Hava Durumu

#Şeffaflık

Kırsal Haber - Şeffaflık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Şeffaflık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP'li Kış: "Bu Ülkenin Çiftçisi Üretirken Neden İthalat Yapılıyor?" Haber

CHP'li Kış: "Bu Ülkenin Çiftçisi Üretirken Neden İthalat Yapılıyor?"

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın gıda ithalatına ilişkin verdiği yazılı soru önergesi yanıtına sert tepki gösterdi. Kış, “Sayfalarca yazı yazılmış ama tek bir somut veri yok. Biz hikâye değil, hesap istedik” dedi. Kış’ın Türkiye’nin gıda ve tarımsal ürün ithalatına ilişkin yönelttiği 10 maddelik soru önergesine gelen yanıtın, soruların özünü karşılamadığını belirten Kış, özellikle ürün bazlı ithalat miktarları, ülke dağılımı ve döviz yüküne ilişkin hiçbir açık veri paylaşılmadığına dikkat çekti. “Somut veri yerine genel ifadelerle geçiştirdiler” Bakanlık yanıtında Türkiye’nin tarımsal üretim kapasitesi ve destek politikalarına geniş yer verildiğini ancak soruların büyük bölümünün cevapsız bırakıldığını vurgulayan Kış, şu ifadeleri kullandı: “Hangi üründen ne kadar ithalat yapıldı dedik, yok. Hangi ülkeden alındı dedik, yok. İlk 10 ithalat kalemi nedir dedik, yok. Ödenen döviz ne kadar dedik, yine yok. Ama sayfalarca ‘üretim arttı’ anlatısı var.” “Kendine yeten ülke diyorsunuz, ithalatı açıklayamıyorsunuz” Bakanlık yanıtında Türkiye’nin birçok üründe kendine yeter olduğunun ifade edildiğini hatırlatan Kış, bu söylem ile artan ithalat arasında açık bir çelişki olduğunu söyledi: “Bir yandan ‘kendine yeten ülkeyiz’ diyorsunuz, diğer yandan ithalat neden artıyor sorusuna cevap veremiyorsunuz. Bu çelişkiyi açıklamak yerine konuyu dağıtmayı tercih ediyorsunuz.” “TÜİK’e bakın demek sorumluluktan kaçmaktır” Bakanlığın ithalat verileri için TÜİK’i işaret ettiğini de eleştiren Kış, şunları kaydetti: “Biz zaten dağınık veriyi değil, derlenmiş, analiz edilmiş, kamuoyunun anlayacağı net tabloyu istiyoruz. ‘TÜİK’e bakın’ demek bu sorumluluktan kaçmaktır.” “Bu bir cevap değil, denetimden kaçıştır” Kış, verilen yanıtın Meclis denetim mekanizmasını zayıflattığını belirterek şöyle konuştu: “Yazılı soru önergesi anayasal bir denetim aracıdır. Ama siz soruya cevap vermek yerine genel politika metni gönderiyorsanız, bu denetimden kaçmaktır. Biz sayfa sayfa hikâye istemedik. Somut, net, ölçülebilir veri istedik.” “Gerçek tabloyu açıklayana kadar sormaya devam edeceğiz” CHP’li Kış, gıda ithalatı konusunun Türkiye açısından stratejik önemde olduğunu vurgulayarak, şeffaflık çağrısını yineledi: “Bu ülkenin çiftçisi üretirken neden ithalat yapılıyor? Hangi ürünlerde dışa bağımlılık artıyor? Bunun bedelini kim ödüyor? Bu soruların cevabını alana kadar sormaya devam edeceğiz.”

Tekirdağ'ın Geleceğine Candan İmza: "Söz Verdik, Yaptık!" Haber

Tekirdağ'ın Geleceğine Candan İmza: "Söz Verdik, Yaptık!"

Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, görevdeki ikinci yılını ‘Söz Verdik, Yaptık’ vizyonuyla kamuoyuna sundu. Ekonomik zorluklara rağmen Türkiye’nin en güçlü mali yapılarına sahip komu kurumlarından biri olduklarını belirten Candan Başkan, Tekirdağ’ı borçsuz, özkaynakları artmış, altyapıdan sosyal hizmetlere kadar her alanda, doğumdan ölüme her kesime dokunan hizmetler üreten bir belediyecilik anlayışıyla buluşturduklarını vurguladı. CANDAN BAŞKAN: “TBB KAMU KURUMLARI ARASINDA ÖRNEK GÖSTERİLECEK BİR MALİ YAPIDA” Candan Belediyeciliğin ilk iki yılının değerlendirildiği basın toplantısında, kentte görev yapan yerel ve ulusal basın temsilcileriyle bir araya gelen Başkan Dr. Candan Yüceer; temel önceliklerinin mali disiplin, şeffaf yönetim ve sosyal dayanışma olduğunu ifade etti. Günü kurtaran değil, geleceği planlayan bir belediyecilik anlayışıyla hareket ettiklerini belirten Yüceer, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nin bugün Türkiye’de örnek gösterilecek bir mali yapıda olduğunu söyledi. “ŞEFFAFLIK KONUSUNDA TÜRKİYE ORTALAMASININ ÇOK ÜSTÜNDEYİZ” Şeffaflık ve mali disiplin konusundaki iddialarını çarpıcı verilerle dile getiren Candan Başkan, “Hep söylüyorum; mali disiplin bir kurumun güveninin en bilimsel ölçüsüdür ve rakamlar yalan söylemez. Bugün vadesi geçmiş tek bir kuruş borcumuz yok. Özgelirlerimizi yüzde 7’den yüzde 14’e çıkardık. Şeffaflık konusunda ise sadece Türkiye’nin ortalamasının çok üstündeyiz. Biz bu alanda kendimizle yarışıyoruz. Türkiye genelinde açık ihale oranı yüzde 70’ler seviyesindeyken, biz bu oranı yüzde 93.44’e çıkardık. Bu, halkımızın her bir kuruşunun nerede ve nasıl harcandığının en açık kanıtıdır” şeklinde konuştu. “KİRALAMA GİDERLERİMİZİ BÜTÇEDE SEMBOLİK BİR DÜZEYE İNDİRDİK” Göreve gelir gelmez en büyük gider kalemlerinden olan kiralama yöntemine son verdiklerini ifade eden Candan Başkan, “Göreve geldiğimiz gün ‘kendi baskımızı kendimiz yapacağız, kendi araçlarımızla kentimize hizmet edeceğiz demiştik. Tek bir mülkümüzü satmadan, bir kuruş kredi çekmeden 433 yeni hizmet aracını öz malımız yaptık. Kiralama giderlerimizi bütçede sembolik bir düzeye indirdik. Biz bu şehrin kaynaklarını en doğru, en bereketli şekilde kullanma iradesini ortaya koyduk” dedi. “ŞİMDİ BU TEKİRDAĞ’A, TEKİRDAĞLIYA HAKSIZLIK DEĞİL Mİ?” Tekirdağ’ın vergi ödemede ilk 5 şehir arasında yer almasına rağmen merkezi hükümet yatırımlarından beklediği payı alamadığına dikkat çeken Candan Başkan, “Büyükşehirler ortalama merkezi idareden kişi başı ortalama 6 bin 817 lira bedelinde yatırım almış. Tekirdağ ortalamasına baktığımızda kişi başına 5 bin lirada kalmış. Şimdi bu Tekirdağ’a, Tekirdağlıya haksızlık değil mi?” ifadelerini kullandı. “DOĞUMDAN ÖLÜME HER KESİMİN YANINDAYIZ” Hizmetin merkezine insanı koyduklarını, belediyeciliğin sadece fiziksel yatırımlardan ibaret olmadığını hatırlatan Başkan Yüceer konuşmasını şöyle sürdürdü: “Belediyecilik sadece beton dökmek değildir; üreticimizin mazot desteğinde, öğrencimizin ulaşımında, emeklimizin pazar alışverişinde yanında olmaktır. Biz de bu anlayışla görev yılımızın ilk yılı dolmadan sosyal desteklerimizi tam 7 kat artırdık. Belediyemizin tüm birimlerini, yapılarını daha işlevsel bir yapıya dönüştürdük. Doğumdan ölüme kadar her bir hemşehrimizin sofrasında, eğitiminde, sağlığında yanındayız. Sorumluluğumuz büyük, aldığımız vebal çok yüksek. Bu gerçeklikle, gecemizi gündüzümüze katarak Tekirdağ için çalışmaya devam edeceğiz” dedi. Toplantının ardından Candan Başkan, basın mensuplarıyla birlikte belediye bünyesinde yeni kurulan Dijital Baskı Merkezi’ni ziyaret etti. Matbaa ve baskı işlemlerinin artık belediyenin kendi öz gücüyle yapılacağını belirten Başkan Yüceer, her adımda kaynaklarını daha verimli kullanmaya çalıştıklarını ifade etti. Program, merkezin teknik imkânlarının tanıtılmasının ardından çekilen toplu hatıra fotoğrafı ile son buldu.

Kooperatifçilikte Dijital Devrim: KOOPBİS ile Şeffaf ve Modern Dönem Başlıyor Haber

Kooperatifçilikte Dijital Devrim: KOOPBİS ile Şeffaf ve Modern Dönem Başlıyor

Ticaret Bakanlığı, kooperatifçilik sektöründe köklü bir değişim başlatıyor. Kooperatif Bilgi Sistemi (KOOPBİS) ile kooperatiflerin tüm iş süreçleri dijital ortama taşınırken; şeffaflık, verimlilik ve yönetim kolaylığı en üst seviyeye çıkarılıyor. Sisteme veri girişleri için son tarih 26 Nisan 2026 olarak belirlendi. ​KOOPBİS Nedir? Dijital Dönüşümün Yeni Adı ​1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nda 2021 yılında yapılan düzenlemeyle hayata geçirilen Kooperatif Bilgi Sistemi (KOOPBİS), Türkiye’deki kooperatifçilik faaliyetlerini daha etkin ve şeffaf bir yapıya kavuşturmayı hedefliyor. Gelinen son noktada, kooperatiflerin veri aktarım süreçleri 26 Nisan 2026 tarihinde tamamlanarak sistem tam kapasiteyle uygulamaya girecek. ​Kooperatif Ortakları İçin e-Devlet Kolaylığı ​KOOPBİS, kooperatif ortaklarına bilgilerine anlık erişim imkanı tanıyor. Sistem sayesinde ortaklar; ​e-Devlet Entegrasyonu: Ortağı oldukları kooperatiflere ait tüm bilgilere güvenli bir şekilde ulaşabilecek, ​Finansal Takip: Genel kurul toplantıları öncesinde kooperatifin mali durumunu dijital ortamda inceleyebilecek, ​Bilgi Edinme Hakkı: Haklarını daha etkin ve hızlı bir şekilde kullanabilecekler. ​Yönetimde Dijital Kolaylık ve Doğru Veri ​Kooperatif yönetimleri için de devrim niteliğinde yenilikler getiren sistem; bilançoların, faaliyet raporlarının ve ortak kayıtlarının dijital ortamda tutulmasını sağlıyor. Bu sayede; ​Hesap ve işlemler geçmiş kayıtlarla birlikte izlenebilecek, ​Genel kurul öncesi hazırlanan hazirun listeleri sistem üzerinden hatasız ve eksiksiz bir şekilde oluşturulacak, ​Yönetimsel süreçlerde bürokrasi azalırken verimlilik artacak. ​Bakanlıklardan Bütüncül ve Güçlü İş Birliği ​Ticaret Bakanlığı koordinesinde yürütülen bu dev proje; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı’nın görev alanındaki kooperatifleri de kapsıyor. Bütüncül bir bakış açısıyla oluşturulan bu dijital altyapı, Türkiye’nin kooperatifçilik istatistiklerinin daha sağlıklı tutulmasına ve sektöre yönelik yeni stratejilerin geliştirilmesine olanak tanıyacak. ​"Güçlü Kooperatifler, Güçlü Ekonomi" ​Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, dijitalleşmenin kooperatifçilikte güven ortamını pekiştireceği vurgulanarak; "Yeni imkan ve kolaylıkları beraberinde getiren bu adım, ülkemize ve tüm kooperatiflerimize hayırlı olsun" ifadelerine yer verildi.

Yemek Sipariş Platformlarında Yeni Dönem Haber

Yemek Sipariş Platformlarında Yeni Dönem

Ticaret Bakanlığı, son dönemde sosyal medyada ve kamuoyunda büyük yankı uyandıran yemek siparişi platformlarına yönelik şeffaflık ve adil ticaret düzenlemesini hayata geçirdi. Yeni düzenleme ile restoranlardan alınan hizmet bedelleri tamamen şeffaf hale getirilirken, "zorunlu ek ücret" devri de resmen kapandı. ​Restoran ve Platform Arasındaki İlişkiye Bakanlık Müdahalesi ​Özellikle elektronik ticaret pazar yerlerinin (yemek sipariş siteleri ve uygulamaları) restoranlarla kurduğu ticari ilişkilerdeki belirsizlikler ve yüksek maliyetler, Ticaret Bakanlığı'nın radarına girdi. Yapılan kapsamlı incelemeler sonucunda, piyasada güven ortamını yeniden tesis etmek amacıyla radikal kararlar alındı. ​Yeni Düzenleme Neleri Değiştiriyor? ​Bakanlık tarafından açıklanan yeni kararların temelinde şeffaflık ve öngörülebilirlik yatıyor. İşte öne çıkan başlıklar: ​Hizmet Bedellerinde Şeffaflık: Yemek sipariş platformlarının restoranlardan tahsil ettiği tüm komisyon ve hizmet bedelleri artık açık, anlaşılır ve tam anlamıyla öngörülebilir olacak. ​Zorunlu Ek Ücretlere Son: Platformların restoranlara dayattığı zorunlu ek ücret uygulamaları tamamen sona erdirildi. ​Kampanyalarda Gönüllülük Esası: Restoranlar, platformlar tarafından düzenlenen indirim ve kampanyalara katılmaya zorlanamayacak. Süreçlerde tamamen "gönüllülük" esas alınacak. ​Tüketici Bilgilendirmesi: Tüketicilerin eksiksiz ve doğru bilgilendirilmesi sağlanarak, sipariş esnasında gizli maliyetlerin önüne geçilecek. ​Ticaret Bakanlığı: "Güven Ortamı Tesis Edilecek" ​Ticaret Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, söz konusu gelişmelerin hassasiyetle takip edildiği vurgulandı. Düzenlemenin temel amacının, elektronik ticarette şeffaflığı en üst düzeye çıkarmak ve hem işletmeciyi hem de tüketiciyi koruyan bir ekosistem oluşturmak olduğu belirtildi. ​Bu adımın, özellikle maliyet artışlarıyla mücadele eden yerel restoran işletmeleri için önemli bir nefes alma alanı yaratması bekleniyor.

Türk Havlusu Dünyaya "Dijital Mühür" ile Açılıyor Haber

Türk Havlusu Dünyaya "Dijital Mühür" ile Açılıyor

Denizli’nin asırlık zanaat mirası Turkish Towels, ETKO iş birliğiyle küresel bir kalite standardına dönüşüyor. Yeni nesil izlenebilirlik projesiyle Türk havlusu, tarladan pakete kadar dijital olarak doğrulanabilir hale gelecek. ​Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB), dünya markası haline gelen Turkish Towels (Türk Havlusu) için stratejik bir dönüşüm başlattı. Yüzyıllardır süregelen üretim geleneğini modern teknolojiyle birleştiren DENİB, izlenebilirlik ve sertifikasyon altyapısını kurmak amacıyla ETKO ile resmi iş birliği anlaşması imzaladı. ​Zanaatkârlık Mirası Dijital Doğrulama ile Buluşuyor ​DENİB hizmet binasında gerçekleştirilen lansmanla duyurulan proje, Türk havlusunun sadece bir menşei işareti değil, uluslararası geçerliliği olan bir sürdürülebilir kalite standardı olmasını hedefliyor. Bu model sayesinde; pamuğun üretiminden ipliğe, dokumadan paketlemeye kadar olan tüm süreçler kayıt altına alınacak. ​Turkish Towels İzlenebilirlik Projesi Neleri Kapsıyor? ​Proje, küresel ticaretin yeni anahtarı olan "şeffaflık" ve "güven" üzerine inşa edildi. Altı aylık bir yol haritası belirlenen çalışmanın temel taşları şunlar: ​Dijital Takip: Üretim zincirinin her aşaması dijital sistemlerle izlenebilir olacak.​Küresel Standart: Uluslararası sosyal ve çevresel uygunluk belgelerine sahip üreticiler sisteme dahil edilecek.​Uluslararası Görünürlük: Sertifikalı firmalar; dijital platformlar, etiketleme sistemleri ve uluslararası fuarlarda öncelikli konumda yer alacak.​Başkan Memişoğlu: "Sektörü Koruyacak Güçlü Bir Altyapı Kuruyoruz" ​DENİB Başkanı Hüseyin Memişoğlu, 15 yıllık markalaşma yolculuğunda kritik bir eşiğin aşıldığını belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: ​"Turkish Towels markamızı uluslararası ölçekte tanımlanabilir ve sürdürülebilir bir kalite standardına dönüştürüyoruz. Amacımız, sadece bir köken referansı oluşturmak değil, sektörümüzü uluslararası alanda koruyacak teknik ve dijital bir zırh oluşturmaktır. Altı ay sonunda devreye alacağımız sertifikasyon programı ile Türk tekstilinin gücünü dünyaya bir kez daha kanıtlayacağız." ​Kırsaldan Küresel Pazara: Sürdürülebilir Değer ​Günümüz tüketicisinin "sorumlu üretim" beklentisine güçlü bir yanıt veren bu proje, Denizli’nin geleneksel ustalığını geleceğin ticaret diline tercüme ediyor. Turkish Towels çatısı altındaki firmalar, bu dijital doğrulama sistemi sayesinde dünya pazarlarında daha güvenilir ve rekabetçi bir konuma yükselecek.

Bu Kanun Teklifi Doğayı Ticarileştiriyor, Derhal Geri Çekilmeli Haber

Bu Kanun Teklifi Doğayı Ticarileştiriyor, Derhal Geri Çekilmeli

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, kamuoyunda tartışmalara yol açan Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu ile Çeltik Kanunu’nda değişiklik öngören kanun teklifine sert tepki gösterdi. Gürer, düzenlemenin ormanları piyasa aktörlerine açtığını ve köylüyü kendi toprağında işçi haline getireceğini savundu. ​"Ormanlar Rant Alanına Dönüştürülüyor" ​TBMM’de düzenlediği basın toplantısında konuşan Ömer Fethi Gürer, teklifin Cumhur İttifakı oylarıyla komisyondan geçtiğini hatırlattı. Düzenlemenin içeriğini "tehlikeli" olarak nitelendiren Gürer, şu ifadeleri kullandı: ​"Bu teklif; doğayı ticarileştirme, ormanları piyasa aktörlerine açma ve tarım alanlarını şirketleşmeye yönlendirme amacı taşımaktadır. Ormanlar sadece ekonomik kaynak değil; suyun, havanın ve biyolojik çeşitliliğin güvencesidir. Bu zihniyet, ağacın gölgesini değil, o gölgenin kaç para edeceğini hesaplıyor." ​Karbon Yutak Alanları ve Şirketleşme Tehlikesi ​Gürer, teklifte yer alan "Karbon Yutak Alanları" düzenlemesinin çevre koruma maskesi altında bir ticarileştirme projesi olduğunu öne sürdü. Bu uygulama ile ormanların kirleten şirketlere para karşılığı tahsis edilmesinin önünün açıldığını belirten Gürer, kamusal niteliğin zayıflayacağı uyarısında bulundu. ​Kanun Teklifindeki Kritik Başlıklar ve Riskler ​Ömer Fethi Gürer, basın açıklamasında teklifin yaratacağı tahribatı şu başlıklarla özetledi: ​Eşdeğer Alan Uygulaması: Orman alanlarının takas edilmesinin önü açılıyor, bu da fiilen orman sınırlarının daraltılması anlamına geliyor. ​Tarımda Şirketleşme: Küçük üretici sistem dışına itiliyor, çiftçi kendi toprağında sözleşmeli işçiye dönüştürülüyor. ​Hobi Bahçeleri Yaptırımları: 24 yıldır göz yumulan hobi bahçelerine ağır para cezaları, yıkım ve abonelik kesme yaptırımları getiriliyor. ​Yaban Hayatı Tehdit Altında: Bazı yaban hayvanlarının "zararlı" sayılarak öldürülmesine imkan tanınıyor, bu da ekolojik dengeyi bozma riski taşıyor. ​"Etki Analizi Raporu Saklanıyor" ​Teklifin hazırlanış sürecindeki usulsüzlüklere de değinen Gürer, ilgili oda, sendika ve birliklerin görüşünün alınmadığını vurguladı. Israrlı taleplere rağmen **"Etki Analizi Raporu"**nun milletvekilleriyle paylaşılmadığını belirterek, şeffaflık vurgusu yaptı. ​Tarım Sektörü Alarm Veriyor ​Türkiye’deki tarım alanlarının daraldığını ve genç nüfusun köyleri terk ettiğini hatırlatan Gürer, tütün üretimindeki gerilemeye ve artan girdi maliyetlerine dikkat çekti. "Halkın çözüm bekleyen sorunları yerine, bir avuç mutlu azınlığın çıkarları TBMM gündemine alınıyor" diyerek kanun teklifinin geri çekilmesi çağrısında bulundu.

TAT Gıda İlk Entegre Faaliyet Raporunu Yayımladı Haber

TAT Gıda İlk Entegre Faaliyet Raporunu Yayımladı

Türkiye’nin 58 yıllık deneyime sahip gıda üreticisi Tat Gıda, kurumsal raporlama yaklaşımında önemli bir dönüşüme imza atarak 2025 yılına ilişkin ilk entegre faaliyet raporunu yayımladı. Şirket, finansal rapor ve Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) Uyumlu Sürdürülebilirlik Raporu kapsamında hazırlanan açıklamaları ilk kez tek bir raporda birleştirerek paydaşlarına daha bütüncül ve şeffaf bir raporlama modeli sundu. Yeni nesil kurumsal raporlama yaklaşımını yansıtan entegre rapor, şirketin finansal performansını çevresel, sosyal ve yönetişim alanındaki sürdürülebilirlik performansıyla birlikte ele aldı. Böylece yatırımcılar, finans kuruluşları ve diğer paydaşlar için şirketin değer yaratma kapasitesine ilişkin daha kapsamlı bir görünüm ortaya koydu. Tat Gıda 2025 Entegre Faaliyet Raporu; şirketin iş modeli, stratejik öncelikleri, yönetişim yapısı, risk ve fırsat yönetimi ile sürdürülebilir değer yaratma yaklaşımını tek bir çerçevede sundu. Bu yapı sayesinde finansal sonuçlar ile sürdürülebilirlik performansı arasındaki ilişki daha net biçimde ortaya konulurken, kısa vadeli operasyonel sonuçlar ile uzun vadeli büyüme hedefleri aynı kurumsal anlatı içinde değerlendirilebiliyor. Entegre rapor, sürdürülebilirlik alanında yürürlüğe giren yeni standartlara uyumlu biçimde hazırlandı Salça, domates ürünleri, sos, hazır yemek ve konserve kategorilerinde geniş ürün portföyüne sahip olan Tat Gıda’nın ilk entegre faaliyet raporu, Türkiye’de sürdürülebilirlik alanında yürürlüğe giren Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) ile uyumlu şekilde hazırlandı. Raporda, TSRS standartlarıyla uyumlu çevresel, sosyal ve yönetişim göstergelerinin yanı sıra TSRS S2 “İklimle İlgili Açıklamalar” standardı kapsamında iklim kaynaklı risk ve fırsatların şirketin finansal performansı üzerindeki olası etkilerine de yer verildi. Bu kapsamda şirketin iklimle ilgili yönetişim yapısı, stratejik yaklaşımı, risk yönetimi süreçleri ve sera gazı emisyonları gibi performans göstergelerine ilişkin hedefler ve metrikler de raporda detaylı biçimde paylaşıldı. Finansallar, sürdürülebilirlik ve iklim verilerinin tek rapor altında toplanması; veri tekrarını azaltırken farklı raporlar arasındaki tutarsızlık riskini de ortadan kaldırarak yatırımcılar açısından daha karşılaştırılabilir ve güvenilir bir bilgi altyapısı oluşturuldu. “Sürdürülebilirlik ve dijital dönüşüm iş modelimizin merkezinde” Tat Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Memiş, entegre raporun şirketin sürdürülebilir büyüme vizyonunun önemli bir göstergesi olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Tat Gıda, tarım ve gıda sektöründeki köklü geçmişi, güçlü üretim altyapısı ve yüksek marka değeriyle Türkiye’den çıkan küresel bir gıda markası olma vizyonu doğrultusunda faaliyetlerini kararlılıkla sürdürüyor. Güven, kalite ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillenen iş modelimiz sayesinde hem tüketicilerimizle hem de paydaşlarımızla güçlü bir bağ kuruyoruz.” Şirketin sürdürülebilirlik ve dijital dönüşümünü stratejik öncelikleri arasında konumlandırdığını vurgulayan Veysel Memiş, sürdürülebilir gıda arzını yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılayan bir faaliyet olarak değil, gelecek nesiller için güvenilir ve erişilebilir gıdayı garanti altına alan stratejik bir sorumluluk olarak gördüklerini ifade etti. Yenilenebilir enerji yatırımları hızlanıyor Tat Gıda, sürdürülebilirlik stratejisi kapsamında yenilenebilir enerji yatırımlarına da hız veriyor. Şirketin Manisa Yunusemre Akçaköy’de kurduğu 1,98 MWe kurulu güce sahip Güneş Enerjisi Santrali (GES), 2025 yılı itibarıyla devreye alındı. Yıllık yaklaşık 3.800 MWh elektrik üretim kapasitesine sahip tesisin, şirketin toplam enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 19,5’inin yenilenebilir kaynaklardan karşılanıyor. Afyonkarahisar’ın Dinar ilçesinde kurulumu devam eden ikinci güneş enerjisi santralinin devreye girmesiyle birlikte şirketin enerji ihtiyacının önemli bir bölümünün yenilenebilir kaynaklardan karşılanması planlanıyor. Tat Gıda ayrıca Avrupa Yeşil Mutabakatı ile uyumlu şekilde 2030 yılına kadar karbon emisyonlarını yüzde 55 azaltmayı, 2050 yılında ise net sıfır hedefine ulaşmayı taahhüt ediyor. Dijital tarım ve sözleşmeli üretim modeli Şirketin sürdürülebilir büyüme stratejisinde dijital tarım uygulamaları ve sözleşmeli üretim modeli de önemli bir yer tutuyor. Tat Gıda, 500’ü sözleşmeli 1.000’in üzerinde çiftçiyle iş birliği yaparak üretimde verimlilik, izlenebilirlik ve sürdürülebilir tarım uygulamalarını destekliyor. Uydu görüntüleme sistemleri, tarımsal sensörler, iklim istasyonları ve veri temelli üretim modelleri sayesinde tarımsal üretimde verimliliğin artırılması, su ve gübre kullanımının optimize edilmesi ve çevresel etkilerin azaltılması hedefleniyor. Şirket ayrıca EBRD ile birlikte yürüttüğü genç çiftçi eğitim programları ve dijital tarım uygulamalarıyla veri temelli tarım modelinin yaygınlaşmasına katkı sağlamayı amaçlıyor. Tat Gıda, güçlü üretim altyapısı ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarıyla küresel pazarlardaki büyümesini sürdürmeyi hedefliyor. Tat Gıda’nın ilk entegre faaliyet raporu, şirketin finansal performansını sürdürülebilirlik stratejileriyle birlikte ele alarak kurumsal raporlama alanında önemli bir dönüşümü temsil ediyor. Bu yaklaşım, şirketin yalnızca bugünkü performansını değil, geleceğe yönelik sürdürülebilir değer yaratma kapasitesini de daha görünür hale getiriyor. Aynı zamanda yatırımcılar başta olmak üzere tüm paydaşlara şeffaf, karşılaştırılabilir ve bütüncül bir raporlama sunulmasını amaçlıyor. Rapor; kurumsal yönetim ilkeleri doğrultusunda şeffaflık, hesap verebilirlik, sorumluluk ve adillik gibi temel yönetim bileşenlerini merkeze alırken, şirketin stratejik önceliklerini, risk yönetimi yaklaşımını ve uzun vadeli değer yaratma modelini de kapsamlı biçimde ortaya koyuyor.

İZTO’da "KURGAN" Zirvesi Haber

İZTO’da "KURGAN" Zirvesi

Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından, 1 Ekim 2025 itibarıyla devreye alınan ve “vergi denetiminde devrim” olarak nitelendirilen Kuruluş Gözetimli Analiz Sistemi (KURGAN), İzmir’de tüm detaylarıyla masaya yatırıldı. Birbirinden farklı sektörlerde hizmet veren iş insanlarının katılımıyla gerçekleşen bilgilendirme toplantısında, yapay zeka destekli vergi denetimi sistemi olarak tanımlanan ve tüm mali işlemleri anlık olarak analiz ederek, sahte belge kullananları ve riskli mükellefleri tespit etmeyi amaçlayan sistem hakkında görüş alışverişinde bulunuldu. YOĞUN KATILIMLA GERÇEKLEŞTİ Kuruluş Gözetimli Analiz Sistemi (KURGAN) Bilgilendirme Toplantısı, İzmir Ticaret Odası ev sahipliğinde yoğun bir katılımla düzenlendi. T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanı Muhsin Atcı, İzmir Defterdarı Ömer Alanlı ve İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Serdar Gökhan Arıkan’ın açılış konuşması yaptığı toplantıya, İzmir Ticaret Odası Meclis Başkanı Selami Özpoyraz, Meclis Başkan Yardımcıları Mehmet Tahir Özdemir ve Nevzat Artkıy ile üyeler katıldı. ATCI: KAYITDIŞILIK ORANI YÜZDE 30 SEVİYELERİNE ULAŞTI Vergi Denetim Kurulu’nun son iki yılda yoğun denetim sürecine girmesinin temel gerekçesinin kayıt dışılık oranının yaklaşık yüzde 30 seviyelerine ulaşması olduğunu belirten T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanı Muhsin Atcı, “Sahte belge kullanımı yaklaşık 30 yıldır Türkiye’nin en büyük mali sorunlarından biri. Beyana dayalı vergi sisteminin sağlıklı işlemesi için vergi ahlakının güçlendirilmesi gerekiyor. Sadece ceza odaklı değil rehberlik edici ve yönlendirici denetim anlayışının esas alınması önemli. Vergi idaresinde “ceza kes – düzeltme bekle” yaklaşımından uzaklaşılarak, mükellefi ikna eden ve gönüllü uyumu artırmayı hedefleyen akıllı uyum (smart compliance) modeline geçilmesi gerekiyor” dedi. AMAÇ, VERGİ UYUMUNU KALICI ŞEKİLDE ARTIRMAK Kuruluş Gözetimli Analiz Sistemi (KURGAN) aracılığıyla, potansiyel riskli işlemlerin erken aşamada tespit edilmesinin ve kullanıcı mükelleflerin uyarılarak sürece uyum sağlamalarının hedeflendiğini belirten Atcı sözlerine şöyle devam etti: “Yapay zeka ve ileri veri analiz teknolojileri denetim süreçlerinde yoğun şekilde kullanılarak reaktif denetimden proaktif denetime geçilmesi, geçmiş yıllar yerine güncel risklerin anlık olarak izlenmesi başarı oranını artırıyor. Bu noktada yeni denetim yaklaşımının temel amacının vergi uyumunu kalıcı biçimde artırmak, kamu gelir kayıplarını azaltmak ve adil bir vergi sistemi oluşturmak olduğunu bir kez daha belirtmek istiyorum” ALANLI: ÖNCELİKLİ BİR KAMU POLİTİKASI OLARAK ELE ALINMALI Ekonominin sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde ilerleyebilmesi için kayıt dışı ekonomi ve sahte belge düzenlenmesiyle mücadelenin öncelikli bir kamu politikası olarak ele alınması gerektiğini vurgulayan İzmir Defterdarı Ömer Alanlı, “Geçmiş dönemde mükellef inceleme süreçleri 5 yıla kadar uzayabiliyor, hatta bazı dosyaların zamanaşımına uğrayabiliyordu. Yeni denetim yaklaşımıyla mükelleflerin iz bırakmadan işlem yapmalarının önüne geçildiğini görüyoruz. Risk Analiz Merkezi tarafından belirlenen kriterler doğrultusunda riskli olduğu değerlendirilen mükelleflerin incelemeye sevk ediliyor. Bu noktada sahada görev yapan denetim elemanları ile Risk Analiz Merkezi’nin çalışmalarının uyum içinde yürütülmesi sistem etkinliğinin artması açısından önem taşıyor. KURGAN sistemi ile mükellefler olası riskler konusunda önceden uyarılıyor ve ileride karşılaşabilecekleri hukuki ve mali sonuçlara karşı tedbir almaya yönlendiriliyor. Uygulama yeni olduğu için bazı aksaklık ve eksiklikler yaşanabilir. Ancak meslek mensuplarından ve paydaşlardan gelen geri bildirimler dikkate alınarak çözüm odaklı bir yaklaşım benimseyebiliriz” dedi. ARIKAN: KURGAN’IN EN ÖNEMLİ KATKISI, ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK İzmir Ticaret Odası olarak teknolojiyi merkeze alan, veriye dayalı ve şeffaflığı esas alan tüm dönüşüm süreçlerini güçlü şekilde desteklediklerini ifade eden İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Serdar Gökhan Arıkan, “Şirketlerin mali verilerini ileri analiz yöntemleriyle değerlendirerek riskleri erken aşamada tespit eden, önleyici denetim anlayışını esas alan çağdaş bir gözetim sistemi olan KURGAN, yalnızca kamunun vergi uyumunu artırmasına hizmet eden bir araç değil; aynı zamanda özel sektör için güçlü bir kurumsallaşma mekanizması olarak da karşımıza çıkıyor. Sanayiden ticarete, inşaattan turizme, lojistikten tarıma, finansal hizmetlerden perakendeye kadar ekonomimizin tüm sektörleri bu sistemden doğrudan etkilenecek. Çünkü KURGAN’ın odağında yalnızca rakamlar değil; şirketlerin finansal davranışları, sürdürülebilirliği ve uzun vadeli sağlamlığı yer alıyor. İş dünyamız açısından KURGAN’ın sağladığı en önemli katkılardan bir diğeri ise, öngörülebilirlik. Bu sayede şirketlerimiz, mali süreçlerini daha şeffaf ve düzenli yürüttükçe, denetim risklerini önceden görebilecek, belirsizlikler azalacak ve daha sağlıklı planlama yapabilecek” dedi. BAKANLIK’TAN DETAYLI SUNUM Açılış konuşmalarının ardından, T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkan Yardımcısı Erhan Selim tarafından bir sunum gerçekleştirildi. Selim sunumunda, KURGAN sisteminin teknik altyapısını, risk analiz mekanizmasını, uygulama aşamalarını ve sahte belgeyle mücadele stratejisindeki yerini detaylı biçimde katılımcılarla paylaştı. Kuruluş Gözetimli Analiz Sistemi (KURGAN) Hakkında: Kuruluş Gözetimli Analiz Sistemi, kurumun mali ve idari süreçlerini önceden belirlenen kriterler doğrultusunda sürekli izleyen, olası riskleri erken aşamada tespit eden ve yönetime veri temelli karar desteği sunan bütüncül bir yapıdır. Bu sistem sayesinde süreçlerde şeffaflık ve hesap verebilirlik güçlendirilirken, kaynakların etkin kullanımı ve mevzuata uyum da güvence altına alınmaktadır.

CHP'li Rızvanoğlu:"Milli Parklar Rant Alanı Değildir" Haber

CHP'li Rızvanoğlu:"Milli Parklar Rant Alanı Değildir"

CHP Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, TBMM Genel Kurulunda Milli Parklar Kanun Teklifi görüşmelerinde tümü üzerine yaptığı konuşmada, teklifin doğa koruma yaklaşımını zayıflattığını, korunan alanları ticari işletme mantığına açtığını ve anayasal koruma ilkeleriyle çeliştiğini belirtti. Rızvanoğlu, “Milli parklar ve benzeri korunan alanlar bu ülkenin ekolojik güvenlik altyapısıdır. Nasıl ki sınırlarımızı askeri hatlarla koruyorsak, iklim krizine, kuraklığa ve gıda güvensizliğine karşı da doğal savunma hattımız da milli parklar ve benzeri alanlardır. Bu teklifle iktidar savunma sistemimizi çökertmek istiyor.” “Bu teklif, doğayı koruma politikasından işletme anlayışına geçiştir” Konuşmasında teklifin yalnızca teknik bir düzenleme olmadığını, doğa yönetimi anlayışında köklü bir değişimi temsil ettiğini vurgulayan Rızvanoğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Görüşmekte olduğumuz Milli Parklar kanun teklifi, yaşam alanlarımızın nasıl korunacağını ve gelecek kuşaklara nasıl bir ülke bırakacağımızı belirleyecek bir dönüm noktasıdır. İktidarın getirdiği bu teklif, doğayı koruma politikasından uzaklaştırıyor ve doğayı işletme anlayışına geçiriyor. Türkiye’de doğal alanlar üzerindeki baskının son yıllarda belirgin biçimde arttığını ifade eden Rızvanoğlu, “Biz bunu, Akbelen’de şirket lehine yapılan kamulaştırmalarda gördük. Kazdağları’nda yabancı bir şirket, on binlerce ağacı keserken gördük. Marmaris kıyılarına dikilen devasa otelde gördük. Kanal İstanbul uğruna tarım alanlarının ranta açılmasında gördük. MAPEG tarafından son yayınlanan, köy, orman, mera demeden satışa çıkarılan ruhsat satışında gördük.” dedi. “Korunan alanların koruma kalkanı zayıflatılıyor” Teklifle milli parkların Turizm Teşvik Kanunu kapsamına alındığını, uzun devreli gelişme planlarının devre dışı bırakıldığını, yapılaşma ve işletme faaliyetlerinin özel şirketlere açıldığını, uzun süreli işletme haklarıyla kamusal korumanın zayıflatıldığını ve adı milli park olan ancak karakteri değişmiş alanlar yaratılacağını belirten Rızvanoğlu, teklifin ortaya çıkaracağı tabloyu şu sözlerle değerlendirdi: “Yani korunan değil, parçalanmış; işletilen; gelecek kuşaklara bırakılan değil, bugünün rantına açılmış alanlar… Oysa milli park ve benzeri korunan alan dediğiniz yerde bunlar olmaz. Çünkü buralar bilimsel değeri yüksek, nadir bulunan ve korunması gereken alanlardır. Buralar; kurdun, kuşun, ağacın, suyun kendi dengesi içinde yaşayabildiği yaşam alanlarıdır. Buralar, kısa vadeli kazançların değil, uzun vadeli kamu yararının gözetildiği, gelecek kuşaklara bırakmamız gereken ortak mirasımızdır. Ve bu miras hiçbir iktidarın tasarruf alanı olamaz Çünkü buralar milletimizindir! Ve bu alanlar enerji nakil hatlarının güzergâhı olsun diye değil, ekosistemin sürekliliği sağlansın diye varlar. Turizm yatırımları artsın diye değil, doğal denge bozulmadan gelecek kuşaklara aktarılabilsin diye varlar. En önemlisi, ülkenin toprağı, suyu, havası ve yaşam güvencesi tükensin diye değil, ayakta kalsın diye varlar. İşte bu yüzden Milli Parklar Kanununun mantığı ve özü aslında çok açık: Önce koruma, sonra kullanım. Bugünkü teklif ise bu sıralamayı tersine çeviriyor; önce kullanmayı, sonra mümkünse, eğer geriye bir şey kalırsa korumayı öneriyor. Yani iktidar doğayı koruyan hukuk düzenini tersine çevirmek istiyor. Üstelik bu teklifte sorun yalnızca doğa koruma sorunu da değil; çok açık Anayasa ihlalleri var. “Teklif açık Anayasayla” Rızvanoğlu konuşmasında, teklifin yalnızca çevre politikası açısından değil, Anayasa’nın doğayı ve doğal varlıkları korumaya ilişkin temel hükümleri bakımından da ciddi sakıncalar içerdiğini vurguladı. Anayasa’nın 169’uncu maddesinin ormanların korunması ve yönetiminin devlete ait olduğunu açıkça düzenlediğini hatırlatan Rızvanoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı: “Ormana zarar verebilecek hiçbir faaliyete izin verilemeyeceğini hüküm altına alan Anayasa’ya rağmen, bu teklif korunan alanların anayasal koruma zeminini fiilen zayıflatmaktadır.” Anayasa’nın 168’inci maddesine göre doğal kaynakların devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunu belirten Rızvanoğlu, korunan alanların uzun süreli tahsisler yoluyla özel işletmelere açılmasının bu hükümle bağdaşmadığını ifade etti: “Doğal kaynakların devlet tarafından korunması gerekirken, bu düzenleme korunan alanları uzun süreli tahsislerle fiilen özel işletme alanlarına dönüştürecek bir kapı aralamaktadır.” Anayasa’nın 63’üncü maddesinin ise devletin tarih, kültür ve tabiat varlıklarını koruma yükümlülüğünü açık biçimde ortaya koyduğunu hatırlatan Rızvanoğlu, milli parkların bu anayasal sorumluluğun sahadaki en önemli karşılığı olduğunu belirtti: “Koruma statülerini güçlendirmek yerine işletme izinlerini genişleten bir yaklaşım, devletin anayasal koruma yükümlülüğüyle açık biçimde çelişmektedir.” “Bu teklif doğayı koruma politikasından işletme anlayışına geçiştir” Teklifin detaylarının incelendiğinde kurumlar arası izin ve görüş süreçlerinin büyük ölçüde devre dışı bırakıldığını belirten Rızvanoğlu, yetkilerin Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde toplanmasının denetim ve şeffaflık açısından ciddi riskler yarattığını ifade etti. Teklifin 5’inci maddesiyle milli parklar içerisinde yol, enerji hattı ve boru hattı gibi altyapı yatırımlarına izin verilebilmesinin öngörüldüğünü belirten Rızvanoğlu, bu düzenlemenin hassas ekosistemleri yatırım baskısına açık hale getireceğini vurguladı. Teklifin 6’ncı maddesiyle korunan alanlardaki tesis ve hizmetlerin özel şirketler tarafından işletilebilmesinin kapsamının genişletildiğini belirten Rızvanoğlu, bunun koruma önceliği yerine ticari işletme mantığını öne çıkaran bir yaklaşım olduğunu ifade etti. Teklifin 7’nci maddesine de dikkat çeken Rızvanoğlu, korunan alanlardaki kaçak yapılar için yalnızca yıkım seçeneği yerine “Genel Müdürlükçe değerlendirme” seçeneğinin getirilmesinin, kaçak yapılaşmayı önlemek yerine fiilen meşrulaştırma riski taşıdığını belirtti. Korunan alanlarda kaçak yapıların kaldırılması ve alanın eski haline getirilmesinin koruma hukukunun temel gereği olduğunu ifade etti. “Milli parklar ve benzeri korunan alanlar ülkenin doğal savunma hattıdır” Milli parkların yalnızca rekreasyon alanları değil, iklim krizi, kuraklık ve gıda güvenliği risklerine karşı ülkenin ekolojik güvenlik altyapısı olduğunu vurgulayan Rızvanoğlu şu ifadeleri kullandı: “Bu iktidarın doğayı korumak gibi bir niyeti yok! Bakın bu teklifin özü iktidar için nedir biliyor musunuz? Para, para, para! Peki doğa için? zarar. Halk için, zarar. Çiftçi için, zarar. Neden mi? Çünkü Milli parklar ve korunan alanlar birer ‘mesire alanı’ değildir. Buralar bu ülkenin ekolojik güvenlik altyapısıdır. Nasıl ki sınırlarımızı askeri hatlarla koruyorsak, iklim krizine, kuraklığa ve gıda güvensizliğine karşı da doğal savunma hattımız da milli parklar ve benzeri alanlardır. Bu teklifle iktidar savunma sistemimizi çökertmek istiyor. Oysa devlet dediğiniz yapı, krizlere karşı toplumu korumak için vardır. İktidar ise kriz çağında koruma statülerini esnetiyor. Bizim tercihimiz açıktır: Doğayı ekonomik faaliyetin arkasına dizen değil, ekonomiyi doğanın sınırları içinde planlayan bir devlet anlayışı. Evet, Doğayı iyi yönetemezsek, yarın karşılaşacağımız zararların altından kalkmamız mümkün olamaz. Bugün ülkenin dört bir yanındaki sellerin nelere yol açtığını hep birlikte görüyoruz. Keza yazın orman yangınları da aynı şekilde. Gelecekte karşılaşacağımız daha büyük doğal felaketlere karşı çok iyi hazırlanmamız gerekiyor. Bunun için de doğayı iyi yönetmemiz şart. Doğayı şirket çıkarlarına feda edecek lüksümüz yok! O yüzden bu ülke şirket mantığıyla yönetilemez. Bu topraklar kısa vadeli kâr hesaplarına teslim edilemez. Devlet dediğiniz yapı; geleceği bugüne karşı korumak için vardır. Geleceğin avansını şimdiden tüketmek için değil. Bu yüzden biz, geleceğe karşı empatisiz bir rant düzenine değil, bilimle yönetilen, adaletle korunan bir Türkiye’ye talibiz.” dedi. “Koruma politikalarını bilimsel temelde yeniden kuracağız” Cumhuriyet Halk Partisi’nin doğa koruma politikalarına ilişkin yaklaşımını da paylaşan Rızvanoğlu, “Milletimizin desteğiyle sorumluluk üstlendiğimizde, doğa koruma politikalarını İktidardan farklı bir anlayışla ele alacağız. Doğa korumayı nasıl yöneteceğimiz, hangi ilkeleri esas alacağımız ise şimdiden açık ve net. Yeni parti programımızda yazdık. Doğa koruma politikalarını bilimsel temelde yeniden kuracağız. Doğal alanlarda ekosistem izlemelerini düzenli olarak yapacağız ve verileri şeffaf biçimde kamuoyuyla, paylaşılacağız. En önemlisi iktidarın yaptığının aksine; Milli parkların, tabiat parklarının ve sulak alanların sayısı artıracağız, koruma statüleri güçlendireceğiz! Biz bu ülkenin ormanını, suyunu, toprağını günübirlik çıkar hesaplarına teslim etmeyeceğiz.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.