Hava Durumu

#Tarım Politikası

Kırsal Haber - Tarım Politikası haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tarım Politikası haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye Ortak Tarım Politikası Ağı Ankara’da Toplandı Haber

Türkiye Ortak Tarım Politikası Ağı Ankara’da Toplandı

Türkiye Ortak Tarım Politikası Ağı 2. Ulusal İzleme ve Değerlendirme Komite Toplantısı Ankara’da gerçekleştirildi. Yaklaşık 300 temsilcinin katıldığı toplantıda üretim planlaması, sürdürülebilir tarım, kırsal kalkınma ve kadın ile gençlerin tarımdaki rolü ele alındı. Tarım Reformu Genel Müdürü ve IPARD Yönetim Otoritesi Başkanı Dr. Osman Yıldız’ın başkanlığında düzenlenen toplantıya; kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, özel sektör, tarımsal örgütler ve çiftçi temsilcileri katıldı. 26 bölgeden temsilcilerin yer aldığı toplantıda, Türkiye’nin tarımsal ve kırsal kalkınma politikalarının sahadaki ihtiyaçlar doğrultusunda geliştirilmesi değerlendirildi. Üretim planlamasında ortak hareket vurgusu Toplantıda konuşan Dr. Osman Yıldız, üretim planlamasının bitkisel üretim, hayvancılık ve balıkçılık alanlarında sürdürüldüğünü belirtti. Yıldız, tarım politikalarının oluşturulmasında yerel yöneticiler, çiftçiler, sivil toplum kuruluşları ve tarımsal örgütlerin sürece dahil edilmesinin önemine dikkat çekti. Üretim planlamasının yalnızca tek bir destek mekanizmasıyla yürütülmediğini ifade eden Yıldız; tarımsal destekler, kırsal kalkınma programları, tarımsal krediler ve sözleşmeli üretim gibi araçların da planlamayla birlikte değerlendirildiğini söyledi. Sürdürülebilir tarım için ortak yol haritası Tarım politikalarında kayıtlılık, kalite, verimlilik, yatırım ve sürdürülebilirliğin öncelikli alanlar olduğunu belirten Yıldız, farklı kurum ve paydaşların koordinasyon içinde hareket etmesi gerektiğini vurguladı. Ortak Tarım Politikası Ağı’nın bu süreçte önemli bir görev üstlendiğini belirten Yıldız, sahadan alınan görüş ve önerilerin ulusal tarım politikalarının şekillendirilmesine katkı sağlayacağını ifade etti. Kırsal kalkınmada kadın ve gençlere öncelik Toplantının öne çıkan başlıklarından biri de kırsal kalkınmada kadınların ve gençlerin rolü oldu. Yıldız, Ortak Tarım Politikası Ağı’nın yalnızca bir kırsal kalkınma programı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, kırsal bölgelerde yaşayan üreticilerin yaşam kalitesinin artırılması ve sürdürülebilir tarımsal üretimin sağlanmasının temel hedefler arasında olduğunu söyledi. Kırsal kalkınma politikalarında kadınların ve gençlerin önceliklendirilmesi gerektiğini vurgulayan Yıldız, Bakanlık olarak bu alanlara yönelik çalışmaları sürdürdüklerini kaydetti. Toplantıda 26 bölgenin tarımsal ve kırsal kalkınma potansiyeli, bölgesel ihtiyaçları ve öncelikleri değerlendirilirken, sahadan gelen görüşler doğrultusunda daha sürdürülebilir, kapsayıcı ve yerel ihtiyaçlara duyarlı bir tarım ve kırsal kalkınma vizyonunun güçlendirilmesi hedeflendi.

Gürer: "Çiftçinin Girdi Maliyeti Yüzde 54 Artarken Ürün Fiyatı Yerinde Sayıyor" Haber

Gürer: "Çiftçinin Girdi Maliyeti Yüzde 54 Artarken Ürün Fiyatı Yerinde Sayıyor"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, 2025 ve 2026 yıllarındaki tarımsal ürün alım fiyatlarını motorin ve tarımsal girdi artışlarıyla karşılaştırdı. Gürer, “Çiftçiye maliyet artışı kadar fiyat verilmezse üretici üretimden kopar” dedi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2025 ve 2026 yıllarında açıklanan yaş çay, fındık, buğday, arpa , tarımsal girdi maliyetleri ve motorin fiyatlarındaki artışla karşılaştırdı. Gürer, ortaya çıkan tablonun üretici açısından ciddi bir gelir kaybına işaret ettiğini belirterek, “Çiftçinin maliyeti ile ürününe verilen fiyat arasındaki makas giderek açılıyor. Üretici daha pahalıya üretiyor ancak ürününü maliyet artışının gerisinde kalan fiyatlarla satmak zorunda kalıyor” dedi. 2025 yılının 1 Eylül tarihinde 54 lira olan motorinin 1 Eylül 2026 tarihinde 83 liraya yükseldiğine dikkat çeken Gürer, motorindeki bir yıllık artışın yüzde 53,7 olduğunu belirtti. Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi'nin de on iki aylık ortalamalara göre yüzde 34,02 arttığını ifade eden Ömer Fethi Gürer, açıklanan ürün fiyatlarının birçok üründe bu artışların gerisinde kaldığını söyledi. Gürer, “Tarımda yalnızca ürünün fiyatına bakarak değerlendirme yapılamaz. Çiftçi o ürünü hangi maliyetle üretiyor, mazota ne kadar ödüyor, gübreye ne kadar ödüyor, ilaca, yeme, elektriğe ve sulamaya ne kadar para harcıyor? Bunlara bakmak gerekiyor. Açıklanan fiyatlar maliyetler dikkate alınarak değerlendirildiğinde üreticiyi memnun edecek ve üretimde tutacak bir seviyede değildir.Bölgeye göre değişen verimde gelir durumunu etkiliyor” diye konuştu. MOTORİN BİR YILDA 29 LİRA ARTTI CHP’li Ömer Fethi Gürer, tarımsal üretimde motorinin temel maliyet kalemlerinden biri olduğuna dikkat çekerek, “1 Eylül 2025 tarihinde motorinin litre fiyatı 54 liraydı. Bir yıl sonra, 1 Eylül 2026 tarihinde motorin 83 liraya çıktı. Motorinin litresinde bir yılda 29 liralık artış yaşandı. Bu, yüzde 53,7 oranında bir artış demektir” diye konuştu. Motorin fiyatlarındaki artışın tarımın her alanına yansıdığını belirten Gürer, “Çiftçi traktörünü motorinle çalıştırıyor. Tarlasını motorinle sürüyor. Hasadını biçerdöver yada toplama makinası ile motorinle yapıyor. Ürününü motorinle taşıyor. Sulama sistemlerinde enerji ve yakıt maliyetleri var. Ürünün tarladan pazara ulaşmasına kadar geçen sürecin her aşamasında motorin ve enerji maliyetleri bulunuyor. Motorine yüzde 53,7 zam gelirken çiftçinin ürününe bunun çok altında fiyat artışı verilirse üreticinin gelir kaybı kaçınılmaz olur.Ek birde nakliye gideri ile ürün fiyatı da katlıyor” dedi. TARIMSAL GİRDİLER TÜİKE GöRE YÜZDE 34,02 ARTARKEN ÇİFTÇİYE NE KADAR FİYAT VERİLDİ? CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi'ndeki artışa da dikkat çekerek, “Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi, on iki aylık ortalamalara göre yüzde 34,02 arttı. Bu, ortalama bir artış. Çiftçinin kullandığı her girdide aynı oranda artış yaşanmıyor. Bazı girdilerde çok daha yüksek artışlar söz konusu. Motorindeki yüzde 53,7'lik artış bunun en açık örneğidir.” Üretim maliyetlerinin her geçen gün ağırlaştığını ifade eden Gürer, “Çiftçi bugün tohumunu, gübresini, ilacını, mazotunu, yemini, suyunu, elektriğini daha pahalı alıyor. Sulama maliyeti artıyor, işçilik maliyeti artıyor, nakliye maliyeti artıyor. Ancak ürününü sattığında aldığı fiyat aynı hızla artmıyor. Sorunun özü burada. Çiftçinin gideri hızla yükselirken geliri aynı oranda yükselmiyor” dedi. Gürer, “Çiftçi üretim yaparken zarar ederse, o çiftçi bir süre sonra üretimden çekilir. Üreticiyi üretimde tutmanın yolu, maliyetini karşılayan ve emeğinin karşılığını veren bir fiyat politikası uygulamaktır” dedi. ARPADA ARTIŞ SADECE YÜZDE 15,9 Gürer, 2025 ve 2026 yılı arpa alım fiyatlarını karşılaştırarak, en dikkat çekici tablonun arpa üreticisinde ortaya çıktığını söyledi. 2025 yılında ton başına 11 bin lira olan arpa fiyatının 2026 yılında 12 bin 750 liraya olduğunu belirten Gürer, artışın 1.750 lira olduğunu ve artış oranının yalnızca yüzde 15,9'da kaldığını ifade etti. Gürer, “Arpada bir yılda fiyat artışı yüzde 15,9. Aynı dönemde Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi yüzde 34,02 artıyor. Motorin yüzde 53,7 artıyor. Arpa üreticisine verilen fiyat artışı ise yüzde 15,9'da kalıyor. Bu tablo çiftçi ne yapsın” diye konuştu. Ömer Fethi Gürer, arpa fiyatının motorindeki artış oranında artırılması halinde ortaya çıkacak rakama da dikkat çekerek, “2025 yılında 11 bin lira olan arpa fiyatı, motorindeki yüzde 53,7'lik artış kadar artsaydı bugün yaklaşık 16 bin 900 lira olması gerekirdi. Ancak açıklanan fiyat 12 bin 750 lira. Arada ton başına yaklaşık 4 bin 150 liralık fark var.” BUĞDAYDA FİYAT ARTIŞI YÜZDE 22,2'DE KALDI CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, buğday fiyatlarındaki artışın da maliyetlerin gerisinde kaldığını söyledi. 2025 yılında makarnalık ve ekmeklik buğdayın ton fiyatının 13 bin 500 lira olduğunu belirten Gürer, 2026 yılında her iki buğday türü için fiyatın 16 bin 500 liraya olduğunu ifade etti. Gürer, “Çiftçi buğdayı üretirken 2025 yılının mazotunu kullanmıyor. 2026 yılının 83 liralık motorinini kullanıyor. 2025 yılının gübresini, ilacını ve diğer girdilerini kullanmıyor. Güncel fiyatlarla üretim yapıyor. O halde çiftçinin ürününe verilecek fiyatın da güncel maliyetleri karşılaması gerekiyor..Çünkü Yeni Ekim süreci gideri de güncel fiyatlar ile oluşacak “ dedi. Gürer, “13 bin 500 liralık buğday fiyatı motorindeki yüzde 53,7'lik artış kadar yükselmiş olsaydı, ton fiyatının yaklaşık 20 bin 750 liraya ulaşması gerekirdi. Açıklanan fiyat 16 bin 500 lira. Arada yaklaşık 4 bin 250 liralık bir fark var.Niğde kıraç alanda maliyet 20 lira kilo fiyatı geçiyor “ diye konuştu. FINDIKTA YÜZDE 27-28 ARTIŞ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, fındık fiyatlarında da maliyet artışlarının altında bir artış gerçekleştiğini belirtti. 2025 yılında Giresun kalite fındığın kilogram fiyatının 200 lira olduğunu, 2026 yılında ise 255 liraya çıkarıldığını ifade eden Gürer, artışın 55 lira ve oranının yüzde 27,5 olduğunu söyledi. Levant kalite fındığın ise 2025 yılında 195 liradan 2026 yılında 250 liraya çıkarıldığını belirten Gürer, burada da 55 liralık artış yapıldığını ve artış oranının yüzde 28,2 olduğunu ifade etti. Gürer, “Giresun kalite fındıkta artış yüzde 27,5, Levant kalite fındıkta yüzde 28,2. Bu artışlar ilk bakışta yüksek görünebilir. Ancak maliyetlerle karşılaştırıldığında tablo değişiyor. Tarımsal girdiler yüzde 34,02, motorin yüzde 53,7 artmış durumda.” “Fındık üreticisi de bahçesine masrafsız girmiyor. Gübre kullanıyor, ilaç kullanıyor, işçi çalıştırıyor. Tarımsal üretimin bütün maliyetlerinden fındık üreticisi de etkileniyor.” Gürer, “2025 yılında 200 lira olan Giresun kalite fındık, motorindeki yüzde 53,7'lik artış kadar artırılmış olsaydı bugün yaklaşık 307 lira olması gerekirdi. Açıklanan fiyat 255 lira. Kilogram başına yaklaşık 52 liralık bir fark ortaya çıkıyor fındık üretici en az 370 Tl fiyat bekliyordu” dedi. “FİYAT ARTIŞI VAR AMA ÇİFTÇİNİN ALIM GÜCÜ YOK” Gürer, tarımda yalnızca fiyat artış oranlarına bakmanın yanıltıcı olacağını belirterek, çiftçinin satın alma gücünün dikkate alınması gerektiğini belirterek, “İktidar, ‘ürün fiyatını artırdık’ diyebilir. Ancak çiftçi açısından önemli olan fiyatın kaç lira arttığı değil, o fiyatla hangi girdiyi ne kadar alabildiğidir. Ürün fiyatı yüzde 20 artarken motorin yüzde 54 artıyorsa çiftçinin satın alma gücü düşüyor demektir. Bu nedenle tarımsal ürün fiyatlarını değerlendirirken nominal artışa değil, gerçek artışa bakmak gerekir. Çiftçinin cebine daha fazla para girmiş gibi görünebilir ancak o parayla daha az motorin, daha az gübre, daha az ilaç ve daha az üretim girdisi alabiliyorsa çiftçi gerçekte fakirleşiyor demektir” dedi. “ALIM FİYATI BELİRLENİRKEN MASA BAŞINDA DEĞİL, TARLADA HESAP YAPILMALI” Ömer Fethi Gürer, tarımsal ürün fiyatlarının belirlenme yönteminin değiştirilmesi gerektiğini belirtti. “Alım fiyatları masa başında belirlenmemelidir. Fiyat belirlenirken çiftçinin gerçek maliyeti dikkate alınmalıdır. Bir çiftçinin tarlasına gidip bir dekarda ne kadar mazot kullandığına, ne kadar gübre attığına, ne kadar tohum kullandığına, sulama için ne kadar ödeme yaptığına bakılmalıdır. Çiftçinin emeği de hesaplanmalıdır. Çiftçi ailesinin emeği de üretimin içindedir. Çiftçi yıl boyunca çalışıyor. Kuraklıkla mücadele ediyor, donla mücadele ediyor, hastalıkla mücadele ediyor. Sonra ürününü sattığında maliyetini dahi karşılayacak bir fiyat bulamıyorsa ortada bir tarım politikası öngörü ve planlama sorunu var” dedi.

Başkan Çavuşoğlu Üzüm Üreticilerinin Sorunlarını Dinledi Haber

Başkan Çavuşoğlu Üzüm Üreticilerinin Sorunlarını Dinledi

Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, Buldan’ın Yenicekent Mahallesi’nde üzüm üreticileriyle bir araya gelerek tarımsal üretimde sürdürülebilirlik, taban fiyat politikaları, yerel satış alanları ve yapısal projeleri masaya yatırdı. Başkan Çavuşoğlu, yerel üreticinin güçlendirilmesi için kalıcı eserler bırakacaklarını vurguladı. Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu ile Buldan Belediye Başkanı Mehmet Ali Orpak, tarımsal üretim merkezi olan Buldan’ın Yenicekent Mahallesi’nde üzüm üreticileriyle buluştu. Belediye meclis üyeleri ve mahalle muhtarının da katıldığı toplantıda, bölgenin en önemli geçim kaynağı olan üzüm üretiminin bugünü ve geleceği, sahada karşılaşılan zorluklar ile üreticilerin beklentileri ele alındı. Üreticilerin talep ve beklentileri masaya yatırıldı Üreticilerin sorunlarını bizzat sahada dinleyen Başkan Bülent Nuri Çavuşoğlu, yaşanan sıkıntıların yerelden genele kapsamlı bir tarım politikası ile ele alınması gerektiğini belirtti. Üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi için devlet destekli taban fiyat mekanizmalarının şart olduğunu ifade eden Başkan Çavuşoğlu, “Üzüm üreticilerimizin yaşadığı sorunları konuşmak için bir araya geldik. Bugün üreticinin sahiplenilmesiyle ilgili bir sorunumuz var. Bir şeyi üretmeden önce fiyatının belli olması lazım. Taban fiyatı belirleyebilirsek çiftçimiz mağdur olmaz. Çiftçiyi, üreticiyi mutlu edemez, onları ayağa kaldıramazsak üretimin sürdürülebilirliği mümkün değil” dedi. “Yerli üreticinin ayağa kalktığı bir sistem kurulmalı” Başkan Çavuşoğlu, yerli üreticiye daha çok sahip çıkılması gerektiğini belirterek, “Ürünlerimizi ithal ettiğimizde daha ucuz olduğunu söylüyorlar. Biz kendimiz ürettiğimizde 10 liraya alsak, ithaldeki 5 liradan daha ucuzdur. Çünkü biz 10 liraya aldığımızda; üretici o parayla kahveye gidecek, berbere gidecek, mazot alacak ve para ülke içinde kalacak. Dışarıya verdiğiniz 5 liranın geri dönme ihtimali yok. O nedenle yerli üreticinin desteklendiği ve ayağa kalktığı bir sistemin önemini vurguluyoruz” ifadelerini kullandı. “Emeğin, üretimin ve üreticimizin yanındayız” Muhtarla görüşülerek bir heyet oluşturulacağını belirten Başkan Çavuşoğlu, “Yenicekent’te sorunlarımıza bir nebze de olsa çözüm üretelim istiyoruz. Bugün dile getirilen, talep edilen konularla ilgili arkadaşlarımız üzerinde çalışacak. Kısa vadede yerlerimiz ve şartlarımız uygunsa, hep birlikte bir yol haritası çizeceğiz. Biz Büyükşehir olarak üretenin yanında, alın terinin olduğu her yerdeyiz. Emeğin, üretimin ve üreticimizin yanındayız. Hem tarım hem hayvancılıkla uğraşan hemşehrilerimizin destekçisi olmaya devam edeceğiz. Küçük üreticiye mazotuyla, gübresiyle başlattığımız projelerle can suyu oluyoruz. 2027 yılında bu desteklerimiz artarak devam edecek” ifadelerine yer verdi. “Sorunlarımızı el birliği ile çözeceğiz” Üreticilerle gerçekleştirilen buluşma dolayısıyla Başkan Bülent Nuri Çavuşoğlu’na teşekkür eden Buldan Belediye Başkanı Mehmet Ali Orpak ise, toprağa emek veren çiftçilerin her koşulda yanında olacaklarını belirterek, “Ben de bir üreticiyim ve üretmekten yanayım. Herkesin tarımsal kalkınma desteğinden faydalanabileceği bir mekanizma oluşturulabilir. Bununla ilgili de zaten daha önce gerekli yerlerle görüşmelerimiz olmuştu. Ama en önemlisi, bugün bizim en büyük destekçimiz Nuri başkanımız burada. Bunları üst üste koyduğumuzda inşallah güzel bir noktaya geleceğiz. Sorunlarımızı kısa vadeli ve uzun vadeli projelerle, sırayla birlikte çözeceğiz” dedi. Başkan Çavuşoğlu’na teşekkür Toplantıya katılan Yenicekentli üzüm üreticileri gerçekleştirilen buluşma dolayısıyla Başkan Bülent Nuri Çavuşoğlu’na teşekkür ederken, bu ziyaretin büyük bir moral ve güç verdiğini ifade ettiler. Yıllardır emeklerinin karşılığını almakta zorlandıklarını belirten üreticiler, sorunlarının ilk ağızdan dinlenilmesinden duydukları mutluluğu dile getirdiler.

Gürer: "Nohut Üretenin de Tüketenin de Canını Acıtıyor" Haber

Gürer: "Nohut Üretenin de Tüketenin de Canını Acıtıyor"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye’nin önemli bakliyat ürünlerinden nohutta üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkına, artan ithalata ve yükselen girdi maliyetlerine dikkat çekti. Gürer, “Üretenin kazanmadığı, tüketenin pahalı ürün aldığı ve en yoğun tükettiğimiz baklagillerde dahi sorunun oluştuğu bir süreçteyiz” dedi. NOHUT KENDİ KENDİNE YETERLİ DENİYOR, İTHALAT ARTIYOR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Bakliyatta ülkemizde en çok üretilen ve tüketilen ürünlerden biri nohut. Nohut kendi kendine yeterli olduğu halde son yıllarda nohut ithalatımız da arttı.2002 yılında 590 bin ton Nohut üretimi vardır. Nüfusumuz ve farklı ülkelerden göç ile 30 milyona yakın arttı. TÜİK 2026 yılı için Bitkisel Üretim mayıs ayı Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre 510 bin ton olması öngördü. Nohut tüketimi daralması talebi düşürmesi ile kendi kendine yettiği belirtilse de kişi başı tüketime göre de açık var. İthalatla süreç devam ediyor” dedi. Ömer Fethi Gürer, ithalattaki artışın Türkiye’nin nohutta yeniden açığa sürüklendiğini gösterdiğini söyledi. Gürer, “Nohut ithalatının son 5 yılda yaklaşık 4 kat artması, nohutta ülkemizde açığın varlığını da gösteriyor. İthal de ediyoruz, ihraç da ediyoruz” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin en çok tükettiği baklagillerden birinin nohut olduğunu belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Nohudun şu anda üreticideyken fiyatı düşük. Aracıdan rafa uzandığında fiyat 3-4 kat artıyor” diye konuştu. 2025’TE 330 BİN TON NOHUT İTHAL ETTİK Nohut ithalatı için yurt dışına ödenen dövize dikkat çeken Gürer, “2025 yılında 330 bin 737 ton ithal nohuta 262 milyon 123 bin dolar ödemişiz. 2026 yılının ilk yarısında 132 bin 334 ton nohut ithal etmişiz. 94 milyon 860 bin dolar yurt dışına dövizimiz gitmiş” dedi. Nohudun yoğun olarak ekildiği bölgelerin Ankara, Yozgat ve Konya olduğunu belirten Gürer, Türkiye’nin farklı ülkelerden nohut ithal ettiğini söyledi. TBMM Tarım Orman ve Köy İşleri Komisyon Üyesi CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Rusya’dan, Meksika’dan, Kanada’dan, Kazakistan’dan ithal nohut getiriyoruz. Irak’a, Suriye’ye, Pakistan’a da nohutu ihraç ediyoruz” ifadelerini kullandı. ÜRETİCİ 28-42 LİRAYA SATIYOR, RAFTA 120-170 LİRA Nohut fiyatlarının bölge ve kaliteye göre değiştiğini belirten Ömer Fethi Gürer, üreticinin elinden çıkan ürün ile tüketicinin markette karşılaştığı fiyat arasındaki farkın büyüklüğüne dikkat çekti. Üreten kazanamıyor. Tüketici nohut almakta zorlanıyor .Fiyat dengesizliği emekli, asgari ücretli için alımı güçleşen ürünler arasında” dedi. Ömer Fethi Gürer, “Fiyat kaliteye göre şu anda değişiyor. Ülkemizde farklı bölgelerde 28 lira ile 42 lira arasında kilo fiyatıyla nohut satışı gerçekleşiyor. Üreticiden çıktıktan sonra rafa gidiyor. 120 lira ile 170 lira arasında kilo fiyatı değişen nohut satışı var” diye konuştu. GİRDİ MALİYETLERİ ÜÇE KATLADI Nohut üretimindeki girdi maliyetlerinin yıllar içinde büyük ölçüde arttığını belirten Ömer Fethi Gürer, 2024, 2025 ve 2026 yıllarındaki fiyat değişimlerine dikkat çekti. “2024 yılında tohum 25 bin, ilaç 15 bin, nohut 30 bin liradan tonu satılıyor.2025 yılına ilişkin ise “Tohum 40 bin, ilaç 20 bin, nohudun tonu 32 bin liradan satılıyor. 2026 yılında maliyetlerin daha da yükseldi. Tohum 65 bin liraya çıkmış. İlaç 35 bin liraya çıkmış. Nohut 32 bin 100 liradan satılıyor. Yerköy’de görüştüğüm nohut üreticisi Sancak Yılmaz diyor ki, ‘Vekilim, bizim girdi maliyetleri üçe katladı. Hâlâ nohutu 32 liradan satamıyoruz. Biz bu işi nasıl sürdüreceğiz diyor” diye konuştu. TOPRAK MAHSULLERİ OFİSİ ÇİFTÇİNİN YANINDA DURMALI CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, üreticinin maliyetlerini karşılayabilmesi ve nohut üretiminin devamlılığının sağlanabilmesi için Toprak Mahsulleri Ofisi’nin devreye girmesinin destekleyici bir fiyat olması gerektiğini belirterek, “Bu durumda Toprak Mahsulleri Ofisinin çiftçinin yanında durup nohutu girdi maliyetleri makul bir şekilde alması lazım ki önümüzdeki yıllarda da nohutla açığımız artmasın. Üretici üretsin” dedi. Üreticinin yeterli kazanç sağlayamadığında ürün desenini değiştirdiğini ifade eden Gürer, “Nohutta üretici para kazanamadığı için ürün desenini değiştiriyor. Aslında nohut ülkenin çok yerinde yetişebiliyor ama üretici para kazanmayınca nohut üretiminden uzaklaşıyor” diye konuştu. NOHUTUMUZ İTHAL, FASULYEMİZ İTHAL, MERCİMEĞİMİZ İTHAL CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye’nin temel bakliyat ürünlerinde ithalata bağımlı hale gelmesini eleştirerek, “Nohutumuz ithal, fasulyemiz ithal, mercimeğimiz ithal. Baklagillerde dahi ithale mecbur kalmamızın nedeni yanlış tarım politikaları” ifadelerini kullandı. Tarım politikalarının üretim planlaması ve maliyetlerin düşürülmesi temelinde yeniden ele alınması gerektiğini belirten Gürer, “Uygulamalarda ürün deseninin doğru belirlenip verime göre üretimin varlığı sağlansa, girdi maliyetleri düşürülse, ilacında, tohumunda, gübresinde, sulama suyunda, elektriğinde, mazotunda çiftçinin yanında duran bir anlayış olsa bizim kendi kendine yeten tarım ürünlerimizin varlığında artış yaşarız” dedi. ŞU ANDA AÇIĞIMIZ VAR VE İTHALATA MECBUR KALIYORUZ Türkiye’nin kendi kendine yeterli tarım ürünlerinin üretimini artırabilecek potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Gürer, mevcut politikalar nedeniyle ithalatın arttığını söyledi. Ömer Fethi Gürer, “şu anda açığımız var ve ithalata da mecbur kalıyoruz” dedi. CHP’li Ömer Fethi Gürer, “Nohut hasadının başladığını ve üreticinin ürününü satarken yeterli kazancı elde edemediğini belirterek “hasat başladı. Nohut üreticisi satarken para kazanamıyor. 32 liradan Yozgat’ta nohut satılıyor. Niğde’de nohut ekim alanı daraldı. Fasulyede ekim arttı. Onda da üretici yıllara göre farklı sorunlar yaşıyor ” diye konuştu. ÜRETEN KAZANMIYOR, TÜKETEN PAHALIYA ALIYOR Üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkının tarımdaki yapısal sorunu ortaya koyduğunu belirten CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Rafa gidiyorsunuz, 120 lira ile 170 lira arasında kaliteye, markaya göre değişen nohut tüketici almak zorunda kalıyor. Üretici maliyetine satamadığı ürünün raf fiyatında bu aşırı artışta bakanlıkların çözeceği bir süreçtir” ifadelerini kullandı. Gürer, nohut üzerinden yaşanan sorunun yalnızca bir ürünün fiyatı olmadığını, üretimden tüketime kadar uzanan bir tarım politikası sorununa dönüştüğünü belirterek, “Üretenin kazanmadığı, tüketenin pahalı ürün aldığı ve en yoğun tükettiğimiz baklagillerde dahi sorunun oluştuğu bir süreçteyiz.” dedi. TMO KİMDEN MERCİMEK ALACAK? CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TMO’nun yeşil mercimek alım kararını olumlu ancak geç kalmış bir açıklama olarak değerlendirdi. Gürer, “TMO, 2026 dönemi natürel yeşil mercimek alım fiyatını ton başına 32 bin lira olarak belirledi. Alımlara 31 Ağustos tarihinde başlanacağını duyurdu. Yeşil mercimekte 2020-2026 döneminde 541 bin 63 ton ithalat yapılmış ve yaklaşık 470,5 milyon dolar ödeme gerçekleştirilmiştir. Yeşil mercimek ithalatı 2020’den 2025’e kadar önemli ölçüde artmıştır. 2020’de 52 bin 387 ton olan ithalat, 2025’te 118 bin 999 tona yükselmiştir. Bu artış yaklaşık yüzde 127 düzeyindedir. Kırmızı ve yeşil mercimekte ithalatçı ülke konumuna gelince mercimek üreticisi akıllara nihayet geldi. Ancak geç geldi. TMO, iki gün sonra mercimek alacakmış. Çiftçi, 22 TL’ye ürününü tüccara sattı. Çiftçinin elinde mercimek neredeyse tükendi. TMO bu alımı mercimek hasadı başlamadan önce duyurmalıydı. En azından temmuz ayında duyursaydı çiftçi ürününü tüccara 21-22 TL’den satmak zorunda kalmazdı. Tüccar, çiftçinin kotasını kullanıp 32 TL’den TMO’ya ürün satacaktır. Aracıların bunu nasıl yapacağını hepimiz biliyoruz. Çiftçiden 21-22 TL’ye aldığı ürünü 20 gün içinde 32 TL’ye satacaktır. Yine kazanan çiftçi olmayacaktır. Bu süreçler doğru planlama ve öngörü ile yönetilirse çiftçiye fayda sağlar.” dedi.

Anamur Muz Üreticisi İsyanda: "Maliyet 42 TL, Satış 8 TL!" Haber

Anamur Muz Üreticisi İsyanda: "Maliyet 42 TL, Satış 8 TL!"

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Mersin ve Anamur’daki muz üreticilerinin artan girdi maliyetleri ve ithalat baskısı sebebiyle büyük bir ekonomik krize sürüklendiğini belirtti. Küresel ölçekteki üretici ülke örneklerine dikkat çeken Kış, Türkiye'deki üreticilerin kaderine terk edildiğini vurgulayarak ithalat politikalarının acilen gözden geçirilmesini talep etti. ​Anamur'da Üretici Çıkmazda: "Seramı Sökerim" İsyanı ​Türkiye’nin en önemli muz üretim merkezlerinden olan Mersin’de çiftçiler ciddi bir borç sarmalı ve darboğazla karşı karşıya. Üretici verilerine göre tablo şu şekilde: ​1 Kilogram Muzun Maliyeti: 42 Türk Lirası ​Satış Fiyatı: Kalitesine göre 8 TL ile 25 TL arasında değişiyor. ​Sonuç: Üretici, en iyi ihtimalle dahi ürününü maliyetinin çok altında satmak zorunda bırakılıyor. ​Milletvekili Kış, yıllarca sera yatırımları yapılarak büyütülen Türkiye muz üretim kapasitesinin bugün ithalat karşısında savunmasız bırakıldığını belirterek, "Bir ülkenin tarım politikası, üreticisine yatırım yaptırıp yıllar sonra onu ithal ürün karşısında savunmasız bırakmak olamaz" dedi. ​Dünya Üreticilerini Nasıl Destekliyor? Gülcan Kış’tan Küresel Örnekler ​Dünyanın önde gelen muz üreticisi ve ihracatçısı ülkelerinin piyasayı üretici aleyhine asla yalnız bırakmadığına dikkat çeken Kış, şu örnekleri paylaştı: ​Ekvador (Dünya Lideri): Üreticinin alacağı asgari fiyat kamu otoritesi tarafından güvence altına alınıyor. Üretici piyasanın insafına bırakılmıyor. ​Filipinler (Yeniden 2. Büyük İhracatçı): Tarım Bakanlığı eliyle çiftçiye fidan, organik gübre ve biyolojik mücadele girdileri sağlanıyor. 2025 yılında ihracatını yüzde 25,6 artırarak 2,93 milyon tona çıkardı. ​Avrupa Birliği (POSEI Programı): Fransa, İspanya ve Portekiz muz sektörüne yıllık toplam 278,9 milyon avro kaynak aktarıyor. Yalnızca Kanarya Adaları için 2025 kampanyasında 141,1 milyon avro ayrıldı. ​"İthalat Çiftçiyi Terbiye Etme Aracı Olamaz" ​Geçmişte uygulanan yüzde 145,8'lik gümrük vergisi oranının üreticilerin temel talebi olduğunu hatırlatan Kış, Ticaret Bakanlığına çağrıda bulundu: ​"İthalat, çiftçiyi fiyatla terbiye etmek için kullanılabilecek bir araç değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde de daha önce gündeme getirildiği üzere geçmişte yüzde 145,8 olan gümrük vergisinin değiştirilmesi üreticiler açısından ciddi bir tartışma yaratmıştır. Ticaret Bakanlığı bu politikayı yeniden değerlendirmelidir." ​Mersin ve Türkiye İçin Uzun Vadeli Muz Politikası Önerileri ​Mersin'in muzda yalnızca üreten değil, dünyayla rekabet eden bir merkez haline gelmesi gerektiğini belirten Gülcan Kış, acil çözüm önerilerini sıraladı: Yerli üreticiyi ithalat baskısına karşı koruyacak önlemler alınmalı. Üretim maliyetini baz alan sürdürülebilir bir fiyat mekanizması kurulmalı. Sera yatırımları ve yüksek enerji maliyetleri sübvanse edilmeli. Hastalıklarla mücadele ve verimlilik artışı için bilimsel destekler artırılmalı. Mersin Limanı'ndaki ithal ürün denetimleri sıkılaştırılmalı; yerli muzun zincir marketlerdeki payı güçlendirilmeli. ​Kış, açıklamasını şu sözlerle noktaladı: ​"Anamur'un üreticisi sadaka istemiyor. Üretmek, emeğinin karşılığını almak ve dünyayla rekabet etmek istiyor. Anamur'un seralarını söktürmeyin; Anamur'un muzunu dünyaya sattırın."

CHP'li Gürer: "Üretim Artıyor. Rafta, Tezgâhta Fiyatlar Düşmüyor" Haber

CHP'li Gürer: "Üretim Artıyor. Rafta, Tezgâhta Fiyatlar Düşmüyor"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman, Köy İşleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, tarımda kamucu, planlı üretim ve öngörülebilir bir yönetim olmayışının rafta ürünün fiyatının düşmemesine neden olduğunu söyledi. Gürer, “Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 2026 yılında bitkisel üretimde Cumhuriyet tarihi rekoru kırılabileceğini söyleyip tarımda işlerin iyi olduğunu belirtirken Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan: “Gıda üretimi görünümündeki genel iyileşmeye karşın, gıda enflasyonundaki olumsuz ayrışma belirginleşti.” diyerek üretim artışına karşın gıda enflasyonunun yıllık enflasyona etkisinden söz ediyor. Üretimin çok olmasına rağmen vatandaş neden ucuz ürün alamıyor? Bunun iktidar kanadından bir açıklaması yok mu? Ürün çoksa rafta fiyat düşmezken tarlada, bahçede ürün kalmasında iktidarın sorumluluğu yok mu?” dedi. CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Esasen Bakan üretimde rekor artışı ifade etse de bu artış iktidarın başarısı ile ortaya çıkan bir sonuç değil. Mevsimsel yağmurun artışı ve kuraklık, don gibi önceki yıllarda tarım felaketlerinin bu yıl olmaması üretimde artışı getirdi. Üretim artışı kişi başına düşen üretim üzerinden bakılırsa da sorun devam ettiği görülür. Aralık ayı bitkisel üretim verileri ile durum daha gerçekçi analiz edilebilir. Tarımda yapısal sorunların varlığı rekolte artışı ile yok sayılamaz. Sorunlar aşılmadan tarımda işler iyi gidiyor denmesi tarım sorunlarını ortadan kaldırmaz. Tarım, üretim aşamasından sofraya erinceye kadar süreç doğru yönetilmelidir. Tüccar ve ithalata dayalı süreç, gıdada sorunların varlığını yok etmiyor. Girdi maliyetlerinin artması üretimi sorunlu kılıyor. Mazot litresi 80 liraya dayandı. Gübrede çiftçi, üretici yoğun kullandığı gübre ton fiyatı 30.000 TL’yi erdi. Sulama suyu elektriğinden işçiliğe, ithalattan ihracata olumsuzluklar görmezden gelinemez. İlacı, tohumu, sulama suyu giderleri durmadan artıyor. Ürün üretimini kredi kullanıp sağlayan çiftçi, üretici, ürün hasat sonrası düşük alım fiyatı ile gelir gider dengesi bozulması icralık olmasına kapı aralıyor. Ürünü tüccara verdikten sonra ürün fiyatı artışı da başlıyor. Üretici sattığı ürünü rafta fiyatını görünce artış aralığı ile üreten biz, kazanan aracılar diyor. Sonuçta üretici, çiftçi kazanamadığı ürün deseninde kazanabileceği varsaydığı ürüne yönelip değişikliğe gitmek zorunda kalıyor. Bu durum ihtiyaca göre üretim dengesini bozuyor. Ürün rekoltesini takip eden tüccar da ithalatçı da bu süreçte istedikleri fiyatlarla pazarı oluşturuyor. Bu durum üreteni de tüketeni de mağdur etmeye devam ediyor.” dedi. KAMU DÜŞÜK ALIM FİYATI ÜRETİCİYİ SIKINTIYA SOKUYOR CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, kamunun düşük alım fiyatı yanında geç fiyat açıklamasını piyasayı tüccarın şekillendirmesine yol açtığına da dikkat çekti. Gürer, bölgelere göre maliyetlerle sürece bakıldığında buğday, çay, fındık gibi alım fiyatları düşük kalan üreticilerin masrafını karşılamakta zorlandığını belirtti. Farklı ürünlerde tarla ve bahçe ile raf fiyatı arasında katlamalı fiyat artışının serbest piyasa ekonomisi ile oluştuğunu söyleyen Ömer Fethi Gürer, “Tarım gibi kamunun etkin olmadığı alanda sorunlar bitmez. Kamucu bir yaklaşım, önemli girdi kalemlerinde sübvansiyon, gerekli yeterli destekler ve kooperatiflerin güçlü bir yapı ile oluşturulması sorunları önemli ölçüde geriletecektir. Bu sürece planlı üretim, öngörülebilir yönetim ve üretim sonrası işlenmiş, dondurulmuş, katma değerli ürüne üretimin dönüştürülmesi ile bir yıl sonrası değil, birkaç yıllık sürecin sorunlardan arındırılması yaratılabilir. Dalda, tarlada ürün yok, GIDA enflasyonu yüksek denirken bu kere ürün var, rekolte yüksek diyerek rafta ürün fiyatını vatandaş alım gücüne endeksli duruma getiremiyorsanız nedenini doğru okumak gerekir.” dedi. EMEKLİ MEYVEYE HASRET CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman, Köy İşleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, bu yıl mevsimsel ani hava değişiminden fazla etkilenmeyen meyve ürünlerinde de rafta fiyat düşmemesinin emekli ve dar gelirlinin dilediği kadar ve istediği meyveyi almasını sağlamadığını belirtti. Bahçede, tarlada ürünün son tüketiciye uygun fiyatla ermemesinin iktidarın uyguladığı tarım politikası etkisi olduğuna işaret etti. Tüccar ile ithalatçıya bırakılan sürecin rafta ürün fiyatının uygun olmasını sağlamadığı görülerek tarımda ve gıdada politikalar yeniden düzenlenmelidir. Bu sürecin enflasyon etkisinden söz ediliyorsa çözüm için de gerekli düzenlemeler sağlanmalıdır. “Pazarda ürün var olsa da emekli alamadığı ürüne tezgahta bakıp geçiyor. Emekli ve dar gelirli düşük maaş ile gıdasını, meyvesini kısmak zorunda kalıyor. Raftaki ürünün alım gücüne göre yüksek fiyatlarda olması da meyveyi, sebzeyi dilediği kadar tüketme ya da alabilmesini de sınırlıyor.” diye konuştu.

CHP’li Orhan Sarıbal: "Küçük Üretici Tarım Sisteminin Dışına İtiliyor" Haber

CHP’li Orhan Sarıbal: "Küçük Üretici Tarım Sisteminin Dışına İtiliyor"

CHP Yurtiçi Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Türkiye’de tarımsal istihdamın nüfus artışına rağmen gerilediğini belirterek, ithalata dayalı politikaların özellikle küçük üreticileri ve aile işletmelerini tarım sisteminin dışına ittiğini söyledi. Sarıbal, “İthalat üzerinden sektör terbiye edilmektedir” dedi. Orhan Sarıbal, Türkiye’de tarımsal istihdamın uzun dönemli seyrine ilişkin verileri değerlendirdi. Sarıbal, 2002 yılında Türkiye’nin nüfusu yaklaşık 64 milyonken tarımda çalışan kayıtlı kişi sayısının yaklaşık 7,5 milyon olduğunu, 2026 yılında nüfus 86 milyona yükselmesine karşın tarımda çalışanların sayısının yaklaşık 4,8 milyona gerilediğini söyledi. Tarımın istihdamdaki payı yüzde 14’e geriledi Sarıbal, 2002 yılında tarım sektörünün toplam istihdamın yüzde 34’ünden fazlasını oluşturduğunu, bugün ise bu oranın yüzde 14 düzeyine düştüğünü belirtti. 2024-2025 döneminde 267 bin kişinin tarım sektöründen çıktığını aktaran Sarıbal, 2026 yılının ilk çeyreğinde de 44 bin kişinin daha tarımsal üretimden ayrıldığını söyledi. “İnsanlar tüketimi bıraktı mı? Ya da çiftçi üretimden çıktı ama tamamen bıraktı mı? Hayır” diyen Sarıbal, tarımdaki iş gücü kaybının yalnızca teknoloji ve mekanizasyonla açıklanamayacağını ifade etti. Sarıbal, “İthalat üzerinden sektör terbiye edilmektedir. Üretimden sürekli dışlanan bir yapı vardır. Elbette teknoloji, elbette mekanizasyon ama bu iş gücü kaybını buradan karşılayamazsınız” diye konuştu. Küçük aile işletmeleri tarımdan uzaklaşıyor Tarımsal istihdamdaki gerilemenin en önemli sonuçlarından birinin küçük üreticiler ve aile işletmeleri üzerinde görüldüğünü belirten Sarıbal, açıklanan verilerin küçük üreticilerin sistemden sürekli uzaklaştığını gösterdiğini söyledi. Sarıbal şöyle konuştu: “Bu, özellikle küçük aile işletmelerinin, özellikle küçük üreticilerin sistemden sürekli uzaklaştığını, sistemden sürekli çıktığını gösterir.” Bu tablonun yalnızca istihdam rakamları üzerinden değerlendirilemeyeceğini ifade eden Sarıbal, tarımdan uzaklaşmanın Türkiye’nin gelecekteki üretim kapasitesi üzerinde de sonuçları olacağını belirtti. Gıda güvencesi ve gıda egemenliği uyarısı Küçük üreticilerin tarım sisteminden uzaklaşmasının sürdürülebilir üretimi doğrudan etkilediğini söyleyen Sarıbal, bu sürecin Türkiye’nin gıda güvencesi, gıda egemenliği ve gelecekteki tarımsal üretim modeli bakımından ciddi bir risk oluşturduğunu ifade etti. Sarıbal, tarımsal istihdama ilişkin verilerin gelecekte telafisi güç kayıplara işaret ettiğini belirterek, “Bunlar TÜİK’in rakamlarıdır” dedi. Tarım ve gıda politikalarının yalnızca kâr, rekabet ve verimlilik anlayışına dayandırılamayacağını vurgulayan Sarıbal, ithalata dayalı bir tarım politikasıyla mevcut sorunların çözülemeyeceğini söyledi. Sarıbal, Covid-19 döneminde parası olduğu halde ülkelerin buğdaya ulaşamadığını hatırlatarak, uluslararası kriz dönemlerinde temel gıda ürünlerine erişimin yalnızca satın alma gücüyle güvence altına alınamayacağını ifade etti. Tarımsal üretim teknik kadrolarla birlikte planlanmalı Sarıbal, Türkiye’de ziraat fakültelerinden mezun 50 binin üzerinde, veteriner fakültelerinden mezun ise 30 binin üzerinde işsiz bulunduğunu söyledi. Mesleği dışında çalışan binlerce mezun olduğunu da belirten Sarıbal, Tarım ve Orman Bakanlığının 2026 yılı için açıkladığı 1.874 kişilik sözleşmeli personel alımını yetersiz bulduğunu ifade etti. Türkiye’de 226 milyon dekar üretim alanı, 146 milyon dekar mera ve yaklaşık 78 milyon baş hayvan bulunduğunu aktaran Sarıbal; kuru tarım, sulu tarım, seracılık, hububat, baklagiller, yağlı tohumlar, endüstri bitkileri ve hayvancılığın doğru bir planlamayla birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Sarıbal, ziraat mühendisleri, teknikerler, teknisyenler, veteriner hekimler ve veteriner teknikerlerinin üretim sürecine dahil edilebileceğini belirterek şöyle konuştu: “Doğru bir planlama, doğru bir tarım modeli; ülkenin biyoçeşitliliğini, toprağını, iklimini, suyunu, kuru ve sulu tarımını plana dönüştürdüğümüzde hiçbir ziraat mühendisinin, hiçbir veteriner hekimin işsiz kalma olanağı yok.” “İthalata dayalı politikayla sorunlar çözülemez” Tarımın ülkenin temel üretim alanlarından biri olduğunu belirten Sarıbal, küçük üreticilerin sistemden uzaklaşmasının yalnızca çiftçilerin değil, bütün toplumun geleceğini ilgilendirdiğini söyledi. Sarıbal, gıda güvencesinin yalnızca kâr, rekabet ve verimlilik esasına dayandırılamayacağını belirterek, “İthalata dayalı bir tarım politikası ortaya koyarsanız hiçbir sorunu çözemezsiniz” dedi. Türkiye’nin toprağı, suyu, iklimi, mera varlığı, hayvan varlığı ve ürün çeşitliliğiyle güçlü bir tarımsal üretim kapasitesine sahip olduğunu vurgulayan Sarıbal, bu kaynakların doğru bir üretim planlamasıyla değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Sarıbal’ın açıklamasında öne çıkan temel uyarı, küçük aile işletmeleri ve küçük üreticiler tarım sisteminin dışına itildikçe Türkiye’nin sürdürülebilir üretim kapasitesinin, gıda güvencesinin ve gıda egemenliğinin zayıflayacağı oldu.

Buğday Üreticisi Mazot Karşısında Eridi: 73 Litre Kayıp! Haber

Buğday Üreticisi Mazot Karşısında Eridi: 73 Litre Kayıp!

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, TBMM’de yaptığı kapsamlı konuşmada Türkiye’nin tarım politikasındaki yanlışları ve üreticinin karşı karşıya olduğu derin krizleri gözler önüne serdi. Ömer Fethi Gürer, “Bitkisel üretim, tarla, bahçe ve sebze üretimiyle ilgili bazı iktidar milletvekili arkadaşlarımız geliyor, bu dönem üretimdeki artıştan söz ediyor, bir önceki yıla göre değerlendiriyorlar. Bir önceki yıla göre değerlendirirseniz tabii üretim artışı var. 2023 yılına göre 2025 yılında yalnızca 10 milyon ton tahıl tarla ürünlerinde kayıp oluştu, meyvedeki kayıp da kayıt dışıyla beraber 10 milyon tona yakın. Bunun nedeni kuraklık ve zirai dondur. O kriterlere göre bakarsanız bu yıl üretimde artış görülür ama 2002 yılında bu ülkede 19 milyon 500 bin ton buğday yetişirken geçen yıl 17 milyon 900 bin ton yetişmişti. Öyle olunca, nüfusa göre değerlendirdiğinizde, geçen yıldan bu yıla da 22 milyon ton ilk tahmin olduğuna göre, nüfus oranı ölçüsünde buğday üretiminde artışımız yok, açığımız var.” diye konuştu. 2025 YILINDA 1 TON BUĞDAY SATAN ÇİFTÇİ 287 LİTRE MAZOT ALIYORDU, BU YIL 1 TON BUĞDAY SATAN ÇİFTÇİ 214 LİTRE MAZOT ALABİLİYOR. Gürer, “DİR (Dahilde İşleme Rejimi) kapsamında da her yıl buğday ithal ediyoruz. Peki, buğday üreticisine gerekli destek sağlanıyor mu? Verilen alım fiyatının düşük olduğunu defalarca dile getirdik. Bakınız, 2025 yılında 1 ton buğday satan çiftçi 287 litre mazot alıyordu. Bu yıl 1 ton buğday satan çiftçi 214 litre mazot alabiliyor. Mazot da üretimdeki en önemli gider kalemlerinden biri. Keza, gübrede de benzer bir durum var. 2021 yılında mazot 7 lirayken, 2026 yılında mazot 77 lira. Verilere böyle baktığımız zaman tarım kesiminin sorunlarını daha iyi fark eder, irdeleriz.” dedi. Gürer, “Bölgelerimizdeki üreticilerle konuştuğunuzda, çiftçilerle konuştuğunuzda sıkıntıları sizlere anlatıyorlardır. En örgütsüz kesimlerden biri tarım kesimi. Bireysel anlamda kredisini alıyor, borçlanıyor, üretim yapıyor, sonra da ödeyemediği zaman kapıya icra geliyor. Yalnızca bu ay için 77 traktör, 5.400 tarlaya icra yine gelmiş. Öyle olunca, bu rakamsal artışları da gözlediğinizde her yıl kırsalda bu işi yapanın sayısı azalıyor. Veriler doğru kullanılmadı mı sorun yok gibi görünür ama sorun var.” dedi. MISIRDA SORUN VAR CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Mısır üretiminde Türkiye'nin üretim açığı olmayabilir ama her yıl mısırda 3-4 milyon ton açığımız var. Niye var? Çünkü ithalatı kolaylıyoruz. Oradaki fiyat dengesini Türkiye'deki üretimle paçal yapıp fiyat düşürme yolunda bir çalışma gerçekleştiriyorsunuz. Bunu yapacağınıza, çiftçi için ürünlerde girdi maliyetlerinde, gübrede yüzde 50 sübvansiyon desteği sağlansa, mazotta ÖTV, KDV kaldırılsa, Ziraat Bankası kredilerinde çiftçiyi koruyan bir anlayış geliştirilse, bu bağlamda borçların ötelenmesi yoluna gidilip faizleri silinse bu meselelerde üretici korunur. Üreticinin korunmasıyla üretim açığı kapatılabilir. 21 üründe arz açığı var. Bu benim belirlediğim bir arz açığı değil; verileri bakanlığın, TÜİK'in verilerinin dışında veri kullanmam ama TÜİK mayıs ayında bitkisel üretimi açıklıyor, bir de aralık ayında açıklıyor. İkisi arasında geçen yıl bazı ürünlerde 2 milyon tona yakın sapma var. Bu ülkenin tarımını ayağa kaldırmak için doğru politikalara ihtiyaç var.” dedi. TARIMDA SORUNLAR DERİNLEŞİYOR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TBMM'de yaptığı konuşmada tarımdaki sorunların derinleştiğini de söyledi. Gürer, “Ülkemizde Toprak Mahsulleri Ofisinin önemli bir işlevi var. 1938 yılında Cumhuriyet Halk Partisi tarafından kurulmuş, çiftçinin kara gün dostuydu, sonradan yapısal değişikliklere uğradı. 2006 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları döneminde Toprak Mahsulleri Ofisinin depoları satıldı, bölgelerden çekildi, serbest piyasa ekonomisi mantığıyla ofis neredeyse tükenme noktasına geliyordu. Sonra baktılar ki üretilen ürün var, üretici ürettiği ürünü satacak nokta arıyor, yeniden TMO'nun işlevini değiştirdiler, günümüze kadar gelen farklı yapılanmalar oluştu. Burada ortaya çıkan en önemli sorun, kamunun alım fiyatı adı altında belirlediği fiyatı tüccarın beklemesi, onun altında fiyatla da piyasaya girmesi oluyor. Taban fiyat uygulaması olmadığı için TMO'nun açıkladığı fiyat bir alım fiyatı ama TMO'ya ürün teslim etmenin şartları ağır. 'Randevu sistemi' diyor, ödemede problem var, 'Ayağıma getir, belirlediğim yerde olsun.' diyor çünkü her yerde alım yapmıyor. Her yerde alım yapmadığı zaman borçlu çiftçi, tarlaya gelen tüccara ürününü vermek durumunda kalıyor ve üründen para kazanamıyor.” dedi. TMO ALIM FİYATI DÜŞÜK TUTUYOR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “TMO'nun açıkladığı fiyatları da eleştirdi. Gürer, 'Genelde TMO alım fiyatı düşük oluyor. Bu yıl buğdayın tonunda 16.500 lira fiyat açıkladı. Çukurova'daki verimliliğe göre 20 bin lira civarında bir maliyet fiyatı varken, İç Anadolu'da kıraç arazideki verime göre de 24 bin lira civarında bir maliyeti var ton olarak. Onun için bölgesel olarak da sorunun oluşumuna yol açıyor.'” diye konuştu. FINDIK ALIM FİYATI KİLOSU 370 LİRA OLMALI TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, fındık alım fiyatıyla ilgili çağrıda bulundu. Gürer, “Bugünlerde fındıkla ilgili alım fiyatı açıklanacak. Toprak Mahsulleri Ofisinin açıklayacağı bu fiyat, ülkemiz fındığı için de önemli. Cumhuriyet Halk Partisi olarak önerimiz, çiftçi refahını sağlayacak kiloda 370 liralık bir fiyat. Nedenine gelince, stratejik bir ürün fındık. Fındığın yüzde 80'ini ihraç ediyoruz, katma değerli ürüne dönüştürüyoruz ama Türkiye'de fındık üreticisinin yanında durmayan bir kamu var. Tekelleşmiş yabancı şirketlere fındığımız neredeyse peşkeş çekilip farklı ülkelerde Türkiye'den götürülen fındıkla pazar yaratıp, üretim alanı yaratıp Türkiye fındığının da önü kesilmek isteniyor. Oysa fındıkta dünya markasıyız. Fındık üreticisinin yapısı da genelde büyük kentlerde olup fındığına bakım yapar, gelir, orada hasadını yapar, tekrar dönüş sağlar. Böyle giderse fındıkta da sorunlar oluşacak. Son yıllardaki yanlış politikalar fındığı da sorunlu kıldı. Çayda sorun, fındıkta sorun, buğday mevsimsel yıllık değişimlere uğradığında sorun, mısırda sorun; mercimekte ürettiğimizin iki katını ithal eder duruma geldik. Mercimek ülkesiyken 21 üründe arz açığı devam ediyor. Yanlış tarım politikası ve uygulamalarıyla ortaya çıkan sorunlar, tarımda Türkiye'yi bir kaosa doğru sürüklüyor.” dedi. İTHAL ÜRÜNÜ İŞLEYİP İHRACAT ETMEK YERİNE ÇİFTÇİMİZ ÜRETSİN CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer konuşmasında, “Ne deniliyor? 'Tarımsal üretim ihracatında yükseldik.' Yurt dışından, yabancı ülkelerden getirdiğin ürünü Türkiye'de işliyorsun, dâhilde işleme rejimi kapsamında yurt dışına satıyorsun, onunla övünüyorsun. Önemli olan kendi üreticini desteklemek, kendi üreticinin refahını sağlamak, ürettiğin ürünün değer bulmasına yol açmak, girdi maliyetlerini düşürmek ve tüketicinin de uygun fiyatlarla ürün alacağı bir sistemi oluşturmak. Bu sistem oluşmazsa ülke için sorunlar oluşur.” dedi.

Ediz Ün: "Hayvancılık İthalat Sarmalında Can Çekişiyor!" Haber

Ediz Ün: "Hayvancılık İthalat Sarmalında Can Çekişiyor!"

Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan "Kırmızı Et Üretim İstatistikleri"ne ilişkin değerlendirmede bulundu. Ün, kontrolsüz ithalata rağmen yerli üretimin çöktüğünü vurgulayarak, hayvancılık sektörünün bir "yok oluş" sürecine girdiğini ifade etti. Et Üretiminde Son 5 Yılın En Düşük Seviyesi Açıklanan verilerin bir başarı değil, bir felaket senaryosu olduğunu belirten Ediz Ün, şunları söyledi: Üretim Kaybı Hızlanıyor: "2025 yılı verilerine göre kırmızı et üretimi yaklaşık 1,9 milyon ton seviyesinde kaldı. Bu rakam, son 5 yılın en düşük seviyesidir. Geçen yıla oranla %10, iki yıl öncesine göre ise %21’lik bir üretim kaybı yaşıyoruz. Son iki yıldır üst üste yaşanan bu düşüş, sektörün yapısal bir krize girdiğinin kanıtıdır." İthalat Çare Olmadı: "Milyonlarca canlı hayvan ithal edilmesine rağmen hayvan sayımızı artıramıyoruz. Sığır, manda, koyun ve keçi varlığımız hem bir önceki yıla hem de iki yıl öncesine göre gerilemiş durumda. Kesilen hayvan sayısı azaldıkça et üretimi de doğal olarak dibe vuruyor." "14,3 Milyar Doları Elin Çiftçisine Verdik" Türkiye’nin kaynaklarının ithalata kurban edildiğini vurgulayan Ün, yerli ve milli söylemlerinin gerçeği yansıtmadığını dile getirdi: "Türkiye, 2010 yılından bugüne kadar 8 milyon büyükbaş, 3,2 milyon küçükbaş ve 500 bin ton et ithalatı için toplam 14,3 milyar dolar ödedi. Bugün mevcut 17 milyon büyükbaş hayvanımızın yarısından fazlası ithal kökenli. Yem dışarıdan, ilaç dışarıdan, çoban dışarıdan; hayvancılığa dair ne varsa ithal! Hal böyleyken bize 'yerli ve milli' edebiyatı yapanların samimiyeti, ancak timsah gözyaşlarından ibarettir." Süt Üretimi de Alarm Veriyor Krizin sadece etle sınırlı kalmadığını, süt üretiminde de tarihi bir gerileme yaşandığını belirten Ün, şöyle devam etti: "Etteki başarısızlık sütte de aynı şiddette hissediliyor. Çiğ süt üretimi bir önceki yıla göre %5 azalarak 21,4 milyon tona geriledi. 2020 yılında 23,5 milyon ton olan üretim, son 5 yılda %9 eridi. Daha vahimi, son sekiz yılın en düşük çiğ süt üretimini yaşıyoruz. Çiğ süt tavsiye fiyatları maliyetleri karşılamadığı sürece kimse üretim yapmaz. Makyajlanmış veriler bile artık bu acı gerçeği gizleyemiyor." "Gıda Egemenliğimiz Tehlikede" AKP’nin tarım politikalarının bir "milli güvenlik sorunu" haline geldiğini belirten Ediz Ün, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: "Üzülerek ifade ediyorum ki; bu ülkenin tarım politikası iflas etmiştir. AKP iktidarda kaldığı her gün, ülkemizin gıda egemenliğinin yabancı devletlere ve küresel şirketlere devredilmesi anlamına gelmektedir. Bu toprakların varoluş nedeninin tarım olduğunu öğrenemediler, bilseler de gereğini yapmadılar. Ancak üreticimizle el ele vererek, tarımı ve hayvancılığı bu karanlıktan çıkaracak ve ülkemizi yeniden ayağa kaldıracağız."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.