Hava Durumu

#Sürdürülebilir Üretim

Kırsal Haber - Sürdürülebilir Üretim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sürdürülebilir Üretim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP’li Orhan Sarıbal: "Küçük Üretici Tarım Sisteminin Dışına İtiliyor" Haber

CHP’li Orhan Sarıbal: "Küçük Üretici Tarım Sisteminin Dışına İtiliyor"

CHP Yurtiçi Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Türkiye’de tarımsal istihdamın nüfus artışına rağmen gerilediğini belirterek, ithalata dayalı politikaların özellikle küçük üreticileri ve aile işletmelerini tarım sisteminin dışına ittiğini söyledi. Sarıbal, “İthalat üzerinden sektör terbiye edilmektedir” dedi. Orhan Sarıbal, Türkiye’de tarımsal istihdamın uzun dönemli seyrine ilişkin verileri değerlendirdi. Sarıbal, 2002 yılında Türkiye’nin nüfusu yaklaşık 64 milyonken tarımda çalışan kayıtlı kişi sayısının yaklaşık 7,5 milyon olduğunu, 2026 yılında nüfus 86 milyona yükselmesine karşın tarımda çalışanların sayısının yaklaşık 4,8 milyona gerilediğini söyledi. Tarımın istihdamdaki payı yüzde 14’e geriledi Sarıbal, 2002 yılında tarım sektörünün toplam istihdamın yüzde 34’ünden fazlasını oluşturduğunu, bugün ise bu oranın yüzde 14 düzeyine düştüğünü belirtti. 2024-2025 döneminde 267 bin kişinin tarım sektöründen çıktığını aktaran Sarıbal, 2026 yılının ilk çeyreğinde de 44 bin kişinin daha tarımsal üretimden ayrıldığını söyledi. “İnsanlar tüketimi bıraktı mı? Ya da çiftçi üretimden çıktı ama tamamen bıraktı mı? Hayır” diyen Sarıbal, tarımdaki iş gücü kaybının yalnızca teknoloji ve mekanizasyonla açıklanamayacağını ifade etti. Sarıbal, “İthalat üzerinden sektör terbiye edilmektedir. Üretimden sürekli dışlanan bir yapı vardır. Elbette teknoloji, elbette mekanizasyon ama bu iş gücü kaybını buradan karşılayamazsınız” diye konuştu. Küçük aile işletmeleri tarımdan uzaklaşıyor Tarımsal istihdamdaki gerilemenin en önemli sonuçlarından birinin küçük üreticiler ve aile işletmeleri üzerinde görüldüğünü belirten Sarıbal, açıklanan verilerin küçük üreticilerin sistemden sürekli uzaklaştığını gösterdiğini söyledi. Sarıbal şöyle konuştu: “Bu, özellikle küçük aile işletmelerinin, özellikle küçük üreticilerin sistemden sürekli uzaklaştığını, sistemden sürekli çıktığını gösterir.” Bu tablonun yalnızca istihdam rakamları üzerinden değerlendirilemeyeceğini ifade eden Sarıbal, tarımdan uzaklaşmanın Türkiye’nin gelecekteki üretim kapasitesi üzerinde de sonuçları olacağını belirtti. Gıda güvencesi ve gıda egemenliği uyarısı Küçük üreticilerin tarım sisteminden uzaklaşmasının sürdürülebilir üretimi doğrudan etkilediğini söyleyen Sarıbal, bu sürecin Türkiye’nin gıda güvencesi, gıda egemenliği ve gelecekteki tarımsal üretim modeli bakımından ciddi bir risk oluşturduğunu ifade etti. Sarıbal, tarımsal istihdama ilişkin verilerin gelecekte telafisi güç kayıplara işaret ettiğini belirterek, “Bunlar TÜİK’in rakamlarıdır” dedi. Tarım ve gıda politikalarının yalnızca kâr, rekabet ve verimlilik anlayışına dayandırılamayacağını vurgulayan Sarıbal, ithalata dayalı bir tarım politikasıyla mevcut sorunların çözülemeyeceğini söyledi. Sarıbal, Covid-19 döneminde parası olduğu halde ülkelerin buğdaya ulaşamadığını hatırlatarak, uluslararası kriz dönemlerinde temel gıda ürünlerine erişimin yalnızca satın alma gücüyle güvence altına alınamayacağını ifade etti. Tarımsal üretim teknik kadrolarla birlikte planlanmalı Sarıbal, Türkiye’de ziraat fakültelerinden mezun 50 binin üzerinde, veteriner fakültelerinden mezun ise 30 binin üzerinde işsiz bulunduğunu söyledi. Mesleği dışında çalışan binlerce mezun olduğunu da belirten Sarıbal, Tarım ve Orman Bakanlığının 2026 yılı için açıkladığı 1.874 kişilik sözleşmeli personel alımını yetersiz bulduğunu ifade etti. Türkiye’de 226 milyon dekar üretim alanı, 146 milyon dekar mera ve yaklaşık 78 milyon baş hayvan bulunduğunu aktaran Sarıbal; kuru tarım, sulu tarım, seracılık, hububat, baklagiller, yağlı tohumlar, endüstri bitkileri ve hayvancılığın doğru bir planlamayla birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Sarıbal, ziraat mühendisleri, teknikerler, teknisyenler, veteriner hekimler ve veteriner teknikerlerinin üretim sürecine dahil edilebileceğini belirterek şöyle konuştu: “Doğru bir planlama, doğru bir tarım modeli; ülkenin biyoçeşitliliğini, toprağını, iklimini, suyunu, kuru ve sulu tarımını plana dönüştürdüğümüzde hiçbir ziraat mühendisinin, hiçbir veteriner hekimin işsiz kalma olanağı yok.” “İthalata dayalı politikayla sorunlar çözülemez” Tarımın ülkenin temel üretim alanlarından biri olduğunu belirten Sarıbal, küçük üreticilerin sistemden uzaklaşmasının yalnızca çiftçilerin değil, bütün toplumun geleceğini ilgilendirdiğini söyledi. Sarıbal, gıda güvencesinin yalnızca kâr, rekabet ve verimlilik esasına dayandırılamayacağını belirterek, “İthalata dayalı bir tarım politikası ortaya koyarsanız hiçbir sorunu çözemezsiniz” dedi. Türkiye’nin toprağı, suyu, iklimi, mera varlığı, hayvan varlığı ve ürün çeşitliliğiyle güçlü bir tarımsal üretim kapasitesine sahip olduğunu vurgulayan Sarıbal, bu kaynakların doğru bir üretim planlamasıyla değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Sarıbal’ın açıklamasında öne çıkan temel uyarı, küçük aile işletmeleri ve küçük üreticiler tarım sisteminin dışına itildikçe Türkiye’nin sürdürülebilir üretim kapasitesinin, gıda güvencesinin ve gıda egemenliğinin zayıflayacağı oldu.

Eskişehir’de Domates Güvesi ile Mücadele Aralıksız Sürüyor Haber

Eskişehir’de Domates Güvesi ile Mücadele Aralıksız Sürüyor

Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, 2026 Yılı Bitki Sağlığı Uygulama Programı kapsamında domates üretiminde büyük risk oluşturan Domates Güvesi (Tuta absoluta) zararlısına karşı izleme ve mücadele çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyor. Üretim sezonu boyunca titizlikle yürütülen çalışmalarla tarımsal sürdürülebilirlik ve ürün kalitesinin korunması hedefleniyor. ​Feromonlu Tuzaklar ile Sıkı Takip ​Domates Güvesi Eylem Planı doğrultusunda seralarda fide dikim döneminden itibaren feromonlu tuzaklar kuruluyor. Sezon boyunca düzenli olarak gerçekleştirilen kontroller sayesinde: ​Zararlının popülasyon yoğunluğu anlık olarak takip ediliyor. ​Elde edilen veriler analiz edilerek üreticilere en doğru mücadele zamanı bildiriliyor. ​Doğru zamanda yapılan müdahalelerle olası ürün kayıplarının önüne geçiliyor. ​Entegre Mücadele ile Sürdürülebilir Üretim ​İl ve İlçe Tarım ve Orman Müdürlükleri tarafından yürütülen sürvey ve bilgilendirme faaliyetleri, üreticilere rehberlik etmeye devam ediyor. Yetkililer, zararlıya karşı en verimli sonucun alınabilmesi için entegre mücadele prensiplerinin önemine dikkat çekiyor: ​Kültürel Önlemler: Üretim alanlarında hijyen ve uygun tarımsal uygulamaların hayata geçirilmesi. ​Biyoteknik Mücadele: Feromon tuzakları ile popülasyon baskı altında tutulması. ​Kimyasal Mücadele: Yalnızca gerekli görülen durumlarda ve en uygun zaman aralığında uygulama yapılması. ​Eskişehir Tarım ve Orman Müdürlüğü, üreticilerin verim kayıpları yaşamaması ve ürün kalitesinin düşmemesi için sezon boyunca sahada olmaya ve üreticileri bilgilendirmeye devam edecek.

İzmir Dikili OTB Yılda 80 Bin Ton Üretim Yapacak! Haber

İzmir Dikili OTB Yılda 80 Bin Ton Üretim Yapacak!

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, İzmir Dikili’de kurulacak Jeotermal Kaynaklı Sera Organize Tarım Bölgesi’nin (OTB) detaylarını açıkladı. Dev projenin yıllık 80 bin ton yaş meyve-sebze üretimi gerçekleştireceğini belirten Yumaklı, %75’i kadın olmak üzere 3 bin 500 kişiye iş imkanı doğacağını vurguladı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, İzmir’in Dikili ilçesinde hayata geçirilecek Jeotermal Kaynaklı Sera Organize Tarım Bölgesi (OTB) projesine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Projenin modern teknoloji ile yenilenebilir enerjiyi buluşturduğunu belirten Bakan Yumaklı, bu adımla tarımda yeni bir dönemin kapılarının aralandığını ifade etti. "Modern Teknoloji ve Yenilenebilir Enerji Dev Tesiste Buluşuyor" Projenin çevreci ve yüksek verimli yapısına dikkat çeken Bakan Yumaklı, şu ifadeleri kullandı: "Modern teknoloji, kaynak verimliliği ve yenilenebilir enerjiyi dev bir tesiste buluşturuyoruz. 3 milyon metrekarelik entegre üretim ve sanayi alanı, doğayla dost jeotermal ve güneş enerjisi kullanımı, yıllık 80 bin ton yaş meyve-sebze üretimi ve 3 bin 500 kişiye istihdam... Üreten, çevreyi koruyan ve ülkemize değer katan projelerimizle Türkiye Yüzyılı'na emin adımlarla yürüyoruz." %75 Kadın İstihdamı İle Bölge Ekonomisine Büyük Katkı Yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ısıtılacak olan yüksek teknolojili seralarda sürdürülebilir üretim hedefleniyor. Çevre dostu jeotermal ve güneş enerjisi altyapısına sahip tesiste sağlanacak 3 bin 500 kişilik istihdamın %75’ini kadın çalışanlar oluşturacak. Proje, hem bölge ekonomisine canlılık katacak hem de kadınların tarımsal üretimdeki rollerini güçlendirecek.

Bakan Yumaklı Açıkladı: Pestisit Kaynaklı İhracat İadeleri %74 Azaldı! Haber

Bakan Yumaklı Açıkladı: Pestisit Kaynaklı İhracat İadeleri %74 Azaldı!

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye’nin bitkisel üretimde 140 milyon tonluk rekor hedefi doğrultusunda, gıda güvenliğini önceleyen "Kalıntı Eylem Planı" ve "B Reçete" uygulamasının meyvelerini verdiğini açıkladı. İhracatta geri dönen ürün oranının son 5 yılda %74 düştüğünü vurgulayan Bakan Yumaklı, biyolojik mücadelenin Türkiye tarımı için stratejik bir öneme sahip olduğunu belirtti. ​Muğla’nın Fethiye ilçesinde faydalı böcek üretimi yapan biyolojik mücadele tesisini ziyaret eden Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye’nin tarımsal vizyonu ve sürdürülebilir üretim hedefleri hakkında önemli açıklamalarda bulundu. ​“Kalıntı ile Mücadelede Yeni Dönem: B Reçete” ​Dünya genelinde iklim değişikliği ve zararlı popülasyonlarındaki artışın bitkisel üretim üzerindeki baskısına dikkat çeken Bakan Yumaklı, pestisit kullanımının kontrollü bir şekilde yürütülmesi için atılan adımları şu sözlerle aktardı: ​"Bakanlık olarak, bitki koruma ürünlerinin sürdürülebilir ve doğru kullanımı için 15 ilimizde 'Kalıntı Eylem Planı' uyguluyoruz. 1 Temmuz itibarıyla başlattığımız 'B Reçete' sistemi ile zirai ilaçların kontrolsüz kullanımını engelliyoruz. Bu gayretler, son 5 yılda ihracattan geri dönen ürün oranımızı %74 oranında düşürdü. Hedefimiz, bu başarıyı yurt içi kullanımda da aynı seviyeye taşımak." ​Biyolojik Mücadeleye 1,9 Milyar Lira Destek ​Zirai ilaç yerine zararlının doğal düşmanlarıyla mücadelenin (biyolojik ve biyoteknik mücadele) tarımsal verimliliği artırdığını belirten Bakan Yumaklı, son 15 yılda bu alana 1,9 milyar liralık destek sağlandığını ifade etti. ​TAGEM bünyesindeki 9 enstitüde kahverengi kokarca, turunçgil zararlıları ve Akdeniz meyve sineği gibi bölgesel tehditlere karşı avcı böcekler yetiştirildiğini hatırlatan Yumaklı, bu entegre mücadele yöntemleriyle yaklaşık 9 milyar liralık ürün zararının önüne geçildiğini vurguladı. ​Genç Girişimcilere Tam Destek ​Ziyaret ettiği tesisteki genç ziraat mühendisi Ali Rıza Günal’ın başarısını örnek gösteren Bakan Yumaklı, tarımın gençleştiğine ve modernleştiğine dikkat çekti: "Artık gençlerimiz, tarımsal üretimi hayatlarını kazanacakları ve ülkeye değer katacakları bir alan olarak görüyor. Biz de Bakanlık olarak, biyolojik mücadele gibi inovatif alanlarda yatırım yapan genç girişimcilerimizin yanında olmaya ve bu modeli Türkiye genelinde yaygınlaştırmaya devam edeceğiz." ​Hedef: 140 Milyon Ton Bitkisel Üretim ​Türkiye’nin gıda arz güvenliğini teminat altına almak için gece gündüz çalıştıklarını belirten Yumaklı, 2026 yılı için belirlenen 140 milyon tonluk bitkisel üretim rekoruna odaklandıklarını söyledi. Kamu altyapısı, AR-GE çalışmaları ve özel sektör iş birliğiyle Türk tarımının uluslararası alandaki marka değerini artırmaya kararlı olduklarının altını çizdi.

Anadolu’nun Ölmez Çiçekleri Kozmetik Dünyasında Haber

Anadolu’nun Ölmez Çiçekleri Kozmetik Dünyasında

Anadolu coğrafyasının tıbbi ve aromatik bitki zenginliği, uluslararası arenada dikkat çekmeye devam ediyor. Farmasötik Botanik uzmanı Doç. Dr. Ebru Özdemir Nath, "Uluslararası Balıkesir 7. Aromaterapi Festivali"nde, ölmez çiçeğin (Helichrysum) kozmesotik potansiyelini masaya yatırırken, Balıkesir Çiftçi Eğitim Merkezi’nin (BAÇEM) sürdürülebilir üretim modelinin Fransa’daki kozmetik kongrelerinde örnek gösterildiğini açıkladı. ​Halk arasında "ölmez çiçek" olarak bilinen ve gençlik iksiri olarak tanımlanan Helichrysum bitkisi üzerine yaptığı bilimsel çalışmalarla tanınan Altınbaş Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ebru Özdemir Nath, Balıkesir'de düzenlenen aromaterapi festivalinde önemli açıklamalarda bulundu. ​Fransa’daki Kongrelerde BAÇEM Vurgusu ​Fransa’da düzenlenen prestijli bir kozmetik kongresinde Türkiye’nin bitkisel çeşitliliğini anlatan Doç. Dr. Nath, sürdürülebilir üretim konusundaki sorulara verdiği yanıtla dikkat çekti. Nath, "Fransa’daki uzmanlara, bitkilerin hem üretildiği hem de sürdürülebilirliğinin sağlandığı BAÇEM’den bahsettim. Gelecekte BAÇEM ile iş birliği yaparak bu değerli bitkileri bilimsel yöntemlerle üretmeyi planladığımızı belirttiğimde, büyük bir ilgiyle karşılaştım," dedi. ​Türkiye Endemizmde Dünyada 3. Sırada ​Ölmez çiçeğin isminin mitolojideki güneş ve altın anlamından geldiğini belirten Doç. Dr. Nath, bitkinin kozmetik sektöründeki yerine dair şu çarpıcı verileri paylaştı: ​Global Konum: Dünyada en fazla ölmez çiçek taksonuna sahip ülkeler sıralamasında Türkiye 8. sırada yer alıyor. ​Endemik Zenginlik: Konu endemizm (dünyada sadece o bölgede yetişen türler) olduğunda ise Türkiye, 34 taksonun 17'sinin endemik olmasıyla dünyada 3. sırada bulunuyor. ​Kozmetik Değeri: Fransa başta olmak üzere dünya kozmetik endüstrisinde yoğun olarak kullanılan ölmez çiçek, hem uçucu yağları hem de zengin ekstre içerikleriyle güçlü bir anti-aging (yaşlanma karşıtı) ajan olarak kabul ediliyor. ​Anti-Aging Etkisiyle Doğal Gençlik ​Ölmez çiçeğin kozmetik dünyasındaki popülaritesinin tesadüf olmadığını vurgulayan Nath, bitkinin hücre yenileyici özelliklerine dikkat çekti. Uçucu yağ veriminin düşük ancak elde edilen ekstrelerin içerisindeki etken maddelerin oldukça kıymetli olduğunu belirten uzman isim, Türkiye'nin bu alandaki potansiyelinin doğru işlenmesiyle küresel pazarda çok daha güçlü bir konuma geleceğini ifade etti.

ABB’den 12,5 Milyon TL’lik Veteriner Hizmeti! Haber

ABB’den 12,5 Milyon TL’lik Veteriner Hizmeti!

Ankara Büyükşehir Belediyesi, küçük aile işletmelerinin veteriner hizmetlerine erişimini sağlamak amacıyla hayata geçirdiği “Veteriner Hekimliği Hizmeti Projesi” ile Türkiye’de bir ilke imza attı. Proje kapsamında 2 bin 531 üreticiye toplam 12 milyon 528 bin 450 TL tutarında destek ödemesi Başkent Kartlara yatırıldı. ​Kırsal kalkınmayı desteklemek ve yerel üreticiyi güçlendirmek hedefiyle çalışmalarını sürdüren Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), hayvancılık sektöründe maliyetleri düşürecek önemli bir adım attı. “Veteriner Hekimliği Hizmeti Projesi” ile küçük ölçekli hayvancılık yapan işletmeler, artık veterinerlik hizmetlerine daha kolay ve ekonomik şekilde ulaşabiliyor. ​2 Bin 531 Üreticiye Doğrudan Destek ​Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı tarafından koordine edilen proje, belirli ölçekteki işletmeleri kapsıyor. Projeden yararlanan üreticilerin detayları ise şu şekilde: ​Hedef Kitle: 1 ile 20 büyükbaş veya 1 ile 200 küçükbaş hayvanı bulunan işletmeler. ​Destek Miktarı: Kişi başı 4 bin 950 TL. ​Toplam Destek: 12 milyon 528 bin 450 TL. ​Klinik İş Birliği: Proje kapsamında 69 veteriner kliniği ile resmi sözleşme imzalandı. ​Suni Tohumlamadan Cerrahi Müdahaleye Kadar Kapsamlı Hizmet ​Destek ödemelerini Başkent Kartları üzerinden alan üreticiler, anlaşmalı kliniklerden veterinerlik hizmetlerini almaya başladı. Destek paketiyle üreticiler; suni tohumlama, aşılama, ilaç temini, tedavi ve cerrahi müdahale gibi kritik süreçlerde profesyonel veteriner hizmetinden yararlanabiliyor. ​"Üreticimizin Yanındayız" ​Projenin sahadaki ihtiyaçlar doğrultusunda şekillendiğini belirten ABB Kırsal Hizmetler Daire Başkanı Hüseyin Şemsi Uysal, "Veteriner hekim hizmetlerinin yüksek maliyetleri, üreticilerimizin bizlere ilettiği en büyük sorundu. Küçük aile işletmelerimizin daha bilinçli ve sağlıklı bir yetiştiricilik yapabilmesi için bu projeyi hayata geçirdik," diyerek çiftçiye destek vermeye devam edeceklerinin altını çizdi. ​Üreticilerden Tam Not ​Destekten faydalanan Başkentli yetiştiriciler ise uygulamanın Türkiye’de bir ilk olmasından duydukları memnuniyeti dile getirdi. Hayvanlarının aşılarını ve parazit temizliklerini bu destekle kolayca yaptırabildiklerini ifade eden üreticiler, projenin sürdürülebilir üretim için çok değerli olduğunu belirtti.

Mayıs Ayında Yaş Meyve Sebze İhracatının Yüzde 41’ini Şeftali Oluşturdu Haber

Mayıs Ayında Yaş Meyve Sebze İhracatının Yüzde 41’ini Şeftali Oluşturdu

Akdeniz Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Sarıkaya, Türkiye’nin mayıs ayında 322,1 milyon dolarlık yaş meyve sebze ihracatı gerçekleştirdiğini belirtti. İhracat miktarında yüzde 22’lik düşüş yaşanmasına karşın değer bazında yüzde 14’lük artış elde edildiğini vurgulayan Sarıkaya, söz konusu performansın sektörün yüksek katma değerli ihracata yönelme hedefinin sahada karşılık bulduğunu ve rekabet gücünü artırdığını gösterdiğini söyledi. Türkiye yaş meyve sebze ihracatında lider konumda bulunan Akdeniz Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği’nin mayıs ayında gerçekleştirdiği 165,6 milyon dolarlık dış satımla, sektör ihracatına yüzde 51 oranında destek verdiğini vurgulayan Başkan Sarıkaya, “Üreticilerimizden ihracatçılarımıza uzanan güçlü değer zincirimizin katkısıyla elde ettiğimiz bu performans, Akdeniz Bölgesi’nin yaş meyve sebze sektöründeki liderliğini ve küresel pazarlardaki rekabet gücünü yansıtıyor. Sürdürülebilir üretim, kaliteli ürün arzı ve pazar çeşitlendirme stratejilerimizle sektörümüzün ihracatını daha yüksek seviyelere taşımaya kararlıyız.” dedi. Yaş meyve grubu ihracatı sırtladı, şeftali zirveye çıktı Özellikle yaş meyve grubunun sektörün büyümesinde belirleyici rol oynadığına dikkati çeken Başkan Sarıkaya, bu kümede değer bazında yüzde 21 artışla 227,6 milyon dolara ulaşıldığını, toplam sektör ihracat gelirlerinin yüzde 71’inin yaş meyve grubundan elde edildiğini ifade etti. Şeftalinin mayıs ayının açık ara yıldızı olduğunu vurgulayan Sarıkaya, “Şeftali ihracatımız miktarda yüzde 141, değerde ise yüzde 128 artarak 132,5 milyon dolara yükseldi. Toplam yaş meyve sebze ihracatımızın yüzde 41’ini tek başına şeftali oluşturdu. Bu performans, ürün bazında yakalanan en güçlü büyüme hikâyelerinden biridir.” diye konuştu. 49,7 milyon dolarlık ihracatla ikinci sırada yer alan kayısının başarılı performansını değerlendiren Başkan Sarıkaya, miktar bazında yüzde 14’lük düşüşe karşın değer bazında yüzde 10’luk artış sağlanmasının, ürünün küresel pazarlardaki talep gücünü ve fiyatlama avantajını koruduğunu gösterdiğini ifade etti. “Portakal ihracatında 4 haneli artış yakaladık” Narenciye grubundaki yükselişin de dikkat çekici olduğunu ifade eden Sarıkaya, limon ihracatının yüzde 13 artışla 16,4 milyon dolara, mandarin ihracatının yüzde 232 artışla 11,9 milyon dolara ulaştığını söyledi. Portakal ihracatında yüzde 1.137, greyfurt ihracatında ise yüzde 179 oranında değer artışı sağlandığını vurgulayan Sarıkaya, “Narenciye ürünlerinde elde ettiğimiz bu güçlü ivme, Türk ürünlerinin uluslararası pazarlardaki talep gücünü açıkça ortaya koyuyor.” diye konuştu. Öte yandan sebze grubunda daha temkinli bir görünüm yaşandığını belirten Sarıkaya, domates ihracatının yüzde 40 gerileyerek 15,7 milyon dolara düştüğünü, buna rağmen biber ihracatının yaklaşık 20 milyon dolarlık hacimle lider sebze ürünü olmayı sürdürdüğünü ifade etti. Kabak ihracatında yakalanan yüzde 54’lük değer artışının ise sektör adına önemli bir başarı olduğunu dile getirdi. “Irak, tek başına toplam ihracatın yüzde 35’ini oluşturarak en büyük pazar konumunu korudu” Mayıs ayı ülke bazlı ihracat verilerini değerlendiren Sarıkaya, Türk yaş meyve sebze sektörünün başta Ortadoğu, Bağımsız Devletler Topluluğu ve Avrupa pazarlarında güçlü konumunu koruduğunu vurguladı. Sarıkaya, ihracatın coğrafi dağılımına bakıldığında yakın ve geleneksel pazarlardaki talebin sektörün büyümesine önemli katkılar sağladığını ifade etti. Mayıs ayında Irak’ın 111,3 milyon dolarlık ihracat hacmiyle Türkiye’nin en büyük pazarı olmayı sürdürdüğünü vurgulayan Sarıkaya, bu ülkeye yapılan ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 56 arttığını kaydetti. Irak’ın tek başına toplam ihracatın yüzde 35’ini oluşturduğuna dikkat çeken Sarıkaya, “Irak pazarı, Türk yaş meyve ve sebze sektörü için stratejik önemini koruyor. Bölgedeki güçlü ticari ilişkiler ve lojistik avantajlarımız ihracat performansımıza doğrudan yansıyor.” dedi. Rusya Federasyonu’nun 87,9 milyon dolarlık ihracat hacmiyle ikinci sırada yer aldığını belirten Sarıkaya, bu pazarda değer bazında yüzde 25 büyüme sağlandığını ifade etti. Irak ve Rusya’ya gerçekleştirilen toplam ihracatın yaklaşık 200 milyon dolara ulaştığını kaydeden Sarıkaya, “İki ülke toplam ihracatımızın yüzde 62’sini oluşturuyor. Bu tablo, sektörün bölgesel pazarlardaki güçlü pozisyonunu net biçimde gösteriyor.” değerlendirmesinde bulundu. “Alternatif pazarlarda yaşanan yüksek büyüme dikkat çekici” Avrupa pazarlarında ise daha seçici ve değer odaklı bir ihracat yapısının öne çıktığını belirten Sarıkaya, Romanya, Almanya ve Ukrayna gibi önemli pazarlarda değer kayıpları yaşanmasına rağmen Polonya’da yüzde 8, Birleşik Krallık’ta yüzde 26 ve Çekya’da yüzde 28 oranında artış elde edildiğini söyledi. Verilerde en dikkat çekici gelişmelerden birinin alternatif pazarlarda yaşanan yüksek büyüme olduğunu vurgulayan Sarıkaya, Gürcistan’a yapılan ihracatın değer bazında yüzde 113, Belarus’a yüzde 176 ve Lübnan’a yüzde 2.734 oranında arttığını belirtti. Bu tablonun pazar çeşitlendirme çalışmalarının olumlu karşılık bulduğunu gösterdiğini ifade eden Sarıkaya, “Geleneksel pazarlarımızdaki gücümüzü korurken yeni ve gelişen pazarlarda yakaladığımız yüksek büyüme oranları sektörümüz açısından son derece kıymetlidir. Özellikle Lübnan, Belarus ve Gürcistan gibi pazarlarda elde edilen ivme, ihracatçılarımızın yeni fırsatları başarıyla değerlendirdiğini gösteriyor.” diye konuştu.

GTB Akıncı: "Tarım Sadece Bir Sektör Değil, Stratejik Bir Güçtür" Haber

GTB Akıncı: "Tarım Sadece Bir Sektör Değil, Stratejik Bir Güçtür"

Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, tarım sektörünün ekonomik büyüme, gıda arz güvenliği ve sürdürülebilir kalkınma açısından taşıdığı stratejik öneme değinerek, üretimin merkezindeki çiftçilerin güçlendirilmesinin ve üretim sürdürülebilirliğinin korunmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Küresel ölçekte yaşanan iklim krizleri, savaşlar, lojistik sorunlar ve gıda tedarik zincirindeki kırılmaların tarımın önemini daha görünür hale getirdiğini belirten Akıncı, “Bugün dünyada en stratejik başlıklardan biri gıdadır. Gıdaya hükmeden ülkeler, geleceğe yön veren ülkeler olacaktır. Bu nedenle tarım artık sadece ekonomik bir faaliyet değil; milli güvenlikten sosyal istikrara kadar birçok alanı doğrudan etkileyen stratejik bir güç unsurudur” dedi. Türkiye’nin sahip olduğu üretim kapasitesi, verimli toprakları ve güçlü tarımsal potansiyeliyle dünyanın sayılı tarım ülkeleri arasında yer aldığını kaydeden Akıncı, bu başarının arkasında büyük bir emek, fedakârlık ve alın teri bulunduğunu söyledi. “Sabahın ilk ışıklarıyla tarlasına giden, yılın dört mevsimi üretim için mücadele veren çiftçilerimiz; sadece toprağı değil, hayatı da yeşertmektedir” diyen Akıncı, tarım sektörünün ekonomiye sağladığı katkının yanında toplumun yaşam sürdürülebilirliği açısından da kritik bir rol üstlendiğini ifade etti. Son yıllarda tarım sektöründe üretim maliyetleri, iklimsel riskler ve kırsaldan kente göç gibi önemli sorunların yaşandığını aktaran Akıncı, özellikle genç nüfusun tarımdan uzaklaşmasının gelecek adına ciddi bir risk oluşturduğunu vurguladı. Türkiye’de genç çiftçi oranının gerilediğine dikkat çeken Akıncı, çiftçi yaş ortalamasının ise 59’a yükseldiğini hatırlattı. Bu tablonun sürdürülebilir üretim açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğine işaret eden Akıncı, mesajında şu ifadelere yer verdi: “Tarımın geleceğini koruyabilmemiz için gençlerimizi yeniden üretimin içine dahil etmek zorundayız. Kırsalda yaşamı güçlendiren, genç çiftçiyi destekleyen, kadın üreticileri teşvik eden ve tarımda teknoloji kullanımını artıran uygulamalar ile üretim altyapısını güçlendirecek adımlar, ülke tarımcılığımız açısından büyük önem taşımaktadır. Akıllı tarım uygulamaları, dijitalleşme, su verimliliği ve sürdürülebilir üretim modelleri sektörün geleceğini belirleyecektir. Gençlerimizin tarımı sadece geleneksel bir uğraş değil; teknoloji, girişimcilik ve üretim gücüyle şekillenen stratejik bir alan olarak görmesi gerekiyor.” Tarım sektörünün güçlü olmasının ekonomik bağımsızlık açısından da büyük önem taşıdığını vurgulayan Akıncı, üretimin devamlılığı için çiftçinin gelir istikrarının korunmasının şart olduğunu dile getirdi. Akıncı,mesajının sonunda, “Ülkemizin bereketini büyüten, üretimiyle ekonomimize güç katan, sofralarımıza hayat taşıyan tüm çiftçilerimizin 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü kutluyor; emeklerinin karşılığını aldığı, bereketli ve kazançlı bir üretim sezonu diliyorum” dedi.

İTB Başkanı Işınsu Kestelli: "Dünyanın Geleceği Tarım ve Gıda Güvenliğinde" Haber

İTB Başkanı Işınsu Kestelli: "Dünyanın Geleceği Tarım ve Gıda Güvenliğinde"

İzmir Ticaret Borsası (İTB) Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda; tarımın ekonomik bir sektör olmanın ötesinde ulusal bir güvenlik meselesi haline geldiğini vurguladı. Kestelli, gençlerin ve kadınların tarıma kazandırılması gerektiğine dikkat çekti. ​Toprağa verilen emeğin ve alın terinin önemine değinen İzmir Ticaret Borsası Başkanı Işınsu Kestelli, iklim krizi, savaşlar ve tedarik zinciri kırılmalarının tarımı yeniden dünyanın en stratejik sektörü konumuna getirdiğini belirtti. İTB Başkanı Kestelli yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Toprağa düşen her tohumun bir hikâyesi, soframıza gelen her yemekte bir çiftçimizin alın teri var ve toprakla kurulan bu emek dolu bağ, geleceğimizi büyütüyor. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü, toprağa verilen emeğin zorluklarını hatırlatmak, çiftçilerimizin alın terini onurlandırmak adına kutladığımız bir gün olmanın yanı sıra; ülkemiz tarımının stratejik önemini yeniden düşünmek için de önemli bir fırsat sunuyor. Son yıllarda dünyada yaşanan iklim krizi, salgınlar, savaşlar ve tedarik zincirlerindeki kırılmalar, tarım ve gıda güvenliğini ülkelerin temel gündem maddeleri arasına taşıdı. Sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişim artık yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda sosyal ve stratejik bir mesele olarak da görülüyor. Bu nedenle, birçok ülke tarımı yeniden stratejik sektör olarak konumlandırıyor. Ülkemizin de bu dönüşümü doğru okuması gerekiyor. Bugün tarım sektörümüz Gayrisafi Yurt İçi Hasılamızın yaklaşık yüzde 6’sını oluştururken, toplam istihdamın da yaklaşık yüzde 14’ünü sağlamaya devam ediyor. Bu yönüyle tarım yalnızca üretim değil; istihdam, kırsal kalkınma ve ekonomik denge açısından da kritik öneme sahip. İzmir Ticaret Borsası olarak bizler de uzun yıllardır tarımın dönüşümüne katkı sağlayacak projelere öncelik veriyoruz. Dijitalleşme, sürdürülebilir üretim, katma değerli tarım, lisanslı depoculuk ve tarım girişimciliği alanlarında yürüttüğümüz çalışmaların temel amacı; üreticimizin rekabet gücünü artırmak ve geleceğin tarımına bugünden hazırlanmak. Öte yandan; ne yazık ki çiftçi nüfusumuz giderek yaşlanıyor ve gençlerin tarıma ilgisini artırmadan, teknolojiyi üretimin merkezine yerleştirmeden ve kırsalda yaşamı güçlendirmeden geleceğin tarımını inşa etmemiz pek mümkün görünmüyor. İzmir Ticaret Borsası olarak bu durumun bilincindeyiz ve tarımın yarınlarının korunması için üstlendiğimiz misyonla elimizi taşın altına koyarak, gençlerimizi, geleceğin sektörü tarım alanında eğitim almaları ve proje geliştirmeleri konusunda teşvik ediyoruz. Tarımın yarınları için sadece gençlerin değil; kadınların da tarım ekosistemine daha güçlü şekilde entegre edilmesi büyük önem taşıyor. Kadınların üretimde, kooperatifleşmede, girişimcilikte ve karar alma mekanizmalarında daha fazla yer almasının yalnızca bir eşitlik meselesi değil; aynı zamanda tarımsal kalkınmanın sürdürülebilirliği açısından da kritik bir gereklilik olduğuna inanıyorum. Dünyada tarımın yeniden stratejik değer kazandığı bu dönemde ülkemizin de bu dönüşümde ön sıralarda yerini alması gerekiyor. Doğru politikalar, teknoloji yatırımları ve özellikle genç nüfusun sektöre kazandırılmasıyla tarım, ülkemizin geleceğinde çok daha güçlü bir rol üstlenebilir. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü vesilesiyle; üretimi ayakta tutan tüm çiftçilerimize şükranlarımı sunuyor, güçlü bir Türkiye’nin yolunun güçlü tarımdan geçtiğine inanıyorum." dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.