Hava Durumu

#Sanayi

Kırsal Haber - Sanayi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sanayi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hürmüz Boğazı’ndaki Güvenlik Riskleri Küresel Gıda Ticaretini Etkiler Haber

Hürmüz Boğazı’ndaki Güvenlik Riskleri Küresel Gıda Ticaretini Etkiler

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından paylaşılan verilere göre; çikolata ve kakaolu ürünler, ayçiçek yağı, bisküvi ve gofret, şekerleme çeşitleri ile makarna ve buğday unu gibi temel gıda kalemlerini kapsayan hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü, yılın ilk iki ayında 1,9 milyar dolarlık ihracat yaptı. Miktar bazında ihracat geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 21,3 gerilemiş olsa da ihracat birim fiyatlarındaki yüzde 14’4’lük yükselişin etkisiyle değer bazındaki düşüş yüzde 9,9 seviyesinde kaldı. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre ihracatın yüzde 10,9 artışla 191,8 milyon dolara yükseldiği ayçiçek yağı, sektörde ilk sırada yer alırken; yüzde 6,9 düşüşle 170,3 milyon dolar olarak kayıtlara geçen çikolata ve kakao bazlı ürünler ikinci sırada yer aldı. Tatlı bisküvi ve gofretler ile makarna, ihracatı bu dönemde 150 milyon doları aşan diğer ürün grupları oldu. 212,4 milyon dolar ihracat yapılan Irak’taki yüzde 42,2’lik düşüşe bağlı olarak Orta Doğu pazarında yüzde 22,8’lik düşüş kaydedildi. “Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riskleri küresel gıda ticaretini etkiler” Yurt dışında yaşanan gelişmelerin uluslararası ticaret üzerindeki etkisinin yoğunlaştığı bu süreçte, sektörün dikkatinin Orta Doğu’daki gerilimler üzerinde yoğunlaştığına dikkat çeken TİM Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu şunları söyledi: “İran ile bağlantılı olarak bölgede son dönemde yaşanan gelişmeler, küresel gıda ticaretini yalnızca siyasi açıdan değil, enerji ve lojistik kanalları üzerinden de etkileyen yeni bir belirsizlik alanı oluşturuyor. Hürmüz Boğazı çevresinde artan güvenlik riskleri ve ticari gemi trafiğinde zaman zaman yaşanan aksaklıklar, küresel emtia taşımacılığı açısından kritik bir dar boğaza işaret ediyor. Küresel tüketimin yaklaşık yüzde 20’sine denk gelen, günde yaklaşık 20 milyon varil ham petrolün geçtiği bu koridorda yaşanan gerilim, enerji fiyatları üzerinden tarım ve gıda piyasalarına da yansıyabiliyor. Brent petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, Körfez’de artan risk primleri ve taşımacılık maliyetlerindeki yükseliş ihracat faaliyetlerini zorlaştıran unsurlar arasında yer alıyor. Enerji ve lojistikte yaşanan bu dalgalanmalar, tarımsal üretimin temel girdileri açısından da dikkatle izlenmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor. Çünkü Hürmüz Boğazı aynı zamanda küresel azot bazlı gübre ticaretinin yaklaşık yüzde 25 ila 35’inin geçtiği bir hat niteliğinde. Bu nedenle sevkiyatlarda yaşanabilecek uzun süreli aksaklıklar, gübre fiyatlarının yükselmesine ve önümüzdeki üretim sezonunda maliyet baskısının artmasına neden olabilir. Enerji, navlun ve sigorta maliyetleri aynı anda yükseldiğinde, gıda ticaretinin yalnızca bir tarım meselesi olmaktan çıkarak küresel ekonomik istikrar ve tedarik güvenliği açısından da kritik bir başlık haline geldiğini unutmamak gerekiyor.” “Geniş bir coğrafyanın gıda arz güvenliğinde kilit bir merkeziz” İran’la ticaretin, ihracatçı firmaların Orta Doğu’daki rekabetçiliğini sürdürebilmesi açısından önemli bir konu olduğuna değinen Tiryakioğlu şunları söyledi: “Hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri alanında yılda yaklaşık 4-5 milyar dolarlık ithalat yapan İran, Türkiye için de önemli bir pazar niteliği taşıyor. Türkiye’nin 2025 yılında bu ülkeye gerçekleştirdiği hububat sektörü ihracatı 300 milyon doların üzerinde ve İran bu tutarla en büyük 10 ihracat pazarımız arasında yer alıyor. Türkiye’nin ekonomik ve siyasi istikrarı, sadece İran için değil; Rusya-Ukrayna savaşının küresel etkilerinin devam ettiği ve çevre coğrafyamızda jeopolitik risklerin arttığı bu dönemde, tüm bölgenin gıda tedariki açısından daha da stratejik hale geliyor. Güçlü sanayi altyapımız, hammadde işleme kapasitemiz ve üstün lojistik ağımız sayesinde Türkiye yalnızca kendi ihtiyaçlarını karşılayan bir ülke değil; çevresindeki geniş bir coğrafyanın gıda arz güvenliğine katkı sunan kilit bir üretim ve tedarik merkezi. Üstlendiğimiz bu sorumluluğun önümüzdeki dönemde hem ticari hem de insani açıdan daha da önem kazanacağını düşünüyoruz.”

Mersin Türkiye Ekonomisi İçin Stratejik Bir Merkez Haber

Mersin Türkiye Ekonomisi İçin Stratejik Bir Merkez

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nı (MTSO) ziyaret ederek Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, Meclis Başkanı Hamit İzol, oda yönetimi ve iş dünyası temsilcileriyle bir araya geldi. Ziyarette Mersin’in ekonomik potansiyeli, lojistik altyapısı, tarım, sanayi ve ihracat kapasitesi ile kentin geleceğine ilişkin stratejik başlıklar ele alındı. MTSO Yönetim Kurulu ve Meclis üyeleriyle yapılan toplantıda konuşan CHP’li Gülcan Kış, Mersin’in yalnızca bugünün gündemiyle değil uzun vadeli kalkınma perspektifiyle planlanması gereken bir şehir olduğunu söyledi. Kış, Mersin’in tarım, sanayi, lojistik ve turizm alanlarında Türkiye ekonomisine ciddi katkı sağlayan stratejik bir merkez olduğuna dikkat çekerek, kentin potansiyelinin doğru planlama ve güçlü altyapı yatırımlarıyla desteklenmesi gerektiğini vurguladı. “Mersin artık kendi haline bırakılacak bir şehir değil” diyen Kış, küresel ticarette yaşanan dönüşümün Mersin için önemli fırsatlar barındırdığını ifade etti. Jeopolitik gerilimler ve ticaret hatlarındaki değişimin Doğu Akdeniz’de yeni lojistik merkezleri ön plana çıkardığını belirten Kış, Mersin’in bu süreçte güvenli bir ticaret koridoru ve liman kenti olarak öne çıkabileceğini söyledi. “Potansiyel tek başına yetmez” Mersin’in sahip olduğu potansiyelin doğru yatırımlarla desteklenmesi gerektiğini ifade eden Kış, özellikle lojistik altyapı, sanayi bölgeleri ve ticaret bağlantılarının güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti. Kış, “Liman yapmak tek başına yeterli değildir. O limana dünya ticaretinin rotasını getirecek planlamayı da yapmak gerekir. Mersin’in rekabet gücünü artıracak yatırımların gecikmesi yalnızca kente değil Türkiye ekonomisine de zarar verir” dedi.  “Mersin’in sorunlarını Meclis’te gündeme taşımaya devam edeceğiz” Ziyarette Mersin’de devam eden ve uzun süredir gündemde olan altyapı projeleri de ele alındı. CHP’li Kış, kentin ulaşım ve altyapı sorunlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde sürekli gündeme getirdiklerini belirterek, özellikle D-400 Karayolu’ndaki yoğunluk ve güvenlik sorunlarını defalarca dile getirdiklerini ifade etti. Kış, Çeşmeli-Taşucu otoyolu ve Akdeniz Sahil Yolu gibi projelerin yalnızca ulaşım yatırımı değil, aynı zamanda turizm ve ticaret açısından da stratejik öneme sahip olduğunu söyledi. Tarım açısından büyük önem taşıyan Pamukluk Barajı ve su yönetimi konularının da yakından takip edildiğini belirten Kış, Mersin’in üretim gücünün sürdürülebilir olması için tarımsal altyapı yatırımlarının tamamlanması gerektiğini dile getirdi. “Mersin için ortak akıl şart” Toplantıda MTSO’nun Mersin’in uzun vadeli ekonomik vizyonuna yönelik yürüttüğü çalışmalar da değerlendirildi. MTSO’nun 2050 ve 2075 perspektifiyle yürüttüğü planlama çalışmalarının önemli olduğunu belirten Kış, iş dünyası ile kamu kurumlarının ortak hareket etmesinin kentin geleceği açısından kritik olduğunu söyledi. Kış, “Bir şehrin gelişmesi yalnızca iş dünyasının çabasıyla değil, aynı zamanda o şehrin sorunlarının Ankara’da güçlü bir şekilde dile getirilmesiyle mümkündür. Biz Mersin’in meselelerini Meclis’te takip etmeye devam edeceğiz” dedi. Ziyaretin sonunda Mersin iş dünyasının beklentileri ve kentin ekonomik gelişimine yönelik öneriler karşılıklı olarak değerlendirildi.

Manisa’nın İklim Haritası Ortak Akılla Güncelleniyor Haber

Manisa’nın İklim Haritası Ortak Akılla Güncelleniyor

Manisa Büyükşehir Belediyesi, Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı’nı (SECAP) güncellemek ve kapsamını genişletmek amacıyla geniş katılımlı bir paydaş toplantısı düzenledi. Toplantıda, iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda atılacak yeni adımlar ele alındı. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu tarafından imzalanan Küresel Belediye Başkanları Sözleşmesi (GCoM) ile Manisa, 2050 yılına kadar net-sıfır emisyon hedefi doğrultusunda uluslararası taahhüt altına girdi. Bu çerçevede güncellenecek Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı (SECAP) ile kentte karbon emisyonlarının azaltılması, iklim krizine uyum kapasitesinin artırılması ve dirençli şehir modelinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Güncelleme ve genişletme çalışmaları kapsamında geniş katılımlı bir paydaş toplantısı düzenlendi. Toplantıya, Manisa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Burak Deste, daire başkanları, şube müdürleri, Manisa Valiliği, il ve bölge müdürlükleri, Manisa Celal Bayar Üniversitesi, sanayi ve ticaret odaları, organize sanayi bölgeleri temsilcileri ve sivil toplum kuruluşları katıldı. SECAP Ortak Akılla Şekillendiriliyor Toplantıda, kentin karbon salımının azaltılmasına ve iklim direncinin artırılmasına yönelik yol haritası ele alındı. Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı’nın (SECAP) yalnızca teknik bir belge değil, şehrin tüm paydaşlarının katkısıyla oluşturulan stratejik bir yol haritası olması gerektiği dile getirildi. Manisa’nın tarım, sanayi ve su kaynakları üzerindeki iklim kırılganlıkları değerlendirilirken; enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımları ve uyum stratejilerine yönelik sektörel öneriler masaya yatırıldı. Hazırlanacak güncel planın, Manisa’nın uluslararası finansman ve teknik destek mekanizmalarına erişimini güçlendirmesi ve kurumlar arası veri paylaşımını artıracak bir iletişim ağı oluşturması hedefleniyor. “Bu Süreç Manisa’nın Geleceğini Belirleyecek” Toplantıda konuşan Genel Sekreter Burak Deste, sürecin yalnızca teknik bir güncelleme olmadığını belirterek şunları söyledi: “Bugün burada sadece bir planı revize etmek için değil, Manisa’nın önümüzdeki yıllarını şekillendirmek için bir aradayız. İklim krizi artık uzak bir tehdit değil, tarımımızı, sanayimizi ve su kaynaklarımızı doğrudan etkileyen somut bir gerçek. Bu nedenle SECAP’ı bir çevre projesi olarak değil, sürdürülebilir kalkınmanın temel unsuru olarak görüyoruz. 2050 net-sıfır hedefi doğrultusunda kurumsal yapımızı güçlendirdik ve İklim Değişikliği Komitesi’ni oluşturduk. Ortak akılla risk alanlarını belirleyecek, kırılganlık haritamızı çıkaracak ve uygulanabilir çözümler geliştireceğiz. Atacağımız her adım, Manisa’nın geleceğini güvence altına almak için olacak” ifadelerini kullandı. Manisa Büyükşehir Belediyesi, bilimsel veriler ve güçlü iş birlikleri doğrultusunda yürütülen çalışmalarla kentin iklim dostu ve dirençli bir yapıya kavuşması için süreci kararlılıkla sürdürüyor.

Madencilik Sektörünün Sorunları İzmir’de Masaya Yatırıldı Haber

Madencilik Sektörünün Sorunları İzmir’de Masaya Yatırıldı

Madencilik sektörünün sahada karşılaştığı mevzuat ve uygulamaya dönük sorunlarını ortaya koymak, bu sorunların sektör üzerindeki etkilerini değerlendirmek ve çözüm odaklı öneriler geliştirmek için düzenlenen toplantıya 50’nin üzerinde sektör temsilcisi katıldı. Madencilik Sektörü Mevzuatı Bilgilendirme Toplantısı, İzmir Ticaret Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası ile Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü iş birliğiyle İzmir Ticaret Odası ev sahipliğinde düzenlendi. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdür Yardımcısı Fatih Dumanlı’nın mevzuat ve uygulamaya yönelik bilgilendirmelerde bulunduğu toplantıda katılımcıların soruları yanıtlandı. ERKOÇ: TEMEL SORUNLARIN ÇÖZÜLMESİ GEREKİYOR Toplantının açılışında konuşan İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Mahmut Erkoç, “Madencilik Sektörü, birçok sanayi kolu için temel hammadde sağlayan, dış ticaret dengesine katkı sunan ve bölgesel kalkınmayı destekleyen kritik bir alan konumunda. Sektörümüzün ihracat, üretim ve istihdam performansını arttırmak için öncelikle karşı karşıya olunan temel sorunların çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bunların başında, mevzuat ve uygulama süreçlerinde yaşanan yapısal zorluklar geliyor. Özellikle ruhsatlandırma ve izin süreçleri çok aşamalı ve uzun zaman alıyor. Bu durum, yatırım planlamasını zorlaştırıyor” dedi. Erkoç, toplantıda yapılan değerlendirmelerin; sektörün karşılaştığı zorlukları doğru tanımlayan, çevre ile yatırımı koruyan dengeli çözümler üretmeye, madencilik sektörünü daha öngörülebilir, daha sürdürülebilir ve daha güçlü bir yapıya kavuşmasına katkı sağlayacağına inandığını belirtti. ÜRÜN: DÜNYADA 7’İNCİ SIRADAYIZ Madencilik sektörünün önemine değinerek konuşmasına başlayan Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hakan Ürün, “Hem yaşamın idamesi hem de sanayimizin sürdürülebilirliği açısından madenler olmazsa olmazımızdır. Teknolojide öne çıkarak küresel rekabette lider olma kavgası, özellikle de ABD-Çin kaynaklı gerilimi artırarak; nadir elementlere sahip olma ve/veya bulunduğu bölgeyi kontrol altına almak üzerine kurgulanmıştır. Hammadde temininden lojistiğe kadar dengeleri alt üst eden bu yeni mücadelede Türkiye, maden rezervleri potansiyeli ile jeopolitik avantajını, jeoekonomik etkisi ile pekiştirme gücüne sahiptir. Öyle ki, 3.5 trilyon dolar değerindeki maden varlığı, 6 milyar dolar maden ihracatı ile ülkemizde 70 tür madenin üretim ve ticareti yapılmaktadır. Üretilen maden çeşitliliğinde dünyada 7'nci sıradayız. Böylesi kritik bir süreçte bunun anlamı çok büyük”dedi. Yönetmelik değişimleri, izin süreçlerinin uzaması gibi sektörel sorunlara dikkat çeken Ürün, “Üreten Türkiye” hedefine yerli madenler olmadan ulaşmanın mümkün olmayacağını vurgulayarak, “Rezervlerimizin, katma değerli ürünlere dönüştürülerek ekonomiye kazandırılmasına yönelik sektör önerilerinin değerlendirilmesini bekliyoruz.” diye konuştu. DUMANLI: SÜREÇ TOPLUMLA BARIŞIK, ÇEVREYE DUYARLI ŞEKİLDE YÜRÜTÜLMELİ Konuşmasında yakın zamanda kanunda yapılan değişikliğe de değinen Maden ve Petrol İşleri Genel Müdür Yardımcısı Fatih Dumanlı, “Madencilik faaliyetlerinin toplumla barışık, çevreye duyarlı bir biçimde sorumlu ve sürdürülebilir bir madencilik anlayışıyla sürdürülmesi gerekiyor” dedi. Duman, maden ruhsatı verirken bürokratik işlemlerin uzun olduğundan yakınıldığını ancak madencilik faaliyetiyle gündemde olan ülkelerde de benzer işlemlerin yapıldığını belirtti. İşletme projesinde işletme güvenliğine, üretim yöntemine üretim miktarına uyulması gerektiğini ifade eden Dumanlı, ÇED kapsamında taahhüt edilen süreçlere riayet edilmesi gerektiğini belirtti. ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR Kamu tarafında da en çok dikkat çekilen konunun bürokratik süreçlerin azaltılması olduğunu söyleten Dumanlı, bu amaçla bazı adımların atıldığını, 7554 sayılı Torba kanununda Maden kanununda bazı değişikliklere gidildiği, arama faaliyetlerinin kamu yararı faaliyeti olarak alınmasının gündemde olduğu, izin süreçlerinin kısaltılması, izinlerin tek çatı altında birleştirilmesi, yatırım güvencesinin sağlanması, ruhsat hukukunun korunması konularında çalışmaların yürütüldüğünü belirtti.

Matlı Şirketler Grubu’ndan Stratejik Satın Alma Haber

Matlı Şirketler Grubu’ndan Stratejik Satın Alma

Türkiye’nin önde gelen sanayi ve gıda gruplarından Matlı Şirketler Grubu, gıda ve tarım odaklı büyüme stratejisi doğrultusunda önemli bir satın almaya imza attı. Grup, İzmir Çiğli’de faaliyet gösteren Yakamoz Yağ Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin hisselerini devralarak bitkisel yağ üretiminde kapasitesini ve entegre yapısını güçlendirdi. İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nde yer alan tesisle birlikte Matlı Grubu; yem, hayvansal üretim ve gıda alanlarındaki yatırımlarına bitkisel yağ üretimini de ekleyerek tarımdan sofraya uzanan entegre zincirini daha da sağlamlaştırdı. Temelleri “Altınyağ” markasıyla atılan ve Türkiye’nin en köklü bitkisel yağ tesisleri arasında yer alan Yakamoz Yağ, modern altyapısı ve yüksek üretim kapasitesiyle dikkat çekiyor. Tesis; günlük 700 tona kadar soya fasulyesi işleme kapasitesine sahip olup ayçiçeği, kanola, keten ve aspir gibi farklı yağlı tohumların işlendiği kırma hatlarıyla faaliyet gösteriyor. Günlük 350 ton rafine yağ üretim kapasitesine sahip tesiste, 21 bin 600 ton kapasiteli yağlı tohum depolama çelik siloları ile 13 adet ham yağ tankı bulunuyor. “Protein Şirketi” vizyonunda yeni halka Matlı Şirketler Grubu, tarım ve gıda başta olmak üzere 10 farklı sektörde faaliyet gösteren entegre yapısıyla Türkiye’nin protein ekosistemini güçlendirmeyi hedefliyor. Grup için protein; yalnızca bir ürün değil, gıda güvenliği, sağlıklı nesiller ve güçlü bir ekonomi açısından stratejik bir unsur olarak konumlanıyor. Türkiye’yi kişi başı protein tüketiminde Avrupa Birliği ve OECD ortalamalarına taşımayı amaçlayan Grup; yerli üretimi, yem ve hammadde fiyatlarında istikrarı ve toplumsal bilinçlenmeyi önceliklendiriyor. 60 yıllık deneyimiyle yatırımlarını, Ar-Ge çalışmalarını ve üretim kapasitesini sürekli artıran Matlı; tarımdan perakendeye, enerjiden lojistiğe kadar “topraktan sofraya” tüm süreci tek çatı altında yönetiyor. 10 Sektörde 30 Şirket, 12 Marka Bugün Matlı Şirketler Grubu; 30 şirketi, 12 markası, 2 Ar-Ge merkezi, binlerce çalışanı ve yaygın bayi ağıyla Türkiye ekonomisinin stratejik aktörleri arasında yer alıyor. Entegre üretim modeli ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarıyla gıda zincirinin tüm halkalarında katma değer yaratmayı hedefliyor. Yakamoz Yağ’ın bünyeye katılmasıyla birlikte Matlı Grubu; hammadde tedarik güvenliğini artırırken bitkisel ve hayvansal üretimi kapsayan protein odaklı büyüme stratejisinde güçlü bir sinerji oluşturmayı amaçlıyor. Bu adım, grubun Türkiye’nin protein merkezi olma hedefi doğrultusunda attığı stratejik hamlelerden biri olarak değerlendiriliyor. Özer Matlı; “Tarımdan sofraya uzanan entegre yapımız var” Matlı Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, satın almaya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Karacabey’den çıkan ve bugün Türkiye’ye mal olmuş bir marka olarak, stratejik sektörlerin başında gelen tarıma kararlılıkla yatırım yapmaya devam ediyoruz. Yakamoz Yağ’ın bünyemize katılması, yalnızca bitkisel yağ üretiminde kapasite artışı değil; tarımdan sofraya uzanan entegre yapımızı tamamlayan, protein ekosistemimizi daha da güçlendiren stratejik bir adımdır. Gıda güvenliğinin ve sürdürülebilir üretimin her geçen gün daha fazla önem kazandığı bir dönemde, hammadde tedarik güvenliğini artıran yatırımları son derece kritik görüyoruz. Bu satın alma ile hem ülkemizin tarım ve gıda sektörüne uzun vadeli katkı sağlamayı hem de Türkiye’yi protein alanında bölgesel bir merkez haline getirme hedefimize bir adım daha yaklaşmayı amaçlıyoruz.”

DTB’den Mısır'da Tarım ve Gıda Odaklı İşbirliği Hamlesi Haber

DTB’den Mısır'da Tarım ve Gıda Odaklı İşbirliği Hamlesi

Denizli Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Tefenlili, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 4 Şubat’ta Mısır'a gerçekleştireceği resmi ziyaret öncesinde Mısır Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu’nun ev sahipliğinde düzenlenen Türkiye-Mısır Oda ve Borsalar İş Birliği Forumu’na katıldı. Aynı zamanda UMAT-Umumi Mağazalar Türk A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Ticaret Borsaları Konsey Üyesi olan Başkan İbrahim Tefenlili, TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu’nun ve 81 oda-borsa başkanının katılımıyla Mısır Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu’nun ev sahipliğinde İskenderiye’de gerçekleşen İş Birliği Forumu’na katılım sağladı. Forumda iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi amaçlanıyor. Toplantıda, TOBB ve Mısır Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu ile iki ülke Oda ve Borsaları arasında sanayi, ticaret, tarım, balıkçılık, turizm, lojistik ve inşaat alanlarında iş birliği anlaşmaları imzalandı. DTB’DEN MISIR’DA GÜÇLÜ ULUSLARARASI ADIM Forum kapsamında Başkan Tefenlili, Kalyubiye Ticaret Odası (Qalyubia Chamber of Commerce) arasında tarım ve ticaret iş birliğini öngören protokol imzalandı. Gerçekleştirilen ikili görüşmelerin ve imzalanan protokollerin, Türkiye ve Mısır arasında yeni iş fırsatları sunması amaçlanıyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Başkan Tefenlili; “TOBB ve Mısır Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu koordinasyonunda iki ülkenin oda ve borsaları arasında geçerli olmak üzere tarım, ticaret, sanayi, balıkçılık, turizm, lojistik ve inşaat alanlarında iş birliği anlaşmaları imzalandı. İki ülkeye hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Biz de Denizli Ticaret Borsası olarak bu iş birliklerine katkı sağladık. Kalyubiye Ticaret Odası’yla (Qalyubia Chamber of Commerce) tarım ve ticaret alanlarında iş birliğini öngören protokol imzaladık. Burada gerçekleşen temaslarla iki ülke arasında ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için ortak yatırım fırsatlarını görüşme fırsatı yakaladık. Afrika başta olmak üzere üçüncü ülkelerde iş birliği imkanını istişare ettik” ifadelerini kullandı.

Su Kaynaklarını Korumak Ortak Sorumluluğumuz Haber

Su Kaynaklarını Korumak Ortak Sorumluluğumuz

Marmara Belediyeler Birliği ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, iklim krizi ve artan su stresi karşısında su kaynaklarının korunmasının hayati önem taşıdığını belirterek, Bursa’nın geleceği için sürdürülebilir su yönetiminin ortak akılla ele alınması gerektiğini söyledi. Bursa Belediyeler Birliği ev sahipliğinde, Bursa Büyükşehir Belediyesi BUSKİ Genel Müdürlüğü, Mimar ve Mühendisler Grubu ve DSİ Bölge Müdürlüğü’nün destekleriyle düzenlenen ‘Bursa Sürdürülebilir Su Yönetimi Çalıştayı’, Movenpick Hotel’de ilçe belediye başkanları, kamu kurumları, akademisyenler, meslek odaları ve sektör temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. 2050’DEKİ DÜNYA SICAKLIĞINA 2025'TE ULAŞILDI Etkinliğin açılışında konuşan Marmara Belediyeler Birliği ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, su yönetimiyle ilgili çalışmaları yerel yönetim ve genel yönetimin birlikte sürdürmesi gerektiğini söyledi. Dünyanın ciddi bir iklim krizi yaşadığını, mevsimlerdeki ve yağış rejimlerindeki değişikliğin artık yakından hissedildiğini belirten Başkan Mustafa Bozbey, Dünya Meteoroloji Örgütü'nün verilerine göre 2050 yılındaki dünya sıcaklığına 2025'in Temmuz ayında ulaşıldığını dile getirdi. “TÜRKİYE, SU KITLIĞI ÇEKEN ÜLKE DURUMUNA GELEBİLİR” Uluslararası çalışmaların kullanılabilir su miktarının son 2 yılda yüzde 10 azaldığını gösterdiğini de anlatan Başkan Mustafa Bozbey, “Ülkemizin yüzde 88'inin çölleşme riskiyle karşı karşıya kaldığı bildiriliyor. 2030 için alarm zillerinin çaldığı söyleniyor. Türkiye, yılda kişi başına düşen 1519 metreküplük su miktarıyla su sıkıntısı çeken bir ülke olarak gösteriliyor. Artan nüfusla birlikte kişi başına kullanılabilir yıllık su miktarının 2030 yılında 1200 metreküpe, 2040 yılında 1116 metreküpe, 2050 yılında da 1069 metreküpe kadar düşmesi bekleniyor. Raporlar, Türkiye'nin su kıtlığı çeken bir ülke durumuna geleceğini gösteriyor. Birleşmiş Milletlerin son raporuna göre de Dünya, küresel su iflası sürecine girdi” dedi. “SUYU NASIL KORUYACAĞIMIZI KONUŞMALIYIZ” Bursa’da son bir yılda barajlardaki su miktarının yüzde 30 civarında azaldığını vurgulayan Başkan Mustafa Bozbey, bilim insanlarının raporuna göre, 2026 yazının 2025’ten daha sıcak geçeceğini ve bir buçuk derece sıcaklık artışının yaşanacağını söyledi. Bursa’nın artık su şehri olmadığını da vurgulayan Başkan Mustafa Bozbey, “Suyu asla siyaset malzemesi yapmamalıyız. Tam tersine suyu nasıl koruyacağımızı, gelecek yıllarda nasıl su sorunu yaşamayacağımızı hep birlikte konuşmalıyız. Projeler ortaya koymalıyız. DSİ tarafından Çınarcık Barajı yapılmamış olsaydı, bugün Bursa için daha kötü günleri bekleyebilirdik. Bugün en büyük havzaya sahip olan Çınarcık Barajı'dır. Bu havzalarımızda maden aramayla ilgili herhangi bir işlemin yapılmaması tarafındayız. Çünkü her açılan ocağın suyumuzu kirlettiğinin farkındayız. Hatta suyun ve Bursa’nın geleceği için bu havzada maden faaliyeti yapan kurumların izinlerinin iptal edilmesinin doğru olacağına inanıyoruz” diye konuştu. “SU SEVİYESİ 250 METRENİN ALTINA İNDİ” Bursa’nın, Uludağ'dan ovaya, derelerden barajlara, yeraltı sularından içme suyu havzalarına kadar çok zengin bir ekosisteme sahip olduğuna değinen Başkan Mustafa Bozbey, ancak bu zenginliğin sınırsız olmadığının da altını çizdi. Su seviyesinin Bursa ovasında 250 metrenin altına indiğini belirten Başkan Mustafa Bozbey, “Bir bilim insanımız, Bursa Ovası ve Konya Ovası’nın her yıl 6 santim çöktüğünü bildirdi. Sebebi, yeraltı su seviyesinin aşağıya inmesidir. Bunların da mutlaka değerlendirilmesi gerekiyor. Suya olan talep, nüfus, sanayi ve tarımla birlikte her geçen yıl da artıyor. Yerel yönetimler olarak artık suyun nereden geldiğini, nasıl korunduğunu, nasıl kullanıldığını ve nasıl geriye kazanıldığını beraber düşünen bir anlayışla hareket etmeliyiz” dedi. “ÜRETİM İLE SU ARASINDA YENİ BİR DENGE KURMALIYIZ” Su kaynaklarının korunmasının ve güvenliğinin önemine dikkat çeken Başkan Mustafa Bozbey, gri su kullanımına artık daha fazla önem verilmesi ve yatırım yapılması gerektiğinin altını çizdi. Yeraltı su kullanımının da çok iyi takip edilmesi gerektiğini belirten Başkan Mustafa Bozbey, “Kayıp kaçakla mücadeleyi bir sorumluluk olarak ele alıyoruz. Bu konuda sürekli yatırım yapıyoruz. Akıllı altyapı sistemlerini, SCADA uygulamalarını, anlık izleme ve erken uyarı mekanizmalarını Bursa’da genelinde yaygınlaştırıyoruz. Kent planlamasından altyapıya, yeşil alanlarından sanayi bölgelerine kadar her başlıkta suya duyarlı kent anlayışıyla hareket ediyoruz. Bursa üretim kentidir, sanayi kentidir. Sanayi bizim için de bir gerçektir. Bunu yok sayamayız. Tarım da bizim güvencemizdir. Ancak üretim ile su arasında yeni bir denge kurmak zorundayız” diye konuştu. “GERİ KAZAN, YENİDEN DEĞERLENDİR” Suyun yaklaşık yüzde 70’inin tarımda kullanıldığını dile getiren Başkan Mustafa Bozbey, yüzde 15’inin sanayide, yüzde 15'inin ise konutlarda kullanıldığını açıkladı. Tarımdaki vahşi sulamayı ortadan kaldırmak gerektiğini söyleyen Başkan Mustafa Bozbey, “Modern sulama tekniklerini hayata geçirmeliyiz. Su verimliliğini artıran uygulamalara öncelik vermeliyiz. Su tasarrufu üretimden vazgeçmek değil, üretimi geleceğe taşımaktır. Daha az suya ihtiyaç duyan ürünlere dönüşümü yapmalıyız. Artık su yönetiminde yeni bir paradigma var. ‘Al, kullan, at’ değil, tam tersine ‘geri kazan, yeniden değerlendir’. Bursa'da atık su arıtma tesislerini bu bağlamda ele alıyoruz. Arıtmayı bir kaynak yönetim süreci olarak görüyoruz. Çalıştaydan çıkacak her fikir, düşünce ve söylem, Bursa'nın suyla ilgili yol haritasına katkı sağlayacaktır” dedi. Bursa Belediyeler Birliği ve Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz da suyun önemine vurgu yaparak insanlık tarihi boyunca medeniyetlerin hep suyun etrafında şekillendiğini anlattı. Son yıllarda yaşanan gelişmelerin suyun da sınırsız bir kaynak olmadığını gösterdiğini vurgulayan Yılmaz, çalıştaydaki her sunumun Bursa ve Türkiye için örnek teşkil edecek bir yol haritasına dönüşmesini temenni ettiklerini söyledi. Önceki dönem Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, su yönetiminin iyi yapılması halinde susuzluk sorununun yaşanmayacağını dile getirdi. Çalıştayın düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür eden Eroğlu, çıkacak sonuçların kuraklıkla mücadeleye katkı sağlamasını diledi. Bursa Vali Yardımcısı Hulusi Doğan ve Mimar ve Mühendisler Grubu Genel Başkanı Yavuz Sarı'nın konuşmaların ardından çalıştay, uzman isimlerin konuşmacı olduğu oturum bölümleriyle devam etti

Eskişehir İhracatında Hedef 2026’da 5 Milyar Doları Aşmak Haber

Eskişehir İhracatında Hedef 2026’da 5 Milyar Doları Aşmak

T.C. Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanan ihracat rakamlarını değerlendiren Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş, Eskişehir’de faaliyet gösteren firmaların Aralık 2025’te 465,1 milyon dolar ihracat yaptığını söyledi. Eskişehir ihracatının 2025 yılında önemli bir artış yakaladığını belirten Kesikbaş, “Açıklanan verilere göre, Eskişehir ihracat rakamı 2025 yılının tamamında geçen yıla göre yüzde 6,84 oranında artarak 4,8 milyar doları aştı. Ülkemizde ve dünyada yaşanan kısıtlara rağmen üretmeye ve istihdam yaratmaya devam eden firmalarımızı ve çalışanlarımızı gönülden tebrik ediyorum” dedi. İhracat Güçlü Üretim Yapısıyla Desteklenmeli Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş, ihracattaki yükselişin memnuniyet verici olduğunu ancak bunun güçlü bir üretim altyapısıyla desteklenmesi gerektiğini ifade etti. Kesikbaş, “Sanayicilerimiz tüm zorluklara rağmen üretmeye ve ihracat yapmaya devam ediyor. Bu tablo, Eskişehir sanayisinin direncini ve kararlılığını ortaya koyuyor. Ancak kalıcı başarı için imalat yatırımlarının daha güçlü şekilde desteklenmesi şarttır” dedi. İthalatta Bağımlılık Azaltılmalı İthalatta ilk 10 ülkenin payının yüzde 58’in üzerinde olmasının risk oluşturduğunu belirten Kesikbaş, “Sınırlı sayıda ülkeye aşırı bağımlılık, tedarik güvenliğimizi zayıflatmaktadır. Hem ihracatta hem ithalatta pazar çeşitliliğini artırmak zorundayız” ifadelerini kullandı. Kesikbaş, alternatif pazarlara erişimin güçlendirilmesi, sanayicinin finansmana daha kolay ulaşması ve enflasyon başta olmak üzere yatırım ortamını bozan unsurların azaltılmasının, üretimi ve ihracatı sürdürülebilir kılacağını vurguladı. Hedefimiz 2026’da 5 Milyar Doları Aşmak Kesikbaş, Eskişehir’in ihracat potansiyeline olan inancını vurgulayarak, “Bugün ortaya koyduğumuz performans, doğru politikalar ve güçlü destek mekanizmalarıyla çok daha ileri taşınabilir. Sanayicimizin üretim azmi, yatırım iştahı ve ihracat kabiliyeti sayesinde 5 milyar dolarlık ihracat hedefimizi 2026 yılında yakalayacağımıza yürekten inanıyoruz. Eskişehir, Türkiye’nin üretim ve ihracat yolculuğunda daha güçlü bir konuma ulaşacaktır” dedi.

İhracat Odağımızı Koruyarak 2026’ya Giriyoruz Haber

İhracat Odağımızı Koruyarak 2026’ya Giriyoruz

Demir ve çelik sektörleri kasım ayında Türkiye’nin dış ticaretine güçlü bir katkı sunarken, Avrupa pazarından gelen canlı talep ihracatçılar için önemli bir destek oluşturdu. Türkiye genelinde kasım ayında Almanya, İtalya, Romanya, Birleşik Krallık ve Bulgaristan ilk beş pazar olurken; Belçika, Bulgaristan, Birleşik Krallık ve Romanya’da dikkat çekici artışlar kaydedildi. ADMİB tarafında ise Romanya, İtalya ve Birleşik Krallık öne çıkarken; Romanya ve Birleşik Krallık’ta rekor büyüme sağlandı. Kasım ayı performansını değerlendiren ADMİB Başkanı Fuat Tosyalı, küresel belirsizliklerin öne çıktığı bir dönemde Türk demir-çelik sektörünün üretim ve pazar odağını koruduğunu ifade etti. Sektörün yıl boyunca ortaya koyduğu dayanıklılığın dikkat çekici olduğunu belirten Tosyalı, yılın son ayını da artı rakamlarla kapatmayı hedeflediklerini dile getirdi. Kasım ayında Türkiye genelinde demir ve demir dışı metaller ihracatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0,9 düşüşle 1 milyar dolar, çelik sektörü ihracatı ise yüzde 5,9 artışla 1,3 milyar dolar oldu. Yılın 11 aylık döneminde demir ve demir dışı metaller ihracatı yüzde 5,9 artışla 12 milyar dolar, çelik sektörü ihracatı ise yüzde 2,3 artışla 15 milyar dolar seviyesine ulaştı. Bu iki sektör birlikte değerlendirildiğinde, 27 milyar dolarlık ihracat hacmiyle Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 11’ini oluşturdu. Akdeniz’den yapılan çelik ihracatı kasımda yükselişe geçti Akdeniz Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği’nin (ADMİB) kasım ayı performansına bakıldığında; demir ve demir dışı metaller ihracatı yüzde 0,2 düşüşle 68 milyon dolar, çelik ihracatı ise yüzde 6,3 artışla 204 milyon dolar oldu. Ocak–Kasım döneminde ADMİB, demir ve demir dışı metallerde yüzde 7,5 artışla 738 milyon dolar, çelikte ise yüzde 8,4 düşüşle 1,9 milyar dolar ihracat gerçekleştirdi. Avrupa’da talep canlı kaldı, Birleşik Krallık dikkat çekti Kasım ayında Türkiye genelinde demir-çelik ihracatında Almanya ilk sırada yer aldı. Bu ülkeyi sırasıyla İtalya, Romanya, Birleşik Krallık ve Bulgaristan izledi. İlk 10 pazar içerisinde Belçika’ya yüzde 138, Bulgaristan’a yüzde 29, Birleşik Krallık’a yüzde 24 ve Romanya’ya yüzde 23’lük artışlar kaydedildi. ADMİB’in kasım ayı ihracatında Romanya ilk sırada yer aldı. Bu ülkeyi İtalya, Mısır, Birleşik Krallık ve Irak takip etti. Söz konusu ayda Romanya’ya ihracat yüzde 291, Birleşik Krallık’a yüzde 272, Libya’ya yüzde 122 ve Fas’a yüzde 121 oranında arttı. “Değişen küresel talebe uygun bir yol haritası izliyoruz” Kasım ayı performansını değerlendiren ADMİB Başkanı Fuat Tosyalı, demir ve çelik sektörlerinde son dönemde dalgalı seyreden küresel koşullara rağmen ihracatçıların üretim ve pazar odağını koruduğunu ifade etti. Sektörün yıl boyunca ortaya koyduğu dayanıklılığın dikkat çektiğini belirten Tosyalı, yılın son ayını da artı rakamlarla kapatmak istediklerini dile getirdi. 2026 yılında yeni pazar açılımları, rekabetçi üretim modelleri ve katma değerli ihracatın öne çıkacağını vurgulayan Tosyalı, şunları söyledi: “Küresel ekonomide değişen talep merkezlerini doğru okuyabilen firmalarımız, önümüzdeki dönemde daha güçlü bir konum elde edecek. Özellikle yeşil dönüşüm artık ertelenemez bir konu haline geldi. Çevresel standartları yükselten, karbon ayak izini azaltan ve dijitalleşmeyi merkeze alan projelerle ihracatçılarımızın rekabet gücünü artırmayı hedefliyoruz. Biz de birlik olarak ihracatçılarımızın bu değişime uyum sağlamasını destekleyen bir yol haritası izliyoruz. Amacımız, firmalarımızın bu dönüşümün gerisinde kalmaması; tam tersine, yükselen pazarlarda kalıcı ve güçlü bir oyuncu haline gelmeleridir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.