticaret akışını etkilemeye devam ettiğini belirterek şunları söyledi: “Geçtiğimiz yıl Irak’a ihracatımızda yüzde 16,8’lik bir daralma yaşanmıştı, bu yıl Ocak ayında ise aylık bazda gerileme yüzde 30’u aştı. Sahada yaşanan temel sorun, Kuzey Irak’ın Türkiye’ye açılan kapısı olan İbrahim Halil Sınır Kapısının Irak Merkezi Hükümeti tarafından uygulamaya geçirilen ASYCUDA sistemine henüz entegrasyon sağlamamış olmasıdır. Bu yapısal aksaklık nedeniyle, ihracat bedellerinin bankacılık sistemi üzerinden tahsili imkânsız hale gelmiştir. ASYCUDA sistemine tam entegre olunmaması ve Iraklı ithalatçılar tarafından ön beyan şartının yerine getirilememesi nedeniyle ihracat fiilen tamamlanmasına rağmen, Irak Merkez Bankası nezdinde ödeme süreçlerinin bloke olması firmalarımızı ciddi bir nakit akışı baskısıyla karşı karşıya bırakıyor. Bu durum sadece ticari hacmi değil, üretim planlamasını ve finansal dengeleri de doğrudan etkiliyor. Öte yandan, son dönemde uygulamaya alınan bazı gümrük düzenlemeleri ve mali yükler konusunda Irak’taki yerel tüccar ve esnafın maliyet artışlarına ilişkin tepkilerini kamuoyuna yansıttığını görüyoruz. Bu tablo, sorunun yalnızca ihracatçıları değil, piyasanın tüm aktörlerini etkileyen bir nitelik taşıdığını gösteriyor. Habur hattında günlük araç geçişlerinde yüzde 40-50’yi bulan düşüşler yaşanması, sorunun sahadaki etkisini net biçimde ortaya koyuyor. Ramazan ayı gibi, temel gıda talebinin arttığı bir dönemde ödeme kanallarında yaşanan bu tıkanıklık piyasa istikrarını zorluyor. Beklentimiz, ilgili makamlar nezdinde yürütülen girişimlerle birlikte ya İbrahim Halil Gümrüğü’nün ASYCUDA sistemine entegrasyonunun hızlandırılması ya da bu süreç tamamlanıncaya kadar geçici ve işlevsel bir bankacılık mekanizmasının devreye alınmasıdır.”

AHBİB'den Ocak Ayında 138,5 Milyon Dolarlık İhracat Haber

AHBİB'den Ocak Ayında 138,5 Milyon Dolarlık İhracat

Akdeniz Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (AHBİB) yeni yılın ilk ayında 138,5 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi. AHBİB Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Memiş, geçen yılın aynı dönemine göre bölge ihracatında yüzde 21’e varan düşüş yaşandığını belirterek, bu gerilemenin yalnızca konjonktürel fiyat ve talep dalgalanmalarıyla açıklanamayacağını, sektörün rekabet gücünü zayıflatan yapısal risklere işaret ettiğini söyledi. Başkan Veysel Memiş, mevcut zorluklara rağmen sektörün dönüşüm kapasitesinin yüksek olduğuna dikkat çekerek, doğru destek mekanizmaları ve stratejik politikalarla ihracatta yeniden güçlü bir ivme yakalanabileceğini vurguladı. “Irak pazarında yüzde 63 kayıp yaşadık” 10 Şubat Dünya Bakliyat Günü kapsamında değerlendirmelerde bulunan Veysel Memiş, bakliyatın küresel gıda güvenliği açısından stratejik öneminin her geçen gün arttığını söyledi. Türkiye’nin bakliyatta hem üretici hem işleyici hem de ticaret merkezi konumunda olduğuna işaret eden Veysel Memiş, pandemi, savaşlar ve iklim değişikliği sonrası ülkelerin gıda arz güvenliğini ulusal güvenlik meselesi olarak gördüğünü hatırlattı. Bitkisel protein talebindeki artışın bakliyata yönelik küresel talebi hızla yükselttiğini belirten Veysel Memiş, buna karşın üreticilerin destekleme sorunları nedeniyle ekim alanlarının daraldığını ve bunun uzun vadede gıda güvenliği açısından yapısal risk oluşturduğunu kaydetti. Temel gıda maddelerinin ihracatında Irak’ın önemli bir pazar olduğuna dikkat çeken Başkan Veysel Memiş, Irak merkezi yönetimi ile Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi arasındaki uygulama farklılıklarının ticareti doğrudan olumsuz etkilediğini açıkladı. AHBİB Başkanı Veysel Memiş, “Irak’ta yaşanan siyasi ve idari sorunlar nedeniyle bu pazarda yılın ilk ayında yüzde 63 oranında kayıp yaşadık. Bu eğilimin sürmesinden endişe ediyoruz. Bu sorunun çözümü için devletlerarası güçlü diplomatik müdahaleye ihtiyaç var. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Irak ile yürütülen üst düzey temaslarda bu konunun öncelikli gündem maddesi olmasını bekliyoruz.” dedi. “Üretimin daha fazla desteklenmesine ihtiyaç var” Türkiye’nin Afrika, Orta Doğu ve Doğu Avrupa pazarlarında artan talep potansiyelinin sektör için önemli bir büyüme alanı oluşturduğunu ve pazar çeşitlendirme stratejileriyle risklerin dengelenebileceğini vurgulayan Veysel Memiş, “Sektörümüz güçlü altyapısı, geniş ürün portföyü ve küresel ticaret deneyimiyle zorlu konjonktürü fırsata çevirebilecek kapasiteye sahiptir. Üretim desteklerinin güçlendirilmesi, lojistik ve finansman alanında rekabetçi çözümlerle birlikte Türk hububat ve bakliyat sektörünün orta vadede yeniden yüksek büyüme patikasına gireceğine inanıyoruz.” diye konuştu. AHBİB’in ocak ayındaki ihracat performansını ürün grupları ve ülkelere göre değerlendiren Veysel Memiş, şunları söyledi: “Bölge ihracatında ürün grupları bazında dağılımı incelediğimizde; bakliyat çeşitleri 30,3 milyon dolar değer ve yüzde 23’lük pay ile ilk sırada aldı. Bakliyatı, 26,3 milyon dolar değer ve yüzde 20 pay ile pastacılık ürünleri izlerken, yağlı tohumlar ve meyveler 23 milyon dolar değer ve yüzde 17 pay ile üçüncü sırada yer aldı. AHBİB’in sektörel ihracatını ülkelere göre değerlendirdiğimizde, ocak ayında en büyük pazar 14 milyon dolarlık ihracat ve yüzde 10 pay ile Suriye oldu. Irak, 11 milyon dolarlık ihracat ve yüzde 8 pay ile ikinci sırada yer aldı. Romanya 7,9 milyon dolarlık ihracatla ve yüzde 6 payla üçüncü sırada konumlandı. Mısır, İtalya, Filistin, Almanya, Ukrayna, Suudi Arabistan ve İran da Birliğin en fazla ihracat gerçekleştirdiği ilk 10 pazar arasında yer aldı.” “Türk hububat ve bakliyat sektörü Gulfood 2026’da güç gösterisi yaptı” Başkan Veysel Memiş, AHBİB olarak ocak ayında dünyanın en büyük yiyecek ve içecek fuarlarından biri olan Dubai Gulfood 2026’ya, Türkiye Gıda İhracatçıları (TGİ) çatısı altında güçlü katılım sağladıklarını bildirdi. 26-30 Ocak tarihleri arasındaki etkinliğin AHBİB üyeleri için yeni ticari iş birlikleri, pazar çeşitlendirme ve ihracat odaklı açılımlar açısından önemli fırsatlar sunduğunu kaydeden Başkan Veysel Memiş, fuar boyunca sektörün ürün çeşitliliği ve kalite algısının uluslararası ziyaretçiler nezdinde güçlü bir vitrine taşındığını ifade etti. Gulfood 2026’nın küresel gıda ticaretinde yön belirleyen bir merkez konumuna ulaştığını kaydeden Memiş, fuarda lojistik, sürdürülebilir üretim, gıda güvenliği ve ileri teknolojilerin ön plana çıktığını, bu başlıkların Türkiye’nin ihracat stratejisi açısından da kritik olduğunu söyledi. AHBİB’nin etkin varlığının Türk hububat ve bakliyat sektörünün uluslararası konumunu güçlendirdiğini vurgulayan Veysel Memiş, Birliğin ihracat odaklı vizyonu doğrultusunda üyelerin küresel pazarlara entegrasyonunu desteklemeyi sürdüreceklerini dile getirdi.

Matlı, Gulfood 2026’ya Damga Vurdu Haber

Matlı, Gulfood 2026’ya Damga Vurdu

Matlı Şirketler Grubu, Yörsan ve Keskinoğlu markalarıyla dünyanın en büyük ve en prestijli gıda fuarlarından biri olarak kabul edilen Gulfood 2026’da gücünü bir kez daha gösterdi. Dünyanın dört bir yanına lezzetlerini ulaştırmayı hedefleyen Matlı Şirketler Grubu, global marka olma yolunda kararlı adımlarla ilerliyor. Dubai World Trade Centre’da gerçekleştirilen fuarda Türk gıda sektörünün güçlü temsilcileri arasında yer alan Matlı Şirketler Grubu’nun stantları, sektör profesyonellerinden yoğun ilgi gördü. Yarım asrı aşkın süredir 10 farklı sektörde, 28 şirketiyle ülke ve Bursa ekonomisine katkı sağlayan Grup, güçlü markalarıyla uluslararası arenada dikkat çekti. Matlı Şirketler Grubu çatısı altında faaliyet gösteren Yörsan, geleneksel ve modern süt ürünlerinden oluşan geniş ürün yelpazesini uluslararası ziyaretçilerin beğenisine sunarken; Keskinoğlu, entegre tavukçuluk yapısıyla piliç eti ve yumurta ürünlerini fuarda tanıttı. Her iki marka da yüksek ürün kalitesi ve inovatif yaklaşımlarıyla 25-30 Ocak tarihleri arasında Dubai’de düzenlenen Gulfood 2026’ya damga vurdu. Özer Matlı: “Global pazarda daha güçlü adımlar atıyoruz” Matlı Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, fuara ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Gulfood 2026’da Türkiye’yi temsil etmekten büyük gurur duyduk. Yörsan ve Keskinoğlu markalarımızla katıldığımız bu organizasyonda hem mevcut iş ortaklarımızla ilişkilerimizi güçlendirdik hem de yeni iş birlikleri için önemli görüşmeler gerçekleştirdik. 2027 yılında Matlı Şirketler Grubu bünyesinde yer alan tüm firmalarımızla birlikte fuara katılmayı hedefliyoruz. Türk gıda sektörünün uluslararası pazarlardaki gücünü göstermenin yanı sıra Türkiye’nin protein ihtiyacını karşılayan güçlü bir gıda markası olma vizyonumuz doğrultusunda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. ‘Sağlıklı nesiller, kaliteli yaşamlar’ misyonuyla üretimden tüketime tüm süreçlerimizi bu anlayışla şekillendiriyor, sürdürülebilir ve kaliteli üretimle ülke ekonomisine ve toplumsal yaşama katma değer sağlamaya devam ediyoruz.” Önder Matlı: “6 kıtada 66 ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz” Matlı Şirketler Grubu Genel Müdürü Önder Matlı ise Gulfood’un uluslararası önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Gulfood, dünya gıda sektörünün en önemli buluşma noktalarından biri. Bu yönüyle markalarımızın küresel tanıtımı açısından kritik bir platform. Matlı Şirketler Grubu olarak bugün 6 kıtada 66 ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Fuarda, Yörsan ve Keskinoğlu markalarımızla farklı coğrafyalardan gelen ziyaretçilerle bir araya gelerek yeni pazar fırsatlarını değerlendirdik ve ürün portföyümüzü global alıcılarla buluşturduk. Özellikle Orta Doğu başta olmak üzere yakın coğrafyadaki ülkelerle iş birliklerimizi güçlendirmeyi hedefliyoruz.” Fuarda gerçekleştirilen ticari görüşmeler, kurulan yeni iş bağlantıları ve potansiyel distribütörlerle yapılan temaslar, Matlı Şirketler Grubu’nun küresel büyüme hedefleri açısından önemli fırsatlar sundu. Yörsan’ın süt ürünleri ve Keskinoğlu’nun protein odaklı ürünleri, fuar süresince sektör temsilcilerinden yoğun ilgi gördü. Matlı Şirketler Grubu’nun Gulfood 2026’ya katılımı, Türk gıda sektörünün uluslararası pazarlardaki gücünü bir kez daha ortaya koydu.

Türkiye’nin Suriye’ye İhracatı 2,6 Milyar Dolara Ulaştı Haber

Türkiye’nin Suriye’ye İhracatı 2,6 Milyar Dolara Ulaştı

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) kayıtlarına göre; Türkiye’nin Suriye’ye ihracatı 2025’te, önceki yıla göre yüzde 69,6 artışla 2,6 milyar dolara yükseldi. Yıl boyunca artan ticari temaslar, sahada kurulan sürekli diyalog mekanizmaları ve ihracatçıların değişen koşullara hızla uyum sağlayabilen yapısı, bu artışta belirleyici rol oynadı. TİM Suriye Masası Başkanı ve Güneydoğu Anadolu Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, ortaya çıkan tablonun tekil gelişmelerin değil, yıl geneline yayılan ve sahada kararlılıkla sürdürülen sistematik bir çalışmanın sonucu olduğuna dikkat çekerek, “2025 yılı, Türkiye-Suriye ticari ilişkilerinin daha öngörülebilir, daha kurumsal ve daha sürdürülebilir bir zemine oturduğu bir yıl oldu. Yıl boyunca ihracatçılarımızın sahadan ilettiği ihtiyaçları kamu otoriteleriyle eş zamanlı olarak ele aldık; temas, çözüm ve sonuç üretme refleksini sürekli canlı tuttuk. Ulaştığımız 2,6 milyar dolarlık ihracat seviyesi, bu yaklaşımın somut bir çıktısıdır” dedi. “İlişkilerimiz daha kurumsal bir yapıya evrildi” İller bazında Suriye’ye en fazla ihracat 653 milyon dolar ile Gaziantep’ten yapılırken, kentin ihracatı geçen yıla göre yüzde 35,7 arttı. İstanbul, yüzde 140,1 artışla 382 milyon dolara, Ankara ise yüzde 1.501 gibi dikkat çekici bir artışla 281,8 milyon dolara ulaştı. Bu görünüm, Suriye pazarının sınır illerinin ötesinde, Türkiye genelindeki farklı üretim merkezlerini de kapsadığını ortaya koydu. Sektörel dağılımda yüzde 35,4 artış gerçekleşen hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri 700 milyon dolarla ilk sırada yer aldı; kimyevi maddeler ve mamulleri ihracatı yüzde 78,6 artışla 299,1 milyon dolara, elektrik ve elektronik ihracatı ise yüzde 61 artışla 224,3 milyon dolara yükseldi. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Suriye’ye ihracatı 2025’te 967,8 milyon dolar olurken, bölgenin toplam içindeki payı yüzde 37,7 olarak gerçekleşti; bölgeden en fazla ihracat yapan sektör 400,9 milyon dolarla hububat oldu. Suriye ile ticarette 2025 yılı verilerini değerlendirirken, ihracattaki artışın arkasında yalnızca kısa vadeli ticari hareketlilik değil, ilişkilerin derinleşmesi ve yatırımların oluşturduğu güven zemininin bulunduğunu vurgulayan TİM Suriye Masası Başkanı Celal Kadooğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Bölgede yatırımlar arttıkça karşılıklı güven ve öngörülebilirlik güçleniyor; bu da ticari ilişkilerin hem hacmine hem de niteliğine doğrudan yansıyor. Yatırım, ticareti takip eden bir sonuç değil; ticaretin kalıcı hale gelmesini sağlayan temel unsurdur. 2025 yılı boyunca Suriye ile gelişen temaslar, bu ilişkinin daha kurumsal bir yapıya evrildiğini açık biçimde gösterdi.” “İhracatımız nitelik ve çeşitlilik açısından daha da derinleşecek” Orta Doğu’da güçlenen istikrar ortamının Türkiye-Suriye ticaretini daha geniş bir çerçeveye taşıdığına dikkat çeken Kadooğlu, bölgesel perspektifi şu sözlerle tamamladı: “Orta Doğu’da istikrarın güçlenmesi, ekonomik ilişkilerin daha sağlıklı ve uzun vadeli bir zemine oturmasını sağlıyor. Suriye’nin yeniden bölgesel ticaret ağlarına entegre olması; Türkiye açısından yalnızca ikili ticareti büyüten bir gelişme değil, aynı zamanda Orta Doğu, Afrika ve Körfez pazarlarına uzanan daha geniş bir ticaret hattının güçlenmesi anlamına geliyor. Türkiye, üretim kapasitesi, tedarik zinciri gücü ve coğrafi konumuyla bu yeni dönemin doğal merkez ülkelerinden biri. Türkiye ile Suriye arasındaki ticaret daha dengeli, daha öngörülebilir ve uzun vadeli bir yapıya doğru ilerlediğinden; 2026 yılında da istikrar, yatırım ve ticaret arasındaki ilişkinin güçlenmesini, ihracatımızın nitelik ve çeşitlilik açısından daha da derinleşmesini bekliyoruz.”

Güneydoğu’nun 2025 Yılı Hububat İhracatı 3,6 Milyar Dolar Oldu Haber

Güneydoğu’nun 2025 Yılı Hububat İhracatı 3,6 Milyar Dolar Oldu

Güneydoğu Anadolu'nun 12 milyar dolara ulaşan toplam ihracatı içindeki yüzde 29,7’lik payı ile ihracat liderliğini elinde bulunduran hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörünün ihracatı 2025 yılında yüzde 3,6 artışla 3,6 milyar dolar oldu. İhracatın tonaj olarak yüzde 5,1 gerilemeyle 4,2 milyon ton olduğu bu dönemde, 1 milyon tonu geçen makarna ihracatından 613,6 milyon ton gelir elde edildi. Dünya rafine ayçiçek yağı ticaretinin önemli merkezlerinden biri olan bölgede bu ürünün ihracatı yüzde 18,1 daha artış sağlayarak 607,5 milyon dolara ulaştı. Bölgenin Türkiye’nin toplam makarna ihracatındaki payı yüzde 67,2, ayçiçek yağı ihracatındaki payı ise yüzde 56,4 oldu. Türkiye’nin Orta Doğu ülkelerine gerçekleştirdiği yaklaşık 4 milyar dolarlık hububat ihracatının yüzde 40’tan fazla kısmı Güneydoğu’dan gerçekleşirken, Afrika’ya yapılan 2,9 milyar dolarlık hububat ihracatı içinde bölgenin payı 37,2’ye yükseldi. “Güneydoğu’da ticaret jeopolitik gelişmelerle birlikte şekilleniyor” Dünyada artan jeopolitik riskler, iklim kaynaklı arz dalgalanmaları ve tedarik zincirlerinde yaşanan kırılganlıkların gıda ürünlerini stratejik bir güvenlik başlığına dönüştürdüğüne dikkat çeken Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, 2025 yılı sonuçlarını şu sözlerle değerlendirdi: “Uluslararası yeni dengeler, fiyat istikrarını ve pazar sürekliliğini aynı anda yönetebilen ülkeleri öne çıkarırken; Türkiye üretim kapasitesi, coğrafi konumu ve güçlü sanayi altyapısıyla bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri hâline geliyor. Şirket kârlılıklarını baskılayan finansman maliyetleri, kurdaki dezavantajlar ve küresel talepteki dalgalanmalar, ihracatçılarımızı kısa vadeli hacim hedeflerinin ötesine geçen, daha dayanıklı, daha çeşitlendirilmiş ve katma değer odaklı bir rekabet anlayışına yöneltiyor. Bu çerçevede hububat sektörü; üretim ölçeği, sürekliliği ve sanayiyle kurduğu güçlü entegrasyon sayesinde Türkiye ekonomisi açısından stratejik bir denge unsuru olma niteliğini sürdürüyor. Nitekim sektörümüz, 2025 yılında yüzde 29,7’lik payla GAİB bünyesindeki lider konumunu koruyarak bu dinamizmi somut verilerle ortaya koydu. Elbette Güneydoğu Anadolu’nun ticaret yolları üzerindeki özel konumu nedeniyle, ihracatımızın yalnızca küresel talep koşullarıyla değil, yakın coğrafyada yaşanan jeopolitik gelişmelerle birlikte şekillendiğini unutmamak lazım. TİM Suriye Masası olarak, Suriye’deki rejim değişikliği sonrasında hızlanan ikili ticaretin kurumsal ve sürdürülebilir bir zemine oturması için önemli adımlar attık, tüm sektörlerimize fayda sağlayacak çalışmalar yaptık. İki ülke arasında normalleşen ilişkilerden en fazla fayda sağlayan alanlardan birinin hububat sektörü olması, sektörün stratejik rolünü bir kez daha teyit eden bir gelişme oldu.” “En büyük 30 pazarımızın 20’sinde iki ve üç haneli artışlar sağladık” Güneydoğu Anadolu’nun yalnızca Türkiye’nin değil, küresel ölçekte de önemli gıda ticaret merkezlerinden biri hâline geldiğini vurgulayan Kadooğlu, değerlendirmesini şu ifadelerle sürdürdü: “Güneydoğu Anadolu’dan 1 milyon ton makarna ihracatı gerçekleştirdiğimiz 2025 yılında hem makarna hem de ayçiçek yağında 600 milyon doların üzerinde gelirler elde ettik. Bölgemizin Türkiye toplam makarna ihracatındaki payını yüzde 67,2’ye, ayçiçek yağı ihracatındaki payını ise yüzde 56,4’e yükselttik. Irak pazarında yaşanan iç gelişmelere bağlı olarak yaklaşık 200 milyon dolara karşılık gelen ve yüzde 16,8’lik bir kayıp yaşanmasına rağmen; Suriye, ABD, Cibuti ve Gana başta olmak üzere diğer ilk beş pazardan yaklaşık 300 milyon dolarlık ilave gelirle bu açığı telafi ettik ve en büyük 30 pazarımızın 20’sinde yüzdesel olarak iki ve üç haneli artışlar sağladık. Çikolata ve kakao içeren ürünlerde yüzde 31,7, diğer pastacılık ürünlerinde yüzde 44,6’ya ulaşan birim fiyat artışları, Güneydoğu’nun yalnızca hacimle değil, katma değerle büyüyen bir ihracat yapısına kalıcı biçimde yöneldiğini gösteriyor. Önümüzdeki dönemde bu yapıyı daha da güçlendirerek, bölgemizi küresel gıda ticaretinde istikrarın ve sürdürülebilir büyümenin merkezlerinden biri hâline getirmeyi hedefliyoruz.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.