Hava Durumu

#Sözleşmeli Üretim

Kırsal Haber - Sözleşmeli Üretim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sözleşmeli Üretim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye Ortak Tarım Politikası Ağı Ankara’da Toplandı Haber

Türkiye Ortak Tarım Politikası Ağı Ankara’da Toplandı

Türkiye Ortak Tarım Politikası Ağı 2. Ulusal İzleme ve Değerlendirme Komite Toplantısı Ankara’da gerçekleştirildi. Yaklaşık 300 temsilcinin katıldığı toplantıda üretim planlaması, sürdürülebilir tarım, kırsal kalkınma ve kadın ile gençlerin tarımdaki rolü ele alındı. Tarım Reformu Genel Müdürü ve IPARD Yönetim Otoritesi Başkanı Dr. Osman Yıldız’ın başkanlığında düzenlenen toplantıya; kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, özel sektör, tarımsal örgütler ve çiftçi temsilcileri katıldı. 26 bölgeden temsilcilerin yer aldığı toplantıda, Türkiye’nin tarımsal ve kırsal kalkınma politikalarının sahadaki ihtiyaçlar doğrultusunda geliştirilmesi değerlendirildi. Üretim planlamasında ortak hareket vurgusu Toplantıda konuşan Dr. Osman Yıldız, üretim planlamasının bitkisel üretim, hayvancılık ve balıkçılık alanlarında sürdürüldüğünü belirtti. Yıldız, tarım politikalarının oluşturulmasında yerel yöneticiler, çiftçiler, sivil toplum kuruluşları ve tarımsal örgütlerin sürece dahil edilmesinin önemine dikkat çekti. Üretim planlamasının yalnızca tek bir destek mekanizmasıyla yürütülmediğini ifade eden Yıldız; tarımsal destekler, kırsal kalkınma programları, tarımsal krediler ve sözleşmeli üretim gibi araçların da planlamayla birlikte değerlendirildiğini söyledi. Sürdürülebilir tarım için ortak yol haritası Tarım politikalarında kayıtlılık, kalite, verimlilik, yatırım ve sürdürülebilirliğin öncelikli alanlar olduğunu belirten Yıldız, farklı kurum ve paydaşların koordinasyon içinde hareket etmesi gerektiğini vurguladı. Ortak Tarım Politikası Ağı’nın bu süreçte önemli bir görev üstlendiğini belirten Yıldız, sahadan alınan görüş ve önerilerin ulusal tarım politikalarının şekillendirilmesine katkı sağlayacağını ifade etti. Kırsal kalkınmada kadın ve gençlere öncelik Toplantının öne çıkan başlıklarından biri de kırsal kalkınmada kadınların ve gençlerin rolü oldu. Yıldız, Ortak Tarım Politikası Ağı’nın yalnızca bir kırsal kalkınma programı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, kırsal bölgelerde yaşayan üreticilerin yaşam kalitesinin artırılması ve sürdürülebilir tarımsal üretimin sağlanmasının temel hedefler arasında olduğunu söyledi. Kırsal kalkınma politikalarında kadınların ve gençlerin önceliklendirilmesi gerektiğini vurgulayan Yıldız, Bakanlık olarak bu alanlara yönelik çalışmaları sürdürdüklerini kaydetti. Toplantıda 26 bölgenin tarımsal ve kırsal kalkınma potansiyeli, bölgesel ihtiyaçları ve öncelikleri değerlendirilirken, sahadan gelen görüşler doğrultusunda daha sürdürülebilir, kapsayıcı ve yerel ihtiyaçlara duyarlı bir tarım ve kırsal kalkınma vizyonunun güçlendirilmesi hedeflendi.

Bakan Yumaklı: "Türkiye 185 Ülkeye, 2 Bin 226 Çeşit Tarım ve Gıda Ürünü İhraç Ediyor" Haber

Bakan Yumaklı: "Türkiye 185 Ülkeye, 2 Bin 226 Çeşit Tarım ve Gıda Ürünü İhraç Ediyor"

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye'nin tarımsal hasılasının 2025'te 83,2 milyar dolara ulaşarak tarihin en yüksek seviyesini gördüğünü belirterek, “Bugün Türkiye, 86 milyon vatandaşımızın ve ülkemizi ziyaret eden 60 milyonu aşkın turistimizin gıda arzını sağlıyor. Aynı zamanda 185 ülkeye, 2 bin 226 çeşit tarım ve gıda ürünü ihraç ediyor ve ekonomimize 32,6 milyar dolar katkı sunuyor." dedi. Bakan Yumaklı, Tüyap Kongre ve Fuar Merkezi'nde gerçekleştirilen Uluslararası Gıda ve İçecek Fuarı “Foodist İstanbul"un açılış programına katıldı. Fuarın açılışında konuşan Bakan Yumaklı, dünyadaki gelişmelere bakıldığında insanlık tarihinin önemli kırılma noktalarından birine tanıklık edildiğini, küresel iklim değişikliği, ekstrem hava olayları, jeopolitik gerilimler, tedarik zincirlerinde yaşanan sorunlar, yükselen girdi maliyetleri, gübre krizleri ve hızla artan dünya nüfusunun bunlardan olduğunu dile getirdi. Bu dönemde tarım ve gıda sektörünün klasik bir ekonomik faaliyet alanı olmanın ötesine geçtiğini ifade eden Yumaklı, “Tarım ve gıda, bugün doğrudan bir milli güvenlik ve beka meselesidir. Nitekim dünyada yükselen gıda milliyetçiliği ve ülkelerin kendi kaynaklarını koruma arzusu bunun en açık göstergesidir." dedi. Bakan Yumaklı, nüfus artışı ve kentleşme hızına bakıldığında, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) projeksiyonlarının 2050'de bugün üretilenden çok daha fazla gıdaya ihtiyaç duyulacağını gösterdiğini söyledi. “DÜNYADAKİ TARIMSAL ÜRETİMİN OLUŞTURDUĞU KATMA DEĞERİN YÜZDE 1,75'İ TÜRKİYE'YE AİT" Kaynakların sınırlı olduğunu, doğal kaynakların korunması gerektiğini belirten Yumaklı, şöyle devam etti: “Birim alandan daha fazla verim alacağız. Teknolojiyi ve planlamayı üretimin merkezine koyacağız. Tarımı, sürdürülebilir bir anlayışla geleceğe taşıyacağız. İşte tüm bu küresel fırtınanın ortasında Türkiye, pasif bir izleyici değil süreci yöneten, altyapısını güçlendiren ve geleceğe hazırlanan güçlü bir aktör. Bunun tesadüf olmadığını gösteren somut verilerimiz var. 2025 Dünya Bankası verilerine göre dünya ekonomisinde Türkiye'nin payı yaklaşık yüzde 1,35. Tarıma baktığımızda çok daha güçlü bir tabloyla karşılaşıyoruz. Dünyadaki tarımsal üretimin oluşturduğu katma değerin yüzde 1,75'i Türkiye'ye ait. 2002'de tarımsal hasılada dünyada 12'nci sırada bulunan Türkiye, bugün 7'nci sıraya yükselmiş durumda. Tarımsal hasılamız 2025'te 83,2 milyar dolara ulaşarak tarihimizin en yüksek seviyesini gördü. Bu, Cumhuriyet tarihimizin tarımsal hasılada ulaştığı en yüksek seviye. Bugün Türkiye, 86 milyon vatandaşımızın ve ülkemizi ziyaret eden 60 milyonu aşkın turistimizin gıda arzını sağlıyor. Aynı zamanda 185 ülkeye, 2 bin 226 çeşit tarım ve gıda ürünü ihraç ediyor ve ekonomimize 32,6 milyar dolar katkı sunuyor." “TÜRKİYE'NİN ÜRETİM GÜCÜNÜ, KALİTESİNİ VE GÜVENİLİRLİĞİNİ KÜRESEL BİR MARKA DEĞERİNE DÖNÜŞTÜRMEK İSTİYORUZ" Bakan Yumaklı, mevcut başarılarla yetinmediklerini, üretmek kadar üretileni dünyaya ulaştırmanın da önemli olduğunu ve bu nedenle ihracatçıların yeni pazarlara erişimini son derece önemsediklerini söyledi. Bir taraftan üretim gücünü artırırken, diğer taraftan yürüttükleri yoğun müzakerelerle ürünlerin önündeki teknik engelleri kaldırdıklarını ve yeni pazarların kapılarını açtıklarını dile getiren Yumaklı, “İstiyoruz ki Türk çiftçisinin emeği, dünyanın dört bir yanında raflarda yer alsın. Türkiye'nin üretim gücünü, kalitesini ve güvenilirliğini küresel bir marka değerine dönüştürmek istiyoruz." diye konuştu. Bakan Yumaklı, bu doğrultuda yürüttükleri tarım diplomasisinin somut sonuçlarını almaya başladıklarını belirterek, somon, çipura ve levrek gibi su ürünlerinin yanı sıra bademin de Çin pazarına girişinin önünü açtıklarını ifade etti. Çin'e kanatlı eti ürünleri ihracatının önünü açacak süreci ilerlettiklerini belirten Yumaklı, “Kiraz ihracatımızın daha etkin gerçekleştirilmesi için teknik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. İncir, üzüm, nar ve elma gibi ürünlerimizde de yeni pazarların önünü açmak için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Diğer taraftan yaş meyve ve sebzeden su ürünlerine, süt ürünlerinden kanatlıya kadar birçok alanda işletmelerimizin onay süreçlerini hızlandırıyor, ihracatçımızın Rusya pazarındaki konumunu güçlendirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz." dedi. Yumaklı, Avrupa Birliği başta olmak üzere geleneksel pazarlarda ihracatın sürdürülebilirliğini güvence altına almak amacıyla gıda güvenilirliği, bitki ve hayvan sağlığı, izlenebilirlik ve sertifikasyon alanlarında da çalışmaları kararlılıkla yürüttüklerini söyledi. Yeni dönemde önemli bir başka fırsatın daha olduğunu ifade eden Yumaklı, Türkiye'nin Suriye üzerinden Ürdün'e ve oradan Körfez ülkelerine uzanan kara yolu bağlantısının yeniden işler hale gelmesinin, özellikle yaş meyve ve sebze ile raf ömrü kısa ürünler için önemli bir lojistik avantaj sağlayacağını ifade etti. Bakan Yumaklı, Türkiye-Suriye-Ürdün-Suudi Arabistan transit koridorunun 15 Nisan 2026'dan itibaren faaliyete başladığını belirterek, bu hattın etkin kullanılmasıyla üreticilerin ürünlerini Körfez pazarlarına çok daha kısa sürede ulaştırabilecek yeni bir ticaret güzergahına kavuştuklarını dile getirdi. Üreticinin emeğini yalnızca Türkiye'nin 86 milyon vatandaşıyla değil, dünyanın dört bir yanındaki tüketicilerle buluşturmayı hedeflediklerini söyleyen Yumaklı, “Türkiye'yi, bulunduğu coğrafyanın imkanlarını en iyi şekilde değerlendiren, kaliteli, güvenilir ve rekabetçi gıdanın dünyanın önemli üretim ve ihracat merkezlerinden biri haline getirmek istiyoruz." diye konuştu. “YIL SONUNA KADAR 4 OTB'Yİ DAHA ÜRETİME KAZANDIRACAĞIZ" Bakan Yumaklı, tarım-sanayi entegrasyonu açısından kritik öneme sahip Organize Tarım Bölgelerine (OTB) değinerek, Sera Organize Tarım Bölgelerinde jeotermal enerjinin kesintisiz gücünü seralarla buluşturduklarını, Besi Organize Tarım Bölgeleri ile de hayvancılıkta güçlü olunan yörelerin kalkınmasına katkı sağladıklarını dile getirdi. Bugüne kadar 46 OTB'ye tüzel kişilik kazandırdıklarını belirten Yumaklı, “16 OTB'de üretim başladı. Yıl sonuna kadar 4 OTB'yi daha üretime kazandıracağız. Diğer taraftan kırsal kalkınma yatırımlarımızdaki hibe ve teşviklerle, kırsalda üretimden işleme ve paketlemeye kadar gıda sanayimizin farklı alanlarındaki yatırımları destekliyoruz. Bu yatırımlarla, tıpkı AB coğrafi işaret tescilli 46 ürünümüzde olduğu gibi dünya çapında tanınan markalarımızın sayısını da artıracağız." ifadesini kullandı. Bakan Yumaklı, güvenilir gıdanın önemine işaret ederek, vatandaşların gıda tüketim yerlerinin denetim geçmişine hızlıca ulaşabilmesi için karekod uygulamasını başlattıklarını ve belirli işletmeler için zorunlu hale getirdiklerini söyledi. Hasat öncesinden sonrasına, hallerden toplu tüketim ve satış yerlerine kadar denetimleri yoğunlaştırdıklarını belirten Yumaklı, şunları kaydetti: “Başta B-Reçete olmak üzere aldığımız tedbirlerle önemli mesafe katettik. Zararlılarla mücadelede kimyasal yöntemler yerine biyolojik ve biyoteknik mücadeleyi önceleyen politikalarımıza da devam ediyoruz. RASFF bildirim sayısının son 4 yılda yüzde 75 azalması, bu alanda doğru bir yolda olduğumuzu gösteriyor. Ancak daha yapacak çok işimiz olduğunu da biliyoruz. Çünkü hedefimiz sadece bugün güvenilir gıda üretmek değil, Türk tarım ürünlerinin güvenilirliğini dünya pazarlarında güçlü bir marka değerine dönüştürmek. Bu doğrultuda karekodlu sağlık sertifikası, onaylı işletme prosedürleri ve benzeri yenilikçi uygulamalar geliştiriyoruz. Hem ithalat hem de ihracat süreçlerinde daha güvenilir, daha izlenebilir ve daha kaliteli bir gıda sistemi oluşturmayı hedefliyoruz. Bütün bu düzenlemeleri sektörümüzün paydaşlarıyla birlikte hayata geçiriyoruz. Gıda ve içecek sanayicilerimize, üretici ve ihracatçı birliklerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza ve bu çalışmalara katkı sunan tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum." “SÖZLEŞMELİ ÜRETİMİ HEM ÜRETİCİMİZ HEM SANAYİCİMİZ İÇİN GÜVENLİ BİR LİMAN OLARAK GÖRÜYORUM" Bakan Yumaklı, Türkiye'nin sahip olduğu coğrafi avantajı, modern üretim altyapısı, teknolojiye hızla adapte olan dinamik yapısı ve kararlı politikalarıyla, küresel fırtınaları en az zayiatla atlatarak küresel gıda tedarikinin güvenli limanı olmaya devam edeceğini söyledi. Sektörün rekabet gücünü daha da artırmak için sözleşmeli üretimin önemli olduğunu vurgulayan Yumaklı, “Özellikle ham madde tedarikinde sanayicimizin karşı karşıya kaldığı riskleri azaltmak, üretici ile sanayiciyi daha güçlü bir zeminde buluşturmak için sözleşmeli üretim modelini çok daha fazla benimsememiz gerekiyor. Ben sözleşmeli üretimi, hem üreticimiz hem sanayicimiz için güvenli bir liman olarak görüyorum." diye konuştu. Bakan Yumaklı, kurdele kesiminin ardından Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve beraberindeki heyetle fuar alanını gezerek firmalardan ürünlerine ilişkin bilgi aldı

Bakan Yumaklı: "Türkiye Dünya İncir Üretiminde Birinci Sırada!" Haber

Bakan Yumaklı: "Türkiye Dünya İncir Üretiminde Birinci Sırada!"

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, "Türkiye, dünya incir üretiminde yüzde 28'lik oranla birinci sırada. Aynı zamanda kuru incirde de çok önemli bir ihracatçı. 2026 rekolte tahmini yaklaşık 388 bin ton yaş incir, 94 bin ton da kuru incir olarak gerçekleşmiş olacak." dedi. Bakan Yumaklı, İncirliova ilçesinde bulunan İncir Araştırma Enstitüsü'nde incir hasadına katıldı. Tarım işçileriyle bir araya gelen Yumaklı, işçilerle birlikte örtü üstüne düşen kuru incirleri ve ağaçlardaki yaş incirleri topladı. Yumaklı, burada yaptığı konuşmada, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki Girne Limanı açıklarında batan gemide hayatını kaybedenlere başsağlığı, yaralılara şifa diledi. Aydın'a incir hasadına katılmak için geldiğini belirten Yumaklı, Türkiye'nin bu yıl son 66 yılın en iyi yağışını aldığını ifade etti. Birçok üründe yüksek rekolte beklendiğini aktaran Bakan Yumaklı, "Özellikle hububatta artık tamamlanma aşamasına geldi. 140 milyon tonun üzerinde bir bitkisel üretim miktarı bekliyoruz. Bu bütün zamanların en önemli en büyük rekoru olmuş olacak." dedi. “DÜNYA KURU İNCİR TALEBİNİN YÜZDE 60-65'LİK ORANINI ÜLKEMİZ KARŞILIYOR" Türkiye'nin incir üretiminde dünyada ilk sırada olduğunu vurgulayan Yumaklı, şöyle konuştu: "Türkiye, dünya incir üretiminde yüzde 28'lik oranla birinci sırada. Aynı zamanda kuru incirde de çok önemli bir ihracatçı. 2026 rekolte tahmini yaklaşık 388 bin ton yaş incir, 94 bin ton da kuru incir olarak gerçekleşmiş olacak. Dünya kuru incir talebinin de ülkemiz yaklaşık yüzde 60 ila 65'i oranında bir yüzdesini karşılıyor. Bu anlamda hakikaten çok emsalsiz bir ürünün dünya birinciliği de ülkemizde. Türkiye'deki incirin de yüzde 60'ı aynı zamanda Aydın'da üretiliyor. Aynı zamanda organik incir üretimi de yine Aydın'da çok önemli miktarlarda gerçekleşiyor. Türkiye'de üretilen organik incirin de yüzde 84'ü Aydın'da." İncir Araştırma Enstitüsü'nün Aydın başta olmak üzere Türkiye'deki incir üretimine yönelik Ar-Ge çalışmalarını yürüttüğünü belirten Yumaklı, enstitünün gen bankasında 354 incir çeşidinin genetik kaynaklarının korunduğunu söyledi. Bakan Yumaklı, incirde hasat, depolama, işleme, iklim ve diğer koşullara bağlı olarak aflatoksin ve okratoksin oluşabildiğine dikkati çekti. Bu tür sorunların ihracatta ürünlerin geri dönmesine neden olabileceğini ifade eden Yumaklı, "Biz sorunların minimuma indirilmesi için hem kendimiz bakanlık olarak hem üreticiler olarak hem de bunun ihracatını yapanlar olarak birlikte çalışmaya gayret ediyoruz." dedi. İncirin Türkiye için önemli bir geçim kaynağı ve dünya birinciliğine sahip bir ürün olduğunu vurgulayan Yumaklı, sektördeki sorunların çözümü için üretici, ihracatçı ve kamu kurumlarının birlikte hareket etmesi gerektiğini söyledi. İncir işleme tesislerinin sözleşmeli üretim yapmasının sektöre disiplin getirmesi açısından önemli olduğunu belirten Yumaklı, ürünün toplanmasından pazara sunulmasına kadar farklı aşamalarda bakanlığın destek ve teşviklerinin bulunduğunu ifade etti. Yumaklı, ülkede hasat döneminin tüm üreticiler için hayırlı ve bereketli olması temennisinde bulundu.

Akdağ Balı Coğrafi İşaret Yolunda Haber

Akdağ Balı Coğrafi İşaret Yolunda

Samsun Büyükşehir Belediyesi, kentin yerel tarımsal değerlerini koruyarak ekonomik değere dönüştürmeye yönelik çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Samsun Büyükşehir Belediyesi, kentin yerel tarımsal değerlerini koruyarak ekonomik değere dönüştürmeye yönelik çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Bu kapsamda hayata geçirilen “Akdağ Balı Sözleşmeli Üretim, Markalaşma ve Coğrafi İşaret Projesi”, Ladik Akdağ Balı’nın marka değerini artırmayı ve coğrafi işaret tesciliyle gelecek nesillere taşınmasını hedefliyor. Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Ordu Arıcılık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü ve Samsun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü iş birliğiyle “Akdağ Balı Sözleşmeli Üretim, Markalaşma ve Coğrafi İşaret Projesi” hayata geçiriliyor. Akdağ Balı’nın bilimsel ve teknik çalışmalarla tanımlanması, markalaştırılması ve uzun vadede coğrafi işaret olarak tescil edilmesi amacıyla yürütülen proje bölgedeki arıcılık faaliyetlerine önemli katkılar sunacak. Ladik Akdağ ve çevresindeki arıcılıkla uğraşan kırsal mahalleleri kapsayan proje; üreticilere güvenilir ve sürdürülebilir satış imkânı, düzenli gelir, fiyat istikrarı ve ürün değerinde artış sağlayacak. Aynı zamanda yerel üretimin desteklenmesine, sosyal yardım faaliyetlerinde kaliteli ve yöresel ürünlerin kullanılmasına, Samsun ile Ladik’in doğal ve kültürel değerlerinin tanıtılmasına vesile olacak. Coğrafi işaret başvurusu yapılacak Proje kapsamında marka tesciline yönelik hazırlıklar, üreticilerin belirlenmesi ile satın alma ve ekipman teslim süreçleri tamamlandı. Önümüzdeki dönemde marka ve patent başvuruları gerçekleştirilecek, arazi kontrolleri yapılacak, bal hasadı ve numune alma işlemleri yürütülerek ara sonuç raporu hazırlanacak. İki yıl sürecek bilimsel çalışmalar sonucunda Akdağ Balı’nın ayırt edici özellikleri ortaya konularak coğrafi işaret başvurusu gerçekleştirilecek.

TAT Gıda’dan Tarımda Dijital Dönüşüm Haber

TAT Gıda’dan Tarımda Dijital Dönüşüm

Türkiye'nin tarımsal üretim gücünü teknolojiyle buluşturan Tat Gıda'nın geleneksel hale gelen Dijital Tarla Günü etkinliği, sektörün farklı paydaşlarını bir araya getirerek tarımın dönüşüm sürecine ışık tuttu. Tat Gıda, Bursa'nın Karacabey ilçesinde düzenlediği 9. Dijital Tarla Günü'nde dijital tarım uygulamalarının üretime sağladığı somut kazanımları ve sürdürülebilir tarım vizyonunu paylaştı. Şirket, yapay zekâ destekli sulama sistemleriyle su tüketiminde yüzde 23 tasarruf sağlarken, dijital tarım uygulamalarını kullanan üreticilerde verimin yüzde 16 ila 28 arasında arttığını açıkladı. Tarımda dijital dönüşümün çevresel sürdürülebilirlik ve kaynak verimliliğine sağladığı katkıların da öne çıktığı etkinlikte, sektörün geleceğine yönelik önemli mesajlar verildi. Tat Gıda Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Veysel Memiş’in ev sahipliğinde Camandıra Çiftliği’nde gerçekleştirilen 9. Dijital Tarla Günü etkinliğine Mustafakemalpaşa İlçe Tarım ve Orman Müdürü Nuri Oruç, Karacabey İlçe Tarım ve Orman Müdürü Davut Aytek, Mustafakemalpaşa Ziraat Odası Başkanı Mehmet Aydemir ve Karacabey Ziraat Odası Başkanı Erhan Erdem ile akademisyenler, çiftçiler, sektör paydaşları ve çözüm ortakları katıldı. BASF ve BASF Nunhems’in platin sponsor, Türkiye İş Bankası ve Sarten’in altın sponsor, United Genetics Turkey, Solares, Subutay Bulut Nakliyat, Baştürk Cam, Akca Lojistik, Özler Plastik ve Omnia Nişasta’nın gümüş sponsor olarak destek verdiği Tat Gıda 9. Dijital Tarla Günü’nün açılışında konuşan Tat Gıda Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Veysel Memiş, veri odaklı üretim modelleri sayesinde çiftçilerin verimliliğini artırırken doğal kaynakların korunmasına da önemli katkılar sağladıklarını söyledi. “Sözleşmeli üretim modelimizi dijital teknolojilerle güçlendirerek tarımda dönüşüme öncülük ediyoruz" Tat Gıda'nın 2016 yılında başlattığı Dijital Tarım Programı'nın bugün Türkiye'de örnek gösterilen uygulamalardan biri haline geldiğini belirten Veysel Memiş, sözleşmeli üretim modelini dijital teknolojilerle güçlendirerek tarımsal üretimde dönüşüme öncülük ettiklerini söyledi. Dijital tarım uygulamalarının kapsamını her yıl genişlettiklerini kaydeden Memiş, bugün 400'ün üzerinde çiftçinin dijital tarım ekosistemine dahil olduğunu ve 20 bin dekardan fazla alanda dijital uygulamaların aktif olarak kullanıldığını ifade etti. Son iki yılda gerçekleştirilen çalışmalar hakkında bilgi veren Veysel Memiş, 15 bin dekardan fazla alanda uydu destekli bitki sağlığı takibi yapıldığını, 585 tarlanın dijital olarak izlendiğini ve 500'ün üzerinde toprak analiziyle üreticilere özel gübreleme programları oluşturulduğunu belirtti. Dijital takip sistemleri sayesinde yüzlerce problemli alanın erken dönemde tespit edilerek hızlı müdahale imkânı sağlandığını dile getirdi. Dijitalleşmenin sahadaki en önemli çıktısının verim artışı olduğunu vurgulayan Veysel Memiş, uydu teknolojileri, sensörler ve dijital karar destek sistemlerinden yararlanan üreticilerin verimlerinin geleneksel yöntemlerle üretim yapan çiftçilere kıyasla yüzde 16 ila yüzde 28 arasında daha yüksek gerçekleştiğini açıkladı. Bu sonuçların teknolojinin tarım sektöründe yalnızca bir yenilik değil, aynı zamanda verimlilik, rekabetçilik ve sürdürülebilirlik açısından stratejik bir araç olduğunu ortaya koyduğunu ifade eden Veysel Memiş, dijital dönüşümün üreticilerin gelir seviyelerine de doğrudan katkı sunduğunu kaydetti. “Yapay zekâ destekli sulama sistemleri sayesinde su tüketiminde yüzde 23 tasarruf sağlandı” Tat Gıda'nın dijital tarım çalışmalarını sadece verim artışıyla sınırlı değerlendirmediğini belirten Veysel Memiş, çevresel sürdürülebilirliği merkeze alan uygulamaların da önemli sonuçlar verdiğini söyledi. Toprak analizleriyle bilinçli gübreleme uygulamalarının yaygınlaştırıldığını ifade eden Veysel Memiş, yapay zekâ destekli sulama sistemleri sayesinde su tüketiminde yüzde 23 tasarruf sağlandığını, veri temelli bitki koruma uygulamalarıyla ise pestisit kullanımının yüzde 44 oranında azaltıldığını açıkladı. Türkiye'de sözleşmeli sanayi domatesi üretiminin tamamında yüzde 100 damla sulama sistemi kullanan öncü üretici gruplarından biri olduklarını belirten Veysel Memiş, bu modelin hem su verimliliği hem de karbon ayak izinin azaltılması açısından güçlü bir sürdürülebilirlik örneği oluşturduğunu vurguladı. Tat Gıda'nın sürdürülebilir tarım hedeflerini uluslararası projelerle desteklediğini belirten Memiş, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası ile yürütülen Yeşil Tarım Projesi kapsamında sera gazı emisyonlarının azaltılması, su verimliliğinin artırılması ve çevresel etkilerin ölçülmesine yönelik çalışmalar gerçekleştirdiklerini söyledi. Şirketin aynı zamanda Avrupa Birliği Horizon Europe Programı tarafından desteklenen SolarHub Projesi'nin Türkiye'deki ana paydaşlarından biri olduğunu kaydeden Memiş, proje kapsamında tarım ve yenilenebilir enerji sistemlerinin entegrasyonuna yönelik yenilikçi uygulamaların sahada test edildiğini ve üreticilerle buluşturulduğunu ifade etti. “Temel amacımız teknolojiyi sahaya taşımak, üreticileri yenilikçi çözümlerle buluşturmak” Tarımsal üretim alanlarında yenilenebilir enerji kullanımının yaygınlaştırılması için çalışmalar yürüttüklerini belirten Veysel Memiş, çiftçilerin bu dönüşümden en yüksek faydayı sağlaması amacıyla eğitimler, çalıştaylar ve uluslararası bilgi paylaşım faaliyetleri gerçekleştirdiklerini söyledi. Tarımın geleceğinin nitelikli insan kaynağıyla şekilleneceğine inandıklarını vurgulayan Memiş, Ege Üniversitesi ve Uludağ Üniversitesi iş birliğiyle yürütülen programlar kapsamında bugüne kadar 217 üniversite öğrencisine uygulamalı dijital tarım eğitimi verildiğini açıkladı. Ayrıca yüzlerce üreticinin dijital tarım teknolojileri ve yeni nesil üretim yöntemleri konusunda eğitim programlarına katıldığını belirten Veysel Memiş, teknolojik dönüşümün ancak bilgi paylaşımı ve üretici katılımıyla kalıcı hale gelebileceğini ifade etti. 9. Dijital Tarla Günü'nün temel amacının teknolojiyi sahaya taşımak, üreticileri yenilikçi çözümlerle buluşturmak ve başarılı uygulamaları paylaşmak olduğunu belirten Veysel Memiş, şunları söyledi: "Tarımın geleceğinin veriyle desteklenen, çevreye duyarlı, kaynaklarını verimli kullanan ve çiftçisini merkeze alan bir anlayışla şekilleneceğine inanıyoruz. Bugün sahada gördüğümüz her teknoloji ve her uygulama, daha verimli, daha sürdürülebilir ve daha dirençli bir tarım sistemi oluşturma hedefimizin bir parçasıdır. Çiftçilerimiz, iş ortaklarımız, akademisyenlerimiz ve teknoloji sağlayıcılarımızla birlikte tarımın geleceğini inşa etmeye devam edeceğiz." Dijitalleşme, finansman ve sürdürülebilirlik aynı platformda buluştu Etkinlik kapsamında katılımcılara Tat Gıda'nın dijital tarım çalışmaları ve sahada elde edilen sonuçları anlatan özel bir tanıtım filmi de izletildi. Programın ilk oturumunda Tat Gıda Bilgi Teknolojileri ve Proje Yönetim Direktörü Çiğdem Şahin, şirketin dijital dönüşüm vizyonunu ve geleceğe yönelik stratejik hedeflerini anlattı. Şahin, dijitalleşmenin yalnızca verimlilik artışı sağlamadığını, aynı zamanda doğal kaynakların korunması, üretim süreçlerinin optimize edilmesi ve sürdürülebilirliğin güçlendirilmesi açısından kritik rol üstlendiğini belirtti. Gazeteci ve Tarım-Gıda Editörü İrfan Donat moderatörlüğünde gerçekleştirilen "Tat & BASF Dijital İş Birliği ve Sürdürülebilirlik" panelinde, BASF Tarım Çözümleri Türkiye ve Azerbaycan Ülke Müdürü Mustafa Yüksel ile BASF Nunhems Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan ve Pakistan Ülke Müdürü Önder Yılmaz konuşmacı olarak yer aldı. Oturumda dijital teknolojilerin tarımsal üretime etkileri, sürdürülebilirlik hedefleri, yenilikçi tarım uygulamaları ve özel sektör iş birliklerinin sektöre sağladığı katkılar ele alındı. Katılımcılar, tarımın geleceğinde teknoloji ve sürdürülebilirliğin birbirini tamamlayan iki temel unsur olduğuna dikkat çekti. Programın “Sürdürülebilir Tarım Ekosistemi ve İş Bankası Tarım Bankacılığı” panelinde ise sürdürülebilir tarım ekosistemi ve tarım bankacılığı konusu gündeme geldi. Gazeteci ve Tarım-Gıda Editörü İrfan Donat'ın moderatörlüğünü yaptığı oturumda, Türkiye İş Bankası Tarım Bankacılığı Pazarlama Bölümü Müdür Yardımcısı Mustafa Alper Devran ile Tat Gıda'nın sözleşmeli üretim modeli içerisinde uzun yıllardır yer alan genç üreticiler Mustafa Demirel ve Eren Çağan deneyimlerini paylaştı. Panelde tarımın finansmanı, sürdürülebilir üretim modelleri, üreticilerin finansmana erişimi ve sözleşmeli üretimin sağladığı avantajlar değerlendirildi. Üreticiler sahadaki deneyimlerini aktarırken, finansman mekanizmalarının tarımsal üretimin sürdürülebilirliği açısından taşıdığı önem vurgulandı.

Giresun'da Yüksek Ekonomik Değerli "Karadeniz Kardeleni" Hasadı Başladı! Haber

Giresun'da Yüksek Ekonomik Değerli "Karadeniz Kardeleni" Hasadı Başladı!

Giresun İl Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Ensar Yılmaz, Keşap ilçesinde yüksek ekonomik değere sahip olan ve doğadan toplanması yasaklanan Karadeniz Kardeleni (Galantus woronowii) üreticilerini ziyaret ederek hasat kontrollerini gerçekleştirdi. Sözleşmeli üretim modeliyle yetiştirilen bu endemik tür, hem ilaç sanayisinde hem de uluslararası süs bitkisi pazarında Türkiye’nin yeni ihracat kapısı olmaya aday. Peki, Karadeniz kardeleni üretimi nasıl yapılır? Giresun'daki üretim kapasitesi ne kadar? İşte detaylar... İl Müdürü Yılmaz’dan Keşap'taki Sözleşmeli Üreticiye Ziyaret Giresun İl Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Ensar Yılmaz ve beraberindeki teknik personel, Keşap ilçesine bağlı Küçükgeriş köyünde doğal çiçek soğanı üretimi yapan sözleşmeli üretici Cengiz Yaylamış’ı bahçesinde ziyaret etti. Gerçekleştirilen ziyarette, tarladaki hasat olgunluğu ve söküm işlemleri yerinde incelenerek teknik kontroller tamamlandı. Doğadan Toplanması Yasak: CITES Sözleşmesi ile Korunuyor! Karadeniz kardeleni, Türkiye'nin özellikle Doğu Karadeniz ve Batı Kafkasya bölgelerinde nemli, gölgeli orman altı alanlarda doğal olarak yetişen çok özel bir endemik türdür. Bölgenin yüksek nemli yamaçları ile fındık bahçeleri bu bitkinin en yaygın doğal yaşam alanları arasında yer alır. Ancak bu değerli bitkiyle ilgili çok kritik bir yasal zorunluluk bulunuyor: Karadeniz kardeleninin doğadan izinsiz olarak toplanması uluslararası CITES sözleşmesiyle kesinlikle yasaklanmıştır. Bu nedenle bitkinin ekonomiye kazandırılması ve ihracatı, sadece Tarım ve Orman Bakanlığı gözetimindeki tescilli sözleşmeli üreticiler eliyle yasal olarak yapılabilmektedir. Hem İlaç Sanayi Hem de Süs Bitkisi Pazarı İçin Yüksek Gelir Kaynağı Karadeniz kardeleni, sadece görsel bir güzellik sunmakla kalmıyor, aynı zamanda iki dev sektörde hammadde olarak kullanılıyor: Kimya ve İlaç Sanayisi: İçerdiği özel bileşenler sayesinde ilaç sektöründe kritik bir hammadde olarak değerlendirilir. Uluslararası Süs Bitkisi Pazarı: Özellikle Avrupa pazarında çiçek soğanlarına yönelik talep oldukça yüksektir ve üreticisine yüksek ekonomik getiri sağlar. Giresun 2026 Yılı Üretim Hedefleri: Milyonlarca Çiçek Soğanı Toprakla Buluştu Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, alternatif tarım ürünlerinin yaygınlaştırılması amacıyla doğal çiçek soğanlarının üretim alanını her geçen yıl artırıyor. Verilere göre 2026 yılı üretim sezonunda Giresun genelinde: 68,6 dekar alanda ekim-dikim faaliyeti gerçekleştirildi. Toplamda 12.894 kg ağırlığında üretim hacmine ulaşıldı. Alanlarda tam 7.884.600 adet çiçek soğanı ekimi yapılarak büyük bir rekora imza atıldı. Sözleşmeli üretim modeli sayesinde Giresunlu çiftçiler, pazar sıkıntısı yaşamadan tescilli ve yasal bir şekilde yüksek gelirli üretim yapmaya devam ediyor.

TAT Gıda İlk Entegre Faaliyet Raporunu Yayımladı Haber

TAT Gıda İlk Entegre Faaliyet Raporunu Yayımladı

Türkiye’nin 58 yıllık deneyime sahip gıda üreticisi Tat Gıda, kurumsal raporlama yaklaşımında önemli bir dönüşüme imza atarak 2025 yılına ilişkin ilk entegre faaliyet raporunu yayımladı. Şirket, finansal rapor ve Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) Uyumlu Sürdürülebilirlik Raporu kapsamında hazırlanan açıklamaları ilk kez tek bir raporda birleştirerek paydaşlarına daha bütüncül ve şeffaf bir raporlama modeli sundu. Yeni nesil kurumsal raporlama yaklaşımını yansıtan entegre rapor, şirketin finansal performansını çevresel, sosyal ve yönetişim alanındaki sürdürülebilirlik performansıyla birlikte ele aldı. Böylece yatırımcılar, finans kuruluşları ve diğer paydaşlar için şirketin değer yaratma kapasitesine ilişkin daha kapsamlı bir görünüm ortaya koydu. Tat Gıda 2025 Entegre Faaliyet Raporu; şirketin iş modeli, stratejik öncelikleri, yönetişim yapısı, risk ve fırsat yönetimi ile sürdürülebilir değer yaratma yaklaşımını tek bir çerçevede sundu. Bu yapı sayesinde finansal sonuçlar ile sürdürülebilirlik performansı arasındaki ilişki daha net biçimde ortaya konulurken, kısa vadeli operasyonel sonuçlar ile uzun vadeli büyüme hedefleri aynı kurumsal anlatı içinde değerlendirilebiliyor. Entegre rapor, sürdürülebilirlik alanında yürürlüğe giren yeni standartlara uyumlu biçimde hazırlandı Salça, domates ürünleri, sos, hazır yemek ve konserve kategorilerinde geniş ürün portföyüne sahip olan Tat Gıda’nın ilk entegre faaliyet raporu, Türkiye’de sürdürülebilirlik alanında yürürlüğe giren Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) ile uyumlu şekilde hazırlandı. Raporda, TSRS standartlarıyla uyumlu çevresel, sosyal ve yönetişim göstergelerinin yanı sıra TSRS S2 “İklimle İlgili Açıklamalar” standardı kapsamında iklim kaynaklı risk ve fırsatların şirketin finansal performansı üzerindeki olası etkilerine de yer verildi. Bu kapsamda şirketin iklimle ilgili yönetişim yapısı, stratejik yaklaşımı, risk yönetimi süreçleri ve sera gazı emisyonları gibi performans göstergelerine ilişkin hedefler ve metrikler de raporda detaylı biçimde paylaşıldı. Finansallar, sürdürülebilirlik ve iklim verilerinin tek rapor altında toplanması; veri tekrarını azaltırken farklı raporlar arasındaki tutarsızlık riskini de ortadan kaldırarak yatırımcılar açısından daha karşılaştırılabilir ve güvenilir bir bilgi altyapısı oluşturuldu. “Sürdürülebilirlik ve dijital dönüşüm iş modelimizin merkezinde” Tat Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Memiş, entegre raporun şirketin sürdürülebilir büyüme vizyonunun önemli bir göstergesi olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Tat Gıda, tarım ve gıda sektöründeki köklü geçmişi, güçlü üretim altyapısı ve yüksek marka değeriyle Türkiye’den çıkan küresel bir gıda markası olma vizyonu doğrultusunda faaliyetlerini kararlılıkla sürdürüyor. Güven, kalite ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillenen iş modelimiz sayesinde hem tüketicilerimizle hem de paydaşlarımızla güçlü bir bağ kuruyoruz.” Şirketin sürdürülebilirlik ve dijital dönüşümünü stratejik öncelikleri arasında konumlandırdığını vurgulayan Veysel Memiş, sürdürülebilir gıda arzını yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılayan bir faaliyet olarak değil, gelecek nesiller için güvenilir ve erişilebilir gıdayı garanti altına alan stratejik bir sorumluluk olarak gördüklerini ifade etti. Yenilenebilir enerji yatırımları hızlanıyor Tat Gıda, sürdürülebilirlik stratejisi kapsamında yenilenebilir enerji yatırımlarına da hız veriyor. Şirketin Manisa Yunusemre Akçaköy’de kurduğu 1,98 MWe kurulu güce sahip Güneş Enerjisi Santrali (GES), 2025 yılı itibarıyla devreye alındı. Yıllık yaklaşık 3.800 MWh elektrik üretim kapasitesine sahip tesisin, şirketin toplam enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 19,5’inin yenilenebilir kaynaklardan karşılanıyor. Afyonkarahisar’ın Dinar ilçesinde kurulumu devam eden ikinci güneş enerjisi santralinin devreye girmesiyle birlikte şirketin enerji ihtiyacının önemli bir bölümünün yenilenebilir kaynaklardan karşılanması planlanıyor. Tat Gıda ayrıca Avrupa Yeşil Mutabakatı ile uyumlu şekilde 2030 yılına kadar karbon emisyonlarını yüzde 55 azaltmayı, 2050 yılında ise net sıfır hedefine ulaşmayı taahhüt ediyor. Dijital tarım ve sözleşmeli üretim modeli Şirketin sürdürülebilir büyüme stratejisinde dijital tarım uygulamaları ve sözleşmeli üretim modeli de önemli bir yer tutuyor. Tat Gıda, 500’ü sözleşmeli 1.000’in üzerinde çiftçiyle iş birliği yaparak üretimde verimlilik, izlenebilirlik ve sürdürülebilir tarım uygulamalarını destekliyor. Uydu görüntüleme sistemleri, tarımsal sensörler, iklim istasyonları ve veri temelli üretim modelleri sayesinde tarımsal üretimde verimliliğin artırılması, su ve gübre kullanımının optimize edilmesi ve çevresel etkilerin azaltılması hedefleniyor. Şirket ayrıca EBRD ile birlikte yürüttüğü genç çiftçi eğitim programları ve dijital tarım uygulamalarıyla veri temelli tarım modelinin yaygınlaşmasına katkı sağlamayı amaçlıyor. Tat Gıda, güçlü üretim altyapısı ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarıyla küresel pazarlardaki büyümesini sürdürmeyi hedefliyor. Tat Gıda’nın ilk entegre faaliyet raporu, şirketin finansal performansını sürdürülebilirlik stratejileriyle birlikte ele alarak kurumsal raporlama alanında önemli bir dönüşümü temsil ediyor. Bu yaklaşım, şirketin yalnızca bugünkü performansını değil, geleceğe yönelik sürdürülebilir değer yaratma kapasitesini de daha görünür hale getiriyor. Aynı zamanda yatırımcılar başta olmak üzere tüm paydaşlara şeffaf, karşılaştırılabilir ve bütüncül bir raporlama sunulmasını amaçlıyor. Rapor; kurumsal yönetim ilkeleri doğrultusunda şeffaflık, hesap verebilirlik, sorumluluk ve adillik gibi temel yönetim bileşenlerini merkeze alırken, şirketin stratejik önceliklerini, risk yönetimi yaklaşımını ve uzun vadeli değer yaratma modelini de kapsamlı biçimde ortaya koyuyor.

Depolarda Bekleyen Tütün Çiftçinin Sırtında Borç Yüküne Dönüştü Haber

Depolarda Bekleyen Tütün Çiftçinin Sırtında Borç Yüküne Dönüştü

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında tütünde alımların geciktirilmesi, sözleşme fiyatlarının tek taraflı olarak düşürülmesi ve şirketlerin belirsiz alım politikalarının üreticiyi ciddi bir mağduriyetle karşı karşıya bıraktığını söyledi. Ürünlerin hala depolarda beklediğini belirten Sarıbal, “Mart ayı geldi ama ortada ne net bir alım takvimi var ne de üreticiyi rahatlatacak bir açıklama. Sözleşmeler çiftçinin aleyhine düzenleniyor. Alım takvimi belirsiz, fiyat tek taraflı aşağı çekiliyor. Bu, üreticiyi çaresiz bırakma düzenidir” dedi. Tütün üreticisinin maliyet baskısı altında olduğunu belirten Sarıbal, üretim maliyetinin kilogram başına ortalama 260 TL olduğunu hatırlatarak, “Sözleşme fiyatı 300 liraydı. Şimdi şirketlerin 220–250 lira bandında alım planladığı konuşuluyor. Bu, çiftçinin emeğinin ve alın terinin yok sayılması demektir” ifadelerini kullandı. Üreticinin yeni sezon için tarlaya hazırlanması gerekirken geçen yılın ürününü bile teslim edemediğini söyleyen Sarıbal, depolarda bekleyen tütünün çiftçinin sırtında borç yüküne dönüştüğünü ifade etti. TEKEL ÖZELLEŞTİRİLDİ, TÜRKİYE İTHALATA TESLİM EDİLDİ Türkiye’nin 2025 yılında işlenmemiş yaprak tütün ile sigara üretimine hazır hale getirilmiş ayıklanmış tütün ve tütün döküntüleri dış ticaret verilerine göre; 43 bin ton tütün ihraç ettiğini ve bunun karşılığında 346,5 milyon dolar gelir elde edildiğini belirten Sarıbal, “Aynı dönemde, 79,8 bin ton tütün ithal edildi ve bunun için 553,9 milyon dolar ödeme yapıldı. 1980 sonrası dönemde uygulanan neoliberal politikalar kapsamında, tütün ve tütün mamullerinin üretimi ile ticareti şirketlere bırakıldı. 1925 yılında Reji İdaresi yabancılardan satın alınarak kurulan TEKEL, özelleştirme adı altında yabancı sermayeye teslim edildi. Destekleme alımlarının kaldırılması, yerine sözleşmeli üretim sisteminin getirilmesi, TEKEL’in özelleştirilmesi, üretim maliyetlerindeki artış ve ithal tütün kullanımının yaygınlaşması; tütün üreticisinin gelirlerini ciddi şekilde azalttı. 2009 yılında 182 bin üreticiden tütün alımı yapılmışken, 2024 yılında 43 bin üreticiden tütün alımı yapıldı. Sözleşmeli üretimde devletin bir garantör olarak devreye girmesi gerekmektedir. TEKEL benzeri bir örgüt yeniden hayata geçirilmelidir” ifadelerini kullandı. TARIM DESTEKLENMEZSE HER ULUSLARARASI KRİZ TÜRKİYE’DE GIDA KRİZİNE DÖNÜŞÜR 2025 yılında çiftçilerin bir yandan zirai don, kuraklık ve sel felaketleriyle mücadele ederken, diğer yandan ürününü maliyetinin altında satmak zorunda bırakıldığını belirten Sarıbal, “Uygulanan politikalar üretimi caydırdı, çiftçiyi borçlandırdı ve üretimden kopuşu hızlandırdı. Çiftçiyi zarar ettirip toprağından koparan, mülksüzleştiren; verimli tarım arazilerini ve meraları imara açan iktidarın politikası sonucunda tüketici pahalı gıdaya mahkum edildi. Üreten kazanamadı, tüketen ucuz gıdaya erişemedi. Üretici ile market arasındaki fiyat farkı yüzde 229’a ulaştı. Uluslararası piyasalarda 27 Şubat’ta ton başına 490 dolar/ton seviyesinde bulunan üre gübresi fiyatı bir hafta içinde 595 dolara yükseldi. Mısır’da mart ve nisan sevkiyatları için fiyatların 625 dolar/ton seviyesine çıktığı belirtilirken yurt içi piyasada da yeni fiyat listeleri açıklanmaya başladı. Bayilere gönderilen son listelerde DAP gübresinin ton fiyatı 34 bin liradan 37 bin liraya, üre gübresinin ton fiyatı ise 26 bin liradan 28 bin liraya yükseldi. Şimdiden ham petrol fiyatları yüzde 70’den fazla artarak 9 Mart itibariyle artarak 60 dolardan 103 dolara kadar çıktı. Doğalgaz fiyatları yüzde 80’e yakın arttı. Savaşın uzun sürmesi halinde ham petrol fiyatlarının 200 dolarlara varabileceği tahminleri yapılıyor. Önümüzdeki dönem, enflasyonun yükseldiği, bütçe açıklarının arttığı dönem olacak. Tarımda planlı üretim, kamusal destek mekanizması kurulmazsa; her uluslararası kriz Türkiye’de gıda krizine dönüşür” diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.