Hava Durumu

#Sağlıklı Beslenme

Kırsal Haber - Sağlıklı Beslenme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlıklı Beslenme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Zeytin Üreticisine Destek ve Okullarda Ücretsiz Zeytin Dağıtımı Önerisi Haber

Zeytin Üreticisine Destek ve Okullarda Ücretsiz Zeytin Dağıtımı Önerisi

Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu toplantısında zeytin üreticilerine kilogram başına 10 TL destek verilmesi ve okullarda ücretsiz zeytin dağıtılması yönünde iki önemli öneri sundu. Zeytin ve zeytinyağı sektörünün sorunları ve çözüm önerileri, Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu’nun Çankaya Köşkü’nde düzenlenen 27. toplantısında ele alındı. Kurul Başkanvekili Prof. Dr. Zümrüt Begüm Ögel başkanlığında gerçekleştirilen toplantıya davet edilen Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, üreticilerin desteklenmesi ve zeytin tüketiminin yaygınlaştırılmasına yönelik önerilerini paylaştı. Zeytin Üreticilerine Kilogram Başına 10 TL Destek Önerisi Toplantıda üreticinin emeğinin korunması ve zeytin üretiminin sürdürülebilirliğine dikkat çeken Ali Yıldız, müstahsil makbuzu karşılığında üreticilere kilogram başına 10 TL destek verilmesini önerdi. Yıldız, kooperatiflerin ve üretici birliklerinin güçlendirilmesinin Türk zeytinciliğinin geleceği ve üreticilerin ekonomik sürdürülebilirliği açısından önem taşıdığını vurguladı. Okullarda Ücretsiz Zeytin Dağıtılması Önerildi Marmarabirlik Başkanı Ali Yıldız'ın gündeme getirdiği ikinci öneri ise okullarda öğrencilere ücretsiz zeytin dağıtılması oldu. Çocuklarda sağlıklı beslenme bilincinin geliştirilmesi gerektiğini belirten Yıldız, ilgili bakanlık tarafından hayata geçirilecek ücretsiz zeytin dağıtımı uygulamasının çocuklara erken yaşta sağlıklı tüketim alışkanlığı kazandırabileceğini ve zeytin tüketimini teşvik edebileceğini ifade etti. Zeytin ve Zeytinyağı Sektörünün Geleceği Ele Alındı Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu'nun “Zeytin ve Zeytinyağı Sektörünün Genel Sorunları” gündemiyle gerçekleştirilen toplantısında, sektörün gelişimine yönelik stratejik öneriler değerlendirildi. Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, zeytin ve zeytinyağı sektörünün sorunlarının ele alınmasına ve çözüm önerilerinin aktarılmasına imkân sağlayan toplantı dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu yönetimine teşekkür etti.

TMMOB’den Dünya Gıda Günü Açıklaması: Gıda Hakkı Lüks Değil, Temel Bir İnsan Hakkıdır Haber

TMMOB’den Dünya Gıda Günü Açıklaması: Gıda Hakkı Lüks Değil, Temel Bir İnsan Hakkıdır

TMMOB Gıda Mühendisleri, Kimya Mühendisleri ve Ziraat Mühendisleri Odaları, 16 Ekim Dünya Gıda Günü dolayısıyla yaptıkları ortak açıklamada, sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişimin temel bir insan hakkı olduğunu vurguladı. Artan gıda fiyatları ve üretim maliyetlerine dikkat çeken odalar, tüm çocuklara okullarda en az bir öğün ücretsiz yemek ve temiz içilebilir su sağlanması çağrısında bulundu. TMMOB’den Dünya Gıda Günü Mesajı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Gıda Mühendisleri Odası, Kimya Mühendisleri Odası ve Ziraat Mühendisleri Odası, 16 Ekim Dünya Gıda Günü kapsamında ortak bir basın açıklaması yayımladı. Açıklamada, dünyada ve Türkiye’de milyonlarca insanın yeterli, dengeli, sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişmekte güçlük çektiği belirtilerek gıda hakkının güvence altına alınması istendi. Artan gıda fiyatları, gelir dağılımındaki adaletsizlikler ve üretim maliyetlerindeki yükselişin özellikle emekçileri, emeklileri, işsizleri, öğrencileri ve dar gelirli aileleri etkilediğine dikkat çekilen açıklamada, sağlıklı beslenmenin ekonomik koşullara bağlı bir ayrıcalık olmaması gerektiği vurgulandı. Odalar, gıdaya erişimin yalnızca üretim miktarıyla açıklanamayacağını belirterek üretimden dağıtıma kadar bütün süreçlerin toplumsal ihtiyaçlar ve kamusal yarar doğrultusunda ele alınması gerektiğini ifade etti. Gıda Fiyatları ve Yoksulluk Sağlıklı Beslenmeyi Zorlaştırıyor Ortak açıklamada, yoksulluğun yalnızca gelir yetersizliği anlamına gelmediği; aynı zamanda sofralardaki besin çeşitliliğinin azalmasına, et ve süt tüketiminin düşmesine, meyve ve sebzeye erişimin zorlaşmasına yol açtığı belirtildi. Gıda fiyatlarındaki artışın dar gelirli aileleri temel ihtiyaçları arasında tercih yapmaya zorladığına işaret edilen açıklamada, sağlıklı beslenme hakkının herkes için eşit biçimde sağlanabilmesi gerektiği kaydedildi. TMMOB’ye bağlı odalar, gıda sorununun yalnızca ne kadar üretildiğiyle değil, neyin, nasıl ve kim için üretildiğiyle de ilgili olduğunu vurguladı. Gıda zincirinde sermaye yoğunlaşmasının üreticinin bağımsızlığını ve tüketicinin uygun fiyatlı gıdaya erişimini sınırlandırabileceğine dikkat çekildi. Açıklamada, açlık ve yoksulluğun kaçınılmaz olmadığı belirtilerek gıda enflasyonuyla mücadelede üreticiyi koruyan, tüketiciyi gözeten ve gelir dağılımındaki adaletsizlikleri azaltan politikaların önemine işaret edildi. Okullarda Ücretsiz Yemek ve Temiz Su Çağrısı TMMOB Gıda, Kimya ve Ziraat Mühendisleri Odalarının açıklamasında, çocukların sağlıklı beslenmesi öncelikli konular arasında yer aldı. Yetersiz ve dengesiz beslenmenin çocukların fiziksel gelişimini, bilişsel becerilerini, okul başarısını ve geleceklerini doğrudan etkilediği belirtilerek her çocuğun sağlıklı beslenme hakkından eşit biçimde yararlanması gerektiği ifade edildi. Odalar, bütün çocuklara okullarda en az bir öğün ücretsiz, yeterli, dengeli ve güvenli yemek ile temiz içilebilir su sağlanmasını istedi. Bu uygulamanın bir yardım faaliyeti değil, kamunun temel sorumluluklarından biri olduğu vurgulandı. Açıklamada, okul yemeklerinin bilimsel beslenme ilkelerine uygun hazırlanması, güvenilir ham madde kullanılması, hijyen ve izlenebilirlik koşullarının sağlanması gerektiği belirtildi. Okul yemeği uygulamasının ülke genelinde eşit, sürdürülebilir ve bütçesi kamu tarafından karşılanan bir programa dönüştürülmesi çağrısı yapıldı. Çocukların sağlıklı beslenmesinin ertelenebilir bir konu olmadığı belirtilen açıklamada, gerekli bütçenin ayrılması ve ilgili meslek disiplinlerinin uzmanlığından yararlanılması gerektiği kaydedildi. Üretici Maliyetleri Artıyor, Gıdaya Erişim Zorlaşıyor Tarım sektöründe yükselen girdi maliyetlerinin hem üreticileri hem de tüketicileri olumsuz etkilediğine dikkat çekilen açıklamada; tohum, gübre, mazot, enerji, sulama, yem ve işçilik giderlerindeki artışın tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini zorlaştırdığı ifade edildi. Üreticinin emeğinin karşılığını alamadığı, tüketicinin ise gıdayı yüksek fiyatlarla satın almak zorunda kaldığı belirtilerek bu döngünün kırılması için tarımsal üretimin yalnızca piyasa getirisi üzerinden değerlendirilmemesi gerektiği vurgulandı. TMMOB’ye bağlı odalar, küçük üreticilerin ve aile işletmelerinin desteklenmesini, kooperatiflerin güçlendirilmesini ve üreticilerin gelir güvencesini sağlayacak mekanizmaların etkinleştirilmesini istedi. Ayrıca tarımsal planlamanın ülkenin beslenme ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini, iklim koşullarını ve doğal kaynaklarını birlikte gözetmesi gerektiği ifade edildi. Gıda Egemenliği ve Kamusal Planlama Vurgusu Açıklamada, gıda egemenliğinin toplumların neyi, nasıl ve kimin için üreteceklerine demokratik biçimde karar verebilmesi anlamına geldiği belirtildi. Gıda üretimi ve dağıtımının yalnızca piyasa koşullarına bırakılmaması gerektiğini savunan odalar, kamusal planlamanın ve üretici-tüketici dayanışmasının güçlendirilmesi çağrısında bulundu. Gıdanın yalnızca alınıp satılan bir ürün değil, yaşamın ve sağlığın temel unsuru olduğu vurgulanarak gıda politikalarının şirketlerin kârlılık hedeflerinden bağımsız biçimde, toplumun ihtiyaçları ve kamu yararı gözetilerek oluşturulması gerektiği kaydedildi. Tarım Alanları ve Su Kaynakları Korunmalı TMMOB Gıda Mühendisleri Odası, Kimya Mühendisleri Odası ve Ziraat Mühendisleri Odası, iklim değişikliği, kuraklık, su kaynaklarının kirlenmesi, toprak kaybı ve tarım alanlarının amaç dışı kullanımının gıda üretiminin geleceğini tehdit ettiğine dikkat çekti. Açıklamada tarım alanlarının, meraların, ormanların ve su havzalarının korunması gerektiği belirtilerek doğal kaynakların gelecek kuşakların hakları da gözetilerek yönetilmesi istendi. Sürdürülebilir bir gıda sisteminin oluşturulmasında bilimsel bilginin ve mesleki uzmanlığın vazgeçilmez olduğu vurgulanırken gıda denetimlerinin güçlendirilmesi ve kamu kurumlarında yeterli sayıda nitelikli teknik personel istihdam edilmesi çağrısı yapıldı. TMMOB’ye Bağlı Odalardan Yetkililere 8 Maddelik Çağrı Dünya Gıda Günü kapsamında yayımlanan ortak açıklamada, yetkililere ve kamuoyuna şu çağrılar yapıldı: Yeterli, dengeli, sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişimin temel bir insan hakkı olarak güvence altına alınması.Yoksullukla mücadelenin adil gelir dağılımı ve sağlıklı gıdaya erişim politikalarıyla birlikte yürütülmesi.Bütün çocuklara okullarda en az bir öğün ücretsiz, yeterli ve dengeli yemek ile temiz içilebilir su sağlanması.Üreticilerin maliyetlerini gözeten ve tarımsal üretimin devamlılığını güvence altına alan politikaların geliştirilmesi.Küçük üreticilerin ve kooperatiflerin desteklenmesi, gıda üretimi ve dağıtımında adil bir sistemin oluşturulması.Tarım alanlarının, su kaynaklarının ve ekolojik dengenin korunması.Gıda denetimlerinin güçlendirilmesi ve kamu kurumlarında nitelikli teknik personel istihdam edilmesi.Tarım ve gıda politikalarının bilimsel bilgi, kamusal yarar ve mesleki uzmanlık temelinde oluşturulması.“Açlık Kader Değildir, Yoksulluk Kaçınılmaz Değildir” Ortak açıklamanın sonunda, açlık, yoksulluk ve eşitsizliğin değiştirilemez bir düzenin sonucu olarak kabul edilemeyeceği vurgulandı. Çocukların sağlıklı beslenememesi, üreticilerin emeklerinin karşılığını alamaması ve milyonlarca insanın güvenilir gıdaya erişememesinin önlenebilir sorunlar olduğu belirtilerek üreticiyi koruyan, tüketiciyi gözeten, emeği esas alan ve doğal kaynakları savunan politikaların hayata geçirilmesi istendi. TMMOB Gıda Mühendisleri Odası, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası ve TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, herkesin sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişebildiği, açlık ve eşitsizliğin ortadan kaldırıldığı bir ülke için mücadelelerini sürdüreceklerini belirterek açıklamalarını kamuoyuna saygıyla duyurdu.

Dünya Gıda Günü 2026: Dünyada 645 Milyon İnsan Açlıkla Mücadele Ediyor Haber

Dünya Gıda Günü 2026: Dünyada 645 Milyon İnsan Açlıkla Mücadele Ediyor

Türk Veteriner Hekimleri Birliği, 16 Ekim Dünya Gıda Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada dünyada 645 milyon insanın açlıkla karşı karşıya olduğunu, yaklaşık 2,1 milyar insanın ise gıda güvencesinden yoksun yaşadığını belirtti. TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, gıda güvenliğinin korunması, çocukların sağlıklı beslenmesi ve veteriner hekimlik hizmetlerinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu. 16 Ekim Dünya Gıda Günü kapsamında yayımlanan açıklamada, küresel açlık ve gıda güvencesizliği sorununun giderek büyüyen bir halk sağlığı ve ekonomik erişilebilirlik meselesi olduğuna dikkat çekildi. Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB), herkesin yeterli, sağlıklı ve güvenilir gıdaya ulaşabilmesi için sürdürülebilir üretim politikalarının geliştirilmesi, gıda denetimlerinin güçlendirilmesi ve bilimsel çalışmaların desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Dünyada 645 milyon insan açlıkla mücadele ediyor Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu'nun açıklamasında şu ifadeleri kullandı; "Dünyada 645 milyon insan açlıkla mücadele ederken, yaklaşık 2,1 milyar insan yeterli ve güvenilir gıdaya düzenli erişemiyor. 16 Ekim Dünya Gıda Günü’nde, gıda krizinin artık halk sağlığı, ekonomik erişilebilirlik ve gıda güvenliğiyle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) kuruluş yıl dönümü olan 16 Ekim Dünya Gıda Günü, 2026 yılında “Bugün Yenilik Yap, Yarını Besle” temasıyla kutlanıyor. Bu yılın teması, sürdürülebilir gıda sistemlerinin geliştirilmesinde bilimsel yeniliklerin, üretim teknolojilerinin ve ortak sorumluluğun önemine dikkat çekiyor. DÜNYADA HER 13 KİŞİDEN BİRİ AÇLIKLA MÜCADELE EDİYOR Birleşmiş Milletler tarafından Temmuz 2026'da yayımlanan Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenmenin Durumu raporuna göre, 2025 yılında yaklaşık 645 milyon insan açlıkla karşı karşıya kaldı. Bu sayı dünya nüfusunun yüzde 7,8'ine karşılık geliyor. Yaklaşık 2,1 milyar insan ise orta veya şiddetli düzeyde gıda güvencesizliği yaşadı. Küresel açlık oranlarında son üç yılda sınırlı bir gerileme görülmesine rağmen mevcut tablo, 2030 yılına kadar açlığın sona erdirilmesi hedefinden uzak olunduğunu gösteriyor. Savaşlar, iklim krizi, kuraklık ve ekonomik eşitsizlikler, özellikle kırılgan toplumlarda gıdaya erişimi tehdit etmeye devam ediyor. GÜVENSİZ GIDA HER YIL 420 BİN CAN ALIYOR Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) küresel hastalık yükü tahminlerine göre, her yıl yaklaşık 600 milyon insan kontamine gıdalar nedeniyle hastalanırken 420 bin insan hayatını kaybediyor. Bu ölümlerin yaklaşık 125 binini beş yaş altındaki çocuklar oluşturuyor. Sağlıklı hayvan olmadan güvenilir hayvansal gıda, güvenilir gıda olmadan sağlıklı toplum mümkün değildir. Veteriner hekimler; çiftlikten sofraya uzanan üretim zincirinde hayvan hastalıklarının önlenmesi, gıda kaynaklı risklerin azaltılması, antibiyotik direnciyle mücadele ve halk sağlığının korunmasında stratejik sorumluluk üstlenmektedir. Bu nedenle kamuda veteriner hekim istihdamı artırılmalı, veteriner halk sağlığı hizmetleri güçlendirilmeli, mesleki yetki ve özlük hakları güvence altına alınmalıdır. Hayvan hastalıklarının erken tespiti ve salgınların önlenmesi amacıyla doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı bir Hastalık Kontrol ve İzleme Merkezi kurulması yönündeki çağrımızı yineliyoruz. ÇOCUKLARIN SAĞLIKLI BESLENMESİ GELECEĞİN GÜVENCESİDİR 2026 yılı küresel gıda raporu, dünya nüfusunun yaklaşık üçte birinin sağlıklı beslenmenin maliyetini karşılayamadığını ortaya koyuyor. Özellikle çocukların yeterli ve dengeli beslenememesi; fiziksel gelişim, öğrenme kapasitesi ve toplumların geleceği açısından ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Okullarda sağlıklı beslenme programlarının yaygınlaştırılması, hayvansal protein dahil temel besinlere erişimin desteklenmesi ve çocuk yoksulluğuyla mücadele, sosyal politikaların öncelikleri arasında yer almalıdır. GIDA GÜVENLİĞİ ULUSAL GÜVENLİK MESELESİDİR İklim değişikliği, artan üretim maliyetleri ve doğal kaynaklar üzerindeki baskı, gıda arzının sürdürülebilirliğini her geçen gün daha önemli hale getirmektedir. Türkiye'nin gıda güvencesinin korunması için hayvancılıkta planlı üretim desteklenmeli, üreticilerin ekonomik sürdürülebilirliği sağlanmalı, bilimsel araştırmalara ve koruyucu veteriner hekimlik hizmetlerine daha fazla kaynak ayrılmalıdır. Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak, herkesin yeterli, sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişebildiği bir gelecek için bilimsel üretim politikalarının, etkin denetim mekanizmalarının ve Tek Sağlık yaklaşımının güçlendirilmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz. Gıdaya erişim temel insan hakkıdır. Bugün alınmayan her önlem, yarının gıda ve sağlık krizlerini derinleştirecektir."

Gastroantep’te Ünlü Şefler, Gastronomiyi Konuştu Haber

Gastroantep’te Ünlü Şefler, Gastronomiyi Konuştu

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı iş birliğinde düzenlenen Kültür Yolu Festivali GastroAntep kapsamında, gastronomi dünyasının ünlü isimleri tarafından söyleşiler düzenledi. Gaziantep’in köklü mutfak kültürünü tanıtmak ve gastronomi alanındaki güncel gelişmeleri farklı yönleriyle ele almak amacıyla yapılan söyleşilerde gastronominin popüler kültürle ilişkisi, sağlıklı beslenme, sürdürülebilir yaşam, girişimcilik, geleneksel mutfak teknikleri, dijital içerikler ve gastronomi diplomasisi gibi konuları anlatıldı. MEHMET YALÇINKAYA, MASTERCHEF’İN GASTRONOMİDEKİ ROLÜNÜ DEĞERLENDİRDİ Program kapsamında ünlü şef Mehmet Yalçınkaya’nın katılımıyla “MasterChef Gastronominin Popüler Kültürle Buluşmasında Nasıl Bir Rol Üstleniyor?” başlıklı söyleşi gerçekleştirildi. Yoğun ilgi ile karşılanan söyleşide MasterChef’in gastronominin geniş kitlelere ulaşmasındaki rolü ve gastronominin popüler kültürle buluşması ele alındı. GASTRONOMİNİN FARKLI BOYUTLARI ELE ALINDI Somer Sivrioğlu’nun katıldığı “Gastronomi Ekrandan Geniş Kitlelere Ulaşırken Yeni Bir Kültür ve Deneyim Anlayışı Nasıl Doğuyor?” başlıklı söyleşide televizyon ve dijital içeriklerin gastronominin yaygınlaşmasına ve popüler kültüre etkisi konuşulurken, Dilara Koçak’ın “Lezzet ve Sağlık İyi Yaşamın Yeni Kodlarını Nasıl Belirliyor?” başlıklı söyleşisinde beslenme, sağlık, sürdürülebilir yaşam ve gastronomi arasındaki ilişki değerlendirildi. Arda Türkmen’in katıldığı “Gastronomi Dünyasında Şefler Girişimci Kimlikleriyle Nasıl Yeni Alanlar Açıyor?” başlıklı söyleşide şeflerin mutfak dışındaki girişimcilik, medya ve farklı iş alanlarındaki rolleri ele alınırken, Refika Birgül’ün katılımıyla gerçekleştirilen “Türk Mutfağının Teknikleri Çağdaş Gastronomide Nasıl Yeni İmkanlar Yaratıyor?” söyleşisinde geleneksel Türk mutfağı tekniklerinin çağdaş gastronomide yeniden yorumlanması konusu işlendi. Ebru Baybara Demir’in “Topraktan Tabağa Gastronomi” başlıklı söyleşisinde ise yerel üretim, sürdürülebilirlik, sosyal gastronomi ve ürünlerin tarladan sofraya uzanan yolculuğu değerlendirildi. GAZİANTEP’İN GASTRONOMİK DEĞERİ VE DİJİTAL DÜNYANIN ETKİSİ KONUŞULDU GastroAntep Kültür Yolu Festivali kapsamında ayrı ayrı düzenlenen söyleşilerle gastronominin kültürel, sosyal ve ekonomik boyutları farklı uzmanlar tarafından aktarıldı. Oğuz Yenihayat’ın katılımıyla “Dijital İçerikler Gastronomi Tercihlerimizi Nasıl Etkiliyor?” başlıklı söyleşi gerçekleştirildi. Oturumda dijital içeriklerin yeme-içme alışkanlıkları, restoran tercihleri ve gastronomi trendleri üzerindeki etkisi ele alındı. Nadir Güllü ve Murat Güllü’nün katıldığı “Gaziantep’in Gastronomi Diplomasisi” başlıklı söyleşisinde ise kentin gastronomi alanındaki marka değeri, geleneksel lezzetlerin uluslararası tanıtımı ve gastronominin kültürel diplomasiye katkısı değerlendirildi.

Trabzon Mutfağı UNESCO Yolunda Haber

Trabzon Mutfağı UNESCO Yolunda

Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, Trabzon’un UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı 2027 Gastronomi Şehri adaylığı sürecini başlattıklarını açıkladı. Trabzon mutfağının zenginliği ve sağlıklı beslenme kültürüne katkısına dikkat çeken Başkan Genç, şehrin gastronomi mirasını küresel ölçekte tanıtmaya kararlı olduklarını belirterek, "Trabzon mutfağı ömrü uzatır" dedi. Trabzon’un UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı 2027 Gastronomi Şehri adaylığı için Trabzon Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde çalışma başlatıldı. Süreç hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi amacıyla basın toplantısı düzenlendi. Trabzon’un zengin gastronomi mirasının ulusal ve uluslararası alanda tanıtılması ve kentin gastronomi potansiyelinin daha görünür hale getirilmesi için hedeflenen UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı adaylık sürecinin anlatıldığı toplantıya, Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, Başkan Danışmanı Mustafa Yaylalı, Genel Sekreter Yardımcısı Hasan Selim, adaylık sürecinin yürütülmesi için oluşturulan Bilim Kurulu'nun Başkanı Prof. Dr. İrfan Yazıcıoğlu, Bilim Kurulu Genel Sekreteri Doç. Dr. Mehmet Akif Şen, Yönetim ve İletişim Danışmanı Dr. Muhammed Attila Sevim, Proje Asistanı Büşra Kadir, Ulusal Basın ve Medya Danışmanı Füsun Özer, UNESCO Küresel Şehirler İletişim Danışmanı Genco Demirer ve DOKA Genel Sekreteri Kemal Akpınar katıldı. TRABZON HAK EDİYOR Trabzon’un tarihi, kültürel ve gastronomik zenginliğiyle 'Gastronomi Şehri' ünvanını fazlasıyla hak ettiğini belirten Başkan Genç, “Trabzon’umuzun UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı kapsamında Gastronomi Şehri ünvanına adaylık sürecini başlatıyoruz. Medeniyetin en önemli göstergelerinden biri şehirlerdir. Şehirlerin tarihi, kültürü, kimliği ve sahip olduğu değerler, o medeniyetin en güçlü yansımalarındandır. Trabzon da bu anlamda çok özel ve çok güçlü bir şehirdir. Yaklaşık dört bin yıllık tarihiyle birçok medeniyete ev sahipliği yapmış kadim bir şehirden söz ediyoruz. Fatih Sultan Mehmet Han’ın fethettiği, Yavuz Sultan Selim Han’ın 22 yıl şehzadelik yaptığı, Kanuni Sultan Süleyman’ın doğup büyüdüğü ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün üç kez ziyaret ettiği bir şehirden bahsediyoruz. Trabzon; tarihiyle, kültürüyle, doğasıyla, yeşiliyle, mavisiyle ve insanıyla güçlü bir şehir kimliğine sahiptir” dedi. HAZIRLIK SÜRECİNİ BAŞLATIYORUZ Başkan Genç, Trabzon’un uluslararası marka değerini artıracak projeleri öncelikli gördüklerini belirterek, “İşte bugün sizlerle paylaştığımız UNESCO Gastronomi Şehri hedefi de bu vizyonun önemli bir parçasıdır. Trabzon, sadece tarihi ve doğal güzellikleriyle değil, kendine özgü mutfak kültürüyle de Türkiye’nin güçlü gastronomi merkezlerinden biridir. Bugün coğrafi işaret tescili alan ürünlerimizin önemli bir bölümü gastronomi alanındadır. Bunun yanında yüzlerce yıllık tariflerimiz, kuşaktan kuşağa aktarılan lezzetlerimiz ve zengin mutfak kültürümüz bulunmaktadır. Bütün bu değerlerin uluslararası ölçekte hak ettiği karşılığı bulması amacıyla UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı Gastronomi Şehri başvurusu için profesyonel bir hazırlık sürecini başlatıyoruz. Bu ünvanı kazandığımız takdirde Trabzon’un uluslararası tanınırlığı daha da artacak, gastronomi turizminde güçlü bir marka şehir haline gelecek ve dünya şehirleri arasında çok daha görünür bir konuma ulaşacaktır” diye konuştu. ASIRLARDIR DEVAM EDEN GÜÇLÜ BİR MİRAS Başkan Genç, Trabzon’un UNESCO Gastronomi Şehri hedefini destekleyen güçlü tarihi kaynaklara sahip olduğunu belirterek, “Elimizde bu hedefi destekleyen çok güçlü tarihi kaynaklar bulunuyor. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Trabzon mutfağına özel olarak yer verilmekte, hamsili pilakiden meyve zenginliğine kadar şehrimizin mutfak kültürü ayrıntılarıyla anlatılmaktadır. Osmanlı salnamelerinde Tonya tereyağı özel olarak zikredilmekte, bölgenin ürün kalitesi vurgulanmaktadır. Bütün bunlar Trabzon’un gastronomi kültürünün yeni değil, asırlardır devam eden güçlü bir miras olduğunu ortaya koymaktadır. Trabzon’un yüksek rakımlı coğrafyası, yayla kültürü, göç geleneği, iklimi, üretim biçimi ve yaşam kültürü mutfağımızı şekillendiren en önemli unsurlar olmuştur. Hamsiköy sütlacından Tonya tereyağına, Vakfıkebir ekmeğinden Akçaabat köftesine kadar birçok ürünümüz bu kültürel birikimin günümüze ulaşmış en önemli temsilcileridir” dedi. BİN 282 FARKLI YEME İÇME İŞLETMESİNE SAHİBİZ Başkan Genç, UNESCO Gastronomi Şehri adaylığı için hazırlanan başvuru dosyasının tarihi ve kültürel verilerin bilimsel çalışmalarla desteklenerek oluşturulduğunu ifade ederek, “Bütün bu tarihi ve kültürel verileri bilimsel çalışmalarla destekleyerek güçlü bir başvuru dosyası hazırlıyoruz. Trabzon’un bir diğer önemli avantajı ise köklü gastronomi işletmeleridir. Bugün şehrimizi ziyaret eden misafirlerimiz yaklaşık bin 282 farklı yeme içme işletmesinde Trabzon mutfağını deneyimleme fırsatı bulmaktadır. Elli yılı aşkın geçmişe sahip restoranlarımız, kuşaktan kuşağa aktarılan işletmecilik anlayışımız ve geleneksel pişirme tekniklerimizi yaşatan esnafımız bu başvurunun en güçlü yönlerinden biridir. Biz istiyoruz ki Trabzon mutfağı sadece lezzetiyle değil, hikayesiyle, tarihiyle, üretim kültürüyle ve sürdürülebilir yapısıyla da dünyada hak ettiği yeri alsın. Bu süreçte üniversitelerimiz, kamu kurumlarımız, meslek odalarımız, sektör temsilcilerimiz ve değerli basınımızla birlikte hareket edeceğiz. İnanıyorum ki Trabzon, sahip olduğu tarihi, kültürel ve gastronomik zenginliğiyle UNESCO Gastronomi Şehri ünvanını fazlasıyla hak eden şehirlerden biridir. Bu süreçte vereceğiniz katkılar ve göstereceğiniz destek bizim için çok kıymetlidir” şeklinde konuştu. 19 İŞARETLİ ÜRÜNÜMÜZÜN 9’U GASTRONOMİ ALANINDA Başkan Genç, “Şehrimize gelen ziyaretçilerin öncelikle dikkat ettiği iki temel konu vardır. Birincisi konaklama, ikincisi ise yeme içme kültürüdür. Bir başka ifadeyle gastronomidir. Biz inanıyoruz ki gastronomi alanında uluslararası standartları yakaladığımızda, Trabzon’un turizmine ve ekonomisine çok daha güçlü katkılar sağlayacağız. Trabzon’un en önemli avantajlarından biri de yerel üretim kültürüdür. Köy pazarlarımızda üreticilerimizin kendi emekleriyle yetiştirdiği taze sebzeler, yöresel otlar, mevsim meyveleri ve geleneksel ürünler doğrudan üreticiden tüketiciye ulaşıyor. Büyükşehir Belediyesi olarak bu anlayışı destekliyor, doğal üretimin ve yerel kalkınmanın yanında duruyoruz. Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescillenmiş 15 coğrafi işaretli ürünümüzün 9’u gastronomi alanındadır. Bunlar; Akçaabat köftesi, Trabzon kuymağı, Vakfıkebir ekmeği, Vakfıkebir külek peyniri, Tonya tereyağı, Hamsiköy sütlacı, Sürmene pidesi, Arsin Foşa fındığı ve Yomra elmasıdır. Bu ürünler, Trabzon’un kendine özgü üretim kültürünün ve mutfak zenginliğinin en önemli göstergeleridir. Coğrafi işaretli 9 gastronomi ürününe sahip olmak, UNESCO sürecinde elimizi güçlendiren en önemli avantajlarımızdan biridir” dedi. ŞEHRİMİZİN ULUSLARARASI MARKA DEĞERİNİ ARTIRACAK Gastronomi turizminin yalnızca turizm sektörüne değil, yerel ekonominin birçok alanına doğrudan katkı sağlayacağını ifade eden Başkan Genç, şöyle konuştu: “UNESCO üyeliği yalnızca bir ünvan değildir. Aynı zamanda kültürel mirasın korunmasını, yaşatılmasını ve gelecek kuşaklara aktarılmasını esas alan önemli bir uluslararası sorumluluktur. Biz de Trabzon olarak bu sorumluluğu üstlenmeye hazırız. Bu doğrultuda belediyemizin öncülüğünde yürütülecek adaylık süreci; şehrimizin uluslararası marka değerini artıracak, turizm gelirlerimizi yükseltecek, yerel üretimi güçlendirecek ve Trabzon’u Karadeniz’in gastronomi merkezi haline getirecek önemli bir adım olacaktır. Bu süreçte temel hedeflerimiz çok nettir. Trabzon’un yükselen turizm potansiyelini gastronomiyle desteklemek, yerel mutfak kültürümüzü uluslararası ölçekte görünür kılmak, restoran işletmeciliğinde kültürel etkileşimi artırmak, dünya mutfaklarının Trabzon’da yatırım yapmasını teşvik etmek, yerel üretici ile aile işletmeleri ve büyük işletmeler arasında sürdürülebilir bir gastronomi ekosistemi oluşturmak, genç kuşaklara mutfak mirasımızı aktarmak, coğrafi işaretli ürünlerimizin ekonomik değerini yükseltmek, gastronomi turizmini dört mevsime yaymak ve Trabzon’u Karadeniz’in gastronomi başkenti haline getirmektir.” TRABZON MUTFAĞI ÖMRÜ UZATIR Başkan Genç, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Bugün dünyada “Mavi Bölgeler” olarak adlandırılan, insanların en uzun ve sağlıklı yaşadığı bölgeler üzerine yapılan araştırmalar gösteriyor ki uzun yaşamın temelinde sağlıklı ve doğal beslenme, fiziksel hareket, güçlü aile bağları ve sosyal dayanışma yer alıyor. Bu noktada biz de iddialı bir cümle kuruyoruz: Trabzon mutfağı ömrü uzatır. Bu yalnızca slogan değildir. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Trabzon, ortalama yaşam süresi bakımından 80,3 yıl ile Türkiye’nin en uzun yaşam süresine sahip illeri arasında yer almaktadır. Doğal ürünlerimiz, güçlü mutfak kültürümüz ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarımızın bunda önemli bir payı olduğuna inanıyoruz. Bu vesileyle, UNESCO Gastronomi Şehri adaylık sürecimize katkı sunan tüm kurumlarımıza, bilim kurulumuza, hocalarımıza, paydaşlarımıza ve her zaman yanımızda olan değerli basın mensuplarımıza gönülden teşekkür ediyorum. İnşallah hep birlikte Trabzon’u dünyanın saygın gastronomi şehirlerinden biri haline getireceğiz.” ADAYLIK SÜRECİ İLE İLGİLİ BİLGİLENDİRMEDE BULUNDU Yönetim ve İletişim Danışmanı Dr. Muhammed Attila Sevim, UNESCO Gastronomi Şehri adaylık sürecinin aşamalarına ilişkin bilgilendirmede bulunarak, “İlk etapta niyet mektubumuzla birlikte hazırladığımız başvuru dosyamızı 27 Eylül 2026'ya kadar UNESCO Türkiye Milli Komisyonu’na teslim etmemiz gerekiyor. UNESCO Türkiye Milli Komisyonu’nun değerlendirmesinin ardından, 31 Ekim 2026 Dünya Şehircilik Günü’ne kadar 2027 yılı aday şehirleri açıklanacak. Bunun devamında ise kasım ve aralık aylarında başvuru dosyamızı UNESCO’nun çevrim içi başvuru sistemi üzerinden resmi olarak sunacağız. Başvurumuzun ardından dosyamız; UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’nda yer alan gastronomi şehirlerinin incelemesi, UNESCO Genel Kurulu değerlendirmesi ve uzman komisyonların profesyonel değerlendirmesi olmak üzere üç aşamalı bir süreçten geçecek. Türkiye’den başka aday şehirlerimizin de olması mümkün. Ancak asıl rekabetin uluslararası düzeyde yaşanacağını biliyoruz. UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’nın en fazla önem verdiği kriterlerden biri, şehirler arasındaki iş birliği ve ortak proje geliştirme kapasitesidir. Trabzon olarak bu noktada önemli avantajlarımız bulunuyor. Katmanlı tarihimiz, imparatorluk geçmişimiz ve farklı şehirlerle güçlü kültürel bağlar kurabilecek potansiyelimiz, adaylık sürecinde bize önemli katkı sağlayacaktır. Adaylık sürecinin 2027 yılının ekim ayında tamamlanmasını bekliyoruz. Hedefimiz, Trabzon’un UNESCO Gastronomi Şehri ünvanını almaya hak kazanmasıdır. Bunun için şehrimizin tüm paydaşlarıyla birlikte güçlü bir başvuru dosyası hazırlayacak ve Trabzon’un gastronomi alanındaki zenginliğini uluslararası platformda en iyi şekilde ortaya koyacağız” dedi. Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. İrfan Yazıcıoğlu ve Bilim Kurulu Genel Sekreteri Doç. Dr. Mehmet Akif Şen de, Trabzon'un güçlü bir aday olduğunu belirterek, şehrin UNESCO Gastronomi Şehri ünvanını alacağına inandıklarını söylediler. DOKA Genel Sekreteri Kemal Akpınar ise sürece her türlü desteği sağlayacaklarını vurguladı.

Dünya’nın turşusu İzmir’de kuruldu Haber

Dünya’nın turşusu İzmir’de kuruldu

Türkiye’nin geleneksel lezzetleri arasında yer alan turşu ürünleri, 2025 yılında dünya pazarlarında liderliğini pekiştirdi. Türkiye 2025 yılında 458 milyon dolarlık turşu ihraç ederken, İzmir, 207 milyon dolarlık turşu ihracatıyla dünyanın turşusunu kurma başarısı gösterdi. Türkiye, 2025 yılında iklim krizinde hammadde sorunu yaşamasına rağmen turşu ihracatında yüzde 2,5’luk artışa imza atarak 447 milyon dolardan 458 milyon dolara ilerledi ve 500 milyon dolar hedefine ulaşmak için büyük bir adım attı. Türkiye’nin turşu ihracatında 500 milyon dolar hedefine bir adım kaldı. Türkiye’nin yıllık 58-60 milyon ton meyve sebze ürettiği bilgisini veren Türkiye Meyve Sebze Mamulleri İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, sezonunda tüketilemeyen meyve sebzelerin yıl boyunca tüketilmesi amacıyla kurulan turşuların, Türk sofraları yanında dünyanın dört bir tarafındaki sofralara lezzet ve şifa olduğunu vurguladı. Turşu ihracatında 2026 yılı hedefi 500 milyon doları geçmek Turşu ihracatının 2024 yılında 447 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini kaydeden Uçak, “2025 yılında iklim krizi nedeniyle meyve sebze üretiminde düşüşler yaşandı. Bunun etkisiyle turşu ihracatımız miktar bazında 332,1 milyon kilogramdan 311 milyon kilograma geriledi. Miktardaki düşüşe rağmen ihracat gelirimiz yüzde 2,5’luk artışla 458 milyon dolara ulaştı. Bu tablo katma değerli ihracat ve birim fiyat performansındaki yükseliği ortaya koydu. 2026 yılında meyve sebze üretiminde daha verimli bir sezon geçiriyoruz. Turşu ürünlerinin sağlıklı beslenme trendinden dolayı dünya genelinde daha fazla talep görmesiyle birlikte ürün çeşitliliği, markalaşma ve katma değerli üretim yatırımlarıyla 2026 yılında turşu ihracatında 500 milyon dolar hedefini aşacağımıza inanıyoruz” şeklinde konuştu. İzmir, Türkiye’nin turşu ihracatının yüzde 45’ini yaptı Türkiye’nin turşu ihracatında İzmir’in 207 milyon dolarlık tutarla açık ara birinci olduğunun altını çizen Başkan Uçak şöyle devam etti: “İzmir, turşu sektörünün lokomotifi olmayı sürdürüyor. İzmir, turşu ihracatından yüzde 45 pay alıyor. İzmir’i 65 milyon dolarla Bursa, 52 milyon dolarla Manisa takip etti. İstanbul, Aydın, Gaziantep ve Hatay da ihracata güçlü katkı veren iller arasında yer aldı. Türk turşusunu en çok Almanlar, Amerikalılar ve İngilizler sevdi Türkiye, 2025 yılında 128 ülkeye turşu ihraç ederken, Türk turşusunu en çok Almanlar sevdi. Almanya, 84,5 milyon dolarlık Türk turşusu talep ederken, ikinci sırada 42,3 milyon dolarla Amerika Birleşik Devletleri yer aldı. İngiltere 32,5 milyon dolarlık turşu ithalatıyla zirvenin üçüncü basamağının sahibi olurken, Romanya’ya 19 milyon dolarlık, Hollanda’ya 16,5 milyon dolarlık turşu ihraç edildi.

Antalya’da Lezzet Şöleni: 5. Uluslararası Foodfest Antalya Final Yaptı Haber

Antalya’da Lezzet Şöleni: 5. Uluslararası Foodfest Antalya Final Yaptı

Gastronomi dünyasının kalbi üç gün boyunca Karaalioğlu Parkı’nda attı. Bu yıl 5. kez kapılarını açan Foodfest Antalya Gastronomi Festivali, final gününde de binlerce ziyaretçiyi ağırladı. Workshoplardan panellere, ünlü şeflerin mutfak şovlarından üniversiteler arası yarışmalara kadar pek çok etkinlik katılımcılardan tam not aldı. ​Ünlü Şef Mehmet Yalçınkaya’ya Yoğun İlgi ​Festivalin en çok beklenen isimlerinden biri olan MasterChef jürisi Mehmet Yalçınkaya, "Şeflikte Ustalık Yolculuğu" başlıklı söyleşisiyle hayranlarıyla buluştu. Genç aşçı adaylarına kariyer tavsiyelerinde bulunan Yalçınkaya, festival alanında adeta izdihama neden oldu. ​Antalya Mutfağı Modern Dokunuşlarla Tanıtıldı ​Etkinlik sahnesinde yerel lezzetler dünyaca ünlü şeflerin ellerinde yeniden yorumlandı: ​Hazer Amani ve Rafet İnce, Antalya mutfağına modern dokunuşlar kattığı sunumlarıyla alkış topladı. ​Dilara Koçak, sağlıklı beslenme ve yerel ürünlerin önemine değindi. ​Mehmet Ali Börtücene, geleneksel Antalya piyazını yenilikçi tekniklerle hazırladı. ​Eyüp Kemal Sevinç, Antalya otlarının gastronomideki değerini özel tariflerle anlattı. ​Anneler Günü’ne Özel 15 Bin Çiçek ​Festivalin final gününün Anneler Günü’ne denk gelmesi nedeniyle Antalya Büyükşehir Belediyesi, anlamlı bir jest yaptı. Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığı tarafından kurulan stantta vatandaşlara 15 bin adet petunya, begonya ve yıldız çiçeği hediye edildi. ​Geleceğin Şefleri Yarıştı: Şampiyon Antalya Belek Üniversitesi ​Festival kapsamında düzenlenen üniversiteler arası yemek yarışmasında heyecan doruktaydı. Akdeniz, Alanya ve Antalya Bilim üniversitelerini geride bırakan Antalya Belek Üniversitesi, jüriden en yüksek puanı alarak yarışmanın birincisi oldu. ​Siyaset ve İş Dünyası Foodfest’te Buluştu ​Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir’in ev sahipliğinde gerçekleşen final gününe; CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, CHP Antalya İl Başkanı Nail Kamacı ve Milletvekili Mustafa Erdem de katılarak sektör temsilcileriyle bir araya geldi.

CHP'li Gürer: "Gıda Fiyatlarındaki Artışı DSİ'de Tescilledi" Haber

CHP'li Gürer: "Gıda Fiyatlarındaki Artışı DSİ'de Tescilledi"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, DSİ’nin yemek ücretlerine yaptığı artışın gıda da artışın yemekhanelere yansıması olarak değerlendirdi. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü’nün 15 Nisan 2026 tarihi itibarıyla yemek ücretlerine zam yaptığını Ocak ayında belirlenen fiyatların üzerinden henüz 3 ay geçmeden yapılan bu artışın, iktidarın enflasyon düşüyor ifadeleri ile örtüşmediğini belirtti. “MUTFAKTA FİYAT BASKISI HER GÜN ARTIYOR” DSİ’de, “Satın alınan gıda ürünlerinde yaşanan fiyat artışları ve artan yemek maliyetleri sebebiyle” yemek fiyatlarının yeniden düzenlendiği belirtildi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı genel müdürlük, artan gıda maliyetlerini kabul ederek fiyat değiştirirken, Bakanlık gıda arzında sorun yok diyor. Paranız varsa ürün var; ancak üç ayda dahi gıda fiyatındaki artış, Bakanlığı bile fiyat artışına zorluyor. Emekli, asgari ücretli, sabit ve dar gelirli ne yapsın? Düşük maaşla nasıl sofra kursun? Et döner, balık ve kuzu eti gibi menülerin fiyatı 300 TL’ye çıkarılıyor. Lokantalarda bu fiyatlara yemek yemek de olası değil; çünkü lokantalarda fiyatlar neredeyse haftalık değişir duruma geldi” dedi. “ENFLASYON ARTIŞI MAAŞA YANSIMIYOR” CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, DSİ gibi diğer kamu kuruluşlarının da artan maliyetler karşısında yemek fiyat ayarlamaları yaptığını belirterek, “Alım fiyatı artan ürünün maliyet artışı da tüketene yansıtılıyor. Kurum yemekhaneleri kâr amacı gütmediği için bu yerlerde fiyatlar daha uygun olarak belirlenir. Kurum çalışanı ve konukların uygun fiyatla yemeğe erişimi amaçlanır. İktidar enflasyon verilerini düşük göstermeye çalışsa dahi kamu kurumlarında oluşan fiyatlar üç ayda değişir duruma erdiyse, sorun derinleşiyor demektir” dedi. Gürer, “Taşradan gelen personel 200 TL menü alabiliyor, diğer menüler 250 TL, etli menüler 300 TL olmuş. Kendi memuruna ve sözleşmeli personeline ise ‘günlük maliyetin yarısını öde’ diyorlar. Kamuda yemek fiyatları yine de mevcut özel işletmelere göre çok uygun kalıyor. Ne var ki kurum yemekhaneleri dahi en büyük para birimimizle bir menü almanın güçleştiği noktaya erdi” dedi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, gıdada artan fiyatların tarlada artan girdi maliyetleriyle başladığını, üretenin de artan maliyetlerle üretimde zorlandığını belirtti. Gürer, “Tarladan tabağa kadar fiyat değişkenliğiyle ürün geliyor. Vatandaş enflasyonu gıdada daha sert yaşıyor. Üreten, girdi maliyeti yüküyle boğuşurken aracılar kazancından taviz vermiyor. Kamu yemekhaneleri dahi zamlanan gıda nedeniyle fiyat artışını kısa sürede değiştirmek zorunda kalıyor. Sağlıklı beslenme için gerekli gelir olmazsa sağlık sorunları artacağı gibi iş verimi dahi düşer. İthal ürünlerle de sorun aşılamıyor. Üreticiyi destekleyip girdi maliyetleri düşürülmeden fiyat artışları da rafta devam eder. Et ve Süt Kurumu, ithal ete rağmen fiyat değişkenliğini kamu yemekhanelerinde dahi sağlayamamış. Aynı Bakanlık çatısı altında kurumlar herhalde et alışverişlerini sağlıyorlardır ki fiyat yine de artmaya devam etmiş” dedi. DSİ'nin Yeni Yemek Tarifesi (15.04.2026 itibarıyla): • Et döner, balık, kuzu eti vb. menüler: 300 TL • Diğer menüler: 250 TL • Taşradan gelen kurum personeli: 200 TL • Memur ve sözleşmeli personel: Günlük maliyetin 1/2'si olarak uygulama yapılıyor.

GTB Başkanı Akıncı'dan Stratejik Bulgur Açıklaması Haber

GTB Başkanı Akıncı'dan Stratejik Bulgur Açıklaması

Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, bulgurun gıda arz güvenliğindeki stratejik rolüne dikkat çekerek, ürünün küresel trendlere göre yeniden konumlandırılması gerektiğini vurguladı. ​Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın katılımıyla Konya Ticaret Borsası ev sahipliğinde düzenlenen UHK 2026 Hasat Öncesi Hububat Kongresi, sektörün devlerini bir araya getirdi. Kongre kapsamında gerçekleştirilen “Hububata Dayalı Sektörler” oturumunda konuşan GTB Başkanı Mehmet Akıncı, bulgur sektörünün mevcut durumunu ve gelecek projeksiyonlarını paylaştı. ​Gaziantep Bulgur Üretiminin Merkezi Konumunda ​Bulgurun tarihsel ve kültürel derinliğine vurgu yapan Akıncı, Türkiye’nin bu alandaki üretim altyapısının dünya ölçeğinde bir rekabet avantajı sağladığını belirtti. Özellikle Gaziantep’in üretim kapasitesi ve ihracat gücüyle sektörün lokomotifi olduğunu ifade eden Akıncı, 2025 yılı verilerini paylaştı: ​Türkiye Geneli Bulgur İhracatı: 240 bin ton ​Güneydoğu Anadolu Bölgesi: 84 bin ton ​Gaziantep: 49 bin ton ​Akıncı, bu rakamların güçlü bir üretim altyapısına işaret ettiğini ancak sürdürülebilir büyüme için katma değerli üretimin şart olduğunu dile getirdi. ​"Yeni Tüketim Alışkanlıklarına Uyum Bir Tercih Değil, Zorunluluktur" ​Kişi başı bulgur tüketiminde beklenen artışın yakalanamadığına dikkat çeken Mehmet Akıncı, sektörün strateji değişikliğine gitmesi gerektiğini belirtti. Akıncı, özellikle genç nesillere ulaşmak için şu önerilerde bulundu: ​"Değişen tüketim eğilimlerine uyum sağlamak artık bir tercih değil, gerekliliktir. Sağlıklı beslenme trendleri doğrultusunda bulgurun yüksek lifli ve besleyici yapısını daha güçlü anlatmalıyız. Pratik tüketim ürünleri ve yenilikçi çözümlerle pazar çeşitliliğimizi artırmalıyız." ​Stratejik Hedef: Çin ve Azerbaycan Pazarları ​İhracatta pazar çeşitliliğinin önemine değinen Akıncı, özellikle Çin ve Azerbaycan gibi pazarlarda elde edilen kazanımların artırılması gerektiğini söyledi. Coğrafi işaret, kalite standardizasyonu ve markalaşma süreçlerinin güçlendirilmesinin küresel rekabette anahtar rol oynayacağını ifade etti. ​Gıda Arz Güvenliği ve İklim Değişikliği ​Küresel krizler ve iklim değişikliği etkilerinin arttığı bir dönemde bulgurun "stratejik ürün" vasfının altını çizen Akıncı, uzun raf ömrü ve dayanıklı yapısıyla bulgurun gıda arz güvenliği açısından kritik bir role sahip olduğunu belirtti. Akıncı, doğru stratejilerle bulgurun küresel gıda trendlerinin vazgeçilmez bir parçası haline gelebileceğini sözlerine ekledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.