Hava Durumu

#Özelleştirme

Kırsal Haber - Özelleştirme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Özelleştirme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gürer: “Türkşeker Yaşamalı” Haber

Gürer: “Türkşeker Yaşamalı”

CHP Niğde Milletvekili ve Tarım Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ve Kamu İktisadi Kurumlar (KİT) Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, TÜRKŞEKER’in TBMM KİT Komisyonunda denetim toplantısında yaptığı konuşmada, Şekerpancarı üreticileri ve şeker fabrikalarının yaşadığı ekonomik sorunlara dikkat çekti. Şeker pancarının stratejik bir ürün olduğunu belirten Gürer, yüksek faizlerin, enflasyonun, daralan pazar payının ve artan borç yükünün fabrikaları zor durumda bıraktığını söyledi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TÜRKŞEKER’in 2023 ve 2024 yıllarına ilişkin hesaplarının görüşüldüğü TBMM KİT Komisyonu toplantısında yaptığı konuşmada, kamu şeker fabrikalarının ve kooperatiflere bağlı işletmelerin yaşadığı sorunları gündeme taşıdı. Şeker fabrikalarının yalnızca üretim yapan işletmeler olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Gürer, pancar üretiminden hayvancılığa, istihdamdan bölgesel kalkınmaya kadar geniş bir ekonomik alanı etkileyen bu kuruluşların desteklenmesi gerektiğini ifade etti. ŞEKER PANCARI STRATEJİK BİR ÜRÜN ÇİFTÇİNİN GELİRİ GERİLİYOR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Şeker pancarı stratejik bir ürün. Alım garantili, sözleşmeli üretim; aynı zamanda tohumunu, ilacını, gübresini satan, tarlaya taşıyan, tarlada eken, ektikten sonra fabrikaya götüren, fabrikada işleyen; işlendikten sonra merası, küspesi, alkolü ve şekeri ayrı ayrı değerlendirilen çok geniş bir kesimi kapsıyor. Bu bağlamda, şeker pancarının ülkemiz için önemli bir ürün olduğunun altını çizmek lazım. Bu yıl 22 milyon ton şeker pancarı üretileceği varsayılıyor” diye konuştu. Özelleştirme sonrasında pancar üreticisinin bazı avantajlarını kaybettiğini belirten Ömer Fethi Gürer, “Şeker fabrikaları özelleşmeden önce kamu, çiftçiye destek amacıyla pancarı söktürür, kantara alır, firesini kendi karşılardı. Şimdi şeker fabrikaları özelleşti, ‘Ben ne zaman istersem o zaman getireceksin.’ diyor, fire çiftçiye kalıyor. Çiftçinin doğal olarak oradan da geliri gerilemiş oldu” ifadelerini kullandı. NİŞASTA BAZLI ŞURUP VE TATLANDIRICI PAZARI İNCELENMELİ CHP’li Ömer Fethi Gürer, “Nişasta bazlı şurupla ya da tatlandırıcıyla ilgili genelde ‘Kota yüzde 5 civarında.’ denerek olay küçültülüyor. Ancak Türkiye’de nişasta bazlı şurup ve tatlandırıcı kotasının yanında ithal gelen ürünler de var. Bunların Türkiye pazarındaki durumuna bakmak gerekiyor. Yakın ülkelere fabrika kurup ürünleri orada üreterek Türkiye’ye sokanların varlığı kamuoyunun bilgisinde. Bu nedenle Türkiye’nin kotası dışında yurt dışından giren ürünlerde de nişasta bazlı şurup ve tatlandırıcının hangi noktada olduğunu görmek lazım. Çünkü pazar daralıyor. Bu anlamda sıkıntılı bir olgu” dedi. PANCAR ÜRETİCİSİNE VERİLEN 3 BİN 720 LİRA YETERLİ DEĞİL Ömer Fethi Gürer, “Kota sorunu farklı bölgelerde yıllardır süregelen bir sorun. Hatta kotasını satanların bile olduğunu yerinde biliyorum. Bu alanı da düzenlemek lazım. Münavebeli ekim olduğu kadar, şeker pancarından daha çok gelir elde ediliyorsa çiftçi gidip o ürünü ekmeyi bırakıyor” diye konuştu. Pancar eken çiftçi sayısındaki düşüşe işaret eden CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “ 380 bin civarında çiftçi vardı. Şimdi Bakan Bey’in resmî verdiği yanıt 83 bindi. Herhâlde bu yıl 92 bine falan çıktığı söyleniyor. Şeker pancarı eken çiftçi para kazanamadığı gibi, eskiden küspeyi özel fabrikalar olmadan bedava alıyordu, bu bir avantajdı. Şimdi küspenin tonu 2 bin lira olmuş, pancara bu yıl verilen rakam 3 bin 720 lira. Neredeyse küspeyle pancar aynı değere eridiler. 3 bin 720 lira çiftçiyi kurtarmıyor. Beklentileri 4 binin üstünde bir rakamdı. Biz 4 bin 500 lira olabilir diye umut ediyorduk. Şekerde yüzde 24’lük artış var, pancarda yüzde 20’lik bir artış var. Buna rağmen üretici de sıkıntısını anlatıyor. Olaya tek taraflı bakarsak farklı görürüz ama bütüne bakarsak ortada bir sorun var. Özellikle çiftçi açısından şeker pancarında bir yıllık artış yüzde 20, enflasyon yüzde 30. Enflasyonun yüzde 30 olduğu yerde girdi maliyetleri artıyorsa sorun var” dedi. Üreticinin maliyetleri düşürmek amacıyla daha düşük fiyatlı tohumlara yönelmesinin verim kaybına neden olabileceğini kaydeden Gürer, “Çiftçi ‘Ucuza mal edeyim.’ derse 40 bin liralık tohumu kullanamıyor, 10 bin liralık tohum kullanıyor. 10 bin liralık tohumu kullandığında da verim, rekolte düşüyor. Gene maliyet kendisi açısından olumsuza gidiyor. Çiftçi refahını sağlayacak girdi maliyetleri artı makul bir kârla fiyat belirlenmesinin gerekliliğine inanıyorum” diye konuştu. ŞEKER FABRİKALARI YALNIZCA BİRER İŞLETME OLARAK GÖRÜLMEMELİ CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, şeker fabrikalarının tarihsel önemine değinerek, “Ülkemizin şeker ihtiyacının millî kaynaklardan karşılanması amacıyla ilk fabrika 1926’da yapıldı. Şeker fabrikası, fabrika yapan fabrikaydı. İçinde spor alanları, eğitim birimleri, sosyal tesisleri, tiyatrosu ve sinemasıyla bölgesinin kalkınmasını önceleyen, önemseyen bir dokuydu. Şeker fabrikaları sanayimizin örnek ilk yatırımlarındandı. Türkiye’nin bugünkü en büyük sorunlarından biri, var olan kurum dokularının bugünün ihtiyaçlarını karşılamayacak noktaya ermesidir. Bunun başında kooperatifler geliyor. Türkiye’nin yalnızca tarımla ilgili bir kooperatif yasasını yeniden şekillendirmesi zorunludur. Kooperatif üretim öncesini planlayacak. Şimdi kooperatif var, tohum satıyor, gübre satıyor, ticari işlem gibi yapıyor işi. Üretim aşamasında ürün gamına müdahil olamıyor. Bu yapının değiştirilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı. TÜRKŞEKER’DE 600 BİN TON ŞEKER STOKU SORUSU TÜRKŞEKER’in üretim ve pazarlama politikalarının da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Gürer, ambalajlı şeker fiyatları ile stok miktarlarına dikkat çekerek, “Türkşeker de piyasaya 50 kilogramlık çuval şekeri, 5 kilogramlık paket şeker fiyatının üstünde bir fiyatla veriyor. Hâlbuki paket küçüldükçe ambalaj gideri artar, maliyet daha yüksek olur. Ama orada elindeki stokları dikkate alarak 5 kilogramı teşvik ediyor. Ülkede yıllık 2 milyon 800 bin ton şeker tüketimi var diyoruz. Yılbaşına 600 bin ton stokla giriyorsa bunun bir nedeni olmalı. Üretilen şekerin pazar payı neden düştü? Bunun sebebi nişasta bazlı şurup mudur, kaçak giriş midir, üretimle ilgili sorunlar mıdır? Buna bakmak lazım” dedi. SULUOVA ŞEKER FABRİKASI 4,7 MİLYAR LİRALIK BORÇ YÜKÜ ALTINDA CHP’li Ömer Fethi Gürer, “Amasya Suluova Fabrikası 1954 yılında kurulmuştur. Bu fabrika, şu anda gerçek anlamda artık var olan maddi durumu nedeniyle çalışamama boyutuna gelmiş durumda. Şeker üretiminin yanında hayvancılığa ve tarımsal faaliyetlere sağladığı katkıyla da şeker pancarı önemli. Şeker fabrikaları bulunduğu bölgede halkın ekonomik yapısına ciddi katkıda bulunuyor. Fabrikanın varlığının tarımın sürdürülebilirliği yanında çiftçinin, çalışanın, ailesinin ve bölge ekonomisinin kalkınmasında geçmiş dönemlerde ciddi katkıları olmuş. Suluova Şeker Fabrikası, Amasya, Samsun, Tokat ve Çorum illerini kapsayan 32 bölgede yaklaşık 70 bin ortağı bulunan bir kooperatif yönetimidir. 80 bin ton şeker kotasına sahip, yıllık 18 milyon litre kapasiteli tarımsal kökenli gıda ve ülkemizde ilk tıbbi kullanıma yönelik etanol üretim tesisi bulunan bir kuruluştur. Küspe kurutma tesisi bulunan fabrika yaklaşık 180 bin ton yaş küspe ve 35 bin ton melas da üretiyor. Orta ve Doğu Karadeniz hayvancılığını doğrudan etkileyen bu üretimin yanında nakliye sektörüne ve bölgesel ticarete de katkısı bulunuyor” diye konuştu. Gürer, “2023 yılına kadar kârlı bir kuruluş olan fabrika, kredi borçlarını ödeyememesi ve enflasyon karşısında gelir-gider dengesinin bozulması nedeniyle büyük bir krizle karşı karşıyadır. Bazı yıllar yüzde 67’ye kadar çıkan faizlerle borçlarını ödeyemez duruma düşmüştür. 4,7 milyara yaklaşan bir borçla ayakta durmaya çalışmaktadır. Yalnızca 2023 yılında bankalara ödediği faiz miktarı borç stoklarının yüzde 10’unu oluştururken faiz oranlarındaki artış nedeniyle 2026 yılında bu oran yüzde 46’ya çıkmıştır. Aynı dönemde bankalara ödediği faiz tutarı yaklaşık 24 kat artmıştır. Bankalara olan borç yükü de 4,4 kat büyümüştür. Bu durum sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır” dedi. GÜRER’DEN BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI VE FAİZLERİN SİLİNMESİ ÇAĞRISI Gürer, “70 bin ortaklı Amasya ve Turhal Pancar Ekicileri Kooperatifinin iştiraki olan şirket, kamusal nitelikleri nedeniyle piyasa kurallarına, şeker ve diğer mevzuata uyum konusunda hassasiyet göstererek faaliyetini sürdürürken kendi iradesi dışında gerçekleşen ekonomik sorunlar nedeniyle borç sarmalına girmiştir. Şirketin başta Halk Bankası olmak üzere kamu bankalarına 3 milyar 900 milyon lira, TÜRKŞEKER’e 840 milyon liraya yaklaşan kredi ve borç yükümlülüğü bulunmaktadır. Toplam borç tutarı 4 milyar 700 milyon lira civarındadır” diye konuştu. Gürer, “Mevcut finansal yapı nedeniyle şirket, işletme faaliyetlerinden elde ettiği kaynakların önemli bir bölümünü borç ve faiz ödemeye ayırmaktadır. Bu durum işletme sermayesi ihtiyacını ve üretimin sürdürülebilirliğini olumsuz etkileyen ciddi bir finansal baskı oluşturmaktadır. Sorunun kalıcı olarak çözümlenmemesi üretim faaliyetleri açısından ciddi risk oluşturmaktadır. Şirketin kamuya olan borç yükünün azaltılması ve mali yapısının sürdürülebilir hâle getirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda şirketin borçlarının yapılandırılması, faizlerinin silinmesi, ek destek sağlanması ve ek borç yükümlülüklerinin indirilmesi gereklidir” dedi. 40 BİN TONLUK ŞEKER KOTASI TÜRKŞEKER’E DEVREDİLSİN Gürer, “Kısmi kota devri için yasal düzenlemeler yapılarak yaklaşık 40 bin ton şeker kotasının TÜRKŞEKER’e devredilmesi ve elde edilecek ekonomik değer üzerinden kamuya olan borçların tamamen mahsup edilmesinin yolu açılmalıdır. Sayın Genel Müdürüm, böyle bir önerileri var. Yani sizin bu kurtarma operasyonunda yer almanızı talep ediyor fabrikanın ortakları. Şirketin faaliyetlerinin devamlılığını sağlayacak, kamu alacaklarının tahsilini güvence altına alacak ve tüm tarafları gözeten hukuki ve mali bir çözüm modeli geliştirilmelidir” ifadelerini kullandı. Gürer, “2023 yılına kadar üretim ve satış sorunları bulunmayan şirket, 2023 yılından sonra yaşanan makroekonomik göstergelerdeki ve yapılardaki bozulma, finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar ve yüksek faiz ortamı nedeniyle zarar eder duruma gelmiştir. Bu seyredilecek bir durum değildir, çözüm üretilmelidir. Bazı şeker fabrikalarında da benzer durumlar olduğu gibi TÜRKŞEKER’in de zarar ettiği görülmektedir. Zararın önemli bir kaynağının belirttiğim fabrikanın da yaşadığı sorunlarla bağlantılı olduğunu düşünüyorum” dedi. PANCAR ÜRETİMİ DARALIRSA HAYVANCILIK VE İSTİHDAM DA ETKİLENİR Şeker fabrikalarının finansal sorunlarının çözülmemesi durumunda tarımsal üretimden bölgesel ticarete kadar birçok alanda kayıplar yaşanabileceğini belirten Gürer, kamuya ait ve kooperatif bünyesindeki fabrikaların korunması gerektiğini vurguladı. Gürer, “Bu süreç böyle devam ederse pancar üretim alanlarının daralması, pancar çiftçisinin sayısının azalması, tatlandırıcı ve nişasta bazlı şeker için daha çok pazar oluşması, bölge hayvancılığının olumsuz etkilenmesi, küspe ve melas üretiminde düşüşler yaşanması, tarımsal üretim ve istihdamın daha da daralması, üretim altyapısının zayıflaması ve ekonomik değerlerin atıl kalması riski ortaya çıkacaktır. Şeker fabrikaları yalnızca bir işletme sorunu olarak görülmemelidir. Yaşanan sorunlar bölgesel kalkınmayı, tarımı, istihdamı, hayvancılığı ve şeker üretim zincirini doğrudan sarsacak niteliktedir. Özellikle özel sektör dışındaki, başta kooperatifler olmak üzere şeker fabrikaları bir bütün olarak ele alınmalı ve çözüm üretilmelidir” dedi.

CHP'li Gürer: "Pancar Üreticisi Fiyat Bekliyor, Beklenti Dört Bin Lira" Haber

CHP'li Gürer: "Pancar Üreticisi Fiyat Bekliyor, Beklenti Dört Bin Lira"

CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, şeker pancarı üreticileriyle bir araya gelerek pancar alım kampanya öncesinde çiftçinin beklentilerini dinledi. Üreticiler, artan gübre, tohum, ilaç, sulama suyu, kira, mazot ve elektrik maliyetlerine dikkat çekerek pancar alım fiyatının en az 4 bin lira olmasını istedi. Bazı üreticiler ise çiftçi refahı düşünülüyorsa 4 bin 500 lira olmalı” dedi. Üreticiler gelecek yıl pancar ekimini artıracak seviyede fiyat beklentisi içinde olduklarını ifade ettiler. Gürer, Bor Pancar Ekicileri Kooperatif Başkanı ve Bor Ziraat Oda Başkanlarını da ziyaret etti. TBMM Tarım Orman ve Köy İşleri Komisyon Üyesi ve CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarlada üreticilerle buluştu. Gürer “şeker pancarının yalnızca üreticiyi değil, üretimden işleme ve pazarlamaya kadar geniş bir kesimi ilgilendiren stratejik bir ürün olduğuna dikkat çekti. Ömer Fethi Gürer, “Pancar stratejik bir ürün. Tohumunu, gübresini, ilacını satan, tarlada çapalayan, bakımını yapan, nakliyesini gerçekleştiren, fabrikada işleyen ve işlendikten sonra satışını yapan geniş bir kesimi ilgilendiriyor” dedi. Eylül ayında pancar kampanyasının başlayacağını belirten Gürer, pancar üreticisinin şu anda açıklanacak fiyatı beklediğini söyledi. Türkiye’de bu yıl yaklaşık 22 milyon ton pancar yetişmesinin beklendiğini ifade eden CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, yıllık şeker üretiminin de 2,8-3 milyon ton aralığında olduğunu belirtti. Gürer, Türkiye’nin şeker pancarında kendi kendine yeterli olabilecek ülkelerden biri olduğunu vurgulayarak, “Türkiye bu bağlamda kendi kendine yetebilecek noktada olduğu ürünlerden biri pancar. Ancak son yıllarda pancar ekimlerinde alanın, üretimin ve rekoltenin varlığına rağmen çiftçi bu işten de çok mutlu değil. Çünkü girdi maliyetleri artıyor, aynı oranda gelir sağlayamıyor” diye konuştu. “GİRDİLER YÜZDE 100 ARTTI” Pancar üreticisi Kemal Çörekçi ise artan maliyetler nedeniyle üreticinin zor durumda olduğunu belirterek pancar için beklentisinin ton fiyatının 4 bin lira ile 4 bin 500 lira arasında olduğunu söyledi. Çörekçi, “Ben pancar alım fiyatının 4,5 lira olsun isterim. Çünkü girdiler çok pahalı” dedi. Geçen yıl desteklerle birlikte yaklaşık 3 bin 200 liralık fiyat açıklandığını hatırlatan Çörekçi, “Bu sene de 4 lira olmasını temenni ederiz çünkü girdilerimiz yüksek. Yani en az 4 bin olsun. 4 bin olsun ki çiftçiyi mutlu edecek rakam olsun, yüzü gülecek ki biz de seneye bir daha bu işi yapacağız” ifadelerini kullandı. Üretici, özellikle tohum fiyatındaki artışa dikkat çekerek, “Şimdi girdi maliyetleri önemli ölçüde arttı. Yüzde 100 arttı. 22 liraya aldığımız tohumu 38 liraya aldık. Akıllı tohum dediklerini, yani yüzde 100 zam geldi ona” diye konuştu. Çörekçi, “dekar maliyetimiz 25-27 bin lira. Dekarda verim 6'dan başlar, 8-9'a kadar çıkar. Yani bakımına göre, gübresine göre, sulamasına göre, şartlarına göre değişiyor” dedi. “SULAMA SUYU YÜZDE 100 ARTTI” Pancar üreticisinin maliyetlerinin yalnızca gübre ve tohumla sınırlı olmadığını belirten Ömer Fethi Gürer, sulama fiyatlarında da artış olup olmadığını sordu. Çörekçi, “Yüzde 100 artış var. 450 lira saat şu anda bizim burada suyun kooperatif...” diyerek sulama maliyetlerindeki artışı dile getirdi. Gürer ise üreticinin yaşadığı maliyet baskısını belirterek, “Yani sulama suyunuz arttı, gübre arttı, mazot arttı, elektrik gideri arttı.” dedi. Üretici de “Yüzde 100 arttı girdiler. Çok pahalı şu anda” diyerek artan maliyetlerin üretimi zorlaştırdığını belirtti. Çörekçi, pancarın en az 4 bin liralık alım fiyatına ihtiyacı olduğunu vurgulayarak, 4 bin 500 liranın ise gelecek yıl üretici sayısını artırabileceğini ifade ederek, “Yani en düşük 4.000 liralık fiyat ama diyor ki 4.500 lira olursa gelecek yıl ekim yapanın sayısında artış olur. Yani böyle fiyat vermedikçe millet pancardan dikmekten vazgeçmeye başladı. Çünkü adam masraf ediyor, ediyor, ediyor. 6-7 aldığımız zaman zarar ediyor. Yani 6-7 aldık mı zarar şu anda” diyen üretici, mevcut maliyetlerle üretimin sürdürülebilir olmadığını ifade etti. “ÖZELLEŞTİRME PANCARIN PAZARINDA DA SORUN YARATTI” CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin pancar üreticisi açısından ortaya çıkardığı sorunlara da dikkat çekerek, “Şimdi özelleştirme yapılması da şeker pancarının pazarında sorun yarattı. Niye? Özel sektör kâr etmeden bir işi yapmıyor” diyen Gürer, özellikle pancarın yan ürünü olan küspe konusunda yaşanan değişime dikkat çekti. Gürer, “Küspeyi daha önce fabrikaya pancarı veren çiftçiye ücretsiz verilirdi. Şimdi küspeyi fabrika parayla satıyor” dedi. Küspe fiyatının da 2,5 lirayı bulduğu söyleniyor şu anda paketi” ifadesini kullandı. Üretici de, “Pancar alım fiyatı ile nerede ise hemen hemen aynı yani. Bunun melası var, şekeri var. Bunları geç artık. Posasını yani o şekilde satıyorlar ama bize geldi mi fiyat niye korkuyorlar?” diye konuştu. GÜRER: “ŞEKER PANCARI MUTLAKA KORUNMALI” Ömer Fethi Gürer, üreticinin yaşadığı sorunun yalnızca pancarın tarladaki maliyetiyle sınırlı olmadığını, pancarın hayvancılık açısından da önemli bir ürün olduğunu belirtti. Gürer, “ Çiftçi diyor ki ben bir yıl emekle bunu üretiyorum, çabalıyorum. Ondan sonra götürüp teslim ediyorum fabrikaya. Küspeden alırken neredeyse pancarı sattığım fiyatla küspeyi alıyorum. Hayvancılarımız alıyor yani” sözleriyle küspe maliyetinin hayvancılık yapan üreticiler üzerindeki etkisine dikkat çekti. Şeker pancarının stratejik niteliği nedeniyle üreticinin desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Gürer, “Bu anlamda şeker pancarı üreticisinin desteklenmesi de gerekiyor. Çünkü şeker pancarı stratejik bir ürün olduğu için mutlak surette korunması gereken bir alan” dedi. Gürer ayrıca pancar şekerinin, nişasta bazlı şuruba karşı doğal ve önemli bir alternatif olduğunu belirterek, üretim maliyetlerindeki artışın pancarın pazardaki konumunu da etkilediğini belirterek, “Nişasta bazlı şurubun karşısında da doğal olarak şeker pancarının giderlerinin artması ona pazar yaratıyor. Bunun da önüne geçmek çiftçiye verilecek destekle ilgili.üreticinin sürdürülebilir biçimde üretim yapabilmesi için desteklerin artırılması gerekir” dedi. “ÇİFTÇİNİN TALEBİ NET: EN AZ 4 BİN LİRA” Pancar üreticisinin beklentisinin açık olduğunu belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, çiftçinin mevcut maliyetler karşısında pancar alım fiyatının en az 4 bin lira olmasını istediğini söyledi. Gürer, “Çiftçi alım fiyatı olarak en düşük 4.000 lira olsun istiyor” diyerek pancar üreticisinin beklentisini kamuoyuna taşıdı. Üreticiler ise yalnızca bu yılın fiyatının değil, gelecek yıl pancar ekiminin devam edip etmeyeceğinin de açıklanacak alım fiyatına bağlı olduğunu belirterek, maliyetleri karşılayacak ve üreticiyi yeniden tarlaya teşvik edecek bir fiyat açıklanması çağrısında bulundu. EYLÜL AYINDA SÖKÜM BAŞLIYOR CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer 20 Eylül’de genelde pancar alım kampanyası başlar. Çiftçi, üretici bu süreçte alım fiyatı açıklanmasını bekler. 6 dekara 40 bin TL ilaçlı tohum ekiliyor. 1 dekara en az 13 kez su veriliyor. Dekar su gideri de 25 bin lirayı buluyor. Geçen yıl destekle tonu 3100 TL’ dan çiftçi pancarın 16 polarını fabrikaya verdi. Bu yıl sulama suyu için elektrik, tarla kira gideri, gübre, mazot, tohum geçen yıla göre enflasyon üzerinde artış gösterdi. Girdilerde artışa müdahale etmeyen iktidar alım fiyatında çiftçiyi başabaş noktasında bırakıyor ve çiftçi refahını sağlayacak bir gelir olmayınca çiftçi borcunu ödemekte zorlanıyor. Çok çiftçi bankalarda borç ödemekte zorlanıyor. İcralık çiftçi sayısı artıyor” dedi. GÜRER, SORUNLARI DİNLEDİ CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Bor Pancar Ekicileri Kooperatifi Başkanı Fatih Eriç ve yönetim kurulu üyeleri ile Bor Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı ve Bor Ziraat Odası Başkanı Nurettin Eriç ile bir araya gelerek bölgedeki çiftçi ve üreticilerin sorunlarını görüştü. Bor Pancar Ekicileri Kooperatifi’nin bölge çiftçisi açısından önemli bir merkez olduğunu belirten Gürer, üreticilerin yaşadığı sorunları yerinde dinlemenin önemine dikkat çekti. Bor Pancar Ekicileri Kooperatifi Başkanı Fatih Eriç, Niğde, Nevşehir, Aksaray ve Ereğli bölgelerini kapsayan 27 bin ortaklı kooperatif olarak üreticilerin tohumdan gübreye, ilaçtan makine ve ekipmana kadar birçok ihtiyacını karşılamaya çalıştıklarını belirterek Gürer’e ziyareti için teşekkür etti. Bor Ziraat Odası Başkanı Nurettin Eriç de tarım sektörünün mevcut durumunun sahada ve üreticiyle doğrudan görüşülerek değerlendirilmesinin önemine vurgu yaparak, çiftçi ve üreticilerin sorunlarına gösterdiği duyarlılık nedeniyle Gürer’e teşekkürlerini iletti.

Mersinli Üzüm Üreticisine Büyük Darbe Haber

Mersinli Üzüm Üreticisine Büyük Darbe

Tarsus’ta ikinci sınıf sanayi tipi üzüm alım fiyatının geçen yıla göre düşerek 11 liraya gerilemesi üreticileri isyan ettirdi. CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, açıklanan rakamın çiftçiye "Bağını sök, toprağını terk et" demek olduğunu belirterek fiyatların derhal gözden geçirilmesini istedi. ​Türkiye’nin en önemli üzüm üretim merkezlerinden biri olan Mersin'in Tarsus ilçesinde, ikinci sınıf sanayi tipi üzüm için açıklanan alım fiyatı üreticileri çıkmaza sürükledi. Geçen yıl kilogramı 18 liradan işlem gören üzümün bu yıl 11 liraya düşürülmesi, tarım sektöründe sert tepkilere neden oldu. ​Konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’na taşıyan CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, iktidarın tarım politikalarını eleştirerek üreticinin yalnız bırakıldığını vurguladı. ​"Üretim Maliyetleri Katlandı, Fiyatlar Düştü" ​Gübre, mazot, ilaç, sulama, elektrik ve işçilik giderlerinin son bir yılda katlanarak arttığına dikkat çeken CHP’li Kış, açıklanan rakamın çiftçiyi doğrudan zarara mahkûm ettiğini ifade etti. ​Üzüm fiyatındaki düşüşün sadece ekonomik bir veri olmadığını belirten Kış, geçen yıla kıyasla yaşanan yaklaşık %39’luk fiyat kaybının üreticinin emeğini ve alın terini hedef aldığını söyledi. Hasat döneminde aşırı sıcaklar nedeniyle üzümlerin dalında çürüdüğünü ve kilo kaybettiğini hatırlatan Kış, çiftçinin zaten büyük bir afet yüküyle baş etmeye çalıştığını dile getirdi. ​"Özelleştirme Politikaları Üreticiyi Şirketlerin İnsafına Bıraktı" ​AKP’nin uzun yıllardır sürdürdüğü özelleştirme ve serbest piyasa politikalarının tarımda kamu güvencesini tamamen ortadan kaldırdığını savunan Gülcan Kış, şu değerlendirmelerde bulundu: ​"Bugün ortada ne üreticiyi koruyacak etkin bir taban fiyat politikası var ne alım garantisi ne de piyasaya müdahale edecek güçlü bir kamu iradesi. Özelleştirme anlayışı kazandırmadı; kaybeden yine üretici oldu. Devletin piyasadaki düzenleyici rolünden çekilmesi, üreticimizi tamamen şirketlerin insafına terk etmiştir." ​"11 Lira, Üreticiye 'Toprağını Terk Et' Demektir" ​Açıklanan 11 liralık alım fiyatının tarımsal üretimi sürdürülemez hâle getirdiğinin altını çizen Gülcan Kış, iktidara acil çağrıda bulundu: ​Tarımsal Üretim Tehlikede: Fiyatların maliyetin altında kalması, çiftçinin üretimden vazgeçmesine yol açarak Türkiye'nin gıda güvenliğini ve üretim gücünü zayıflatıyor. ​Acil Fiyat Revizyonu: İkinci sınıf sanayi tipi üzüm için belirlenen 11 liralık alım fiyatı derhâl gözden geçirilmeli; artan girdi maliyetleri ve çiftçinin emeği esas alınarak yeni bir taban fiyat açıklanmalıdır. ​Kamusal Destek Şart: Üreticinin ayakta kalabilmesi için kamunun piyasayı düzenleyen ve üreticiyi koruyan sosyal devlet rolünün acilen güçlendirilmesi gerekiyor.

CHP'li Gürer: "Girdi Fiyat Artışı Tezgaha Zam Olarak Yansıyor" Haber

CHP'li Gürer: "Girdi Fiyat Artışı Tezgaha Zam Olarak Yansıyor"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişler Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, TÜİK’in açıkladığı 2026 yılı Mart ayı Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) verilerini değerlendirdi. Gürer, gübre başta olmak üzere temel girdilerdeki artışların tarımsal üretimi zorladığını söyledi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2026 yılı ile ilgili son Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi verilerinin, tarımsal üretimde maliyet artışının sürdüğünü söyledi. MALİYETLER TIRMANDI CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Tarım-GFE’nin Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 3,89 oranında artış gösterdiğine dikkat çekerek, "Çiftçinin girdi maliyetlerindeki yıllık artış yüzde 34,26’ya ulaştı. On iki aylık ortalamalara göre artış oranı ise yüzde 33,01 olarak gerçekleşti. Daha da vahimi, 2026 yılının henüz ilk üç ayında tarımsal girdi maliyetleri yüzde 11,25 oranında yükseldi. Endeks değeri ise Mart ayında 950,32 seviyesine çıktı. Bu rakamlar, çiftçinin üretim sürecinde kullandığı temel girdilerde önemli bir maliyet baskısıyla karşı karşıya kaldığının en somut kanıtıdır," dedi. ÜRETİM SEZONU ÖNCESİ GÜBRE: YILLIK %48,33 ARTIŞ! Mart ayında en dikkat çekici artışın gübre ve toprak geliştiriciler grubunda yaşandığını vurgulayan TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, “Gübre fiyatları yıllık bazda yüzde 48,33 oranında artarak tüm alt gruplar arasında en yüksek yükselişi gösterdi. Aylık bazda da en yüksek artış yine gübre ve toprak geliştiricilerde gerçekleşti ve artış oranı yüzde 9,69 oldu. Tam da üretim sezonu öncesinde, çiftçinin en temel ihtiyacı olan gübreye erişimi bu artışlarla daha da zor hale getirilmiştir. Gübre atılamayan toprakta verim düşer, “dedi. GÜNCEL FİYATLAR SÜREKLİ DEĞİŞİYOR CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Girdi artışlarında önemli yükseliş üretimi zorluyor. Özellikle toprağın dokusu ve verim artışı için gübre şart. Gübrede ise fiyat artışı durmuyor. 2020 yılında Amonyum Sülfat gübre tonu 1100 TL iken 2026 yılında tonu 20500 TL çıktı. Can gübre tonu 1150 TL iken 21000 TL, DAP gübre tonu 2020 yılında 2140 TL 2026 yılında tonu 40.000 TL gördü ve Üre Gübre 2020 yılında tonu 2140 TL iken 2026 yılında tonu 31.500 TL fiyatı çıktı. Özelleştirme ile gübre fabrikaları kamudan alındı. İthalata bağlı kimyasal gübre fiyatları artmasının doğrudan ürün fiyat artışına neden oluyor “dedi. "GEÇEN YIL DON VURDU, Girdi maliyetlerindeki artış çiftçinin değil, tüketicinin de sorunu diyen Ömer Fethi Gürer, “Bu yıl meyve ağaçlarına meyve tutumu iyi olması bekleniyor. Rekoltenin de yükseleceği tahmin ediliyor. Artan girdi fiyatları, önümüzdeki dönemde çarşıda, pazarda gıda fiyatlarına doğrudan yansıyacaktır. Geçen sene zirai don nedeniyle dalında ürün kalmadığı için meyve yiyemeyen vatandaş, bu sene de artan tarımsal girdilerin ürün fiyatlarına yansıması ile her ürünü dilediği kadar vatandaş tüketemeyebilir” dedi.

CHP’li Orhan Sarıbal: ''Şeker Fabrikalarını Satmak, Bir Üretim Zincirini Kırmaktır'' Haber

CHP’li Orhan Sarıbal: ''Şeker Fabrikalarını Satmak, Bir Üretim Zincirini Kırmaktır''

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Türkiye'nin Hanke Sefalet Endeksi'ndeki konumunu ve özelleştirme politikalarının tarım üzerindeki yıkıcı etkilerini değerlendirdi. Sarıbal, "Şeker fabrikalarını satmak, bir üretim zincirini kırmaktır" dedi. Türkiye'nin ekonomi gündemine dair çarpıcı açıklamalarda bulunan CHP Bursa Milletvekili ve Tarım Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanı Orhan Sarıbal, Türkiye’nin dünyadaki sefalet sıralamasındaki yerinin tesadüf olmadığını söyledi. Sarıbal, son 24 yılda uygulanan özelleştirme politikalarının Türkiye’yi dışa bağımlı hale getirdiğini ve yerli üretimi tasfiye ettiğini vurguladı. Hanke Sefalet Endeksi’nde Türkiye 3. Sırada Sefalet endeksinin vatandaşın enflasyon, işsizlik ve faiz baskısını günlük yaşamında nasıl hissettiğinin bir aynası olduğunu belirten Sarıbal, Türkiye'nin 178 ülke arasında üçüncü sırada yer almasına dikkat çekti. Sarıbal, "Savaş ve siyasi kriz yaşayan ülkelerle aynı kategorideyiz. Bu tablo, yapısal bozulmanın ve üretimden kopuşun sonucudur" ifadelerini kullandı. 70 Milyar Dolarlık Özelleştirme ve Kaybolan Kamu Gücü AKP iktidarı döneminde yaklaşık 70 milyar dolarlık özelleştirme yapıldığını hatırlatan Sarıbal, bu süreçte fabrikaların satıldığını ancak kamu harcamalarının azalmadığını söyledi. Özelleştirmelerin kamu maliyesini rahatlatmak yerine, Türkiye'yi finans çevrelerine bağımlı hale getirdiğini savundu. Şeker Fabrikaları Örneği: "Gıda Egemenliği El Değiştirdi" Özelleştirmelerin tarım sektöründeki en somut tahribatının şeker fabrikalarında yaşandığını belirten Orhan Sarıbal, verilerle şu tabloyu çizdi: ''2002'de kamunun şeker üretimindeki payı %74 iken, bugün %36’ya geriledi. Kamudan boşalan alanı nişasta bazlı şeker (NBŞ) üretimi yapan 5 özel şirket doldurdu. Adapazarı Şeker Fabrikası'nın kota hakkının Niğde'ye taşınmasıyla, Sakarya çiftçisinin ürünü 650 km uzağa taşınmak zorunda kaldı.'' Sarıbal, pancar üretiminin sadece şeker değil; yaprağı ve posasıyla hayvancılık (et ve süt) sektörü için de kritik bir zincir olduğunu hatırlattı. Tarımsal Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) Zayıflatıldı Milletvekili Sarıbal, tarımda piyasa düzenleyici kurumların işlevsiz hale getirildiğini belirterek şu kurumların altını çizdi: ''Gübre üretiminde kritik rol oynayan TÜGSAŞ ve İGSAŞ elden çıkarıldı.TİGEM Tohum ve damızlık temini kapasitesinden uzaklaştırıldı. Tütün ve alkollü içki bölümleri yabancı sermayeye devredilerek yerli üretici güvencesiz bırakıldı. TMO'nun Piyasa düzenleme işlevi daraltılarak özel sektöre alan açıldı.'' Çözüm: Kamucu ve Planlı Kalkınma Modeli Ekonomik bağımsızlığın ancak stratejik alanlarda kamusal varlığın korunmasıyla mümkün olacağını belirten Orhan Sarıbal, çözüm önerisini şu sözlerle özetledi: "Özelleştirmeyi başarı hikayesi gibi sunan anlayış, ülkeyi üretimden kopardı. Çiftçi maliyetine ürün satamazken, tüketici gıdaya fahiş fiyatlar ödüyor. İhtiyacımız olan şey; üretimi, planlamayı ve kamucu kalkınma anlayışını yeniden inşa etmektir."

​CHP’li Taşkent’ten Adapazarı Şeker Fabrikası Çıkışı: "Üretim Değil, Rant Modeli!" Haber

​CHP’li Taşkent’ten Adapazarı Şeker Fabrikası Çıkışı: "Üretim Değil, Rant Modeli!"

CHP Sakarya Milletvekili Ayça Taşkent, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Adapazarı Şeker Fabrikası üzerinden Türkiye’nin tarım ve üretim politikalarını sert bir dille eleştirdi. Taşkent, fabrikanın özelleştirilme sürecinden kota devrine, imar planlarından işçi mağduriyetine kadar birçok kritik konuyu Meclis gündemine taşıdı. ​Adapazarı Şeker Fabrikası’nda Kota Oyunu mu Oynanıyor? ​Milletvekili Taşkent, fabrikanın geçmişten bugüne sistematik bir şekilde değersizleştirildiğini iddia etti. 2005 yılında APEK (Adapazarı Pancar Ekicileri Kooperatifi) tarafından satın alınan fabrikanın, bilinçli kota kısıtlamalarıyla borç batağına sürüklendiğini belirten Taşkent, sürecin kronolojisine dikkat çekti: Şeker Kurulu’nun kısıtlamalarıyla fabrikanın Bank Asya’ya devredildiğini ve Yıldız Holding’in satın alması sonrası kotaların aniden artırıldığını ifade eden Taşkent, son durumda kotanın Niğde’deki Bor Şeker Fabrikası’na devredildiğini söyledi. Taşkent; ​"Önce üretimi düşür, değersizleştir, sonra el değiştir ve en sonunda araziyi imara aç. Bu bir istisna değil, bir modeldir." dedi. ​Çiftçi ve İşçi Mağdur: Bor Şeker Devri Ne Getirecek? ​Kotaların Bor Şeker Fabrikasına devredilmesinin ardından Sakaryalı pancar üreticisinin belirsizliğe itildiğini vurgulayan Taşkent, şu soruları yöneltti: ​Sözleşme yapan çiftçilere neden önceden bilgi verilmedi? ​Ürünün Niğde’ye nakliye maliyetini kim karşılayacak? ​Fabrikada çalışan yaklaşık 500 işçinin akıbeti ne olacak? ​"Şeker Fabrikası Arazisi Ranta mı Açılıyor?" ​Konuşmasının en çarpıcı bölümlerinden biri ise fabrika arazisine yönelik imar planı değişiklikleri oldu. Sakarya Büyükşehir Belediyesi'nin tutumunu eleştiren Taşkent, şehrin en değerli bölgesinde "rant odaklı" bir planlama yapıldığını öne sürdü. ​İmar Planındaki Soru İşaretleri: ​Kat Artışı: Çevrede 3 kat izni varken, fabrika arazisi için 5 kat planlanması. ​Nüfus Yoğunluğu: Bölgeye 7 bin kişilik yeni bir yapılaşma getirilmesi ve bunun yaratacağı trafik/altyapı yükü. ​Millet Bahçesi İddiası: "Eğer burası Millet Bahçesi olacaksa, holdinge karşılığında hangi arazi teklif edildi?" sorusu. ​Meclis Araştırması Çağrısı ​Taşkent, şeker fabrikalarının özelleştirme süreçlerinin, kota politikalarının ve taşınmazların imar durumlarının şeffaf bir şekilde incelenmesi için Meclis Araştırması açılması çağrısında bulundu. "Mesele sadece bir fabrika değil, ülkenin üretimden koparılıp ranta teslim edilmesidir" diyerek sözlerini noktaladı.

Sarıbal: "Hayvan Varlığı Artıyorsa Neden İthalata İhtiyaç Duyuluyor?" Haber

Sarıbal: "Hayvan Varlığı Artıyorsa Neden İthalata İhtiyaç Duyuluyor?"

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TÜİK’in 2025 yılına ilişkin Hayvansal Üretim İstatistikleri ile mayıs ayında yayımlanan et ve süt üretim verileri arasındaki çelişkiye dikkati çekerek, “Ortada ciddi bir veri tutarsızlığı ve yönetilemeyen bir hayvancılık politikası var. Bir yandan hayvan varlığının arttığı söyleniyor, öte yandan et ve süt üretimi geriliyor. Hayvan varlığı artıyorsa neden ithalata ihtiyaç duyuluyor?” dedi. Sarıbal’ın değerlendirmesine göre, Türkiye İstatistik Kurumu 10 Şubat 2026’da yayımladığı Hayvansal Üretim İstatistikleri’nde, şap salgınına rağmen büyükbaş hayvan varlığının yüzde 4,3, küçükbaş hayvan sayısının ise yüzde 5,4 arttığını açıkladı. Ancak 5 Mayıs’ta açıklanan kırmızı et ve süt üretim verileri, bu artış iddiasıyla örtüşmeyen bir tablo ortaya koydu. Kırmızı et üretimi 2024 yılında 2 milyon 105 bin 895 tondu, 2025 yılında 1 milyon 885 bin 130 tona gerileyerek yüzde 10,5 düştü. Sığır etinde yüzde 11,5, koyun etinde yüzde 8,1, keçi etinde yüzde 8,8 ve manda etinde yüzde 6,3 azalma yaşandı. Süt üretiminde de benzer bir gerileme yaşandığını belirten Sarıbal, çiğ süt üretiminin 22 milyon 487 bin tondan 21 milyon 379 bin tona düştüğünü, toplam kaybın yüzde 4,9 olduğunu söyledi. İnek sütünde yüzde 4, koyun sütünde yüzde 11,9, keçi sütünde yüzde 29,8 ve manda sütünde yüzde 33 oranında düşüş yaşandığını aktardı. Milletvekili Sarıbal, “Eğer hayvan varlığında gerçekten artış varsa üretim neden düşüyor? Eğer üretim düşüyorsa bu artışın karşılığı nerede?” dedi. HAYVAN VARLIĞI ARTIYORSA NEDEN İTHALATA İHTİYAÇ DUYULUYOR? Şap salgını nedeniyle ülkede 158 hayvan pazarının kapatıldığını ve salgının ekonomiye 160 milyar lirayı aşan zarar verdiğinin ifade edildiğini hatırlatan Sarıbal, üretimdeki düşüşün sahadaki gerçek tabloyu daha açık biçimde gösterdiğini söyledi. 2025 yılı içinde yaklaşık 760 bin baş canlı hayvan ile 63 bin ton kırmızı et ithalatı yapıldığına dikkati çeken Sarıbal, “Hayvan varlığı artıyorsa neden ithalata ihtiyaç duyuluyor? Üretim düşerken ithalatın büyümesi, hayvancılıkta yanlış politikaların ve dışa bağımlılığın derinleştiğinin göstergesidir” dedi. Sarıbal, et ve süt üretimindeki eş zamanlı düşüşlerin, hayvan varlığına ilişkin açıklanan artış verilerinin güvenilirliğini de tartışmalı hale getirdiğini belirterek, “Resmi istatistiklerle piyasanın gerçeği arasındaki fark büyüyor. Bu çelişki, üreticinin, tüketicinin ve gıda güvenliğinin geleceğini ilgilendiren ciddi bir sorundur” ifadelerini kullandı. 1980’li yıllardan bu yana nüfus yaklaşık yüzde 90 artarak 45 milyondan 86 milyona yükselirken, aynı dönemde toplam hayvan varlığının 85 milyon baş seviyesinden 76 milyon başa gerilediğini belirten Sarıbal, “Bu tablo, hayvansal üretimin nüfus artışıyla paralel büyümediğini ve kişi başına düşen hayvan varlığının ciddi biçimde azaldığını gösteriyor. Bu ters yönlü gelişim, yalnızca üretim açığı değil; aynı zamanda Türkiye’nin gıda egemenliği açısından da alarm veriyor. Çünkü artan nüfusla birlikte et, süt ve diğer hayvansal ürünlere yönelik talep yükselirken, üretim kapasitesi aynı hızda büyümediği için arz açığı oluşuyor. Bu açık ise ithalatla kapatılmaya çalışılıyor. Sektördeki kırılmanın temelinde ise 1980 sonrası uygulanan neoliberal dönüşüm politikaları var. Hayvancılığı destekleyen kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesiyle birlikte kamunun sektördeki düzenleyici rolü büyük ölçüde tasfiye edildi. Özellikle karma yem sanayinin özelleştirilmesi, üreticinin en temel girdisi olan yemde fiyat denetimini ortadan kaldırdı. Böylece yem piyasası ithal hammaddeye ve özel sektörün belirleyiciliğine teslim edildi” dedi. HAYVANCILIKTA İTHALAT KRİZİN KENDİSİ OLDU Hayvansal üretim maliyetlerinin yaklaşık yüzde 70’ini yem giderlerinin oluşturduğunu söyleyen Sarıbal, “2007–2008 yıllarında yaşanan kuraklık bu kırılgan yapıyı daha da derinleştirdi. Yem fiyatları neredeyse iki katına çıkarken, aynı dönemde alınan süt tozu ithalatı kararı nedeniyle çiğ süt fiyatları yarı yarıya düştü. Sonuçta süt üreticisi sattığı sütle yem alamaz hale geldi. Üretici zarar ettikçe çözümü damızlık hayvanını kesime göndermekte buldu. Kısa sürede 1 milyondan fazla damızlık hayvan kesildi. Bu kayıp, yalnızca süt üretimini değil kırmızı et üretimini de vurdu. İç piyasa talebi karşılayamaz hale gelince AKP iktidarı 2010 yılında kırmızı et ithalatının önünü açtı. Ancak ithalat, krizi çözmek yerine kalıcı hale getirdi. Yerli üretici rekabet edemez hale gelirken, üretimden çekilmeler hızlandı. Tüketici açısından ise fiyatlar düşmedi; tam tersine katlandı. 2010’dan bu yana hayvansal ürün fiyatlarında ortalama 18 kat artış yaşandı. Tavuk eti 19 kat, kuzu eti 26 kat, dana eti ise 30 kat zamlandı” ifadelerini kullandı. 13,7 MİLYAR DOLAR YURTDIŞINA AKTI Hayvancılık desteklerinin tarımsal destek bütçesi içindeki payının hızla gerilediğine dikkat çeken Sarıbal, bu tercihin üreticiyi yalnız bıraktığını, ithalatı ise kalıcı hale getirdiğini vurguladı. Milletvekili Sarıbal, 2020 yılında tarımsal destek bütçesinin yaklaşık yüzde 36’sının hayvancılığa ayrıldığını, bu oranın 2025 itibarıyla yüzde 17,7’ye kadar düştüğünü belirterek, “Hayvancılıkta ithalat bağımlılığı iki temel nedene dayanıyor. Yüksek üretim maliyetleri ve üreticinin gelir elde edememesi. Bu iki etken, yetiştiriciyi sistem dışına iterken, üretim artış hızını da nüfus artışının gerisine düşürüyor. Türkiye’de hayvancılık, plansızlık, özelleştirme ve ithalata dayalı politikalar nedeniyle yapısal bir krizin içinde” dedi. Kırmızı et krizinin çözümü adı altında sürdürülen ithalat politikalarının ülkeye ağır bir maliyet yüklediğini kaydeden Sarıbal, bugüne kadar canlı hayvan ve et ithalatı için toplam 13,7 milyar dolar harcandığını belirtti, “7,8 milyon büyükbaş hayvan ithalatı için 10,6 milyar dolar, 3,2 milyon küçükbaş hayvan için 395 milyon dolar, 482 bin ton kırmızı et ithalatı için ise 2,7 milyar dolar ödendi. Bu kaynak halkın cebinden çıktı ama halkın sofrasına ucuz et olarak dönmedi. Kazanan Brezilya, Uruguay ve Avrupa’daki et şirketleri oldu” dedi. 2025 yılında ithalatın daha da arttığını ifade eden Sarıbal, yalnızca geçen yıl 760 bin baş canlı hayvan ve 63 bin ton kırmızı et için toplam 1,7 milyar dolar ödendiğini söyledi. 2026’nın ilk üç ayında ise ithalat için 522 milyon dolar harcandığını belirten Sarıbal, hayvancılıkta dışa bağımlılığın artık geçici değil, yapısal bir hale geldiğini kaydetti. MERA POLİTİKALARI ÇÖKTÜ Hayvancılığın temel dayanaklarından biri olan mera alanlarının da sistemli biçimde yok edildiğini söyleyen Sarıbal, 1940’larda 44 milyon hektar olan mera varlığının bugün 14–15 milyon hektara kadar düştüğünü belirtti. 4342 sayılı Mera Kanunu’na rağmen 27 yıldır tespit, tahdit ve tahsis çalışmalarının tamamlanamadığını vurgulayan Sarıbal, “Bu tablo ihmal değil, bilinçli bir terk ediştir. Mera alanları korunmadı; işgal edildi, rant politikalarına kurban edildi” diye konuştu. YERLİ IRKLAR YOK OLMA NOKTASINDA İthalata dayalı hayvancılık modelinin yerli hayvan varlığını da tasfiye ettiğini belirten Sarıbal, özellikle son 15 yılda yoğun canlı hayvan ithalatı ve kültür ırkı boğa sperması kullanımının yerli ırkları sistem dışına ittiğini söyledi. 1991 yılında 6 milyon 686 bin baş olan yerli ırk sığır sayısının 2025 itibarıyla 884 bin başa kadar gerilediğini açıklayan Sarıbal, “Toplam sığır varlığı içindeki payı yüzde 55,8’den yüzde 5’e düştü. Bu aynı zamanda genetik varlığımızın, biyolojik zenginliğimizin kaybıdır” dedi.

Vatandaş Geçinemiyor, İktidar Hâlâ ‘Nasıl Alırım’ Derdinde! Haber

Vatandaş Geçinemiyor, İktidar Hâlâ ‘Nasıl Alırım’ Derdinde!

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen torba yasa teklifine sert tepki gösterdi. Mazot fiyatlarının 75 lirayı aştığını ve yoksulluk sınırının 106 bin lirayı geçtiğini vurgulayan Kış, iktidarı "müflis tüccar" anlayışıyla hareket etmekle suçladı. ​Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu, yeni vergi düzenlemelerini içeren kanun teklifini görüşürken, CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış’ın ekonomi odaklı konuşması gündeme damga vurdu. 12’nci madde üzerine söz alan Kış, derinleşen ekonomik krize rağmen iktidarın çözüm yerine yeni vergi yükleri getirdiğini ifade etti. ​"Açlık Sınırı 32 Bin, Mazot 75 Lira!" ​Konuşmasında güncel ekonomik verilere dikkat çeken Gülcan Kış, vatandaşın alım gücünün bittiğini şu sözlerle özetledi: ​Açlık Sınırı: 32 bin lirayı aştı. ​Yoksulluk Sınırı: 106 bin lira sınırını geçti. ​Akaryakıt Krizi: Mazot fiyatları 75 lira seviyesine dayanarak üretim maliyetlerini uçurdu. ​Kış, iktidara seslenerek; "Bir kez de ‘nasıl alırım’ yerine ‘vatandaşı nasıl rahatlatırım’ diye düşünün. İlk iki ayda faize 640 milyar lira ödediniz ama vatandaşa gelince ‘kaynak yok’ diyorsunuz" ifadelerini kullandı. ​Kıymetli Taşlara ÖTV: "Sektör Risk Altında" ​Düzenlemeyle kıymetli ve yarı kıymetli taşların yüzde 20 ÖTV kapsamına alınmasını eleştiren Kış, bu durumun üretimi düşüreceğini ve kayıt dışılığı artıracağını belirtti. CHP'nin lüks tüketime yönelik adil vergi önergesinin reddedildiğini hatırlatan Kış, "Saatin kordonundan vergi alıyorsunuz ama saatten almıyorsunuz. Vergi vatandaşa, muafiyet lükse gidiyor" dedi. ​İşsizlik Fonu ve Özelleştirme Tepkisi ​Torba yasada yer alan diğer maddelere de değinen Mersin Milletvekili, kamu kaynaklarının yönetimi konusunda şu uyarılarda bulundu: ​İşsizlik Sigortası Fonu: 628 milyar liralık fonun tek imzaya (Cumhurbaşkanı yetkisine) bağlanması, emeğin güvencesini zayıflatıyor. ​Kamu Taşınmazları: Üniversite ve SGK arazilerinin Özelleştirme İdaresi'ne devredilerek satışa çıkarılmasına tepki gösteren Kış, Mersin’deki 3 kamu sağlık alanının da bu listede olduğunu vurguladı. ​Depremzede Konutları: "Bütçe Açığını Kapatma Çabası" ​Deprem konutlarına yönelik ödeme düzenlemesini de eleştiren Kış, iktidarın 2046’ya kadar beklemek yerine parayı erkenden tahsil etmeye çalışmasını "ekonomiyi yönetememenin itirafı" olarak nitelendirdi. CHP olarak depremzedelere ilk konutun bedelsiz verilmesi taleplerinin yine reddedildiğini hatırlattı. ​Sonuç: "Bu Yasa Boşalan Kasayı Doldurma Girişimidir" ​Gülcan Kış, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla vergi değil; adalet, üretim ve refahtır. Bu teklif, ekonomik çöküşün açık bir itirafıdır."

Tarımı Hor Görenler, Yarını Zor Görür! Haber

Tarımı Hor Görenler, Yarını Zor Görür!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, gıda güvenliği ve egemenliği açısından Türkiye'nin büyük bir risk altında olduğunu vurguladı. Mazot ve gübre fiyatlarının tarımı ve çiftçiyi vurduğunu, iktidarın yangını seyrettiğini belirten Barut, bu koşullarda traktörün kontağının dahi çevrilemediğini, adeta altına dönen gübreyi çiftçinin bir gram bile atamadığını vurguladı. "GÜBRE ADETA ALTIN OLDU" Meclis Genel Kurulu'nda İYİ Parti'nin grup önerisi üzerine CHP Grubu adına kürsüye çıkan Ayhan Barut, "2026 yılı gıda güvenliğimiz ve gıda egemenliğimiz açısından çok risk altındadır. Çünkü tarımsal üretimin en önemli temel girdilerinden olan mazotun litresi 80 liraya, gübrenin tonu da 35 bin liraya dayanmıştır. Bu fiyatlarla ekim, dikim yapmak mümkün değildir. Bu fiyatlarla ekim yapmak değil, çiftçi, traktörünün kontağını dahi çeviremez durumdadır; aynı zamanda, gübre de altınla eş değer olmuş, gübrenin gramını dahi tarlasına atamaz durumdadır" dedi. ÖZELLEŞTİRME VE KAPATMA TEPKİSİ Tarımsal üretimde gübre kullanımının öneminden söz eden Barut, iktidarın yanlışlarına da dikkat çekerek şunları anlattı: "Gübre kullanmakla üründe kalite artar, rekolte artar. Üründe gübre kullanmayınca yüzde 20 ila yüzde 80 arasında rekolte kaybı olacaktır. İşte, bu nedenle diyoruz ki: 2026 yılında gıda egemenliğimiz tehlike altındadır. Türkiye'de çiftçimizin kullanmış olduğu gübre yılda 6,5 milyon tondur ve mazot da 3 milyar litredir. Bunların da tamamı -gübrenin yüzde 90'ı, mazotun da tamamı dışa bağımlıdır. Peki, neden dışa bağımlıyız? Çünkü bir zamanlar gübre fabrikaları vardı, kamuya ait, devlete ait; İGSAŞ vardı, TÜGSAŞ vardı, Kütahya, Samsun gübre fabrikaları vardı. Bunlar ne oldu şimdi? Ya özelleştirildi, ya kapatıldı. Bu krize Hürmüz Boğazı'ndaki yaşanan savaşın etkisi de eklenince maalesef çiftçinin mazot ve gübredeki sıkıntısı çok daha arttı ve savaşın şu anda en ağır faturasını da maalesef çiftçimiz ödemektedir. Bu nedenle, çiftçilerimiz bu söylediğim nedenlerden dolayı yabancıların eline ya da özel sektörün eline terk edilmiş durumdadır." "GÜBREDE FİYAT ARTIŞ 135 KATA ULAŞTI" Gübre ve mazot başta olmak üzere tarımsal üretim maliyetlerindeki fahiş artışa değinen Barut, sözlerini şöyle tamamladı: "Gelin, rakamlarla bir tabloya bakalım: 2002 yılında AKP iktidara geldiğinde ürenin 1 tonu 261 liraydı, üre gübrenin; şu anda 35 bin lira, tamı tamına 135 kat artmış durumda. Yine, AKP iktidarı iktidara geldiğinde mazotun litresi 1,1 liraydı, şu anda 76 lira yani 80 liraya dayanmış durumda. Yaklaşık 70 kat fiyat artmış durumda. Buradan sesleniyorum, 'Gübrede, stokta sorun yoktur' diyenlere sesleniyorum: Gelin, Çukurova'ya davet ediyorum, gübre var mı, yok mu değerli arkadaşlar, bir görelim. Olan da gübreyi maalesef şu anda stoklamış ve satmıyor. Tam ekim, dikim dönemi ama çiftçi şu anda perişan değerli arkadaşlar. Yapılması gereken çok basit, tıpkı İspanya'nın yaptığı gibi çiftçiyi ve tarımı koruyacak adımlar atılmalıdır. Mazottaki ve gübredeki ÖTV, KDV kaldırılmalıdır. Eğer bu destekler de yetmiyorsa bunlara ek destek verilmelidir. Tarımı hor görenler değerli arkadaşlar, yarını zor görür. Çiftçiyi desteklerseniz tüketiciyi de desteklemiş olursunuz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.