Hava Durumu

#Özelleştirme

Kırsal Haber - Özelleştirme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Özelleştirme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sarıbal: "Hayvan Varlığı Artıyorsa Neden İthalata İhtiyaç Duyuluyor?" Haber

Sarıbal: "Hayvan Varlığı Artıyorsa Neden İthalata İhtiyaç Duyuluyor?"

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TÜİK’in 2025 yılına ilişkin Hayvansal Üretim İstatistikleri ile mayıs ayında yayımlanan et ve süt üretim verileri arasındaki çelişkiye dikkati çekerek, “Ortada ciddi bir veri tutarsızlığı ve yönetilemeyen bir hayvancılık politikası var. Bir yandan hayvan varlığının arttığı söyleniyor, öte yandan et ve süt üretimi geriliyor. Hayvan varlığı artıyorsa neden ithalata ihtiyaç duyuluyor?” dedi. Sarıbal’ın değerlendirmesine göre, Türkiye İstatistik Kurumu 10 Şubat 2026’da yayımladığı Hayvansal Üretim İstatistikleri’nde, şap salgınına rağmen büyükbaş hayvan varlığının yüzde 4,3, küçükbaş hayvan sayısının ise yüzde 5,4 arttığını açıkladı. Ancak 5 Mayıs’ta açıklanan kırmızı et ve süt üretim verileri, bu artış iddiasıyla örtüşmeyen bir tablo ortaya koydu. Kırmızı et üretimi 2024 yılında 2 milyon 105 bin 895 tondu, 2025 yılında 1 milyon 885 bin 130 tona gerileyerek yüzde 10,5 düştü. Sığır etinde yüzde 11,5, koyun etinde yüzde 8,1, keçi etinde yüzde 8,8 ve manda etinde yüzde 6,3 azalma yaşandı. Süt üretiminde de benzer bir gerileme yaşandığını belirten Sarıbal, çiğ süt üretiminin 22 milyon 487 bin tondan 21 milyon 379 bin tona düştüğünü, toplam kaybın yüzde 4,9 olduğunu söyledi. İnek sütünde yüzde 4, koyun sütünde yüzde 11,9, keçi sütünde yüzde 29,8 ve manda sütünde yüzde 33 oranında düşüş yaşandığını aktardı. Milletvekili Sarıbal, “Eğer hayvan varlığında gerçekten artış varsa üretim neden düşüyor? Eğer üretim düşüyorsa bu artışın karşılığı nerede?” dedi. HAYVAN VARLIĞI ARTIYORSA NEDEN İTHALATA İHTİYAÇ DUYULUYOR? Şap salgını nedeniyle ülkede 158 hayvan pazarının kapatıldığını ve salgının ekonomiye 160 milyar lirayı aşan zarar verdiğinin ifade edildiğini hatırlatan Sarıbal, üretimdeki düşüşün sahadaki gerçek tabloyu daha açık biçimde gösterdiğini söyledi. 2025 yılı içinde yaklaşık 760 bin baş canlı hayvan ile 63 bin ton kırmızı et ithalatı yapıldığına dikkati çeken Sarıbal, “Hayvan varlığı artıyorsa neden ithalata ihtiyaç duyuluyor? Üretim düşerken ithalatın büyümesi, hayvancılıkta yanlış politikaların ve dışa bağımlılığın derinleştiğinin göstergesidir” dedi. Sarıbal, et ve süt üretimindeki eş zamanlı düşüşlerin, hayvan varlığına ilişkin açıklanan artış verilerinin güvenilirliğini de tartışmalı hale getirdiğini belirterek, “Resmi istatistiklerle piyasanın gerçeği arasındaki fark büyüyor. Bu çelişki, üreticinin, tüketicinin ve gıda güvenliğinin geleceğini ilgilendiren ciddi bir sorundur” ifadelerini kullandı. 1980’li yıllardan bu yana nüfus yaklaşık yüzde 90 artarak 45 milyondan 86 milyona yükselirken, aynı dönemde toplam hayvan varlığının 85 milyon baş seviyesinden 76 milyon başa gerilediğini belirten Sarıbal, “Bu tablo, hayvansal üretimin nüfus artışıyla paralel büyümediğini ve kişi başına düşen hayvan varlığının ciddi biçimde azaldığını gösteriyor. Bu ters yönlü gelişim, yalnızca üretim açığı değil; aynı zamanda Türkiye’nin gıda egemenliği açısından da alarm veriyor. Çünkü artan nüfusla birlikte et, süt ve diğer hayvansal ürünlere yönelik talep yükselirken, üretim kapasitesi aynı hızda büyümediği için arz açığı oluşuyor. Bu açık ise ithalatla kapatılmaya çalışılıyor. Sektördeki kırılmanın temelinde ise 1980 sonrası uygulanan neoliberal dönüşüm politikaları var. Hayvancılığı destekleyen kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesiyle birlikte kamunun sektördeki düzenleyici rolü büyük ölçüde tasfiye edildi. Özellikle karma yem sanayinin özelleştirilmesi, üreticinin en temel girdisi olan yemde fiyat denetimini ortadan kaldırdı. Böylece yem piyasası ithal hammaddeye ve özel sektörün belirleyiciliğine teslim edildi” dedi. HAYVANCILIKTA İTHALAT KRİZİN KENDİSİ OLDU Hayvansal üretim maliyetlerinin yaklaşık yüzde 70’ini yem giderlerinin oluşturduğunu söyleyen Sarıbal, “2007–2008 yıllarında yaşanan kuraklık bu kırılgan yapıyı daha da derinleştirdi. Yem fiyatları neredeyse iki katına çıkarken, aynı dönemde alınan süt tozu ithalatı kararı nedeniyle çiğ süt fiyatları yarı yarıya düştü. Sonuçta süt üreticisi sattığı sütle yem alamaz hale geldi. Üretici zarar ettikçe çözümü damızlık hayvanını kesime göndermekte buldu. Kısa sürede 1 milyondan fazla damızlık hayvan kesildi. Bu kayıp, yalnızca süt üretimini değil kırmızı et üretimini de vurdu. İç piyasa talebi karşılayamaz hale gelince AKP iktidarı 2010 yılında kırmızı et ithalatının önünü açtı. Ancak ithalat, krizi çözmek yerine kalıcı hale getirdi. Yerli üretici rekabet edemez hale gelirken, üretimden çekilmeler hızlandı. Tüketici açısından ise fiyatlar düşmedi; tam tersine katlandı. 2010’dan bu yana hayvansal ürün fiyatlarında ortalama 18 kat artış yaşandı. Tavuk eti 19 kat, kuzu eti 26 kat, dana eti ise 30 kat zamlandı” ifadelerini kullandı. 13,7 MİLYAR DOLAR YURTDIŞINA AKTI Hayvancılık desteklerinin tarımsal destek bütçesi içindeki payının hızla gerilediğine dikkat çeken Sarıbal, bu tercihin üreticiyi yalnız bıraktığını, ithalatı ise kalıcı hale getirdiğini vurguladı. Milletvekili Sarıbal, 2020 yılında tarımsal destek bütçesinin yaklaşık yüzde 36’sının hayvancılığa ayrıldığını, bu oranın 2025 itibarıyla yüzde 17,7’ye kadar düştüğünü belirterek, “Hayvancılıkta ithalat bağımlılığı iki temel nedene dayanıyor. Yüksek üretim maliyetleri ve üreticinin gelir elde edememesi. Bu iki etken, yetiştiriciyi sistem dışına iterken, üretim artış hızını da nüfus artışının gerisine düşürüyor. Türkiye’de hayvancılık, plansızlık, özelleştirme ve ithalata dayalı politikalar nedeniyle yapısal bir krizin içinde” dedi. Kırmızı et krizinin çözümü adı altında sürdürülen ithalat politikalarının ülkeye ağır bir maliyet yüklediğini kaydeden Sarıbal, bugüne kadar canlı hayvan ve et ithalatı için toplam 13,7 milyar dolar harcandığını belirtti, “7,8 milyon büyükbaş hayvan ithalatı için 10,6 milyar dolar, 3,2 milyon küçükbaş hayvan için 395 milyon dolar, 482 bin ton kırmızı et ithalatı için ise 2,7 milyar dolar ödendi. Bu kaynak halkın cebinden çıktı ama halkın sofrasına ucuz et olarak dönmedi. Kazanan Brezilya, Uruguay ve Avrupa’daki et şirketleri oldu” dedi. 2025 yılında ithalatın daha da arttığını ifade eden Sarıbal, yalnızca geçen yıl 760 bin baş canlı hayvan ve 63 bin ton kırmızı et için toplam 1,7 milyar dolar ödendiğini söyledi. 2026’nın ilk üç ayında ise ithalat için 522 milyon dolar harcandığını belirten Sarıbal, hayvancılıkta dışa bağımlılığın artık geçici değil, yapısal bir hale geldiğini kaydetti. MERA POLİTİKALARI ÇÖKTÜ Hayvancılığın temel dayanaklarından biri olan mera alanlarının da sistemli biçimde yok edildiğini söyleyen Sarıbal, 1940’larda 44 milyon hektar olan mera varlığının bugün 14–15 milyon hektara kadar düştüğünü belirtti. 4342 sayılı Mera Kanunu’na rağmen 27 yıldır tespit, tahdit ve tahsis çalışmalarının tamamlanamadığını vurgulayan Sarıbal, “Bu tablo ihmal değil, bilinçli bir terk ediştir. Mera alanları korunmadı; işgal edildi, rant politikalarına kurban edildi” diye konuştu. YERLİ IRKLAR YOK OLMA NOKTASINDA İthalata dayalı hayvancılık modelinin yerli hayvan varlığını da tasfiye ettiğini belirten Sarıbal, özellikle son 15 yılda yoğun canlı hayvan ithalatı ve kültür ırkı boğa sperması kullanımının yerli ırkları sistem dışına ittiğini söyledi. 1991 yılında 6 milyon 686 bin baş olan yerli ırk sığır sayısının 2025 itibarıyla 884 bin başa kadar gerilediğini açıklayan Sarıbal, “Toplam sığır varlığı içindeki payı yüzde 55,8’den yüzde 5’e düştü. Bu aynı zamanda genetik varlığımızın, biyolojik zenginliğimizin kaybıdır” dedi.

Vatandaş Geçinemiyor, İktidar Hâlâ ‘Nasıl Alırım’ Derdinde! Haber

Vatandaş Geçinemiyor, İktidar Hâlâ ‘Nasıl Alırım’ Derdinde!

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen torba yasa teklifine sert tepki gösterdi. Mazot fiyatlarının 75 lirayı aştığını ve yoksulluk sınırının 106 bin lirayı geçtiğini vurgulayan Kış, iktidarı "müflis tüccar" anlayışıyla hareket etmekle suçladı. ​Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu, yeni vergi düzenlemelerini içeren kanun teklifini görüşürken, CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış’ın ekonomi odaklı konuşması gündeme damga vurdu. 12’nci madde üzerine söz alan Kış, derinleşen ekonomik krize rağmen iktidarın çözüm yerine yeni vergi yükleri getirdiğini ifade etti. ​"Açlık Sınırı 32 Bin, Mazot 75 Lira!" ​Konuşmasında güncel ekonomik verilere dikkat çeken Gülcan Kış, vatandaşın alım gücünün bittiğini şu sözlerle özetledi: ​Açlık Sınırı: 32 bin lirayı aştı. ​Yoksulluk Sınırı: 106 bin lira sınırını geçti. ​Akaryakıt Krizi: Mazot fiyatları 75 lira seviyesine dayanarak üretim maliyetlerini uçurdu. ​Kış, iktidara seslenerek; "Bir kez de ‘nasıl alırım’ yerine ‘vatandaşı nasıl rahatlatırım’ diye düşünün. İlk iki ayda faize 640 milyar lira ödediniz ama vatandaşa gelince ‘kaynak yok’ diyorsunuz" ifadelerini kullandı. ​Kıymetli Taşlara ÖTV: "Sektör Risk Altında" ​Düzenlemeyle kıymetli ve yarı kıymetli taşların yüzde 20 ÖTV kapsamına alınmasını eleştiren Kış, bu durumun üretimi düşüreceğini ve kayıt dışılığı artıracağını belirtti. CHP'nin lüks tüketime yönelik adil vergi önergesinin reddedildiğini hatırlatan Kış, "Saatin kordonundan vergi alıyorsunuz ama saatten almıyorsunuz. Vergi vatandaşa, muafiyet lükse gidiyor" dedi. ​İşsizlik Fonu ve Özelleştirme Tepkisi ​Torba yasada yer alan diğer maddelere de değinen Mersin Milletvekili, kamu kaynaklarının yönetimi konusunda şu uyarılarda bulundu: ​İşsizlik Sigortası Fonu: 628 milyar liralık fonun tek imzaya (Cumhurbaşkanı yetkisine) bağlanması, emeğin güvencesini zayıflatıyor. ​Kamu Taşınmazları: Üniversite ve SGK arazilerinin Özelleştirme İdaresi'ne devredilerek satışa çıkarılmasına tepki gösteren Kış, Mersin’deki 3 kamu sağlık alanının da bu listede olduğunu vurguladı. ​Depremzede Konutları: "Bütçe Açığını Kapatma Çabası" ​Deprem konutlarına yönelik ödeme düzenlemesini de eleştiren Kış, iktidarın 2046’ya kadar beklemek yerine parayı erkenden tahsil etmeye çalışmasını "ekonomiyi yönetememenin itirafı" olarak nitelendirdi. CHP olarak depremzedelere ilk konutun bedelsiz verilmesi taleplerinin yine reddedildiğini hatırlattı. ​Sonuç: "Bu Yasa Boşalan Kasayı Doldurma Girişimidir" ​Gülcan Kış, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla vergi değil; adalet, üretim ve refahtır. Bu teklif, ekonomik çöküşün açık bir itirafıdır."

Tarımı Hor Görenler, Yarını Zor Görür! Haber

Tarımı Hor Görenler, Yarını Zor Görür!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, gıda güvenliği ve egemenliği açısından Türkiye'nin büyük bir risk altında olduğunu vurguladı. Mazot ve gübre fiyatlarının tarımı ve çiftçiyi vurduğunu, iktidarın yangını seyrettiğini belirten Barut, bu koşullarda traktörün kontağının dahi çevrilemediğini, adeta altına dönen gübreyi çiftçinin bir gram bile atamadığını vurguladı. "GÜBRE ADETA ALTIN OLDU" Meclis Genel Kurulu'nda İYİ Parti'nin grup önerisi üzerine CHP Grubu adına kürsüye çıkan Ayhan Barut, "2026 yılı gıda güvenliğimiz ve gıda egemenliğimiz açısından çok risk altındadır. Çünkü tarımsal üretimin en önemli temel girdilerinden olan mazotun litresi 80 liraya, gübrenin tonu da 35 bin liraya dayanmıştır. Bu fiyatlarla ekim, dikim yapmak mümkün değildir. Bu fiyatlarla ekim yapmak değil, çiftçi, traktörünün kontağını dahi çeviremez durumdadır; aynı zamanda, gübre de altınla eş değer olmuş, gübrenin gramını dahi tarlasına atamaz durumdadır" dedi. ÖZELLEŞTİRME VE KAPATMA TEPKİSİ Tarımsal üretimde gübre kullanımının öneminden söz eden Barut, iktidarın yanlışlarına da dikkat çekerek şunları anlattı: "Gübre kullanmakla üründe kalite artar, rekolte artar. Üründe gübre kullanmayınca yüzde 20 ila yüzde 80 arasında rekolte kaybı olacaktır. İşte, bu nedenle diyoruz ki: 2026 yılında gıda egemenliğimiz tehlike altındadır. Türkiye'de çiftçimizin kullanmış olduğu gübre yılda 6,5 milyon tondur ve mazot da 3 milyar litredir. Bunların da tamamı -gübrenin yüzde 90'ı, mazotun da tamamı dışa bağımlıdır. Peki, neden dışa bağımlıyız? Çünkü bir zamanlar gübre fabrikaları vardı, kamuya ait, devlete ait; İGSAŞ vardı, TÜGSAŞ vardı, Kütahya, Samsun gübre fabrikaları vardı. Bunlar ne oldu şimdi? Ya özelleştirildi, ya kapatıldı. Bu krize Hürmüz Boğazı'ndaki yaşanan savaşın etkisi de eklenince maalesef çiftçinin mazot ve gübredeki sıkıntısı çok daha arttı ve savaşın şu anda en ağır faturasını da maalesef çiftçimiz ödemektedir. Bu nedenle, çiftçilerimiz bu söylediğim nedenlerden dolayı yabancıların eline ya da özel sektörün eline terk edilmiş durumdadır." "GÜBREDE FİYAT ARTIŞ 135 KATA ULAŞTI" Gübre ve mazot başta olmak üzere tarımsal üretim maliyetlerindeki fahiş artışa değinen Barut, sözlerini şöyle tamamladı: "Gelin, rakamlarla bir tabloya bakalım: 2002 yılında AKP iktidara geldiğinde ürenin 1 tonu 261 liraydı, üre gübrenin; şu anda 35 bin lira, tamı tamına 135 kat artmış durumda. Yine, AKP iktidarı iktidara geldiğinde mazotun litresi 1,1 liraydı, şu anda 76 lira yani 80 liraya dayanmış durumda. Yaklaşık 70 kat fiyat artmış durumda. Buradan sesleniyorum, 'Gübrede, stokta sorun yoktur' diyenlere sesleniyorum: Gelin, Çukurova'ya davet ediyorum, gübre var mı, yok mu değerli arkadaşlar, bir görelim. Olan da gübreyi maalesef şu anda stoklamış ve satmıyor. Tam ekim, dikim dönemi ama çiftçi şu anda perişan değerli arkadaşlar. Yapılması gereken çok basit, tıpkı İspanya'nın yaptığı gibi çiftçiyi ve tarımı koruyacak adımlar atılmalıdır. Mazottaki ve gübredeki ÖTV, KDV kaldırılmalıdır. Eğer bu destekler de yetmiyorsa bunlara ek destek verilmelidir. Tarımı hor görenler değerli arkadaşlar, yarını zor görür. Çiftçiyi desteklerseniz tüketiciyi de desteklemiş olursunuz."

Ülke Yangın Yeri, Çiftçi ve İşçi Destek Bekliyor Haber

Ülke Yangın Yeri, Çiftçi ve İşçi Destek Bekliyor

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TBMM Genel Kurulu’nda 14 farklı kanunu ilgilendiren kanun teklifini eleştirdi. Bedelli askerlikten özelleştirmeye, İşsizlik Fonu’ndan ekonomik kriz önlemlerine kadar pek çok konuya değinen Gürer, İktidars acil adımlar atılmadı çağrısında bulundu. BEDELLİ ASKERLİK İÇİN YARIM MİLYON BEDEL CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, bedelli askerlikte yapılan düzenlemeye dikkat çekerek, “14 farklı kanunu ilgilendiren bu kanun teklifinde de halkın faydasına olacak çok önemli maddeler yok ama dikkat çekici değişiklikler var; bunlardan biri, askerlikle ilgili. Bedelli askerlik katsayı düzenlemesiyle yarım milyon liraya çıkıyor. Böylece fakir fukaranın, garip gurebanın, orta hâlli çocukların, orta gelirli hanelerin çocuklarının artık askerliği bedelli yapma şansı ortadan kaldırılıyor. Parası olanın askerlikten faydalanmayacağı bir boyuta evriliyor,” diye konuştu. Gürer, askerliğin toplumsal bir olgu olduğuna da vurgu yaptı: “Askerlik bir yerde zengin çocuğu ile fakir çocuğunun aynı ortamda buluştuğu, birbirlerini tanıdığı, Türkiye'nin yapısının anlaşıldığı bir olguydu. Önce 'Yığılma var.' dendi, bedellinin ardından askerlik uzmanlar eliyle profesyonelleştirildi. Şimdi geldiğimiz noktada yarım milyon lira vermeden bedelli askerlik yapabilme olanağı kalmadı. Böylece artık yine orta hâlli ailelerin çocukları bedelli askerlik yapamayacak.”Dedi. KAMU ARAZİLERİNİN ÖZELLEŞTİRİLMESİNE TEPKİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, kanun teklifinde özelleştirmeye ilişkin düzenlemeyi eleştirerek, “Bunun yanı sıra, 230 tane ayrı taşınmazın etki analizinde yazdığına göre, kamu kuruluşunun yetkilisine demişler ki: 'Sende atıl bir yer varsa bize bildir de satalım, bunları paraya çevirelim.' Bir bakıyorsunuz, Türkiye'nin en önemli merkezlerinde en önemli rant sağlayacak araziler buradaki kanun teklifiyle özelleştiriliyor,” dedi. Gürer, liyakat eksikliğine dikkat çekerek şöyle konuştu: “Arkadaşlar, 100 fabrikayı, limanı, enerji santrallerini sattınız, hazine arazilerini sattınız, pasaport karşılığında bina alanlara da vatandaşlığı sattınız, şimdi de geldiniz, 230 tane kamu kurum ve kuruluşundaki araziyi de burada özelleştiriyorsunuz. Eğer liyakat kavramı olsa, Özelleştirme İdaresine bu soruyu sorduğumda 'Ben bu alanın, taşınmazın satılmasını istiyorum.' diyen genel müdürü, daire başkanını o görevde ben oturtmazdım. (CHP sıralarından alkışlar) İşini yapamayacak ve kendisine ait değerleri değerlendiremeyecek adamın ne işi var, orada yöneticilik yapıyor? Ha, o iş öyle değil, onlara diyorlar ki: 'Şuralardan vazgeç, biz buraları ranta açacağız, birilerine kazanç sağlayacağız.'” İŞSİZLİK FONU DÜZENLEMESİ ELEŞTİRİSİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, İşsizlik Fonu’ndaki değişikliklere de tepki göstererek, “Bir de İşsizlik Fonu'nda devlet katkısının yüzde 1'den yüzde 0,5 düşürüp 1,5'a artırılması için Cumhurbaşkanına yetki veriliyor. Şimdi, tabii, bu geriye doğru işleyecek, 0,5'e getirilecek katkı. İşsizlik Fonu'nda zaten o kadar ağır şartlar var ki çoğu işsiz doğru dürüst yararlanamıyor. Bu fonda öyle düzenleme yapmalıyız ki ekonomik anlamda konkordato ilan eden veya iflasını isteyen iş yerlerinde işsiz kalan işçilerin de lehine bu İşsizlik Fonu kullanılır duruma getirelim. Bunun yerine ne yapıyoruz? İşsizlik Fonu'nun da kendi içinde devlet katkısını düşürüyoruz, oradaki fondan farklı alanlarda kullanmanın da zaten yolu açılmıştı, bu sürdürülüyor,” şeklinde konuştu. EKONOMİK KRİZ VE TOPLUMSAL SORUNLARA ACİL ÖNLEM ÇAĞRISI CHP’li Ömer Fethi Gürer, ülke genelindeki ekonomik sorunlara da dikkat çekti: “Şunu da söylemek zorundayız: Ülke yangın yeri; nakliyeciler isyanda, çiftçi isyanda, işçi isyanda, esnaf isyanda, her kesimin sorunları birikmiş. Bakınız arkadaşlar, yapılacak basit işler var: ÖTV'yi, KDV'yi akaryakıtta kaldırın, köprü-yol geçiş ücretlerini bir yıllık erteleyin, borçları yapılandırın, faizleri silin, emekli maaşını, asgari ücreti oluşan kayıpları dikkate alarak arttırın. Önümüz Kurban Bayramı gelin, şu kurban bayramı ikramiyesini asgari ücret düzeyine çıkarın. İçinde bulunduğumuz koşullarda sorunlar katlanıyor. Ne diyor Bakan Bey: 'Rafta ürün eksiğimiz yok, arz açığımız yok.' E, cepte para yok ki gitsin, vatandaşa o ürünü alabilsin. Böylesi sorunların oluştuğu bir yerde kalıcı çözümleri yaratmak yerine bunları seyretmenin kimseye faydası olmaz.” Ömer Fethi Gürer, “Bakın, dünya genelinde bu anlamda bazı devletler öncelikle savaşın etkisini dikkate alıp bu konuda paketler açıklıyor. Ya, siz 2025 yılının desteklerini hâlâ vermediniz çiftçiye. En azından 2025 yılı desteklerini hemen ödeyin. Çiftçi nasıl ekim yapacak? Mazotun bu fiyatıyla tarlaya traktörü nasıl sokacak?” diye konuştu. ARZ AÇIĞI VE TARIM ÜRÜNLERİ İÇİN ÖNLEM ÇAĞRISI CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Cumhurbaşkanına doğrudan çağrıda bulunarak, “Alım garantili, sözleşmeli, üret kardeşim, ben alacağım, sana zarar ettirmeyeceğim.” diye Cumhurbaşkanı açıklama yapsın. 21 üründe arz açığımız var; hububatta, bakliyatta. Bunlarla ilgili önlem alalım yoksa bu savaşın yansıması İran'dan fazla bize olacak,” diye konuştu.

Su Kaynaklarını Korumak, Geleceğimizi Korumaktır Haber

Su Kaynaklarını Korumak, Geleceğimizi Korumaktır

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi tarafından 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yapıldı. Şube Başkanı Merve Edizkan Cihan tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Su, yaşamın temelidir. Ancak bugün, hem dünyada hem de ülkemizde su kaynakları üzerindeki baskı her geçen gün artmakta; yanlış kullanım, plansız kentleşme, iklim değişikliği ve bilimden uzak uygulamalar su krizini derinleştirmektedir. Jeoloji mühendisliği; yeraltı sularının aranması, korunması ve sürdürülebilir yönetimi açısından kritik bir bilim dalıdır. Yeraltı suyu rezervleri, özellikle kurak ve yarı kurak iklim kuşağında yer alan ülkemiz için stratejik öneme sahiptir. Ancak ne yazık ki bu kaynaklar, yeterli bilimsel etütler yapılmadan açılan kaçak kuyular, aşırı ve kontrolsüz çekimler ile geri dönüşü zor zararlar görmektedir. Şehrimiz, yeraltı suyu açısından önemli havzalardan biri üzerinde yer almasına rağmen, son yıllarda artan su tüketimi ve bilinçsiz kullanım nedeniyle risk altındadır. Özellikle tarımsal sulamada vahşi sulama yöntemlerinin yaygınlığı, yeraltı su seviyelerinde ciddi düşüşlere neden olmaktadır. Bunun yanı sıra, sanayi ve kentsel büyümenin getirdiği baskı da su kaynaklarımızı tehdit etmektedir. Bilimsel gerçekler ışığında uyarıyoruz: Yeraltı suları sınırsız değildir; bilinçsiz kullanım geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur. Su yönetimi, mutlaka hidrojeolojik etütlere ve bilimsel planlamaya dayanmalıdır. Kaçak kuyuların önüne geçilmeli, mevcut kuyular sıkı şekilde denetlenmelidir. Tarımda modern sulama tekniklerine geçiş hızlandırılmalıdır. Ayrıca kentleşme ve sanayi planlamasında yeraltısuyu rezervi dikkate alınmalıdır, ayrıca şehrin tarımsal ürün deseni seçimi de bu yönde yapılmalıdır. İklim krizi gerçeğiyle de yüzleşmemiz gereken zamanlardan geçiyoruz. Küresel iklim değişikliği, yağış rejimlerini değiştirmekte ve kuraklık riskini artırmaktadır. Bu durum, özellikle yeraltı suyu rezervlerine olan bağımlılığı artırırken, aynı zamanda bu kaynakların daha hızlı tükenmesine yol açmaktadır. Bu nedenle su yönetimi politikaları kısa vadeli değil, uzun vadeli ve bütüncül olmalıdır. Su bir kamu hakkıdır! Su; ticari bir meta değil, herkes için eşit ve adil erişilmesi gereken temel bir yaşam hakkıdır. Bu doğrultuda su politikalarının kamu yararı gözetilerek oluşturulması, özelleştirme ve rant odaklı yaklaşımlardan uzak durulması gerekmektedir. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi olarak; Bilim ve mühendislik hizmetlerinin karar süreçlerinde etkin rol almasını, Su kaynaklarının korunmasına yönelik denetimlerin artırılmasını, Yeraltı sularının sürdürülebilir kullanımına yönelik acil eylem planlarının hayata geçirilmesini, Tüm paydaşların ortak akılla hareket etmesini talep ediyoruz. Unutulmamalıdır ki; Suyun olmadığı bir Dünya’da yaşamak düşünülemez. Su kaynaklarını korumak, geleceğimizi korumaktır."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.