Hava Durumu

#Tarım Ürünü

Kırsal Haber - Tarım Ürünü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tarım Ürünü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

1 Ekim Dünya Kahve Günü Nedir? Türk Kahvesi UNESCO Listesine Nasıl Girdi? Haber

1 Ekim Dünya Kahve Günü Nedir? Türk Kahvesi UNESCO Listesine Nasıl Girdi?

1 Ekim Dünya Kahve Günü, dünyanın farklı coğrafyalarında yetiştirilen kahvenin tarladan fincana uzanan üretim, ticaret ve kültür zincirini uluslararası düzeyde gündeme getiriyor.Küresel ölçekte milyonlarca üreticiye geçim kaynağı olan kahve, Türkiye’de ise asırlık gelenekleri, benzersiz pişirme tekniği ve UNESCO tescilli kültürel mirasıyla bambaşka bir anlam taşıyor. ​Kahvenin Küresel Yolculuğu ve Ekonomik Boyutu ​Kahve çekirdeğinin tarladaki ekiminden hasadına, işlenmesinden kavrulmasına ve uluslararası pazarlara ulaştırılmasına kadar geçen süreç, küresel ekonomide devasa bir zincir oluşturuyor. ​Uluslararası Kahve Örgütü (ICO) verilerine göre kahve, dünya genelinde yaklaşık 12,5 milyon çiftçi ailesine doğrudan gelir sağlıyor. Bu durum, kahve üretim bölgelerindeki toplulukların sosyo-ekonomik kalkınmasında kritik bir rol oynuyor. Uluslararası Kahve Örgütü'nün güncel değerlendirmelerinde; yağış rejimleri, sıcaklık değişimleri ve El Niño gibi iklim olaylarının kahve üretimini ve arz beklentilerini doğrudan etkilediği vurgulanıyor. Bu da kahvenin sadece günlük bir tüketim alışkanlığı değil, aynı zamanda stratejik bir tarım ürünü olduğunu gösteriyor. ​Türkiye’de Kahve Yetişmiyor, Ancak Eşsiz Bir Kültür Oluşturuyor ​Türkiye, coğrafi koşulları nedeniyle kahvenin ana üretim merkezleri arasında yer almıyor. Ancak kahveyi kendine özgü bir hazırlama, pişirme ve sunum ritüeliyle buluşturarak adeta yeniden yaratıyor. ​Türk kahvesi; çekirdeklerin çok ince şekilde öğütülmesi, su ve isteğe bağlı olarak şekerle birlikte geleneksel cezvede yavaşça pişirilmesiyle hazırlanıyor. Küçük fincanlarda, yanında mutlaka bir bardak su ile servis edilen bu lezzet, özgün kimliğini bu özel teknikten alıyor. Dolayısıyla "Türk kahvesi" tanımı kahvenin coğrafi kökenini değil, etrafında örülen köklü pişirme kültürünü ve sosyal gelenekleri ifade ediyor. ​16. Yüzyıldan Günümüze Sosyal Yaşamın Merkezi: Kahvehaneler ​Osmanlı topraklarında 16. yüzyıldan itibaren yaygınlık kazanan kahve, zamanla toplumsal hayatın merkezine yerleşti. Kahvehaneler yalnızca içecek tüketilen mekanlar olmaktan çıkıp insanların bir araya geldiği, tartıştığı, edebi ve sosyal ilişkiler kurduğu buluşma noktalarına dönüştü. ​T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı kaynaklarında da vurgulandığı üzere, Türk kahvesi Türk yaşam tarzında derin izler bırakıyor. Misafirperverliğin, dostluğun ve saygının en zarif göstergelerinden biri olarak kabul edilen kahve, özel misafirlere daha özenli fincanlarla ikram ediliyor. Kültürümüzdeki şu ünlü söz, bu içeceğin asıl amacını özetliyor: ​“Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane.” ​2013’te UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne Dahil Oldu ​Türk kahvesi kültürünün uluslararası alandaki en büyük dönüm noktası 2013 yılında gerçekleşti. ​UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Hükümetlerarası Komitesi, 2013 yılında aldığı kararla “Türk kahvesi kültürü ve geleneği”ni İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesi'ne dahil etti. Komite değerlendirmesinde; kahvenin özel hazırlama ve pişirme tekniğinin yanı sıra, etrafında oluşan toplumsal gelenekler, misafirperverlik ve sosyal etkileşim unsurları da küresel miras olarak tescillendi. ​Dünya Kahve Günü’nde Türk Kahvesine Yeniden Bakmak ​1 Ekim Dünya Kahve Günü; kahvenin tarladan fincana uzanan zorlu üretim yolculuğunu hatırlatırken, Türkiye’de yüzyıllardır süregelen paylaşım ve dostluk kültürünün de altını çiziyor. Küresel iklim krizlerinin tarımsal üretimi tehdit ettiği günümüzde, bu değerli mirası yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak her zamankinden daha büyük bir önem taşıyor.

Giresun Ziraat Odası’ndan Fındık Fiyatları İçin Acil Tedbir Çağrısı Haber

Giresun Ziraat Odası’ndan Fındık Fiyatları İçin Acil Tedbir Çağrısı

Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, fındık üreticisinin emeğinin karşılığını alabilmesi için fındık fiyatının yükselmesine yönelik 5 acil tedbir alınması gerektiğini belirtti. Fındık üreticisinin bugün en önemli sorununun yalnızca ürününü satmak değil, emeğinin karşılığını alabilmek olduğunu belirten Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, serbest piyasada oluşan fiyat ile üreticinin beklentisi arasındaki farkın giderek büyüdüğünü ifade etti. Üreticinin maliyetleri artarken, fındığın gerçek değerini bulamamasının kabul edilebilir olmadığını belirten Karan, fındık fiyatının yükselmesi için günübirlik açıklamalar değil, kalıcı ve uygulanabilir bir piyasa politikası ortaya konulması gerektiğini kaydetti. Karan, fındık fiyatının yükselmesi için alınması gereken 5 acil tedbiri şöyle sıraladı: TMO piyasada etkin olmalı Karan, birinci olarak TMO'nun piyasada etkin olması gerektiğini belirtti. TMO'nun alımlarının güçlü ve düzenli şekilde devam etmesi, üreticinin karşısında güvenilir bir alternatif oluşturması gerektiğini ifade eden Karan, TMO'nun açıkladığı fiyatın serbest piyasa açısından da önemli bir referans noktası olduğunu belirtti. Üretici düşük fiyattan satışa mecbur bırakılmamalı İkinci olarak üreticinin fındığını düşük fiyattan satmaya mecbur bırakılmaması gerektiğini belirten Karan, üreticinin borç ve finansman baskısı nedeniyle ürününü hasat döneminde elinden çıkarmasının fiyatların üzerindeki arz baskısını artırdığını ifade etti. Karan, üreticiye uygun koşullarda finansman sağlanması ve fındığını değerini bulana kadar muhafaza edebilmesinin önünün açılması gerektiğini belirtti. Üretici örgütleri güçlendirilmeli Üçüncü olarak üretici örgütlerinin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Karan, kooperatifler ve üretici birliklerinin daha etkin bir pazarlama yapısına kavuşturulması gerektiğini ifade etti. Karan, üreticinin tek tek pazarlık yapan değil, örgütlü şekilde piyasaya çıkan güçlü bir taraf haline getirilmesi gerektiğini belirtti. Fındık piyasasında rekabet artırılmalı Dördüncü olarak fındık piyasasında rekabetin artırılması gerektiğini belirten Karan, alıcı sayısının ve ihracat kanallarının artırılmasının üreticinin sınırlı sayıda alıcıya bağımlı kalmasını önleyeceğini ifade etti. Karan, fındık piyasasında rekabet ne kadar güçlenirse üreticinin pazarlık gücünün de o kadar artacağını belirtti. Rekolte ve piyasa verileri şeffaf olmalı Beşinci olarak rekolte ve piyasa verilerinin şeffaf olması gerektiğini belirten Karan, farklı kurumların birbirinden farklı rekolte rakamları açıklamasının piyasadaki beklentileri etkileyebildiğini ifade etti. Karan, üreticinin, tüccarın ve sanayicinin güvenebileceği şeffaf ve bilimsel bir rekolte sistemi oluşturulması gerektiğini belirtti. "Fındık üreticisi zararına satış yapmak zorunda değildir" Karan, fındık üreticisinin zararına satış yapmak zorunda olmadığını belirterek, üreticiye sadece “fındığını satma, bekle” demenin de yeterli olmadığını ifade etti. Üreticinin bekleyebilmesi için finansman desteği, güçlü TMO alımı ve örgütlü pazarlama sisteminin birlikte hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Karan, taleplerinin fındık fiyatının yapay yollarla yükseltilmesi olmadığını vurguladı. Karan, üreticinin emeğinin karşılığını aldığı, rekabetin bulunduğu, şeffaf ve sürdürülebilir bir piyasa düzeninin kurulmasını talep ettiklerini belirtti. Fındığın Karadeniz'in sadece tarım ürünü olmadığını, milyonlarca insanın geçim kaynağı ve Türkiye'nin önemli ihracat değerlerinden biri olduğunu belirten Karan, üreticinin alın terinin karşılığını bulacağı bir piyasa için mücadelelerini sürdüreceklerini ifade etti.

Bursa'nın Zeytin Mirası Gemlik ve Orhangazi'de Yaşatılıyor Haber

Bursa'nın Zeytin Mirası Gemlik ve Orhangazi'de Yaşatılıyor

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin destekleriyle bu yıl “İki İlçe, Tek Miras” sloganıyla düzenlenen Gemlik-Orhangazi Zeytin Festivali başladı. Festival, bölgenin köklü zeytin kültürünü üretimden sofraya uzanan yolculuğuyla vatandaşlarla buluşturuyor. Festival kapsamında düzenlenen zeytin hasadı geniş katılımla gerçekleştirildi. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanvekili Şahin Biba’nın yanı sıra Gemlik Kaymakamı Osman Aslan Canbaba, Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, Orhangazi Belediye Başkanı Bekir Aydın, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Garnizon Komutan Vekili Albay Murat Dülger, 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın torunları Akile Gürsoy ve Bilge Gürsoy ile Eski Devlet Bakanı Hasan Gemici de şenlikte yer aldı. Kardeş şehirler Giresun, Çaycuma ve Edirne’nin yanı sıra Kosova, Moldova ve Romanya’dan gelen heyetler de hasat coşkusuna ortak oldu. Hasat için bahçelerde bir araya gelen katılımcılar, üreticilerin aylar süren emeğinin karşılığını aldığı döneme tanıklık etti. Şenlikte konuşan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanvekili Şahin Biba, zeytinin Gemlik ve Orhangazi için yalnızca bir tarım ürünü olmadığını, birçok ailenin geçim kaynağını oluşturduğunu vurguladı. Zeytinin pazardaki karşılığının üreticinin bahçesindeki emeğiyle başladığına dikkat çeken Biba, üreticinin emeğinin ekonomik karşılığını almasının önemine işaret etti. Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak tarımsal üretimin devamlılığını ve üreticinin işini kolaylaştıracak desteklerle yanında olmayı önemsediklerini belirten Biba, organizasyonda emeği geçen Gemlik ve Orhangazi belediyelerine teşekkür ederek tüm üreticilere bereketli bir hasat sezonu diledi. ZEYTİN KÜLTÜRÜ YAŞATILIYOR Gemlik ve Orhangazi’nin zeytin üretimindeki güçlü konumunun öne çıkarıldığı festivalde, üreticilerin emeğinin yanı sıra bölgenin köklü zeytincilik geleneği de yaşatılıyor. Zeytin ve zeytinyağı üreticileri, sektör temsilcileri ve vatandaşları bir araya getiren etkinliklerde, zeytinin üretimden sofraya uzanan yolculuğu farklı etkinliklerle ele alınıyor. Gemlik ve Orhangazi’nin ortak zeytin mirasını buluşturan festival 13 Eylül Pazar günü son bulacak.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.