Hava Durumu

#Sera Gazı

Kırsal Haber - Sera Gazı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sera Gazı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye, Küresel Sera Gazı Emisyonlarında 13. Sıraya Yükseldi Haber

Türkiye, Küresel Sera Gazı Emisyonlarında 13. Sıraya Yükseldi

Avrupa Komisyonu’nun Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ile birlikte derlediği ve Küresel Atmosferik Araştırmalar için Emisyon Veritabanı (EDGAR) değerlerine dayanan Joint Research Centre’ın (JRC) “Tüm Dünya Ülkelerinin Seragazı Emisyonları 2026” başlıklı yeni raporu yayımlandı. Rapora göre, COVID-19 sonrası emisyonlardaki yükseliş eğilimi, önceki yıla kıyasla daha düşük bir hızda da olsa devam etti. İki istisnai dönem olan 2009 finansal krizi ve COVID-19 pandemisi haricinde küresel emisyonlar 21. yüzyıl boyunca artış eğilimini sürdürürken, 2025 yılında küresel sera gazı emisyonları 2024'e kıyasla %0,7 artarak rekor bir seviye olan 54 gigaton (Gt) karbondioksit eşdeğerine (CO₂e) ulaştı. ​Yayımlanan raporda en büyük altı kirletici olarak öne çıkan Çin, ABD, Hindistan, AB, Rusya ve Endonezya, 2025’te küresel emisyonların %62’sinden sorumlu olurken; ABD emisyonlarını 2024’e kıyasla %2,2 artırarak dünya çapında en büyük mutlak artışı kaydetti. Buna karşın Çin ve Hindistan emisyon seviyelerini ilk kez sabit tuttu veya azalttı (sırasıyla +%0,1 ve -%0,2). En büyük 16 kirleticiden altısı olan Hindistan, AB, Rusya, Brezilya, Japonya ve Avustralya 2025’te emisyonlarını azaltma başarısı gösterirken; Avrupa Birliği (AB) de LULUCF (Arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılık) hariç sera gazı emisyonlarını 2024 yılına kıyasla %0,2 düşürdü. Bu miktar, AB'nin 1990 seviyelerine kıyasla %35,6’lık bir düşüş elde ettiğini ortaya koydu. ​Ancak raporda Türkiye ile ilgili paylaşılan veriler dikkat çekici ve endişe verici bir tabloyu gözler önüne serdi. COP31 Başkanı Türkiye, en fazla emisyona neden olan ülkeler arasında 13. sıraya yükselirken, COP31 Müzakereler Başkanı Avustralya Türkiye’nin hemen ardından 14. sırada yer aldı. Türkiye ayrıca, en büyük 16 emisyon kaynağı arasında, emisyonlarını en hızlı artıran (% +4,2) ülke olarak kayıtlara geçti. Büyük kirleticiler arasında Türkiye'nin yanı sıra İran (% +1,7) ve Suudi Arabistan’ın da (% +1,3) emisyonları kayda değer oranda arttı. ​Avrupa Komisyonu verilerinin ardından Türkiye’de faaliyet gösteren uzman sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelmesiyle kurulan İklim Ağı, konuya ilişkin sert ve uyarıcı bir değerlendirme paylaştı. İklim Ağı açıklamasında, "Avrupa Komisyonu’nun verileri, Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını hızla artırdığını ortaya koyuyor. İklim Ağı olarak daha önce de vurguladığımız gibi, emisyonların bugün hâlâ artıyor olması, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefiyle uyumlu, gerçek bir emisyon azaltım politikasına acilen ihtiyaç duyduğunu gösteriyor" ifadelerine yer verildi. ​Türkiye’nin COP31 Başkanlığı döneminde iklim liderliği iddiasının hakkını vermesinin yolunun fosil yakıtlara dayalı yatırımları sonlandırmaktan ve emisyonları bugünden itibaren azaltmaktan geçtiğini belirten uzmanlar; kömürden çıkışın planlanması, fosil yakıt teşviklerinin kaldırılması, yenilenebilir enerjinin doğayı ve yöre sakinlerini koruyacak şekilde yaygınlaştırılması ve adil geçiş politikalarının hayata geçirilmesi gerektiğinin altını çizdi. İklim Ağı, "Türkiye, emisyonlarını artıran politikalarla iklim krizine dirençli bir toplum yaratamaz" diyerek acil eylem çağrısında bulundu. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: https://edgar.jrc.ec.europa.eu/report_2026

COP31'e Doğru Trabzon Denizler Ve Okyanuslar Zirvesi Haber

COP31'e Doğru Trabzon Denizler Ve Okyanuslar Zirvesi

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, COP31 süreci kapsamında Trabzon’da düzenlenen Denizler ve Okyanuslar Zirvesi'de konuştu. Yaşam kaynağı okyanusların iklim risklerine dikkat çeken Bakan Kurum, Türkiye’nin dijital ikiz uygulamalarını, Akdeniz’de uluslararası merkez kurma ve mapa-şamandıra gibi adımlarını anlattı. COP31 için ülkelere iş birliği çağrısı yapan Bakan Kurum, “Mesele, insanlığın ortak evini korumaktır. Bugün vereceğimiz kararlar, yarının dünyasını şekillendirecektir. Ve tarih, iklim krizinin kapımıza dayandığı bu dönemde ne söylediğimizi değil, ne yaptığımızı hatırlayacaktır. Okyanusların korunması hepimizin, tüm dünyanın ortak sorumluluğudur. Artık bu sorumlulukları somut adımlara dönüştürmenin zamanıdır. Gidişatı değiştirmek bizim elimizde. Ve bunun için ülkeler arasında daha güçlü iş birliğine, bilgi ve deneyim paylaşımına ve birlikte hareket etmeye ihtiyacımız var” dedi. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı (COP31) kapsamında Trabzon’da Okyanuslar, İklim ve Mavi Ekonomi Üst Düzeyli Bakanlar Oturumu düzenlendi. Farklı ülkelerden temsilcilerin katıldığı programda Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Avustralya Sürdürülebilir Okyanus Ekonomisi Yüksek Düzeyli Paneli Başbakanlık Temsilcisi Anthony Worby, UNFCCC Hükümetlerarası Destek ve Kolektif İlerleme Bölümü Direktörü Cecilia Kinuthia-Njenga, Trabzon Valisi Tahir Şahin ve Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç yer aldı. “OKYANUS EKOSİSTEMLERİNDEKİ BOZULMANIN EKONOMİK MALİYETİ 2050 YILINA KADAR 400 MİLYAR DOLARI AŞABİLİR” Programda konuşan COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, iklim değişikliğinden doğrudan etkilenen okyanusların karşı karşıya kaldığı risklere dikkat çekti. Bakan Kurum, “Hem Karadeniz, hem de tüm denizlerimiz iklim değişikliğinden negatif etkiler alıyor, ortak evimiz dünyamızın mavi akciğerleri adeta alarm veriyor. Açık ve net söylüyorum. 3 milyardan fazla insanın geçim kaynağı olan, soluduğumuz havanın yarısını üreten okyanuslarımızın geleceği devasa bir risk altındadır. Araştırmalara göre; okyanus ekosistemlerindeki bozulmanın ekonomik maliyeti 2050 yılına kadar 400 milyar doları aşabilir” dedi. Bu tablo karşısında sınırlı da olsa olumlu adımların da hayata geçirildiğini belirten COP31 Başkanı Kurum, Akdeniz ve Karadeniz’de balık stoklarında yüzde 15 oranında iyileşme kaydedildiğini, dijital ikiz uygulamaları gibi teknolojik çalışmaların ilerlediğini ve mavi ekonomi uygulamalarının da giderek yaygınlaştığını vurguladı. “İKLİM KRİZİNE DİRENÇLİ DENİZ VE OKYANUSLAR HEDEFİNİ TEORİDE BIRAKMIYORUZ” Türkiye’nin denizlerde hayata geçirdiği projeleri anlatan Bakan Kurum, “Türkiye olarak iklim değişikliğinin deniz ve okyanuslar üzerindeki etkileriyle mücadelede gerçekten önemli bir deneyime sahibiz. Çünkü hem Akdeniz’in hem de Karadeniz’in küresel ortalamanın çok üzerinde çok daha fazla ısındığı bir coğrafyada bulunuyoruz. Bu nedenle; iklim krizine dirençli deniz ve okyanuslar hedefini teoride bırakmıyor, pratikte uyguluyoruz. Deniz ve okyanusların korunmasına yönelik politika ve uygulamalarımızı; Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın 14’üncüsü olan ‘Sudaki Yaşam’ hedefi başlığı doğrultusunda yürütüyoruz. Deniz alanlarının planlanması, deniz koruma alanlarının sayı ve yüzölçümü bakımından artırılması, dijital ikiz modelleri gibi yenilikçi karar destek sistemlerinin geliştirilmesi ve mavi ekonomi uygulamalarının da yaygınlaştırılması yönündeki çalışmalarımızı başarıyla sürdürüyoruz” diye konuştu. “DENİZLERİMİZİ GÖLLERİMİZİ ANLIK TAKİP EDİYORUZ” Türkiye’nin çabalarıyla iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden en fazla etkilenen bölgelerden biri olan Akdeniz’de iklim değişikliğine uyum kapasitesinin güçlendirilmesi amacıyla Akdeniz ülkelerinin ortak kararıyla bir merkez kurulduğunu hatırlatan Bakan Kurum, Fethiye-Göcek’te denizi koruyacak Mapa-Şamandıra Sistemi’ni anlattı: 17 koyda 856 tekneye hizmet veren bu sistemle, bir çapanın deniz tabanında bir pulluk gibi sürüklenerek deniz çayırlarını sökmesine, balıkların yaşam ve üreme alanlarına zarar vermesine mani olduk. Bu tecrübeyi COP31’de Antalya’da anlatacağız. Çok kısa zamanda da bütün koyları bu anlamda düzen ve kontrol altına alacağız. Denizlerimizi, göllerimizi anlık takip ediyor; adeta bir seferberlik anlayışıyla temizlik yapıyor; denetimlerle kirletenlere karşı ciddi yaptırımlar uyguluyoruz. Denizlerimizin neye ihtiyacı olduğunu iyi biliyoruz. Ve yine biz; tüm denizlerimizin, farklı adlarla anılsa da aslında birbirine bağlı, tek bir iklim ve tek bir hayat sistemi olduğunu biliyoruz. “DENİZ BİZE BAKIYOR, BİZ DE DENİZE BAKMAK ZORUNDAYIZ” “Okyanus ve Denizler” temasını COP31 Eylem Gündemi’nin önceliklerinden biri olduğuna vurgu yapan Bakan Kurum, “Başta Avustralya olmak üzere Pasifik ve Afrika ülkeleri, İklim Şampiyonları ve okyanus alanındaki tüm paydaşlarımızla birlikte iş birliğimizi her geçen gün geliştiriyoruz. Bölgesel iş birliğini küresel düzeye taşıyoruz. Yani burada bu istişareleri yapacağız. Birbirimizden bilgi, teknoloji ve yine birikimlerimizi paylaşma imkanına erişmiş olacağız. Ve en önemlisi de bu sorunları gidermek için ‘Mavi Finansman’ dediğimiz yeni imkanları geliştirmek durumundayız. Deniz olmasa aç kalırız. Deniz bize bakıyor, biz de denize bakmak zorundayız, okyanuslara da bakmak zorundayız. Bu kötü gidişata eğer 'dur' demek istiyorsak her şeyden önce okyanus alanındaki tüm paydaşları ortak hedef etrafında buluşturmak zorundayız” dedi. ‘MAVİ COP’ YAKLAŞIMI Bakan Kurum, Trabzon’daki toplantının amacına ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı: ‘Okyanus ve Denizler’ teması kapsamında bugüne kadar sağladığımız ilerlemeleri, Mavi Paket gibi somut çıktıları ve bu alandaki önemli girişimleri ortak bir zeminde buluşturuyoruz. Geçtiğimiz ay İstanbul’da başlayan çalışmaları bugün Trabzon’da ileriye taşıyoruz. Toplantılar süresince; Bakanlarımızı, ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşların temsilcilerini, gençleri, yerel yönetimleri, akademisyenleri, özel sektör ve finans kuruluşlarının temsilcileri ile sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirdik. Bu geniş katılımla teknik, bilimsel ve politik boyutları bir araya getirerek hem süreci hem de birlikte elde edeceğimiz sonuçları daha güçlendirmeyi hedefliyoruz. Burada gerçekleştireceğimiz 2 günlük çalışmaların sonucunda da ‘Mavi COP’ yaklaşımımız doğrultusunda somut, uygulanabilir ve üzerinde uzlaşılan çıktıları yine alacağımız karara bağlanmasını istiyoruz. Buradan Antalya'ya giden yolda o diyaloğu en iyi şekilde yapacağız. Antalya'da da karar alacağız, netice alacağız. Trabzon'da şekillenecek bu çıktıları COP31 küresel eyleme taşıyacağız ve uygulanabilir sonuçlara dönüştürmek için de hep birlikte mücadele edeceğiz. “GİDİŞATI DEĞİŞTİRMEK BİZİM ELİMİZDE” İnsanlığın geleceği için uygulamaya yönelik ortak iradenin otaya konulması gerektiğinin altını çizen Bakan Kurum, iş birliği çağrısını yineledi: Mesele, insanlığın ortak evini korumaktır. Bugün vereceğimiz kararlar, yarının dünyasını şekillendirecektir. Tarih, iklim krizinin kapımıza dayandığı bu dönemde ne söylediğimizi değil, ne yaptığımızı hatırlayacaktır. Okyanusların korunması hepimizin, tüm dünyanın ortak sorumluluğudur. Artık bu sorumlulukları somut adımlara dönüştürmenin zamanıdır. Gidişatı değiştirmek bizim elimizde. Bunun için ülkeler arasında daha güçlü iş birliğine, bilgi ve deneyim paylaşımına ve birlikte hareket etmeye ihtiyacımız var. Türkiye olarak, denizlerimizin korunması konusunda edindiğimiz tecrübeyi ve başarılı uygulamaları paylaşmaya hazırız. Başta Avustralya ve Pasifik Ada Devletleri - iklim değişikliğinin denizler ve okyanuslar başlığında en fazla etkilenen ülkeler- olmak üzere onların önceliklerini bilerek, onların sorunlarına kendi sorunlarımız gibi sahip çıkacağız. Tüm ortaklıklarımızla, tüm paydaşlarımızla iş birliğimizi güçlendirmek ve başarılı, somut adımlar atmak üzere hep birlikte çalışacağız. “ROTAMIZ DAHA ADİL, DAHA YEŞİL VE DAHA MAVİ BİR DÜNYA” Bakan Kurum sözlerini şöyle tamamladı: Karadeniz'imizi şöyle biliriz, hırçın dalgalarıyla biliriz ve o hırçın dalgalar bize şunu öğretir; ‘Rüzgar ne kadar güçlü olursa olsun, rotasını bilen ve birlikte hareket edenler mutlaka güvenli limana ulaşacaktır.’ İnsanlık olarak, rotamız bellidir. Rotamız temiz denizlerdir, rotamız dirençli kıyılardır, rotamız çocuklarımıza bırakacağımız daha adil, daha yeşil ve daha mavi bir dünyadır. BAKAN URALOĞLU TÜRKİYE’NİN YEŞİL LİMAN SERTİFİKASINI ANLATTI Programda konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye’nin denizcilikte sera gazı takibi ve azaltımı için hayata geçirdiği projeleri anlattı: Gemi kaynaklı emisyonların azaltılması, yeni nesil yakıtlar, enerji verimliliği, limanlarda yeşil dönüşüm ve mavi karbon ekosistemlerinin korunması Bakanlığımızın önceliklerindendir. Yeşil Liman Sertifika Uygulamasını hayata geçirdik. Yeşil Liman kriterleri kapsamında yenilenebilir enerji kullanımını, liman ekipmanlarının elektrifikasyonunu, gemilere kıyıdan elektrik sağlanmasını, enerji verimliliğini ve Sıfır Atık uygulamalarını teşvik ediyoruz, destekliyoruz. Böylece gemilerin limanda bulundukları sürede fosil yakıt kullanımını ve buna bağlı emisyonları azaltmayı, düşük karbonlu liman altyapısını geliştirmeyi hedefliyoruz. Şu anda Yeşil Liman Sertifikası’na sahip 4 limanımız bulunuyor. Mevzuatımızla yeni inşa edilecek veya mevcut alanını yüzde 25'ten fazla genişletecek belirli kıyı tesislerini, Yeşil Liman kriterlerine uygun hale getirmeyi zorunlu hale getirdik. UNFCCC DİREKTÖRÜ NJENGA: PAYLAŞILAN DENİZ, PAYLAŞILAN SORUMLULUKLAR DEMEKTİR Programda konuşan UNFCCC Hükümetlerarası Destek ve Kolektif İlerleme Bölümü Direktörü Cecilia Kinuthia-Njenga da iş birliği için erişilebilir ‘Mavi Finansman’ hedefine dikkat çekerek, “Paylaşılan denizler, paylaşılan sorumluluklar demektir. Dolayısıyla lokal, bölgesel ve global çabalara ihtiyaç var ortaklaşa olarak. Eylem çağrımız şöyle; Birlikte çalışalım. Uluslararası bir koalisyon kuralım. Kıyı devletlerinin, bölge deniz örgütlerinin, iklim ve biyoçeşitlilik enstitülerinin, kalkınma bankalarının, özel sektörün, bilim camiasının ve toplumların bir arada olduğu yapıda, sizleri planlarınızı, verilerinizi, bilgilerinizi paylaşmaya davet ediyorum. Erişilebilir ‘Mavi Finansmanı’ mobilize edebilmek için denizler ve okyanuslar NDC'lere, uyum planlarına ve yatırım planlarına entegre edilmeli. COP31 yolunda, Antalya yolunda bizim görevimiz yıllardır sürdürdüğümüz diyaloğu artık somut ilerlemelere çevirmek” dedi. AVUSTRALYA TEMSİLCİSİ WORBY: TÜRKİYE İLE HEDEFLERİ MAVİ EYLEME DÖNÜŞTÜRMEK İSTİYORUZ Avustralya Sürdürülebilir Okyanus Ekonomisi Yüksek Düzeyli Paneli Başbakanlık Temsilcisi Anthony Worby de ülkesinin ve ada devletlerinin COP31 beklentilerini dile getirdi: COP31'de Avustralya, Türkiye ve Pasifik'teki ortaklarımızın çok sade ve pratiğe dönük bir hedefi var; hedefleri mavi eyleme dönüştürmek. Türkiye ve Pasifik bölgesiyle birlikte çalışarak okyanusların güçlü, görünür ve büyüyen bir ‘mavi hat’ olmasını sağlıyoruz. Pre-COP yolculuğunda ve müzakereler yolculuğunda hedefimiz hükümetleri, toplumları, yatırımcıları, bilim insanlarını ve sivil toplumu mobilize etmek, burada uygulanabilir eylemler etrafında toplanmak ve iklim için gerçek sonuçlar elde etmek. Neden? Çünkü okyanuslar hem iklim değişikliğinin ön cephesinde yer alıyor, hem de iklim çözümünün önemli bir parçasını oluşturuyor. Çünkü Paris Anlaşması'nın hedeflerine ulaşmak istiyorsak, okyanusları göz ardı edemeyiz.

Temiz Hava ve İklim Eylemine Yatırılan Her 1 Dolar, 15 Dolar Getirebilir' Haber

Temiz Hava ve İklim Eylemine Yatırılan Her 1 Dolar, 15 Dolar Getirebilir'

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), kısa süre önce yayınladığı raporunda küresel ısınmayı 1,5 derece sınırında tutma hedefinin kaçınılmaz olarak aşılacağını duyurdu. Bu uyarının hemen ardından Tibet-Nepal sınırında meydana gelen yıkıcı sel felaketi, yüzlerce can kaybına yol açarken Nepal hükümetine 5 milyar dolarlık dev bir maliyet çıkardı. Yaşanan bu yıkım, iklim krizinin ekonomik ve insani boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi. 25 Çözümle Eş Zamanlı Mücadele: Her 1 Dolarlık Yatırıma 15 Dolar Getiri UNEP ve İklim ve Temiz Hava Koalisyonu (CCAC) ortaklığında hazırlanan ‘‘Gizli kazanımlar: İklim ve temiz hava eyleminin ekonomik ve sağlık getirileri’’ (Hidden assets: The economic and health case for climate and clean air action) başlıklı yeni rapor, iklim değişikliği ile hava kirliliği arasındaki kopmaz bağa dikkat çekiyor. Raporda, her iki krize de aynı anda çare olabilecek 25 pratik ve uygulanabilir çözüm önerisi sunuluyor. Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve temiz ısıtma sistemleri gibi önlemleri içeren bu adımlar sayesinde: Yatırılan her 1 ABD doları, 15 dolar getiri sağlama potansiyeline sahip. 2050 yılına kadar hava kirliliğine bağlı 144 milyon erken ölüm ve yüz milyonlarca kronik hastalık vakası önlenebilir. Yüzyıl ortasına kadar küresel karbondioksit ($CO_2$) emisyonları yarı yarıya, metan emisyonları %60, başlıca hava kirleticiler ise %70 oranında azaltılabilir. Yüzyıl sonuna kadar 1,4°C’lik ısınmanın önüne geçilebilir ve kirleticiler %85'e varan oranlarda düşürülebilir. Küresel Ekonomiye Dev Katkı Belirlenen 25 önlemin vakit kaybetmeksizin uygulanması durumunda sağlanacak yıllık ekonomik faydaların küresel Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYİH) oranı şu şekilde hesaplandı: 2035 yılında: Küresel GSYİH’nın %2,8’i 2050 yılında: Küresel GSYİH’nın %4,5’i 2100 yılında: Küresel GSYİH’nın %11,4’ü Öte yandan, sadece 2022 yılında küresel GSYİH’nın %2,18’i fosil yakıt sübvansiyonlarına harcanırken; 2023 yılında sağlık hizmeti harcamaları küresel GSYİH’nın %9,3’üne ulaştı. Hava Kirliliğinin Türkiye’ye Yıllık Faturası: 138 Milyar Dolar Hava kirliliği Türkiye için de kritik bir ekonomik ve toplumsal sorun teşkil ediyor. Temiz Hava Hakkı Platformu’nun (THHP) 2025 tarihli Kara Raporu’na göre, hava kirliliğinin Türkiye ekonomisine yıllık maliyeti 138 milyar dolar. Hava kalitesinin Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) standartlarına düşürülmesi halinde, Türkiye’de her yıl en az 60 bin hayatın kurtarılabileceği vurgulanıyor. Uzmanlar Ne Diyor? Dr. Maria Neira (DSÖ Çevre, İklim Değişikliği ve Sağlık Departmanı Önceki Direktörü): "Temiz hava, bir toplumun yapabileceği en akıllı yatırımlardan biri; akciğerleri korur, hayat kurtarır ve ekonomileri güçlendirir. Bu, sağlık, iklim ve kalkınma arasında bir seçim meselesi değil. Hava kirliliğiyle mücadele, bunların üçünü de sağlar." Prof. Dr. Simon Dietz (LSE Çevre Politikası Profesörü ve Rapor Yazarı): "Bu rapor, iklim değişikliği ve hava kirliliğini ayrı sorunlar olarak ele aldığımızda, ikisiyle birlikte mücadele etmenin getireceği faydaları azımsadığımızı gösteriyor. İki mücadeleyi birlikte modellediğimizde elde edilen faydalar, tek tek sağlayabileceklerinden çok daha büyük oldu. Nitekim ikisinin de arkasında aynı kaynaklar ve politikalar var." Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan (THHP Yürütme Kurulu Üyesi ve Halk Sağlığı Uzmanı): "Hava kirliliğinin Türkiye ekonomisine bir yıldaki maliyeti 138 milyar dolara ulaşıyor, bu da GSYİH’nin yaklaşık yüzde 10’una denk geliyor. UNEP raporundaki önlemlerin Türkiye’de uygulanması hem bu ekonomik yükü azaltabilir hem de her yıl 62 binden fazla ölümü engelleyebilir. Türkiye açısından bunun en somut karşılığı elektrik üretiminde kömür kullanımından vazgeçmektir. 2024 verilerine göre sera gazı emisyonlarında dünyada 17. sırada yer alan Türkiye, kömürden çıkarak küresel çözüme anlamlı bir katkı sunabilir. COP31 Başkanlığını üstlenen Türkiye’den, kömürden çıkış için tarihli ve somut bir plan ile güçlü bir adil geçiş stratejisi talep etmeye devam edeceğiz."

Yağmurun Ülkesinde Kuraklık Alarmı: Birleşik Krallık İklim Değişikliğiyle Yüzleşiyor Haber

Yağmurun Ülkesinde Kuraklık Alarmı: Birleşik Krallık İklim Değişikliğiyle Yüzleşiyor

Yağışlı havasıyla tanınan Birleşik Krallık, 2026 yazında tarihinin en şiddetli ve yıkıcı kuraklıklarından biriyle sarsıldı. Kış aylarındaki bol yağışa ve dolup taşan barajlara rağmen Nisan-Temmuz döneminde yaşanan olağanüstü kuraklık, iklim krizinin ulaştığı boyutu gözler önüne serdi. Newcastle Üniversitesi Hidroloji Okutmanı Dr. Anna Murgatroyd, son beş yılda üçüncü kez tekrarlanan bu krizin, uzun süreli sıcak hava dalgalarıyla kesişmesi nedeniyle geçmiş yıllara kıyasla çok daha hayati riskler barındırdığını vurguluyor. Islak Kışlar, Kurak Yazlar: "Hava Durumunda Kırbaç Etkisi" İklim modelleri, artan sera gazı emisyonlarının aşırı hava olaylarını birer istisna olmaktan çıkarıp günlük yaşamın parçası haline getirdiğini gösteriyor. Süreci "hava durumunda kırbaç etkisi" olarak tanımlayan uzmanlar, sistemin bir uçtan diğerine savrulduğuna dikkat çekiyor: Sıcaklık Rekorları ve Aşırı Talep: İngiltere'nin güneyi, doğusu ve Galler'de sıcaklıklar günlerce 30-35 derecenin, yer yer 40 derecenin üzerinde seyretti. Aşırı sıcaklar su talebini patlattı; bazı su şirketleri yaz döneminde beklenenin %20 üzerinde bir taleple karşılaştı. Jet Akımı ve Yüksek Basınç: Kuzey Atlantik jet akımının yerini Avrupa kıtası üzerinde kenetlenen yüksek basınç alanlarına bırakması, sıcak ve kuru havanın ada üzerinde sıkışıp kalmasına yol açıyor. Yangınlar, Kuruyan Nehirler ve Yükselen Gıda Fiyatları Kuraklığın sıcak dalgalarıyla birleşmesi ekosistem, gıda güvenliği ve toplum sağlığı üzerinde ağır tahribat yaratıyor: Çöken Ekosistemler ve Orman Yangınları: Nehir seviyeleri kritik eşiklerin altına düşerken bazı nehir yatakları tamamen kurudu. Toprak neminin tükenmesi ve kuruyan bitki örtüsü, ülke genelinde kontrol edilmesi güç orman ve fundalık yangınlarını tetikledi. Tarımda Mahsul Kaybı ve Pahalılık: Tarlalarını sulayamayan çiftçiler ürünlerini kurumaya terk etmek zorunda kaldı. Taze meyve ve sebzede dışa bağımlılık artarken, gıda fiyatlarındaki tırmanış sosyoekonomik baskıyı derinleştirdi. Sağlık Riskleri: Soğuma imkanlarının kısıtlanması; çocuklar, hamileler ve yaşlılar başta olmak üzere hassas grupların sağlığını doğrudan tehdit ediyor. Altyapı Yatırımları Tek Başına Yetersiz: Çözüm Talep Yönetiminde Oxford Üniversitesi’nde Londra’nın su temin altyapısı üzerine doktora çalışmasını tamamlayan Dr. Anna Murgatroyd, sadece yeni barajlar inşa etmenin veya depolama kapasitesini artırmanın tek başına çözüm olmadığını belirtiyor. Sürecin talep yönetimi ile desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Murgatroyd, atılması gereken üç kritik adımı şöyle sıralıyor: Akıllı Su Sayaçları: Evlerde sabit tarife yerine su sayacı kullanımına geçilerek bireysel tüketim bilincinin oluşturulması. Su Verimliliği Yüksek Teknolojiler: Yeni yapılarda su tasarruflu beyaz eşyaların ve sistemlerin kullanımının zorunlu kılınması. Eski Altyapı ve Sızıntı Önleme: Bazen 100 yılı bulan eski şehir altyapılarındaki boru sızıntılarının giderilmesi. Özelleştirmenin Unutulan Vaatleri Birleşik Krallık’ta su yönetimi 1989 yılında özelleştirilerek Thames Water ve Northumbrian Water gibi bölgesel özel şirketlere devredilmişti. Piyasa rekabeti sayesinde altyapıya devasa yatırımlar yapılacağı sözü verilmiş olsa da, ülkede son barajın 1992 yılında inşa edilmiş olması kamuoyundaki tepkileri artırıyor. Bugün İngiliz halkı, su şirketlerinin vaat ettikleri altyapı iyileştirmelerini acilen hayata geçirmesini talep ediyor. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: Dr. Anna Murgatroyd

TUCSAP Kapsamında İzmir ve Manisa’da 28 Gübre Deposu Yapılacak Haber

TUCSAP Kapsamında İzmir ve Manisa’da 28 Gübre Deposu Yapılacak

Tarım Reformu Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen Türkiye İklim Akıllı ve Rekabetçi Tarımsal Büyüme Projesi (TUCSAP) kapsamında, hayvansal gübrenin çevre ve iklim dostu yöntemlerle yönetilmesine yönelik çalışmalar sürdürülüyor. Projenin “3.3. Su Kirliliği ve Sera Gazı Emisyonları Üzerindeki Hayvansal Üretimden Kaynaklanan Baskıların Azaltılması” alt bileşeni kapsamında, çiftçilerin doğal kaynakları koruma-kullanma dengesi içerisinde çevre ve iklim dostu tarım uygulamalarına yönlendirilmesi amacıyla İzmir ve Manisa’da demonstrasyon uygulamaları gerçekleştirilecek. Bu kapsamda İzmir’in Kiraz ilçesine bağlı Şemsiler Mahallesi ile Manisa’nın Ahmetli ilçesine bağlı Ataköy Mahallesi’nde hayvancılık işletmelerine 28 adet hayvansal gübre deposu yaptırılacak. Yapım işlerinin etkin ve mevzuata uygun şekilde yürütülmesi amacıyla oluşturulan Yapı Denetim Teşkilatında görevli personele yönelik iki günlük eğitim ve bilgilendirme programı da 18-19 Ağustos 2026 tarihlerinde gerçekleştirildi. Programa Tarım ve Orman Bakanlığı merkez teşkilatı ile İzmir ve Manisa İl Tarım ve Orman Müdürlüklerinde Yapı Denetim Teşkilatında görevlendirilen teknik personel katıldı. Eğitimler, Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı ile Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü uzmanlarının katkı ve desteğiyle gerçekleştirildi. Eğitim programında; yapım işlerinin uygulama projeleri, teknik şartname ve sözleşme hükümlerine uygunluğunun denetlenmesi, inşaat malzemelerinin kontrolü ve deney raporlarının değerlendirilmesi, imalatların ölçülmesi ve metraj işlemleri ile hak ediş raporlarının hazırlanması gibi teknik konular ele alındı. Ayrıca iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, Dünya Bankası’nın çevresel ve sosyal gereklilikleri ile kontrol, raporlama ve koordinasyon süreçlerine ilişkin katılımcılara bilgi verildi. Programla Yapı Denetim Teşkilatı personelinin teknik ve idari kapasitesinin güçlendirilmesi, uygulamalarda ortak bir yaklaşım geliştirilmesi ve yapım işlerinin sözleşme hükümlerine uygun, kaliteli ve güvenli şekilde tamamlanması hedeflendi. Hayvansal gübrenin uygun koşullarda depolanmasını sağlayacak uygulamalarla su ve toprak kaynaklarının korunması, tarımsal kaynaklı kirlilik ile sera gazı emisyonlarının azaltılması ve hayvancılık işletmelerinde sürdürülebilir gübre yönetiminin yaygınlaştırılması amaçlanıyor.

TUCSAP ile Çevre Dostu Hayvancılık Haber

TUCSAP ile Çevre Dostu Hayvancılık

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen Türkiye İklim Akıllı ve Rekabetçi Tarımsal Büyüme Projesi (TUCSAP) kapsamında, çevre ve iklim dostu tarım uygulamalarının yaygınlaştırılmasına yönelik önemli bir yatırım daha hayata geçiriliyor. Projenin “3.3. Su Kirliliği ve Sera Gazı Emisyonları Üzerindeki Hayvansal Üretimden Kaynaklanan Baskıların Azaltılması” alt bileşeni çerçevesinde, hayvancılık işletmelerinin gübre yönetimi altyapısının iyileştirilmesi ve hayvansal üretimin su kaynakları ile iklim üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılması amaçlanıyor. Bu kapsamda, İzmir’in Kiraz ilçesi Şemsiler Mahallesi ile Manisa’nın Ahmetli ilçesi Ataköy Mahallesi’nde yer alan hayvancılık işletmeleri için örnek hayvansal gübre depolarının yapım sözleşmesi imzalandı. Yatırımla birlikte hayvansal gübrenin uygun koşullarda depolanması, çevreye kontrolsüz biçimde yayılmasının önlenmesi, su kaynaklarının korunması ve sera gazı emisyonlarının azaltılmasına katkı sağlanması hedefleniyor. Uygulamanın, doğal kaynakların koruma-kullanma dengesi gözetilerek sürdürülebilir hayvancılık uygulamalarının yaygınlaştırılmasına örnek olması bekleniyor. Örnek uygulamaya katılan hayvancılık işletmeleri, Nitrat Eylem Planı’nda hayvansal gübre yönetimine ilişkin belirlenen tedbirleri uygulayacak olup ayrıca beş yıl süreyle Bakanlık tarafından yürütülecek çiftçi eğitimi, bilgilendirme ve farkındalık çalışmalarına aktif katılım sağlayacak. Hayvansal üretimden kaynaklanan çevresel baskıların azaltılmasını amaçlayan uygulama ile hem üreticilerin modern gübre yönetimi konusunda kapasitesinin geliştirilmesi hem de iklim değişikliğiyle mücadeleye ve doğal kaynakların korunmasına katkı sunulması hedefleniyor.

Bakan Kurum: ''Kuraklık Sınır Kapısında Durmuyor, Sel Ülke Seçip Ayırmıyor'' Haber

Bakan Kurum: ''Kuraklık Sınır Kapısında Durmuyor, Sel Ülke Seçip Ayırmıyor''

İLBANK tarafından Ankara’da düzenlenen "COP31 Yolunda İklim Dirençli Şehirler Zirvesi", uluslararası finans kuruluşları ve yerel yönetimlerin katılımıyla gerçekleştirildi. Zirvede konuşan COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum; deprem bölgesinde inşa edilen 500 bine yakın konutun iklim dirençli ve Sıfır Atık uyumlu olduğunu vurgularken, belediyelerin yeşil dönüşüm projeleri için 2,5 milyar euro değerinde yeni finansman paketleri üzerinde çalışıldığının müjdesini verdi. Tarihi zirveye; çok sayıda belediye başkanı, Asya Kalkınma Bankası (ADB) yöneticileri, uluslararası finans kuruluşları ile Birleşmiş Milletler (BM) temsilcileri katıldı. İklim krizinin küresel boyutuna dikkat çeken Bakan Kurum, Türkiye'nin COP31 sürecinde yalnızca vaat sunan değil, "ölçülmüş sonuçlar ve uygulanmış modeller" ortaya koyan bir liderlik sergileyeceğini ifade etti. "Kuraklık Sınır Kapısında Durmuyor, Sel Ülke Seçip Ayırmıyor" İklim krizinin sınır tanımayan yapısına değinen Bakan Murat Kurum, Antalya’da verilen sözlerin sahada karşılık bulduğu bir "Uygulama COP’u" hayata geçireceklerini belirtti: "Afrika’nın finansmana erişim sorununu, Pasifik ada devletlerinin varoluşsal kaygılarını, Asya’nın hızla büyüyen şehirlerini ve Avrupa’nın iklim uyum ihtiyacını aynı sorumlulukla ele alıyoruz. Çünkü atmosferin pasaportu yok. Kuraklık sınır kapısında durmuyor; sel, ülke seçip ayırmıyor. Hedefimiz açık: Her şart ve zorluk altında çalışan çözümleri büyüteceğiz; taahhüdü projeye, projeyi yatırıma, yatırımı insana ulaştıracağız." "Deprem Bölgesindeki 500 Bin Konut İklim Dirençli ve Sıfır Atık Uyumlu" Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinin ardından yürütülen Asrın İnşa Seferberliği'ni iklim dirençli şehircilik anlayışına somut örnek olarak gösteren Bakan Kurum, 11 ilde 455 bin konutun tamamlanarak teslim edildiğini hatırlattı. Kentsel yeniden inşa sürecinde sıfır enerjili bina konsepti uygulandığını kaydeden Kurum: Enkaz atıklarının dönüştürülmesi için devasa geri dönüşüm tesisleri kurulduğunu, İnşa edilen 500 bine yakın evin tamamının iklim dirençli, Sıfır Atık uyumlu ve enerji verimli tasarlandığını, Uygulanan yeni standartlar sayesinde enerji tüketiminde yüzde 39, sera gazı emisyonunda ise yüzde 38 oranında azalma sağlandığını açıkladı. Belediyelere Yeşil Dönüşüm Çağrısı: "Kayıp-Kaçağı Ölçün, Projenizi Hazırlayın" Yerel yönetimlerin iklim mücadelesindeki kilit rolüne dikkat çeken Bakan Kurum, belediye başkanlarına seslenerek şu çağrıda bulundu: "Sizlerden kayıp-kaçağı ölçmenizi, atığı ve enerjiyi takip etmenizi, afet risklerini mahalle mahalle tanımanızı ve bütün bunları finansmana hazır projelere dönüştürmenizi bekliyoruz. Biz her zaman yanınızdayız. Şu anda Asya Kalkınma Bankası ve diğer çözüm ortaklarımızla birlikte yaklaşık 2,5 milyar Euro’luk finansman paketleri üzerinde çalışıyoruz. Bu kaynakları; su kayıp-kaçaklarının önlenmesi, atık su arıtımı, yenilenebilir enerji ve atık bertaraf projelerinde belediyelerimizin hizmetine sunacağız." Depozito İade Sistemi’nde (DOA) 100 Milyon Ambalaj Sınırı Aşıldı Emine Erdoğan’ın himayelerinde bir dünya markasına dönüşen Sıfır Atık hareketinin önemine değinen Kurum, 1 Temmuz itibarıyla Türkiye genelinde yaygınlaşan Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sisteminin güncel verilerini paylaştı. Sistem kapsamında bugüne kadar dönüştürülen ambalaj sayısının 100 milyonun üzerine çıktığını belirten Bakan Kurum, bu modelin şehirlerin her noktasına yaygınlaştırılacağını ifade etti. İLBANK ve UCLG'den Küresel İklim İttifakı Zirvede konuşan diğer önemli isimler de COP31 hedeflerine yönelik stratejilerini paylaştı: İLBANK Genel Müdürü Eyyüp Karahan: İLBANK bünyesinde geliştirilen Sürdürülebilir Kentsel Dirençli Finansman Faaliyetini (SURF) küresel bir modele dönüştürmeyi hedeflediklerini belirterek, "SURF, Türkiye’den doğan ve tüm dünya şehirleri için değer üreten entegre bir finansman ve proje hazırlama yaklaşımıdır" dedi. UCLG Başkanı ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay: Yerel yönetimlerin iklim politikalarındaki kalıcı rolüne vurgu yaparak, "UCLG olarak yerel yönetimlerin COP süreçlerinin asli bir parçası haline gelmesini destekliyoruz. Türkiye’deki iyi uygulamaları küresel ölçekte paylaşmaya hazırız" ifadelerini kullandı. Asya Kalkınma Bankası (ADB) Temsilcisi Norio Saito: COP31 sürecinde çok taraflı kalkınma bankaları olarak Türkiye’deki yerel yönetimlere proje hazırlama ve finansman konusunda tam destek vereceklerini taahhüt etti.

Doğa Temelli Çözümler Projesinin Hazırlıkları Tamamlandı Haber

Doğa Temelli Çözümler Projesinin Hazırlıkları Tamamlandı

Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü (TRGM) ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) iş birliğinde yürütülecek, Küresel Çevre Fonu (GEF) finansmanıyla desteklenen ve Doğa Koruma Merkezi (DKM) tarafından uygulanacak "Doğa Temelli Çözümler Yoluyla Tarım-Gıda Sisteminin Sürdürülebilirliğinin ve Dayanıklılığının Artırılması Projesi"nin hazırlık çalışmaları tamamlandı. Türkiye, Küresel Programın Parçası Olacak Türkiye, Çin, Hindistan, Arjantin ve Kazakistan'ın da aralarında bulunduğu 32 ülkenin yer aldığı GEF Gıda Sistemleri Entegre Programı'nın önemli bir bileşeni olarak projede yer alacak. Proje, özellikle buğday üretimi ile hayvancılık ve mera sistemleri olmak üzere iki kritik üretim alanına odaklanacak. Proje 6 İlde Hayata Geçirilecek Proje; Tekirdağ, Niğde, Nevşehir, Bingöl, Kahramanmaraş ve Kars olmak üzere 6 ilde uygulanacak. Projenin temel amacı, doğa temelli çözümleri tarım sektörüne entegre ederek gıda sistemlerinden kaynaklanan çevresel baskıların azaltılmasına katkı sağlayacak. Bu kapsamda biyolojik çeşitlilik kaybı, toprak bozulumunun artması, tatlı su kaynakları üzerindeki baskı, tarımsal besin kirliliği ve sera gazı emisyonları gibi temel çevresel sorunların azaltılması hedefleniyor. Kurumsal İş Birliği ve Yeni Mekanizmalar Proje kapsamında kurumlar arasındaki koordinasyonu güçlendirecek mekanizmalar ile özel sektör ve üretici temsilcilerini bir araya getiren iş birliği platformları oluşturulacak; doğa temelli çözümlerin ulusal politika ve stratejilere entegrasyonunu destekleyecek yol haritası, uygulama rehberleri ve kapasite geliştirme programları hazırlanacak. Sürdürülebilir Üretim ve Karbon Emisyonlarının Azaltılması Buğday ve hayvancılık değer zincirlerinde sürdürülebilir üretimi desteklemek amacıyla ürün takip ve izlenebilirlik sistemleri, sürdürülebilirlik standartları ve finansman mekanizmaları geliştirilecek; özel sektör yatırımları ile kamu-özel sektör iş birlikleri teşvik edilecek. Pilot illerde doğa temelli uygulamalar hayata geçirilerek 5 bin hektar bozulmuş alan restore edilecek, 800 bin hektar tarımsal alanda sürdürülebilir yönetim uygulamalarının yaygınlaştırılması desteklenecek ve yaklaşık 5,2 milyon ton karbondioksit eşdeğeri sera gazı emisyonunun azaltılması veya tutulması sağlanacaktır. Eğitim ve Kapasite Geliştirme Faaliyetleri Ayrıca çiftçiler, teknik personel, kooperatifler ve özel sektör temsilcilerine yönelik eğitim, yayım ve kapasite geliştirme faaliyetleri yürütülerek 5 bin 386 doğrudan yararlanıcıya ulaşılması hedefleniyor. Proje kapsamında geliştirilecek izleme, raporlama ve doğrulama sistemi ile bilgi yönetimi ve deneyim paylaşım mekanizmaları sayesinde uygulama sonuçları izlenecek, başarılı örneklerin ulusal ölçekte yaygınlaştırılması desteklenecek. 48 Ayda Sürdürülebilir Dönüşüme Katkı Sağlayacak 48 ay süreyle uygulanacak projenin, Türkiye'de tarım ve gıda sistemlerinin sürdürülebilir dönüşümüne, kırsal alanlarda iklim dayanıklılığının artırılmasına ve doğa temelli çözümlerin yaygınlaştırılmasına önemli katkılar sunması bekleniyor.

Avrupa'da Aşırı Sıcaklar Nedeniyle 20 Binden Fazla Kişi Hayatını Kaybetti Haber

Avrupa'da Aşırı Sıcaklar Nedeniyle 20 Binden Fazla Kişi Hayatını Kaybetti

Avrupa'yı etkisi altına alan rekor sıcaklıklar, kıta genelinde büyük bir trajediye yol açtı. İklim bilimcilerin yaptığı son modelleme çalışması, 22-28 Haziran 2026 tarihleri arasında yaşanan aşırı sıcak hava dalgası nedeniyle 20 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koyuyor. ​Indiana Üniversitesi’nden iklim bilimci Dr. Christopher Callahan tarafından gerçekleştirilen analiz, aşırı sıcakların halk sağlığı üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne serdi. Avrupa genelinde yerel düzeylerde kabul görmüş "sıcağa bağlı ölüm modelleri" kullanılarak yapılan çalışmada, Haziran ayının son haftasında gözlemlenen sıcaklıklar, mevsim normalleriyle karşılaştırılarak ölüm artışları hesaplandı. ​Ülke Bazında Vahim Tablo ​İklim bilimci Dr. Callahan’ın modelleme sonuçlarına göre, 22-28 Haziran tarihleri arasında Avrupa ülkelerinde yaşanan "fazladan" ölüm sayıları şu şekilde kaydedildi: ​Fransa: 5.210 ölüm ​Almanya: 4.543 ölüm ​İspanya: 3.163 ölüm ​İtalya: 2.709 ölüm ​Uzmanlar, bu rakamların henüz başlangıç aşamasındaki tahminler olduğunu ve sıcaklık kaynaklı ölümlerin genellikle tam olarak kayda geçirilmediğini belirtiyor. Tahminlere göre sıcaklık kaynaklı her 10 ölümden 9’unun resmi kayıtlarda yer almadığı ifade ediliyor. ​"Fosil Yakıtların Bedelini Ödüyoruz" ​Araştırmaya dahil olmayan Leipzig Üniversitesi’nden iklim bilimci Dr. Karsten Haustein, yaşanan durumu "korkunç" olarak nitelendirerek, "2003 yılında yaşanan sıcak dalgasının sebep olduğu ölüm sayısının aşılmış olmasına şaşırmam. Ancak bu sefer ölümlerin çok daha fazlası, fosil yakıtlar yakmamızla doğrudan bağlantılı" değerlendirmesinde bulundu. ​Tyndall Center’dan Dr. Rita İssa ise yaşlılar, kronik hastalar, açık havada çalışanlar ve yalıtımı yetersiz evlerde yaşayanların en savunmasız gruplar olduğunu hatırlatarak, "Aşırı sıcaklarda halkı korumak hem halk sağlığı hem de sağlıkta eşitlik meselesidir" uyarısını yaptı. ​Sıcaklık Artışları Artık "Normal" Değil ​World Weather Attribution (WWA) tarafından yapılan daha önceki çalışmalar, Avrupa’daki sıcak hava dalgası sırasında kaydedilen gündüz ve gece sıcaklıklarının, 50 yıl önce meydana gelmesinin "neredeyse imkânsız" olduğunu ortaya koymuştu. ​Dr. Callahan, sera gazı salımları devam ettiği sürece bu tür aşırı sıcak olaylarının şiddetlenerek devam edeceğini vurguluyor. Halk sağlığını korumak için sadece emisyon azaltımının yeterli olmadığını belirten uzmanlar; klimaların yaygınlaştırılması, toplumsal destek mekanizmaları ve sağlık sistemlerinin kapasitesinin artırılması gibi "kısa vadeli uyum yatırımlarının" hayati önem taşıdığının altını çiziyor. Kaynak: İklim Masası

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.