Hava Durumu

#Su Yönetimi

Kırsal Haber - Su Yönetimi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Su Yönetimi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bilim İnsanlarından Uyarı: İğneada Longoz Ormanları Kuraklık Tehdidi Altında Haber

Bilim İnsanlarından Uyarı: İğneada Longoz Ormanları Kuraklık Tehdidi Altında

Bartın ve İstanbul üniversitelerinden araştırmacıların hazırladığı yeni bir çalışma, Türkiye’nin nadir subasar ormanlarından İğneada Longoz Ormanlarının insan baskısı ve iklim değişikliği nedeniyle tehdit altında olduğunu ortaya koyuyor. 1984’ten 2014’e Erikli longozunun %16 daraldığını, Sakagöl longozundaki sulak alanların ise yok olduğunu veya bozulduğunu ortaya koyan araştırmacılar, ormanlardaki dişbudak ve saplı meşe gibi öncü türlerin de azaldığı uyarısında bulunuyor. Bölgedeki ortalama sıcaklıkların 44 sene içinde 1.8 derece yükseldiğini gösteren araştırmaya göre, yakın gelecekte kuraklık daha da artacak. Küresel ısınmanın şiddetlenmeye devam etmesi durumunda, yüzyıl sonunda bölgenin %89’unda yarı-kurak iklimin hakim olacağı hesaplanıyor. Bilim insanları, acilen koruma ve uyum önlemleri alınması çağrısında bulunuyor. Kuru ormanların subasar ormanları ile, derelerin göller, sazlıklar ve kumullarla bir arada bulunduğu nadir bir ekosistem olan İğneada Longoz Ormanları; endemik, nadir ve tıbbi bitki türlerine ev sahipliği yapan, Türkiye’nin önemli bitki alanlarından biri. Aynı zamanda Avrupa’nın en geniş longoz ormanı olan bu bölge, iklim değişikliğine sebep olan karbondioksiti bitki örtüsüne ve toprağa hapsetmede de kritik rol oynuyor. Ne var ki bu özel ekosistem, bugün büyük risk altında. Bartın ve İstanbul üniversitelerinden akademisyenlerin, İğneada Longoz Ormanları’nın 1984’ten itibaren nasıl değiştiğini inceleyen ve hakemli dergi Forests’da yayınlanan makalesi , bölgenin insan baskısı ve iklim değişikliği tarafından tehdit edildiğini ortaya koyuyor. Çalışmanın önemli bulgularından biri, İğneada Longoz Ormanları’nın parçası olan Erikli, Kocagöl ve Sakagöl longozlarından Erikli’nin 1984’ten 2014’e %16 küçülmüş olması (109 hektar). Analize göre bu süre zarfında Sakagöl longozundaki sulak alanlar ise ya yok oldu ya da bozuldu. Ormanlık alanlarda büyük bir azalma yaşanmasa da, ormanların niteliğinde de endişe verici işaretler var: Longoz ormanlarına ilk yerleşen bitkiler arasında yer alan saplı meşe ve dişbudak gibi türlerin giderek azaldığı ve ormandaki varlıklarının risk altında olduğu tespit edildi. Bu durumun temel nedeninin artan insan baskısıyla birlikte kuraklık ve su stresi olduğu düşünülüyor. Nitekim incelenen süre boyunca özellikle en kuru dönemlerde düşen yağışların azaldığı ve ortalama sıcaklıkların 1.8 derece arttığı gözlendi. Farklı iklim senaryoları ışığında yapılan modellemeler, yakın gelecekte durumun vahametinin artacağına işaret ediyor: Emisyonların yüksek seyrettiği senaryoda, bugün büyük ölçüde yarı-nemli olarak sınıflandırılan bölgenin yüzde 88’inde yarı-kurak bir iklimin hakim olacağı öngörülüyor. Çalışmanın yazarlarına göre ‘‘bu ekolojik baskı ve artan kuraklık, bölgedeki hassas ağaç türlerinin gerilemesine ve sulak alanların karbon yutak kapasitesinin zayıflamasına’’ neden oluyor. Araştırmayı yapan bilim insanları, İğneada Longoz Ormanları’nda endemik türlerin ve biyoçeşitliliğin korunması için koruma ve uyum önlemleri alınması çağrısında bulunuyor: ‘‘Istrancalardan bu ekosisteme su taşıyan derelere daha fazla müdahale edilmemeli. Bölgedeki mevcut baraj ve göletlerden, kurak dönemlerde longozun kurumasını önleyecek miktarda ekolojik can suyu salınımı zorunlu hale getirilmeli. Aslında İğneada’yı besleyen tüm su havzası, tek bir koruma planı altında yönetilmeli.’’ Endemik, nadir ve tıbbi bitkilerin yetiştiği özel bir alan Yıldız (Istranca) Dağları’ndan başlayıp Karadeniz’e uzanan dereler, ilkbaharda karların erimesiyle daha coşkun akar. Ne var ki kıyı kumullarını aşıp denizle buluşamazlar. Bu nedenle göller şişer, geriye doğru taşar ve ormanlara doğru yayılır. Derelerin taşıdığı alüvyonlarla beslenen bu verimli topraklarda dört endemik ve 12 nadir bitki türünün yanı sıra 55 tıbbi bitki türü yaşıyor; akçaağaç, ıhlamur, dişbudak ve gürgen gibi birçok değerli ağaç yetişiyor. İğneada Longoz Ormanları’nın 2007’de Milli Park ilan edilmesinin ardından 2014 yılında, Erikli, Kocagöl ve Sakagöl longoz ormanlarının yanı sıra Kocagöl ve Sakagöl arasındaki bölgenin de dahil edildiği kapsamlı bir işletme planı hazırlandı. Forests dergisinde yayınlanan makalede, 1984 yılında hazırlanan işletme planını 2014 planıyla karşılaştıran araştırmacılar, ormanlarda yaşanan arazi kullanım değişikliklerini tespit ettiler. Ayrıca farklı iklim senaryoları doğrultusunda modellemeler yaparak, bölgede iklimin ne şekilde değişeceğini hesapladılar. Erikli longozu daraldı, Sakagöl’deki sulak alanlar yok oldu veya bozuldu Analiz sonucunda, Erikli Longozunun yaklaşık 109 hektar küçüldüğü tespit edildi. Bu daralma, longozun toplam alanının yaklaşık %16’sına denk geliyor. Daha vahim bir tablo ise Sakagöl Longozunda görüldü: Bölgedeki sulak alanların tamamının yok olduğu veya bozulduğu tespit edildi. Bölgedeki tarım arazilerinde ise yaklaşık 30 hektarlık artış tespit edildi. Çalışmanın yazarlarına göre endemik türleri korumak için atılması gereken en öncelikli adım, bu türlerin üzerinde yaşadığı su habitatının acilen geri kazandırılması. Araştırmacılar, ‘‘Ormana su sağlayan sistemi korumazsak, ne kadar çaba sarf edersek edelim, ne Karadeniz Salkımı gibi nadir endemik bitkileri ne de kara leylek gibi canlıları tek tek korumamız mümkün olamaz,’’ diyor. Saplı meşe ve gürgen gibi öncü türlerin bölgedeki varlığı tehlikede 1984 ile 2014 yılı planlarının karşılaştırması, ormanlık alanların hemen hemen aynı kaldığını gösteriyor. Ancak detaylı araştırmalar, ekosistemin sağlığı açısından uyarılar içeren bir durumu ortaya koyuyor: Saplı meşe ve dişbudak gibi kuru ve sıcak koşullara kısmen dayanıklı olan bölgenin öncü türlerinin varlığının kayda değer ölçüde azaldığı görülüyor. Normal şartlarda, dişbudak ve gürgen ağaçlarının popülasyonlarının artmasının bekleneceğini belirten araştırmacılar, bu gerilemenin ardında insan baskısının yanı sıra iklim değişikliğiyle birlikte şiddetlenen ve uzayan kuraklık olaylarının bulunduğunu ifade ediyor. Bilim insanlarına göre alandaki değişim sürecini yansıtan bu eğilim, öncü türlerin ormandan kademeli olarak dışlanmasına yol açabilir. Çalışmanın yazarlarından İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. İrşad Bayırhan, 2014’ten bu yana hem kuraklığın hem de insan baskısının arttığına dikkat çekiyor: ‘‘2014’ten bu yana kuraklık periyotları arttı ve bu durum mevsimsel taban suyu taşkınlarını sekteye uğratıyor. Ayrıca havzaya giren tuzlu su miktarının da arttığı anlaşılıyor. Ayrıca o yıllara göre çok ciddi bir yapılaşma var ve devam eden sanayi projeleri, bölgedeki baskıyı artırabilir.’’ Ancak olumlu gelişmeler de yok değil. Bayırhan, ‘‘Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü, kaçak avcılık, kontrolsüz girişler ve çevre kirliliğine karşı korunması için saha incelemelerini ve fiziksel izleme altyapısını güçlendirmiş görünüyor. Ayrıca bölgenin ekoturizm odağı haline gelmesiyle, bölge halkı ve ziyaretçilerin ormanı koruma konusunda daha güçlü bir farkındalık sahibi olmuş gibi görünüyor,’’ diyor. Sıcaklıklar 44 senede 1.8 derece arttı Çalışılan alanda yapılan uzun süreli gözlemler, 1970 ile 2024 arasındaki 54 senede bölgenin ortalama sıcaklığının 13.09°C, yıllık yağış miktarının ise 817.7 milimetre olduğunu gösteriyor. 1981-2024 yılları arasında yıllık yağışlarda kayda değer bir değişim gözlenmese de analiz sonuçları, özellikle en kuru aylarda yağışların azaldığı ve sıcaklıkların arttığına işaret ediyor. Bu zaman diliminde ortalama sıcaklıkların da yaklaşık 1.8°C arttığı tespit edildi. Uzun sürekli kuraklık ve artan sıcaklıklar gibi iklim kaynaklı stres faktörlerinin giderek öne çıktığı bu dönemde, tarımsal genişleme gibi insan kaynaklı baskılar, ekolojik kırılganlığı daha da artırıyor. İğneada Longoz Ormanları, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli rol oynuyor Kıyı ormanları - ve özellikle İğneada Longoz Ormanları gibi subasar ormanları - iklim değişikliğine sebep olan karbondioksiti hapsetmede kritik rol oynayan, özel ekosistemler. Bunun nedeni, bitki örtüsünün hızla gelişebilmesi ve karbonun hem toprakta hem de bitki örtüsünde depolanabilmesi: Subasar ormanları mevsimsel olarak sular altında kaldığı için, toprak yılın uzun bir bölümünde ıslak kalıyor. Bu da bitki artıklarının daha yavaş çürümesini sağlıyor ve karbon toprakta daha uzun süre saklı kalabiliyor. Dolayısıyla bu ekosistemlerin muhafazası, yalnızca biyoçeşitlilik için değil, iklim değişikliği ile mücadele için de kritik önemde. Ne var ki iklim değişikliği, arazi kullanımında yapılan değişiklikler ve kirlilik, bu ekosistemlerin karbon depolama kapasitelerini ciddi ölçüde tehdit ediyor. Bu çalışma da özellikle kuraklığın ve su stresinin, İğneada Longoz Ormanları’nın hapsedebileceği karbon miktarını azaltabileceği uyarısında bulunuyor. Çalışmanın yazarlarından İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Ve İşletmeciliği Enstitüsü’nden Prof. Dr. Cem Gazioğlu, ‘‘Kıyı ormanları, kara ve deniz arasında yüksek biyoçeşitliliğe ev sahipliği yapan ve kritik ekolojik görevler üstlenen özel alanlardır. Kıyı ekosistemleri okyanus yüzeyinin çok küçük bir kısmını kaplamasına rağmen, toplam karbon emiliminde büyük bir rol oynar. Bu karbon yutak alanları, iklim değişikliğiyle mücadelede oldukça güçlü savaşçılardır,’’ diyor. ‘‘Bu nedenle ülkemizdeki İğneada Longoz Ormanları'nın mutlak koruma statülerinin tavizsiz biçimde uygulanması gerekiyor.’’ Yüzyıl sonunda bölgede yarı-kurak iklim hakim olabilir Çeşitli iklim senaryoları altında bölge ikliminin ne şekilde değişeceğini iki farklı endeks aracılığıyla değerlendiren bilim insanları, özellikle ciddi iklim politikalarının devreye alınmaması sonucu ortaya çıkacak olumsuz senaryolarda, bugün büyük ölçüde nemli veya yarı-nemli olarak sınıflandırılan bölge ikliminin yüzyıl sonuna doğru kuruyacağını tespit ettiler. Olumsuz iklim senaryolarında daha yüksek öngörü gücüne sahip olduğu belirlenen De Martonne endeksine göre bugün bölgenin %70’i yarı nemli, %1,6’sı nemli, %28.3’ü ise Akdeniz iklimi etkisi altında. Fakat iklim değişikliği ile mücadele başarılı olmazsa, yüzyıl sonuna kadar İğneada Longoz Ormanları’nın %89’unun yarı-kurak bir iklime sahip olacağı ve nemli alanların yüzyıl sonuna kadar tamamen yok olacağı görülüyor. Çalışmanın yazarları arasında yer alan İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Ve İşletmeciliği Enstitüsü’nden Prof. Dr. Gürcan Büyüksalih, ‘‘Sonuçlarımız, yüksek emisyon senaryolarında bölgenin büyük ölçüde yarı kurak bir iklim kuşağına dönüşebileceğini ve karbon yutak kapasitesinin risk altında olduğunu ortaya koyuyor,’’ diyor. Bu durumun, bölgenin benzersiz biyoçeşitliliğini ve kritik karbon yutak alan işlevini tamamen yitirmesi riskini doğurduğunu vurgulayan Büyüksalih’e göre ‘‘Bu ekolojik çöküşü önlemek adına, bölgeyi besleyen akarsular üzerindeki insan kaynaklı su baskıları azaltılmak ve havza genelinde dinamik, iklim dirençli bir entegre su yönetimi planı hayata geçirmek gerekiyor.’’ Kaynak: İklim Masası - www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: https://www.mdpi.com/1999-4907/16/6/976

Sapanca Gölü İçin 25,5 Milyar Liralık Dev Hamle Haber

Sapanca Gölü İçin 25,5 Milyar Liralık Dev Hamle

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Sapanca Gölü Eylem Planı’nı kamuoyuna duyurdu. Gölün geleceğini kurtarmak ve bölgedeki su krizinin önüne geçmek amacıyla 5 yılda 25,5 milyar liralık yatırım yapılacağını açıklayan Yumaklı, "Sapanca Gölü mevcut durumundan kötüye giderse Kocaeli ve Sakarya susar" uyarısında bulundu. Adapazarı Kültür Merkezi'nde düzenlenen Sapanca Gölü Eylem Planı Tanıtım Toplantısı'nda konuşan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, küresel su stresi ve iklim değişikliğinin Türkiye üzerindeki etkilerine dikkat çekerek hayati açıklamalarda bulundu. Dünyadaki tatlı su kaynaklarının kısıtlılığına değinen Yumaklı, Türkiye'de kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 1313 metreküpten 1297 metreküpe gerilediğini ve ülkenin artık su stresi altında olduğunu vurguladı. "Sapanca Gölü Kötüye Giderse Kocaeli ve Sakarya Susar" Sapanca Gölü’nün hem içme suyu hem de endüstriyel üretim açısından kritik bir stratejik eksen olduğunu belirten Bakan Yumaklı, bölgedeki tehlikenin boyutuna dikkat çekti: "Sapanca Gölü son derece önemli hem de sit alanı statüsü var. Açık ve net konuşmak zorundayız. Sapanca Gölü hâlihazırda mevcut durumundan daha kötüye giderse Kocaeli, Sakarya susar. Sanayi bölgesi artık vazifesini icra edemez, Türkiye ekonomisine gerekli katkıyı sunamaz olur." İklim projeksiyonlarına göre bölge sıcaklığında 4 derecelik bir artış ve yağışlarda %5'lik bir düşüş beklendiğini kaydeden Yumaklı, 2025 yılı verilerine göre Sapanca Gölü'nde yaklaşık 72 milyon metreküplük su azalımı yaşandığını, bu miktarın %22'sinin ise buharlaşmadan kaynaklandığını aktardı. Sapanca Gölü Eylem Planı Detayları: 5 Yılda 25,5 Milyar TL Yatırım Hazırlanan Sapanca Gölü Eylem Planı; su, gıda ve ekosistem bağlantısallığını korumayı, su güvenliğini ve verimliliğini sağlamayı amaçlıyor. Plan kapsamında; 5 yıl içerisinde eylem planındaki hususları hayata geçirmek adına 25,5 milyar liralık yatırım yapılacak. Havzaya yılda yaklaşık 114 milyon metreküp su kazandırılması hedefleniyor. İklimsel, ekolojik ve hidrolojik veriler esas alınarak 6 ana eylem başlığı ve 12 tedbir hayata geçirilecek. İçme suyu şebekelerindeki kayıp-kaçak oranı %25'e düşürülerek yıllık 16 milyon metreküp su tasarrufu sağlanacak. Yapay Zekâ Destekli Akıllı Su Yönetimi Geliyor Sapanca Gölü'nün su miktarı ve kalitesinin yapay zekâ destekli modellerle anlık olarak takip edilmeye başlandığını müjdeleyen Bakan Yumaklı, kurulacak yeni izleme sistemleriyle buharlaşma kayıplarının da kontrol altında tutulacağını söyledi. Gölden elde edilen veriler anlık olarak Akıllı Su Yönetimi Sistemi'ne aktarılacak ve oluşturulan Bilim Kurulu ile gölün durumu kesintisiz izlenecek. Alternatif Baraj Projeleriyle Göldeki Stres Azalıyor Gölden çekilen su miktarını azaltacak alternatif kaynak yatırımlarına da değinen Yumaklı, süreçle ilgili şu bilgileri verdi: Kocaeli İhsaniye Barajı: İsale hattı ve arıtma tesisi tamamlanarak içme suyu verilmeye başlandı, göldeki su stresi azaldı. Ballıkaya Barajı: 2027 yılında su tutmaya başlayacak. Faaliyete geçtiğinde gölden sağlanan su miktarı aynı oranda azaltılacak. Avcıdere Barajı: Sulama ve İçme Suyu Projesi önümüzdeki dönemde yatırım programına alınacak. "Artık Konuşma Değil, Uygulama Devri" Afetler ve su taşkınlarına karşı 25 havzada yönetim planlarının tamamlandığını ifade eden Yumaklı, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Artık devir konuşma devri değil, uygulama devri. Yeteri kadar konuştuk, planladık. Bundan sonra uygulayalım. Bu güzellikler milyonlarca yılda oluştu, biz birkaç yılda buraları feda etmeyelim. Sapanca Gölü’nü hep birlikte bizden sonraki nesillere bizlere dua edecekleri şekilde aktaralım." Toplantının ardından Bakan İbrahim Yumaklı ve beraberindeki heyet, "Sapanca Gölü Eylem Planı" sergisini gezerek incelemelerde bulundu.

ZMO'dan 29 Ekim Mesajı: “Toprağımız Tükenmeyecek, Üretimimiz Durmayacak” Haber

ZMO'dan 29 Ekim Mesajı: “Toprağımız Tükenmeyecek, Üretimimiz Durmayacak”

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, Cumhuriyetin 103. yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı mesajda tarımsal bağımsızlık, yerli üretim, su kaynaklarının korunması ve bilimsel tarım politikalarının önemine dikkat çekti. Açıklamada, tarım arazilerinin korunması, çiftçilerin desteklenmesi ve gıda güvenliğinin sağlanması çağrısı yapıldı. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Ziraat Mühendisleri Odası, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve Cumhuriyetin ilanının 103. yıl dönümü dolayısıyla bir kutlama mesajı yayımladı. Mesajda Cumhuriyetin yalnızca bir yönetim biçimi olmadığı, aynı zamanda tarımsal kalkınmanın, bilimsel düşüncenin ve ekonomik bağımsızlığın temel dayanaklarından biri olduğu vurgulandı. Cumhuriyetin köylüyü ve üreticiyi merkeze alan kalkınma anlayışına dikkat çekilen açıklamada, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Milli ekonominin temeli ziraattır” sözü hatırlatıldı. Ziraat mühendislerinin bu anlayışı geçmişten gelen bir mirasın ötesinde, her gün yeniden yerine getirilmesi gereken bir sorumluluk olarak gördüğü ifade edildi. Tarım arazilerinin korunması ve su yönetimi çağrısı Ziraat Mühendisleri Odası, tarım arazilerinin amaç dışı kullanımına, betonlaşmaya ve rant baskısına karşı tarım alanlarının korunması gerektiğini belirtti. İklim değişikliği ve kuraklığın tarımsal üretim üzerindeki etkilerine dikkat çekilen mesajda, su kaynaklarının bilimsel planlama ve ileri teknolojiyle korunmasının önemine vurgu yapıldı. Toprak ve su kaynaklarının ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası olduğu ifade edilerek sürdürülebilir tarım politikalarının gerekliliği dile getirildi. “Gıda güvenliği, ekonomik bağımsızlığın temelidir” Bir ülkenin tam bağımsızlığının kendi halkını yerli, sağlıklı ve güvenilir gıdayla besleyebilmesiyle yakından ilişkili olduğu belirtilen açıklamada, gıdada dışa bağımlılığın azaltılması gerektiği kaydedildi. Yerli tohumların, biyoçeşitliliğin ve tarımsal gen kaynaklarının korunmasının önemine dikkat çeken Oda, ithalata dayalı politikalar yerine yerli üretimi ve üreticiyi destekleyen sistemlerin geliştirilmesini savundu. Tarımsal üretimde bilim ve mühendislik vurgusu Tarımın bilimsel bilgi, teknik donanım ve mühendislik yaklaşımıyla yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Ziraat Mühendisleri Odası, ziraat mühendislerinin üretimin her aşamasında aktif rol almasının önemine işaret etti. Tarladan sofraya uzanan üretim zincirinin bilimsel bir yaklaşımla yönetilmesinin çağdaş ve sürdürülebilir tarım politikalarının temel şartlarından biri olduğu belirtilen mesajda, mesleki bilgi ve emeğin tarımsal üretime aktarılmaya devam edileceği ifade edildi. Küçük aile çiftçiliği ve kooperatifçilik desteklenmeli Açıklamada küçük aile çiftçiliğinin korunması, üreticilerin borç yükünün hafifletilmesi ve çiftçilerin topraklarını terk etmek zorunda kalmaması gerektiği vurgulandı. Cumhuriyetin kuruluş felsefesindeki kooperatifçilik anlayışının yeniden güçlendirilmesi çağrısı yapılan mesajda, üreticilerin emeklerinin karşılığını alabildiği ve tüketicilerin gıdaya adil fiyatlarla ulaşabildiği demokratik, planlı ve sürdürülebilir bir tarım düzeninin oluşturulması gerektiği belirtildi. Ziraat Mühendisleri Odası, Cumhuriyetin ziraat okullarında yetişen ve bilimsel bilgiyle tarımsal üretime katkı sunan ziraat mühendislerinin, Türkiye'nin tarımsal kalkınmasında sorumluluk üstlenmeye devam edeceğini kaydetti. “Cumhuriyetin ışığı tarlalarımızda daima parlayacak” Mesajın sonunda tarımsal kalkınmaya emek veren tüm kahramanlar saygı, minnet ve rahmetle anıldı. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, Cumhuriyetin değerlerini tarımsal üretim, bilimsel gelişme ve ekonomik bağımsızlık anlayışıyla geleceğe taşıma kararlılığını vurgulayarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutladı. Açıklama, “Toprağımız tükenmeyecek, üretimimiz durmayacak, Cumhuriyetin ışığı tarlalarımızda daima parlayacak!” mesajıyla sona erdi.

Kahire Su Haftası’nda Türkiye’nin Su Yönetimi Vizyonu Anlatıldı Haber

Kahire Su Haftası’nda Türkiye’nin Su Yönetimi Vizyonu Anlatıldı

Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider, Mısır’da düzenlenen Kahire Su Haftası oturumlarına katılarak Türkiye’nin su yönetimi, tarımsal sulama ve uluslararası su iş birliklerine yönelik yaklaşımını katılımcılarla paylaştı. Tarım ve Orman Bakanlığının açıklamasına göre oturumlarda, Türkiye’nin su kaynaklarının yönetimine ilişkin vizyonunun yanı sıra bölgesel ve küresel ölçekte yürütülen iş birliği çalışmaları ele alındı. Özbekistan ile Su Alanında İş Birliği Oturumlarda, Türkiye ile Özbekistan arasında imzalanan “Su Alanında İş Birliği Yol Haritası” da gündeme geldi. Söz konusu yol haritası, iki ülkenin su alanındaki ortak çalışmalarına yönelik iş birliği çerçevesinde değerlendirildi. COP31 Hazırlıkları Uluslararası Katılımcılarla Paylaşıldı Kahire Su Haftası kapsamında Türkiye’nin 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) için yürütülen hazırlıklar da katılımcılara aktarıldı. Görüşmelerde, Türkiye’nin küresel ölçekte ortak çalışma vizyonu ve su diplomasisine yönelik yaklaşımı üzerinde duruldu. Tarım ve Orman Bakanlığı, Türkiye’nin uluslararası su politikalarında etkin rol üstlenmeye, su yönetimi alanındaki bilgi birikimini paylaşmaya ve ülkeler arası iş birliklerini geliştirmeye devam edeceğini bildirdi.

Atoms4Food Girişimi Kapsamında Türkiye’nin Araştırma Kapasitesi İncelendi Haber

Atoms4Food Girişimi Kapsamında Türkiye’nin Araştırma Kapasitesi İncelendi

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) iş birliğinde yürütülen Atoms4Food Girişimi kapsamında Türkiye’de gerçekleştirilen değerlendirme misyon ziyareti tamamlandı. İzmir ve Ankara’da araştırma kurumlarının ziyaret edildiği programda, Türkiye’nin tarımsal araştırma kapasitesi ve uluslararası bilimsel iş birliği olanakları ele alındı. Atoms4Food Girişimi Kapsamında Türkiye’nin Araştırma Kapasitesi İncelendi Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) koordinasyonunda, 19-23 Ekim 2026 tarihleri arasında Atoms4Food Girişimi Türkiye Değerlendirme Misyon Ziyareti gerçekleştirildi. FAO/IAEA yetkilisi Meng Li başkanlığındaki heyet, program kapsamında İzmir ve Ankara’da çeşitli araştırma kurumlarını ziyaret etti. Ziyaretlerde Türkiye’nin mevcut araştırma altyapısı, bilimsel kapasitesi ve gelecekte geliştirilebilecek somut iş birliği alanları yerinde değerlendirildi. Araştırma Enstitüleri ve Ulusal Gıda Referans Laboratuvarı Ziyaret Edildi Değerlendirme misyonu kapsamında heyet, İzmir ve Ankara’da bulunan araştırma enstitülerinin yanı sıra Ulusal Gıda Referans Laboratuvar Müdürlüğü, Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu bünyesindeki Nükleer Enerji Araştırma Enstitüsü (TENMAK-NÜKEN) ve FAO Türkiye Ofisini ziyaret etti. Gerçekleştirilen teknik incelemelerde, mevcut araştırma kapasitesi ve uluslararası kuruluşlarla geliştirilebilecek bilimsel iş birlikleri üzerinde duruldu. Uluslararası Kuruluşların Katılımıyla Kapanış Toplantısı Yapıldı TAGEM Hayvan Sağlığı Gıda ve Yem Araştırmaları Daire Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen program, TAGEM Genel Müdürü Dr. M. Altuğ Atalay başkanlığında düzenlenen kapanış toplantısıyla sona erdi. Toplantıya FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık ile CGIAR, ICARDA, CIMMYT ve TENMAK temsilcileri ve alanında uzman katılımcılar yer aldı. Toplantıyla birlikte, 19-23 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilen değerlendirme misyonu tamamlandı. Atoms4Food Girişimi Nedir? FAO ve IAEA iş birliğiyle yürütülen Atoms4Food Girişimi, nükleer ve izotop tekniklerinin tarım ve gıda sistemlerinde kullanılmasını destekleyen uluslararası bir girişim olarak öne çıkıyor. Girişim; gıda güvenliği, bitkisel ve hayvansal üretim, toprak ve su yönetimi ile gıda güvenilirliği gibi alanlarda bilimsel yöntemlerden yararlanılmasını amaçlıyor. Türkiye’de gerçekleştirilen değerlendirme ziyareti de tarımsal araştırma altyapısının incelenmesi ve bu alanlarda uluslararası bilimsel iş birliği fırsatlarının değerlendirilmesi açısından önem taşıyor.

Türkiye'de Yağışlar 66 Yılın Zirvesinde Haber

Türkiye'de Yağışlar 66 Yılın Zirvesinde

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün 2026 su yılı verilerine göre, Türkiye genelinde yağışlar son 66 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Ülke genelinde ortalama 741,6 mm yağış kaydedilirken, yağış miktarı geçen yıla göre yüzde 76 arttı. En yüksek bölgesel yağış Akdeniz'de görülürken, yedi coğrafi bölgenin tamamında yağışlar uzun yıllar ortalamasını aştı. Türkiye genelinde yağışlar yüzde 29 arttı Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) tarafından yayımlanan 2026 Su Yılı 12 Aylık Alansal Kümülatif Yağış Raporu, Türkiye'nin son 66 yılın en yüksek su yılı yağış miktarına ulaştığını ortaya koydu. 1 Ekim 2025 ile 30 Eylül 2026 tarihlerini kapsayan dönemde Türkiye genelinde ortalama 741,6 mm yağış kaydedildi. Uzun yıllar yağış ortalaması 573,4 mm, 2025 su yılı yağış miktarı ise 422,5 mm olarak gerçekleşmişti. Buna göre 2026 su yılı yağışları, uzun yıllar ortalamasının yüzde 29, bir önceki yılın ise yüzde 76 üzerinde tamamlandı. En fazla yağış Akdeniz Bölgesi'nde görüldü Bölgesel veriler incelendiğinde en yüksek yağış miktarı 967,1 mm ile Akdeniz Bölgesi'nde kaydedildi. Bölgede yağışlar uzun yıllar ortalamasına göre yüzde 45 artarken, geçen yılın iki katını aştı. Akdeniz'de son 66 yılın en yüksek su yılı yağış seviyesine ulaşıldı. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde ise 773 mm yağış kaydedildi. Bölgede yağış miktarı normaline göre yüzde 45 artarken, geçen yıl kaydedilen 248,8 mm'lik seviyenin üç katını geçti. Doğu Anadolu Bölgesi'nde 709,9 mm yağış kaydedildi. Yağışlar normaline göre yüzde 32, geçen yıla göre yüzde 76 artarak son 38 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. İç Anadolu'da yağışlar son 15 yılın en yüksek seviyesinde İç Anadolu Bölgesi'nde 2026 su yılında 521,6 mm yağış kaydedildi. Bölgedeki yağışlar uzun yıllar ortalamasına göre yüzde 30 artarken, geçen yılın iki katından fazla gerçekleşti. Böylece İç Anadolu'da son 15 yılın en yüksek su yılı yağış miktarı kaydedildi. Ege Bölgesi'nde 765,2 mm yağış ölçüldü. Bu miktar normaline göre yüzde 27, geçen yıla göre yüzde 75 artışa karşılık geldi. Ege'de son 11 yılın en yüksek yağış seviyesi görüldü. Karadeniz Bölgesi'nde 823,9 mm yağış kaydedildi. Yağışlar normaline göre yüzde 18, geçen yıla göre yüzde 23 artarak son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Marmara Bölgesi'nde ise 738,5 mm yağış kaydedildi. Bölgedeki yağışlar uzun yıllar ortalamasının yüzde 10, geçen yılın yüzde 68 üzerinde gerçekleşti. Bölgelere göre 2026 su yılı yağış miktarları Bölge Yağış (mm) Normaline göre değişim Akdeniz 967,1 %45 artış Karadeniz 823,9 %18 artış Güneydoğu Anadolu 773,0 %45 artış Ege 765,2 %27 artış Marmara 738,5 %10 artış Doğu Anadolu 709,9 %32 artış İç Anadolu 521,6 %30 artış En fazla yağış Rize'de, en az Iğdır'da İl bazındaki verilerde en yüksek yağış miktarı 1.641 mm ile Rize'de kaydedildi. En düşük yağış miktarı ise 396,1 mm ile Iğdır'da ölçüldü. Uzun yıllar ortalamasına göre en yüksek yağış artışı yüzde 80 ile Şırnak'ta gerçekleşti. Adana, Amasya, Düzce, Giresun, Hatay, Isparta, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri, Manisa, Niğde, Ordu, Osmaniye, Samsun, Tokat ve Yozgat'ta son 66 yılın en yüksek su yılı yağış seviyesine ulaşıldı. Bingöl, Bitlis, Erzincan, Sivas ve Tunceli'de son 38 yılın, Muş'ta son 31 yılın, Gaziantep'te ise son 30 yılın en yüksek su yılı yağışları kaydedildi. Bununla birlikte yağışlar Artvin ve Tekirdağ'da normallerin altında, Bursa, Edirne, Kastamonu ve Rize'de normaller civarında gerçekleşti. Yağışlı gün sayısı da yükseldi Türkiye genelinde 2026 su yılında ortalama 118,7 gün yağış görüldü. Uzun yıllar ortalamasında 100,2 gün olan yağışlı gün sayısı, yüzde 18 artış gösterdi. Meteoroloji verileri, 2026 su yılında Türkiye'nin bütün coğrafi bölgelerinde yağışların hem uzun yıllar ortalamasının hem de geçen yılın üzerine çıktığını ortaya koydu. Yağış miktarındaki artış, tarımsal üretim ve su kaynakları açısından önemli bir meteorolojik gösterge oluştururken, yağışların mevsimlere dağılımı, toprakta tutulması ve su kaynaklarına katkısı da su yönetimi açısından önem taşıyor.

COP31 Türkiye Pavilyonu Yan Etkinlik Programı Açıklandı Haber

COP31 Türkiye Pavilyonu Yan Etkinlik Programı Açıklandı

İklim Değişikliği Başkanlığı, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31 kapsamında Türkiye Pavilyonu’nda gerçekleştirilecek yan etkinlik programını açıkladı. Oturumlarda gıda ve tarım, enerji, sıfır atık, iklim finansmanı ve sürdürülebilir kalkınma konuları ele alınacak. Türkiye’nin ev sahipliğinde, COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un başkanlığında gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı, ulusal ve uluslararası paydaşları Antalya’da buluşturacak. Kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, akademi ve özel sektörün aktif katılımını desteklemek amacıyla hazırlanan yan etkinlikler, Türkiye Pavilyonu B125’te iki salonda düzenlenecek. Türkiye Pavilyonu’nda hangi gün hangi konular ele alınacak? Açıklanan programdaki tarihler ve tematik başlıklar şöyle: Programın ilk haftası, 9 Kasım’da “Gıda, Tarım ve Sağlık” temasıyla başlayacak. Oturumlarda iklime dayanıklı gıda güvenliği, tarımsal yapay zekâ, kırsal dönüşüm, su altyapısı için sürdürülebilir finansman ve dirençli sağlık sistemleri görüşülecek. Etkinlikler, 10 Kasım’da “Enerji–Ulaşım”, 11 Kasım’da “Sıfır Atık”, 12 Kasım’da “Dirençli Şehirler ve Yapılı Çevre”, 13 Kasım’da “Finans ve Ticaret”, 14 Kasım’da ise “Çocuklar–Gençlik, Eğitim ve Beceriler” başlıklarıyla devam edecek. İkinci hafta, 16 Kasım’da “Bilim–Sanayi–Teknoloji” temalı oturumlarla açılacak. Yeşil sanayileşme, karbon muhasebesi, karbon fiyatlandırması ve sanayinin karbonsuzlaşmasına yönelik çalışmalar değerlendirilecek. Programda 17 Kasım “Okyanuslar–Denizler, Doğa ve Arazi Kullanımı, Rio Sinerjisi”, 18 Kasım “İnsani ve Sosyal Kalkınma”, 19 Kasım ise “İMECE: Uygulamanın Hızlandırılması” başlıklarına ayrıldı. Gıda güvenliği, tarım ve su yönetimi gündemde Bu oturumlarda sürdürülebilir ormancılık, orman yangınlarıyla mücadele, bölgesel iklim projeksiyonları, mavi karbon, kapsayıcı iklim eylemi ve iklim finansmanını harekete geçirecek ortaklıklar gündeme gelecek. Programın tamamına nasıl ulaşılır? COP31 Türkiye Pavilyonu yan etkinlik programının tamamına, panel başlıklarına, düzenleyici kurumlara ve oturum saatlerine İklim Değişikliği Başkanlığının resmî web sitesi üzerinden ulaşılabilir.

Bakan Yumaklı FAO’da Duyurdu: Türkiye’den Dev Su ve Kuraklık Hamlesi! Haber

Bakan Yumaklı FAO’da Duyurdu: Türkiye’den Dev Su ve Kuraklık Hamlesi!

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, su varlığına göre havza bazında ürün üretiminin bilimsel veriler doğrultusunda planlandığını belirterek, kuraklıkla mücadelede erken uyarı sistemlerinin önemine dikkat çekti. Türkiye'nin 25 havzasının tamamı için Kuraklık Yönetim Planları'nın hazırlandığını açıklayan Yumaklı, Kuraklık Tahmini ve Erken Uyarı Sistemi'nin 2027 yılında tamamlanmasının hedeflendiğini bildirdi. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) Roma'daki genel merkezinde düzenlenen Dünya Gıda Haftası kapsamındaki Roma Su Diyaloğu Programı'na katılarak konuşma yaptı. Yumaklı, Türkiye'nin su yönetimi, tarımsal üretim planlaması, kuraklıkla mücadele ve uluslararası iş birliği konularındaki çalışmalarını anlattı. Ulusal Su Planı ile Havza Bazlı Üretim Planlanıyor Türkiye'nin gelecek 10 yıla yönelik bir Ulusal Su Planı hazırladığını belirten Bakan Yumaklı, su kaynaklarının durumuna göre tarımsal üretimin planlandığını ifade etti. Yumaklı, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bu kapsamda, su varlığına göre hangi havzada hangi ürünün üretileceğini bilimsel veriler doğrultusunda planlıyoruz. Böylece çiftçimize hem suyu koruyan hem de gelirini güvence altına alan bir üretim imkânı sunuyoruz.” ifadelerini kullandı. Bu yaklaşımla su kaynaklarının korunması ve tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin sağlanması hedefleniyor. 25 Havzanın Tamamında Kuraklık Yönetim Planı Hazırlandı Kuraklık yönetimini su yönetimi yaklaşımının ayrılmaz bir parçası olarak gördüklerini belirten Yumaklı, Türkiye'deki 25 havzanın tamamı için Kuraklık Yönetim Planları'nın hazırlandığını açıkladı. Kuraklık Tahmini ve Erken Uyarı Sistemi'nin 2027 yılında tamamlanmasının hedeflendiğini bildiren Yumaklı, amaçlarının kuraklık ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek yerine riskleri önceden belirlemek olduğunu vurguladı. Yumaklı, tarım, sanayi ve kentlerde suyun verimli kullanılması için de projeler yürütüldüğünü kaydetti. Su Kaynaklarının Adil ve Sürdürülebilir Kullanımı Önem Taşıyor Su yönetiminin hukuki ve kurumsal boyutunun önemine değinen Bakan Yumaklı, mevcut su kaynaklarının kullanıcılar, sektörler ve ekosistemlerin ihtiyaçları arasında adil, şeffaf ve sürdürülebilir biçimde tahsis edilmesi gerektiğini belirtti. Suyun yalnızca yönetilmesi ve tahsis edilmesi gereken bir doğal kaynak olarak ele alınamayacağını ifade eden Yumaklı, suyun gıda üretiminin yanı sıra insan hayatının da temelini oluşturduğunu söyledi. Gazze'deki İnsani Duruma Dikkat Çekti Su ve gıdaya erişimin korunmasının özellikle kriz ve çatışma dönemlerinde daha büyük önem taşıdığını vurgulayan Yumaklı, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan insani krizlerin temel ihtiyaçlara erişimin hayati niteliğini bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti. Gazze'de yaşanan ağır insani duruma dikkat çeken Yumaklı, özellikle çocukların yeterli gıdaya, temiz suya ve insani yardıma erişimde yaşadığı güçlüklerin üzüntü verici olduğunu ifade etti. Yumaklı, “Gıda ve suyun hiçbir koşulda siviller üzerinde baskı veya cezalandırma aracı olarak kullanılmaması gerektiğine inanıyoruz.” dedi. Bu temel ihtiyaçlara güvenli ve kesintisiz erişimin sağlanmasının ortak bir insani sorumluluk olduğunu belirten Yumaklı, bu sorumluluğun yalnızca kriz dönemleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini dile getirdi. FAO ile Su Yönetiminde Uluslararası İş Birliği Su kaynaklarının korunması, gıdaya erişimin güvence altına alınması ve ülkelerin değişen iklim koşullarına hazırlanmasının güçlü bir uluslararası iş birliği gerektirdiğini belirten Yumaklı, FAO'nun kapasite geliştirme, veri ve bilgi paylaşımı ile teknik iş birliği yoluyla ülkelere sağladığı desteğin önemine işaret etti. Bakan Yumaklı, kuraklık erken uyarı sistemleri, havza bazlı su tahsisi, modern sulama ve dijital su yönetimi alanlarında ülkeler arasındaki deneyim paylaşımının artırılması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin FAO ve Küresel Çevre Fonu ile Gediz Havzası'nda yürüttüğü Sürdürülebilir ve Entegre Su Kaynakları Yönetimi Projesi'ni bu iş birliğinin somut örneklerinden biri olarak gösteren Yumaklı, uluslararası ortak projelerin su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimine katkı sunduğunu belirtti. Yumaklı, bu alandaki iş birliğinin daha da ileri taşınmasıyla su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimine daha güçlü katkılar sağlanabileceğini ifade etti. COP31'de Su, Gıda ve İklim Bağlantısı Gündeme Taşınacak Türkiye'nin gelecek ay Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) ev sahipliği yapacağını hatırlatan Bakan Yumaklı, su, gıda ve iklim arasındaki ilişkinin konferans gündeminin merkezinde yer alacağını söyledi. Bu amaçla başlatılan Turkuaz Nexus Girişimi'nin su, gıda ve iklim bağlantılarını, ülkelerin kendi şartlarına göre yön verebileceği ortak bir mekanizmada bir araya getirmeyi hedeflediğini belirten Yumaklı, girişim kapsamında sahada uygulanabilecek somut çözümlerin de desteklenmek istendiğini kaydetti. Yumaklı, uluslararası katılımcıları Antalya'da düzenlenecek COP31'e davet ederek su, gıda ve iklim alanlarındaki ortak çalışmalara katkı sunmaya çağırdı.

11 İlde Yapay Zekâ Destekli Sulama Dönemi Başlıyor Haber

11 İlde Yapay Zekâ Destekli Sulama Dönemi Başlıyor

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, DSİ Vakfının köy okullarının ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla düzenlediği yöresel ürün sergisinin açılışına katıldı. Yumaklı, gelecek yıl 11 ilde 22 bin hektarlık alanda yapay zekâ destekli sulama otomasyon sistemlerinin devreye alınacağını açıkladı. DSİ Vakfından Köy Okullarına Destek Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünde düzenlenen, DSİ Vakfının köy okullarının ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik yöresel ürün sergisinin açılışına katıldı. Açılışta konuşan Yumaklı, İstanbul Maltepe'de bir binanın çökmesi sonucu hayatını kaybeden vatandaşlara Allah'tan rahmet diledi. Anadolu'nun farklı yörelerinden gelen ürünlerin sergileneceğini belirten Yumaklı, bu ürünlerin yetiştirilmesinde DSİ'nin önemli katkıları bulunduğunu ifade etti. DSİ'nin mühendislik birikiminin üreticilerin emeğiyle buluşmasının ve suyun bereketinin üretime yansımasının, Türkiye'nin tarımsal üretimdeki güçlü altyapısını ortaya koyduğunu söyledi. DSİ Vakfının sergi aracılığıyla dayanışma kültürünü toplumsal faydaya dönüştürdüğünü belirten Yumaklı, önceki yıllarda düzenlenen sergilerden elde edilen gelirlerin Gazzeli mağdurlara gönderildiğini hatırlattı. Geçen yılki serginin ise Hatay'da orman yangınlarından etkilenen bir alanın hatıra ormanına dönüştürülmesi amacıyla düzenlendiğini kaydetti. Bu yıl köy okullarının ve ihtiyaç sahibi öğrencilerin desteklenmesine yönelik bir konsept oluşturulduğunu belirten Yumaklı, sergiye katılanların Türkiye'nin farklı bölgelerinde üretilen yöresel ürünleri satın alarak bu amaca katkı sağlayabileceklerini ifade etti. Kapalı Sistem Sulama Yatırımlarında Hedef Yüzde 45 Konuşmasında suyun verimli kullanılması ve su tasarrufu bilincinin yaygınlaştırılması konularına da değinen Yumaklı, kırsal alanda yaşayan çocukların suyun önemini yakından bildiğini söyledi. Su kaynaklarının önemine ilişkin farkındalığın artırılması amacıyla Millî Eğitim Bakanlığı, DSİ ve Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından okullarda eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları yürütüldüğünü belirtti. Suyun verimli kullanılmasının öncelikli konular arasında yer aldığını vurgulayan Yumaklı, kapalı sistem sulama yatırımlarındaki gelişmelere ilişkin bilgi verdi. Yumaklı'nın açıklamasına göre, 2002 yılında toplam sulama yatırımları içinde kapalı sistem sulamanın payı yüzde 6 seviyesindeyken bugün bu oran yüzde 38'e yükseldi. Bakanlık, 2030 yılına kadar bu oranı yüzde 45'e çıkarmayı hedefliyor. 11 İlde Yapay Zekâ Destekli Sulama Sistemleri Devreye Alınacak Sulama teknolojilerindeki gelişmelere ilişkin yeni bir hedefi de paylaşan Yumaklı, gelecek yıl 11 ilde toplam 22 bin hektarlık alanda yapay zekâ destekli sulama otomasyon sistemlerinin devreye alınacağını açıkladı. DSİ mühendislerinin uluslararası alanda kabul gören bir birikime sahip olduğunu belirten Yumaklı, su kaynaklarının verimli kullanılması için yatırımların ve çalışmaların sürdürüleceğini ifade etti. Konuşmaların ardından Bakan Yumaklı, Anadolu'nun farklı yörelerine ait ürünlerin yer aldığı sergiyi gezdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.