Hava Durumu

#Tarım Sektörü

Kırsal Haber - Tarım Sektörü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tarım Sektörü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TİM Tarım Kurulu Çalıştayında Tarım Sektörü Temsilcileri Bir Araya Geldi Haber

TİM Tarım Kurulu Çalıştayında Tarım Sektörü Temsilcileri Bir Araya Geldi

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) koordinasyonunda düzenlenen Tarım Kurulu Çalıştayı’nda, tarım ürünleri ihracatına yönelik devlet destekleri, TURQUALITY® projeleri, yurt dışı markalaşma ve tanıtım faaliyetleri değerlendirildi. Çalıştayda, tarım sektörünün ihracat gündemindeki güncel konular ele alındı. Tarım Sektörü Temsilcileri Bir Araya Geldi Türkiye İhracatçılar Meclisi koordinasyonunda gerçekleştirilen Tarım Kurulu Çalıştayı, kamu kurumları ve tarım sektörü temsilcilerini bir araya getirdi. Çalıştaya, TİM Başkanı Mustafa Gültepe, Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdürü Mehmet Ali Kılıçkaya, Tarım ve Orman Bakanlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürü Ferhat Çolak, TİM Tarım Kurulu Başkanı Melisa Tokgöz Mutlu ve sektör temsilcileri katıldı. Tarım Ürünleri İhracatında Devlet Destekleri Görüşüldü Çalıştayın gündeminde, tarım ürünleri ihracatına yönelik devlet destekleri önemli yer tuttu. İhracatçıların yararlanabileceği destek mekanizmalarının yanı sıra sektörün dış pazarlardaki faaliyetlerine ilişkin güncel konular değerlendirildi. TURQUALITY® ve Yurt Dışı Markalaşma Gündemdeydi Çalıştayda, Türk tarım ürünlerinin uluslararası pazarlarda tanıtımına yönelik TURQUALITY® projeleri ile yurt dışı markalaşma ve tanıtım faaliyetleri de ele alındı. Tarım sektörünün ihracat faaliyetlerine ilişkin güncel gelişmelerin kapsamlı şekilde değerlendirildiği çalıştay, kamu ve sektör temsilcilerinin bir araya geldiği önemli bir buluşma oldu.

ATB’de 2026-2030 Dönemi Başladı Haber

ATB’de 2026-2030 Dönemi Başladı

Antalya Ticaret Borsası (ATB) yeni döneminin ilk Meclis toplantısını gerçekleştirdi. Meclis Başkanlığına oybirliğiyle yeniden Erdoğan Ekinci seçilirken, ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır yeni dönemde birlik, beraberlik ve ortak akıl vurgusu yaptı. Çandır, “Hiç kimsenin gölgesine girmedik, kimseye de gölge etmedik” dedi. Antalya Ticaret Borsası’nın yeni dönem ilk Meclis toplantısı, Meclis’in en yaşlı üyesi Veli Karasu başkanlığında ATB Meclis Salonu’nda yapıldı. Toplantıda Meclis Başkanlık Divanı belirlenirken, Erdoğan Ekinci meclis üyelerinin oybirliğiyle Meclis Başkanlığına seçildi. Yeni dönemde Meclis Başkan Yardımcılıklarına Abdullah İnan ve Murat Köseoğlu getirilirken, Katip Üyelik görevini Veli Karasu üstlendi. Erdoğan Ekinci’den Birlik ve Beraberlik Mesajı Antalya Ticaret Borsası Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci, kendisini yeniden bu göreve layık gören meclis üyelerine teşekkür etti. ATB seçimlerinin demokratik bir ortamda gerçekleştirildiğini belirten Ekinci, seçimlere katılarak iradesini ortaya koyan tüm üyelere ve yeni dönemde görev üstlenenlere teşekkürlerini iletti. Yeni çalışma döneminde birlik ve beraberlik içerisinde hareket edeceklerini vurgulayan Ekinci, üyeler, sektör ve Antalya için çalışmayı sürdüreceklerini ifade etti. Meclis Başkanlık Divanı ile toplantıların düzenli ve verimli şekilde yürütülmesi için gayret göstereceklerini belirten Ekinci, yeni dönemin Antalya Ticaret Borsası ve üyeleri için hayırlı olmasını diledi. Ali Çandır’dan Yeni Dönem İçin Teşekkür Mesajı ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır da yeni dönemin ilk Meclis toplantısında yaptığı konuşmada, seçimlere katılan üyelere teşekkür ederek Meclis, Yönetim Kurulu, Meslek Komiteleri, Disiplin Kurulu ve Birlik delegeliklerinde görev alanları kutladı. Görev süreleri sona eren üyelere Borsaya sundukları katkılar nedeniyle teşekkür eden Çandır, geçmişten bugüne kurumda görev yapmış isimleri de saygıyla andı. Önümüzdeki dört yıl boyunca Meclis Başkanlığı görevini sürdürecek Erdoğan Ekinci ve Meclis Başkanlık Divanı üyelerine başarılar dileyen Çandır, yeni dönemin Antalya Ticaret Borsası için önemli bir çalışma süreci olacağını belirtti. “Hiç Kimsenin Gölgesine Girmedik, Kimseye Gölge Etmedik” Antalya Ticaret Borsası’nın yüz yılı aşan geçmişiyle güçlü bir kurum kültürüne sahip olduğunu vurgulayan Ali Çandır, yönetim anlayışlarının üyelerin sorunlarını takip etmek, sektörün ihtiyaçlarını belirlemek ve çözüm önerilerini ilgili kurumlara taşımak üzerine kurulu olduğunu söyledi. Çandır, çalışma anlayışlarını şu sözlerle ifade etti: “Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren kurumumuza ve kamuoyuna duyduğumuz sorumluluk gereği hiç kimsenin gölgesine girmedik, kimseye de gölge etmedik.” Üyelerin haklarını, tarım sektörünün ihtiyaçlarını ve Antalya’nın geleceğini gözeterek çalıştıklarını belirten Çandır, bu süreçte kişisel çıkarlar yerine kurumsal sorumluluğa ve ortak akla öncelik verdiklerini kaydetti. Yeni dönemde de aynı anlayışla hareket edeceklerini ifade eden Çandır, sahadan gelen sorunları doğru tespit ederek verilerle ortaya koymaya ve çözüm önerilerini ilgili kurumlar nezdinde takip etmeye devam edeceklerini söyledi. “Meslek Komitelerimiz Borsamızın Mutfağı” Antalya Ticaret Borsası’nın yeni döneminde Meclis ve Meslek Komitelerinde görev alan üyelere başarılar dileyen Ali Çandır, meslek komitelerinin kurumun çalışmaları açısından önemli bir yere sahip olduğunu vurguladı. Meslek komitelerinin sektörle doğrudan bağlantı kurduğunu, üyelerin sorunlarını ve beklentilerini yakından takip ettiğini belirten Çandır, komiteleri Borsanın mutfağı olarak nitelendirdi. Çandır, meslek komitelerinde sektörün yaşadığı sorunların, üyelerin beklentilerinin ve çözüm önerilerinin açıkça dile getirilmesini istedi. Proje fikirlerinin paylaşılmasının ve gündeme taşınan konuların takip edilmesinin önemine dikkat çeken Çandır, Yönetim Kurulu olarak üyelerden gelen talepleri ilgili platformlarda gündeme taşımayı sürdüreceklerini ifade etti. Tarım Sektörünün Sorunları Yeni Dönemin Gündeminde Olacak ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, önümüzdeki dört yıllık çalışma döneminde tarım sektörünü doğrudan etkileyen birçok konunun gündemlerinde yer alacağını belirtti. Artan üretim maliyetleri, finansmana erişim, su kaynakları, iklim değişikliği, pazarlama, ihracat ve tarımın geleceğinin öncelikli çalışma alanları arasında bulunduğunu kaydeden Çandır, sektörün ihtiyaçlarının doğru belirlenmesinde üyelerden gelen bilgi ve deneyimin önemli olduğunu söyledi. Antalya Ticaret Borsası’nın bugüne kadar sahadan aldığı bilgileri kurumsal birikimiyle birleştirerek araştırmalar yaptığını, değerlendirmelerde bulunduğunu ve sektör adına görüş oluşturduğunu belirten Çandır, yeni dönemde de bu çalışmaların devam edeceğini ifade etti. Çandır, üyelerin ve sektörün gündemindeki sorunların Borsa bünyesinde karşılık bulmasının ve mümkün olduğunca çözüme kavuşturulmasının öncelikleri olduğunu vurguladı. ATB’de 2026-2030 Dönemi Başladı Antalya Ticaret Borsası’nın yeni dönem ilk Meclis toplantısında yönetim ve çalışma anlayışına ilişkin mesajlar öne çıktı. Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci birlik ve beraberlik vurgusu yaparken, Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır sektörün sorunlarının çözümü, ortak akıl ve üyelerin taleplerinin takip edilmesi konularına dikkat çekti. Çandır, 2026-2030 çalışma döneminin Antalya Ticaret Borsası üyeleri, tarım sektörü ve Antalya için hayırlı olmasını dileyerek, yeni dönemin verimli ve faydalı sonuçlar getirmesi temennisinde bulundu.

Denizli’den Eylül’de Rekor İhracat Haber

Denizli’den Eylül’de Rekor İhracat

Denizli iş dünyası, küresel ekonomideki tüm belirsizliklere ve zorlu piyasa koşullarına rağmen başarısını sürdürmeye devam ediyor. Eylül ayı ihracat rakamlarını değerlendiren Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB) Başkanı Osman Uğurlu, kentin Eylül ayında yüzde 22,6’lık etkileyici bir artışla 479 milyon dolarlık ihracata imza attığını duyurdu. Temmuz ayının ardından 2026 yılının en yüksek ikinci aylık ihracat performansına ulaşılan bu dönemde, son 12 aylık toplam ihracat 5 milyar dolar eşiğini aşarak Denizli için tarihi bir kilometre taşı oluşturdu. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre ülke genelinde ihracat yüzde 15,4 artışla 25,9 milyar dolar olarak gerçekleşirken, Denizli Türkiye’nin en çok ihracat yapan 7. ili unvanını korudu. DENİB tarafından kayda alınan ihracat ise yüzde 28,3 artışla 388 milyon dolar seviyesine ulaştı. Ocak-Eylül dönemindeki toplam ihracat yüzde 10,4’lük artışla 3 milyar 855 milyon dolara yükselirken, kent yıl sonu 5 milyar dolar hedefine emin adımlarla ilerliyor. ​Eylül ayında Denizli’nin önde gelen tüm ana sektörlerinde yakalanan artış ivmesi dikkat çekti. İl genelinde elektrik-elektronik ihracatı yüzde 47,3 artışla 138 milyon dolara, tekstil-konfeksiyon ihracatı yüzde 11 artışla 128 milyon dolara ve demir-demir dışı metaller ihracatı yüzde 40,8 artışla 81 milyon dolara çıktı. Ayrıca tarım sektörü ihracatı yüzde 26,3 artışla 33 milyon doları, madencilik sektörü ise yüzde 7,1 artışla 27 milyon doları buldu. Özellikle elektrik-elektronik ile demir-demir dışı metaller sektörlerindeki güçlü sıçrama, Denizli'nin üretim ve pazar çeşitliliğindeki gücünü bir kez daha gözler önüne serdi. İhracatın ilk 5 ülkesindeki tamamlanan büyüme trendi de bu başarıyı destekledi. Lider konumdaki İngiltere’ye ihracat yüzde 58,2 artarak 91 milyon dolara yükselirken; bu ülkeyi sırasıyla yüzde 38,2 artışla 45 milyon dolarla ABD, yüzde 22,9 artışla 38 milyon dolarla İtalya, yüzde 8,1 artışla 35 milyon dolarla Almanya ve yüzde 52,7 artışla 25 milyon dolarla Hollanda takip etti. ​Tüm bu başarılı tablonun arkasındaki zorluklara da değinen DENİB Başkanı Osman Uğurlu, imalat sanayindeki maliyet baskılarına ve PMI verilerine dikkat çekti. Eylül ayında Türkiye imalat PMI verisi 47,9 olarak gerçekleşirken, ağustos ayındaki 48,1'lik manşet PMI seviyesi aşağı yönlü bir ivme izledi. Türk imalatçıları üçüncü çeyrek sonunda zorlu piyasa şartlarıyla karşılaşırken, firmalar yeni sipariş alma ve üretimi genişletme konusundaki sıkıntıları Orta Doğu’daki savaşın etkileriyle ilişkilendirdi. Devam eden çatışmaların tetiklediği yakıt, petrol, taşımacılık ve ham madde maliyeti artışları, girdi enflasyonunu son dört ayın en yüksek düzeyine çıkardı. Benzer şekilde, yükselen maliyetlerin müşterilere yansıtılmasıyla nihai ürün fiyatları enflasyonu da dört aylık zirvesine ulaştı. Türkiye Sektörel PMI verileri, izlenen 10 sektörden dokuzunda üretimin yavaşladığını ortaya koyarken; bu durumun tek istisnası son yedi ayda ilk kez üretimini artıran gıda ürünleri sektörü oldu. Yeni ihracat siparişlerinde ise gıda sektörüne ek olarak kara ve deniz taşıtları sektörünün de genişleme bölgesine girmesi umut vadeden gelişmeler arasında yer aldı. Küresel talepteki dalgalanmalara, yüksek finansman maliyetlerine ve jeopolitik risklere rağmen ihracatçılarının üretim kararlılığından ödün vermediğini vurgulayan Osman Uğurlu, yakalanan bu istikrarlı ve güçlü seyrin kalıcı hale gelmesinin önemine işaret etti.

Panfest 2026 İçin Geri Sayım Başladı Haber

Panfest 2026 İçin Geri Sayım Başladı

Kayseri Şeker tarafından bu yıl ikinci kez düzenlenecek Panfest 2026, 1-3 Eylül tarihleri arasında tarım sektörü temsilcileri, şeker pancarı üreticileri, çiftçiler ve ailelerini bir araya getirecek. Festivalde tarım teknolojilerinden tarımsal demonstrasyonlara kadar birçok etkinlik gerçekleştirilecek. Panfest 2026’da Binlerce Çiftçi Buluşacak “Sürdürülebilir Hedeflerle Hep Birlikte Geleceğe” anlayışıyla düzenlenen Panfest 2026’da yaklaşık 5 bin çiftçinin katılımı hedefleniyor. Üç gün sürecek festival kapsamında akıllı tarım uygulamaları, tarımsal demonstrasyonlar, firma stantları ve çeşitli yarışmalar üreticilerle buluşturulacak. 2-3 Eylül tarihlerindeki tarla etkinliklerinde ise çiftçiler, tarım sektörüne yönelik ürün ve teknolojiler geliştiren ulusal ve uluslararası firmalarla bir araya gelecek. Tarım ve Şeker Sektörünün Geleceği Konuşulacak Festival kapsamında 1 Eylül’de “İklim Değişikliği Çağında Stratejik Ürün Şeker” başlıklı panel düzenlenecek. Panelde iklim değişikliğinin tarım ve şeker sektörüne etkileri ile sektörün geleceğine ilişkin değerlendirmeler yapılacak. Panfest 2026’da ayrıca çocuk etkinlikleri, modifiye traktör gösterileri, yöresel ikramlar ve farklı organizasyonlar gerçekleştirilecek. Festival, üreticilerin yeni tarım teknolojilerini yakından tanımasına ve sektör paydaşlarıyla bilgi alışverişinde bulunmasına imkan sağlayacak.

ZMO’dan 14 Mayıs Uyarısı: "Çiftçi Borç Batağında, Tarım Sektörü Alarm Veriyor!" Haber

ZMO’dan 14 Mayıs Uyarısı: "Çiftçi Borç Batağında, Tarım Sektörü Alarm Veriyor!"

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nde acı tabloyu açıkladı. 2026 verilerine göre çiftçinin borcu 1,3 trilyon TL’yi aşarken, tarım sektörü küçülmeye devam ediyor. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nde bir açıklama yayımlayan TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, Türkiye tarımının içinde bulunduğu yapısal krizi çarpıcı rakamlarla ortaya koydu. "Üreticiyi korumak, geleceği korumaktır" vurgusu yapan oda, neoliberal politikaların ve artan girdi maliyetlerinin çiftçiyi üretimden kopardığını belirtti. Tarımsal Borç Yükü 1,3 Trilyon TL’yi Geçti Ziraat Mühendisleri Odası tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; ''Tarım, yalnızca bir üretim faaliyeti değil; toplumların beslenmesini, kalkınmasını ve yaşam kültürünü şekillendiren temel bir değerdir. Sofralarımıza ulaşan her üründe çiftçilerin alın teri, emeği ve özverisi bulunmaktadır. Çiftçilerin üretimdeki vazgeçilmez rolüne dikkat çekmek ve emeklerini görünür kılmak amacıyla her yıl 14 Mayıs, Dünya Çiftçiler Günü olarak kutlanmaktadır. Bu tarih, Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu (IFAP) tarafından 1984 yılında alınan bir kararla ilan edilmiştir. Ülkemizde uygulanagelen neoliberal tarım politikaları sonucunda, tarım sektörü ve çiftçilerimiz çok katmanlı sosyo-ekonomik ve yapısal sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Savaşlar, kuraklık, pandemi, ekonomik krizler ve jeopolitik gerilimler gibi olağanüstü süreçler sorunların temel nedenleri olarak gösterilmiş ve normalleştirilmeye çalışılmış; üretimi ve üreticiyi güçlendirecek kalıcı ve etkin tarım politikaları oluşturulup, uygulanamamış, mevcut sorunlar daha da derinleşmiştir. Türkiye’de 2025 yılı itibarıyla Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) kayıtlı üretici sayısı yaklaşık 2 milyon 363 bin olup, son yıllarda artış görülse de kırsal nüfusun yaşlanması ve küçük ölçekli işletmelerin üretimden çekilmesi tarım açısından önemli bir risk oluşturmaktadır. Aynı dönemde ÇKS kayıtlı tarımsal üretim alanı 170 milyon dekara ulaşmış olsa da toplam 239 milyon 780 bin dekar toplam tarım arazileri varlığımızın yaklaşık 70 milyon dekarı ÇKS kaydı dışında ve desteklemelerden yararlanamamaktadır. Girdi maliyetlerindeki artış üretim üzerindeki en önemli baskı unsurlarından biri haline gelmiştir. 2026 yılı şubat ayı Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi oniki aylık ortalamalara göre %32,64 oranında artarken; gübre fiyatları 2025 yılı itibarı ile %44,95, tohum fiyatları %38,98 ve veteriner harcamaları %72,78 oranında yükselmiştir. Buna karşın üretici gelirleri aynı oranda artmamakta, bu durum çiftçilerin kârlılığını ve sonraki yıl üretme motivasyonlarını ciddi biçimde azaltmaktadır. Artan üretim maliyetleri ve yetersiz destekler nedeniyle üreticiler, tarımsal faaliyetlerini sürdürebilmek için giderek daha fazla borçlanmak zorunda kalmaktadır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, 2026 yılı Mart ayı itibarıyla tarım sektörünün bankalara olan toplam nakdi kredi borcu 1 trilyon 355 milyar 462 milyon TL’ye ulaşmıştır. Tarım, avcılık ve ormancılık sektörleri birlikte değerlendirildiğinde ise toplam kredi borcu 1 trilyon 371 milyar 425 milyon TL düzeyine çıkmaktadır. Aynı dönemde tarım sektöründe 21 milyar 203 milyon TL tutarında kredi takibe düşmüş olup, takipteki kredilerin toplam tarımsal kredilere oranı yüzde 1,56 olarak gerçekleşmiştir. Ayrıca, önemli bir kredi tutarının yakın izlemede bulunduğu ve bazı kredilerin yeniden yapılandırıldığı dikkate alındığında, üreticilerin finansal yükünün giderek ağırlaştığı anlaşılmaktadır. Bu veriler, çiftçilerimizin artan girdi maliyetleri, düşük ürün fiyatları ve yetersiz destekleme politikaları nedeniyle üretimlerini büyük ölçüde kredi kullanarak sürdürdüğünü ortaya koymaktadır. Tarımsal üretimin devamlılığının sağlanabilmesi için üreticilerin borç yükünün hafifletilmesi, uygun koşullu finansman olanaklarının genişletilmesi ve destekleme politikalarının güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Üreticilerin kredi borçları dolayısıyla kredibiliteleri olmadığından kredi kuruluşları dışında girdi tedarikçileri, tüccarlar ve sözleşmeli üretim yaptıranlardan sağladıkları finansmanın istatistiki verileri, üreticiye ve üretime etkileri de araştırılmaya muhtaçtır. Tarımsal üretimin planlanmasında kamu müdahalesinin zayıflaması, tarımsal KİT’lerin ortadan kaldırılması ve kooperatiflerin etkinliğinin azalması, çiftçinin pazarlık gücünü ciddi şekilde zayıflatmıştır. Çiftçi örgütlerinin karar süreçlerine yeterince dâhil olamaması da üreticinin emeğinin karşılığını almasını zorlaştırmaktadır. Buna karşın ithalata dayalı politikaların devam etmesi, hasat dönemlerinde yapılan dış alımlar ve fiyat baskılamaları üreticiyi daha da kırılgan hale getirmektedir. Tarım sektöründe yaşanan sorunlar yalnızca üretim aşamasıyla sınırlı değildir. Üretilen ürünlerin pazarlanmasında da yapısal problemler bulunmaktadır. Zincir marketlerin piyasadaki güçlü konumu, Hal Yasası’nın yetersizliği ve çiftçi aleyhine işleyen sözleşmeli üretim modelleri, gıda tedarik zincirinde ciddi dengesizliklere yol açmaktadır. Bu durum, “tarlada ucuz, rafta pahalı ürün” sorununun kalıcı olarak çözülmesini engellemektedir. Sosyal yapıya bakıldığında ise çiftçi nüfusunun yaş ortalaması giderek yükselmekte, gençlerin tarıma ilgisi azalmakta ve kırsal alanlardan kente göç devam etmektedir. Kadın ve çocuk işçiliği ile mevsimlik tarım işçilerinin yaşadığı sorunlar ise halen çözüm beklemektedir. TÜİK verilerine göre Türkiye’de tarım sektörü 2025 yılında %8,8 oranında küçüldüğü dikkate alındığında, üretim planlamasına dayanmayan ve destek mekanizmaları yetersiz kalan bir yapının gıda güvenliğini sürdürülebilir kılması mümkün görünmemektedir. Tüm bu göstergeler, tarım sektörünün yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyal ve yapısal bir dönüşüm ihtiyacı içinde olduğunu ortaya koymaktadır. Kalıcı çözüm, üreticiyi ve tüketiciyi merkeze alan, tarımsal varlıkları koruma altına alan, planlı üretimi esas alan ve girdi maliyetlerini kontrol altına alan bütüncül bir tarım politikası ile mümkündür. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü, yalnızca üreticilerimizin emeklerinin hatırlandığı bir gün değil, aynı zamanda tarım sektörünün yapısal sorunlarının çözümüne yönelik güçlü bir iradenin ortaya konulması gereken önemli bir gündür. Ziraat Mühendisleri Odası olarak; planlı ve bilimsel temellere dayalı tarımsal üretimin esas alınmasını, kamusal girdi üretimi ile girdi maliyetlerinin düşürülerek üreticinin korunmasını, tarımsal kamu yönetiminin ve kooperatifçiliğin güçlendirilmesini, tarım arazilerinin etkin biçimde korunmasını, planlı bir kıra dönüş ve tarımsal üretime katılma politikası geliştirilmesini ve tarımda genç nüfusun arttırılmasını temel öncelikler olarak görmekteyiz. Çiftçimizin emeğinin karşılığını alabildiği, adil bir tarım yapısının oluşturulması, ülkemizin gıda egemenliği açısından ertelenemez bir zorunluluktur.''

TARSİM Genel Müdürü Bekir Engürülü’nün Dünya Çiftçiler Günü Mesajı Haber

TARSİM Genel Müdürü Bekir Engürülü’nün Dünya Çiftçiler Günü Mesajı

TARSİM Yönetim Kurulu Üyesi ve Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi Genel Müdürü Bekir Engürülü, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü sebebiyle bir kutlama mesajı yayımladı. Genel Müdür Bekir Engürülü mesajında şu ifadelere yer verdi: “Tarım sektörü; ekonomik kalkınmanın, sürdürülebilir üretimin ve toplumsal refahın temel yapı taşlarından biridir. Ülkemizde son yıllarda yürütülen başarılı çalışmalar neticesinde, tarım sektörümüz ciddi düzeyde gelişme göstermiş ve bu başarıda çiftçilerimizin emeği ve fedakârlığı en büyük pay sahibi olmuştur. Bununla birlikte, özellikle iklim değişikliği ve çeşitli doğal afetler sonucunda meydana gelen olumsuz etkilerin daha fazla hissedildiği tarım sektöründe, sürdürülebilirliğin sağlanmasına yönelik mekanizmalar da her zamankinden daha kritik bir noktaya ulaşmıştır. TARSİM olarak, ülkemizde tarımsal üretimin sürdürülebilirliğine katkı sağlamak, üreticilerimizin emeğini ve alın terini korumak amacıyla çalışmalarımıza var gücümüzle ve kararlılıkla devam edeceğiz. Güçlü Türkiye’nin yolunun güçlü tarımdan geçtiği vizyonuyla, geleceğin tarımsız, tarımın sigortasız olmayacağını bundan önce olduğu gibi bundan sonra da anlatmayı; ülkemizin dört bir yanındaki üreticilerimizin yanında yer almayı tüm gayretimizle sürdüreceğiz. Bu vesileyle, sevgisi ile bereketi büyüten, alın teri ile toprağa hayat veren vefakar ellerin sahibi çiftçilerimizin, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü gönülden kutluyor; çiftçilerimiz, sektörümüz ve ülkemiz adına hayırlı olmasını diliyorum.”

TMMOB ZMO: ''Tarımda İş Sağlığı Değil, "Yaşama Mücadelesi" Veriliyor!'' Haber

TMMOB ZMO: ''Tarımda İş Sağlığı Değil, "Yaşama Mücadelesi" Veriliyor!''

4-10 Mayıs İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası dolayısıyla bir açıklama yayımlayan TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, tarım sektöründeki iş cinayetlerine dikkat çekti. Rapora göre Türkiye, ölümlü iş kazalarında Avrupa’da ilk sırada yer alırken, en çok can kaybı tarım sektöründe yaşanıyor. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO), çalışma hayatının en kanayan yaralarından biri olan iş sağlığı ve güvenliği (İSG) konusunda tarım sektörünün içinde bulunduğu vahim tabloyu gözler önüne serdi. "Tarımda iş güvenliği bir tercih değil, yaşama mücadelesidir" denilen açıklamada, 2026 yılının ilk verileri paylaşıldı. Tarım Sektörü İş Cinayetlerinde Başı Çekiyor ZMO tarafından paylaşılan verilere göre, Türkiye’de iş kazalarına bağlı ölümlerin yaklaşık %20’si tarım ve orman işkolunda gerçekleşiyor. Konuyla ilgili yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; ''İş sağlığı ve güvenliği (İSG), Uluslararası Çalışma Örgütü (International Labour Organization-ILO) tarafından temel bir insan hakkı olarak tanımlanmakta; çalışanların güvenli, sağlıklı ve insan onuruna yakışır koşullarda çalışmasını güvence altına almayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda çalışanlar; karşılaştıkları riskler hakkında bilgi edinme, gerekli eğitimleri alma, süreçlere katılma ve tehlike anında çalışmaktan kaçınma hakkına sahiptir. İşverenler ise riskleri önceden öngörmek, gerekli önlemleri zamanında almak ve güvenli çalışma ortamını sağlamakla yükümlüdür. İSG anlayışı, kazalar gerçekleştikten sonra müdahale etmeyi değil, henüz ortaya çıkmadan önlemeyi esas alır; fiziksel risklerin yanı sıra psikososyal tehditleri de kapsayan bütüncül bir yaklaşımı gerektirir. Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yasal çerçeve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile önemli kazanımlar sağlanmış olsa da, uygulama ve mevzuatın bazı noktalarında yapısal eksiklikler bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu ve ilgili yönetmeliklerle yürütülen süreçlerin 6331 sayılı İSG Kanunuyla entegrasyonunda karmaşıklıklar yaşanabilmektedir. İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği'nde bulunan bazı hükümler, uygulamadaki sıkıntılarla birleştiğinde yasal çerçevenin işlevselliğini azaltabilmektedir. Denetim mekanizmalarının yetersizliği, kayıt dışı istihdamın yaygınlığı, işverenlerin maliyet odaklı yaklaşımı ve eğitim eksiklikleri bu alandaki başlıca sorunlar arasında yer almaktadır. Bu sorunlar, özellikle tarım sektöründe daha belirgin hale gelmektedir. Güvencesizlik, mevsimlik işçilik, kadın ve çocuk emeği sömürüsü, düşük eğitim düzeyi, ekipman kullanımında eğitim eksikliği ve yaygın kayıt dışılık, tarımı İSG açısından en kırılgan ve riskli sektörlerden biri haline getirmektedir. Bu nedenle, yalnızca mevzuatın varlığı değil, etkin ve kararlı bir uygulama süreci de hayati önem taşımaktadır. ILO verilerine göre, dünyada her yıl 2,3 ila 3 milyon insan iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu hayatını kaybetmektedir. Dünya çapında her gün yaklaşık bir milyon iş kazası yaşanmakta, her 15 saniyede bir işçi iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Türkiye, ölümlü iş kazalarında Avrupa'da ilk sırada yer almaktadır. Türkiye’de iş kazalarına bağlı ölümlerin önemli bir bölümü tarım sektöründe gerçekleşmektedir. Bazı yıllarda bu sektör, en fazla can kaybının yaşandığı alan olarak öne çıkmaktadır. İSİG Verilerine göre; 2025 yılında tarım/orman işkolunda 414 emekçi (183 işçi ve 231 çiftçi) hayatını kaybetmiştir. İş cinayetlerinin yaklaşık %20’sinin tarımda meydana geldiğini göstermektedir. 2026 Nisan ayı İş Cinayetleri Raporunda; 189 hayat kaybına neden olan iş cinayetlerinden 41 kaybın (%22) Tarım/Orman işkolunda olduğu kaydedilmiştir. Özellikle tarım makinelerinin kullanımı ve traktör kazaları, bu kayıpların başlıca nedenleri arasında yer almaktadır. Etkisi uzun dönemde ortaya çıkabilen risklerinden Bitki Koruma Ürünleri maruziyeti İSG sorunu olarak da ele alınmalıdır. Bu tablo, tarımın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda yüksek risk barındıran bir çalışma alanı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ziraat Mühendisleri Odası olarak; tarım sektöründe iş sağlığı ve güvenliğinin güçlendirilmesi için denetimlerin artırılması, yaptırımların caydırıcılığının sağlanması, kayıt dışı çalışmanın önlenmesi ve tüm tarım çalışanlarına düzenli İSG eğitimlerinin verilmesi gerektiğini vurgulamaktayız. Tarımda kullanılan makine ve ekipmanların güvenli hale getirilmesi, özellikle traktör kazalarını önleyici teknik tedbirlerin yaygınlaştırılması ve kişisel koruyucu donanım kullanımının zorunlu kılınması büyük önem taşımaktadır. Mevsimlik tarım işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi, çalışma sezonu öncesi İSG eğitimine tabi tutulmaları, küçük ölçekli işletmelerin İSG uygulamalarına uyumunun desteklenmesi ve toplumsal farkındalığı artıracak ulusal politikaların kararlılıkla hayata geçirilmesi gerekmektedir. Sonuç olarak, işçi sağlığı ve iş güvenliği yalnızca teknik bir düzenleme alanı değil, doğrudan insan hayatına temas eden etik bir sorumluluk ve haktır. Çalışma yaşamı; insan onurunu merkeze alan, emeğin değerini gözeten ve bilimin rehberliğini esas alan bir anlayışla yeniden inşa edilmelidir. Çünkü ancak emeğin gücü ile bilimin ışığı aynı ufukta buluştuğunda, çalışma hayatı daha adil, daha güvenli ve daha insanca bir düzene kavuşacaktır.''

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.