Hava Durumu

#Sulu Tarım

Kırsal Haber - Sulu Tarım haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sulu Tarım haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gürer: “Üretici Düşük Fiyata Mahkum Ediliyor” Haber

Gürer: “Üretici Düşük Fiyata Mahkum Ediliyor”

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Tarım Orman Köyişleri Komisyon ve Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) TBMM KİT Komisyonunda yaptığı konuşmada, tarım politikalarını ve kurumun alım uygulamalarını eleştirdi. Buğday üretim tahminleri arasındaki milyonlarca tonluk farka, Dahilde İşleme Rejimi kapsamında 4,5 milyon tonu aşan buğday ithalatına ve üreticinin maliyetinin altında kalan alım fiyatlarına dikkat çeken Gürer, “Yurt dışından getirmek sanayiciye destek, çiftçiye köstek olmak demek” dedi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TMO tahıl ve bakliyat alımlarından lisanslı depo uygulamalarına, üretim planlamasından çiftçinin borç yüküne kadar birçok konuyu gündeme taşıdı. Tarımda öngörü ve planlama eksikliğinin üreticiyi mağdur ettiğini belirten Gürer, kurumların yüksek faiz ve kira giderleriyle karşı karşıya kaldığını, buna karşın çiftçinin ürününü maliyetinin altında fiyatlarla satmak zorunda bırakıldığını söyledi. Gürer, TMO’nun tüccar gibi değil, üreticiyi ve ülkenin tarımsal geleceğini gözeterek hareket etmesi gerektiğini vurguladı. Gürer, “TMO’nun uygulamaları mevcut siyasi iktidarın uygulamaları doğrultusunda gerçekleştiği için durumu tarım politikasına bakış açısından değerlendirmek uygun olacaktır. Bir şeyin altını çizeyim: Bu kadar öngörü sapması olan başka bir ülke var mı, bilmiyorum. Buğdayla ilgili öngörüde planlama, değerlendirme ve ne sonuç alınacağı konusunda net bir bakış yok. Öyle olunca hedefler de şaşıyor, uygulamalarda da sorun oluyor” dedi. BUĞDAY ÜRETİM TAHMİNLERİNDE MİLYONLARCA TONLUK FARK CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “TÜİK mayıs ayında bitkisel üretim tahminini açıkladı, ‘22 milyon 700 bin ton buğday olacak.’ denildi. Sayın Başkan biraz evvel bu yıl 25 milyon ton ürün elde edileceğini söylüyor. Altı aylık sapma 3 milyon tonu geçiyor. Cumhurbaşkanlığı yıllık programında da Toprak Mahsulleri Ofisinin 2026’da yapacağı buğday alımının 3,5 milyon ton olacağı belirtiliyor. Demek ki buğdayla ilgili öngörüde planlama, değerlendirme ve ne sonuç alınacağı konusunda net bir bakış yok” diye konuştu. 4,5 MİLYON TONU AŞAN İTHALAT ÇİFTÇİYİ ZORLUYOR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Dahilde İşleme Rejimi kapsamında yurt dışından buğday getiriliyor, Türkiye’de işleniyor, un oluyor, makarna oluyor, yurt dışına satılıyor. Bazen övünürken de ‘Biz makarnada, unda dünya markasıyız, dünya birincisiyiz.’ diyorlar. Niye birinciyiz? İtalya bizim yarımız kadar satıp bizden daha çok para kazanıyor. Çünkü bizim gönderdiğimiz makarna ve un dünyanın en ucuzu. Piyasaya en ucuz ürünü biz verdiğimizden satıyor” ifadelerini kullandı. Türkiye’de ürün varken ithalat yapılmasını eleştiren Gürer, “Şu anda Dahilde İşleme Rejimi kapsamında ithalat 4,5 milyon tonu geçmiş. Bu dönemde ürün varken niye yurt dışından getiriyoruz? Yurt dışından getirmek sanayiciye destek, çiftçiye köstek olmak demek” dedi. Bu yıl üreticilerin ürünlerinden gelir elde etmeyi beklediğini ancak uygulanan alım fiyatlarının çiftçinin beklentilerini karşılamadığını belirten Gürer, ziraat odalarıyla yaptıkları çalışmalarda buğday fiyatlarının verime ve bölgeye göre 19 ile 23 lira arasında değiştiğini kaydetti. Gürer, Türkiye’de kuru tarım alanlarındaki verim düşüklüğüne de dikkat çekerek, “TÜİK’e göre Türkiye’nin kuru tarımda ortalama dönüm eldesi 270, bizim orada 140’a kadar düşüyor. Bu yıl havaların yağmurlu gitmesi süreci olumlu kıldı ama bu tamamen mevsimsel dönüşümle gerçekleşti. Türkiye’nin kuru tarım alanlarında, sulu tarım yapılmadığı yerde verimlilik düşük. Bunun için yapılması gerekenler var” diye konuştu. YEŞİL MERCİMEK 22 LİRAYA DÜŞTÜ TÜCCARDAN 32 LİRAYA ALINDI CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Bakliyatta 2025 döneminde nohut, kırmızı ve yeşil mercimekte serbest piyasa fiyatları üretici lehine oluştu.’ diyorsunuz. Yeşil mercimek 22 liraya kadar düştü, siz kalktınız alıma başladınız. Çiftçi 22 liradan ürünü verdi, siz tüccardan 32 liradan ürün aldınız. Bunu almanız gereken çiftçiydi. Çiftçiye o desteği vermediniz, piyasayı başıboş bıraktınız. Çoğu üründe de aynısını yaptınız” ifadelerini kullandı. Serbest piyasa uygulamasının üreticiyi korumaya yetmediğini belirten Gürer, “Diyorsunuz ki ‘Piyasa otursun.’ Niye otursun? Piyasayı serbest bıraktığınız süreçte tüccar bunu fırsat biliyor, alması gereken ürünü alıyor, sonra piyasadan çekiliyor. Ondan sonra çiftçi mağdur oluyor. Rafa giden üründe de üç dört aracı el değiştirdiği için para kazanıyor” dedi. TMO’NUN SATTIĞI DEPOLARDA YENİDEN KİRACI OLMASI ELEŞTİRİSİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Bankaya verdiğiniz faizi, lisanslı depoya verdiğiniz kirayı çiftçinin ürün alımlarının üzerine eklesek herhâlde onların çiftçi refahını sağlarız. Lisanslı depodaki ürünün sizin olması övünülecek bir olay değil, üzülecek bir durum. Çünkü Toprak Mahsulleri Ofisi 2006 yılında Türkiye’nin çok yerindeki deposunu yok pahasına sattı ve sonra çoğunda da gitti kiracı oldu. Bu nasıl bir bakıştır, nasıl bir yaklaşımdır? Eğer kurum varsa, üretim varsa depo ihtiyaçtır. Depo ihtiyaçsa niye tasfiye edildi?” diye konuştu. Gürer, “Benim kendi ilçemde, Bor ilçesinde, Ofisin binası yıkıldı. Orayı ranta açtılar, çok katlı binalara verdiler, arazisini değerlendirdiler. Şimdi Bor ilçesinde alım yapmıyor TMO, merkezileştirdiniz. Bir yurttaş çiftçi tarlasına gelen adama borcundan dolayı ürününü hemen vermek istiyor. Çiftlik ilçemizden kalksa gitse 70 kilometre ileride ürün vereceği TMO var. Mazotun bu kadar arttığı süreçte gidip de o ürünü oraya vermektense gelene daha düşük fiyatla veriyor. Orada da büyük bir mağduriyet yaşıyor” dedi. MAZOT 90 LİRAYI AŞTI GİRDİ MALİYETLERİ HESABA KATILMALI Gürer, “Kurumlar genelde açıklarken güncel rakamlar üzerinden yaptıklarını değerlendiriyorlar ama maliyet hesaplarken o ürünün ekiliş dönemine göre konuyu ele alıyorlar. Mazot geçen yıl 55 liraydı. Bugün 90 lirayı geçen fiyatlar var. DAP gübre 50 lira olmuş, sulama giderleri, elektrik paraları artmış. Siz onu ektiği döneme göre fiyatlandırıp maliyet çıkarıyorsunuz ama çiftçi o maliyeti bugün aynı şekilde yaşamıyor ki” ifadelerini kullandı. MERCİMEKTE İTHALAT ÜRETİMİN ÖNÜNE GEÇTİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Mercimeği herkes artık biliyor. Anadolu ana vatanıydı diyoruz, bu yıl mercimek ithalatımız üretimimizden fazla. İhracat yapıyormuşuz; bu beni daha da üzüyor. Türkiye’nin en kaliteli mercimeğini biz yetiştiriyoruz, onu ihraç ediyoruz. İçeriğinin ne olduğunu bilmediğimiz mercimek getiriyoruz. Biri çamur gibi, biri sarı kehribar gibi. Yabancıya giden kaliteli mercimek, bize yedirdikleri Kanada’dan, Kazakistan’dan, Rusya’dan gelen mercimek” dedi. Mercimek ekim alanlarının daralması ve verimliliğin gerilemesinin üretimin geleceği açısından risk oluşturduğunu belirten Gürer, “Bizim insanımız o mercimeği yesin ama mercimek ekim alanı daralıyor, rekolte düşüyor, verimlilik geriye geliyor. Mercimekte, çeltikte hem ithalat yapıyoruz hem buradaki çiftçinin desteklenmesi yönünde girişimde bulunmuyoruz” diye konuştu. Girdi maliyetlerini düşürmeye yönelik desteklerin önemini vurgulayan Gürer, “Bu enflasyonu yalnızca çiftçiye verilen alım fiyatları mı yükseltir? Girdi maliyetlerine niye bakılmaz? Tohumuna, ilacına, gübresine, sulama suyuna, mazotuna, elektriğine niye sübvansiyon sağlayacak destekler verilmez?” ifadelerini kullandı. ALIM FİYATI AÇIKLANIYOR AMA PİYASA BU FİYATIN ALTINA DÜŞÜYOR Gürer, “Türkiye’de taban fiyat kalkalı otuz sene oldu, hatta kırk sene oldu yanılmıyorsam. Alım fiyatı var. Alım fiyatı açıklandığında onun altına fiyatın gelmemesi lazım ama neyi açıklıyorsanız onun altında fiyat var. Siz de orayı tutamıyorsunuz. Tutamadığınıza göre bir sıkıntı var. Onun için soruna çok yönlü bakmak lazım” dedi. Fındık ve kuru üzüm gibi Türkiye’nin ihracatında önemli yer tutan ürünlerde de üreticinin sorun yaşadığını belirten Gürer, “Geçen yılki fiyatın altında üzümün fiyatı oluşuyor. Fındıkta da üreticilerin 350 lira beklentisi neredeyse 270 lirayla sonuçlandırılarak mağduriyet yaratılıyor. Yetmiyor, Türkiye’de müteşebbis alıp fındığı başka ülkeye götürüp oraya dikiyor, Türkiye’ye pazarda nasıl sekte vururum diye çalışma yürütüyor” diye konuştu. ÇİFTÇİNİN BANKALARA BORCU 1 TRİLYON 511 MİLYAR LİRAYA ULAŞTI Gürer, “Tarımda ortada şöyle bir tablo var: Planlama ve öngörü konuşulduğu hâlde uygulamada yok, düşük alım fiyatları var, faizle ortaya çıkan kurumlarınızın içine düşürüldüğü durum var. Hem yüksek faiz ödeniyor hem kira bedeli veriliyor hem düşük alım fiyatı gerçekleştiriliyor. Bunların tümünün yansıması tarım kesimini zora sokuyor” dedi. Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı üretici sayısının azaldığını ve borç yükünün ağırlaştığını belirten Gürer, “Çiftçi Kayıt Sistemi’ne dâhil 2 milyon 300 bin çiftçimiz kalmış. Ziraat odalarına üye 5 milyon çiftçi var ama şu an ÇKS’si olmayan üretimi de saymıyoruz. Bunun yanında çiftçilerin bankalara 1 trilyon 511 milyar lira kredi borcu var. Kredi borcu olmadan çiftçiliği sürdürebilen insan kalmamış. Sizin gibi kuruluşlar çiftçiye alım fiyatının düşük tutulmasına, baskılanmasına ses çıkarmazsa bu çiftçinin de bu tarımın da bu üreticinin de geleceği sorunlu. Ben bu fiyatı sizin belirlediğinizi düşünmüyorum. Size de bu konuda ‘Şunu uygulayın.’ dendiği için yapıyorsunuz. Ancak alım fiyatları konusunda bu yıl ortaya çıkan tablo, beni önümüzdeki seçim yoktur düşüncesine getirdi. Eğer olsaydı çiftçiye gereken destek sağlanırdı” dedi. GÜRER’DEN TMO’YA PATATES ÇAĞRISI Gürer, “Patates deyince akla Niğde gelir, oradan bir cümle söylemesek olmaz. Biz 1 milyon ton patates yetiştiriyoruz. Patatesi TMO geçmişte aldı, 1984 yılında TMO patatesi aldı. Alamaz diye bir şey yok. Çünkü TMO’nun asli görevlerinden biri, tarımla ilgili bütün sorunlarda çözüm üretebilecek kapasiteye ve bölgesel dağılıma sahip olması. TMO’nun mevcut hâliyle tüccar gibi düşünmeden üreticiyi, çiftçiyi ve ülkenin gelecek tarımını düşünerek politikalarını oluşturmasında daha öngörülü ve daha kararlı davranması gerektiğini düşünüyorum.”

"Tarım Varsa Hayat Var Projesi" Sektör Temsilcilerini Buluşturdu Haber

"Tarım Varsa Hayat Var Projesi" Sektör Temsilcilerini Buluşturdu

Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü ve Güvenilir Ürün Platformu iş birliğiyle hayata geçirilen “Tarım Varsa Hayat Var Projesi’’ kapsamında tarım ve gıda sektörünün önde gelen temsilcileri ile sivil toplum kuruluşları TİGEM Karacabey İşletmesi’nde buluştu. TİGEM Genel Müdürü Dr. Hasan Gezginç başkanlığında iki gün süren etkinlikte katılımcılar; tohum üretim alanlarından damızlık hayvancılık tesislerine, modern mekanizasyon altyapısından sürdürülebilir üretim modellerine kadar kurumsal çalışmaları uzmanlar eşliğinde yerinde görme imkanı buldu. Saha ziyaretlerinde, TİGEM’in Türkiye’nin gıda arz güvenliğine sağladığı katkılar, gen kaynaklarının korunmasına yönelik yürütülen faaliyetler ve yüksek verimli üretim yaklaşımları detaylarıyla paylaşıldı. SÜRDÜRÜLEBİLİR ÜRETİM VE KÜRESEL İHRACAT ATILIMI Değerlendirme toplantısında açıklamalar yapan TİGEM Genel Müdürü Dr. Hasan Gezginç, kurumun 8 bin 145 personeli, 17 işletmesi, 3,6 milyon dekar arazisi ve 13,3 milyar TL’yi aşan sermayesiyle Türkiye’nin en büyük tarımsal üretim gücü olduğunu ifade etti. Sertifikalı tohum pazarında yüzde 25 pay ile sektör liderliğini sürdürdüklerini vurgulayan Gezginç, 2026 yılı bitkisel üretim döneminde hububatta 380 bin ton rekolte ile 233 bin ton sertifikalı tohum üretimi hedeflediklerini belirtti. İklim değişikliğiyle mücadele doğrultusunda tohumluk üretim alanlarının yüzde 40’ının kurağa dayanıklı çeşitlerden oluşturulduğunu dile getirerek, Emine Erdoğan’ın himayelerinde yürütülen Mirasımız Yerel Tohum Projesi kapsamında tescillenen 1 milyon paket tohumun üreticilerle buluşturulduğunu, ayrıca KKTC, Azerbaycan ve Irak gibi ülkelere sertifikalı tohum ihracatının kesintisiz devam ettiğini kaydetti. HAYVANCILIKTA KIRSAL DESTEK VE MİLLİ GENETİK MİRASIN KORUNMASI Kurumun hayvancılık alanındaki faaliyetlerine de değinen Gezginç; 70 bin büyükbaş ve 300 bini aşkın küçükbaş hayvan varlığıyla damızlık üretiminde öncü olduklarını aktardı. “Kırsalda Bereket Küçükbaşa Projesi” ile üreticilere 2 yılı ödemesiz 5 yıl vadeli Ziraat Bankası kredisi desteği sağlandığını ve 3 yılda 150 bin küçükbaş hayvanın çiftçilere ulaştırılmasının hedeflendiğini ifade etti. Malatya Sultansuyu İşletmesinde kurulan Boğa Sperma Merkezi ve Boğa Anası Tesisi ile dondurulmuş boğa spermasında yıllık 1 milyon doz üretime ulaşılarak iç piyasa ihtiyacının yüzde 40’ının tek başına karşılandığını açıkladı. Ayrıca bin 548 başlık safkan Arap atı sürüsünün yanı sıra Asya ceylanı, Ankara tiftik keçisi, Akbaş ve Kangal köpekleri gibi milli genetik mirasların başarıyla muhafaza edildiği, altyapıda ise sulu tarım alanının 1 milyon 41 bin dekara çıkarıldığı ve 48 MW’ı aşan Güneş Enerjisi Santrali (GES) projelerinin yürütüldüğü vurgulandı.

CHP'li Gürer: "Tarımda Planlama Şart, Üretici Üretmekten Korkuyor!" Haber

CHP'li Gürer: "Tarımda Planlama Şart, Üretici Üretmekten Korkuyor!"

​CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, Niğde’nin Ulukışla ve Bor ilçelerine bağlı köylerde çiftçinin nabzını tuttu. Ovacık, Eminlik, Hüsniye, Kolsuz ve Kavuklu köylerini ziyaret eden Gürer, köylerde hem yaşamın hem de tarımın her geçen gün daha da zorlaştığını vurguladı. ​"Tüccar Düşük Fiyat Veriyor, Su Kaynakları Tükeniyor" ​Köy kahvelerinde üreticilerle bir araya gelen Gürer, tarımdaki en büyük sorunun plansızlık ve artan girdi maliyetleri olduğunu ifade etti. Gürer, bölgedeki durumu şu sözlerle özetledi: ​"Artan maliyetler ve tüccarın tarlada düşük fiyat vermesi yetmezmiş gibi, bir de yeraltı sulama suyunun olmaması üreticiyi üretim yapmaktan korkutur hale getirmiş. Bu yıl bölgede hibrit erkenci lahana ekiminin ciddi oranda düştüğünü görüyoruz." ​Çiftçinin Gözü Kulağı Göletlerde: Sulu Tarım Riski Kapıda ​Ziyaret sırasında dertlerini anlatan üreticiler, iklim krizine ve altyapı yetersizliğine dikkat çekti. Yağmur yağsa bile göletlerde yeterli suyun toplanmadığını belirten çiftçiler, yeraltı sularının çekilmesinin verimi doğrudan düşüreceğini ve sulu tarım yapılamaz hale gelindiğini ifade ettiler. ​"Saldım Çayıra Mevlam Kayıra Anlayışıyla Tarım Yönetilemez" ​Tarım politikalarındaki yönetimsel hatalara değinen Ömer Fethi Gürer, küçük aile işletmelerinin korunmadığını belirtti. Hükümete sert eleştirilerde bulunan Gürer, şu ifadeleri kullandı: ​"Tarımda planlama şarttır. 'Ben bilirim' anlayışı ve tüccar kafasıyla ülke yönetilemez. Ülkemizde uygulanan politikalar küçük işletmeleri korumuyor. CHP olarak sorunları da çözüm yollarını da biliyoruz; tarım için ne gerekiyorsa yapacağız." ​Kırsalda Genç Nüfus Kayboluyor ​Ekonomik krizin köylerdeki etkisinin şehirlere göre farklı ama aynı derecede derin olduğunu söyleyen Gürer, geçim sıkıntısı nedeniyle gençlerin köylerde kalmak istemediğini vurguladı. Elektrik ve temel ihtiyaçlara gelen zamların köylüyü karamsarlığa sürüklediğini, acilen üreticiye ve besiciye yönelik desteklerin artırılması gerektiğini belirtti.

Suyumuz Azalıyor, Tarım Tehdit Altında! Haber

Suyumuz Azalıyor, Tarım Tehdit Altında!

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Dünya su günü nedeniyle basın açıklaması yaptı. Dünyada yaşanan su krizinin tarımsal üretimi ve gıda güvenliğini tehdit ettiğini belirten Bayraktar, açıklamasını şöyle sürdürdü; “1993 yılından bu yana her yıl 22 Mart’ta kutlanan Dünya Su Günü, tatlı suyun önemine dikkat çekmek ve 2 milyardan fazla insanın güvenli suya erişimi olmadığı konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen küresel bir etkinliktir. Birleşmiş Milletler tarafından her yıl farklı bir tema belirlenmekte olup, 2026 yılı teması ise ‘Su ve Cinsiyet’ olarak açıklandı. Su, yalnızca bugünün değil gelecek nesillerin de yaşam güvencesidir. Bu nedenle suyun korunması, doğru yönetilmesi ve sürdürülebilir kullanımı tüm ülkeler için hayati bir sorumluluktur. Ancak ne yazık ki su kaynaklarının hızla azaldığı, iklim değişikliğinin etkilerinin her geçen gün daha ağır hissedildiği bir dönemdeyiz.” “Küresel su krizi tarımı ve gıda güvenliğini tehdit ediyor” “Birleşmiş Milletler tarafından yapılan değerlendirmeler, dünyada giderek derinleşen su krizinin artık yalnızca çevresel bir sorun olmadığını, aynı zamanda küresel ekonomi, gıda güvenliği ve siyasi istikrar açısından ciddi riskler oluşturduğunu ortaya koyuyor. Bu durum, özellikle tarım sektörü üzerinde büyük bir baskı yaratıyor. Modern tarımda su ve bitki besin maddeleri birbirinden ayrı düşünülemez; yeterli su olmadan bitkiler besin maddelerini etkin şekilde kullanamaz, bu da verim kayıplarına ve gıda üretiminde istikrarsızlığa yol açar. Günümüzde dünya tarım arazilerinin ise yaklaşık yüzde 40’ı su kıtlığı tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor. Bir bölgede yaşanan su kıtlığı yalnızca yerel üretimi değil, uluslararası gıda fiyatlarını, ticaret dengelerini ve jeopolitik ilişkileri de etkileyebilecek sonuçlar doğuruyor. Dünya genelinde tatlı su kullanımının yaklaşık yüzde 69’u tarım sektöründe gerçekleşiyor. Bu nedenle suyun verimli kullanılması tarımın sürdürülebilirliği açısından kritik bir önem taşıyor. Tarım ve gübre sektöründe geliştirilen hassas tarım teknolojileri, bitki besin maddelerinin su mevcudiyetine göre uygulanmasını sağlayarak hem kaynak israfını azaltmakta hem de su kullanım verimliliğini artırıyor. Bunun yanında bitkilerin besin alımını artırırken su ihtiyacını azaltan yüksek verimli gübrelerin geliştirilmesi, çiftçilere yönelik eğitim programlarının yaygınlaştırılması ve toprak sağlığını güçlendiren uygulamaların desteklenmesi de önem kazanıyor. Gelecekte gıda sistemlerinin dayanıklılığı, su–besin–gıda ilişkisinin doğru yönetilmesine bağlıdır ve bu nedenle su kaynaklarının korunması ile sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması hayati bir gereklilik haline geldi.” “Suyumuz azalıyor, tarım tehlike altında” “Dünya nüfusunun hızla artması gıda talebini artırıyor, bu durum ise tarımsal üretimde su ihtiyacını daha da büyütüyor. Dünyada kullanılan suyun en büyük kısmı tarım sektöründe kullanılmasının yanı sıra evsel ve sanayi kullanımının artması da su kaynakları üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Türkiye’de teknik ve ekonomik olarak sulanabilir arazi miktarı yaklaşık 8,5 milyon hektardır. Gelişen teknoloji ile bu alanın 10,5 milyon hektara çıkabileceği öngörülüyor. Ancak bugün itibarıyla brüt olarak 7,28 milyon hektar alan sulamaya açıldı. Geriye kalan 1,22 milyon hektarlık alanın sulamaya açılması için gerekli yatırımların hızlandırılması büyük önem taşıyor. Ülkemizin yıllık 112 milyar metreküp kullanılabilir su potansiyeli bulunuyor. Kullandığımız suyun yaklaşık yüzde 79’u tarımsal sulamada tüketiliyor. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı yaklaşık 1301 metreküp seviyesindedir. Bu rakam, Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığını açıkça gösteriyor. Diğer taraftan nüfus artışı ve iklim değişikliği dikkate alındığında su kaynaklarımız üzerindeki baskı her geçen yıl daha da artıyor. Bu tablo, suyun tarım için ne kadar hayati olduğunun yanı sıra tarımda doğru ve modern sulama sistemlerine daha çok önem vermemiz gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.” “İklim krizi en fazla çiftçiyi etkiliyor” “İklim değişikliği yağış rejimini değiştiriyor, kuraklığı artırıyor ve su kaynaklarını tehdit ediyor. Bu durumdan en fazla etkilenen sektör ise şüphesiz tarım sektörü oluyor. Bunun bir örneğine geçtiğimiz haftalarda Aydın ili ziyaretimizde şahit olduk. Aydın'da şubat ayında etkili olan aşırı yağışlar ve Büyük Menderes Nehri'nin taşması sonucu, başta Söke Ovası olmak üzere binlerce dönüm tarım arazisi sular altında kalarak büyük çaplı maddi zarara yol açtı. İklim değişikliğiyle birlikte yağış rejiminin düzensizleşmesi, Aydın'da olduğu gibi ani ve şiddetli taşkınları kaçınılmaz kılıyor; bu nedenle modern taşkın kontrolünde artık sadece beton setler değil, doğa tabanlı çözümler ve erken uyarı sistemleri ön plana çıkıyor. Su akışını yavaşlatmak için üst havzalarda ağaçlandırma ve teraslama yapılırken, şehir ve tarım alanlarında suyun tahliyesini hızlandıracak akıllı drenaj kanalları ile nehir yataklarının ekosistemi bozmadan genişletilmesi hayati önem taşıyor. Bir diğer konu ise eski ve verimsiz sulama kanalları yenilenmeli, sulama altyapısı modernize edilmelidir. Böylece mevcut su kaynaklarından daha fazla verim alınması mümkün olacaktır.” “Sulu tarım giderek daha maliyetli hale geliyor, yüzde 50 oranında desteklenmelidir” “İklim değişikliğiyle birlikte artan sıcaklıklar bitkilerin su ihtiyacını artırırken, sulama ücretlerinde yaşanan artışlar çiftçilerimizi zor durumda bırakıyor. Elektrik ve mazot fiyatlarındaki yükselişle birlikte sulu tarım giderek daha maliyetli hale geliyor. Bu nedenle 2023 yılında uygulandığı gibi tarımsal sulama amaçlı su kullanım hizmet bedelinin yüzde 50 oranında desteklenmesi gerekiyor. Çiftçilerimizin üretimde kalabilmesi için bu desteklerin sürdürülmesi artık bir zorunluluktur.” “Modern sulama sistemleri acilen yaygınlaştırılmalıdır” “Su ihtiyacı karşısında mevcut kaynakların daha verimli kullanılması gerekiyor. Bitkilerde verim kaybına ve toprakta tuzlanmaya yol açan vahşi sulama yöntemleri artık terk edilmelidir. Modern sulama sistemleri hem su tasarrufu sağlamakta hem de üretim verimliliğini artırıyor. Ancak yüksek maliyetler nedeniyle çiftçilerimizin bu sistemlere geçişi oldukça zorlaştı. Bu nedenle modern sulama sistemleri için verilen teşviklerin ve uygun kredi imkânlarının artırılması büyük önem taşıyor.” “Su geleceğimizdir” “Su yalnızca bir doğal kaynak değil, aynı zamanda gıda güvenliğinin ve tarımsal üretimin temelidir. Su yönetiminde yapılacak her hata, doğrudan tarımsal üretimi ve çiftçilerimizin geleceğini etkiliyor. Bu nedenle su kaynaklarının korunması, verimli kullanılması ve çiftçilerimizin üretimde kalabilmesi için gerekli tüm politikaların vakit kaybetmeden hayata geçirilmesi gerekiyor. Unutulmamalıdır ki suya sahip çıkmak, geleceğe sahip çıkmaktır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.