Hava Durumu

#Su Yönetimi

Kırsal Haber - Su Yönetimi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Su Yönetimi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Su Kanunu ve Taşkın Kanunu Acilen Çıkarılmalı! Haber

Su Kanunu ve Taşkın Kanunu Acilen Çıkarılmalı!

Cumhuriyet Halk Partisi Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada Türkiye’nin giderek derinleşen su krizine dikkat çekti. “Risk de çözümler de yeni değil. Belgeler ortada. Sorun biliniyor ama yönetilmiyor” diyen Rızvanoğlu, su kaynaklarının giderek artan biçimde rant baskısı altında olduğunu ifade etti. Ekosistem temelli bir su yönetimini savunan Rızvanoğlu, “Su Kanunu ve Taşkın Kanunu acilen çıkarılmalı. Türkiye’yi su fakiri bir ülke haline getirmeyeceğiz. Başka bir su yönetimi mümkün” dedi. “Risk de çözümler de yeni değil. Belgeler ortada. Sorun biliniyor ama yönetilmiyor” Rızvanoğlu, Türkiye’nin “su stresi yaşayan bir ülke” olduğunu vurgulayarak sorunun ilktidar tarafından bilindiğini ama yönetilmediğini söyleyerek, “Bugün 22 Mart Dünya Su Günü. Bugün Türkiye’nin susuz kalma riskini konuşucaz çünkü Türkiye su stresi yaşayan bir ülke. 14 Mart’ta yayımlanan ikinci Ulusal Su Planı da bunu açıkça ortaya koyuyor. Ama plan aynı zamanda iktidarın bu durumu yönetemediğini de ortaya koyuyor. Çünkü Türkiye’nin su gerçeği yıllardır belgelerle, şura kararlarıyla, planlarla ortaya konuluyor. Örneğin, 2019–2023 Ulusal Su Planı açıkça uyarıyordu. Türkiye’nin gelecekte su sıkıntısı çeken, su stresi yaşayan bir ülke olabileceğini söylüyordu. Yıl 2023 oldu. Su Yönetimi Özel İhtisas Raporu da dedi ki: Türkiye sanıldığı gibi su zengini bir ülke değil! Rapora göre kişi başına düşen su 1.313 metreküp. İklim değişikliğiyle bu rakam 2030’da 757’ye, 2100’de 632’ye düşmesi bekleniyor. Yani risk de çözümler de yeni değil. Belgeler ortada. Sorun biliniyor ama yönetilmiyor. Kuraklığın da etkisiyle bugünkü duruma gelindi.” dedi. “Tarımsal sulama verimliliği hangi teşvik ve yasal araçlarla gerçekleştirilecek” Türkiye’de suyun yüzde 79’unun tarımda kullanıldığına dikkat çeken Rızvanoğlu, “Gelin yakından bakalım. Tarım… Suyun %79’u burada kullanılıyor. Ne diyorlar. Sulama verimliliğini %52’den 2030’a kadar %60’a çıkaracağız diyorlar. Yüzde sekizlik bu artış oranı yeterli mi? Nasıl yapacaksınız? Şu ana kadar neden yapmadınız? Bundan sonra hangi teşvikle, hangi yasal araçla yapacaksınız? Cevap yok.” eleştirisinde bulundu. “Su kaynakları rant tehdidi altında” İktidarın suya yaklaşımını da eleştiren Rızvanoğlu, suyun hâlâ yalnızca ekonomik bir kaynak olarak değerlendirildiğini belirterek şunları söyledi:” Ve daha temel bir yaklaşım sorunu var. Su hâlâ ekonomik bir kaynak gibi görülüyor. Oysa dünyada yaklaşım, ekosistem ve hak temelli. Ama iktidarda bu anlayış yok. Sahada örneklerini görüyoruz: Çanakkale’nin tek içme suyu kaynağı olan Atikhisar Barajı’nın su toplama havzasında, baraja 1,4 ve 4,5 kilometre mesafede maden projeleri planlanıyor. uluslararası koruma statüsüne sahip Seyfe Gölü’nün su toplama havzasının yüzde 94’ü madencilik ruhsatlarıyla kaplanmış durumda. Aslında Devletin su yönetimi raporu açık: ‘Maden ruhsatı verilirken yeraltı sularına etkiler dikkate alınmalı.’ Peki uygulamada ne oluyor? Tam tersi yapılıyor. Yani sorun sadece tespit değil, tercih meselesi. Mesele, siyasi irade meselesi.” ifadesini kullandı. “Su Kanunu ve Taşkın Kanunu acilen çıkarılmalı” Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaklaşımının net olduğunu belirten Rızvanoğlu, Türkiye’nin zaman kaybedecek lüksü olmadığını vurguladı: “Suyu korumak için Su Kanunu ve Taşkın Kanunu derhal çıkarılmalıdır. Ama kanun taslakları kasalarda saklanamaz. Kapalı kapılar ardında hazırlanamaz.” Hazırlık sürecinin şeffaf olması gerektiğini belirten Rızvanoğlu, bilim insanlarının, yerel yönetimlerin ve sivil toplumun sürece dahil edilmesi gerektiğini söyledi. “Başka bir su yönetimi mümkün” Rızvanoğlu, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Bu kanunların özü; havza temelli, koruyan ve ekosistemi merkeze alan bir yönetim anlayışına dayanmalıdır. Buradan açıkça söylüyoruz: Türkiye’yi su fakiri bir ülke haline getirmeyeceğiz. Başka bir su yönetimi mümkün.”

Su Kaynaklarını Korumak, Geleceğimizi Korumaktır Haber

Su Kaynaklarını Korumak, Geleceğimizi Korumaktır

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi tarafından 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yapıldı. Şube Başkanı Merve Edizkan Cihan tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Su, yaşamın temelidir. Ancak bugün, hem dünyada hem de ülkemizde su kaynakları üzerindeki baskı her geçen gün artmakta; yanlış kullanım, plansız kentleşme, iklim değişikliği ve bilimden uzak uygulamalar su krizini derinleştirmektedir. Jeoloji mühendisliği; yeraltı sularının aranması, korunması ve sürdürülebilir yönetimi açısından kritik bir bilim dalıdır. Yeraltı suyu rezervleri, özellikle kurak ve yarı kurak iklim kuşağında yer alan ülkemiz için stratejik öneme sahiptir. Ancak ne yazık ki bu kaynaklar, yeterli bilimsel etütler yapılmadan açılan kaçak kuyular, aşırı ve kontrolsüz çekimler ile geri dönüşü zor zararlar görmektedir. Şehrimiz, yeraltı suyu açısından önemli havzalardan biri üzerinde yer almasına rağmen, son yıllarda artan su tüketimi ve bilinçsiz kullanım nedeniyle risk altındadır. Özellikle tarımsal sulamada vahşi sulama yöntemlerinin yaygınlığı, yeraltı su seviyelerinde ciddi düşüşlere neden olmaktadır. Bunun yanı sıra, sanayi ve kentsel büyümenin getirdiği baskı da su kaynaklarımızı tehdit etmektedir. Bilimsel gerçekler ışığında uyarıyoruz: Yeraltı suları sınırsız değildir; bilinçsiz kullanım geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur. Su yönetimi, mutlaka hidrojeolojik etütlere ve bilimsel planlamaya dayanmalıdır. Kaçak kuyuların önüne geçilmeli, mevcut kuyular sıkı şekilde denetlenmelidir. Tarımda modern sulama tekniklerine geçiş hızlandırılmalıdır. Ayrıca kentleşme ve sanayi planlamasında yeraltısuyu rezervi dikkate alınmalıdır, ayrıca şehrin tarımsal ürün deseni seçimi de bu yönde yapılmalıdır. İklim krizi gerçeğiyle de yüzleşmemiz gereken zamanlardan geçiyoruz. Küresel iklim değişikliği, yağış rejimlerini değiştirmekte ve kuraklık riskini artırmaktadır. Bu durum, özellikle yeraltı suyu rezervlerine olan bağımlılığı artırırken, aynı zamanda bu kaynakların daha hızlı tükenmesine yol açmaktadır. Bu nedenle su yönetimi politikaları kısa vadeli değil, uzun vadeli ve bütüncül olmalıdır. Su bir kamu hakkıdır! Su; ticari bir meta değil, herkes için eşit ve adil erişilmesi gereken temel bir yaşam hakkıdır. Bu doğrultuda su politikalarının kamu yararı gözetilerek oluşturulması, özelleştirme ve rant odaklı yaklaşımlardan uzak durulması gerekmektedir. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi olarak; Bilim ve mühendislik hizmetlerinin karar süreçlerinde etkin rol almasını, Su kaynaklarının korunmasına yönelik denetimlerin artırılmasını, Yeraltı sularının sürdürülebilir kullanımına yönelik acil eylem planlarının hayata geçirilmesini, Tüm paydaşların ortak akılla hareket etmesini talep ediyoruz. Unutulmamalıdır ki; Suyun olmadığı bir Dünya’da yaşamak düşünülemez. Su kaynaklarını korumak, geleceğimizi korumaktır."

TAT Gıda Suyu Koruyan Üretim Modeli İle İlham Veriyor Haber

TAT Gıda Suyu Koruyan Üretim Modeli İle İlham Veriyor

Türk gıda endüstrisinde salça, domates ürünleri, sos, hazır yemek ve konserve üretiminde lider üretici Tat Gıda, sürdürülebilir üretim ve kaynak verimliliği hedefleri doğrultusunda su yönetimi alanında hayata geçirdiği projeler sayesinde su tüketimini yüzde 20 azaltırken, su geri kazanım oranını ise yüzde 30 seviyesine yükseltti. 22 Mart Dünya Su Günü kapsamında su yönetimi ve su verimliliği alanlarında yürüttükleri çalışmaları değerlendiren Tat Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Memiş, 58 yıldır Türkiye ekonomisi için değer üreten şirketin sürdürülebilirlik alanında sektöre ilham veren projelere imza attığını belirtti. “Su kaynaklarının etkin ve tasarruflu kullanılması en temel hedeflerimizden” Tat Gıda’da su ve atık su yönetiminin yazılı Su ve Atık Su Yönetim Politikası çerçevesinde sistematik bir şekilde yürütüldüğünü Veysel Memiş, su kaynaklarının etkin ve tasarruflu kullanılmasının en temel hedeflerden biri olduğunu söyledi. Veysel Memiş, üretim süreçlerinde su tüketiminin sürekli izlenmesi, oluşan atık suların çevre mevzuatına uygun şekilde arıtılması ve kontrollü biçimde deşarj edilmesinin bu politikanın ana ilkeleri arasında yer aldığını vurguladı. Şirketin üretim tesislerinde su temini ve kullanım süreçlerinin düzenli olarak ölçüldüğünü aktaran Veysel Memiş, atık su arıtma tesislerinin kesintisiz şekilde işletildiğini kaydetti. Deşarj kalite parametrelerinin sürekli takip edildiğini belirten Veysel Memiş, süreçlerin Sürekli Atık Su İzleme Sistemi (SAİS) üzerinden anlık olarak izlenip raporlandığını söyledi. Veysel Memiş, bu sayede çevre mevzuatına tam uyum sağlanırken, su yönetimi süreçlerinin şeffaf ve kontrol edilebilir bir yapıda yürütüldüğünü dile getirdi. Su verimliliğini artırmaya yönelik yatırımların da sürdüğünü belirten Veysel Memiş, biyolojik arıtma tesislerinin kapasitesinin artırıldığını, gelişmiş filtrasyon sistemlerinin devreye alındığını ve üretim süreçlerinde suyun yeniden kullanımını teşvik eden uygulamaların yaygınlaştırıldığını ifade etti. “Suyun verimli kullanımını ve korunmasını sürdürülebilir üretim anlayışımızın merkezinde konumlandırıyoruz” Veysel Memiş, “Gıda üretiminde su, stratejik öneme sahip bir kaynaktır. Bu nedenle Tat Gıda olarak suyun verimli kullanımını ve korunmasını sürdürülebilir üretim anlayışımızın merkezinde konumlandırıyoruz. Su temini ve kullanım süreçlerimizi düzenli olarak ölçüyor, veri temelli izleme sistemleriyle analiz ediyoruz. Verimlilik projelerimiz sayesinde su tüketimimizi yüzde 20 oranında azaltmayı başardık. Aynı zamanda geri kazanım uygulamalarımızla su geri kazanım oranımızı yüzde 30 seviyesine çıkardık.” dedi. Sürdürülebilirlik yaklaşımını kurumsal yönetim yapısıyla da desteklediklerini belirten Veysel Memiş, şirket bünyesinde faaliyet gösteren Sürdürülebilirlik Komitesi aracılığıyla çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarındaki performansın düzenli olarak takip edildiğini belirtti. Veysel Memiş, “Enerji ve su verimliliği, emisyon yönetimi, sürdürülebilir tarım uygulamaları ve çalışan gelişimi gibi başlıklar sürdürülebilirlik stratejimizin önemli bileşenlerini oluşturuyor. Sözleşmeli tarım modeli, damla sulama uygulamaları ve dijital tarım teknolojileriyle tarımsal tedarik zincirimizi daha verimli ve izlenebilir bir yapıya dönüştürüyoruz. Üretim süreçlerimizde ise su, enerji ve emisyon yönetimini güçlendiren uygulamalarla çevresel etkimizi azaltmayı hedefliyoruz. Tat Gıda’nın sürdürülebilirlik vizyonu doğrultusunda yürüttüğümüz su yönetimi çalışmaları, şirketimizin hem operasyonel verimliliğini artırmasına hem de doğal kaynakların korunmasına katkı sağlıyor. Bu yaklaşım, su stresinin giderek arttığı küresel ölçekte sürdürülebilir üretim modelinin güçlendirilmesi açısından da önem taşıyor.” ifadelerini kullandı.

Kapalı Sulama Sistemleri Gecikmeden Tamamlanmalı Haber

Kapalı Sulama Sistemleri Gecikmeden Tamamlanmalı

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada Niğde’nin Ulukışla ilçesine bağlı Toros Dağları’nın Bolkarlar bölgesinde yaşanan su sorununu gündeme taşıdı. Gürer, bölgede kar yağışının az olması nedeniyle 2025 yılında hem sulama hem de içme suyu açısından ciddi sıkıntılar yaşandığını belirterek acil önlem çağrısında bulundu. “KAR YAĞIŞININ AZ OLMASI SU SIKINTISINI ARTIRDI” TBMM’de yaptığı konuşmada bölgedeki kuraklığa dikkat çeken CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, özellikle Ulukışla ilçesi ve Toros Dağları’nın Bolkar Dağları kesiminde kar yağışının yetersiz kalmasının su kaynaklarını ciddi biçimde etkilediğini ifade etti. Gürer, “Niğde ili Ulukışla ilçesi Toros Dağları'nın Bolkarlar bölgesinde karın az yağması neticesinde 2025 yılında sulama ve içme suyu sıkıntısı yaşanmıştır.” “NAPOLYON KİRAZI BÖLGE EKONOMİSİ İÇİN STRATEJİK” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, bölgenin dünyaca ünlü Napolyon kirazı üretimi açısından önemli bir merkez olduğuna dikkat çekti. Üretilen kirazın büyük bölümünün ihraç edildiğini vurgulayan Gürer, bunun Türkiye ekonomisi için önemli bir döviz kaynağı olduğunu belirterek, “Dünyaca ünlü Napolyon kirazının yetiştiği bölgede ürünlerin tamamı yurt dışına ihraç edilip ülkemize döviz girdisi sağlanmaktadır,” dedi. Gürer ayrıca, su sorununun üretimi doğrudan tehdit ettiğini de ifade etti. KÖYLERDE GÖLET BEKLENTİSİ Bölgedeki bazı köylerde su depolama amacıyla gölet yapılması beklentisinin bulunduğunu belirten Gürer, özellikle Darboğaz köyünde sulama ihtiyacının Devlet Su İşleri tarafından yapılan sulama göletiyle karşılanmaya çalışıldığını söyledi. Ancak mevcut sulama yöntemlerinin su tüketimini artırdığını belirten Gürer, “Darboğaz köyünde Devlet Su İşleri sulama göletinden bahçelere su sağlanmaktadır. Sulama 1/3 oranında damlama, 2/3 oranında vahşi sulama yapıldığından su sıkıntısı su kullanım yöntemiyle daha da artmaktadır,” diye konuştu. 7 YILDIR BEKLEYEN PROJE CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, yaklaşık yedi yıl önce hazırlanan Darboğaz Köyü Kapalı Sulama Damla Sistemi Projesinin hâlâ hayata geçirilmediğini belirterek projenin Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı bünyesinde beklediğini söyledi. Gürer, söz konusu projenin hayata geçirilmesi gerektiğini şu sözlerle dile getirdi: “Yedi yıl kadar önce projesi hazırlanan Darboğaz Köyü Kapalı Sulama Damla Sistemi Projesi Konya KOP'ta beklemektedir. Darboğaz Sol Vadi kapalı sulama tesisinin bir an önce yapım ödeneği ayrılıp 2026 yılı sulama sezonuna yetiştirilmesi sağlanmalıdır.” AKKAYA BARAJI İÇİN DE KAPALI SİSTEM ÇAĞRISI Niğde ve Bor ilçesinde sulama altyapısının modernize edilmesi gerektiğini de ifade eden CHP’li Ömer Fethi Gürer, özellikle Akkaya Barajı sulama sisteminin açık sistemden kapalı sisteme dönüştürülmesi gerektiğini söyledi. Gürer, bu dönüşümün su kayıplarını önleyeceğini vurgulayarak, “Niğde ili ve Bor ilçesinde de Akkaya Barajı açık sulama sistemi kapalı sisteme alınmalıdır, su kayıpları bu yolla önlenmelidir,” şeklinde konuştu. “SU YÖNETİMİ ÜRETİMİN GELECEĞİNİ BELİRLİYOR” Konuşmasında iklim değişikliği ve kuraklık riskine de dikkat çeken Gürer, tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için modern sulama yatırımlarının gecikmeden hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Kapalı sulama sistemleri ve damla sulama uygulamalarının yaygınlaştırılmasının hem su tasarrufu sağlayacağını hem de üreticinin geleceğini güvence altına alacağını ifade etti.

Mersin Türkiye Ekonomisi İçin Stratejik Bir Merkez Haber

Mersin Türkiye Ekonomisi İçin Stratejik Bir Merkez

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nı (MTSO) ziyaret ederek Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, Meclis Başkanı Hamit İzol, oda yönetimi ve iş dünyası temsilcileriyle bir araya geldi. Ziyarette Mersin’in ekonomik potansiyeli, lojistik altyapısı, tarım, sanayi ve ihracat kapasitesi ile kentin geleceğine ilişkin stratejik başlıklar ele alındı. MTSO Yönetim Kurulu ve Meclis üyeleriyle yapılan toplantıda konuşan CHP’li Gülcan Kış, Mersin’in yalnızca bugünün gündemiyle değil uzun vadeli kalkınma perspektifiyle planlanması gereken bir şehir olduğunu söyledi. Kış, Mersin’in tarım, sanayi, lojistik ve turizm alanlarında Türkiye ekonomisine ciddi katkı sağlayan stratejik bir merkez olduğuna dikkat çekerek, kentin potansiyelinin doğru planlama ve güçlü altyapı yatırımlarıyla desteklenmesi gerektiğini vurguladı. “Mersin artık kendi haline bırakılacak bir şehir değil” diyen Kış, küresel ticarette yaşanan dönüşümün Mersin için önemli fırsatlar barındırdığını ifade etti. Jeopolitik gerilimler ve ticaret hatlarındaki değişimin Doğu Akdeniz’de yeni lojistik merkezleri ön plana çıkardığını belirten Kış, Mersin’in bu süreçte güvenli bir ticaret koridoru ve liman kenti olarak öne çıkabileceğini söyledi. “Potansiyel tek başına yetmez” Mersin’in sahip olduğu potansiyelin doğru yatırımlarla desteklenmesi gerektiğini ifade eden Kış, özellikle lojistik altyapı, sanayi bölgeleri ve ticaret bağlantılarının güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti. Kış, “Liman yapmak tek başına yeterli değildir. O limana dünya ticaretinin rotasını getirecek planlamayı da yapmak gerekir. Mersin’in rekabet gücünü artıracak yatırımların gecikmesi yalnızca kente değil Türkiye ekonomisine de zarar verir” dedi.  “Mersin’in sorunlarını Meclis’te gündeme taşımaya devam edeceğiz” Ziyarette Mersin’de devam eden ve uzun süredir gündemde olan altyapı projeleri de ele alındı. CHP’li Kış, kentin ulaşım ve altyapı sorunlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde sürekli gündeme getirdiklerini belirterek, özellikle D-400 Karayolu’ndaki yoğunluk ve güvenlik sorunlarını defalarca dile getirdiklerini ifade etti. Kış, Çeşmeli-Taşucu otoyolu ve Akdeniz Sahil Yolu gibi projelerin yalnızca ulaşım yatırımı değil, aynı zamanda turizm ve ticaret açısından da stratejik öneme sahip olduğunu söyledi. Tarım açısından büyük önem taşıyan Pamukluk Barajı ve su yönetimi konularının da yakından takip edildiğini belirten Kış, Mersin’in üretim gücünün sürdürülebilir olması için tarımsal altyapı yatırımlarının tamamlanması gerektiğini dile getirdi. “Mersin için ortak akıl şart” Toplantıda MTSO’nun Mersin’in uzun vadeli ekonomik vizyonuna yönelik yürüttüğü çalışmalar da değerlendirildi. MTSO’nun 2050 ve 2075 perspektifiyle yürüttüğü planlama çalışmalarının önemli olduğunu belirten Kış, iş dünyası ile kamu kurumlarının ortak hareket etmesinin kentin geleceği açısından kritik olduğunu söyledi. Kış, “Bir şehrin gelişmesi yalnızca iş dünyasının çabasıyla değil, aynı zamanda o şehrin sorunlarının Ankara’da güçlü bir şekilde dile getirilmesiyle mümkündür. Biz Mersin’in meselelerini Meclis’te takip etmeye devam edeceğiz” dedi. Ziyaretin sonunda Mersin iş dünyasının beklentileri ve kentin ekonomik gelişimine yönelik öneriler karşılıklı olarak değerlendirildi.

Denizli’de Sulama Krizi TBMM Gündeminde Haber

Denizli’de Sulama Krizi TBMM Gündeminde

CHP Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, Denizli’de tarımsal sulamada yaşanan sorunların nedenlerinin, su kaynaklarının kullanım planlamasının ve HES projelerinin tarımsal sulamaya etkilerinin araştırılması amacıyla TBMM Başkanlığı’na Meclis Araştırması önergesi sundu. Denizli Milletvekili Biçer Karaca, Denizli’de tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin suya erişim, adil tahsis ve etkin sulama altyapısına bağlı olduğunu vurgulayarak, iklim kriziyle birlikte derinleşen kuraklık riskinin artık yalnızca meteorolojik bir başlık değil, doğrudan kamu yönetimi, üretim güvenliği ve kırsal yaşam meselesi haline geldiğini belirtti. DENİZLİ TARIMININ ÖLÇEĞİ SORUNUN BOYUTUNU GÖSTERİYOR Araştırma önergesinin gerekçesinde, Denizli İl Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerine göre ilde toplam tarım alanının 376 bin 738 hektar olduğu; sulanır ve sulanabilir alanın 194 bin 158 hektara ulaştığı; toplam sulanan alanın 167 bin 477 hektar, sulamaya açılacak alanın ise 26 bin 681 hektar olarak belirtildiğine dikkat çekildi. Biçer Karaca bu büyüklüğün, sulama altyapısındaki her aksamanın üretimden çiftçi gelirine, gıda fiyatlarından kırsal istihdama kadar geniş bir etki alanı yarattığını ifade etti. “Denizli’de mesele yalnızca yağışın azlığı değildir. Mesele; suyun nasıl planlandığı, nasıl tahsis edildiği, altyapının ne kadar verimli çalıştığı ve üreticinin bu sürecin neresinde bırakıldığıdır” değerlendirmesinde bulunan Biçer Karaca, sulama sorununun bütüncül biçimde ele alınması gerektiğini söyledi. KURAKLIK VE SU YÖNETİMİ AYNI MASADA ELE ALINMALI CHP Milletvekili Biçer Karaca, iklim krizi ve kuraklık riskinin sulama planlamasını daha kırılgan hale getirdiğini, bu nedenle depolama, tahsis ve kullanım kararlarının şeffaf, ölçülebilir ve denetlenebilir bir çerçevede yürütülmesinin zorunlu olduğunu kaydetti. Denizli’de su kaynaklarının yalnızca bugünün değil, gelecek üretim sezonlarının da güvencesi olduğunu belirten Biçer Karaca, kamu yararı odaklı su yönetimi anlayışının güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. HES PROJELERİ İÇİN KÜMÜLATİF ETKİ VURGUSU Araştırma önergesinde, Denizli’de tarımsal sulamayı etkileyen bir diğer başlığın da su rejimi üzerinde etkili enerji projeleri olduğu belirtildi. Biçer Karaca, HES projelerinin sulamaya etkisinin tek tek tesisler üzerinden değil, havza ölçeğinde ve kümülatif etki yaklaşımıyla incelenmesi gerektiğini ifade etti. Bu kapsamda DSİ’nin yayımladığı proje listelerinde Denizli’ye ilişkin farklı kapsamlarda kayıtlar bulunduğuna işaret eden Biçer Karaca, Tablo-2’de Denizli için 12 kayıt yer aldığını, proje adları esas alındığında bunun 11 benzersiz projeye karşılık geldiğini; Tablo-3’te ise Denizli için 18 kayıt bulunduğunu belirtti. Biçer Karaca, listelerin kapsam ve dönem farkları nedeniyle sayıların bire bir örtüşmemesinin doğal olduğunu, ancak tam da bu nedenle Denizli’deki HES envanterinin tek bir şeffaf çerçevede toplanması ve tarımsal sulamaya gerçek etkisinin bilimsel ölçütlerle ortaya konulması gerektiğini söyledi. “SUYU TARIM-ENERJİ-EKOSİSTEM DENGESİYLE YÖNETMEK ZORUNDAYIZ” Biçer Karaca, Meclis Araştırması kapsamında DSİ’nin havza bazlı su tahsis süreçlerinden sulama altyapısındaki kayıp-kaçaklara, sulama birliklerinin işletme kapasitesinden kuraklık risk yönetimine, yeraltı suyu baskısından HES projelerinde çevresel akış ve su kullanım hakkı uygulamalarına kadar çok boyutlu bir inceleme yapılması gerektiğini belirtti. Biçer Karaca açıklamasında şu değerlendirmeye yer verdi: “Denizli gibi sulamaya bağımlılığı yüksek bir ilde suyu tarım, enerji ve ekosistem dengesi içinde kamu yararı temelinde yönetmek zorundayız. Üreticinin toprağında kalması, gıda arz güvenliği ve doğal varlıklarımızın korunması için günü kurtaran değil, veriye dayalı ve kalıcı çözümler üretilmelidir. Bu nedenle verdiğimiz Meclis Araştırması önergesi, yalnızca bugünün sulama sorunlarını değil, Denizli’nin tarımsal geleceğini ilgilendiren stratejik bir adımdır.” CHP’li Biçer Karaca, araştırma önergesinin Denizli’de tarımsal sulamada yaşanan yapısal sorunların görünür hale gelmesine, ilgili kurumların sorumluluk alanlarının netleşmesine ve üreticiyi koruyacak somut politika önerilerinin geliştirilmesine katkı sunmasını hedeflediklerini ifade etti.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Rızvanoğlu'ndan Eber Gölü İçin Çağrı Haber

CHP Genel Başkan Yardımcısı Rızvanoğlu'ndan Eber Gölü İçin Çağrı

Cumhuriyet Halk Partisi Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu, 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü nedeniyle ulusal öneme sahip sulak alanlardan biri olan Eber Gölü’nde incelemelerde bulundu. İncelemelere CHP Afyonkarahisar İl Başkanı Hasan Karadeniz, Bolvadin İlçe Başkanı Ömer Çengel, Çay İlçe Başkanı Murat Cingöz, Sultandağı İlçe Başkanı Fatih Türkmen, Konya İl Başkan Yardımcısı Ezgi Bilge Arslan, Akşehir İlçe Başkanı Sevim Uzun, CHP’li belediye meclis üyeleri ve sivil toplum örgütleri eşlik etti. İnceleme sonrasında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu ve beraberindeki heyet, Sultandağı ilçesine bağlı Yakasenek Köyü Kocaoğuz Mevkii’nde Eber Gölü Yaşasın Hareketi Başkanı Ekrem Önder Çiftçi ile birlikte ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. “Eber Gölü Yıllardır Partimizin Gündemindedir” Eber Gölü’nün uzun yıllardır Cumhuriyet Halk Partisi’nin gündeminde olduğunu belirten Rızvanoğlu, gölün daha önce de CHP’li Genel Başkan Yardımcıları ve Milletvekilleri tarafından yerinde incelendiğini, Meclis’e taşındığını ve yakından takip edildiğini vurguladı. “Eber Gölü bugün maalesef kuraklıkla ve yanlış su yönetimiyle mücadele ediyor. Oysa Eber Gölü ve Akarçay Havzası yalnızca bir doğa parçası değil; tüm canlılar ve insanlık için ortak değeri olan, doğal, ekonomik, tarihsel ve kültürel bir bütündür.” “Koruma Unvanı Var Ama Koruma Yok” Eber Gölü’nün yasal statüsüne dikkat çeken Rızvanoğlu, Anayasa’nın 63’üncü maddesini hatırlattı: “Eber Gölü bugün maalesef kuraklıkla ve yanlış su yönetimiyle mücadele ediyor. Oysa Eber Gölü ve Akarçay Havzası; yalnızca bir doğa parçası değil, tüm canlılar ve insanlık için ortak değeri olan, doğal, ekonomik, tarihsel ve kültürel bir bütün. Bakın Eber Gölü hepinizin bildiği üzere, 1. Derece Doğal Sit Alanı yani Kesin Korunacak Hassas Alan statüsünde. Anayasamız çok net. 63’üncü madde diyor ki: “Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını sağlar. Peki soralım: Bu göl koruma ünvanına sahip değil mi? E neden korumadınız?” dedi. “Bu Göl Sadece Su Değil, Yaşamdır” Rızvanoğlu, Eber Gölü’nün bölge halkı için taşıdığı önemi şu sözlerle ifade etti: “Burası, sazlıklarıyla geçimini sağlayan vatandaşlarımız için ekmek kapısı, burası, allı turnalar ve flamingolar başta olmak üzere 146 kuş türünün konaklama alanı, burası, doğanın, suyun ve insanın bir arada var olduğu eşsiz bir ekosistem.” “Gölü Besleyen Damarlar Kesildi” Eber’deki yanlış su yönetimine değinen Rızvanoğlu, bugünkü tabloyu şöyle anlattı: “Bugün Eber’e baktığımızda ne görüyorsunuz? Kontrolsüz sulama yüzünden suyu kesilmiş, artık akamayan dereleri görüyoruz.
Kuruyan sazlıkları görüyoruz. Suyun azalmasıyla karaya oturmuş kayıkları görüyoruz. Ve en acısı…Yok olan yaşamı görüyoruz. Gölü besleyen damarlar birer birer kesildi.
Dereler kontrolsüz su kullanımıyla kurutuldu. Sonuç ne oldu? Göl küçüldü. Su azaldı. Kuşlar burayı terk etmeye başladı. Sucul yaşam neredeyse bitti. Sazlıklar kurudu. Ve bu gölden geçimini sağlayan vatandaşlarımız yoksullaştı. Üstelik bugün gölün su kalitesi 4. sınıf düzeyinde. Yani yaşamı tehdit eden düzeyde. Burada sadece bir kuraklıktan bahsetmiyoruz, ekolojik ve biyolojik yok oluştan bahsediyoruz. “Sadece Kuraklık Değil, İhmal Krizi Var” İktidarın yaşanan süreci yalnızca iklim krizine bağladığını ifade eden Rızvanoğlu, asıl sorunun yanlış yönetim olduğunu vurguladı: “Ne kadar acı bir tabloyla karşı karşıyayız. Kaderci iktidar şimdilerde yeni bir terim öğrendi. Göl kuruyor, iklim krizi, çiftçinin emeğini don vuruyor iklim krizi Evet iklim krizinin etkisi var. Ama burada aynı zamanda bir ihmal krizi var. Gölün su bütçesi korunmadan yapılan aşırı su çekimleri, sanayi kaynaklı atıklar, Eber Gölü’nü ülkemizin en kirli göllerinden biri haline getirdi. Burada yaşayan endemik türler, örneğin Eber Sarısı, bugün tehdit altında. Türkiye’nin en büyük 12. gölü, her yıl biraz daha küçülüyor, küçülüyor, küçülüyor.” ifadesini kullandı. “Eber’in Yaşaması İçin Acil Adımlar Atılmalıdır” Rızvanoğlu, Eber Gölü’nün yaşaması için gölü besleyen derelerin kontrollü olarak yeniden doğal akışına kavuşturulması gerektiğini vurgulayarak, “Oysa Eber Gölü’nün yaşaması sadece bir çevre meselesi değil. Bu aynı zamanda bir yaşam meselesi, bir geçim meselesi. Biz buradan açıkça söylüyoruz: Dereler kontrollü olarak göle akmadan, Eber yaşayamaz. Sanayi atıkları temizlenmeden, bu göl nefes alamaz. Bilimsel ve kontrollü su yönetimi olmadan, bu havza korunamaz. Çiftçi desteklenmeden, Su tasarrufu sağlanamaz. Saz yakmalarına göz yumuldukça,Bu göl ayağa kalkamaz. Eber Gölü’nün sorunları ve çözüm yolları bilimsel çalışmalarla, göl uzmanlarınca defalarca ortaya kondu. Peki iktidar neyi bekliyor? Gölün tamamen kurumasını mı?”dedi. “Eber Kâğıt Üzerinde Değil, Gerçekte Korunmalıdır” Bilimsel, şeffaf ve katılımcı programların derhal hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Rızvanoğlu, CHP’nin yeni parti programındaki su politikalarını da hatırlattı: “Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak yeni parti programımızda, su kaynaklarını nasıl yöneteceğimizi açıkça ortaya koyduk. Dedik ki; suyu plansızlığa, keyfiliğe, ihmale bırakmayacağız. Havza temelli ve korumacı bir yaklaşımı esas alıyoruz. Biz yeraltı ve yerüstü sularını birlikte koruyacağız. Bilimsel, planlı ve bütüncül bir su yönetimini temel politika haline getireceğiz. Ama bu sadece bir program maddesi değil. Bu, yıllardır yanlış politikalar yüzünden derinleşen su krizine verilmiş açık bir cevaptır.” “Eber Gölü Yaşasın” Rızvanoğlu sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı: “Bugün Türkiye’nin dört bir yanında göller kuruyor, tarım çöküyor. Bu tablonun en acı örneklerinden birinin tam ortasındayız: Eber Gölü’ndeyiz. Buradan çağrımız açık ve nettir: Eber Gölü için artık söz değil, icraat istiyoruz. Eber Gölü yaşasın istiyoruz.”

Su Kaynaklarını Korumak Ortak Sorumluluğumuz Haber

Su Kaynaklarını Korumak Ortak Sorumluluğumuz

Marmara Belediyeler Birliği ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, iklim krizi ve artan su stresi karşısında su kaynaklarının korunmasının hayati önem taşıdığını belirterek, Bursa’nın geleceği için sürdürülebilir su yönetiminin ortak akılla ele alınması gerektiğini söyledi. Bursa Belediyeler Birliği ev sahipliğinde, Bursa Büyükşehir Belediyesi BUSKİ Genel Müdürlüğü, Mimar ve Mühendisler Grubu ve DSİ Bölge Müdürlüğü’nün destekleriyle düzenlenen ‘Bursa Sürdürülebilir Su Yönetimi Çalıştayı’, Movenpick Hotel’de ilçe belediye başkanları, kamu kurumları, akademisyenler, meslek odaları ve sektör temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. 2050’DEKİ DÜNYA SICAKLIĞINA 2025'TE ULAŞILDI Etkinliğin açılışında konuşan Marmara Belediyeler Birliği ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, su yönetimiyle ilgili çalışmaları yerel yönetim ve genel yönetimin birlikte sürdürmesi gerektiğini söyledi. Dünyanın ciddi bir iklim krizi yaşadığını, mevsimlerdeki ve yağış rejimlerindeki değişikliğin artık yakından hissedildiğini belirten Başkan Mustafa Bozbey, Dünya Meteoroloji Örgütü'nün verilerine göre 2050 yılındaki dünya sıcaklığına 2025'in Temmuz ayında ulaşıldığını dile getirdi. “TÜRKİYE, SU KITLIĞI ÇEKEN ÜLKE DURUMUNA GELEBİLİR” Uluslararası çalışmaların kullanılabilir su miktarının son 2 yılda yüzde 10 azaldığını gösterdiğini de anlatan Başkan Mustafa Bozbey, “Ülkemizin yüzde 88'inin çölleşme riskiyle karşı karşıya kaldığı bildiriliyor. 2030 için alarm zillerinin çaldığı söyleniyor. Türkiye, yılda kişi başına düşen 1519 metreküplük su miktarıyla su sıkıntısı çeken bir ülke olarak gösteriliyor. Artan nüfusla birlikte kişi başına kullanılabilir yıllık su miktarının 2030 yılında 1200 metreküpe, 2040 yılında 1116 metreküpe, 2050 yılında da 1069 metreküpe kadar düşmesi bekleniyor. Raporlar, Türkiye'nin su kıtlığı çeken bir ülke durumuna geleceğini gösteriyor. Birleşmiş Milletlerin son raporuna göre de Dünya, küresel su iflası sürecine girdi” dedi. “SUYU NASIL KORUYACAĞIMIZI KONUŞMALIYIZ” Bursa’da son bir yılda barajlardaki su miktarının yüzde 30 civarında azaldığını vurgulayan Başkan Mustafa Bozbey, bilim insanlarının raporuna göre, 2026 yazının 2025’ten daha sıcak geçeceğini ve bir buçuk derece sıcaklık artışının yaşanacağını söyledi. Bursa’nın artık su şehri olmadığını da vurgulayan Başkan Mustafa Bozbey, “Suyu asla siyaset malzemesi yapmamalıyız. Tam tersine suyu nasıl koruyacağımızı, gelecek yıllarda nasıl su sorunu yaşamayacağımızı hep birlikte konuşmalıyız. Projeler ortaya koymalıyız. DSİ tarafından Çınarcık Barajı yapılmamış olsaydı, bugün Bursa için daha kötü günleri bekleyebilirdik. Bugün en büyük havzaya sahip olan Çınarcık Barajı'dır. Bu havzalarımızda maden aramayla ilgili herhangi bir işlemin yapılmaması tarafındayız. Çünkü her açılan ocağın suyumuzu kirlettiğinin farkındayız. Hatta suyun ve Bursa’nın geleceği için bu havzada maden faaliyeti yapan kurumların izinlerinin iptal edilmesinin doğru olacağına inanıyoruz” diye konuştu. “SU SEVİYESİ 250 METRENİN ALTINA İNDİ” Bursa’nın, Uludağ'dan ovaya, derelerden barajlara, yeraltı sularından içme suyu havzalarına kadar çok zengin bir ekosisteme sahip olduğuna değinen Başkan Mustafa Bozbey, ancak bu zenginliğin sınırsız olmadığının da altını çizdi. Su seviyesinin Bursa ovasında 250 metrenin altına indiğini belirten Başkan Mustafa Bozbey, “Bir bilim insanımız, Bursa Ovası ve Konya Ovası’nın her yıl 6 santim çöktüğünü bildirdi. Sebebi, yeraltı su seviyesinin aşağıya inmesidir. Bunların da mutlaka değerlendirilmesi gerekiyor. Suya olan talep, nüfus, sanayi ve tarımla birlikte her geçen yıl da artıyor. Yerel yönetimler olarak artık suyun nereden geldiğini, nasıl korunduğunu, nasıl kullanıldığını ve nasıl geriye kazanıldığını beraber düşünen bir anlayışla hareket etmeliyiz” dedi. “ÜRETİM İLE SU ARASINDA YENİ BİR DENGE KURMALIYIZ” Su kaynaklarının korunmasının ve güvenliğinin önemine dikkat çeken Başkan Mustafa Bozbey, gri su kullanımına artık daha fazla önem verilmesi ve yatırım yapılması gerektiğinin altını çizdi. Yeraltı su kullanımının da çok iyi takip edilmesi gerektiğini belirten Başkan Mustafa Bozbey, “Kayıp kaçakla mücadeleyi bir sorumluluk olarak ele alıyoruz. Bu konuda sürekli yatırım yapıyoruz. Akıllı altyapı sistemlerini, SCADA uygulamalarını, anlık izleme ve erken uyarı mekanizmalarını Bursa’da genelinde yaygınlaştırıyoruz. Kent planlamasından altyapıya, yeşil alanlarından sanayi bölgelerine kadar her başlıkta suya duyarlı kent anlayışıyla hareket ediyoruz. Bursa üretim kentidir, sanayi kentidir. Sanayi bizim için de bir gerçektir. Bunu yok sayamayız. Tarım da bizim güvencemizdir. Ancak üretim ile su arasında yeni bir denge kurmak zorundayız” diye konuştu. “GERİ KAZAN, YENİDEN DEĞERLENDİR” Suyun yaklaşık yüzde 70’inin tarımda kullanıldığını dile getiren Başkan Mustafa Bozbey, yüzde 15’inin sanayide, yüzde 15'inin ise konutlarda kullanıldığını açıkladı. Tarımdaki vahşi sulamayı ortadan kaldırmak gerektiğini söyleyen Başkan Mustafa Bozbey, “Modern sulama tekniklerini hayata geçirmeliyiz. Su verimliliğini artıran uygulamalara öncelik vermeliyiz. Su tasarrufu üretimden vazgeçmek değil, üretimi geleceğe taşımaktır. Daha az suya ihtiyaç duyan ürünlere dönüşümü yapmalıyız. Artık su yönetiminde yeni bir paradigma var. ‘Al, kullan, at’ değil, tam tersine ‘geri kazan, yeniden değerlendir’. Bursa'da atık su arıtma tesislerini bu bağlamda ele alıyoruz. Arıtmayı bir kaynak yönetim süreci olarak görüyoruz. Çalıştaydan çıkacak her fikir, düşünce ve söylem, Bursa'nın suyla ilgili yol haritasına katkı sağlayacaktır” dedi. Bursa Belediyeler Birliği ve Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz da suyun önemine vurgu yaparak insanlık tarihi boyunca medeniyetlerin hep suyun etrafında şekillendiğini anlattı. Son yıllarda yaşanan gelişmelerin suyun da sınırsız bir kaynak olmadığını gösterdiğini vurgulayan Yılmaz, çalıştaydaki her sunumun Bursa ve Türkiye için örnek teşkil edecek bir yol haritasına dönüşmesini temenni ettiklerini söyledi. Önceki dönem Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, su yönetiminin iyi yapılması halinde susuzluk sorununun yaşanmayacağını dile getirdi. Çalıştayın düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür eden Eroğlu, çıkacak sonuçların kuraklıkla mücadeleye katkı sağlamasını diledi. Bursa Vali Yardımcısı Hulusi Doğan ve Mimar ve Mühendisler Grubu Genel Başkanı Yavuz Sarı'nın konuşmaların ardından çalıştay, uzman isimlerin konuşmacı olduğu oturum bölümleriyle devam etti

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.