Hava Durumu

#Sivil Toplum

Kırsal Haber - Sivil Toplum haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sivil Toplum haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Özer Matlı: “60 Bin Üyemizin Gücünü, Üyemizle Birlikte Büyüteceğiz.” Haber

Özer Matlı: “60 Bin Üyemizin Gücünü, Üyemizle Birlikte Büyüteceğiz.”

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkan Adayı Özer Matlı, üyelerin gerçek sorunlarını, beklentilerini ve nasıl bir BTSO istediklerini doğrudan kendilerinden dinlediklerini belirterek, “Şimdi daha yoğun bir saha dönemine geçiyoruz. Üyelerimizle daha fazla buluşacak, nasıl bir yönetim anlayışı önerdiğimizi ve hazırladığımız çözümleri nasıl hayata geçireceğimizi anlatacağız. Hiçbir üyemiz merak etmesin; artık hep birlikteyiz” dedi. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkan Adayı Özer Matlı, Bursa iş dünyasının farklı sektörleriyle yürüttükleri çalışmaların daha geniş katılımlı bir saha programıyla devam edeceğini açıkladı. Yeni dönem çalışmalarının ilk adımı, “Bir kurum kimin için var? Gücünü kimden alır? Başarıyı nasıl ölçer? Kime hesap verir? Kimin sesidir?” sorularının yöneltildiği ve sosyal medyada paylaşılan kısa bir video ile attıklarını hatırlatan Matlı, videonun “Bazı Soruların Cevabını 60 Bin Üye Birlikte Verir” sözleriyle tamamlandığını belirtti. Bu ifadenin yalnızca bir videonun kapanış cümlesini değil, savundukları yönetim anlayışının temeli olduğunu vurgulayan Özer Matlı, şunları söyledi: “Cevapları masa başında vermek istemedik. Çünkü cevap; Bursa için üreten, ticaret yapan, istihdam sağlayan ve risk üstlenen üyelerimizin tecrübesinde, emeğinde ve geleceğe ilişkin beklentilerindedir. Daha fazla işyerine gidecek, sektör temsilcilerimizle buluşacak ve sahadan gelen görüşleri uygulanabilir çözümlere dönüştüreceğiz.” “Bu Yolculuğa 60 Bin Üyemizin Tamamını Davet Ediyoruz.” Çalışmaların tek yönlü bir tanıtım faaliyeti olmayacağını belirten Matlı, 60 bin BTSO üyesinin tamamına katılım çağrısında bulundu: “Bu yolculuğu bir kişinin ya da bir grubun seçim kampanyası olarak görmüyoruz. Bu, üyelerimizin ihtiyaçlarından doğan, onların sesiyle büyüyen ve yine üyelerimizin başlattığı, Bursa’nın değerlerine sahip çıkan, kalbi Bursa için atanların yolculuğudur. Bugüne kadar olduğu gibi görüşü, önerisi ve eleştirisi olan bütün üyelerimizi çalışmalarımıza katılmaya davet ediyorum. Yavaş yavaş farklı iletişim kanallarını da üyelerimize açacağız. Bu yolla da birlikteliğimizi artıracağız. BTSO’nun geleceğini, Bursa iş dünyasının bütün sektörleriyle ve 60 Bin üyemizle birlikte şekillendirmek istiyoruz.” Bursa’nın geleceğinin yalnızca BTSO çatısı altında ele alınamayacağını vurgulayan Özer Matlı; kentin tüm sivil toplum kuruluşları, meslek kuruluşları, sektörel dernekleri ve üniversiteleriyle iş birliğine açık olacaklarını ifade etti: “Bursa için sözü, birikimi ve önerisi bulunan hiç kimseyi bu sürecin dışında bırakmayacağız. Kentimizin tüm STK’larının değerlendirmelerini önemseyecek, Bursa’nın geleceğini ilgilendiren başlıklarda onların tecrübelerinden yararlanacağız. Bu yolculuk, Bursa’ya değer veren herkesin katkısıyla büyüyecek.” “Nasıl bir BTSO istediğimiz açık” diyen Özer Matlı, hedefledikleri yapıyı şöyle anlattı: “Kentin tüm kurumları ile işbirliği içinde, üyesine ulaşılabilir, meslek komitelerinin sözünü kararlarına yansıtan, kaynaklarını bütün üyelerinin yararına kullanan, çalışmalarının sonucunu ölçen ve hesabını veren bir BTSO istiyoruz. Tüccarın da sanayicinin de KOBİ’nin de ihracatçının da hizmet sektörünün de kendisini güçlü biçimde temsil edildiğini hissettiği bir yönetim anlayışı öneriyoruz.” “Bursa İçin Kurulan Hayaller Gerçekleşmeden Eskimemeli” Mevcut yönetimin geçmişte ortaya koyduğu başarıların kıymetli olduğunu belirten Matlı, yalnızca geçmişte yapılanları anlatmanın ve 60 Bin üyenin tamamını kapsamayan projelerin geleceğe hazırlanmak için yeterli olmayacağını söyledi. Dünyadaki ekonomik ve teknolojik dönüşümün üretimden ticarete, finansmandan ihracata kadar bütün dengeleri değiştirdiğine dikkat çeken Matlı, diğer kentlerin göstergeleri incelendiğinde Bursa’nın yeni ve güçlü bir hamleye ihtiyaç duyduğunun görüldüğünü ifade etti: “Geçmişte yapılan her doğru iş Bursa’nın kazanımıdır. Ancak bugün önümüzde bambaşka bir dünya var. Daha katılımcı bir iş yapma anlayışı var. Rekabetin şartları, işletmelerimizin ihtiyaçları ve şehirlerin yarıştığı alanlar değişti. Başka kentler yeni yatırımlar, sektörler ve teknolojilerle ilerlerken Bursa’nın geçmiş başarılarıyla yetinme lüksü yoktur.” Mevcut yönetimin 13 yıl önce, Cumhuriyetimizin 100. yılı hedefleri kapsamında Bursa için 75 milyar dolarlık ihracat, 7 bin 500 ihracatçı firma, Türkiye’nin en büyük 500 kuruluşu arasında 75 Bursalı şirket ve kişi başına 30 bin dolar gelir hedefleri açıkladığını hatırlatan Matlı; Uludağ’ın dünya çapında bir kış sporları merkezi, Bursa’nın geriatri ve Ar-Ge alanlarında öncü bir kent olması yönünde de önemli hedefler ortaya konulduğunu belirtti. “Hedef koymak kıymetlidir; Bursa elbette büyük hayaller kurmalıdır” diyen Matlı, şöyle devam etti: “Ancak bir hayalin gerçek değeri, ne ölçüde hayata geçirildiğiyle anlaşılır. Bugün yapılması gereken; bu hedeflerin hangilerinin gerçekleştiğini, hangilerinin neden gerçekleşmediğini ve daha önce vaat edilen projelerin neden tamamlanamadığını açık yüreklilikle değerlendirmektir. Bursa’nın yeni sözlerden önce dürüst bir durum tespitine, ardından uygulanabilir ve ölçülebilir çözümlere ihtiyacı vardır.” “BTSO’nun İmkânları Üyenin Gücüne Dönüşmelidir” BTSO’nun temel görevinin sahip olduğu imkânları üyelerinin işine, rekabet gücüne ve geleceğine yansıtmak olduğunu vurgulayan BTSO Başkan Adayı Özer Matlı, şu değerlendirmede bulundu: “Bir üyemiz finansmana erişmek istediğinde BTSO’nun desteğini yanında görmeli; yeni müşteri ve pazarlara ulaşmak istediğinde Oda ona somut bir kapı açabilmelidir. Dijital ve teknolojik dönüşüm programları ile ihtiyaç duyulan ticaret ve sanayi parsellerine erişim, belirli şirketlerle sınırlı kalmamalıdır. Meslek komitelerimizin hazırladığı görüşlerin hangi kararlara dönüştüğü ve BTSO kaynaklarıyla gerçekleştirilen yatırımların üyelerimize ne kazandırdığı bilinmelidir.” Başarının proje, toplantı, fuar ve organizasyon sayısıyla değil, üyeye sağlanan faydayla ve etkisi ile ölçüleceğini belirten Özer Matlı, “Bir faaliyet raporunun kalın ve süslü olması, üyelerimizin daha güçlü olduğu anlamına gelmez” dedi. Yeni dönemde her çalışma için ayrılan kaynağın, ulaşılan üye sayısının ve elde edilen sonucun düzenli olarak açıklanacağını ifade eden Matlı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ölçümüz; kaç üyemize ulaşıldığı, kaç işletmemize yeni müşteri ve pazar kazandırıldığı, finansmana erişime ne kadar katkı sağlandığı ve kaç firmamızın teknolojik dönüşüm sürecine dâhil edildiğidir. Başarıyı, üyemizin işine ve geleceğine sağlanan ölçülebilir faydayla değerlendireceğiz.” “60 Bin Üyemiz İçin Çözümlerimizi Açıklayacağız” Bursa iş dünyasından gelen değerlendirmeleri somut çözümlere dönüştürdüklerini açıklayan Matlı, her sektörün önceliklerini kendi temsilcileriyle görüşerek önerilerini sahada paylaşacaklarını söyledi. Ardından “60 Bin Üyemiz İçin Çözümlerimiz” programının bütününü iki hafta içinde kamuoyuna açıklayacaklarını belirten Matlı, “Üyelerimiz yalnızca ne yapacağımızı değil; çözümün nasıl uygulanacağını, hangi kaynakla gerçekleştirileceğini, kaç üyeye ulaşacağını ve sonucunun nasıl ölçüleceğini de görecek” dedi. BTSO seçimlerinin iki isim arasındaki kişisel bir yarış olmadığını vurgulayan Matlı, “Bu seçim, Bursa iş dünyasının geleceğe hangi yönetim anlayışıyla hazırlanacağının tercihidir. Meslek komitelerinin karar süreçlerinde etkili olduğu, kaynakların kullanımının görülebildiği ve yöneticilerin üyelerine karşı sorumluluk taşıdığı bir BTSO istiyoruz” ifadelerini kullandı. “Kimse Merak Etmesin, Artık Hep Birlikteyiz” Bursa’nın kendisi için yalnızca iş yaptığı bir kent olmadığını; doğduğu, büyüdüğü, üretim ve yatırım yaptığı memleketi olduğunu belirten BTSO Başkan Adayı Özer Matlı, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Bursa bize yalnızca bir iş hayatı değil; kimlik, aidiyet ve gelecek verdi. Bursa’ya değer vermek, bu şehrin potansiyelinin gerisinde kalmasına razı olmamak ve gerçekleşmeden bekleyen hayallerinin peşini bırakmamaktır. Bursa’nın değerlerini Türkiye’ye ve dünyaya taşımaktır. Hiçbir üyemiz ‘Sesimi kim duyacak, sorunumu kim BTSO’nun gündemine taşıyacak?’ diye düşünmesin. Artık hep birlikteyiz. Daha fazla buluşacak, daha çok konuşacak, birlikte düşünecek ve birlikte yol alacağız. Bu yolculuk bir kişinin değil, üyelerimizin başlattığı ve 60 bin üyemizin katılımıyla büyüyecek bir yolculuktur. Söz hepimizin, BTSO hepimizin. Birlikte Güçlü, Birlikte İleri.”

Bursa’da Kızıl Geyik Avı İhalesine Büyük Tepki Haber

Bursa’da Kızıl Geyik Avı İhalesine Büyük Tepki

Bursa’da meslek odaları, çevre örgütleri ve sivil toplum kuruluşları, Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü önünde bir araya gelerek kızıl geyiklerin ava açılmasına yönelik ihale sürecini protesto etti. "Sadece Kızıl Geyiği Değil, Bursa’nın Yaşam Hakkını Savunuyoruz" başlıklı açıklamada, doğanın bir meta olmadığına dikkat çekildi. ​Bursa Tabip Odası, Bursa Barosu, Doğader ve çok sayıda TMMOB birimine bağlı odanın katılımıyla düzenlenen ortak basın açıklamasında, av ihalelerinin sadece yaban hayatına değil, ekolojik dengeye de büyük zarar verdiği vurgulandı. Açıklamayı okuyan Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Melike Baysal, yaşamın bütüncül olduğunu ve doğanın ekonomik bir kazanç kapısı olarak görülmemesi gerektiğini belirtti. ​"Doğa, Alınıp Satılacak Bir Meta Değildir" ​Bursa'nın çevre sorunlarına dikkat çeken Baysal, "Bir canlının yaşamını ekonomik bir değere indirgemek, doğayı yalnızca gelir getiren bir kaynak olarak gören anlayışın sonucudur. Oysa doğa; alınıp satılacak, ihale edilecek bir meta değil, yaşamın ta kendisidir" ifadelerini kullandı. ​Açıklamada, Bursa'nın karşı karşıya kaldığı çevresel tahribatlar şu başlıklarla sıralandı: ​Tarım Alanlarının Kaybı: Sanayileşme ile verimli toprakların daralması. ​Su Kaynakları: Nilüfer Çayı’nın kirliliği ve İznik Gölü’ndeki su kaybı. ​İklim Krizi: Kuraklık ve ekosistem üzerindeki baskı. ​Müsilaj Sorunu: Marmara Denizi’ndeki ekolojik alarm. ​"Tek Sağlık Yaklaşımı Şart" ​Sağlıklı bir gelecek için "Tek Sağlık" (One Health) yaklaşımının önemine vurgu yapan kuruluşlar, insan sağlığının hayvan ve çevre sağlığından ayrı düşünülemeyeceğini belirtti. Kızıl geyiklerin, orman ekosisteminin yenilenmesinde kritik bir rol oynadığını ifade eden örgütler, yaban hayvanlarının yaşam hakkını savunmanın aslında geleceği savunmak olduğunu dile getirdi. ​Yaren Leylek Örneği ile Doğayla Uyum Çağrısı ​Açıklamada, doğaya karşı değil, doğayla uyum içinde yaşamanın mümkün olduğu Bursa'nın simgelerinden olan Yaren Leylek ve Adem Yılmaz dostluğu ile örneklendirildi. "Doğayla mücadele ederek değil, doğayla uyum içinde yaşayarak da üretebilir ve geleceğimizi güvence altına alabiliriz" denilen açıklamada, bilimi esas alan bir koruma anlayışı talep edildi. ​Basın açıklaması, "Bursa'nın geleceği, ancak doğası kadar güçlü olacaktır" mesajıyla ve tüm doğal varlıklara sahip çıkma kararlılığıyla sona erdi.

Denizden Yaklaşık 20 Ton Atık Çıkartıldı Haber

Denizden Yaklaşık 20 Ton Atık Çıkartıldı

Antalya Büyükşehir Belediyesi ‘Antalya İli Deniz Çöpleri Eylem Planı’(DÇEP) kapsamında, vatandaşların deniz ve kıyı çöplerine yönelik farkındalığının artırılması amacıyla kıyı temizliği etkinlikleri tamamlandı. Yaklaşık 40 gönüllü dalgıcın ve vatandaşların katılımıyla “Mavi Akdeniz” sloganıyla gerçekleşen kıyı temizliğinin son etabı Konyaaltı Belediyesi önünde gerçekleşti. Antalya Valiliği ve Antalya Büyükşehir Belediyesi koordinasyonunda, “Antalya’da Deniz Hep Temiz” sloganıyla dalış okulları, sualtı kulüpleri, sivil toplum kuruluşları ve gönüllü dalgıçların katılımıyla gerçekleştirilen deniz dibi temizliği etkinliklerinin tüm etapları tamamlandı. Bu yıl dört etap halinde düzenlenen deniz dibi temizliğinin son ayağı, Konyaaltı Belediyesi önünde gerçekleştirildi. Dalgıçların yaklaşık bir saat süren çalışması sonucunda denizden çıkarılan atık miktarının, önceki etkinliklere göre daha az olması dikkat çekti. DENİZDEN 20 TON ÇÖP ÇIKARILDI Antalya Büyükşehir Belediyesi Deniz ve Kıyı Yönetimi Şube Müdürü Mustafa Yıldırım, deniz dibinden çıkarılan atık miktarının son etapta azaldığını belirtti. Yıldırım, “4 etaptan oluşan deniz dibi temizliği çalışmamız, Konyaaltı Belediyesi önünde tamamlandı. Etkinlikler kapsamında denizden toplam yaklaşık 20 ton atık çıkarıldı. Plajlarımızda genel olarak çok fazla atığa rastlamıyoruz. Atıklar daha çok teknelerin bağlandığı bölgelerde yoğunlaşıyor. Sahile gelen vatandaşların ise artık daha duyarlı olduğunu görüyoruz” dedi. SAHİLE GELEN VATANDAŞLAR DAHA DUYARLI Konyaaltı Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürü Öncü Ceylan Baloğlu, Antalya Büyükşehir Belediyesi ile Konyaaltı Belediyesinin koordineli bir şekilde yürüttüğü çalışmalardan duydukları memnuniyeti dile getirdi. Baloğlu, “Dünyaca ünlü Konyaaltı Sahili’nde bu kadar az atık çıkması bizleri çok mutlu etti. Bu duyarlılığın herkes tarafından gösterilmesi gerekiyor. Çevre bilincinin oluşması en büyük hedefimiz” dedi. 40 GÖNÜLLÜ DALGIÇ DENİZ DİBİ İÇİN SEFERBER OLDU Gönüllü dalgıçlardan Yılmaz Eroğlu ise deniz dibi temizliği etkinliğine yaklaşık 40 dalgıç arkadaşıyla birlikte katıldığını söyledi. Eroğlu, “Bu bölgede bizim için en sevindirici durum, denizden çok fazla çöp çıkmaması oldu. Diğer üç bölgede çıkarılan atık miktarı daha fazlaydı. Deniz dibinde daha çok ip, lastik ve cam şişe gibi atıklara rastladık. Etkinliklerimizi güvenli ve sorunsuz bir şekilde tamamladık” dedi.

Urla’da 12. Enginar Festivali Coşkusu  Haber

Urla’da 12. Enginar Festivali Coşkusu 

İzmir’in gastronomi merkezi Urla’nın dünyaca ünlü organizasyonu Uluslararası Urla Enginar Festivali, 12’nci kez kapılarını açtı. 1-3 Mayıs tarihleri arasında Urla’nın tarihi sokaklarını sanatın ve lezzetin buluşma noktasına dönüştüren festivalin açılış töreni Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirildi. Törene, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Cumhuriyet Halk Partisi İzmir milletvekilleri Deniz Yücel, Ednan Arslan, Ümit Özlale, ev sahibi Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan ve ilçe belediye başkanları, geçmiş dönem Urla Belediye Başkanı Sibel Uyar, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, akademisyenler, dünyaca ünlü şefler ve Türkiye’nin dört bir yanından Urla’ya akın eden binlerce yurttaş katıldı. Çiftçilerden Urla’nın emeğine yakışır kortej Festival gelenekselleşen kortejle başladı. Başkan Dr. Cemil Tugay ve protokol, Jandarma Kavşağı’ndan başlayarak festivalin coşkusunu Urla sokaklarına taşıdı. Urla’nın bereketli topraklarını ve kültürel zenginliğini simgeleyen renkli kortej; özel kostümler, çiçeklerle bezeli figürler, minik sporcular, şefler ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Bandosu eşliğiyle karnaval havasında gerçekleştirildi. Kortej Cumhuriyet Meydanı’na ulaştı. Ardından Başkan Tugay ve protokol Urla Belediyesi önünden geçiş yapan çiftçileri selamladı. Çiftçiler atlarla enginar yüklü traktörlerle coşkuyu zirveye taşıdı. Açılış töreni öncesi Cumhuriyet Meydanı’nda halk oyunları gösterisi yapıldı. “İzmir Türkiye’nin en fazla tarım yapılan kentidir” Sözlerine tüm emekçilerin 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kutlayarak başlayan Başkan Tugay, bahar aylarının İzmir’in dört bir yanında festival ayı olduğunu ifade ederek, “İzmir'in kendi yerel üretim kültürünün önemini vurgulamaya çalışıyoruz. Ve her sene Enginar Festivali'nin biraz daha büyüdüğünü, geliştiğini, daha fazla ilgi gördüğünü hepimiz görüyoruz. İzmir tarihsel olarak bir tarım kenti. Havzalarıyla bütün İzmir, en köklü tarımsal gelenekleri olan ve halen de yoğun tarım yapılan topraklar. İzmir şu anda hayvansal üretimde Türkiye'de ikinci sırada. Hem ette hem süt ve süt ürünlerinde böyle. Ama bitkisel tarımda da bazen ikinci, bazen üçüncü oluyor” diye konuştu. “Urla’nın önce kökenini bilmek lazım” Yapılaşma riskine dikkat çeken Başkan Tugay, Urla’nın tarihsel ve tarımsal değerlerine vurgu yaptı. Evliya Çelebi’nin bölgeye dair anlatılarına da değinen Tugay, Urla’nın özel bir ekosisteme sahip olduğunu belirterek, “Burası tarım için son derece uygun ve çok kıymetli topraklara sahip. Tarihine baktığımızda, dünyanın ilk şarap üretim merkezlerinden biri olduğunu, üzümcülüğün en eski örneklerinin bu coğrafyada geliştiğini görüyoruz” dedi. Bir kentin geçmişiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Tugay, “Bir yeri gerçekten tanımak için onun hikâyesini de bilmek gerekir. Urla’yı yalnızca yapılaşma alanı olarak görmek büyük bir eksiklik olur. Bu bölgenin güçlü bir tarımsal ve ekolojik geçmişi var; bu değerleri koruyarak hareket etmek zorundayız” diye konuştu. “İzmir'de yaşamaya her zaman özeniyorlar” Başkan Tugay, tarımın yalnızca gıda ihtiyacını karşılayan bir alan olmadığını, aynı zamanda korunması ve geliştirilerek geleceğe taşınması gereken stratejik bir değer olduğunu vurguladı. Tarımın, insanlığın en önemli kültürel birikimlerinden biri olan gastronominin de temelini oluşturduğunu belirten Tugay, “Urla’da bugün gördüğümüz gibi, nitelikli tarım yapıldığında ve insanlar bunun kıymetini bildiğinde, gastronomi de aynı ölçüde gelişiyor. Bu süreçlerin hiçbiri tesadüfen ortaya çıkmıyor; zamanla ve emekle oluşuyor” dedi. İzmir’in 35 coğrafi işaretli ürüne sahip olduğuna dikkat çeken Tugay, bu zenginliğin önemli örneklerinden birinin de sakız enginarı olduğunu ifade etti. Tugay, “Böyle bir zenginliğin içinde yaşıyoruz. Bu zenginlik sadece toprağı ve tarımıyla değil; insanıyla ve kültürüyle de var oluyor. Bu nedenle İzmir, pek çok insan için çekici ve nitelikli bir yaşam alanı sunuyor; insanlar burada yaşamayı her zaman arzu ediyor” diye konuştu. “Biz bu şehrin değerini bilen insanlarız” İzmir ile gurur duyduklarını ifade eden Başkan Tugay, “Biz bu şehirde memleketimizin her tarafından gelen insanlarla hep dostluk, kardeşlik içerisinde yaşadık. Komşuluğun, insanlığın değerini bildik. İzmir halkı her zaman yardımsever oldu. İzmir'le gurur duyuyoruz. Bazı insanlar İzmirlilerin 'İzmir'in dağlarında çiçekler açar' marşıyla neden coştuğunu anlayamıyorlar. Ya da umuda ihtiyacınız olduğu zaman 'Güzel günler göreceğiz çocuklar' şarkısında kendimizi bulmamızı da anlayamıyorlar. Ama biz öyle insanlarız. Biz bu şehrin değerini bilen insanlarız; bu şehrin kültürel değerini, insana dair değerini, barışa dair değerini, çevreye dair değerini, yaşama dair değerini her anlamda bilen insanlarız. İzmir, her zaman değerleriyle, güzellikleriyle, mutluluklarıyla, keyfiyle İzmir olarak yaşamaya devam edecek. Bu şehre hizmet etmek bizler için büyük bir onurdur” diye konuştu. “Gelecek toprağıyla bağını koparmayan şehirlerin olacak” Festivalin açılış töreninde konuşan Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan, “Gelecek toprağıyla bağını koparmayan şehirlerin olacak. Urla o şehirlerden birisi olacak. Bazı şehirler kalabalığıyla hatırlanır, bazıları ise ürettikleriyle. Urla üreten olmayı tercih eden ilçelerdendir. Tarım sadece üretim değil, bilgiyle, sabırla, doğayla kurulan bir dengedir. Biz bu toprağı korumaya, işlemeye devam ediyoruz. Atalarımızdan aldığımız mirası çocuklarımıza bırakmanın sorumluluğunu taşıyoruz. Enginar da zeytin ve üzüm gibi bu değerlerin en önemli temsilcisi. Bütün dünya iklim krizi ve gıda güvenliği sorunuyla uğraşıyor. Urla bu yıl krizlere rağmen 6 milyar baş enginar rekoltesine ulaştı. Bu da topraktan bağımızın kopmadığının göstergesidir” diye konuştu. “Urla’da toprak konuşur, emek büyür” Urla Ziraat Odası Başkanı Muharrem Uslucan ise, “Bugün burada sadece bir festivali değil, toprağın sabrını, emeğin değerini selamlıyoruz. Urla tarımının en büyük kahramanlarından birisi sakız enginarıdır. Enginar çiftçiye umut olur. Sadece enginarıyla değil üzümüyle, zeytiniyle, şevketi bostanıyla nice ürünler bu toprakların kültürüdür, değeridir. Toprak varsa hayat var. Urla her geçen gün betonlaşıyor. Kendi elimizle geleceğimizi yok ediyoruz. Urla’da toprak konuşur, emek büyür. Her emek geleceğe bırakılmış bir mirastır” dedi. İzmir’in ilk deniz ürünleri festivali için kollar sıvandı Açılış töreninin ardından Başkan Tugay, Başkan Balkan ve Köstem Zeytinyağı Müzesi Kurucusu Dr. Levent Köstem ile festivalin ilk söyleşisinde konuşmacı oldu. Ahmet Güzelyağdöken’in moderatörlüğünde gerçekleşen “Tarım Gastronomi ve Turizm” başlıklı söyleşide Urla’nın gastronomi geleceği konuşuldu. İzmir’in dört bir yanında gerçekleştirilen festivallere karşın kentin en büyük değerlerinden deniz ürünlerine dair festivalin olmadığının konuşulması üzerine Başkan Tugay, “İzmir, Türkiye’nin en önemli gastronomi şehirlerinden birisi. İzmir’in zeytinyağlıları var, ot kültürü var ama aynı zamanda deniz ürünleri var. Deniz ürünleriyle ilgili bir festival olması lazım. Foça’da, Karaburun’da ya da kıyı balıkçılığının geliştiği yerlerde bu festivali yapabiliriz” dedi. Başkan Balkan ise Urla olarak deniz ürünleri festivaline talip olduklarını ifade etti. “Ege Bölgesi adeta bir maden” Söyleşide İzmir’in turizmde kalkınma yol haritasına ilişkin soruyu yanıtlayan Başkan Tugay, İzmir için hedeflerinin katma değeri yüksek turizm ve nitelikli turist olduğunu söyledi. Bu doğrultuda İzmir’in iki önemli potansiyelinin bulunduğunu ifade eden Tugay, bunlardan ilkinin antik ve tarihi-kültürel miras olduğunu belirtti. İzmir’in 7 antik kente sahip olduğuna dikkat çeken Tugay, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izin verdiği yaklaşık 200 kazı alanının bulunduğunu, yer altında keşfedilmeyi bekleyen çok sayıda tarihi değer olduğunu söyledi. Bu potansiyelin ortaya çıkarılmasıyla İzmir’in Roma benzeri bir kültürel çekim merkezine dönüşebileceğini ifade etti. İkinci önemli alanın gastronomi olduğunu vurgulayan Tugay, “Yurt dışında bize tattırılan yemeklerin çok daha iyisi bizim mutfağımızda var. İzmir gerçekten bir cennet. Ege Bölgesi gastronomi hammaddesi açısından adeta bir maden” dedi. Bu zenginliğin yeterince değerlendirilemediğine dikkat çekti. Urla sokakları sanat ve gastronomiyle dolup taşacak 12. Uluslararası Urla Enginar Festivali 3 Mayıs’a kadar ziyaretçilerini ağırlayacak. Yerel üreticilerin taze ürünlerinin tezgahları bereketlendireceği festivalde dünyaca ünlü şeflerin mutfak atölyeleriyle gastronomi tutkunlarını ağırlayacak. Üç gün boyunca Urla’nın tarihi sokaklarını sanatın ve lezzetin buluşma noktası haline getirecek festival kapsamında Otopark, Malgaca ve Sanat Çarşısı’nda müzik dinletileri yer alacak. Ana sahnede ilk gün Grup Papara, ikinci gün Cuba Duo ve Grup Pikap, son gün ise ünlü sanatçı Mehmet Erdem konser verecek. Festival boyunca birbirinden ünlü şefler ana sahnede söyleşiler düzenleyecek. Festivalin sonunda ise Enginarlı Lezzetler Yemek Yarışması’nın ödülleri sahiplerini bulacak.

Mesir Ticaret Fuarı Kapılarını 32’nci Kez Açtı Haber

Mesir Ticaret Fuarı Kapılarını 32’nci Kez Açtı

Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali kapsamında yer alan Manisa Mesir Ticaret Fuarı, kapılarını 32’nci kez açtı. Açılış töreninde konuşan Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Manisa’nın 7 milyar doları aşan ihracat hacmiyle Türkiye’nin ekonomi devleri arasında yer aldığını ve Ege’nin parlayan yıldızı olmaya devam ettiğini vurguladı. 486’ncı Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali kapsamında, bu yıl 32’nci kez düzenlenen Manisa Mesir Ticaret Fuarı törenle açıldı. Manisa Büyükşehir Belediyesi Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilen açılışa Manisa Valisi Vahdettin Özkan, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, CHP İl Başkanı İlksen Özalper, Şehzadeler Belediye Başkanı Hakan Şimşek, Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, Baro Başkanı Sevgi Başak Yeşil, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Burak Deste, MASKİ Genel Müdürü Ali Kılıç, Genel Sekreter Yardımcıları Ulaş Aydın, Pınar Mine Hacıalibeyoğlu, Ahmet Ata Temiz ve Erk Kayabaş, Manisa’yı Mesir'i Tanıtma ve Turizm Derneği Başkanı Ufuk Tanık, siyasi parti temsilcileri, kurum müdürleri ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı. Fuarın açılış konuşmasını TACT fuar Yönetim Kurulu Başkanı Didem Simsaroğlu yaptı. “Ekonomik Dayanışma ve Tanıtım için Kritik” Manisa Valisi Vahdettin Özkan, fuarın 32 yıldır festival havasında geçerek şehrin yaşam kalitesini ve ekonomik göstergelerini iyileştirdiğini belirtti. Bu dayanışmanın üretimi teşvik eden bir mahiyette olduğunu söyleyen Vali Özkan, organizasyonun küresel rekabet gücü açısından büyük bir girdi sağladığını ifade etti. Özkan, haftanın sanat ve şifa dolu geçmesini diledi. “Manisa Ege’nin Parlayan Yıldızı Olmaya Devam Ediyor” Manisa’nın 486 yıllık köklü geleneğini, şehrin ekonomik vizyonuyla birleştirdiklerini dile getiren Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, “Geçtiğimiz yıl 300 bin ziyaretçiyi ağırlayarak çıtayı çok yükseğe taşıyan bu fuar, yalnızca Manisa’nın değil, Türkiye’nin ticaret ve sanayi kalbi olduğunun en somut örneğidir. Ekonomik veriler bizlere rakamların ötesinde bir gerçeği, Manisa’nın sarsılmaz üretim iradesini fısıldıyor. Bugün Manisa; 7 milyar doları aşan ihracat hacmiyle Türkiye’nin ekonomi devleri arasındaki yerini koruyan, Ege’nin parlayan yıldızı olmaya devam eden bir şehirdir. Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak; sanayicimizin, ihracatçımızın ve esnafımızın her zaman en güçlü yol arkadaşı olmaya kararlıyız. Hepimizin ortak hedefi Manisa’mızın üretimdeki öncü rolünü pekiştirmek ve bu bereketli toprakların gücünü dünya pazarlarında en üst sıralara taşımaktır” ifadelerini kullandı. Başkan Dutlulu, Ortak Akıl ve İşbirliğine Vurgu Yaptı Yönetim anlayışlarının merkezinde ‘Ortak Akıl’ olduğunu vurgulayan Başkan Dutlulu, “Manisa hızla büyüyor. Biz bu büyümeyi trafikten imara, otoparktan sanayi alanlarına kadar doğru planlamak zorundayız. Hedefimiz; Ticaret Odalarımızla, OSB’lerimizle, Esnaf Odalarımızla, Ziraat Odalarımızla ve tüm iş dünyası temsilcilerimizle birlikte bir Beyin Takımı kurmaktır. Bu birliktelik, sadece kağıt üzerinde kalan bir yapı değil, Manisa’nın geleceği için yol haritası çizen, şehrin kaderini belirleyen bir koordinasyon merkezi olacaktır. Şehrimizin jeopolitik avantajlarını kalkınmaya dönüştürmek, yatırımcılarımızın sorunlarına hızlı çözümler üretmek ve bürokrasiyi azaltarak istihdamı artırmak ancak bu güçlü iş birliğiyle mümkündür” diye konuştu. “Yerel Ekonomimize ve Esnafımıza Can Suyu Oluyor” 486’ncı yaşı kutlanan Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali’ni ‘Yaşayan Festival’ konseptiyle kent geneline yaydıklarını söyleyen Başkan Dutlulu, “Mesir coşkusunu sadece bir saçım töreniyle sınırlı tutmayıp; fuarlarla, gastronomiyle, sanatla ve sporla harmanladık. Bu büyük organizasyon sayesinde şehrimize gelen binlerce misafirimiz, yerel ekonomimize ve esnafımıza can suyu oluyor. Ben, bu büyük organizasyonun 32 yıldır kesintisiz sürmesinde emeği geçen, bu bayrağı bugüne taşıyan tüm kurumlarımıza ve emektarlarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Fuarımızda yer alan tüm firmalarımıza bereketli kazançlar; ziyaretçilerimize ise Manisa’nın üretim gücünü tamamen hissedecekleri verimli bir fuar diliyorum” dedi. “Çadırda Başlayan Serüven Ticaret Merkezine Dönüştü” Açılışta konuşan Manisa’yı Mesir’i Tanıtma ve Turizm Derneği Başkanı Ufuk Tanık, fuarların geniş kitlelere ulaşma gücüne vurgu yaptı. Laleli’de bir çadırda başlayan sürecin modern bir ticaret merkezine dönüştüğünü belirten Tanık, bu başarının büyüyerek devam etmesini temenni ettiğini dile getirdi. Tanık, fuarların tüm dünyada olduğu gibi Manisa için de vazgeçilmez bir önemi olduğunu hatırlattı. “Mesir Demek, Manisa Demek” Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, Mesir’in şehir kimliğiyle olan kopmaz bağına dikkat çekerek, “Mesir demek, Manisa demek” dedi. Bu etkinliğin şehrin en önemli yüz akı projelerinden biri olduğunu ifade eden Balaban, Manisa’nın bir hafta boyunca güzelliklerle anılacağını vurguladı. Balaban, tüm vatandaşları bu coşkuya ortak olmaya davet etti. “İki Büyük Marka Şehri Güçlendiriyor” Şehzadeler Belediye Başkanı Hakan Şimşek, Mesir Festivali ve Ticaret Fuarı’nın şehrin üretim gücünü dünyaya anlatan iki kıymetli marka olduğunu söyledi. Bu organizasyonları daha ileriye taşımak için var güçleriyle çalışacaklarını belirten Şimşek, hedeflerinin Manisa’yı her yönüyle güçlü bir marka şehir haline getirmek olduğunu ifade etti. Şimşek, bu mirasın kültürel ve ekonomik önemine değindi. Fuarın Açılış Kurdelesi Kesildi Konuşmaların ardından protokol üyelerinin katılımıyla 32. Manisa Mesir Ticaret Fuarı’nın açılış kurdelesi kesildi. Ardından stantları ziyaret eden protokol üyeleri, firmalardan ürünler hakkında bilgi aldı.

SETBİR'in İlk Kadın Başkanı Fatma Can Sağlık Oldu Haber

SETBİR'in İlk Kadın Başkanı Fatma Can Sağlık Oldu

Türkiye Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği (SETBİR), 50. kuruluş yılını kutladığı Genel Kurul’da tarihi bir karara imza attı. Sütaş İcra Kurulu Üyesi Fatma Can Sağlık, derneğin ilk kadın Yönetim Kurulu Başkanı seçildi. ​Türkiye gıda sanayisinin en köklü ve stratejik sivil toplum kuruluşlarından biri olan SETBİR, 1976 yılından bu yana sürdürdüğü faaliyetlerinde yeni bir döneme girdi. 50. yıl gururunu yaşayan birlik, kamu ve özel sektörde derin tecrübeye sahip olan Fatma Can Sağlık liderliğinde, Türkiye’nin hayvansal üretim potansiyelini küresel standartlara taşımayı hedefliyor. ​Sürdürülebilir Üretim ve Bilinçli Tüketim Vizyonu ​Yeni Başkan Fatma Can Sağlık, göreve gelmesinin ardından yaptığı ilk açıklamada SETBİR’in stratejik rolüne dikkat çekti. Sağlık, "Toplumun sağlıklı beslenmesinde temel rol oynayan süt ve kırmızı et ürünlerinde üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak vizyonumuzun temelidir. Kamu ve özel sektör arasında etkin bir köprü kurarak ülkemizin verimliliğini artırmak için çalışacağız" dedi. ​Gıda Sanayisinde Dönüşüm: İklim Değişikliği ve Kaynak Verimliliği ​Sektörün küresel ölçekte karşılaştığı zorluklara değinen Sağlık, SETBİR'in yeni dönem yol haritasını şu başlıklarla özetledi: ​Küresel Rekabet: Türk gıda sanayicilerini uluslararası pazarlarda daha rekabetçi bir konuma taşımak. ​Sürdürülebilirlik: İklim değişikliği ve kaynak verimliliği odaklı bir üretim modeli geliştirmek. ​Gıda Güvenilirliği: Bilimsel yaklaşım ve yenilikçilikle gıda değer zincirini güçlendirmek. ​"Gıda Değer Zincirinin Her Halkasındayız" ​SETBİR’in tedarikçiden tüketiciye kadar geniş bir yelpazeyi kapsadığını belirten Fatma Can Sağlık; "Girdi tedarikçilerinden sanayicilere, perakendecilerden tüketicilere uzanan bu zincirde sürdürülebilir büyümeyi desteklemek en büyük sorumluluğumuzdur. Sektörümüzü el birliğiyle daha ileriye taşımak için tüm paydaşlarımızın iş birliğine açığız" ifadelerini kullandı.

Başkan Tugay’dan İzmir Körfezi İçin Ortak Mücadele Çağrıs Haber

Başkan Tugay’dan İzmir Körfezi İçin Ortak Mücadele Çağrıs

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İzmir Körfezi’nin kirlilikten arındırılması için liman, tersane ve Gediz Nehri’nin olumsuz etkilerinin önlenmesi gerektiğini ve bu konularda merkezi idareyle iş birliğine ihtiyaç olduğunu söyledi. Uluslararası İzmir Körfez Konferansı’nda konuşan Başkan Tugay “Bize dip temizliği için gerekli yetkiyi vermezseniz, kil uygulamasına engel olursanız, Gediz Nehri’nin kirliliğini durdurmazsanız, davet ettiğimiz toplantılara gelmezseniz, bu soruna nasıl katkı vermiş olacaksınız?” dedi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Büyükşehir Belediyesi’nin “Sağlıklı Körfez” hedefi doğrultusunda “Körfez İçin Bir Adım Daha” başlığıyla düzenlediği Uluslararası İzmir Körfez Konferansı’nın ikinci gün oturumlarının açılışına katıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda; İZSU, İZPA ve İZDENİZ iş birliğiyle Tarihi Havagazı Fabrikası’nda gerçekleştirilen konferansta konuşan Başkan Tugay, kamuoyunun İzmir Körfezi’nin yaşamış olduğu durum hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmadığını söyledi. Merkezi hükümet de dahil olmak üzere farklı kesimlerden farklı şeyler söylendiğini vurgulayan Tugay, “İzmir’de bir sorun var ama bu sorunu kimse sahiplenmiyor ve çözüm için de yeterli çaba gösterilmiyor. Birbirilerinin üstüne sorumluluk atıyorlar gibi bir düşünce içindeler. Haklılar; maalesef bu bilgi kirliliği böyle bir algının ortaya çıkmasına neden oluyor” diye konuştu. “Yoğun nüfusun doğrudan körfezle yakın temasta olduğu bir şehir” İzmir Körfezi’nin yapısına değinen Başkan Tugay, “İzmir Körfezi, dünyada çok nadir olan körfezlerden birisi. Şehrin metropolü körfez çevresine yerleşmiş. Yoğun bir nüfusun doğrudan körfezle yakın temasta olduğu bir şehir. Benzer sorun çok yerde var ama insanların yerleşim yerlerinden uzak olduğu için bu şekilde gündeme gelmiyor. En uç kısmında bir liman olan bir körfez bu. Farklı havzalardan gelen tam 33 tane akarsu bu körfeze boşalıyor. Bunların içinde Gediz Nehri de var” dedi. “Gediz, körfezi kirletmiyor demek art niyetli” Gediz Nehri’nin körfezi kirletmediği iddialarının art niyetli olduğunu dile getiren İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, “Gediz’in kirli suyu kesinlikle körfeze giriyor. Gediz’in dışında da hepimizin bildiği birçok akarsu, pek çok yerden topladığı atıkları körfeze boşaltıyor. Bir kısmı kentsel ve sanayi atıkları, bir kısmı da doğal alüvyonlar. Dün hocamızın da söylediği gibi, körfez artık bir depolama alanı. En doğru ifadelerden birisi bu. Bu derelerden gelen atıklar körfezde dibe çöküyor ve birikiyor. Efes Antik Kenti’nin bir liman kentiyken bin yıllar içinde Küçük Menderes’in taşıdığı alüvyonlarla nasıl dolduğunu görüyorsunuz. Akarsu yataklarının yanında bu kaçınılmaz bir şey” şeklinde konuştu. “Koku ve balık ölümleri travmatize etti” İklim krizinin etkisiyle özellikle yaz aylarında sıkça görülen alg patlamasına bağlı koku ve balık ölümleri hakkında konuşan Başkan Tugay, konferansın temel amaçlarından birinin bu soruna biyolojik çözüm bulmak olduğunu belirtti. Başkan Tugay, “Çok rahatsız edici bir sorunla karşı karşıyayız. Körfezde ‘alg patlaması’ olarak adlandırılan biyolojik bir problem var. Yaz aylarında ortaya çıkan koku ve balık ölümleri, insanları adeta travmatize etti. İzmir Körfezi’nin kanalizasyon atıklarıyla kirletildiği ve bu durumun belediye hizmetlerinin yetersizliğinden kaynaklandığı yönünde suçlamalar yapılıyor. Ben 59 yaşındayım; kendimi bildim bileli İzmir Körfezi’nde koku ve kirlilik vardı ancak balık ölümleri yaşanmıyordu. Bu durumda şu soruyu sormalıyız: Sorun, son dönemde artan kentsel atık kirliliğinin bir sonucu mu, yoksa başka bir nedeni mi var? Cevap çok açık; bu durum farklı bir nedene dayanıyor. Alg patlaması yeni bir olgu. Üstelik yalnızca İzmir Körfezi’ne özgü değil, dünyanın birçok bölgesinde görülüyor. Avustralya’nın güney kıyılarında da bu durumun yaşandığını biliyoruz. İstanbul’a yaptığım yolculuk sırasında Karadeniz kıyılarında da alg oluşumlarını gözlemledim. Bu durum hem denizlerde hem de tatlı sularda ortaya çıkıyor. Bu, çağımızın yeni sorunlarından biri. Temel nedeni ise iklim krizi, artan hava sıcaklıkları ve deniz suyunun ısınması. İzmir Körfezi’nde de karasal alanlarda olduğu gibi sıcaklık rekorları kırılıyor. Yaz aylarında su sıcaklığı 30 dereceye kadar yükseldi. Bu aşırı sıcaklık, alglerin çok hızlı ve yoğun şekilde çoğalmasına neden oluyor” dedi. “Alg patlaması çözmemiz gereken ağır ve yoğun bir sorun” Sıcaklığın yanı sıra körfez dibinde biriken atıkların da alg patlamasını tetiklediğini belirten Başkan Tugay, şunları söyledi: “Bu toplantının düzenlenme amacı da, alg patlamasına biyolojik bir çözüm bulup bulamayacağımız sorusuna yanıt aramak. Çünkü biyolojik sorunlara kalıcı çözümler de yine biyolojik yöntemlerle geliştirilebilir. Ancak bugün itibarıyla alg patlamasıyla etkin şekilde mücadele edebilecek kesin bir yöntem bulunmuyor. Biz bu konuya dikkat çekmek ve İzmir’i bu alanda önemli bir bilimsel çalışma merkezi haline getirmek istiyoruz. Şehrimizdeki bilim insanlarının ve deniz biyologlarının bu meseleye daha fazla odaklanmasına ihtiyaç var. Vatandaşlarımız şunu bilsin ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi bu konuyu son derece ciddiye alıyor. Bu, bizim en öncelikli gündem maddelerimizden biri.” “Arıtma nedenli kirliliği durdurduk, 1 ton çamur çıkardık” İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “sağlıklı körfez” hedefi doğrultusunda yürüttüğü çalışmalara değinen Başkan Tugay, arıtma kaynaklı kirliliğin tamamen önlendiğini vurguladı. Körfezde kapsamlı temizlik çalışmalarının sürdüğünü belirten Tugay, “İzmir tarihinde yapılan en büyük dip temizliğini gerçekleştiriyoruz ve bu çalışmalara kararlılıkla devam edeceğiz. Şu ana kadar 1 milyon tondan fazla dip çamuru çıkarıldı. Bakanlıktan alınan 4 milyon tonluk izin kapsamında çalışmalarımız sürecek” ifadelerini kullandı. Körfezin yapısal özelliklerine de dikkat çeken Tugay, “Körfezin güney kesimi daha derinken, kuzey kesiminde ciddi bir sığlık söz konusu. Hatta körfezin orta kesimindeki derinlik yer yer 2 metreye kadar düşüyor. Bu durum, körfez suyunun açık denizle yeterince sirkülasyon yapmasını engelliyor. Su adeta bir göl gibi durağan, hareket çok sınırlı. Bu düşük sirkülasyon da alg patlamasını kolaylaştırıyor” diye konuştu. “Körfezin en sıkıntılı yerinde tersane ve yük limanı işletemezsiniz” İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin körfez temizliği kapsamında müdahale edemediği alanlara dikkat çeken Başkan Tugay, yetki sınırlamalarına vurgu yaptı. Tugay, “Müdahale edemediğimiz en önemli noktalardan biri Gediz Nehri. Murat Dağı’ndan temiz çıkan su, Manisa ve İzmir’e ulaştığında kirlenmiş halde geliyor. Gediz Nehri, körfezin kirlenmesinde önemli bir etken” dedi. Körfezin yapısal özelliklerine uygun olmayan faaliyetlere de değinen Tugay, “Bu kadar sığ bir körfezin en uç ve en sığ noktasına tersane kurulamaz. Tersane kaynaklı kirlilik, ekiplerimiz tarafından defalarca ortaya kondu. Aynı şekilde, ağır yük gemilerinin atıklarını kontrolsüz şekilde bırakabildiği bir düzene de izin verilmemeli. Körfezin en hassas bölgesinde bu tür faaliyetlerin yürütülmesi doğru değil” ifadelerini kullandı. Bu konularda belediyenin yetkisinin bulunmadığını belirten Tugay, “Ne yazık ki bu alanlarda karar verme yetkisi bizde değil. Belediye olarak gemi atıklarını izleyebileceğimiz bir sistem kurma konusunda kararlıyız. Ancak bu sistemle yalnızca tespit yapabiliriz; yaptırım uygulama yetkimiz yok” diye konuştu. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesinin önemine de değinen Tugay, “Bazı çevreler konuyu çarpıtarak farklı yönlere çekmeye çalışıyor. Oysa biz kamuoyunun doğru ve şeffaf biçimde bilgilendirilmesini çok önemsiyoruz” dedi. “Körfezin sürekli bir temizliğe ihtiyacı var” Başkan Tugay, konuşmasının devamında körfezde sürdürülebilir temizlik ihtiyacına dikkat çekerek şunları söyledi: “Körfezde sürekli ve sistemli bir temizliğe ihtiyacımız var. Bunun için özel donanımlı bir temizlik gemisi edinilmeli. Bu yatırımı ya biz yapmalıyız ya da bakanlık üstlenmeli. Bakanlığın İzmit Körfezi’nde yürüttüğü çalışmanın benzeri mutlaka İzmir Körfezi’nde de hayata geçirilmeli. Vakumlu sistemlerle dipte biriken çamuru çekmeli ve çevreye zarar vermeden bertaraf etmeliyiz. Bu konuyu bakanlıkla defalarca, hatta bakan düzeyinde görüştük. Ancak ne yazık ki beklediğimiz desteği alamıyoruz. Herhangi bir çözüm önerisi sunulmadığı gibi, sürekli suçlamalara maruz bırakılıyoruz. Gerekli yetkiler verilmezse, dip temizliği çalışmalarımız engellenirse, kil uygulamasına izin verilmezse, Gediz Nehri’ndeki kirlilik durdurulmazsa ve düzenlediğimiz toplantılara dahi katılım sağlanmazsa bu sorunu nasıl çözeceğiz? Biz inanıyoruz ki bu süreçte halkın doğru bilgilendirilmesi, bilinçlenmesi ve duyarlılığı büyük önem taşıyor. Bilim insanlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve ilgili tüm kurumların çözüm sürecine aktif katkı sunması gerekiyor. Biz de belediye olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da daha fazla ne yapabiliriz sorusuna yanıt aramaya, çalışmaya devam edeceğiz. Öte yandan İzmit Körfezi’nde uygulanan yöntemlerin İzmir’de de hayata geçirilmesi, sorunun çözümünü hızlandırabilir. Körfezde sürekli temizlik yapılmazsa zamanla dolma, karasallaşma ve doğal yapının kaybolması riskiyle karşı karşıya kalabiliriz.”

Suyun Aktığı Yerde Eşitlik Büyür Haber

Suyun Aktığı Yerde Eşitlik Büyür

Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği Dünya Su Günü açıklamasında güvenli su ve sanitasyonun insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin kritik öğeleri olduğuna dikkat çekerek herkesin daha güvenli suya eriştiği, cinsiyet eşitliğinin sağlandığı yaşam için harekete geçerek su yönetimi çözümlerinde kadını öncelikleyelim çağrısı yaptı. Her yıl, evlerine yakın güvenli suya erişimi olmayan 2,1 milyar insanı etkileyen önemli bir soruna dikkat çeken bir tema ile 1993 yılından beri kutlanan 22 Mart Dünya Su Günü’nde İstanbul Teknik Üniversitesi(İTÜ) Öğretim Üyesi ve Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu herkesin daha güvenli suya eriştiği, cinsiyet eşitliğinin sağlandığı yaşam için harekete geçerek su yönetimi çözümlerinde kadını öncelikleyelim çağrısı yaparak SÜT-D Su Perileri Projesi ile etki yaratıyoruz dedi. Suyun aktığı yerde eşitlik büyür Bu yıl Birleşmiş Milletler(BM) Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları(SKA) içinde SKA5:Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve SKA6: Temiz Su ve Sanitasyon ile güvenli su ve sanitasyonun insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin kritik öğeleri olduğuna 22 Mart Dünya Su Günü’nde dikkat çekilerek tüm kadın ve kız çocuklarını güçlendirmek hedefli kampanya “Suyun aktığı yerde eşitlik büyür” teması ile yürütülüyor bilgisini veren İTÜ Öğretim Üyesi ve SÜT-D Başkanı Prof.Dr. Filiz Karaosmanoğlu, küresel su krizi herkesi etkiliyor. Ancak bu etki eşit değil. Eşitsizlikler artarken en büyük yükü kadınlar ve kız çocukları taşıyor, dedi. Su, kadın ve korkutucu sayılar Prof. Karaosmanoğlu BM verisine göre: Kadınların dörtte birinden fazlası, 1 milyardan çok kadının güvenli içme suyu erişimi yok 1,8 milyardan fazla evde içme suyu yokken her üç haneden ikisinde su toplamadan kadın sorumlu Veri bulunan 53 ülkede kadınlar ve kız çocukları erkekler ve erkek çocuklardan üç kat daha fazla olarak günde 250 milyon saat su toplama işi yapıyor Güvenli olmayan su, sanitasyon ve hijyen her gün beş yaşın altındaki yaklaşık bin çocuğun ölümüne neden oluyor Ülkelerin yaklaşık %14'ünde kadınların suyla ilgili karar alma ve su yönetimine eşit şekilde katılımını sağlayacak mekanizmalar bulunmamakta korkutucu sayılarına vurgu yaparak hepimize düşen görevleri bilme gereğine dikkat çekti. Su yönetimi çözümlerinde kadını öncelikleyelim Su yönetimi çözümlerinde evde, okulda, işte, yolda, tarlada, ormanda, yaşamda her yerde en doğru ve iyiyi başarmak için kadın ve kız çocuklarını merkeze alma vakti geldi.Kadın sesinin, liderliğinin ve yetkilerinin tam tanındığı, su kararlarında eşit söz hakkına sahip olduğu, dönüştürücü, kapsayıcı, hak temelli yeni bir yaklaşım şart. Hepimiz, tüm paydaşlar öğrenmeli, etki yolumuzu seçmeli ve nasıl değer yaratacağımızı belirlemeliyiz diyen Dr. Karaosmanoğlu sivil toplum kuruluşlarının bu yolda paydaş sorumluluğu yüksek değerlendirmesini yaptı. SÜT-D’nin su perileri görevde SÜT-D Başkanı Karaosmanoğlu “15 Eylül 2025’te kız çocuklarına sürdürülebilir yaşam kültürü için su yönetimini öğretme, uygulatma ile değer yaratma hedefli Su Perileri projemizi başlattık. İlk paydaş okulumuz Beşiktaş Bilim ve Sanat Merkezi (BİLSEM). BİLSEM okullarımızda yetenekli öğrencilerin gelişimleri hızlandırılmakta, okul saatleri dışında özel eğitimler verilmekte. Beşitaş BİLSEM’de Müdür Dr. Meral Topal, Öğretmen Aysel Gökçe ve Öğretmen Ayşe Demirkan koordinasyonunda projemizde 20 kız çocuğu, 20 anne ve 6 kız kardeş ile ilerliyoruz. Bugün çevrim içi kutlamamızı yapacağız, dedi. Harekete geçelim Herkesin daha güvenli suya eriştiği, cinsiyet eşitliğinin sağlandığı yaşam için harekete geçmek için hepimizin her yerde yapacakları olduğunu ifade eden Dr. Karaosmanoğlu, harekete geçelim çağrısı ile Dünya Su Günü kutlamasını sundu.

Istrancalar Delik Deşik Ediliyor! Haber

Istrancalar Delik Deşik Ediliyor!

Cumhuriyet Halk Partisi Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu, Istranca Dağları’nda devam eden Rüzgar Enerji Santrali (RES) projelerine sert tepki gösterdi. Mahkeme kararları ve bilirkişi raporlarına rağmen devam eden çalışmaları "doğa katliamı" olarak nitelendiren Gündoğdu, 200 bin ağacın kesileceğini vurguladı. ​Kırklareli’nin "akciğerleri" olarak bilinen Istrancalar bölgesindeki RES projeleri, TBMM gündemine taşındı. Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu, Vize ilçesine bağlı köylerde sürdürülen projelerin hukuka ve bilime aykırı olduğunu belirterek, yetkilileri hesap vermeye çağırdı. ​Mahkeme Kararı Dinlenmiyor ​Gündoğdu; Kömürköy, Akpınar, Okçular ve Evrenli köyleri ile Çakıllı beldesini kapsayan projeler hakkında verilen iptal kararlarının hiçe sayıldığını belirtti. Bilirkişi raporlarının "Orman alanında RES olmaz, su kaynakları ve tarım çöker" demesine rağmen iş makinelerinin bölgeden çekilmediğini ifade etti. ​"200 Bin Ağaç Kesiliyor" ​Projenin çevresel maliyetinin telafi edilemez boyutlarda olduğunu savunan Gündoğdu, konuşmasında şu çarpıcı ifadelere yer verdi: ​"200 bin ağaç kesiliyor, geleceğimiz budanıyor. Bölge halkının iradesi yok sayılırken hukuk askıya alınıyor. Bu proje bir yatırım değil, Kırklareli'nde canlı yaşamın sonudur. Doğaya karşı açık bir saldırı gerçekleştiriliyor." ​Bilim ve Halk "Hayır" Diyorsa Kim "Evet" Diyor? ​Sivil toplum kuruluşlarının projede "kamu yararı" görmediğini hatırlatan Milletvekili, iktidarın "talan siyaseti" izlediğini iddia etti. Gündoğdu, bölge halkının RES'lerle iç içe yaşamasının mümkün olmadığını, ekosistemin geri dönülemez bir yara aldığını belirterek, sorumluların en kısa sürede yargı önünde hesap vereceğini vurguladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.