Hava Durumu

#Sera Gazı

Kırsal Haber - Sera Gazı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sera Gazı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sıfır Atık'tan COP31'e: Türkiye'nin İklim Diplomasisi Paneli Haber

Sıfır Atık'tan COP31'e: Türkiye'nin İklim Diplomasisi Paneli

Sıfır Atık'tan Cop31'e: Türkiye'nin İklim Diplomasisi Paneli COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, İletişim Başkanlığınca düzenlenen "Sıfır Atık'tan COP31'e: Türkiye'nin İklim Diplomasisi" panelinde konuştu. Bakan Kurum, COP31 Başkanlığı’nın 10 öncelikli başlığını ve 6 uygulama hedefini sıraladı, “İlk önceliğimiz Sıfır Atık. COP Alanının her noktasında deneyimleyeceğimiz Sıfır Atık müzakerelerde de ana başlıklardan biri olacak. 2035’e kadar küresel belediye atık üretiminde beklenen artışı en az yarı yarıya azaltmayı hedef koyduk. Aynı tarihe kadar döngüsel malzeme kullanım oranının en az yüzde 15’e çıkarma hedefini ortaya koyduk ve bu kapsamda da ortaklıkları teşvik ediyoruz” dedi. Türkiye’nin ‘uygulamaya geçme’ kararlılığı ile bu organizasyona ev sahipliği yapacağının altını çizen COP31 Başkanı Kurum, “COP31 Başkanlığımızın tamamında Sayın Cumhurbaşkanımızın en çetin krizlerde dahi diyalogdan vazgeçmeyen, uzlaşı için sorumluluk alan anlayışını benimseyeceğiz. Bu anlayışla Türkiye olarak bir kez daha kıtalararası köprü kuracağız. Dünyanın en önemli toplantılarından biriyle 85 lideri, 300'e yakın bakanı, 1,5 milyon ziyaretçiyi ağırlayacağımız bir toplantıdan bahsediyoruz. Tüm misafirlerimizle birlikte iklim krizini diplomasiyle, sanatsal gösterilerle, kültürel etkinliklerle ve gençlerimizin güçlü bir şekilde katılımıyla anlatıyor olacağız” dedi. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, İletişim Başkanlığınca düzenlenen "Sıfır Atık'tan COP31'e: Türkiye'nin İklim Diplomasisi" paneline katıldı. İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran’ın ev sahipliğinde düzenlenen programda, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Burak Demiralp, Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Safa Koçoğlu Gürsoy, AK Parti Milletvekilleri Mehmet Galip Ensarioğlu, Emel Gözükara Durmaz, Abdulkadir Özel, TRT Genel Müdürü Prof. Dr. Zahid Sobacı, diğer kurumların genel müdürleri, üniversite rektörleri, kurul üyeleri ve İletişim Başkanlığı yöneticileri de yer aldı. “SIFIR ATIK ÇAĞRISINDA DOĞA İLE İNSAN RAKİP DEĞİL, YOL ARKADAŞIDIR” Sıfır Atık Hareketi’nin Türkiye ve dünya için önemine dikkat çeken COP31 Başkanı, “Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülüğünde başlattığımız Sıfır Atık Hareketi insanlığın sıfır noktasından tüm insanlığa yepyeni bir çağrı yaptı. Tabii bu çağrıda şunu hep söylüyoruz: doğa ile insan rakip değil, yol arkadaşıdır. Ve bu çağrıyı yapan Anadolu insanı, yere düştüğünde ekmeği öpüp alnına koyan, akan sudan bile israf etmeyen ve sınırsız tüketim anlayışını hor gören bir kültürden gelmektedir. İşte tam bu nedenle Sıfır Atık ülkemizde büyük bir seferberliğe dönüştü. Bu anlamda bireyden topluma, toplumun tüm kesimlerine kadar dalga dalga yayıldı. Çocuklarımız öğrendiklerini evlerine taşıdılar, ailelerimiz alışkanlıklarını değiştirdi” dedi. Kamu kurumlarının bu alanda yürüttükleri projelerle örnek teşkil ettiğinin altını çizen COP31 Başkanı Kurum, Türkiye’nin bu hareketle, kaynaklarını korurken enerjiden ve sudan tasarruf sağladığını sera gazı salımını azalttığını anlattı. Kurum, bu sayede Türkiye’nin 2017 yılında yüzde 13 olan geri kazanım oranını 2025’te yüzde 37’ye ulaştırdığını, 90 milyon ton atığın geri kazandırıldığını ekonomiye yaklaşık 365 milyar liralık katkı sağlandığını belirtti. DOA 500 MİLYON AMBALAJI GEÇTİ Sıfır Atık Hareketi’nin Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) Uygulaması ile yeni bir aşamaya taşındığını belirten Bakan Kurum, “Atıklarımızı topluyor, dönüştürüyoruz ve ekonomiye yeniden kazandırıyoruz. Ambalajlar bu anlamda geri dönüşüme tabii tutuluyor ve bu çerçevede projeye başladığımız günden itibaren 520 milyon ambalajı ekonomimize yeniden kazandırdık. Bu yönüyle Sıfır Atık Hareketi sadece yerel bir tecrübenin küresel bir başarısının adı değil. Bu anlamda küresel ölçekte yürüttüğümüz iklim diplomasisinin ortak çalışma dilidir. Ben bu vesileyle bir kez daha Sıfır Atık Hareketi’nin dünyaya yayılması için büyük emek gösteren Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi'ye şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu. “İNSANLIK VE DOĞA, BİR UÇURUMUN KENARINA DOĞRU HIZLA İLERLİYOR” Türkiye’nin COP31’e siyasi istikrarsızlığın derinleştiği, çatışmaların arttığı, en temel insani sorunların tüm coğrafyaları etkilediği bir dönemde hazırlandığına dikkat çeken COP31 Başkanı Kurum, şöyle devam etti: Dünya bugün büyük bir sarsıntının içinde. Savaşlar milyonlarca insanı yurdundan ediyor ve ekonomik krizler, çatışma kaynaklı belirsizlikler dengeleri değiştiriyor. Öyle bir noktaya geldi ki devletler, vatandaşlarına ‘evlerinizde gıda stoku’ yapın diyor. İnsanlık bu anlamda belirsizliğin kuşattığı daracık bir çemberin içine sıkışmış durumda. Ama şunu açıkça söyleyeyim, bu anlamda gerçekten bugün manşetleri dolduran bu siyasi ve ekonomik fırtınalar gelip geçecek. Geçmeyecek olan, geri getiremeyeceğimiz olan başka bir şey var: insanlık ve doğa bir uçurumun kenarına doğru maalesef hızla ilerliyor. Asıl tehlike, iklim krizinin bu gezegeni nefes alınamaz, yaşanamaz bir yere çevirmesidir. ANTALYA’DAKİ HORTUM FELAKETİ Antalya’da 4 vatandaşın hayatını kaybettiği hortum felaketine dikkat çeken Bakan Kurum, “İşte daha dün gece takip etmişsinizdir, Antalya'da şiddetli bir hortum. Ve bu hortum birçok ilçemizi adeta yıkıp geçti. Maalesef 4 vatandaşımızı kaybettik. Ben hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına tüm Antalya'mıza sabırlar diliyorum. Biz Akdeniz havzasındaki konumu nedeniyle iklim krizinin yıkıcı etkilerine maruz kalan bir ülkeyiz. Ve bu bilinçle yaşamayı öğrenmeli, tedbirleri almalıyız. İşte geçtiğimiz haftalarda İstanbul'da, Sarıyer'de, Ayazağa'da, Şile'de yine seller yaşadık. Kocaeli'de, Sakarya'da seller maalesef şehirlerimizi vurdu. Orada şehrimizin altyapısına, malına ve vatandaşlarımızın canına zarar verdi. İşte aslında iklim değişikliğiyle mücadele derken, uyum derken, adaptasyon derken tam da bunu kastediyoruz. Onun için kentsel dönüşümü bir milli güvenlik meselesi olarak görüyoruz” dedi. “İKLİM DEĞİŞİKLİĞİYLE MÜCADELE, GÜÇLÜ BİR DİPLOMASİ GEREKTİRİYOR” Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde iklim diplomasisine yön vereceğine dikkat çeken COP31 Başkanı Kurum, şöyle devam etti: Cumhurbaşkanımızın liderliğinde tüm dünyayı Antalya'da ağırlayacağız. Aslında tüm yaşadıklarımızdan çıkardığımız dersleri, sahada kazandığımız tecrübeyi ki, deprem bölgesinde 2 yılda 455 bin konutu vatandaşına teslim eden, dirençli şehirleri kuran altyapısıyla, üstyapısıyla, sosyal donatısıyla birlikte orada vatandaşıyla 6 Şubat sabahı el ele vermiş ve o şehirleri inşa etmiş bir Türkiye'nin tecrübesini, çözümlerini tüm dünyayla paylaşacağız. Bildiğiniz üzere iklim değişikliğiyle mücadele güçlü bir diplomasi gerektiriyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın sıklıkla ifade ettiği gibi, ‘barışa giden en kestirme yol; yapıcı diyalog ve diplomasidir.’ Biz de insanlığın doğayla artık barışması gerektiği inancıyla iklim krizinin bu anlamda temel nedeni olan bizleri, yani insanlığı diyaloğa davet ediyoruz. Bu kapsamda ülkelerin imkanları, ihtiyaçları ve iklim krizindeki sorumluluklarının farklı olduğu gerçeğini merkeze alıyoruz. Kuraklıkla mücadele eden bir ülkenin de yükselen deniz seviyeleri nedeniyle geleceğinden endişe eden bir devletin de Antalya'da sesini duyurmak istiyoruz. Kimseyi geride bırakmayacağımız, herkesle uzlaşı içerisinde hareket edeceğimiz, herkesi dinleyeceğimiz ve ortak bir çözüm iradesini de ortaya koyacağımız bir başkanlık sürecini inşallah yürütüyor olacağız. İşte COP31'e tam da bu anlayışla hazırlandık ve yol haritamızı diyalog, uzlaşı ve aksiyon olarak belirledik. Diyalogla ülkelerin ihtiyaçlarını belirleyecek ve bu anlamda yol haritamızı yine belirlediğimiz hedefler doğrultusunda ortaya koyacak, iradeyi güçlendirecek ve eylemle de aslında bu iradeyi somut sonuçlara dönüştüreceğiz. “ANTALYA’YA YÜRÜTTÜĞÜMÜZ İKLİM DİPLOMASİSİNİN ÇIKTILARIYLA GİDİYORUZ” COP31 Başkanlığı olarak güçlü bir diplomasi trafiği yürüttüklerinin altını çizen Bakan Kurum, “Antalya'da kuracağımız her bir masanın dünyanın yine herhangi bir yerinde çözüme kavuşan bir ihtiyaca karşılık gelmesini bekliyoruz. Orada evet sözler söyleyeceğiz, taahhütler vereceğiz ama artık taahhütlerin eyleme geçtiği, somut sonuçların üretildiği bir başkanlık sürecini de Antalya'da ortaya koymuş olacağız. Bu amaçla bir yıldır tüm bakanlıklarımızla birlikte çalışıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koymuş olduğu irade çerçevesinde ilgili tüm bakanlıklarımız; 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefini yakalama anlayışıyla gerek iklim değişikliğine uyum gerek iklim değişikliğine adaptasyon bağlamında enerjiden sanayiye, tarımdan kültüre hemen hemen her alanda bu iradeyi ortaya koydu ve yoğun bir hazırlık yürüttük. Hatay'dan Çin'e, Rusya'dan Trabzon'a, Fiji'den Bonn'a, Suudi Arabistan'dan Brüksel'e, Cenevre'ye kadar 51 ziyaret gerçekleştirdik ve 16 uluslararası zirveye katıldık. Bu temasların her birinde ülkelerin neye ihtiyaç duyduğunu ve birlikte ne yapabileceğimizi konuştuk. Antalya’ya tüm bu toplantıların, yıl boyunca dinleyerek ve çalışarak birlikte yürüttüğümüz iklim diplomasisinin çıktılarıyla gidiyoruz” diye konuştu. “COP31 BAŞKANLIĞI OLARAK, YAPTIĞIMIZ HER ÇAĞRININ GEREĞİNİ YERİNE GETİRDİĞİMİZİ DE İFADE EDECEĞİZ” COP31 Başkanlığı’nın ‘uygulama ‘hedefine vurgu yapan Bakan Kurum, şöyle devam etti: COP31'de Türkiye olarak dünyaya ne söyleyeceksiniz derseniz, her şeyden önce ‘Artık taahhütlerin eyleme geçme zamanıdır. Şimdi uygulama zamanıdır’ diyeceğiz ve işte o ‘gündelik krizlerin gürültüsü asıl gerçeğin sesini hiçbir zaman bastırmasın. Ve dünyamızın yarınını karanlığa bırakmayalım’ diyeceğiz. ‘İklim krizinin yıkıcı sonuçları gündelik hayatımızda hissediliyorsa iklim hedeflerinin sonuçları da görünür olmalı’ diyeceğiz. Elbette COP31 Başkanlığı olarak yaptığımız her çağrının gereğini yerine getireceğimizi de ifade edeceğiz. Türkiye olarak hedeflerimizi belirledik. Taahhütlerimizi ortaya koyduk, şimdi bu hedefleri hayata geçirecek yatırımları hızlandırma, iş birliklerini büyütme zamanıdır. ‘COP31 Uygulama COP’u olacak’ sözümüzü 10 öncelikle Antalya'da konuşacağız. “SIFIR ATIK MÜZAKERELERDE DE ANA BAŞLIKLARDAN BİRİ OLACAK” Bakan Kurum, COP31 Başkanlığı’nın 10 öncelikli başlığını ve 6 uygulama hedefini sıraladı, “İlk önceliğimiz Sıfır Atık. COP Alanının her noktasında deneyimleyeceğimiz Sıfır Atık müzakerelerde de ana başlıklardan biri olacak. 2035’e kadar küresel belediye atık üretiminde beklenen artışı en az yarı yarıya azaltmayı hedef koyduk. Aynı tarihe kadar döngüsel malzeme kullanım oranının en az yüzde 15’e çıkarma hedefini ortaya koyduk ve bu kapsamda da ortaklıkları teşvik ediyoruz” dedi. Bakan Kurum, diğer eylem gündemi başlıklarını, Temiz Enerji Dönüşümü/ Elektrifikasyon, Gıda Güvenliği, İklim Uygulama Köprüsü, Okyanuslar ve Denizler, İklim Dirençli Şehirler, Gençlik ve Eğitim, Dinamik ve Dayanıklı Sağlık Sistemleri, Rio Sinerjisi, Yeşil Sanayileşme olarak sıraladı. SURFF VE İKLİM UYGULAMA KÖPRÜSÜ’NÜ ANLATTI COP31’in 6 uygulama hedefi arasında yer alan Elektrifikasyonun küresel nihai enerji tüketimindeki payının 2035’te yüzde 35’e ulaşması hedefi ile SURFF ve İklim Uygulama Köprüsü (BRIDGE)’ı ayrı bir parantez açan Bakan Kurum, “İklime dirençli şehirler insanlığın ortak hedefi olmalı dedik: Türkiye olarak binaların enerji kullanım yoğunluğunu 2035’e kadar en az yüzde 25 azaltma hedefi koyduk. Öte yandan İLBANK’la geliştirdiğimiz SURFF (Sürdürülebilir Kentsel Dirençlilik Finansmanı Faaliyeti) projemiz var. Şehirlerimizin altyapı ihtiyaçlarını finansmana hazır yatırım projelerine dönüştürmeyi amaçladık. Bugün gelişmekte olan birçok ülke maalesef bu projeleri hazırlamakta bile güçlük çekiyor. Bu hedefi destekleyecek, birlikte finansmanı ve kurumsal kapasiteyi güçlendirecek İklim Uygulama Köprüsünü (BRİDGE) hayata geçiriyoruz. Ülkelerin hedeflerini uygulanabilir projelerle buluşturacağız. Aslında proje hazırlığından teknik desteğe, finansmana erişime kadar ihtiyaç duyulan tüm bağlantıları bu anlamda güçlendireceğiz” dedi. “TÜRKİYE OLARAK BİR KEZ DAHA, KITALAR ARASINDA KÖPRÜ KURACAĞIZ” Türkiye’nin ‘uygulamaya geçme’ kararlılığı ile bu organizasyona ev sahipliği yapacağının altını çizen COP31 Başkanı Kurum, konuşmasını şöyle tamamladı: COP31 Başkanlığımızın tamamında Sayın Cumhurbaşkanımızın en çetin krizlerde dahi diyalogdan vazgeçmeyen, uzlaşı için sorumluluk alan anlayışını benimseyeceğiz. Bu anlayışla Türkiye olarak bir kez daha kıtalararası köprü kuracağız. Hep söylüyoruz, Türkiye, Doğu ile Batı, Kuzey ile Güney arasında köprü vazifesi görecek. Gelişmiş ülkelerin beklentilerini, gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayan bir köprü vazifesi görecektir. Bu kapsamda o köprü kuracağımız başkanlık anlayışının yine altında Antalya'da çok önemli organizasyona ev sahipliği yapacağımızı ifade ettik ve bugün dünyanın en önemli toplantılarından biriyle 85 lideri, 300'e yakın bakanı, 1,5 milyon ziyaretçiyi ağırlayacağımız bir toplantıdan bahsediyoruz. Bu gerçekten iklim diplomasisindeki en önemli toplantı. Tüm misafirlerimizle birlikte iklim krizini diplomasiyle, sanatsal gösterilerle, kültürel etkinliklerle ve gençlerimizin güçlü bir şekilde katılımıyla anlatıyor olacağız. Ulusal, uluslararası çok değerli sanatçılarımızın eserleri, sergiler, konserler, paneller, etkinlikler yine dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerimize unutulmaz bir deneyim yaşatacağız. Mavi Alan, Yeşil Alan’la birlikte 1.1 milyon metrekarelik Türkiye'nin en büyük açık hava gösteri merkezi olacak Antalya Expo alanı. Tüm Türkiye'yi buraya davet ediyoruz. Antalya'nın misafirperverliğini ve Türkiye'nin gücünü göstereceğiz ve en önemlisi inanıyorum ki ülkemizin barışçıl diplomasisi COP31'e ilham olacak ve diyalogla kurulan her masa uzlaşıya ve eyleme dönüşecek. Birlikte attığımız her adım çocuklarımıza bırakacağımız yine en büyük miras olacak. İLETİŞİM BAŞKANI DURAN: ZİRVE FARKLI KOŞULLARA VE ÖNCELİKLERE SAHİP ÜLKELERİ ORTAK ÇÖZÜMLER ETRAFINDA BİR ARAYA GETİRECEK İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran ise konuşmasında İletişim Başkanlığı olarak Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadele çalışmalarını uluslararası kamuoyuna aktarmak açısından önemli bir rol üstlendiklerini belirtti. Duran, “Çevre ve İklim medya turları düzenliyoruz. COP31'e katılacak ulusal ve uluslararası medya mensuplarının akreditasyonlarını yapıyoruz. Yaklaşık 3 bin basın mensubunun 1.400'ünün işlemleri tamamlandı. Konferans alanında gazetecilerin görev yapacağı medya merkezinin planlaması ve teşkiline yönelik çalışmalara da katkı sağlıyoruz. Ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olan bu zirvenin farklı koşullara ve önceliklere sahip ülkeleri ortak çözümler etrafında bir araya getireceğine canı gönülden inanıyorum” dedi.

Türkiye, Emisyon Artışında G20 İkincisi: UNEP'ten Kritik İklim Uyarısı Haber

Türkiye, Emisyon Artışında G20 İkincisi: UNEP'ten Kritik İklim Uyarısı

Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) Emisyon Açığı 2026 Raporu, küresel ısınmada 1,5 derece eşiğinin aşılmasının kaçınılmaz hale geldiğine dikkat çekiyor. Mevcut politikaların sürmesi halinde yüzyıl sonunda küresel sıcaklık artışının 2,8 dereceye ulaşabileceği belirtilirken, Türkiye’nin 2025 yılında emisyonlarını en hızlı artıran ikinci G20 ülkesi olacağı öngörülüyor. Uzmanlar, Türkiye’nin iklim hedeflerinin gerçek bir emisyon azaltımı sağlamadığı uyarısında bulunuyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), 2010 yılından bu yana her yıl yayımladığı Emisyon Açığı Raporu’nun 2026 yılı sonuçlarında, küresel ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefinin giderek zorlaştığına dikkat çekiyor. “Emissions Gap Report 2026: The Point of Return” başlıklı raporda, kritik 1,5 derece eşiğinin kaçınılmaz olarak aşılacağı değerlendirmesi öne çıkıyor. Raporun basın toplantısına video mesaj gönderen Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, sıcaklık artışında 1,5 derece sınırının aşılmasının mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmediğini vurguladı. Guterres, aşımın mümkün olduğunca küçük ve kısa tutulması, küresel ısınmanın yüzyıl sonunda yeniden 1,5 derece seviyesine indirilebilmesi için sera gazı emisyonlarında acil ve güçlü kesintiler yapılması gerektiğine işaret etti. Bilimsel değerlendirmelere göre 1,5 derece eşiğinin aşılması; ölümcül seller, sıcak hava dalgaları ve orman yangınları gibi iklim kaynaklı afetlerin riskini ve etkilerini önemli ölçüde artırabilir. Mevcut politikaların devam etmesi durumunda ise küresel sıcaklık artışının yüzyıl sonuna kadar 2,8 dereceye ulaşabileceği öngörülüyor. Küresel emisyonlarda ciddi azaltım gerekiyor UNEP raporuna göre küresel ısınmayı yüzyıl sonunda yeniden 1,5 derece seviyesine düşürmeyi amaçlayan senaryonun yüzde 50 olasılıkla gerçekleşebilmesi için, küresel sera gazı emisyonlarının 2025 seviyelerine kıyasla 2030 yılına kadar yüzde 18, 2035 yılına kadar yüzde 45 ve 2040 yılına kadar yüzde 69 azaltılması gerekiyor. Ancak ülkelerin mevcut iklim hedeflerini tamamen yerine getirmesi durumunda bile emisyonlardaki düşüşün 2030 yılına kadar yüzde 5 ila 8, 2035 yılına kadar ise yüzde 11 ila 15 düzeyinde kalacağı hesaplanıyor. Raporda, 1,5 derece hedefine ulaşılması için karbon giderim teknolojileriyle 320 gigaton karbondioksitin kalıcı olarak depolanmasının da gerektiği belirtiliyor. Bu miktar, 2024 yılı küresel emisyonlarının yaklaşık sekiz katına karşılık geliyor. UNEP, bu ölçekte bir karbon gideriminin sosyoekonomik ve teknolojik zorluklar barındırdığına ve önemli belirsizlikler içerdiğine dikkat çekiyor. İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin ise atmosferdeki karbonu yakalayıp kalıcı biçimde depolayabilecek, büyük ölçekte uygulanabilir bir teknolojinin bulunmadığını ve böyle bir teknolojinin geliştirileceğine ilişkin yeterli kanıt olmadığını belirtiyor. Şahin, karbon giderimine ilişkin beklentilerin emisyonların sıfırlanması ve fosil yakıtların tamamen terk edilmesi zorunluluğuna zarar verebileceğini savunuyor. Fosil yakıtlardan çıkış kritik önemde Raporda, küresel ısınmayı yüzyıl sonunda yeniden 1,5 derece seviyesine düşürmek için fosil yakıtlardan uzaklaşmanın temel koşullardan biri olduğu vurgulanıyor. 2025 seviyeleri esas alındığında, toplam enerji arzında kömürün payının 2035 yılına kadar en az yüzde 55, petrolün yüzde 15 ve doğal gazın yüzde 5 azaltılması gerekiyor. 2040 yılına gelindiğinde ise kömürde yüzde 75, petrolde yüzde 30 ve doğal gazda yüzde 35 oranında azaltım sağlanması gerektiği belirtiliyor. Mevcut politikaların sürmesi halinde yüzyıl sonunda küresel sıcaklık artışının 2,8 dereceye ulaşacağı, ülkelerin mevcut iklim hedeflerini gerçekleştirmesi durumunda ise bu artışın 2,6 derece seviyesinde kalacağı tahmin ediliyor. Küresel emisyonlarda en büyük paya sahip altı kirletici Çin, ABD, Hindistan, Avrupa Birliği, Rusya ve Endonezya olarak sıralanıyor. Kişi başına düşen emisyonlar dikkate alındığında ise Hindistan ve Endonezya'nın sıralaması geriliyor. Raporda ayrıca Hindistan'ın uzun süredir devam eden hızlı emisyon artışının 2025 yılında yavaşladığına ilişkin değerlendirmeye yer veriliyor. Türkiye, emisyon artışında G20 ülkeleri arasında ikinci sırada UNEP'in 2026 raporunda Türkiye'nin emisyon performansı da dikkat çekiyor. Hesaplamalara göre 2025 yılında emisyonlarını en fazla artıran ülke, 133 megaton karbondioksit eşdeğeri (MtCO2e) artışla ABD oldu. ABD'yi 24 MtCO2e artışla Türkiye, 18,9 MtCO2e ile İran ve 17,4 MtCO2e ile Endonezya izledi. Bu tablo, Türkiye'yi 2025 yılında emisyonlarını en hızlı artıran ikinci G20 ülkesi konumuna taşıyor. Raporda Türkiye'nin iklim hedeflerine ilişkin önemli bir değerlendirme de yer alıyor. Türkiye'nin yanı sıra Çin, Hindistan, Endonezya, Rusya ve Güney Afrika'nın mevcut politikalarının, Ulusal Katkı Beyanları'nda (NDC) yer alan hedeflerden daha düşük emisyon seviyelerine yol açabileceği belirtiliyor. Özellikle Türkiye ve Rusya'nın emisyonlarının mevcut politikalar doğrultusunda seyretmesi halinde, gerçekleşecek emisyonların Ulusal Katkı Beyanları'nda hedeflenen seviyelerin yüzde 20 altında kalabileceği ifade ediliyor. Bu durum, söz konusu ülkelerin iklim hedeflerinin mevcut politikalara kıyasla yeterince iddialı olmadığını ve ilave emisyon azaltım adımlarını zorunlu kılmadığını ortaya koyuyor. Ümit Şahin: Türkiye'nin gerçek bir emisyon azaltım hedefi yok İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin, Türkiye'nin iklim hedeflerinin mevcut politikalarla karşılaştırıldığında ek bir çaba gerektirmediğine ilişkin tespitin raporun Türkiye'ye yönelik en önemli uyarılarından biri olduğunu belirtiyor. Şahin, önceki raporlarda da yer alan bu uyarının, geçen yıl açıklanan yeni Ulusal Katkı Beyanı ile değişmediğine dikkat çekiyor. Türkiye'nin 2035 yılında emisyonlarını düşürmeyi hedeflediği seviyenin, mevcut politikalarla emisyonların ulaşabileceği seviyenin oldukça üzerinde olduğunu belirten Şahin, bu durumun gerçek bir emisyon azaltım hedefinin bulunmadığını gösterdiğini savunuyor. Şahin, Türkiye'nin mevcut durumun devamını kâğıt üzerindeki hesaplamalarla bir iklim politikası gibi sunduğunu belirterek, yıllardır Türkiye'nin ciddi bir iklim politikası bulunmadığını söylediklerini, bu kez aynı uyarının doğrudan Birleşmiş Milletler tarafından yapıldığını ifade ediyor. Türkiye'nin COP31 başkanlığına da değinen Şahin, ulusal iklim politikaları ciddi ve somut adımlara dayanmadığı sürece ülkenin uluslararası alanda inandırıcı bir iklim liderliği sergilemesinin zor olacağını dile getiriyor. Türkiye'nin kömür politikası eleştirilerin odağında Dr. Ümit Şahin'e göre Türkiye'nin emisyon azaltım hedeflerinin yetersiz kalmasının en önemli nedenlerinden biri, kömür kullanımından vazgeçilmemesi. Yenilenebilir enerjideki mevcut artış hızının olumlu olduğunu belirten Şahin, enerji politikalarında kömürden çıkış konusunda adım atılmaması nedeniyle bu gelişmenin emisyonları azaltacak kapsamlı bir enerji dönüşümüne dönüşmediğini ifade ediyor. İstanbul Politikalar Merkezi'nin modelleme çalışmalarının, Türkiye'deki kömürlü termik santrallerin 2036 yılına kadar kademeli olarak kapatılmasının mümkün olduğunu gösterdiğini belirten Şahin, Türkiye'nin kömürden kademeli çıkış kararını alarak bunu kamuoyuna açıklaması gerektiğini savunuyor. Şahin ayrıca mevcut Ulusal Katkı Beyanı'nın gelecek yıl güncelleneceğinin ve mutlak emisyon azaltım hedefinin benimseneceğinin şimdiden açıklanmasını öneriyor. Türkiye'nin 2030 yılında açıklayacağı bir sonraki Ulusal Katkı Beyanı ile birlikte yayımlanması planlanan fosil yakıtlardan uzaklaşma yol haritası için de hazırlıklara başlanması gerektiğini belirtiyor. Türkiye'nin COP başkanlığının 2027 yılı sonuna kadar devam edeceğini hatırlatan Şahin, olumlu ve inandırıcı bir iklim liderliğinin ancak ülke içinde gerçek iklim politikalarının uygulanmasıyla mümkün olabileceğini ifade ediyor. “Türkiye'nin emisyon artışı rekor kırmaya devam edecek” Türkiye'nin G20 ülkeleri arasında emisyon artışında ikinci sırada yer alacağı öngörüsünü de değerlendiren Dr. Ümit Şahin, emisyon azaltım hedefi bulunmadığı sürece Türkiye'nin emisyon artışının devam edeceğini söylüyor. Şahin, emisyon artışının yalnızca ekonominin olağan seyriyle açıklanamayacağını, fosil yakıtları destekleyen politika tercihlerinin de belirleyici olduğunu belirtiyor. ABD'nin emisyon artışında ilk sırada yer almasını da bu değerlendirmesini destekleyen bir örnek olarak gösteriyor. Türkiye'nin COP31 başkanı olarak fosil yakıtlardan uzaklaşmayı, öncülük ettiği elektrifikasyon girişiminin temel koşullarından ve uygulama ilkelerinden biri haline getirmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, böyle bir yaklaşımın hem uluslararası iklim politikalarında hem de Türkiye'nin ulusal politikalarında güçlü bir değişim sinyali oluşturabileceğini ifade ediyor. Özlem Katısöz: COP31'de somut eylem dönemi başlamalı Avrupa İklim Eylem Ağı Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz de UNEP raporunun ortaya koyduğu bilimsel uyarıların siyasi kararlara ve somut uygulamalara dönüştürülmesi gerektiğini belirtiyor. COP31 Başkanı Murat Kurum'un taahhütlerden somut eyleme geçilmesi gerektiğini sık sık vurguladığını hatırlatan Katısöz, bu söylemin gerçek politikalarla desteklenmesinin önemine dikkat çekiyor. Katısöz'e göre Türkiye'nin iklim politikalarındaki tutarlılık iki alanda sınanacak. İlk olarak Türkiye'de, yeni kömürlü termik santral projelerinin izin süreçlerinin durdurulması ve hazırlanan Ulusal Adil Geçiş Stratejisi'nin kömüre bağımlı yerel ekonomilerin dönüşümünü kapsaması gerekiyor. İkinci olarak COP31 sürecinde gelişmiş ülkelerin ve bu dönüşümü gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip gelişmekte olan ülkelerin fosil yakıtlardan çıkış için yol haritaları hazırlamasına öncülük edilmesi önem taşıyor. Katısöz, gelişmekte olan ülkelerin dönüşümünü hızlandıracak finansman ve adil geçiş mekanizmalarının hayata geçirilmesinin de COP31'in öncelikleri arasında bulunması gerektiğini vurguluyor. COP31 öncesinde Türkiye'nin iklim politikaları gündemde UNEP'in Emisyon Açığı 2026 Raporu, küresel ısınmanın sınırlandırılması için mevcut iklim hedeflerinin ve uygulanan politikaların yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Küresel sıcaklık artışının yüzyıl sonunda 2,8 dereceye ulaşabileceği uyarısı, emisyon azaltımında daha hızlı ve kapsamlı adımlar atılması gerektiğini gösteriyor. Türkiye açısından ise emisyon artışında G20 ülkeleri arasında ikinci sırada yer alınması ve mevcut iklim hedeflerinin ilave politika gerektirmeyecek kadar yetersiz bulunması öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Uzmanlar, Türkiye'nin COP31 başkanlığı sürecinde güvenilir bir iklim liderliği üstlenebilmesi için kömürden kademeli çıkış, mutlak emisyon azaltım hedefi, fosil yakıtlardan uzaklaşma yol haritası ve adil geçiş politikaları konusunda somut adımlar atması gerektiğini belirtiyor. Kaynak: İklim Masası - www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş

Denizli’nin İklim Geleceği İçin Tarihi Adım Haber

Denizli’nin İklim Geleceği İçin Tarihi Adım

Denizli Büyükşehir Belediyesi, iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir kent vizyonu kapsamında hazırladığı Yerel İklim Değişikliği Eylem Planı (YİDEP) Lansmanı ve İş Birliği Protokolü imza törenini geniş bir katılımla gerçekleştirdi. DBB Kongre ve Kültür Merkezi Mehmet Gazi Salonu’nda düzenlenen törene Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, İstanbul Enerji A.Ş. Genel Müdürü Dr. Yüksel Yalçın, DBB Genel Sekreteri Bülent Bozbaş, belediye bürokratları, akademisyenler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve çok sayıda genç katıldı. “Geleceğe miras bırakma yolculuğu” Törende konuşan Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, küresel iklim krizine karşı dayanışmanın önemine dikkat çekti. Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir çevre bırakma sorumluluğuna vurgu yapan Başkan Çavuşoğlu, "Bu işin hikayesi tamamen 'ben' değil 'biz' diyebilen bir nesille geleceği yaratmaktan ibaret. Kendi hırslarının ve zenginleşmelerinin fütursuzluğundan kurtulup, başkalarının ve geleceğin mutluluğuna ortak olan insanların sayısını çoğalttığımızda birçok sorunu da çözeceğiz. Büyükşehir Belediyesi olarak göreve geldiğimiz günden bu yana doğanın, çevrenin, suyun ve atığın en doğru şekilde yönetilmesi için çaba sarf ediyoruz. Birlikte elimizi taşın altına koyarak geleceğe bırakacağımız mirasa daha çok sahip çıkacağız" ifadelerini kullandı. "Gezegenin rengi değişiyor, enerji bağımsızlığı şart" İstanbul Enerji A.Ş. Genel Müdürü Dr. Yüksel Yalçın ise konuşmasında küresel ısınmanın yarattığı gıda, su ve enerji krizlerine değindi. Sanayi devriminden bu yana küresel ölçekte yaşanan tahribatın son 25 yılda zirveye ulaştığını belirten Yalçın, "Dünyanın rengi maviden pembeye, kırmızıya doğru ilerliyor. Gelecekte kuraklık nedeniyle yaşanacak tarımsal krizler ve göçler bilimsel bir gerçek. Bu süreçte yerel yönetimlerin imar planlarından enerji üretimine kadar sorumluluk alması gerekiyor. Binaların üzerine güneş enerjisi sistemlerinin entegre edilmesi artık bir tercih değil, imar anlayışımızın doğal bir parçası olmalı" dedi. Enerji bağımsızlığının milli bağımsızlığın temeli olduğunu vurgulayan Yalçın, "Dünyadaki savaşların ana sebebi enerjidir. Bu ülke gelecekte de tam bağımsız kalacaksa, kendi enerjisini kendi üretmek zorunda. Denizli’de attığımız bu imza, kentin 2050 yılı için koyduğu karbon nötr hedefine giden yolda çok kıymetli bir adımdır" diye konuştu. 8 aşamalı yol haritası ve bütüncül yaklaşım Süreç ve teknik detaylar hakkında sunum yapan Denizli Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanı Umut Somyürek, YİDEP’in sadece bir çevre planı değil; ulaşım, altyapı, halk sağlığı, tarım ve afet yönetimini kapsayan bütüncül bir yatırım programı olduğunu ifade etti. İklim Kanunu ve ilgili yönetmelik doğrultusunda başlatılan 8 aşamalı yol haritasını aktaran Somyürek, teknik altyapı ve veri toplama süreçlerinin ardından kent genelinde sera gazı envanterinin hesaplanacağını ve risk analizlerinin çıkarılacağını belirtti. Denizli’nin orman yangınları, su güvenliği, kentsel ısı adaları ve jeotermal kaynakların korunması gibi belirgin kırılganlıkları olduğunu kaydeden Somyürek, belirlenecek uyum ve azaltım eylemlerinin Valilik onayı ve kamuoyunun katılımıyla hayata geçirileceğini vurguladı. Törende ayrıca Denizli Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Enerji A.Ş. arasında işbirliği protokolü imzalandı. Akademik panelde "Denizli’nin iklim geleceği" masaya yatırıldı Protokol imza töreninin ardından düzenlenen "Denizli'nin İklim Geleceği" başlıklı akademik panele uzman isimler katılarak kentin iklim vizyonunu çok yönlü olarak ele aldı. Moderatörlüğünü Pamukkale Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mutlu Yaşar’ın üstlendiği oturumda panelistler şu isimlerden oluştu: Prof. Dr. Nurhan Meydan Acımış – PAÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Prof. Dr. Görkem Gülhan – PAÜ Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Dr. Öğr. Üyesi Yağmur Meltem Aydın Kızılkaya – PAÜ Çevre Mühendisliği Bölümü, İbrahim Engin Demirci – DESKİ Arıtma Tesisleri Daire Başkanı, Aykut Atlas – Denizli Enerji A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı, Ersin Aydın – İstanbul Enerji A.Ş. Enerji Yönetimi ve Proje Müdürü kentin iklim geleceğine yönelik birikimlerini paylaştı. Soru-cevap bölümü ve görüşlerin alınmasının ardından program toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.

Tat Gıda, Elektrik Tüketiminin Yüzde 97’sini Güneşten Karşılayacak Haber

Tat Gıda, Elektrik Tüketiminin Yüzde 97’sini Güneşten Karşılayacak

Tat Gıda, enerji dönüşümü yatırımlarına bir yenisini daha ekledi. Manisa’daki ilk güneş enerjisi santralini (GES) 21 Mayıs 2025’te devreye alan şirket, Afyonkarahisar’da ikinci GES’in fiziki kurulumunu tamamladı ve 16 Eylül 2026’da devreye aldı. İki santralin tam kapasiteyle çalışmasıyla şirketin yıllık elektrik tüketiminin yüzde 97’sinin güneş enerjisinden karşılanması hedefleniyor. Gıda sanayisinde sürdürülebilir üretim ve enerji verimliliğine yönelik çalışmalarını sürdüren Tat Gıda, yenilenebilir enerji yatırımlarında kapasitesini büyütüyor. Manisa Akçaköy’deki ilk GES yatırımını geçen yıl faaliyete geçiren şirket, Afyonkarahisar Çiçektepe’deki ikinci santralinde de inşaat ve fiziki kurulum aşamalarını tamamladı ve 16 Eylül 2026 tarihinde devreye aldı. Tat Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Memiş, iki santralin tam kapasiteyle devreye alınmasıyla şirketin yıllık elektrik tüketiminin yüzde 97’sini yenilenebilir kaynaklardan karşılayacaklarını belirtti. Tat Gıda Afyonkarahisar Çiçektepe GES’in yaklaşık 4 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirildiğini bildiren Veysel Memiş, santralin 9,92 MWp kurulu güce sahip olduğunu ve projede 16.008 adet güneş paneli kullanıldığını ifade etti. Santralin yıllık yaklaşık 15,8 milyon kilovatsaat elektrik üretmesinin öngörüldüğünü aktaran Veysel Memiş, TEDAŞ kabul süreçlerinin tamamlanmasının ardından Afyonkarahisar Çiçektepe GES’i 16 Eylül 2026 tarihinde devreye alındığını kaydetti. İki santralden yıllık 19,5 milyon kilovatsaat elektrik üretimi hedefleniyor Veysel Memiş, Manisa ve Afyonkarahisar’daki iki GES’in toplam üretim kapasitesinin yıllık yaklaşık 19,5 milyon kilovatsaat olacağını belirterek, şöyle devam etti: “Akçaköy’de devreye aldığımız ilk güneş enerjisi santralimizin ardından Afyonkarahisar Çiçektepe yatırımımızda da önemli bir aşamayı geride bıraktık. Kurulum çalışmalarını tamamladığımız bu projemizi TEDAŞ kabul süreçlerinin ardından devreye aldık. Yaklaşık 9,92 MWp kurulu güce sahip Afyonkarahisar Çiçektepe GES’ten yıllık 15,8 milyon kilovatsaat elektrik üretimi öngörüyoruz. Manisa ve Afyonkarahisar’daki iki santralimizin toplamında ise yıllık yaklaşık 19,5 milyon kilovatsaat yeşil elektrik üreterek toplam tüketimimizin yüzde 97’sini güneşten sağlayacağız.” “Yeni santralimiz 9 bin 892 ton karbon emisyonunu önleyecek” Yenilenebilir enerji yatırımlarının yalnızca çevresel kazanımlar açısından değil, sanayinin rekabet gücü bakımından da önem taşıdığına işaret eden Veysel Memiş, enerji maliyetlerinin üretim yapan şirketler açısından kritik bir unsur haline geldiğini vurguladı. Veysel Memiş, Tat Gıda’nın yenilenebilir enerji üretim kapasitesini artırarak enerji maliyetlerini daha öngörülebilir hale getirmeyi ve enerji arz güvenliğini güçlendirmeyi amaçladığını belirtti. Afyonkarahisar Çiçektepe GES’in çevresel katkısına da değinen Veysel Memiş, santralin yıllık yaklaşık 9 bin 892 ton CO₂e sera gazı emisyonunun önlenmesine katkı sağlayacağını bildirdi. “2030’da yüzde 55 emisyon azaltımı, 2050’de net sıfır hedefliyoruz” Tat Gıda’nın GES yatırımlarının şirketin uzun vadeli iklim hedeflerinin de bir parçası olduğunu belirten Veysel Memiş, sürdürülebilirliği çevresel etkilerin azaltılmasının ötesinde, şirketin uzun vadeli rekabet gücünü destekleyen stratejik bir unsur olarak değerlendirdiklerini ifade etti. Veysel Memiş, şirketin 2030 yılına kadar emisyonlarını yüzde 55 azaltmayı, 2050’de ise net sıfır emisyona ulaşmayı hedeflediğini belirterek, enerji dönüşümünün iki santralle sınırlı kalmayacağını söyledi. Veysel Memiş, “Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel etkilerimizi azaltan bir yaklaşım değil, uzun vadeli rekabet gücümüzün temel unsuru olarak görüyoruz. Bu adımlar, 2030 yılına kadar emisyonlarımızı yüzde 55 azaltma ve 2050’de net sıfır emisyona ulaşma hedeflerimizin somut birer parçasıdır. Enerji dönüşümümüzü iki santralle sınırlı tutmayacak, enerji verimliliği ve karbon ayak izini azaltma odaklı projelerimizi büyütmeye devam edeceğiz.” dedi. Veysel Memiş, Afyonkarahisar Çiçektepe GES yatırımının planlanan takvim doğrultusunda ilerlemesinde emeği bulunan kurum ve kuruluşlara da teşekkür etti. Projenin hayata geçirilmesinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın sağladığı destek ve katkının önemine işaret eden Veysel Memiş, ana yüklenici Solares Yenilenebilir Enerji A.Ş.’nin ekibine de yatırımın kurulum ve uygulama sürecindeki özverili çalışmalarından dolayı teşekkürlerini iletti.

Gıda Kaybı ve İsrafıyla Mücadelede Dönüşüm Zamanı Haber

Gıda Kaybı ve İsrafıyla Mücadelede Dönüşüm Zamanı

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO ile Birleşmiş Milletler Çevre Programı UNEP öncülüğünde her yıl 29 Eylül'de Uluslararası Gıda Kaybı ve İsrafı Farkındalık Günü kutlanıyor. 2026 yılının teması ise “Gıda Kaybı ve İsrafını Azaltmanın Dönüştürücü Potansiyeli” olarak belirlendi. Bu yıl gerçekleştirilecek yedinci farkındalık gününde, gıda kaybı ve israfının azaltılmasının daha sürdürülebilir tarım-gıda sistemlerinin oluşturulmasındaki rolüne özellikle dikkat çekiliyor. Gıda Kaybı ve İsrafıyla Mücadelede “Üçlü Kazanım” TOBB Kadın Girişimciler Üst Kurul Üyesi ve REİS Gıda Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis Yorgun, gıda kaybı ve israfıyla mücadelenin yalnızca açlıkla mücadele etmek anlamına gelmediğini; aynı zamanda üretimde harcanan toprağın, suyun, enerjinin ve insan emeğinin de heba olmasını engellediğini vurguladı. Yorgun yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi; ''FAO, gıda kaybı ve israfının azaltılmasının dünyaya üç önemli alanda kazanım sağlayabileceğini vurguluyor: Gıda güvenliği ve daha iyi beslenme, doğal kaynakların ve iklimin korunması, verimlilik ve ekonomik büyüme. Başka bir ifadeyle, kaybolan veya çöpe giden gıdayı azaltmak yalnızca daha fazla insanın gıdaya erişmesine katkı sağlamıyor; aynı zamanda üretimde kullanılan toprağın, suyun, enerjinin ve emeğin de boşa harcanmasını önlüyor. Dünyada Gıdanın Önemli Bir Bölümü Sofraya Ulaşamıyor Gıda kaybı ile gıda israfı birbirinden farklı iki kavram. Gıda kaybı, ürünün hasattan başlayarak depolama, taşıma ve işleme süreçlerinde perakende noktasına ulaşmadan önce kaybedilmesini ifade ediyor. Gıda israfı ise perakende, restoran, toplu tüketim ve özellikle hane halkı seviyesinde tüketilebilecek gıdanın kullanılmadan atılması anlamına geliyor. Birleşmiş Milletler'in güncel verilerine göre, dünyada üretilen gıdanın yaklaşık yüzde 13,3'ü hasat sonrasında ve perakende aşamasına ulaşmadan önce kaybediliyor. Bunun üzerine, tüketiciye sunulan gıdanın yaklaşık yüzde 19'u da perakende, yeme-içme sektörü ve hanelerde israf ediliyor. Sadece 2022 yılında bu miktar 1,05 milyar tona ulaştı. Bu israfın en büyük bölümünün gerçekleştiği yer ise düşündüğümüzden çok daha yakınımızda: evlerimiz. UNEP verilerine göre dünyadaki toplam gıda israfının yaklaşık yüzde 60'ından haneler sorumlu. Hanelerde bir yılda yaklaşık 631 milyon ton gıda israf ediliyor. Bu, kişi başına yılda ortalama 79 kilogramlık evsel gıda israfına karşılık geliyor. Dünya genelinde evlerde her gün çöpe giden gıdanın, bir milyardan fazla öğüne karşılık geldiği hesaplanıyor. Birleşmiş Milletler'in 2026 değerlendirmesine göre 2025 yılında yaklaşık 645 milyon insan kronik yetersiz beslenmeyle, yaklaşık 2,1 milyar insan ise orta veya ciddi düzeyde gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kaldı. Çöpe Attığımız Sadece Gıda Değil Bir ürün çöpe gittiğinde aslında yalnızca o ürünü kaybetmiyoruz. Onu yetiştirmek için kullanılan su, üretimde harcanan enerji, kullanılan tarım arazisi, ambalajı, depolanması, taşınması için tüketilen kaynaklar ve üretim sürecindeki insan emeği de boşa gitmiş oluyor. Bu nedenle gıda kaybı ve israfının iklim değişikliği üzerinde de doğrudan bir etkisi bulunuyor. FAO ve UNEP verileri, gıda kaybı ve israfının küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 8-10'undan sorumlu olduğunu ortaya koyuyor. Küresel ekonomiye maliyetinin ise yılda yaklaşık 1 trilyon dolar seviyesinde olduğu tahmin ediliyor. Bu nedenle gıdayı çöpe atmak aynı zamanda suyu, enerjiyi, toprağı ve ekonomik değeri çöpe atmak anlamına geliyor. 2030 Hedefi: İsrafı Yarı Yarıya Azaltmak Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'nın 12.3 numaralı hedefi, 2030 yılına kadar kişi başına düşen küresel gıda israfının perakende ve tüketici düzeyinde yarı yarıya azaltılmasını, aynı zamanda üretim ve tedarik zincirindeki gıda kayıplarının önemli ölçüde düşürülmesini öngörüyor. Burada sorumluluk yalnızca üreticinin ya da tüketicinin değil; tarımdan sanayiye, lojistikten perakendeye, restoranlardan evlerimize kadar gıda zincirindeki bütün paydaşların ortak sorumluluğu bulunuyor. Küçük Değişiklikler, Büyük Sonuçlar Gıda israfını azaltmak için günlük hayatımızda uygulanabilecek yöntemler aslında oldukça basit: İhtiyacımız kadar alışveriş yapmak, öğünleri planlamak, gıdaları doğru koşullarda saklamak, son tüketim tarihi ile tavsiye edilen tüketim tarihi arasındaki farkı bilmek, artan yemekleri yeniden değerlendirmek ve tüketebileceğimiz miktardan fazlasını hazırlamamak atılabilecek en temel adımlar arasında bulunuyor. FAO da özellikle öğün planlamasını, gıdaların doğru saklanmasını ve artan yemeklerin değerlendirilmesini bireysel düzeyde alınabilecek temel önlemler arasında; Her bir gıdayı değerinde kullanmak, yalnızca bugünün kaynaklarını korumak değil; gelecek nesiller için daha sürdürülebilir ve daha dirençli bir gıda sisteminin oluşmasına katkı sağlamak anlamına geliyor.''

Sıfır Atık Hareketi 9 Yaşında Haber

Sıfır Atık Hareketi 9 Yaşında

Türkiye’nin 2017 yılında başlattığı Sıfır Atık Hareketi 9. yılına girerken, geri kazanım oranı yüzde 37,53’e yükseldi. Proje kapsamında bugüne kadar 90 milyon ton atık ekonomiye kazandırılırken, 365 milyar liralık ekonomik katkı sağlandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Sıfır Atık Hareketi’nin 9. yılı dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu. Emine Erdoğan’ın himayelerinde 27 Eylül 2017’de başlatılan hareketin bugün Türkiye sınırlarını aşan bir çevre ve iklim gündemine dönüştüğünü belirten Kurum, Sıfır Atık anlayışının Türkiye’nin COP31 Başkanlığı ile küresel iklim mücadelesine taşındığını ifade etti. Kurum, “9 yıl önce atılan adım bugün dünyaya yön veriyor!” ifadeleriyle başladığı mesajında, Sıfır Atık Hareketi’nin “atma, dönüştür” çağrısıyla kaynaklara bakış açısında dönüşüm başlattığını belirterek, “Ortak evimiz için, ortak geleceğimiz için, dünya için 0’dan COP31’e” mesajını verdi. Sıfır Atık’ın 9. yıl teması: “0'dan COP31'e Dünya için Hep Birlikte” Emine Erdoğan’ın himayelerinde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda 27 Eylül 2017’de başlatılan Sıfır Atık Hareketi, 9. yılında yeni bir küresel hedefle öne çıkıyor. Türkiye’nin bu yıl Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği yapacak olması nedeniyle hareketin 9. yıl teması “0'dan COP31'e Dünya için Hep Birlikte” olarak belirlendi. COP31’in 10 öncelikli temasından biri Sıfır Atık Antalya’da düzenlenecek COP31’in Eylem Gündemi’nde 10 öncelikli tema arasında Sıfır Atık da yer alıyor. Sıfır Atık, aynı zamanda “2035 Küresel Uygulama Hedefleri” kapsamında geri dönüşüm ve döngüsel ekonomi uygulama projesi olarak öne çıkıyor. COP31’in hedefleri arasında bulunan “Sıfır Atık ve metan azaltımı” başlığıyla, dünya genelinde atık üretimindeki artışın 2035 yılına kadar yarı yarıya azaltılması amaçlanıyor. Türkiye’nin geri kazanım oranı yüzde 37,53’e yükseldi Sıfır Atık Hareketi kapsamında Türkiye genelinde atıkların geri kazanımına yönelik çalışmalar yıllar içinde genişletildi. Proje kapsamında; 220 bin bina ve yerleşkede Sıfır Atık Yönetim Sistemi’ne geçildi. 28 milyon kişiye Sıfır Atık konusunda eğitim verildi. 2017 yılında yüzde 13 olan geri kazanım oranı, 2024’te yüzde 36,08’e, 2025’te ise yüzde 37,53’e yükseldi. Türkiye’nin geri kazanım oranını 2035’te yüzde 60’a, 2053’te ise yüzde 70’e çıkarması hedefleniyor. 90 milyon ton atık ekonomiye kazandırıldı Sıfır Atık Hareketi’nin başlangıcından 2025 yılı sonuna kadar toplam 90 milyon ton geri kazanılabilir atık işlenerek ekonomiye kazandırıldı. Bu miktarın 36,1 milyon tonunu kağıt-karton, 10,2 milyon tonunu plastik, 3,5 milyon tonunu cam, 9,6 milyon tonunu metal, 30,6 milyon tonunu ise organik ve diğer geri kazanılabilir atıklar oluşturdu. Geri kazanılan atıkların ekonomiye kazandırılmasıyla 365 milyar liralık katkı sağlandığı belirtildi. 613 milyon ağacın kesilmesi önlendi Sıfır Atık uygulamalarının çevresel kazanımları arasında enerji ve su tasarrufunun yanı sıra doğal kaynakların korunması da bulunuyor. Proje kapsamında 54 milyon hanenin bir yıllık elektrik ihtiyacına eşdeğer 270 milyar kWh enerji tasarrufu sağlandı. İstanbul’un iki yıllık su tüketimine eşdeğer 2 trilyon litre su tasarrufu elde edilirken, 60 milyar litre petrol tasarrufu gerçekleştirildi. Yaklaşık 55 bin futbol sahası büyüklüğündeki 390 milyon metreküp atık depolama alanı ihtiyacının önüne geçildi. Ayrıca 613 milyon ağacın kesilmesi önlenirken, yaklaşık 180 milyon ton sera gazı salımının da önüne geçildi. Sıfır Atık projeleri farklı alanlara yayılıyor Sıfır Atık Hareketi kapsamında yalnızca atıkların geri kazanımına yönelik çalışmalar değil, farklı alanlarda farkındalık oluşturmayı amaçlayan projeler de yürütülüyor. Denizlerin korunmasına yönelik Sıfır Atık Mavi, içecek ambalajlarının toplanarak yeniden değerlendirilmesini amaçlayan Depozitosu Olan Ambalajlar Sistemi (DOA) ile hareketin uygulama alanı genişletiliyor. 2023 yılında kurulan Sıfır Atık Vakfı da ulusal ve uluslararası projelerin yürütülmesinde rol üstleniyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda farklı bakanlıklar ve belediyelerle 81 ilde çeşitli projeler uygulanırken, UNDP, TRT, Türk Kızılay, TEMA Vakfı, Türkiye Basketbol Federasyonu ve Türkiye Futbol Federasyonu gibi kuruluşlarla da çocuklar ve gençler başta olmak üzere toplumsal farkındalığı artırmaya yönelik çalışmalar gerçekleştiriliyor. Sıfır Atık’ın küresel boyutu Sıfır Atık Hareketi, Türkiye’de başlayan çalışmaların uluslararası alana taşınmasıyla birlikte küresel çevre gündeminin de başlıklarından biri haline geldi. 14 Aralık 2022’de Türkiye’nin ana sunuculuğunda, 105 ülkenin ortak sunuculuğunda gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oylamasında 30 Mart’ın “Uluslararası Sıfır Atık Günü” ilan edilmesi kabul edildi. Emine Erdoğan’ın girişimleriyle Birleşmiş Milletler bünyesinde “BM Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu” da oluşturuldu. 12 Nisan 2023’te kurulan kurulun başkanlığını Emine Erdoğan yürütüyor. Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı ise farklı ülkelerden kişi ve kuruluşların katılımıyla küresel ölçekte yaygınlaştırılmaya devam ediyor. Sıfır Atık Hareketi, 9. yılında Türkiye’nin COP31 Başkanlığı kapsamında döngüsel ekonomi, geri dönüşüm, kaynakların verimli kullanımı ve atık yönetimi başlıklarıyla küresel iklim gündemindeki yerini güçlendirmeyi hedefliyor.

Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği Yayınlandı Haber

Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği Yayınlandı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı İklim Değişikliği Başkanlığı’nın hazırladığı, 16 sektör ve 137 ekonomik faaliyeti içeren Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği Resmi Gazete’de yayımlandı. Yönetmelik kapsamında düşük karbonlu ekonomiye geçişi kolaylaştırmak ve Avrupa Birliği’nin iklim değişikliği standartları ile politikalarına uyum sağlamak amacıyla ulusal bir yeşil taksonomi mevzuatı hazırlandı. Türkiye Yeşil Taksonomisi hangi yatırımların çevresel açıdan sürdürülebilir olduğunu belirlemede yol gösterici olacak. Sanayicilerin uluslararası yeşil finansmandan daha fazla pay alabilmesine olanak sağlanacak. 2021 yılında yayımlanan Yeşil Mutabakat Eylem Planı kapsamında hazırlanan Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği; hangi yatırımların çevresel açıdan sürdürülebilir olduğunu belirlemede yol gösterici olacak. Sanayicilerin uluslararası yeşil finansmandan daha fazla pay alabilmesine olanak sağlarken piyasada şeffaflığı artırarak “yeşile boyama” (greenwashing) riskini engelleyen ortak bir dil ve değerlendirme kriterleri sunacak. 6 ÇEVRESEL HEDEF Yönetmelik kapsamında ekonomik faaliyetler için 6 çevresel hedef belirlendi. Bunlar; sera gazı emisyonlarının azaltımı, iklim değişikliğine uyum, su ve deniz kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve korunması, döngüsel ekonomiye geçiş, kirliliğin önlenmesi ve kontrolü, biyoçeşitliliğin ve ekosistemlerin korunması ile restorasyonu olarak sıralandı. TAKSONOMİYE UYUM İÇİN 3 GENEL ŞART Yönetmeliğe göre bir ekonomik faaliyetin ‘Yeşil Taksonomiye Uyumlu’ olarak nitelendirilebilmesi için 3 şartı eşzamanlı sağlaması gerekecek. Bu şartlar ise ‘Önemli Katkı’, ‘Önemli Zarar Vermeme’ ve ‘Asgari Sosyal Koruma’ olarak başlıklandırıldı. ‘Önemli Katkı’ ilkesine göre yönetmelikte belirlenen 6 çevresel hedeften en az birine önemli ölçüde katkı sağlanmalı. ‘Önemli Zarar Vermeme’ ilkesine göre diğer çevresel hedeflerinin hiçbirine önemli ölçüde zarar verilmemeli. ‘Asgari Sosyal Koruma’ ilkesine göre ise asgari sosyal koruma önlemlerine ve standartlarına tam uyum sağlanmalı. SEKTÖRLER VE TEKNİK TARAMA KRİTERLERİ Yönetmelik kapsamında hazırlanan Teknik Tarama Kriterleri 16 Sektör ve 137 Ekonomik Faaliyetten oluşuyor. Süreçte öncelikle AB Taksonomisi’nde yer alan ekonomik faaliyetlerle başlandı ancak AB Taksonomisi’nden farklı olarak Türkiye Yeşil Taksonomisi’ne ülke yapısı gereği kritik önem taşıyan tarım ve turizm sektörleri de dahil edildi. İlerleyen aşamalarda eklenecek sektör ve ekonomik faaliyetler, Teknik Uzman Grubu ve Türkiye Taksonomi Komitesi çalışmaları ile belirlenecek. Teknik Tarama Kriterleri İklim Değişikliği Başkanlığı’nın resmi web sayfasından duyurulacak. FİNANS SEKTÖRÜ 1 OCAK 2029’DEN İTİBAREN RAPORLAMA YAPACAK Yönetmelikte raporlama süreci reel sektör ve finans sektörü için ikili bir yapıda kurgulandı. Reel sektörün raporlama usul ve esasları İklim Değişikliği Başkanlığı, finans sektörünün raporlama usul ve esasları ve raporlama şablonları SPK, BDDK ve SEDDK tarafından belirlenecek. Reel sektör için gönüllü raporlama uygulamasında yasal zorunluluk olmayacak. Ancak bankalardan ve finans kuruluşlarından yeşil finansman talep eden şirketlerden raporlama talep edilebilecek. Finans sektörü için zorunlu raporlama uygulaması kapsamında finans sektörü 1 Ocak 2029 tarihinden itibaren raporlama yapmakla yükümlü olacak.

BM'de COP31 Damgası Haber

BM'de COP31 Damgası

Türkiye’nin, iklim değişikliği ile mücadelede BM’nin en önemli organizasyonu olan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği ve başkanlığı, BM 81. Genel Kurulu’na damga vurdu. Genel Kurul haftası kapsamında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM kürsüsündeki görsellerinin bulunduğu “Dünya’nın Geleceği Türkiye’de” başlıklı COP31 tanıtım afişleri Türkevi binasına asıldı. LED ekranlı kamyonetler COP31 tanıtım afişlerini New York sokaklarında dolaştırdı. Türkevi’nin 3 ayrı katında ve Glasshouse’da da Türkiye’nin COP31 çalışmalarına ilişkin 3 boyutlu sergi ve deneyim alanları ile uluslararası kamuoyuna interaktif bilgilendirmeler yapılıyor. BM 81. Genel Kurulu etkinlikleri kapsamında Türkiye’nin, iklim değişikliği ile mücadelede BM’nin en önemli organizasyonu olan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği ve başkanlık süreci büyük ilgi görüyor. TÜRKEVİ VE TIMES MEYDANI’NDA COP31 TANITIMI Diplomatik temasların yanı sıra Türkiye’nin COP31 ev sahipliğini görünür kılmak ve eylem gündemini dünyaya duyurmak için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda New York’ta detaylı bir program hazırlandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın görsellerinin bulunduğu “Dünya’nın Geleceği Türkiye’de” ve “Dünya İklim İçin Türkiye’de Bir Araya Geliyor” başlıklı COP31 tanıtım afişi Türkevi binasına asıldı. Times Meydanı ve BM güzergahı boyunca dolaşan COP31 temalı giydirilmiş LED ekranlı kamyonlar büyük ilgi gördü. Hafta boyunca giydirilmiş kamyonetler COP31 tanıtım afişlerini New York sokaklarında dolaştırıyor. TÜRKEVİ’NDE COP31 MASKOTU KARŞILIYOR Yine Türkevi’nde Türkiye’nin COP31 çalışmalarına ilişkin sergi ve sunumlar yapılacak. Times Meydanı’nda ebru sanatçısı Garip Ay sunum gerçekleştiriyor. Türkevi’ndeki “Görünmeyeni Görmek, Duyulmayanı Duymak: Bir Gelecek Tasavvuru Olarak SCOPE” temalı sergide yapay zekadan ses ve mapping uygulamalarına, immersive gösterilerden sanat enstalasyonlarına uzanan çok katmanlı bir deneyim sunuluyor. SCOPE (kapsam) başlığı altında gerçekleştirilen COP31 Türkiye sergisinde giriş katta Caretta AI – COP31 Maskotu deneyim alanı ile başlıyor. Sanatçı Gökhan Doğan tarafından geliştirilen Türkiye’nin COP31 maskotu Caretta’nın yapay zeka destekli LED uygulaması ziyaretçilerle etkileşimli deneyim kuruyor. Kaleydoskop – Fotoğraf Alanı’nda ise Türk ebru sanatından geliştirilen görsel içeriklerin kullanıldığı interaktif fotoğraf deneyimi sunuluyor. ÜÇ BOYUTLU ANTALYA EXPO ‘COP31 Alanı 3D Maketi’ kısmında ise yine sanatçı Gökhan Doğan tarafından hazırlanan COP31 alanının üç boyutlu maketi üzerinde gerçekleştirilen mapping uygulamasıyla, Antalya’daki konferans alanının genel yapısı ve deneyimi ziyaretçilere aktarılıyor. Yine giriş katta bulunan COP31 Eylem Gündemi Duvarı’nda ise COP31 Eylem Gündemi, LED ekranlarda hareketli içeriklerle anlatılıyor. LET’S COP – TÜRKİYE’NİN İKLİM YOLCULUĞU 6. katta yer alan Steteskop Alanı’nda ise dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan iklim sorunlarının “sesini dinleme” fikri üzerine kurulu Mehmet Ünal’ın ses ve mapping çalışması yer alıyor. Periskop - DIVE DEEP Alanı’nda konukların deniz ve okyanusların derinliklerine inecekleri; su altı ekosistemlerinde iklim değişikliği nedeniyle ortaya çıkan sorunlarla karşılaşacakları deneyim alanı yer alıyor. 7. kattaki Mikroskop Alanı’nda toprak ve tarım üzerindeki iklim baskısı, Gökhan Doğan’ın “Ata Tohumu” enstalasyonu üzerinden ele alınıyor. Aynı kattaki Teleskop Alanı’nda iklim değişikliği, sera gazı salımları ve küresel ısınma gibi küresel ölçekteki konular, teleskop uygulaması üzerinden ziyaretçilere aktarılıyor. Türkevi’ndeki serginin final bölümünde LET’S COP – Türkiye’nin İklim Yolculuğu Alanı’nda Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında yürüttüğü çalışmalar geniş bir LED duvar üzerinde anlatılıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Emine Erdoğan Hanımefendi’nin ve COP31 Başkanı Murat Kurum’un uluslararası düzeydeki çalışmalarından görüntüler ile Bakanlığın icraatları sunuluyor. GLASSHOUSE’DA 4 FARKLI ANLATIYLA İKLİM VE DOĞA New York’taki Glasshouse’da da COP31 sürecine ilişkin sergi düzenlendi. Yine giriş alanında Türkiye’nin iklim vizyonu, yürüttüğü çalışmalar ve Aksiyon Ajandası yer alıyor. Serginin merkezinde ise İlhami Atalay’ın “Kuşların Dönüşü – Tavaf” adlı eseri bulunuyor. Milli Saraylar’dan New York’a getirilen eser, kuşların doğadaki kusursuz ve kolektif hareketini, tavafın ortak bir merkez etrafında buluşan ritmiyle bir araya getiriyor. Ekrem Şahin’in fotoğraflarından oluşan “Suyun Sesi” sergisi ise bu kez iklim değişikliğini su üzerinden görünür kılıyor.

Mudanya İklim Eylem Planı İçin Önemli Adım Haber

Mudanya İklim Eylem Planı İçin Önemli Adım

Mudanya Belediyesi ile İstanbul Enerji AŞ arasında “Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı” (SECAP) iş birliği protokolü imzalandı. İş birliğiyle Mudanya’nın sera gazı emisyonlarını azaltmaya, enerji verimliliğini artırmaya ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamaya yönelik ortak yol haritasının hazırlanması hedefleniyor. Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, “Gelecek kuşaklara nasıl bir dünya bırakacağımızı bugünkü tercihlerimiz belirliyor” dedi. Geçtiğimiz yıl Küresel Belediye Başkanları İklim ve Enerji Sözleşmesi’ne taraf olan Mudanya Belediyesi, sürdürülebilir bir gelecek için önemli bir adım daha attı. Mudanya Belediyesi, İstanbul Enerji AŞ ile Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı (SECAP) iş birliği protokolü imzaladı. Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç ve İstanbul Enerji AŞ Enerji Yönetimi ve Proje Müdürü Ersin Aydın tarafından imzalanan protokol ile Mudanya’nın iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum çalışmalarına yönelik iş birliğinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. İş birliği kapsamında ilk adım olarak, iklim değişikliğinin Mudanya üzerindeki etkilerini değerlendirmek, sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik çalışmaları ele almak ve kentin iklim değişikliğine uyum sürecine katkı sunmak amacıyla “Sera Gazı Emisyon Azaltım ve İklim Uyum Çalıştayı” da düzenlendi. Mudanya Gençlik ve Spor Merkezi Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen imza töreni ve çalıştaya Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, İstanbul Enerji AŞ Enerji Yönetimi ve Proje Müdürü Ersin Aydın, belediye meclis üyeleri, kamu kurumlarının temsilcileri, akademisyenlerin yanı sıra muhtarlar ve belediye teknik personeli katıldı. BAŞKAN DALGIÇ’TAN ENERJİ TASARRUFU ÇAĞRISI Mudanya’nın enerji ve iklim konusunda sorumluluk aldığını vurgulayan Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, sürdürülebilirlikten yalnızca kurumların değil, toplumun tamamının sorumlu olduğunu söyledi. Dalgıç, “Mudanya olarak kültürel varlıklarımıza sahip çıkmaya büyük önem veriyoruz. Ancak Mudanya için artık kurtuluş ve kuruluş kadar koruma da önemli bir başlık. Bugün imza altına aldığımız iş birliği protokolünün örnek olmasını ve daha sürdürülebilir bir gelecek kurmamıza katkı sağlamasını temenni ediyorum.” dedi. “Sürdürülebilir bir gelecek için enerji tüketiminin azaltılmasının önemine dikkat çeken Dalgıç, artan enerji ihtiyacını karşılayacak yeni kaynaklar aranırken bu kaynakların çevre ve yaşam üzerindeki etkilerinin de gözetilmesi gerektiğini söyledi. Dalgıç, şöyle devam etti: “Temiz enerji kaynaklarına yönelmek kadar, enerjiyi daha az tüketmenin yollarını bulmak da önemlidir. İklim değişikliği artık özellikle gençlerin en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Bu, hepimiz için çok önemli bir mesaj. Çünkü gelecek kuşaklara nasıl bir dünya bırakacağımızı bugünkü tercihlerimiz belirliyor. Enerjiyi bu kadar hoyratça kullandığımız sürece bu sorunları konuşmaya devam edeceğiz. O nedenle yalnızca enerjinin temizliğine değil, enerji ihtiyacımızı azaltacak bir yaşam biçimine de odaklanmalıyız” İmza töreninin ardından gerçekleştirilen çalıştayda katılımcılar, Mudanya’da sera gazı emisyonlarını azaltmak, iklim değişikliğine uyum sağlamak ve enerji verimliliğini artırmak için yapılabilecek çalışmaları değerlendirdi. Kentin mevcut enerji kullanımı ve iklim risklerinin ele alındığı toplantıda, hedefler ve uygulanabilir eylem adımları masaya yatırıldı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.