Hava Durumu

#Tarım Arazileri

Kırsal Haber - Tarım Arazileri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tarım Arazileri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yağışlı Kış Yanıltmasın: 2026 Yazında Büyük Yangın Riski Kapıda! Haber

Yağışlı Kış Yanıltmasın: 2026 Yazında Büyük Yangın Riski Kapıda!

Kamuoyunda oluşan "kış yağışlı geçti, yangın olmaz" algısı büyük bir hataya dönüşebilir. Uzmanlar uyarıyor: Yağışlar orman altı örtüsünü ve otları coşturdu; Temmuz ayında beklenen %82'lik El Niño dalgası bu bitkileri canlı birer bombaya dönüştürebilir. Türkiye genelinde bol yağışlı geçen kış ve ilkbahar ayları, kamuoyunda yanıltıcı bir rahatlama hissi yarattı. Ancak Doç. Dr. Okan Ürker’in analizlerine göre, orman yangını riski sadece düşen yağış miktarıyla değil, peyzajda biriken "yakıt yükü" ve yazın yaşanacak kuruma hızıyla belirleniyor. 2026 yazına girerken hidrolojik göstergeler olumlu görünse de, kapıdaki El Niño tehlikesi Akdeniz Havzası için tam bir risk çarpanı haline gelmiş durumda. Yangın Üçgeni ve "Yakıt Yükü" Yönetimi Nedir? Orman yangınlarının arkasındaki bilimsel gerçeği anlamak için yangın üçgenine bakmak gerekiyor. Bir yangının başlaması ve büyümesi için üç unsur şart: Isi, oksijen ve yanıcı madde (yakıt). Havada bulunan oksijeni kontrol etmek imkansızdır. Isı kaynağını (insan hatası, yıldırım vb.) eğitimlerle azaltsak bile sıfıra indirmek mümkün değildir. Bu durumda geriye müdahale edebileceğimiz tek bir değişken kalıyor: Yanıcı maddeleri yönetmek. Yakıt Yükü Nedir? Orman yangınları literatüründe "yakıt"; benzin veya kömür değil; kuruyan otlar, çalılar, maki örtüsü, devrik ağaçlar, kozalaklar ve yerleşim yerlerinin etrafındaki her türlü yanıcı bitki atığıdır. Yağışlı kış sonrası hızla büyüyen bu otsu bitkiler, ani sıcaklık yükselişi ve kuru rüzgarlarla birleştiğinde en kolay tutuşan "ince yakıtlara" dönüşür. Temmuz 2026 İçin Korkutan Tahmin: %82 El Niño Olasılığı ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’nin (NOAA) Mayıs 2026 değerlendirme raporu, yangın riskinin boyutunu gözler önüne seriyor. Rapora göre, Temmuz ayına kadar küresel olarak El Niño koşullarının gelişme ihtimali %82. Türkiye, El Niño’dan doğrudan etkilenmese de bu küresel doğa olayı Akdeniz Havzası'ndaki sıcak hava dalgalarını tetikliyor, yaz kuraklığını uzatıyor ve bağıl nemi kritik seviyelere düşürüyor. Kışın coşan otsu örtünün, El Niño kaynaklı aşırı sıcaklar ve insan ihmaliyle birleşmesi durumunda, özellikle Ege ve Akdeniz kuşağında yangınların hızla afete dönüşebileceği belirtiliyor. Yangınlar Artık Sadece "Orman İçi" Bir Mesele Değil Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi (EFFIS) verilerine göre, 2025 yılında Avrupa Birliği genelinde yanan alan miktarı tarihi rekor kırdı. Türkiye'de de benzer bir tablo hakim. Geçtiğimiz yıl çıkan yangınların çok büyük bir kısmı ormanlık alanların dışında başlayıp rüzgarla ormana sıçradı. Bugün gelinen noktada yangın riski orman sınırlarını aşarak şu alanları tehdit ediyor: Tarım arazileri, anız bölgeleri ve boş parseller Yol kenarları ve enerji nakil hatlarının çevresi Yazlık siteler, kırsal mahalleler ve kır-kent arayüzleri Yangın Sezonu Öncesi Kim, Ne Yapmalı? Yangınla mücadelede başarı, sadece uçak ve helikopter sayısıyla ölçülemez. Asıl başarı, yangın hiç çıkmadan önce yapılan risk azaltımı ve temizlik çalışmalarıdır. Haziran, Temmuz ve Ağustos ayları geldiğinde önlem almak için artık çok geç kalınmış olacak. İşte kurumlar, yerel yönetimler ve vatandaşlar düzeyinde acilen tamamlanması gereken hazırlıklar: 1. Kurumlar (OGM ve Bakanlıklar) Sadece müdahale değil, önleyici yakıt yönetimi planlanmalı. Riskli alanlarda mekanik seyreltme, budama, enerji hatları çevresinde şerit temizliği yapılmalı ve bilimsel kontrollü yakma uygulamaları devreye alınmalı. 2. Belediyeler ve Yerel Yönetimler İtfaiye hazırlığının ötesine geçilmeli. Mahalle ve yazlık site çevrelerindeki boş parsellerde kuru ot temizliği zorunlu tutulmalı. Kaçış/tahliye yolları açık tutulmalı, su ikmal noktaları netleştirilmeli. 3. Vatandaşlar ve Çiftçiler Ev ve bahçe çevrelerinde "savunulabilir alanlar" yaratılmalı. Çatılarda ve oluklarda biriken kuru yapraklar temizlenmeli; tüp, odun, plastik gibi yanıcı maddeler ev duvarlarına bitişik istiflenmemeli. Kaynak, spiral, ot biçme ve biçerdöver gibi kıvılcım çıkaran işlemler günün en sıcak ve rüzgarlı saatlerinde kesinlikle yapılmamalı. Orman yangınları artık sadece ormancıların değil; turizmciden çiftçiye, belediyeden her bir vatandaşa kadar hepimizin ortak sorumluluğudur. Yangına dirençli peyzajlar oluşturmak, afeti kapımızdan uzak tutmanın tek yoludur.

Ziraat Mühendisleri Odası’ndan İklim Adaleti Çağrısı Haber

Ziraat Mühendisleri Odası’ndan İklim Adaleti Çağrısı

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Yönetim Kurulu, Türkiye’yi etkisi altına alan ekstrem hava olayları ve peş peşe gelen sel felaketlerinin ardından çok net bir "tarımda adalet" açıklaması yaptı.İklim değişikliğinin faturasını çiftçilerin, üreticilerin ve tüketicilerin ödediğini belirten ZMO, MGM’nin 76 il için alarm verdiği bu kritik dönemde tarım sektörünün "Afet Bölgesi" statüsünde desteklenmesi gerektiğini vurguladı. 76 İlde Alarm: Tarım Havzaları Seller ve Çamur Yağmurlarıyla Boğuşuyor Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM); ani sel, lokal su baskınları, yıldırım düşmesi, dolu ve kuvvetli fırtınaya karşı 76 il için kritik uyarıda bulundu. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; ''Çiftçiler, üreticiler ve tüketici geniş halk kitleleri iklim değişikliğinden sorumlu değildir. Fakat sonuçlarını en ağır biçimde yaşamaktadırlar. Doğa uğradığı geri dönüşümsüz zararlarda adalet arayamazken tarımda adaletin bir nebze de olsa sağlanması için iklim değişikliği nedeniyle oluşan afetlerden zarara uğrayan kesimlerin zararlarının afet kapsamında tazmini sağlanmalıdır. Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 76 il için alarm verirken; ani sel, lokal su baskınları, yıldırım düşmesi, dolu ve kuvvetli fırtınaya karşı dikkatli olunması uyarısında bulundu. Karadeniz Bölgesinde Amasya, Tokat, Çorum, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Gümüşhane, Bayburt ve çevresinde taşkın riski, İç Anadolu, Ege ve Akdeniz’de Ankara ve çevresi ile Akdeniz'in iç kesimlerinde sel ve kuvvetli rüzgarlar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde şiddetli rüzgarlara ek olarak çöl tozlarının taşınmasıyla "çamur şeklinde yağışlar" görülme riski bulunduğu bildirilmektedir. Ülke genelinde birçok tarım havzası aşırı, düzensiz ve mevsim normalleri dışında yağan yağışlar nedeniyle seller, su baskınları ve taşkınlara maruz kalmış/kalmaktadır. Bazı küçük ve orta büyüklükte hayvancılık işletmelerinin barınakları, yem depoları, yem bitkisi ekili arazileri sel, su baskınları ve taşkınlardan etkilenmiş, yağışların devam edeceği bölgelerde etkilenmesi muhtemel olarak görülen yetiştiriciler olacağı değerlendirilmektedir. Bazı bölgelerde hayvanlar güvenli alanlara nakledilmiştir. Ekili, dikili tarım arazileri ve özellikle sebze üretimi için kuzey illerimizde yeni dikimi tamamlanmış ve dikim için hazırlanan araziler sel ve su baskınlarından zarar görmüştür. Sel, su baskını ve taşkınlar tarımsal üretim/ürün kayıplarına ve üretim maliyetlerinin artmasına neden olmaktadır. Ekili alanları sular altında bırakarak kök çürümesine, çamur tabakasının ürünlerin üzerini örterek kuruma sonucu ürün kaybına yol açmaktadır. Seller; tarla yollarını, sulama kanallarını, seraları ve makine ve ekipmanları tahrip etmektedir. Toprağın en verimli üst katmanını sürükleyerek erozyona yer yer toprak kaymasına neden olup tarım arazilerinin uzun vadede verimliliğinin düşmesine neden olmaktadır. Tarlalarda uzun süre kalan durgun sular, bitkilerde hastalıklar gelişmesine ve zararlı popülasyonlarının artmasına zemin hazırlamaktadır. Bozulan toprağı ekime hazır hale getirmek ekstra maliyet yaratmaktadır. Ekili, dikili arazilerde yaşanan felaket sonucunda tohum, fide, fidan gibi kayıplar sezon kaçırılmadan yeniden üretim yapılabilmesi için üreticiye bedelsiz temin edilmelidir. Yaşanan kayıplar ve hasar tespitleri hızla yapılmalı. Üreticilerin kayıpları, ÇKS kaydı ve Tarım Sigortası yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın AFET kapsamında değerlendirilmeli ve hızla karşılanmalıdır. İklim değişikliğinin tarım arazileri, hayvan varlığı, alet ekipmanlar ve tarımsal yapılar üzerinde afete dönüşen yıkıcı etkilerine maruz kalmamak için sel ve su baskınlarına maruz kalma ve taşkın riski olan yerler tespit edilerek gerekli önlemler alınmalı yada risksiz alanlara nakil planlamaları geciktirilmeden yapılmalıdır.''

ZMO’dan 14 Mayıs Uyarısı: "Çiftçi Borç Batağında, Tarım Sektörü Alarm Veriyor!" Haber

ZMO’dan 14 Mayıs Uyarısı: "Çiftçi Borç Batağında, Tarım Sektörü Alarm Veriyor!"

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nde acı tabloyu açıkladı. 2026 verilerine göre çiftçinin borcu 1,3 trilyon TL’yi aşarken, tarım sektörü küçülmeye devam ediyor. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nde bir açıklama yayımlayan TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, Türkiye tarımının içinde bulunduğu yapısal krizi çarpıcı rakamlarla ortaya koydu. "Üreticiyi korumak, geleceği korumaktır" vurgusu yapan oda, neoliberal politikaların ve artan girdi maliyetlerinin çiftçiyi üretimden kopardığını belirtti. Tarımsal Borç Yükü 1,3 Trilyon TL’yi Geçti Ziraat Mühendisleri Odası tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; ''Tarım, yalnızca bir üretim faaliyeti değil; toplumların beslenmesini, kalkınmasını ve yaşam kültürünü şekillendiren temel bir değerdir. Sofralarımıza ulaşan her üründe çiftçilerin alın teri, emeği ve özverisi bulunmaktadır. Çiftçilerin üretimdeki vazgeçilmez rolüne dikkat çekmek ve emeklerini görünür kılmak amacıyla her yıl 14 Mayıs, Dünya Çiftçiler Günü olarak kutlanmaktadır. Bu tarih, Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu (IFAP) tarafından 1984 yılında alınan bir kararla ilan edilmiştir. Ülkemizde uygulanagelen neoliberal tarım politikaları sonucunda, tarım sektörü ve çiftçilerimiz çok katmanlı sosyo-ekonomik ve yapısal sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Savaşlar, kuraklık, pandemi, ekonomik krizler ve jeopolitik gerilimler gibi olağanüstü süreçler sorunların temel nedenleri olarak gösterilmiş ve normalleştirilmeye çalışılmış; üretimi ve üreticiyi güçlendirecek kalıcı ve etkin tarım politikaları oluşturulup, uygulanamamış, mevcut sorunlar daha da derinleşmiştir. Türkiye’de 2025 yılı itibarıyla Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) kayıtlı üretici sayısı yaklaşık 2 milyon 363 bin olup, son yıllarda artış görülse de kırsal nüfusun yaşlanması ve küçük ölçekli işletmelerin üretimden çekilmesi tarım açısından önemli bir risk oluşturmaktadır. Aynı dönemde ÇKS kayıtlı tarımsal üretim alanı 170 milyon dekara ulaşmış olsa da toplam 239 milyon 780 bin dekar toplam tarım arazileri varlığımızın yaklaşık 70 milyon dekarı ÇKS kaydı dışında ve desteklemelerden yararlanamamaktadır. Girdi maliyetlerindeki artış üretim üzerindeki en önemli baskı unsurlarından biri haline gelmiştir. 2026 yılı şubat ayı Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi oniki aylık ortalamalara göre %32,64 oranında artarken; gübre fiyatları 2025 yılı itibarı ile %44,95, tohum fiyatları %38,98 ve veteriner harcamaları %72,78 oranında yükselmiştir. Buna karşın üretici gelirleri aynı oranda artmamakta, bu durum çiftçilerin kârlılığını ve sonraki yıl üretme motivasyonlarını ciddi biçimde azaltmaktadır. Artan üretim maliyetleri ve yetersiz destekler nedeniyle üreticiler, tarımsal faaliyetlerini sürdürebilmek için giderek daha fazla borçlanmak zorunda kalmaktadır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, 2026 yılı Mart ayı itibarıyla tarım sektörünün bankalara olan toplam nakdi kredi borcu 1 trilyon 355 milyar 462 milyon TL’ye ulaşmıştır. Tarım, avcılık ve ormancılık sektörleri birlikte değerlendirildiğinde ise toplam kredi borcu 1 trilyon 371 milyar 425 milyon TL düzeyine çıkmaktadır. Aynı dönemde tarım sektöründe 21 milyar 203 milyon TL tutarında kredi takibe düşmüş olup, takipteki kredilerin toplam tarımsal kredilere oranı yüzde 1,56 olarak gerçekleşmiştir. Ayrıca, önemli bir kredi tutarının yakın izlemede bulunduğu ve bazı kredilerin yeniden yapılandırıldığı dikkate alındığında, üreticilerin finansal yükünün giderek ağırlaştığı anlaşılmaktadır. Bu veriler, çiftçilerimizin artan girdi maliyetleri, düşük ürün fiyatları ve yetersiz destekleme politikaları nedeniyle üretimlerini büyük ölçüde kredi kullanarak sürdürdüğünü ortaya koymaktadır. Tarımsal üretimin devamlılığının sağlanabilmesi için üreticilerin borç yükünün hafifletilmesi, uygun koşullu finansman olanaklarının genişletilmesi ve destekleme politikalarının güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Üreticilerin kredi borçları dolayısıyla kredibiliteleri olmadığından kredi kuruluşları dışında girdi tedarikçileri, tüccarlar ve sözleşmeli üretim yaptıranlardan sağladıkları finansmanın istatistiki verileri, üreticiye ve üretime etkileri de araştırılmaya muhtaçtır. Tarımsal üretimin planlanmasında kamu müdahalesinin zayıflaması, tarımsal KİT’lerin ortadan kaldırılması ve kooperatiflerin etkinliğinin azalması, çiftçinin pazarlık gücünü ciddi şekilde zayıflatmıştır. Çiftçi örgütlerinin karar süreçlerine yeterince dâhil olamaması da üreticinin emeğinin karşılığını almasını zorlaştırmaktadır. Buna karşın ithalata dayalı politikaların devam etmesi, hasat dönemlerinde yapılan dış alımlar ve fiyat baskılamaları üreticiyi daha da kırılgan hale getirmektedir. Tarım sektöründe yaşanan sorunlar yalnızca üretim aşamasıyla sınırlı değildir. Üretilen ürünlerin pazarlanmasında da yapısal problemler bulunmaktadır. Zincir marketlerin piyasadaki güçlü konumu, Hal Yasası’nın yetersizliği ve çiftçi aleyhine işleyen sözleşmeli üretim modelleri, gıda tedarik zincirinde ciddi dengesizliklere yol açmaktadır. Bu durum, “tarlada ucuz, rafta pahalı ürün” sorununun kalıcı olarak çözülmesini engellemektedir. Sosyal yapıya bakıldığında ise çiftçi nüfusunun yaş ortalaması giderek yükselmekte, gençlerin tarıma ilgisi azalmakta ve kırsal alanlardan kente göç devam etmektedir. Kadın ve çocuk işçiliği ile mevsimlik tarım işçilerinin yaşadığı sorunlar ise halen çözüm beklemektedir. TÜİK verilerine göre Türkiye’de tarım sektörü 2025 yılında %8,8 oranında küçüldüğü dikkate alındığında, üretim planlamasına dayanmayan ve destek mekanizmaları yetersiz kalan bir yapının gıda güvenliğini sürdürülebilir kılması mümkün görünmemektedir. Tüm bu göstergeler, tarım sektörünün yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyal ve yapısal bir dönüşüm ihtiyacı içinde olduğunu ortaya koymaktadır. Kalıcı çözüm, üreticiyi ve tüketiciyi merkeze alan, tarımsal varlıkları koruma altına alan, planlı üretimi esas alan ve girdi maliyetlerini kontrol altına alan bütüncül bir tarım politikası ile mümkündür. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü, yalnızca üreticilerimizin emeklerinin hatırlandığı bir gün değil, aynı zamanda tarım sektörünün yapısal sorunlarının çözümüne yönelik güçlü bir iradenin ortaya konulması gereken önemli bir gündür. Ziraat Mühendisleri Odası olarak; planlı ve bilimsel temellere dayalı tarımsal üretimin esas alınmasını, kamusal girdi üretimi ile girdi maliyetlerinin düşürülerek üreticinin korunmasını, tarımsal kamu yönetiminin ve kooperatifçiliğin güçlendirilmesini, tarım arazilerinin etkin biçimde korunmasını, planlı bir kıra dönüş ve tarımsal üretime katılma politikası geliştirilmesini ve tarımda genç nüfusun arttırılmasını temel öncelikler olarak görmekteyiz. Çiftçimizin emeğinin karşılığını alabildiği, adil bir tarım yapısının oluşturulması, ülkemizin gıda egemenliği açısından ertelenemez bir zorunluluktur.''

CHP'li Karasu: "Şarkışla'da Toprak ve Su Tehdit Altında!" Haber

CHP'li Karasu: "Şarkışla'da Toprak ve Su Tehdit Altında!"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Karasu, Şarkışla’daki biyogaz tesisinin atıklarını mera ve verimli tarım arazilerine bırakmasını Meclis gündemine taşıdı. Karasu, bölge için acil eylem planı çağrısı yaparak, “Şarkışla kaderine mi terk edilecek?” diye sordu. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, Sivas’ın Şarkışla ilçesinde faaliyet gösteren Sehra Enerji Biyogaz Tesisi’nin çevreye bıraktığı atıklar hakkında hazırladığı soru önergesini Meclis’e sundu. Karasu, tesisin çevreye zarar verdiği yönündeki iddiaları gündeme taşıyarak, acil eylem planı yapılıp yapılmadığını sordu ve yetkililerden kapsamlı açıklama talep etti. 2020 yılında yaklaşık 50 dönüm arazi üzerine kurulan ve günlük 400 ton, yıllık yaklaşık 150 bin ton hayvansal atık işleme kapasitesine sahip biyogaz tesisinin faaliyetlerinin, çevredeki verimli tarım arazileri ve meralar üzerinde kirliliğe yol açtığı yönünde çok sayıda vatandaş şikayeti oluştu. Şikayetlerin ulaştığı CHP’li Karasu, “Bu durum hem çevre sağlığını hem de bölge halkının geçim kaynağı olan tarım ve hayvancılığı tehdit etmektedir” ifadelerini kullandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması talebiyle hazırladığı önergesiyle çevreye verilen zararı Meclis gündemine getiren Karasu, atık yönetimi, çevre, tarım alanları ve su kaynaklarının korunmasının hayati önem taşıdığına vurgu yaptı. Buna rağmen Şarkışla’da ortaya çıkan olumsuz tabloya işaret eden Karasu, “Verimli tarım arazileri, meralar ve su kaynakları göz göre göre kirletiliyor” dedi. Çevrede tarlası bulunan çiftçilerin kendi tarlalarına dahi giremediğini belirten Karasu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na yönelttiği 10 maddelik soru önergesinde bu tesisin en son ne zaman denetlendiğini, denetim sonuçlarını ve atık yönetimi süreçlerinin mevzuata uygun olup olmadığının açıklanmasını talep etti. Olası uygunsuzluklara karşı hangi yaptırımların uygulandığını gündeme getiren Karasu, çevre kirliliğine dair Bakanlığa ulaşan şikayetlerin içeriğinin açıklanmasını talep eden Karasu ayrıca, tesis faaliyetleri nedeniyle tarım arazileri, meralar ve su kaynaklarında kirlilik oluşup oluşmadığına dair bilimsel raporların olup olmadığını sordu. Karasu, “Eğer zarar tespit edildiyse neden gerekli adımlar atılmamaktadır?” diye soran Karasu, bölgedeki su kaynaklarının korunmasına yönelik önlemleri de sorguladı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Karasu’nun önergesinde en dikkat çeken başlıklardan biri ise acil eylem planı çağrısı oldu. Karasu, “Şarkışla’da yaşanan bu çevre sorununun çözümü için acil bir eylem planı hazırlanacak mıdır? Yoksa bölge halkı kaderine mi terk edilecektir?” sorusuyla yetkililere çağrıda bulundu. Karasu, tesisin kullandığı araçlarının bozduğu arazi yolları nedeniyle yaşanan mağduriyetleri de gündeme getirerek, tüm bu mağduriyetlerin giderilmesi için hangi çalışmaların yapıldığının açıklanmasını istedi. Şarkışla’da yaşayan vatandaşlar, ilçe ile bağlantıyı sağlayan arazi yollarının bakım ve onarımının yanı sıra, tarım arazilerinin, meraların ve su kaynaklarının korunması ve denetimlerin yapılması için somut ve hızlı adımlar atılmasını talep ediyor.

TZOB Başkanı Şemsi Bayraktar’dan İzmir ve Manisa’da "Afet" İncelemesi Haber

TZOB Başkanı Şemsi Bayraktar’dan İzmir ve Manisa’da "Afet" İncelemesi

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, aşırı yağışlar ve Gediz Nehri’nin taşması sonucu sular altında kalan İzmir ve Manisa’daki tarım arazilerinde incelemelerde bulundu. Çiftçilerle bir araya gelen Bayraktar, "Üreticimizin yanındayız" mesajı verdi. ​Ege’de Tarım Arazileri Sular Altında: Zarar Büyük ​Gerçekleşen ziyaretler kapsamında TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar’ın ilk durağı İzmir’in Menemen ilçesi oldu. Bölgede etkili olan sağanak yağışlar ve Gediz Nehri’nin taşması sonucu binlerce dönüm tarım arazisinin sular altında kaldığını yerinde gören Bayraktar, felaketin boyutlarını gözler önüne serdi. ​Menemen’de Çiftçiden Yoğun İlgi ​Menemen’e bağlı Musabey Mahallesi’nde Ziraat Odası Başkanları ve yerel üreticiler tarafından karşılanan Bayraktar, tarlalardaki son durumu inceledi. Üreticilerin sorunlarını tek tek not alan Genel Başkan, bölgedeki tarımsal kaybın tespiti ve taleplerin iletilmesi noktasında basın mensuplarına önemli açıklamalarda bulundu. ​İkinci Durak Manisa: Gediz Nehri Taşkını Vurdu ​İzmir temaslarının ardından Manisa’ya geçen Şemsi Bayraktar, Şehzadeler ilçesi Veziroğlu Köyü’nde incelemelerine devam etti. Manisa’da da benzer bir tabloyla karşılaşan Bayraktar, Gediz Nehri’nin taşmasının ardından çamur ve su altında kalan arazilerde incelemeler yaptı. ​Bayraktar’ın incelemeleri sırasında öne çıkan başlıklar: ​Doğal Afet Kayıpları: Aşırı yağışların ekili alanlara verdiği zararın boyutları. ​Çiftçi Talepleri: Üreticilerin borç erteleme ve destek ödemeleri konusundaki beklentileri. ​Gediz Nehri Sorunu: Nehir yatağındaki taşkın riskine karşı kalıcı çözüm önerileri. ​"Çiftçimizin Sesi Olmaya Devam Edeceğiz" ​Ziyaretleri sırasında Ziraat Odası Başkanları ve çiftçilerle istişare toplantıları gerçekleştiren Bayraktar, doğal afetlerin tarımsal üretime darbe vurduğunu vurguladı. Bayraktar, yaptığı değerlendirmede şu ifadelere yer verdi: ​"Bugün burada İzmir ve Manisalı üreticilerimizin yaşadığı mağduriyeti yerinde gördük. Taşkınlar sadece arazileri değil, çiftçimizin emeğini de sular altında bırakmıştır. Tespit edilen sorunları ve çözüm önerilerimizi ivedilikle ilgili makamlara ileteceğiz."

Eskişehir’de Tarımsal Kuraklık Masaya Yatırıldı Haber

Eskişehir’de Tarımsal Kuraklık Masaya Yatırıldı

Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ev sahipliğinde toplanan İl Kriz Merkezi, tarımsal kuraklık eylem planlarını ve baraj doluluk oranlarını değerlendirdi. 2026 yılı ilk çeyrek yağış verileri uzun yıllar ortalamasının üzerinde gerçekleşti. ​Eskişehir’de tarımsal üretimin sürdürülebilirliği ve su kaynaklarının verimli kullanımı için kritik bir toplantı gerçekleştirildi. Eskişehir Vali Yardımcısı Adem Keleş başkanlığında düzenlenen Tarımsal Kuraklık İl Kriz Merkezi toplantısında, şehrin su karnesi ve önümüzdeki döneme dair stratejik adımlar detaylandırıldı. ​Eskişehir Yağış Verilerinde Yüzleri Güldüren Artış ​Toplantıda paylaşılan meteorolojik verilere göre, Eskişehir’de su yılı başlangıcı olan 1 Ekim 2025 ile 1 Mart 2026 tarihleri arasındaki yağış miktarı dikkat çekti: ​Gerçekleşen Yağış: 224,2 mm ​Uzun Yıllar Ortalaması: 164,4 mm ​Yağış miktarının ortalamanın üzerinde seyretmesi, tarım arazileri için olumlu bir tablo oluşturdu. Hâlihazırda hem sulu hem de kuru tarım alanlarında çıkış ve gelişim problemi yaşanmadığı, hububatların kardeşlenme evresini başarıyla tamamladığı belirtildi. ​Kuraklıkla Mücadele Eylem Planı Devrede ​Tarım Reformu Genel Müdürlüğü uzmanlarının sunumlarıyla katkı sağladığı toplantıda; içme suyu kaynakları, barajların mevcut doluluk oranları ve tarımsal sulama stratejileri titizlikle incelendi. 2022 yılında yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ve ilgili yönetmelikler çerçevesinde, Eskişehir İl Kuraklık Eylem Planı uygulama adımları gözden geçirildi. ​Stratejik Su Yönetimi ve Tasarruf Çağrısı ​Toplantıda kamu kurum amirleri, akademisyenler ve STK temsilcileri bir araya gelerek suyun her damlasının kıymetine vurgu yaptı. Verimliliğin korunması için önümüzdeki ay düşecek yağışların belirleyici olacağı ifade edilirken, suyun tüm alanlarda tasarruflu kullanılmasının hayati bir zorunluluk olduğu hatırlatıldı.

Marmara Gölü’nde 6 Yıl Sonra Sular Yeniden Yükseliyor Haber

Marmara Gölü’nde 6 Yıl Sonra Sular Yeniden Yükseliyor

Manisa’da yaklaşık 6 yıldır tamamen kuruyan ve ekosistemi çöken Marmara Gölü, son yağışlarla birlikte yeniden su tutmaya başladı. CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen ve yerel temsilciler bölgede incelemelerde bulunarak, "Göl yaşasın, başka derdimiz yok" çağrısı yaptı. ​Manisa’nın Salihli, Saruhanlı ve Gölmarmara ilçeleri sınırlarında yer alan, "Ulusal Öneme Sahip Sulak Alan" tescilli Marmara Gölü’nde yıllar süren sessizlik yerini umuda bıraktı. Kuş cenneti olarak bilinen ancak kuraklık nedeniyle 400’e yakın kuş türünün terk ettiği, balıkçılığın bittiği gölde su seviyesinin yükselmeye başlaması bölge halkını heyecanlandırdı. ​"Marmara Gölü Siyaset Üstü Bir Konudur" ​Göl çevresinde incelemelerde bulunan CHP Manisa Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Bekir Başevirgen, gölün kurtarılmasının hayati bir zorunluluk olduğunu vurguladı. Başevirgen, "Bu göl tekrar yaşasın başka bir derdimiz yok. İktidar ya da muhalefet fark etmez, esas mesele bu ekosistemi geri kazanmaktır" diyerek yetkililere seslendi. ​Tarım Arazileri ve Menemen Ovası İçin Kritik Önem ​Gölmarmara Ziraat Odası Başkanı Erdal Ziyan, gölün su tutmasının sadece bir doğa olayı değil, bölgesel bir ekonomi meselesi olduğunu belirtti. Ziyan, şu noktalara dikkat çekti: ​Tarımsal Değer: Göl ne kadar su tutarsa, çevresindeki araziler o kadar değer kazanıyor. Kuruyan göl çevresinde toprak çoraklaşıyor. ​Geniş Sulama Ağı: Marmara Gölü, sulama kanallarıyla İzmir Menemen Ovası’na kadar su temini sağlıyor. ​Proje Beklentisi: Bozdoğan kar suyunun göle aktarılması için hazırlanan ve yıllık 25 milyon metreküp su sağlayacak projenin bütçe beklediğini ifade etti. ​"Burası Cennet Gibiydi, Şimdi Kuruduk" ​Gölün kurumasıyla birlikte geçim kaynaklarını kaybeden bölge kadınları, yaşanan dramı çarpıcı sözlerle özetledi. 25 yıl boyunca gölde balıkçılık yapan emekçiler, göl kuruduktan sonra yevmiyeli işlere gitmek zorunda kaldıklarını belirterek şunları söyledi: ​"Göl kurumadan önce hem suyumuz hem balığımız hem de mahsulümüz vardı. Göl kuruduğundan beri kapımın önündeki limon ağacından bile verim alamıyorum. Bağlarımızı don vuruyor; çünkü göl varken bölgeyi koruyordu. Burası eskiden cennet gibiydi." ​Ekosistem ve İklim Değişikliği ​Marmara Gölü'nün kuruması sadece balıkçılığı bitirmekle kalmadı, bölgedeki mikroklimal dengeyi de bozdu. Gölün yokluğuyla birlikte bölgede don olaylarının ve şiddetli kuraklığın arttığı gözlemlendi. Uzmanlar, Demirköprü ve Gördes Barajlarından yapılacak kontrollü su takviyeleriyle gölün eski canlılığına kavuşabileceğini belirtiyor.

Besi Çiftliklerini ve Tarım Arazilerini Su Bastı Üretici Destek Bekliyor Haber

Besi Çiftliklerini ve Tarım Arazilerini Su Bastı Üretici Destek Bekliyor

CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, Manisa’da etkili olan yağış sonrasında selden kaynaklı tarım arazileri ve besi çiftlikleri zarar gören üreticileri ziyaret etti. Başevirgen’e sorunlarını anlatan üreticiler, aralıksız devam eden yağış sonrasında tarım arazilerinin su ile kaplandığını, besi çiftliklerinde hayvanların zarar gördüğünü ve bölgede yaşayan bazı vatandaşların evlerinde ise selden kaynaklı maddi hasar oluştuğunu ifade etti. Şiddetli yağmurun devam etmesi durumunda malını çıkaracak hiçbir yolunun olmadığını söyleyen üretici, “Biz hayvancılar olarak sular altındayız ama şu an bize uzanan bir tane el yok. Hep büyüklere destek var. Küçük üreticileri destekleyeceksin ki bu ülke kalkınacak” sözleriyle isyan etti. Manisa genelinde etkili olan sağanak yağışı sonrası sel suları hayatı olumsuz etkiledi. CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, Turgutlu ilçesinde selden kaynaklı tarım arazileri ve besi çiftlikleri zarar gören üreticileri ziyaret etti. “MANİSA AFET BÖLGESİ İLAN EDİLMELİ” Başevirgen’e sorunlarını anlatan üreticiler, aralıksız devam eden yağış sonrasında tarım arazilerinin su ile kaplandığını, besi çiftliklerinde hayvanların zarar gördüğünü ve bölgede yaşayan bazı vatandaşların evlerinde ise selden kaynaklı maddi hasar oluştuğunu ifade etti. Hayvan yemlerinin de sular altında kalmasıyla beraber zarar görmeyen hayvanlarında bu kez de aç kalma riskiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken üreticiler, sel sularından kapanan yollar nedeniyle hayvanlar için yem almaya gidemediklerini de belirttiler. Manisa’nın afet bölgesi ilan edilmesi çağrısında da bulunan üreticiler, destek bekliyor. “BİZ HAYVANCILAR OLARAK SULAR ALTINDAYIZ” Bir üretici selden kaynaklı zarar gören silajın maliyetinin 150-200 bin lirayı bulduğunu belirtirken, “Evimizde halı, koltuk, televizyon ne varsa her şey gitti. 3 tane kuzu öldü. Hayvanlarımızdan ayağı kırılanlar var. Sadece saman verebiliyoruz yetmiyor, besi yemi veriyorduk o selde gitti” dedi. Şiddetli yağmurun devam etmesi durumunda malını çıkaracak hiçbir yolunun olmadığını söyleyen bir diğer üretici ise, “Bir yolum vardı oradan da şu an hiçbir nakliye arabası geçmez. Yemim bitiyor, içeriye şu an yem koyacak durumum yok. Nakliyeciden istesem yemi nereden getireceğim diyecek. Komşudan isteyeceğim suyun içinden sırtımda taşıyarak bir şekilde geçireceğim. Ödenecek borçlarım var, ticaretim durdu mal satamıyorum. Bir yandan alacaklılar arıyor. Malımızı mı kurtaracağız, canımızı mı kurtaracağız, ödemeleri mi yapacağız? Biz hayvancılar olarak sular altındayız ama şu an bize uzanan bir tane el yok. Hep büyüklere destek var. Küçük üreticileri destekleyeceksin ki bu ülke kalkınacak” sözleriyle isyan etti.

Gürer: ''Meralarda Hayvan Sürülerinin Yerini Sessizlik Alıyor'' Haber

Gürer: ''Meralarda Hayvan Sürülerinin Yerini Sessizlik Alıyor''

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Ankara’nın Culuk Mahallesinde (Köyü) ahır ve ağılları gezdi. Gürer’in ziyareti sırasında köyde hem ilk kuzu doğumuna tanıklık edildi hem de hayvancılığın içinde bulunduğu derin kriz bir kez daha gözler önüne serildi. Gürer, mevsimin dönmesiyle birlikte hayvanların yavrulamaya başladığını ancak buna rağmen hayvancılıkla uğraşanların büyük ölçüde sorunlarına çözüm beklediğini vurguladı. Ömer Fethi Gürer, “Dünde hayvancılık yapanlar bugün kazanamıyoruz diyor ve hayvancılığı bırakıyor. Şu anda ciddi sorunlar yaşıyorlar” ifadelerini kullandı. 400 DAVARDAN 50’YE DÜŞEN SÜRÜLER Köyde besicilik yapan Zafer Özyiğit, yaşanan süreci anlattı. Özyiğit, “Önceden 400 davar vardı, 400 davardan 50–60 davara düştü. Yayamıyor, bakamıyorum. bize kimse destek çıkmıyor. Yem alamıyorum. Yem fiyatları pahalı. Gücümüz yetmiyor” dedi. Meraların daraldı” dedi . meraya çıkamadıklarını belirten Özyiğit, sorunun yalnızca kendi ailesine ait olmadığını vurgulayarak, “Bu sadece bir kişi değil, köyün tamamı böyle. Köyde 20 aile hayvancılık yapıyordu, şimdi 5–6’ya düştü. Göç de var. Köyde kimse kalmadı. Bizim gibi 60 kişi kaldı, başka da kimse yok. Bir Allah’ın kulu Tarım Bakanlığından gelip de ‘derdiniz nedir’ demiyor” sözleriyle tepkisini dile getirdi. 50 BİN BAŞ HAYVANDAN 2.500’E GERİLEYEN KÖY Culuk Köyü Muhtarı İsmet Gökdemir de köyün geçmişi ile bugünü arasındaki farkı rakamlarla ortaya koydu. “Durum çok kötü sayın vekilim” diyen Gökdemir, geçmişte köyde 50 bin baş hayvan ve 2 bin büyükbaş bulunduğunu, bugün ise toplam hayvan sayısının 2.500’ü ancak bulduğunu ifade etti. Gençlerin köyde kalmadığını, girdi maliyetlerinin her geçen gün arttığını belirten Gökdemir, “Yem desen öyle, çoban bulunmuyor. Hayvancılık sürdürülebilir olmaktan çıktı. Sürekli göç veriyoruz” dedi. Köyün tarım potansiyeline rağmen üretimin sürdürülemediğine dikkat çeken Gökdemir, yaş ortalamasının 65’in üzerine çıktığını, bu yaşla çiftçilik yapılmaya çalışıldığını söyledi. “Yaklaşık 100–120 bin dönüm arazimiz var. İç Anadolu’nun en geniş topraklarına sahibiz ama hayvan varlığı en fazla azalan yerlerden biri haline geldik” sözleriyle tabloyu özetledi. “ÜRETİM YOK, TÜKETİM ARTIYOR” CHP Haymana İlçe Başkanı Kasım Koç da köylerin hızla boşaldığını vurguladı. Koç, “Köyler boşaldı. Hayvancılık bitiyor. Vatandaş 400 hayvandan 60 hayvana düşmüş. Bunun gibi çok örnek var” dedi. Büyükbaş ve küçükbaş hayvancılıkta ciddi bir gerileme yaşandığını belirten Koç, “Üretim yok ama tüketim hızla artıyor. Köylere hızlı bir dönüş sağlanması gerekiyor. Bunun için Tarım Bakanlığının el atması lazım. Hem tarıma hem hayvancılığa özel destek gerekiyor” çağrısında bulundu. Koç, Tarım Bakanı’na seslenerek, “Çiftçinin, besicinin sesini duysunlar. Köyleri bir gezsinler” dedi. “HAYVANCILIK GERİLERSE FİYATLAR DAHA DA ARTAR” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Culuk Köyü’nde gördüklerinin Türkiye genelinde yaşanan sorunun bir özeti olduğunu ifade etti. “Burası Ankara’nın Haymana ilçesine bağlı Culuk Köyü. Kent çevresinde tarım arazileri daraldıkça, hayvancılık geriledikçe hayvan dışarıdan gelecek. Bu da nakliye demek, fiyatların daha da artması demek” diyen Gürer, ithal hayvana yönelmenin kalite ve lezzet kaybına da yol açtığını söyledi. Büyük kent çevrelerinde tarım arazilerinin korunması ve hayvancılığın sürdürülebilirliğinin sağlanması gerektiğini vurgulayan CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ağılın mevcut durumuna dikkat çekti. “Bu ağıl, tüm olumsuz koşullara rağmen üretimin, besiciliğin sürdürüldüğü bir yer. Burada hayvancılık yapanlar çok zor şartlarda çalışıyor. Modern ahırlar yok. Veterineri, aşısı, bakımı, işçiliği yetersiz. Eldeki imkânlarla üretim sürdürülmeye çalışılıyor” dedi. Ömer Fethi Gürer, hayvancılığın ayakta kalabilmesi için yeterli destek sağlanması ve sorunlara duyarlı bir yaklaşım gösterilmesi çağrısında bulundu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.