Hava Durumu

#Su Verimliliği

Kırsal Haber - Su Verimliliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Su Verimliliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Geleceğin İklim Sözü Tepebaşı’ndan Yükseliyor Haber

Geleceğin İklim Sözü Tepebaşı’ndan Yükseliyor

Tepebaşı İklim Haftası, COP31 Bike Ride bisikletçilerinin karşılanması, yolculuklarını anlatan belgesel gösterimi ve Gençlik İklim Çalıştayı ile başladı. Çalıştayda buluşan 62 üniversite ve lise öğrencisi, önerilerini İklim Manifestosunda bir araya getirdi. Tepebaşı Belediyesi tarafından düzenlenen “Tepebaşı İklim Haftası” başladı. 16–23 Ekim tarihleri arasında iklim gündemini gençlerden kent sakinlerine, eğitim kurumlarından işletmelere uzanan geniş bir katılımla ele alacak hafta kapsamında COP31’e doğru yola çıkan bisikletçiler Eskişehir’de karşılandı, “COP30BikeRide – Together” belgeseli gösterildi ve 19 Ekim’de Gençlik İklim Çalıştayı gerçekleştirildi. Tepebaşı Belediyesi’nin 16–23 Ekim tarihleri arasında düzenlediği Tepebaşı İklim Haftası, bisikletli ulaşımın önemini anlatan etkinliklerden gençlerin iklim kararlarına katılımına uzanan programıyla başladı. COP31 Bike Ride ekibinin karşılanması ve yolculuğu konu alan belgesel gösteriminin ardından, 19 Ekim’de Gençlik İklim Çalıştayı düzenlendi. Vecihi Hürkuş Havacılık ve Teknoloji Parkı’ndaki çalıştaya 62 üniversite ve lise öğrencisi katıldı. Gençler; iklim adaleti, enerji ve düşük karbonlu yaşam, gençlik katılıımı, iklim yönetişimi ve iklim farkındalığı ile iklim değişikliklerine uyum başlıklarında fikir ve çözüm önerileri geliştirdi. Dr. Nuran Talu ve EKO Okullar İl Koordinatörü Nadir Erdem moderatörlüğünde gerçekleşen çalıştayın sonunda gençlerin görüşleri bir Gençlik İklim Manifestosu’nda buluştu. Manifestonun COP31 sürecinde paylaşılması hedefleniyor. “Gençlerin görüşleri kentimizin geleceğine katkı sunacak” Çalıştayda gençlere seslenen Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, iklim değişikliğinin çevre başlığından ibaret olmadığını; insan sağlığını, yaşam kalitesini ve kentlerin geleceğini doğrudan etkilediğini vurguladı. Başkan Ataç, “Gençlerin iklim kararlarına katılımını çok önemsiyoruz. Bugün ortaya koyacağınız görüşlerin kentimizin geleceğine ve iklim politikalarımıza katkı sunacağına inanıyorum” dedi. İklim eylemini sağlık, sosyal hizmetler, enerji ve su verimliliği ile sürdürülebilir ulaşım çalışmalarının bir parçası olarak ele aldıklarını belirten Başkan Ataç, Tepebaşı’nda çocuklardan yaşlılara, gençlerden dezavantajlı gruplara kadar herkes için daha sağlıklı ve dirençli bir kent hedefiyle çalıştıklarını söyledi. Başkan Ataç, çalıştaydan çıkan görüşleri yalnızca dinlemekle yetinmeyeceklerini, gençlerin önerilerini kent yönetiminin karar süreçlerine taşımaya çalışacaklarını ifade etti. Belém’den Antalya’ya uzanan bisiklet yolculuğunda Tepebaşı Durağı COP30’a ev sahipliği yapan Brezilya’nın Belém kentinden yola çıkarak COP31’in düzenleneceği Antalya’ya ulaşmayı hedefleyen uluslararası bir bisiklet yolculuğu olan COP31 Bike Ride sürücüleri ise Başkan Ataç ile görüştü. Farklı ülkelerden bisikletçilerin katıldığı yolculuk, iklim mücadelesinde sürdürülebilir ulaşımın ve bisiklet kullanımının önemine dikkat çekiyor. Türkiye rotası İstanbul, Eskişehir, Ankara, Konya ve Antalya güzergâhını izliyor. Tepebaşı İklim Haftası kapsamında bisikletçiler 16 Ekim’de Özdilek Sanat Merkezi’nde karşılandı. Başkan Ahmet Ataç, çalıştay sırasında bisikletçilerle de bir araya gelerek yolculukları üzerine sohbet etti ve taleplerini dinledi. Yolculuk “Together” belgeseliyle anlatıldı COP30BikeRide ekibinin yolculuğunu konu alan “COP30BikeRide – Together” belgeseli, 18 Ekim’de Tepebaşı Belediyesi Hizmet Binası Meclis Salonu’nda gösterildi. Belgesel ve ardından yapılan söyleşiyle izleyiciler, Azerbaycan’dan Belém’e uzanan bisiklet yolculuğunun hikâyesini ve bisikletli ulaşımı yaygınlaştırma çağrısını yakından tanıdı. Yolculuk boyunca taşınan sembolik bayrak ve bisikletli ulaşımın artırılmasına yönelik “10 Talep” de etkinlikte öne çıkan başlıklar arasındaydı. Okullarda COP31 farkındalık eğitimi Hafta kapsamında okul eğitimleri de düzenlenirken öğrencilere yönelik eğitimlerle iklim değişikliği konusunda bilgi ve farkındalığın yaygınlaştırılması amaçlandı. İklim sözcülerinin, iklim krizinin kent ve günlük yaşam üzerindeki etkilerini çevreleriyle paylaşmaları; sürdürülebilir yaşam ve çözüm önerileri konusunda farkındalık oluşmasına katkı sunmaları hedeflendi. Okullardaki eğitimlerin hafta boyunca sürmesi planlanıyor. “Gençlerin görüşleri kentimizin geleceğine katkı sunacak” Vecihi Hürkuş Havacılık ve Teknoloji Parkı’ndaki Gençlik İklim Çalıştayı’nda öğrenciler; iklim adaleti, gençlerin iklim kararlarına katılımı, su ve kuraklık, enerji, tüketim ve düşük karbonlu yaşam başlıklarında görüş ve çözüm önerileri geliştirdi. Günün sonunda bu öneriler bir İklim Manifestosu’nda bir araya getirildi. Manifestonun COP31 sürecinde paylaşılması hedefleniyor. Tepebaşı İklim Haftası’nda okul eğitimlerinin yanı sıra sürdürülebilirlik uygulamalarına yönelik teknik gezi, bisiklet atölyeleri ve iklim finansmanı ile yeşil dönüşüm paneli de düzenlenecek.

ATSO'nun Kurakçıl Peyzaj Uygulaması Örnek Gösterildi Haber

ATSO'nun Kurakçıl Peyzaj Uygulaması Örnek Gösterildi

ATSO hizmet binası bahçesinde hayata geçirdiği kurakçıl peyzaj uygulaması, Antalya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından su verimliliği ve sürdürülebilir peyzaj açısından iyi uygulama örneği olarak değerlendirildi. ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, “Suyu korumak bugünün değil, geleceğin meselesi” dedi. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO), Antalya’nın sıcak ve kurak iklim koşullarına uygun, su tüketimini azaltan ve sürdürülebilir bir peyzaj anlayışını hizmet binası bahçesinde hayata geçirdi. Uygulama, Antalya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü teknik personeli tarafından yerinde incelendi. Yapılan değerlendirmede, ATSO Hizmet Binası bahçesindeki düzenlemenin su kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması, sulama ihtiyacının azaltılması ve sürdürülebilir peyzaj yaklaşımının yaygınlaştırılması bakımından iyi uygulama örneği olduğu belirtildi. ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Hacısüleyman, su kaynaklarının korunmasının Antalya’nın geleceği açısından büyük önem taşıdığını belirterek, “Hizmet binamızın bahçesinde hayata geçirdiğimiz kurakçıl peyzaj uygulaması, suyun verimli kullanılması konusunda attığımız somut adımlardan biri. Uygulamamızın, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından iyi bir örnek olarak değerlendirilmesinden memnuniyet duyuyoruz” dedi. “SUYU KORUMAK BUGÜNÜN DEĞİL, GELECEĞİN MESELESİ” ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Hacısüleyman, Antalya’nın iklim değişikliği ve su kaynakları açısından önemli bir süreçten geçtiğine dikkat çekerek, kurumların kendi hizmet alanlarında da su verimliliğini gözeten uygulamaları hayata geçirmesi gerektiğini söyledi. Başkan Hacısüleyman, “Antalya, iklim koşulları nedeniyle su kaynaklarını daha dikkatli ve verimli kullanmak zorunda olduğumuz bir kent. Bu nedenle kendi hizmet binamızın bahçesinde de klasik peyzaj anlayışı yerine, su tüketimini azaltan ve Antalya’nın iklimine uyum sağlayan bir yaklaşımı tercih ettik. Bitki seçiminden çim alanların sınırlandırılmasına, sulama zonlarından suyun kontrollü kullanılmasına kadar bütün süreci bu anlayışla ele aldık” dedi. HEDEFİMİZ FAERKINDALIK OLUŞTURMAK Uygulamanın yalnızca ATSO’nun kendi alanındaki bir düzenleme olmadığını vurgulayan Hacısüleyman, “Biz burada aynı zamanda bir farkındalık oluşturmayı hedefledik. Su verimliliği konusunda konuşmanın yanında, bunu kendi alanımızda uygulayarak göstermenin daha değerli olduğuna inanıyoruz. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından yapılan incelemede uygulamamızın kurakçıl peyzaj ilkeleriyle uyumlu ve iyi bir örnek olarak değerlendirilmesi de bu açıdan bizim için önemli” diye konuştu. Başkan Yusuf Hacısüleyman, suyun verimli kullanılmasının bireysel ve kurumsal bir sorumluluk olduğunu belirterek, “Suyu korumak bugünün değil, geleceğin meselesi. Antalya’da su kaynaklarımızı korumaya yönelik doğru uygulamaların yaygınlaşmasına katkı sunmak istiyoruz. ATSO olarak kendi çalışmalarımızda da bu anlayışı sürdürmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. ANTALYA’NIN İKLİMİNE UYGUN BİTKİLER TERCİH EDİLDİ ATSO Hizmet Binası bahçesindeki uygulamada, Antalya’nın sıcak ve kurak yaz koşullarına dayanıklı, düşük ve orta düzeyde su ihtiyacına sahip bitki türleri ağırlıklı olarak tercih edildi. Çim alanlar kullanım ihtiyacına göre sınırlandırılırken, kurakçıl bitkisel alanlar artırıldı. Antalya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından yapılan değerlendirmede ayrıca bitkilerin su ihtiyaçlarına göre farklı bitkisel ve sulama zonlarının oluşturulduğu, sulama suyunun ihtiyaç duyulan bölgelere kontrollü verilmesinin hedeflendiği ve bu yaklaşımın gereksiz su kayıplarının azaltılması açısından olumlu olduğu kaydedildi. Uygulamanın su verimliliğine katkısının izlenmesi amacıyla önümüzdeki dönemde sulama suyu tüketiminin ölçülmesi, bitkilerin gelişiminin takip edilmesi ve sulama programlarının mevsimsel koşullara göre güncellenmesi planlanıyor.

Antalya Su Zirvesi’nde Su Yönetimi ve Ortak Eylem Çağrısı Haber

Antalya Su Zirvesi’nde Su Yönetimi ve Ortak Eylem Çağrısı

Antalya Ticaret Borsası tarafından COP31 öncesinde düzenlenen Antalya Su Zirvesi’nde, kentin su kaynaklarının korunması, tarımda su verimliliği, kaçak kuyular, akıllı sulama sistemleri ve ortak su yönetimi ele alındı. Antalya Ticaret Borsası, 9-20 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde Antalya Su Zirvesi; COP31’e Doğru Ortak Su Eylemi düzenledi. Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır ev sahipliğinde Mimar Sinan Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Su Zirvesi, Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, ilçe belediye başkanları, kurum ve kuruluşların temsilcileri, akademisyenler çok sayıda davetlinin katılımıyla gerçekleşti. Zirve kapsamında düzenlenen “Sulak Alanlar: Görünmez Aciliyeti Görünür Kılmak” Fotoğraf Sergisi ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. SORUN BELLİ, ÇÖZÜMLER DE BİLİNİYOR Vali Hulusi Şahin, su konusunda artık sorunun ve çözüm yollarının büyük ölçüde bilindiğini belirterek, bundan sonraki aşamanın uygulama olduğunu söyledi. Şahin, “Sorun belli, herkes aynı fikirde. Çözüm nedir? Aslında çözümler de biliniyor. Çözümler acı reçeteyi içeriyor" dedi. Tarımın su tüketimindeki payına dikkati çeken Şahin, sulama yöntemlerinin değiştirilmesi gerektiğini belirtti. Şahin, “Suyun yüzde 70'ini tarım uygulamaları harcıyor. Nasıl sulardık biz tarlalarımızı, salma sulamayla. Başka bir ismi ne, vahşi sulama. Gerçekten çok vahşi. Sonra yağmurlamaya geçtik. Bir anda kullandığımız su miktarı yarıya düştü. Sonra damlama suya, basınçlı sulamaya geçtik; bir yarıya daha düştü. Şimdi artık o da kurtarmıyor. Yeni yöntemler bulmak ve uygulamak zorundayız" diye konuştu. 29 YAŞINDA SERALARIMIZ VAR Antalya'daki seraların da yenilenmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından seraların mevcut durumunun incelendiğini söyledi. Seraların yeni teknolojiyle yenilenmesi gerektiğini belirten Şahin, “Ortalama kaç yaşında seralarımız, 29 yaşında. 29 yaşında arabası olan var mı? Traktörü olan kaldı mı? Yok. Ama serası olan çok. Seralarımızı değiştireceğiz, yeni tip bir anlayışla yeniden yapacağız. Bu acı reçeteyi yutacağız. Bu ödemeyi yapacağız. 'Oğluma Konyaaltı'ndan birkaç ev alayım', öyle yok. Bu masraf önce o seraya yapılacak ve orada yağmur hasadı gibi yeni çözümleri bulacağız" ifadelerini kullandı. KUYULARIMIZIN YÜZDE 90'I KAÇAK Kaçak kuyuların su yönetimindeki sorunlardan biri olduğunu belirten Şahin, “Bizim şu andaki kuyularımızın yüzde 90'ı kaçak" dedi. Kaçak kuyulardan elde edilen suyun tarımda kullanıldığını belirten Şahin, “Bu kaçak kuyulardan elde edilen suyla tarımın ana gövdesini yapıyoruz ve pervasızca harcıyoruz suyu, pervasızca. Nasıl olsa bedava. Hesap da yok, nasıl olsa alttan geliyor. Halbuki Konya Ovası kurudu, buraların, aşağısının kurumayacağını kim söyleyebilir?" diye konuştu. Su kaynaklarının korunmaması halinde tarım, hayvancılık ve turizmin sürdürülemeyeceğini söyleyen Şahin, “Eğer belli çözümleri yapmazsak bu tarımı, bu hayvancılığı ve bu turizmi devam ettirme şansımız yok. Acı reçeteyi kendimize uygulayacağız, finansmanı kendimiz karşılayacağız. Bunun başka yolu yok. Emin olun devlet, siz bir adım atın, 15 adım atacaktır; ona hiçbir şüphe yok" dedi. KORKUTELİ'DE AKILLI SAYAÇLA SU TASARRUFU Korkuteli Barajı'nda su seviyesinin yaklaşık 2 yıl kadar önce yüzde 19'a kadar düştüğünü belirten Şahin, sulamada akıllı sayaç sisteminin uygulanmasıyla mevcut suyun daha verimli kullanıldığını anlattı. Şahin, “O seneyi, hani yandık öldük diyorduk ya, o seneyi su fazlasıyla, o barajdaki yüzde 19'un çok azını kullanarak bitirdik. Bütün sulamalar yapılmış olmasına rağmen" dedi. Suyun ihtiyaca göre kullanılması halinde mevcut kaynakların yeterli olabileceğini belirten Şahin, “Suyu doğru kullanırsanız, ihtiyacınız kadar kullanırsanız, 'çok fazla kullanayım, fazla kullanayım' demezseniz bizim suyumuz bize yeter" diye konuştu. SUYU İSRAF ETMEMEK BİR KÜLTÜR Su tasarrufunun yalnızca teknik önlemlerle değil, yaşam biçimiyle de ilgili olduğunu ifade eden Şahin, “Bu bir yaşam biçimi, bir anlayış meselesi. Suyu israf etmemek bir kültür. Bu kültürü edineceğiz. Bizim babalarımızda vardı, nedense bizde yok. Çocuklarımızda var mı şüpheliyim ama eğer gayret edersek yeniden o kültürü kazanabiliriz" dedi. Kuraklığın tarih boyunca medeniyetler üzerinde etkili olduğunu belirten Şahin, “Koca koca imparatorlukları yok eden kuraklıktır. Kuraklık tarihin her döneminde hiçbir kimseye iltimas geçmedi. Tedbir almazsanız yok olur gidersiniz. Tedbir alalım, kalıcı olalım" diye konuştu. ORTAK AKIL VURGUSU Şahin, su konusunda çözümün kamu kurumlarının yanı sıra üretici, turizmci, sanayici ve vatandaşların sorumluluk almasıyla mümkün olacağını söyledi. Şahin, “Çiftçiysem sorumluluğumun gereğini yerine getireyim. Turizmciysem sorumluluğumun gereğini yerine getireyim. Sanayiciysem işte çözümler ortada. Sürdürülebilir bir üretim arayışı. Gizlisi saklısı hiçbir şey yok, bilim hepsinin çözümünü bulmuş. Bir maliyeti var, buna katlanacağım ve buna göre faaliyetimi yöneteceğim" diye konuştu. Şahin, zirvenin tabandan gelen ihtiyaçların ortak akılla eyleme dönüştürülmesi açısından önem taşıdığını belirterek, su konusunda kalıcı çözümler için ortak hareket edilmesi gerektiğini vurguladı. SU, ANTALYA’NIN GELECEK 30 YILLIK MESELESİ Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, Zirve’de yalnızca suyu konuşmak için değil, Antalya’nın geleceğini konuşmak için bir araya geldiklerini söylerken, “Çünkü su artık yalnızca çevrenin ya da tarımın konusu değildir. Su, üretimdir, gıdadır, turizmdir, sanayidir, kent yaşamıdır, ekonomidir. Ve hepsinden önemlisi, Antalya’nın geleceğidir” dedi. Antalya’nın büyüdüğünü, Antalya’da üretimin, turizmin, nüfusun ve ekonominin büyüdüğünü kaydeden Ali Çandır, diğer taraftan ise iklimin, yağış rejiminin değiştiğini, kuraklık ve su stresinin arttığına dikkat çekti. Çandır, “Bir tarafta büyüyen bir Antalya, diğer tarafta çok daha dikkatli yönetmemiz gereken su kaynakları. Antalya Ticaret Borsası olarak 2026 yılı çalışma temamızı ‘su’ olarak belirlememizin ve bu çalışmaya başlamamızın temel nedeni budur. Çünkü biz su meselesini yalnızca bugünün problemi olarak görmüyoruz. Antalya’nın önümüzdeki 10, 20, 30 yıllık geleceğinin temel meselelerinden biri olarak görüyoruz. Artık yalnızca; ‘Ne kadar suyumuz var?’ sorusunu sormamız yeterli değil. Asıl sorumuz, ‘Sahip olduğumuz suyu ne kadar doğru ve ne kadar verimli kullanıyoruz?’ olmalı. Bunun da ötesinde şunu sormalıyız: ‘Kullandığımız her birim su ne kadar ekonomik ve sosyal değer üretiyor?’ Ve artık konuşmanın ötesinde eyleme geçmeliyiz” diye konuştu. “TARIMIN SU BAŞKA, TURİZMİN SUYU BAŞKA DEĞİLDİR” Zirve öncesinde 15 ve 16 Eylül tarihlerinde Antalya Su Diyaloğu toplantılarını gerçekleştirdiklerini, tarım, turizm, sanayi ve kentsel su yönetimi olmak üzere dört temel alanı ele aldıklarını anımsatan Başkan Çandır, tarafları aynı masada buluşturarak, mevcut durum ve risklerin konuşulduğunu, iyi uygulamaların ele alındığını, “Bundan sonra ne yapacağız?” sorusuna cevap aradıklarını söyledi. Çandır, “Bu çalışmaların bize gösterdiği ilk gerçek: Suyu artık sektör sektör, kurum kurum birbirinden bağımsız yönetemeyiz. Tarımın suyu başka, turizmin suyu başka, sanayinin ya da kentin suyu başka değildir. Hepsi Antalya’mızın suyudur. Hepsi aynı kaynağın, aynı havzanın, aynı geleceğin parçasıdır. Bu nedenle Antalya’nın ihtiyacı parçalı ya da müstakil çözümler değil, bütüncül ve kapsayıcı bir su yönetimi anlayışıdır” dedi. SUYUMUZU ÖLÇELİM, YÖNETELİM Suyun önemini vurgulayan Başkan Çandır, “Suyumuzu daha iyi yönetmeliyiz” dedi. Suyun ölçülmesi, kayıpları azaltılması, verimli kullanılması, yağmur suyunun tutması, arıtılmış suyun yeniden değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Çandır, “Kullandığımız suyun her damlasının ne kadar değer ürettiğini bilmeliyiz. Çünkü; ölçmeden yönetemeyiz, kıyaslamadan iyileştiremeyiz. Dünyadaki başarılı uygulamalara baktığımızda da aynı anlayışı görüyoruz. Suyu sadece temin etmek değil, verimli kullanmak ve mümkün olduğunca yeniden kullanmak öne çıkıyor. Kentler, sektörleri yalnızca toplam su tüketimiyle değil, ürettikleri değerle birlikte ölçüyor. Biz de Antalya’da bunu yapabilmeliyiz” diye konuştu. Tarımda bir metreküp suyla ne kadar ürün ve ne kadar ekonomik değer oluşturulduğunu, turizmde bir misafir için ne kadar su kullanıldığını, sanayide bir birim üretim için ne kadar su tüketildiğini, kentte kişi başına tüketim ve şebeke kayıpların ölçülmesi gerektiğini kaydeden Çandır, her sektörün kendi şartları içinde değerlendirilmesi, kendi su verimliliği hedefini ortaya koymalıdır” dedi. Suyun yeniden kullanımının da önemini vurgulayan Başkan Ali Çandır, şunları kaydetti: “Artık her kullanım için içme suyu kalitesinde su tüketmek zorunda olmadığımızı düşünmeliyiz. Uygun koşullarda arıtılmış suyu; tarımda, sanayide, peyzajda ve farklı kullanım alanlarında yeniden hayata ve ekonomiye kazandırabilmeliyiz. Yağmur suyunu mümkün olduğu kadar hızla şehirden uzaklaştırılacak bir yük değil, değerlendirilecek bir kaynak olarak görmeliyiz. Tarımda yalnızca modern sulama sistemlerine geçmekle yetinmemeli; toprağın, bitkinin ve iklimin gerçek ihtiyacına göre sulama yapmalıyız. Sera çatılarımıza düşen yağmuru değerlendirmeliyiz. Yeraltı suyunu yalnızca çektiğimiz bir kaynak olarak değil, korumamız gereken stratejik bir rezerv olarak görmeliyiz. Turizmde iyi uygulamaları ölçmeli ve yaygınlaştırmalıyız. Sanayide suyun nerede kullanıldığını, nerede kaybedildiğini ve ne kadarının yeniden kullanılabileceğini ortaya koymalıyız. Kentlerimizde ise kayıp-kaçağı azaltırken, suyu ölçen, izleyen ve yöneten bir altyapıya geçmeliyiz.” HEDEF KALICI, KAPSAYICI SU ETKİLEŞİM AĞI KURMAK Antalya Su Diyaloğu’nun çıktılarının önemine değinen Başkan Çandır, “Düzenlediğimiz Su Diyalogları bize bir şeyi daha gösterdi: Antalya’nın bilgisi var. Tecrübesi var. Kurumsal kapasitesi var. İyi uygulama örnekleri var. Eksik olan, bütün birikimi ortak hedeflere, somut ve ölçülebilir eylemlere dönüştürmektir. İşte Zirvemizin temel amacı budur. Bu amaçla Antalya’da kalıcı ve kapsayıcı bir su etkileşim ağı oluşturmak istiyoruz. Bu ağ; Kamu, yerel yönetim, üniversite, üretici, turizm, sanayi, meslek kuruluşları ve sivil toplumun aynı hedefler etrafında sürekli iletişim içinde olmasını sağlayacak bir yapı olmalı. Suyun arzını ve kullanımını performans kriterleriyle takip etmek, sektörel ve kentsel kullanımlarını ekonomik fayda ve katma değer açısından değerlendirmek, elde ettiğimiz verileri düzenli olarak raporlamak, kamuoyunu bilgilendirmek, kurumlarımız arasındaki işbirliğini ve yönetişimi güçlendirmek ce ortaya çıkan sonuçları politika yapıcılarla paylaşarak takibini sağlamak istiyoruz. Bunun için Antalya’mızın su verisini ortak bir sistem ve ortak bir anlayışla toplamaya, ölçmeye, izlemeye ve sonuçlarını düzenli olarak paylaşmaya ihtiyacımız var” diye konuştu. SORUNLARI BİLİYORUZ CEVAPLARI ORTAYA KOYMALIYIZ Su ile ilgili sorunların büyük ölçüde bilindiğini, artık soruların cevabının ortaya konulması gerektiğini kaydeden Ali Çandır, “Ne yapacağız? Kim yapacak? Nasıl yapacağız? Ne zaman yapacağız? Ve en önemlisi; Sonucunu nasıl ölçeceğiz? Buna bir soru daha eklemeliyiz: Bunu nasıl finanse edeceğiz? Çünkü iyi bir fikir, uygulanabilir değilse sonuç üretmez. Bu nedenle ortaya koyacağımız hedeflerin yalnızca doğru ve ölçülebilir değil, aynı zamanda uygulanabilir ve finanse edilebilir olması gerekiyor. Bizim istediğimiz; niyeti eyleme, eylemi takvime, takvimi sorumluluğa, sorumluluğu ölçülebilir sonuca dönüştürmektir. Bunun için yalnızca bir eylem planına değil, bu planın uygulanmasını takip edecek kalıcı bir işbirliği ve izleme mekanizmasına da ihtiyacımız var. Antalya’nın suyunu birlikte ölçebilmeli, izleyebilmeli, kıyaslayabilmeli ve gelişmeyi her yıl ortaya koyabilmeliyiz. Bu nedenle bu çalışmanın yalnızca bir belge olarak kalmasını istemiyoruz. Kısa, orta ve uzun vadeli; uygulanabilir, ölçülebilir, takip edilebilir ve finanse edilebilir bir yol haritası olmasını istiyoruz” dedi. COP31 BÜYÜK FIRSAT Antalya’nın önünde COP31 gibi büyük bir fırsat olduğunu dile getiren Başkan Çandır, “Biz COP31’i yalnızca Antalya’da gerçekleştirilecek büyük bir uluslararası organizasyon olarak görmüyoruz. Antalya’nın yıllardır konuştuğu iklim ve su konularında somut adımlar atması için önemli bir fırsat olarak görüyoruz. İstiyoruz ki Antalya COP31’e; yalnızca ev sahibi olan bir kent olarak değil, sorunlarını bilen, verilerini ortaya koyan, çözümünü ortak akılla tartışan, hedeflerini belirleyen, harekete geçen ve sonuçları tüm paydaşlarıyla paylaşan bir kent olarak çıksın. Antalya Su Diyaloğu bunun ilk adımıydı” dedi. ARTIK UYGULAMA ADIMLARI ATILMALI Antalya Su Zirvesi’nin su konusunda ikinci adım olduğunu, bundan sonraki adımların uygulama olması gerektiğini vurgulayan Başkan Çandır, “Sonraki adım ise elde ettiğimiz sonuçları ölçmek, paylaşmak ve geliştirmektir. Ve uygulamanın COP31 ile sınırlı kalmasını da istemiyoruz. Zirvede ortaya çıkacak sonuçları uygulayacağız, sonuçlarını ölçeceğiz, eksiklerimizi göreceğiz ve gerektiğinde hedeflerimizi yeniden değerlendireceğiz. Çünkü su konusunda kalıcı başarı, bir toplantıyla değil, yıllar boyunca sürdürülen kararlı bir uygulamayla mümkün olacaktır. Zirvede ortaya çıkacak sonuçların yalnızca Antalya’da kalmasını da istemiyoruz. Çünkü bugün Antalya’nın karşı karşıya olduğu su, kuraklık ve iklim sorunları; Akdeniz havzasındaki birçok kentin de ortak meselesidir. Antalya’da geliştireceğimiz uygulanabilir çözümleri COP31’de dünyayla paylaşmak istiyoruz. Yalnızca sorunlarımızı değil, çözümlerimizi de anlatmak ve paylaşmak istiyoruz” diye konuştu. SUYUN SAHİBİ TEK BİR KURUM DEĞİLDİR Su konusunda hiçbir kurumun tek başına kalıcı ve kapsayıcı çözüm üretemeyeceğini söyleyen Çandır, merkezi yönetimin, yerel yönetimlerin, üniversitelerin, üreticinin, turizmcinin, sanayicinin, meslek kuruluşlarının ve vatandaşların ortak sorumluluğuna dikkat çekti. Çandır, “Çünkü suyun sahibi tek bir kurum değildir. Ama suyun sorumluluğu hepimizindir. Antalya Ticaret Borsası olarak bizim niyetimiz toplantılar yapmak değildir. Niyetimiz; Antalya’nın suyunu koruyacak, üretimini sürdürecek, ekonomisini ve rekabet gücünü güçlendirecek ve gelecek kuşaklara yaşanabilir bir kent bırakacak ortak bir iradenin oluşmasına katkı sağlamaktır. Çünkü önümüzde artık belirsiz bir gelecekten çok, yönetmemiz gereken bir risk vardır. Suyun bol olduğu günlerde değil, kıt olduğu günlerde ne yapacağımızı bugünden planlamalıyız. Birkaç yıl sonra; “Keşke daha önce başlasaydık.” dememek için bugün başlamalıyız” diye konuştu. SUYU KORURSAK ANTALYA’NIN GELECEĞİNİ KORURUZ Antalya Su Zirvesi’nin suyun yönetiminde önemli bir başlangıç olmasını dileyen Başkan Çandır, “Bugün burada oluşacak ortak aklın, Antalya’nın ortak eylemine dönüşmesini temenni ediyorum. Ve inanıyorum ki Antalya’nın bugün kendi geleceği için ortaya koyacağı çözümler, yarın COP31’de ve dünyanın farklı coğrafyalarında karşılık bulabilir. Çünkü; Suyu korursak üretimi koruruz. Suyu korursak ekonomimizi koruruz. Suyu korursak Antalya’nın geleceğini koruruz” dedi. BAŞKAN ÇANDIR’DAN TEŞEKKÜR Başkan Çandır, Zirveye katılanlara katkı koyanlara teşekkür ederken, “Her zaman yanımızda olan ve bütün çalışmalarımızı destekleyen Sayın Valimize, Sayın Büyükşehir Belediye Başkan Vekilimize, Sayın Rektörümüze özellikle teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca Zirvemize değerli katkılar sunan tüm kurum ve kuruluşlarımıza, kıymetli bilim insanlarımıza, sektör temsilcilerimize ve bu organizasyonun gerçekleşmesinde emeği geçen çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum” dedi. SU KAYNAKLARI ÜZERİNDEKİ BASKI ARTIYOR Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Vekili Büşra Özdemir, Antalya’nın su kaynakları üzerindeki baskının her geçen gün arttığına dikkat çekerken, “İçme suyu kaynaklarımızın yüzde 98’ini oluşturan yeraltı sularımıza erişimde her geçen gün daha alt seviyelere inmek zorunda kalıyoruz. Nüfus ve ziyaretçi sayısındaki artış su ihtiyacını büyütüyor. Büyükşehir Belediyesi olarak yaklaşık 2,7 milyon vatandaşa ve nüfusun yaklaşık 10 katına karşılık gelen 27 milyona yakın ziyaretçiye içme suyu hizmeti sunuyoruz. Entegre kentsel su yönetim planını hayata geçirdik ve ASAT SCADA sistemiyle şebekeyi anlık olarak izliyoruz” dedi. Su kaynaklarının azalmasıyla kuraklık riskinin arttığını belirten Özdemir, Büyükşehir Belediyesi olarak su kayıplarının azaltılması, altyapının yenilenmesi, arıtılmış suyun yeniden kullanılması ve tarımda kapalı devre sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması yönünde çalışmalar yürüttüklerini belirten Özdemir, “Bütün bu çalışmaların ortak bir amacı var; Bir damla suyun dahi boşa heba edilmemesi" dedi. Zirveden çıkacak sonuçların Antalya Su Eylem Planı'na ve COP31 sürecine taşınması gerektiğini belirten Özdemir, “Bu zirveden çıkacak sonuçların Antalya'nın su konusunda ortaya koyduğu ortak iradenin kalıcı bir yol haritasına dönüşmesini diliyorum" diye konuştu. ÖZKAN: “ANTALYA’NIN DÜNYAYA SÖYLEYECEK BİR SÖZÜ OLMALI” Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Antalya Su Zirvesi’nde suyun yalnızca çevresel bir konu olmadığını, tarımdan gıdaya, turizmden ekonomiye kadar geleceğin temel meselelerinden biri olduğunu söyledi. Akdeniz Havzası’nın iklim değişikliğinin etkilerini yoğun biçimde yaşadığını belirten Özkan, Antalya’nın su kaynaklarını koruması ve suyu daha verimli kullanması gerektiğini vurguladı. Türkiye’de kullanılan suyun yaklaşık dörtte üçünün tarımda tüketildiğine dikkat çeken Özkan, geleceğin üretim modelinin daha az suyla daha verimli ve sürdürülebilir üretim üzerine kurulması gerektiğini ifade etti. Akdeniz Üniversitesi’nin su verimli üretim, akıllı tarım, yapay zekâ ve yenilenebilir enerji alanındaki çalışmalarına değinen Özkan, üniversite bünyesinde Su Enstitüsü kurulmasına yönelik adımlar attıklarını açıkladı. COP31’in Antalya için önemli bir fırsat olduğunu belirten Özkan, “Antalya’nın dünyaya söyleyecek bir sözü olmalı” diyerek, kentin sorunlarını anlatmanın ötesine geçerek çözüm üreten ve uygulamalarını ortaya koyan bir şehir olması gerektiğini söyledi. Özkan, “Antalya’dan başlayalım. Türkiye için yapalım. Çocuklarımız için başaralım” dedi. Zirvede, Bilim Kurulu üyeleri Prof. Dr. Bülent Topkaya, Prof. Dr Ayşe Muhammetoğlu, Prof. Dr. Harun Kaman, Prof. Dr. Ethem Karadilek sunum yaptılar. Toplantının ardından Bilim Kurulu Üyelerine plaket takdim edildi.

Kayseri'de Kapalı Sulama Sistemi İle Tarımsal Üretime Can Suyu Haber

Kayseri'de Kapalı Sulama Sistemi İle Tarımsal Üretime Can Suyu

Kayseri Büyükşehir Belediyesi, Başkan Dr. Memduh Büyükkılıç’ın tarım üretime destek vizyonu doğrultusunda Özvatan ilçesi Taşlık Mahallesi, Pınarbaşı ilçesi Yukarıbeyçayır Mahallesi ve Kocasinan ilçesi Yuvalı Mahallesi’nde kapalı sistem sulama tesisi projelerini tamamlayarak hizmete aldı. Özvatan Taşlık’ta 3 milyon lirayı aşkın, Pınarbaşı Yukarıbeyçayır’da yaklaşık 3 milyon TL ve Kocasinan Yuvalı’da 2,5 milyon TL olmak üzere toplam yatırım maliyeti yaklaşık 9 milyon TL olan 3 sulama sistemi şehrin tarımsal üretimine güç katacak. Başkan Dr. Memduh Büyükkılıç yönetimindeki Kayseri Büyükşehir Belediyesi, tarım ve hayvancılık alanında üreticilere yönelik desteklerini, günün koşullarına uygun şekilde modern sistemlerle hayata geçirmeye devam ediyor. Bu doğrultuda, Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı’nca Özvatan ilçesi Taşlık Mahallesi, Pınarbaşı ilçesi Yukarıbeyçayır Mahallesi ve Kocasinan ilçesi Yuvalı Mahallesi’nde kapalı sistem sulama tesisi projelerini tamamlayarak üreticinin hizmetine sunuldu. Bir Damla Suya İki Kat Bereket: Taşlık Mahallesi'ne Modern Sulama Hamlesi Büyükşehir, Özvatan ilçesi Taşlık Mahallesi'nde geçirilen rehabilitasyon projesi kapsamında, sözleşme bedeli 3 milyon 345 bin TL olan sulama tesisi yapım işi başarıyla tamamladı. Proje kapsamında 80 litre/saniye debiye sahip su kaynağı değerlendirilerek, 1.100 dekar tarım arazisi, geleneksel vahşi salma sulama yönteminden kurtarılarak modern kapalı basınçlı sulama sistemine kavuşturuldu. Yatırım kapsamında 6.265 metre uzunluğunda çeşitli çaplarda HDPE boru iletim hattı inşa edilirken, çiftçilerin suya kontrollü ve kolay erişimini sağlamak amacıyla hat üzerine 60 adet su alım hidrantı yerleştirildi. Ayrıca 3 adet çiftçi yapımı sulama havuzunun bakım-onarımı ile havuzların daha verimli ve uzun ömürlü çalışması sağlandı. Pınarbaşı Yukarıbeyçayır Kapalı Sistem Sulama Tesisi Hizmete Alındı Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç'ın öncülüğünde, Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı tarafından yürütülen "Kayseri-Pınarbaşı-Yukarıbeyçayır Mahallesi YÜS Kapalı Sistem Sulama Tesisi Projesi" tamamlandı. Yaklaşık 3 Milyon TL’lik Yatırımla, Aynı Su ile 2 Katı Arazi Sulanıyor 35 litre/saniye debiye sahip su kaynağından, cazibeli sistem ve kot farkından yararlanılarak enerji maliyeti oluşturmadan sulama yapılabilmeye imkân tanıyan proje kapsamında toplam 3.024 metre boru hattı ile 20 adet hidrant inşa edildi. Yapım işi, 2 milyon 996 bin 610 TL sözleşme bedeli ile tamamlandı. Yaklaşık 40 hanenin faydalandığı mahallede, daha önce açık kanal sistemiyle sulanan alanlar modernize edilerek aynı su debisiyle sulama kapasitesi önemli ölçüde artırıldı. Mevcut sulama sahası yaklaşık iki kat büyütülerek 600 dekar tarım arazisinin modern yöntemlerle sulanması mümkün hale getirildi. Büyükşehir ile Su Verimliliği Dönemi Başladı: Yuvalı Mahallesi’nde Kapalı Sistem Sulama Devrede Büyükşehir Belediyesi yaklaşık 2,5 milyon TL’lik Kocasinan Yuvalı Mahallesi Kapalı Sistem Sulama Projesi’ni tamamlayarak hizmete aldı. Proje ile birlikte bölgedeki mevcut 300 dekar olan sulama sahası 730 dekara çıkarılırken böylece tarımsal üretim kapasitesinde yaklaşık 2,5 katlık bir artış sağlandı. Açık Kanal Sisteminden Modern Kapalı Sisteme Geçiş Yapılan çalışmalarda, ekonomik ömrünü tamamlamış ve yüksek su kayıplarına neden olan açık beton kanal sulama altyapısı tamamen rehabilite edilerek kapalı borulu sisteme dönüştürüldü. Bu dönüşümle birlikte; su iletim kayıpları minimize edildi, sulama randımanı önemli ölçüde artırıldı, enerji ve su kullanımında verimlilik sağlandı ve öte yandan iklim değişikliğine uyumlu modern tarımsal altyapı kurulmuş oldu. Toplamda 3.500 metre boru hattı döşenen projede 24 adet hidrant noktası ile çiftçilerin tarlalarına kontrollü ve eşit su dağıtımı sağlandı. Su kaynağının 42 lt/sn debi kapasitesi ile modern damla ve yağmurlama sulama sistemlerine uygun hale getirilmesi, bölge tarımında verimlilik odaklı yeni bir dönemi başlattı. Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin 3 ilçe kırsalında uyguladığı 3 projenin toplam yatırım maliyeti 8 milyon 841 bin 610 TL oldu. Daha Yüksek Tasarruf ile Daha Verimli Üretim Modern kapalı sulama sistemi sayesinde su kayıpları önemli ölçüde azaltılarak böylece su kaynaklarının daha etkin kullanılması sağlanırken, kuraklıkla mücadeleye ve sürdürülebilir su yönetimine de önemli katkı sunuldu. Kapalı sistem sulama sistemleri ile yalnızca hububat üretiminin değil; meyvecilik, yem bitkileri, sebzecilik ve sanayi bitkileri gibi yüksek katma değerli ürünlerin üretiminin de artması bekleniyor. Ürün deseninin çeşitlenmesiyle birlikte tarımsal verimliliğin yükselmesi, üreticilerin gelir düzeyinin artarak kırsal kalkınmanın güçlenmesi hedefleniyor. İklim değişikliğinin etkilerinin giderek daha fazla hissedildiği son yıllarda, modern basınçlı sulama sistemleri suyun her damlasının verimli kullanılmasını sağlayarak doğal kaynakların korunmasına katkı sunuyor. Proje; su tasarrufu, enerji verimliliği, çevresel sürdürülebilirlik ve iklim değişikliğine uyum açısından örnek bir yatırım niteliği taşıması yönü ile öne çıkıyor. Kayseri Büyükşehir Belediyesi, kırsal mahallelerde tarımsal altyapıyı güçlendiren yatırımlarıyla üreticilerin yanında olmaya, su kaynaklarını koruyan çevreci projeleri hayata geçirmeye ve sürdürülebilir tarımı desteklemeye kararlılıkla devam ediyor.

Yağmurun Ülkesinde Kuraklık Alarmı: Birleşik Krallık İklim Değişikliğiyle Yüzleşiyor Haber

Yağmurun Ülkesinde Kuraklık Alarmı: Birleşik Krallık İklim Değişikliğiyle Yüzleşiyor

Yağışlı havasıyla tanınan Birleşik Krallık, 2026 yazında tarihinin en şiddetli ve yıkıcı kuraklıklarından biriyle sarsıldı. Kış aylarındaki bol yağışa ve dolup taşan barajlara rağmen Nisan-Temmuz döneminde yaşanan olağanüstü kuraklık, iklim krizinin ulaştığı boyutu gözler önüne serdi. Newcastle Üniversitesi Hidroloji Okutmanı Dr. Anna Murgatroyd, son beş yılda üçüncü kez tekrarlanan bu krizin, uzun süreli sıcak hava dalgalarıyla kesişmesi nedeniyle geçmiş yıllara kıyasla çok daha hayati riskler barındırdığını vurguluyor. Islak Kışlar, Kurak Yazlar: "Hava Durumunda Kırbaç Etkisi" İklim modelleri, artan sera gazı emisyonlarının aşırı hava olaylarını birer istisna olmaktan çıkarıp günlük yaşamın parçası haline getirdiğini gösteriyor. Süreci "hava durumunda kırbaç etkisi" olarak tanımlayan uzmanlar, sistemin bir uçtan diğerine savrulduğuna dikkat çekiyor: Sıcaklık Rekorları ve Aşırı Talep: İngiltere'nin güneyi, doğusu ve Galler'de sıcaklıklar günlerce 30-35 derecenin, yer yer 40 derecenin üzerinde seyretti. Aşırı sıcaklar su talebini patlattı; bazı su şirketleri yaz döneminde beklenenin %20 üzerinde bir taleple karşılaştı. Jet Akımı ve Yüksek Basınç: Kuzey Atlantik jet akımının yerini Avrupa kıtası üzerinde kenetlenen yüksek basınç alanlarına bırakması, sıcak ve kuru havanın ada üzerinde sıkışıp kalmasına yol açıyor. Yangınlar, Kuruyan Nehirler ve Yükselen Gıda Fiyatları Kuraklığın sıcak dalgalarıyla birleşmesi ekosistem, gıda güvenliği ve toplum sağlığı üzerinde ağır tahribat yaratıyor: Çöken Ekosistemler ve Orman Yangınları: Nehir seviyeleri kritik eşiklerin altına düşerken bazı nehir yatakları tamamen kurudu. Toprak neminin tükenmesi ve kuruyan bitki örtüsü, ülke genelinde kontrol edilmesi güç orman ve fundalık yangınlarını tetikledi. Tarımda Mahsul Kaybı ve Pahalılık: Tarlalarını sulayamayan çiftçiler ürünlerini kurumaya terk etmek zorunda kaldı. Taze meyve ve sebzede dışa bağımlılık artarken, gıda fiyatlarındaki tırmanış sosyoekonomik baskıyı derinleştirdi. Sağlık Riskleri: Soğuma imkanlarının kısıtlanması; çocuklar, hamileler ve yaşlılar başta olmak üzere hassas grupların sağlığını doğrudan tehdit ediyor. Altyapı Yatırımları Tek Başına Yetersiz: Çözüm Talep Yönetiminde Oxford Üniversitesi’nde Londra’nın su temin altyapısı üzerine doktora çalışmasını tamamlayan Dr. Anna Murgatroyd, sadece yeni barajlar inşa etmenin veya depolama kapasitesini artırmanın tek başına çözüm olmadığını belirtiyor. Sürecin talep yönetimi ile desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Murgatroyd, atılması gereken üç kritik adımı şöyle sıralıyor: Akıllı Su Sayaçları: Evlerde sabit tarife yerine su sayacı kullanımına geçilerek bireysel tüketim bilincinin oluşturulması. Su Verimliliği Yüksek Teknolojiler: Yeni yapılarda su tasarruflu beyaz eşyaların ve sistemlerin kullanımının zorunlu kılınması. Eski Altyapı ve Sızıntı Önleme: Bazen 100 yılı bulan eski şehir altyapılarındaki boru sızıntılarının giderilmesi. Özelleştirmenin Unutulan Vaatleri Birleşik Krallık’ta su yönetimi 1989 yılında özelleştirilerek Thames Water ve Northumbrian Water gibi bölgesel özel şirketlere devredilmişti. Piyasa rekabeti sayesinde altyapıya devasa yatırımlar yapılacağı sözü verilmiş olsa da, ülkede son barajın 1992 yılında inşa edilmiş olması kamuoyundaki tepkileri artırıyor. Bugün İngiliz halkı, su şirketlerinin vaat ettikleri altyapı iyileştirmelerini acilen hayata geçirmesini talep ediyor. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: Dr. Anna Murgatroyd

Ulusal Su Kurulu Toplandı: Bakan Yumaklı'dan Su Yönetiminde Yeni Dönem Mesajı Haber

Ulusal Su Kurulu Toplandı: Bakan Yumaklı'dan Su Yönetiminde Yeni Dönem Mesajı

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünde gerçekleştirilen Ulusal Su Kurulunun 6'ncı toplantısına başkanlık etti. İklim değişikliğinin etkilerine, yağış verilerine ve su yönetimine dair kritik açıklamalarda bulunan Yumaklı; "Suyu yalnızca tüketilen bir kaynak değil, üretimden ticarete tüm ekonomik süreçlerin parçası olarak değerlendireceğiz" dedi. Dünyanın dört bir yanında iklim değişikliğinin etkilerinin her geçen gün daha şiddetli hissedildiğini vurgulayan Bakan Yumaklı, kuraklık sürelerinin uzadığına ve kısa sürede meydana gelen şiddetli yağışların arttığına dikkat çekti. Türkiye’nin de bu küresel tablonun tam ortasında yer aldığını belirten Yumaklı, önümüzdeki dönemin su politikalarına ilişkin stratejik hedefleri paylaştı. "2025 Son 52 Yılın En Kurak Yılı Oldu, 2026’da Yağışlar Yüzde 30 Arttı" Yağış verilerindeki dengesizliğe dikkat çeken Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, son yıllardaki kuraklık ve yağış grafiklerini şu sözlerle değerlendirdi: "2025 su yılı, yağışlarda yaşanan yüzde 26 azalmayla son 52 yılın en kurak yılı olarak kayıtlara geçti. 2026 su yılında ise ülkemiz genelinde yağışlar uzun yıllar ortalamasının yaklaşık yüzde 30 üzerinde seyrediyor. Son 66 yılın en yüksek yağış seviyelerinden birini yaşıyoruz." Geçen yılın aynı döneminde yüzde 43 civarında olan aktif baraj doluluk oranının bugün yüzde 72 seviyesine ulaştığını aktaran Yumaklı, bu tablonun sevindirici olduğunu ancak kontrolsüz yağışların bazı şehirlerde taşkın ve sellere yol açtığını ifade etti. Kuraklık ve Taşkın Riskine Karşı "Geleceği Planlayan" Su Politikası Günü kurtaran çözümler yerine geleceği inşa eden bir anlayışla hareket ettiklerini söyleyen Bakan Yumaklı, bilimsel veriler ışığında 25 nehir havzasının bir bütün olarak yönetileceğini açıkladı. Ulusal Su Kurulunun bugüne kadar aldığı 37 karardan 27’sinin hayata geçirildiğini, kalan 10 karar üzerindeki çalışmaların ise aralıksız sürdüğünü bildirdi. Su Kanunu Taslağı Görüşe Açıldı, Su Ayak İzi Çalışmaları Hızlandı Su verimliliğini dijital ortama taşıdıklarını belirten Yumaklı, kritik başlıkları şöyle sıraladı: Su Kanunu Taslağı: Teknik hazırlıkları tamamlanan taslağa 2 binin üzerinde görüş geldi. Su Verimliliği Bilgi Sistemi: Hizmete giren sistemde kısa sürede 6 binden fazla kullanıcıya ulaşıldı ve 120 binin üzerinde belgelendirme başvurusu bekleniyor. Su Ayak İzi ve Sanal Su: Sakarya, Susurluk, Kuzey Ege, Batı Akdeniz, Büyük Menderes, Aras, Çoruh ve Gediz havzalarında çalışmalar tamamlandı. Hedef: 2030 yılına kadar tüm havzalarda su ayak izi haritasını çıkarmak. Erken Uyarı ve Akıllı Su Yönetimi Geliyor Kahramanmaraş merkezli depremler ve küresel çatışmaların su altyapısının korunmasının ne kadar hayati olduğunu bir kez daha kanıtladığını ifade eden Yumaklı; yapay zeka, sensörler ve yeni nesil dijital sistemlerle donatılmış akıllı bir su yönetim sistemi kuracaklarını söyledi. Ayrıca Türkiye'de aktif hizmet veren 1831 baraj ve göletin verimli işletilmesi, arıtılmış atık suların yeniden kazanılması ve sınır aşan sular konusundaki bölgesel iş birliklerinin öncelikli gündem maddeleri arasında yer aldığı vurgulandı. 30 Bin Taşkın Haritası ve Tahliye Planı Hazırlandı Avrupa Birliği Taşkın Direktifi'ne uyumlu olarak 25 nehir havzasında Taşkın Yönetim Planları'nın tamamlandığını müjdeleyen Bakan Yumaklı, 30 binin üzerinde taşkın haritası ve tahliye planı hazırlandığını belirtti. Güncellenen Antalya Havzası örneğini veren Yumaklı, 2016'da 7 yerleşim alanında 44 olan tedbir sayısını, risk tespit edilen 196 yerleşim yerinde 482 tedbire çıkardıklarını kaydetti.

Türkiye Yaş Meyve Sebze İhracatını 22 Yılda Üçe Katladı Haber

Türkiye Yaş Meyve Sebze İhracatını 22 Yılda Üçe Katladı

Türk yaş meyve sebze sektörü, son 22 yılda üretim gücünü ihracata dönüştürerek önemli bir başarı hikâyesine imza attı. Sektörün ihracatı yüzde 175’lik artışla 1 milyon 337 bin ton’dan 3 milyon 669 bin tona ulaştı. Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği AR-GE biriminin TÜİK verilerinden yaptığı derlemeye göre, Patates, Kuru Soğan, Domates, Hıyar, Biber, Karpuz, Elma, Şeftali-Nektarin, Kayısı, Kiraz, Portakal, Mandalina, Limon, İncir, Kivi, Muz, Üzüm, Çilek ve Nar üretimi ve ihracatı mercek altına alındı. Türkiye’nin yaş meyve sebze üretiminin ana omurgasını oluşturan 20 üründe 2002 yılında 34 milyon 292 bin ton seviyesinde olan üretim, 2024 yılında yüzde 50’lik artışla 51 milyon 560 bin ton seviyesine ulaştı. 2025 yılında yaşanan iklim krizi nedeniyle bu ürünlerin üretiminde yüzde 14’lük kayıp yaşandı ve üretim 44 milyon 350 bin tona geriledi. Türk yaş meyve sebze sektörü 2002 yılında 1 milyon 337 bin tonluk ihracat performansı ortaya koyarken, 2024 yılı sonunda yüzde 175’lik rekor artışla 3 milyon 669 bin tona ulaştı. 2002 yılında üretimin yüzde 3,8’i ihraç edilirken, 2024 yılında yüzde 7,1’e yükseldi Yaş meyve sebze sektörü, 2002 yılında ürettiği ürünlerin yüzde 3,8’ini ihraç edebiliyorken, 2024 yılında toplam üretimin yüzde 7,1’ini ihraç etme başarısı gösterdi. Balık: “İhracat üretimden daha hızlı büyüdü” Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, sektörün son 22 yılda üretimden ihracata uzanan zincirde önemli bir dönüşüm yaşadığını belirterek, Türkiye'nin yaş meyve ve sebze üretimindeki gücünü uluslararası pazarlara daha etkin şekilde taşımayı başardığını söyledi. Yaş meyve ve sebze sektörünün üretim artışından çok daha yüksek bir ihracat performansı ortaya koyduğunu vurgulayan Cengiz Balık, şunları söyledi: "2002-2024 dönemine baktığımızda üretimimiz yaklaşık yüzde 50 artarken ihracatımız yüzde 175'in üzerinde büyüdü. Bu tablo, Türk yaş meyve sebze sektörünün sadece üretim yapan değil, aynı zamanda dünya pazarlarında güçlü bir şekilde rekabet eden bir yapıya kavuştuğunu gösteriyor. Üretimde elde ettiğimiz başarıyı ihracata dönüştürme kabiliyetimiz her geçen yıl güçleniyor. 2025 yılında yaş meyve sebze ihracatımız 3 milyar 704 milyon dolara ulaştı. 2026 yılında ihracatımızın 4,5 milyar doları aşmasını hedefliyoruz.” Mandalina yaş meyve sebze ihracatının lokomotifi oldu Yaş meyve sebze sektöründe ihracatta öne çıkan ürünler hakkında da bilgi veren Başkan Balık, özellikle mandalinanın son yılların ihracat yıldızı olduğunu söyledi. Balık; “Mandalina ihracatımız 2002 yılında 247 bin ton seviyesindeyken 2024 yılında 702 bin tona, 2025 yılında 1 milyon ton sınırına yaklaştı. Yaklaşık dört katlık bu artış, sektörümüzün uluslararası pazarlardaki başarısının en somut göstergelerinden biridir. Ürettiğimiz mandalinanın yüzde 45’ini ihraç ettik. 913 milyon dolarlık döviz geliri elde ettik.” Elma ihracatı yüzde 2110 arttı 2002 yılında 2 milyon 200 bin ton olan elma üretiminin 2024 yılında yüzde 101’lik artışla 4 milyon 420 bin tona çıktığının altını çizen Balık, elma ihracatının 2002 yılında 14 bin ton seviyesinde olan elma ihracatının 2024 yılında 315 bin tona fırladığını, elma ihracatının miktar bazında yüzde 2100 artış kaydettiğini, ortalama ihraç fiyatının da yüzde 43 arttığını ve 190 milyon dolar dövizi elma ihracatından kazandığımızı vurguladı. 2002 yılında incir, kivi, çilek ve muz ihracatı yokken günümüzde önemli ihraç kalemleri haline geldiğine dikkati çeken EYMSİB Başkanı Cengiz Balık, “İncirde 23 bin ton, çilekte 20 bin 854 ton, kivide 7 bin 230 ton ve muzda 4 bin 679 ton ihracat yapar konuma geldik. Bunun yanında limon, domates, kiraz, şeftali ve nektarin gibi ürünlerde de önemli ihracat başarıları elde ettik” ifadelerini kullandı. Katma değerli ihracatta önemli mesafe alındı Son 22 yılda yalnızca ihracat miktarlarının değil, ihracat birim fiyatlarının da önemli ölçüde yükseldiğine dikkat çeken Balık, Türk ürünlerinin dünya pazarlarında daha yüksek katma değer oluşturduğunu ifade etti. Balık sözlerini şöyle sürdürdü; “"Birçok üründe kilogram başına ihracat değerlerimiz birkaç kat arttı. 2002 yılında 0.58 USD/Kg olan ortalama ihraç fiyatımız 2024 yılı sonunda 1,28 USD/Kg’a yükseldi. Bu değişim, ürünlerimizin kalite, gıda güvenliği, sürdürülebilirlik ve uluslararası standartlara uyum açısından önemli bir seviyeye ulaştığını gösteriyor. Artık sadece daha fazla ürün satan değil, ürününü daha değerli satan bir sektör konumundayız." İklim değişikliğine karşı ortak mücadele çağrısı İklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkilerinin son yıllarda daha belirgin hale geldiğini ifade eden Cengiz Balık, sektörün sürdürülebilir büyümesi için üretim altyapısının güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Balık; “Don, kuraklık, aşırı sıcaklıklar ve düzensiz yağışlar üretim süreçlerini doğrudan etkiliyor. Buna rağmen sektörümüz üretmeye, ihraç etmeye ve ülkemize döviz kazandırmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönemde su verimliliği, modern sulama sistemleri, tarımsal teknoloji yatırımları ve iklim dirençli üretim modelleri daha da önem kazanacak” ifadelerini kullandı. Hedef: Dünya pazarlarında daha güçlü bir Türkiye Türk yaş meyve ve sebze sektörünün güçlü üretim altyapısı, deneyimli üreticileri ve ihracatçılarıyla küresel pazarlardaki büyümesini sürdüreceğini vurgulayan Balık, sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye, sahip olduğu iklim çeşitliliği, üretim kapasitesi ve lojistik avantajlarıyla dünyanın en önemli yaş meyve sebze tedarikçilerinden birisi konumunda. Önümüzdeki dönemde ürün çeşitliliğimizi artırarak, yeni pazarlara açılarak ve katma değerli ihracata odaklanarak ülkemizin yaş meyve sebze ihracatını daha da yukarı taşıyacağız.” Üretimde öne çıkan artışlar Kivi üretimi 23 yılda yaklaşık 36 kat arttı. Nar üretimi yaklaşık 11 kat büyüdü. Muz üretimi 9 katın üzerinde artış gösterdi. Kayısı üretimi yaklaşık 4 kat yükseldi. Mandalina üretimi yüzde 237 arttı. Elma üretimi iki katına çıktı. Şeftali-nektarin üretimi yaklaşık yüzde 160 büyüdü. İhracatta rekor büyüme 2002–2024 döneminde ihracat artışları üretim artışlarının da önüne geçti. Çilek ihracatı 400 katın üzerinde arttı. Kivi ihracatı yaklaşık 401 kat büyüdü. Elma ihracatı 22 kat yükseldi. Nar ihracatı 19 kat arttı. Kayısı ihracatı yaklaşık 14 kat büyüdü. Karpuz ihracatı 8 katı geçti. Şeftali-nektarin ihracatı yaklaşık 8,5 kat arttı. Kiraz ihracatı yaklaşık 4 kat yükseldi. Mandalina ihracatı yüzde 170’in üzerinde artış gösterdi.

GTB Akıncı: "Tarım Sadece Bir Sektör Değil, Stratejik Bir Güçtür" Haber

GTB Akıncı: "Tarım Sadece Bir Sektör Değil, Stratejik Bir Güçtür"

Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, tarım sektörünün ekonomik büyüme, gıda arz güvenliği ve sürdürülebilir kalkınma açısından taşıdığı stratejik öneme değinerek, üretimin merkezindeki çiftçilerin güçlendirilmesinin ve üretim sürdürülebilirliğinin korunmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Küresel ölçekte yaşanan iklim krizleri, savaşlar, lojistik sorunlar ve gıda tedarik zincirindeki kırılmaların tarımın önemini daha görünür hale getirdiğini belirten Akıncı, “Bugün dünyada en stratejik başlıklardan biri gıdadır. Gıdaya hükmeden ülkeler, geleceğe yön veren ülkeler olacaktır. Bu nedenle tarım artık sadece ekonomik bir faaliyet değil; milli güvenlikten sosyal istikrara kadar birçok alanı doğrudan etkileyen stratejik bir güç unsurudur” dedi. Türkiye’nin sahip olduğu üretim kapasitesi, verimli toprakları ve güçlü tarımsal potansiyeliyle dünyanın sayılı tarım ülkeleri arasında yer aldığını kaydeden Akıncı, bu başarının arkasında büyük bir emek, fedakârlık ve alın teri bulunduğunu söyledi. “Sabahın ilk ışıklarıyla tarlasına giden, yılın dört mevsimi üretim için mücadele veren çiftçilerimiz; sadece toprağı değil, hayatı da yeşertmektedir” diyen Akıncı, tarım sektörünün ekonomiye sağladığı katkının yanında toplumun yaşam sürdürülebilirliği açısından da kritik bir rol üstlendiğini ifade etti. Son yıllarda tarım sektöründe üretim maliyetleri, iklimsel riskler ve kırsaldan kente göç gibi önemli sorunların yaşandığını aktaran Akıncı, özellikle genç nüfusun tarımdan uzaklaşmasının gelecek adına ciddi bir risk oluşturduğunu vurguladı. Türkiye’de genç çiftçi oranının gerilediğine dikkat çeken Akıncı, çiftçi yaş ortalamasının ise 59’a yükseldiğini hatırlattı. Bu tablonun sürdürülebilir üretim açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğine işaret eden Akıncı, mesajında şu ifadelere yer verdi: “Tarımın geleceğini koruyabilmemiz için gençlerimizi yeniden üretimin içine dahil etmek zorundayız. Kırsalda yaşamı güçlendiren, genç çiftçiyi destekleyen, kadın üreticileri teşvik eden ve tarımda teknoloji kullanımını artıran uygulamalar ile üretim altyapısını güçlendirecek adımlar, ülke tarımcılığımız açısından büyük önem taşımaktadır. Akıllı tarım uygulamaları, dijitalleşme, su verimliliği ve sürdürülebilir üretim modelleri sektörün geleceğini belirleyecektir. Gençlerimizin tarımı sadece geleneksel bir uğraş değil; teknoloji, girişimcilik ve üretim gücüyle şekillenen stratejik bir alan olarak görmesi gerekiyor.” Tarım sektörünün güçlü olmasının ekonomik bağımsızlık açısından da büyük önem taşıdığını vurgulayan Akıncı, üretimin devamlılığı için çiftçinin gelir istikrarının korunmasının şart olduğunu dile getirdi. Akıncı,mesajının sonunda, “Ülkemizin bereketini büyüten, üretimiyle ekonomimize güç katan, sofralarımıza hayat taşıyan tüm çiftçilerimizin 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü kutluyor; emeklerinin karşılığını aldığı, bereketli ve kazançlı bir üretim sezonu diliyorum” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.