Hava Durumu

#Tedarik Zinciri

Kırsal Haber - Tedarik Zinciri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tedarik Zinciri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Erzurum’da Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Katma Değere Dönüşecek Haber

Erzurum’da Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Katma Değere Dönüşecek

Erzurum, sahip olduğu zengin biyoçeşitliliği ekonomiye kazandırmak adına dev bir adım atıyor. Kuzeydoğu Anadolu Kalkınma Ajansı (KUDAKA) desteğiyle, Erzurum Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Kooperatifi tarafından yürütülecek olan "Erzurum Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Biyoekonomi Pilot Tesisi Fizibilitesi" projesinin sözleşmesi imzalandı. ​Bu stratejik girişimle, bölgenin doğal zenginlikleri yüksek teknolojiyle işlenerek küresel pazarlara taşınacak. ​Erzurum'un Doğal Zenginliği Endüstri 4.0 ile Buluşuyor ​KUDAKA Genel Sekreteri Oktay Güven ve kooperatif temsilcilerinin katılımıyla resmiyet kazanan proje, Erzurum'u tıbbi ve aromatik bitki üretiminde bir merkez haline getirmeyi hedefliyor. Fizibilite çalışması kapsamında kurulması planlanan yıllık 100 bin ton kapasiteli pilot tesis, bölge ekonomisi için kritik bir rol oynayacak. ​Projenin öne çıkan teknolojik ve stratejik hedefleri: ​İleri Teknoloji: Süperkritik CO₂ ekstraksiyon teknolojisi ile bitkilerden yüksek verimli ve katma değerli ürün eldesi. ​Dijital Dönüşüm: Endüstri 4.0 entegrasyonu, dijital izlenebilirlik sistemleri ve Ar-Ge odaklı üretim modelleri. ​Yeşil Büyüme: Yenilenebilir doğal kaynaklar ve sürdürülebilir biyokütle değer zinciri. ​15 Stratejik Bitki ile İhracat Hamlesi ​Proje sadece teknolojik altyapıyla sınırlı kalmayacak; aynı zamanda yerel üreticiyi merkeze alan güçlü bir tedarik zinciri oluşturulacak. Özellikle kuşburnu, ışkın, yabani kekik ve meyan kökü gibi Erzurum coğrafyasına özgü 15 stratejik bitki için detaylı üretici envanteri hazırlanacak. ​Fizibilite raporunda, bu bitkilerden elde edilen nihai ürünlerin Avrupa Birliği, Orta Doğu ve Uzak Doğu pazarlarına ihracatı için kapsamlı bir strateji belirlenecek. Kooperatif modeliyle hayata geçirilecek bu sistem, kırsal kalkınmayı desteklerken yerel üreticilerin gelir düzeyini artırmayı hedefliyor. ​Bölgesel Kalkınma ve Yeşil Dönüşüm İçin Yeni Bir Sayfa ​Erzurum’un biyoekonomi alanındaki rekabet gücünü artıracak olan bu çalışma, bölgeyi sürdürülebilir sanayi yatırımları için bir çekim merkezi yapacak. Projenin tamamlanmasıyla birlikte: ​Ekonomik Değer: Doğal kaynakların ham madde olarak değil, işlenmiş yüksek katma değerli ürün olarak satılması. ​Kırsal Kalkınma: Yerel üreticinin modern tarım ve biyoteknoloji ile entegre olması. ​Yatırım İklimi: Yeşil dönüşüm odaklı yeni girişimler için güçlü bir yol haritası oluşması. ​Erzurum, biyoekonomi potansiyeliyle Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine güçlü bir katkı sunmaya hazırlanıyor.

Özer Matlı: ''Bursa Sanayisi Küresel Baskılara Rağmen Gücünü Koruyor'' Haber

Özer Matlı: ''Bursa Sanayisi Küresel Baskılara Rağmen Gücünü Koruyor''

Bursa Ticaret Borsası üyesi 11 sanayi kuruluşu, İSO 500 listesinde yer alarak Bursa’nın sanayideki güçlü konumunu bir kez daha ortaya koydu. Bursa TB Yönetim Kurulu Başkanı Özer Maltı, küresel pazarlardaki daralma ve yüksek maliyet baskılarına rağmen Borsa üyesi firmaların devler liginde sergilediği performansın önemli bir başarı olduğunu ifade etti. İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından, Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarının belirlendiği “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025” listesinin sonuçları, Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB) üyelerinin gıda ve tarıma dayalı sanayideki ağırlığını bir kez daha ortaya koydu. Sonuçları değerlendiren Bursa TB Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, küresel ölçekte yaşanan tedarik zinciri kırılmalarına ve finansmana erişimdeki zorluklara rağmen Bursa sanayicisinin üretim kararlılığından ödün vermediğini belirtti. Tarımsal ticaretin devleri sanayinin zirvesinde buluştu İSO 500 listesinde yer alan 11 firmanın, bağlı oldukları odaların yanı sıra tarım ve gıda ürünleri kotasyonuna dayalı faaliyetleri nedeniyle Bursa Ticaret Borsası’na da üye olduğunu kaydeden Başkan Özer Matlı, Bursa’nın stratejik bir ticaret merkezi olmasının bu güçlü yapıyı beslediğini vurguladı. Yüksek maliyet baskılarına rağmen söz konusu firmaların üretimden net satışlarını bir önceki yıla göre yüzde 25 artırarak 193,2 milyar TL’ye çıkardığını söyleyen Matlı, “İSO 500’de üyelerimizden SÜTAŞ 46’ncı, Pro Yem 152’nci, Eker Süt Ürünleri 157`nci, Keskinoğlu 160’ıncı, Almaxtex 262’nci, Hastavuk 263’üncü, Korteks 325’inci ve S.S. Marmara Zeytin Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (MARMARABİRLİK) 428’inci sırada yer alırken, Bursa’da şubeleri aracılığıyla üyemiz olan Şenpiliç 60’ıncı, Abalıoğlu Lezita 102’nci ve Teksüt 438’inci sırada yer alma başarısı göstermiştir” dedi. “Üretim ve ihracatla Türkiye’nin geleceğine katkı sunuyoruz” Başkan Özer Matlı, üyelerinin ortaya koyduğu kararlı ve dirençli performansın, Bursa’nın üretim kabiliyetinin, sektörlerin potansiyelinin ve ülke ekonomisine olan inancın en somut göstergesi olduğunu belirterek, “Ekonomik zorlukların yaşandığı bir dönemde üretim, istihdam ve ihracatla Türkiye’nin geleceğine yatırım yapan tüm üye firmalarımızı, yöneticilerini ve çalışanlarını yürekten kutluyorum. Bursa Ticaret Borsası olarak, üyelerimizin rekabet gücünü artırmak ve tarıma dayalı sanayimizi daha da ileriye taşımak için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

Biyoçeşitliliği Korumak, Geleceğin Sofralarını Korumaktır Haber

Biyoçeşitliliği Korumak, Geleceğin Sofralarını Korumaktır

22 Mayıs Dünya Biyoçeşitlilik Günü, doğanın korunması ile gıda güvenliği arasındaki güçlü bağı bir kez daha gündeme taşıdı. Reis Gıda Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis, biyolojik çeşitliliğin korunmasının artık yalnızca çevresel bir başlık olarak değerlendirilemeyeceğini; su yönetiminden tarımsal üretime, gıda güvenliğinden ekonomik dayanıklılığa kadar uzanan hayati bir gelecek meselesi olduğunu vurgulayarak doğayı korumanın bugünün tercihi olmanın ötesinde, yarının yaşam hakkını güvence altına alan ortak bir sorumluluk olduğunu ifade etti. Biyoçeşitlilik yalnızca doğanın değil, yaşamın dengesidir Işılay Reis yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Dünya, doğayı korumak konusunda kritik bir dönemden geçiyor. İklim krizinin etkileri derinleşirken, ekosistemlerin alarm verdiği ve biyolojik çeşitliliğin hızla kaybolduğu bir çağda yaşıyoruz. Bugün artık çok açık biçimde biliyoruz ki biyolojik çeşitlilik; yalnızca bitkiler, hayvanlar ve doğal alanlarla sınırlı bir kavram değildir. Toprağın veriminden su döngüsüne, tohumun gücünden tarımsal üretimin devamlılığına, gıda arzından insan sağlığına kadar yaşamın bütün katmanlarını taşıyan temel dengedir. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2025 Küresel Riskler Raporu’na göre çevresel riskler, önümüzdeki 10 yıllık dönemin en kritik tehditleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Raporda özellikle aşırı hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü, Dünya sistemlerinde kritik değişimler ve doğal kaynak kıtlığı uzun vadeli en önemli küresel riskler arasında gösterilmektedir. Yerelde atılan adım, dünyada karşılık buluyor 2026 yılı Dünya Biyoçeşitlilik Günü teması “Yerelde harekete geç, küresel etki yarat” olarak açıklandıBu tema, çok kıymetli bir gerçeğin altını çiziyor: Biyoçeşitliliğin korunması; uluslararası konferans salonlarında alınan kararlarla birlikte, tarlada, üretim sahasında, kırsalda, şehirde, okulda, mutfakta ve işletmelerin günlük tercihleri içinde hayat buluyor. Bir çiftçinin kullandığı tohum, bir üreticinin toprağa yaklaşımı, bir markanın tedarik zinciri politikası ve bir tüketicinin israfı önleyen alışkanlığı, küresel etki yaratabilecek kadar güçlü bir değer taşıyor. Tür Kaybı Artık Çevresel Bir Başlık Olmanın Ötesinde Küresel düzeyde tablo son derece çarpıcıdır. IPBES verilerine göre bugün yaklaşık 1 milyon hayvan ve bitki türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor; ortalama olarak değerlendirilen tür gruplarının yaklaşık yüzde 25’i tehdit altında kabul ediliyor. Bu tablo, biyoçeşitlilik kaybının artık yalnızca ekolojik bir mesele olmadığını; gıda arzı, ekonomik istikrar, kamu sağlığı ve toplumsal refah açısından da kritik bir risk alanı oluşturduğunu gösteriyor. Uluslararası değerlendirmeler, küresel ekonomik üretimin yarıdan fazlasının doğaya ve ekosistem hizmetlerine orta ya da yüksek düzeyde bağımlı olduğunu ortaya koyuyor. Doğanın zayıflaması; üretimin, istihdamın ve dayanıklılığın da zayıflaması anlamına geliyor. Doğayı korumak için tarihi bir irade oluşuyor Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamındaki COP16 sürecinin 2025 yılında Roma’da tamamlanan oturumunda, 2030’a kadar biyoçeşitlilik için tüm kaynaklardan yılda en az 200 milyar doların harekete geçirilmesi hedefi yeniden teyit edildi. Bu karar, doğanın korunmasının artık küresel ekonomik sistemin dışında tutulamayacağını gösteren güçlü bir iradedir. Çünkü bugün bir milyondan fazla tür yok olma riskiyle karşı karşıyadır ve bu tablo hiçbir ülkenin, hiçbir sektörün ve hiçbir şirketin bu sorumluluğun dışında kalamayacağını göstermektedir. İklim krizi, biyoçeşitlilik kaybını derinleştiriyor Biyoçeşitlilik kaybının en büyük tetikleyicilerinden biri olan iklim değişikliği, ekosistemler üzerindeki baskıyı her geçen yıl artırıyor. Germanwatch’ın Climate Risk Index 2025 raporuna göre, 1993–2022 döneminde aşırı hava olayları nedeniyle dünya genelinde 765 binden fazla insan yaşamını yitirdi, ekonomik kayıp ise enflasyondan arındırılmış olarak yaklaşık 4,2 trilyon dolara ulaştı. Bu veri, iklim etkilerinin artık yalnızca meteorolojik bir mesele olmadığını; insan hayatı, üretim gücü ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından ağır sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Su krizi, biyoçeşitlilik ve gıda güvenliği aynı denklemde Biyoçeşitliliğin korunması su yönetiminden ayrı düşünülemez. Küresel ölçekte uzun süredir kullanılan temel projeksiyonlardan biri, mevcut tüketim ve kirlilik eğilimleri sürerse 2030 yılına kadar su arzı ile talep arasındaki açığın yüzde 40’a ulaşabileceğini gösteriyor. Bu tablo; tarımsal verim kaybı, tedarik zinciri kırılganlığı, gıda fiyatlarında dalgalanma ve kırsal yaşam üzerinde doğrudan baskı anlamına geliyor. Su kaynaklarının azalması ve kirlenmesi üretim ile birlikte ekosistemlerin kendini yenileme kapasitesini de zayıflatıyor. Bu nedenle su ayak izini azaltmak, suyu verimli kullanan üretim modellerine geçmek ve doğayla uyumlu tarım uygulamalarını yaygınlaştırmak; hem ülkeler hem de şirketler için stratejik bir zorunluluk haline geliyor. Türkiye, biyolojik zenginliğiyle büyük bir sorumluluk taşıyor Türkiye, coğrafi konumu, iklim çeşitliliği ve geçiş kuşakları üzerinde yer alması sayesinde son derece güçlü bir biyolojik zenginliğe sahip. Türkiye; üç farklı biyocoğrafik bölgenin etkisini taşıyan yapısıyla Avrupa’daki 12 bin 500 civarındaki tohumlu bitki türünün yaklaşık 11 bin 700’üne ev sahipliği yapan, aynı zamanda on binlerce hayvan türünü barındıran çok özel bir coğrafyadır. Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde yürütülen biyolojik çeşitlilik istatistikleri ile Nuh’un Gemisi Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Veri Tabanı, Türkiye’nin envanter, izleme ve veri temelli koruma çalışmalarını sistematik biçimde sürdürdüğünü göstermektedir. Bugün toprağın sesine, suyun dengesine, tohumun hafızasına ve doğanın çeşitliliğine sahip çıkmak; yarının dünyasına sahip çıkmaktır. Biyoçeşitlilik korunursa üretim güçlenir, üretim güçlenirse hayat sürdürülebilir olur.

İTB Başkanı Işınsu Kestelli: "Dünyanın Geleceği Tarım ve Gıda Güvenliğinde" Haber

İTB Başkanı Işınsu Kestelli: "Dünyanın Geleceği Tarım ve Gıda Güvenliğinde"

İzmir Ticaret Borsası (İTB) Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda; tarımın ekonomik bir sektör olmanın ötesinde ulusal bir güvenlik meselesi haline geldiğini vurguladı. Kestelli, gençlerin ve kadınların tarıma kazandırılması gerektiğine dikkat çekti. ​Toprağa verilen emeğin ve alın terinin önemine değinen İzmir Ticaret Borsası Başkanı Işınsu Kestelli, iklim krizi, savaşlar ve tedarik zinciri kırılmalarının tarımı yeniden dünyanın en stratejik sektörü konumuna getirdiğini belirtti. İTB Başkanı Kestelli yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Toprağa düşen her tohumun bir hikâyesi, soframıza gelen her yemekte bir çiftçimizin alın teri var ve toprakla kurulan bu emek dolu bağ, geleceğimizi büyütüyor. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü, toprağa verilen emeğin zorluklarını hatırlatmak, çiftçilerimizin alın terini onurlandırmak adına kutladığımız bir gün olmanın yanı sıra; ülkemiz tarımının stratejik önemini yeniden düşünmek için de önemli bir fırsat sunuyor. Son yıllarda dünyada yaşanan iklim krizi, salgınlar, savaşlar ve tedarik zincirlerindeki kırılmalar, tarım ve gıda güvenliğini ülkelerin temel gündem maddeleri arasına taşıdı. Sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişim artık yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda sosyal ve stratejik bir mesele olarak da görülüyor. Bu nedenle, birçok ülke tarımı yeniden stratejik sektör olarak konumlandırıyor. Ülkemizin de bu dönüşümü doğru okuması gerekiyor. Bugün tarım sektörümüz Gayrisafi Yurt İçi Hasılamızın yaklaşık yüzde 6’sını oluştururken, toplam istihdamın da yaklaşık yüzde 14’ünü sağlamaya devam ediyor. Bu yönüyle tarım yalnızca üretim değil; istihdam, kırsal kalkınma ve ekonomik denge açısından da kritik öneme sahip. İzmir Ticaret Borsası olarak bizler de uzun yıllardır tarımın dönüşümüne katkı sağlayacak projelere öncelik veriyoruz. Dijitalleşme, sürdürülebilir üretim, katma değerli tarım, lisanslı depoculuk ve tarım girişimciliği alanlarında yürüttüğümüz çalışmaların temel amacı; üreticimizin rekabet gücünü artırmak ve geleceğin tarımına bugünden hazırlanmak. Öte yandan; ne yazık ki çiftçi nüfusumuz giderek yaşlanıyor ve gençlerin tarıma ilgisini artırmadan, teknolojiyi üretimin merkezine yerleştirmeden ve kırsalda yaşamı güçlendirmeden geleceğin tarımını inşa etmemiz pek mümkün görünmüyor. İzmir Ticaret Borsası olarak bu durumun bilincindeyiz ve tarımın yarınlarının korunması için üstlendiğimiz misyonla elimizi taşın altına koyarak, gençlerimizi, geleceğin sektörü tarım alanında eğitim almaları ve proje geliştirmeleri konusunda teşvik ediyoruz. Tarımın yarınları için sadece gençlerin değil; kadınların da tarım ekosistemine daha güçlü şekilde entegre edilmesi büyük önem taşıyor. Kadınların üretimde, kooperatifleşmede, girişimcilikte ve karar alma mekanizmalarında daha fazla yer almasının yalnızca bir eşitlik meselesi değil; aynı zamanda tarımsal kalkınmanın sürdürülebilirliği açısından da kritik bir gereklilik olduğuna inanıyorum. Dünyada tarımın yeniden stratejik değer kazandığı bu dönemde ülkemizin de bu dönüşümde ön sıralarda yerini alması gerekiyor. Doğru politikalar, teknoloji yatırımları ve özellikle genç nüfusun sektöre kazandırılmasıyla tarım, ülkemizin geleceğinde çok daha güçlü bir rol üstlenebilir. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü vesilesiyle; üretimi ayakta tutan tüm çiftçilerimize şükranlarımı sunuyor, güçlü bir Türkiye’nin yolunun güçlü tarımdan geçtiğine inanıyorum." dedi.

Yaş Meyve Sebze İhracatında Bülent Sarıkaya Dönemi Haber

Yaş Meyve Sebze İhracatında Bülent Sarıkaya Dönemi

Türk yaş meyve sebze sektörü, 2025 yılı Nisan ayında sergilediği performansla göz doldurdu. Akdeniz Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (AKİB) seçimli genel kurulunda başkanlığa seçilen Bülent Sarıkaya, göreve rekor rakamlarla başladı. Nisan ayında ihracat, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 40 artışla 329,4 milyon dolara ulaştı. ​AKİB’de Yeni Yönetim ve Sürdürülebilirlik Vizyonu ​Akdeniz Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği’nin Olağan Seçimli Genel Kurulu’nda, Sarıkaya Tarım temsilcisi Bülent Sarıkaya bayrağı Ferhat Gürüz’den devraldı. Tek listeyle girilen seçimlerin ardından açıklama yapan Sarıkaya, yeni dönemde temel önceliklerinin ihracatta sürdürülebilirlik ve katma değerli üretim olduğunu vurguladı. ​Başkan Sarıkaya, "Üretici ile ihracatçı arasındaki bağı güçlendirerek küresel rekabet gücümüzü artıracağız. Lojistik maliyetlerin optimizasyonu ve pazar çeşitliliği stratejik rotamız olacak," dedi. ​Nisan Ayı İhracat Verileri: Mandalina ve Limon Zirvede ​Türkiye’nin nisan ayı yaş meyve sebze ihracat verilerini paylaşan Sarıkaya, sektörün başarısında AKİB’in kilit rol oynadığını belirtti. Toplam ihracatın yüzde 44’ünü tek başına sırtlayan AKİB, 143,7 milyon dolarlık dış satıma imza attı. Öne çıkan ürünler ise şu şekilde; ​Mandalina: Yüzde 326 artışla 82,2 milyon dolar. ​Limon: Yüzde 57 artışla 52,3 milyon dolar. ​Domates: 49 milyon dolar ihracat geliri. ​Öne Çıkan Diğer Ürünler: Portakal, havuç, turp ve nar ihracat hacminde en güçlü ivmeyi yakalayan gruplar oldu. ​Irak Pazarında %222’lik Değer Patlaması ​Nisan ayında en dikkat çekici büyüme Irak pazarında yaşandı. Irak, hem miktar hem de değer bazında Türkiye'nin bir numaralı ihracat rotası konumuna yükseldi. ​Irak: İhracat geliri yüzde 222 artışla 98,9 milyon dolara çıktı. ​Rusya: 43,9 milyon dolarlık gelirle yerini korudu. ​Romanya: Değer bazında yüzde 16 artışla 40,7 milyon dolarlık performans sergiledi. ​Suudi Arabistan ve Gürcistan: Dinamik yükselişiyle dikkat çeken diğer önemli pazarlar oldu. ​Hedef Kuzey Amerika: Kanada Çıkartması ​Pazar çeşitlendirme stratejisi kapsamında rotayı Kuzey Amerika’ya çeviren AKİB, Kanada’nın Toronto şehrinde düzenlenen CPMA Convention and Trade Show’a katıldı. Türk narenciyesi, narı ve incirinin kalitesini Kanadalı profesyonel alıcılara tanıtan birlik, uluslararası arenadaki güvenilir tedarik zinciri imajını güçlendirdi.

İhracatçıya Müjde: Dahilde İşleme İzin Belgelerine 3 Ay Ek Süre Verildi! Haber

İhracatçıya Müjde: Dahilde İşleme İzin Belgelerine 3 Ay Ek Süre Verildi!

Küresel ticaretin zorlu koşulları altında mücadele eden ihracatçılara beklenen destek geldi. 17.04.2026 tarihinde yayımlanan Resmi Gazete kararıyla, Dahilde İşleme İzin Belgeleri (DİİB) ve izinleri için 3 ayı geçmemek üzere ilave süre imkânı tanındı. Kararı değerlendiren DENİB Başkanı Osman Uğurlu, bu adımın ihracatçıya "nefes" olduğunu vurguladı. Resmi Gazete Kararı: Ek Süre Şartları Neler? Yayımlanan yeni düzenlemeye göre, ihracat taahhüt hesabı henüz kapatılmamış olan belgeler için şu imkânlar sağlandı: Başvuru Süresi: Kararın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 6 ay içerisinde Bakanlığa müracaat edilmesi gerekiyor. Ek Süre Miktarı: Müracaatın uygun görüldüğü tarihten itibaren; belge/izin orijinal süresinin yarısı kadar, ancak azami 3 ayı geçmeyecek şekilde ilave süre verilecek. İstisnalar: 7108, 7112.91 ve 7113.19 tarife pozisyonundaki eşyalar (kıymetli metaller ve mücevherat grubu) bu düzenlemenin dışında tutulmuştur. DENİB Başkanı Osman Uğurlu: "İhracatçının Eli Güçlendi" Düzenlemenin sahadaki ihtiyaçlarla tam uyumlu olduğunu belirten DENİB Başkanı Osman Uğurlu, jeopolitik risklerin ve tedarik zinciri baskılarının arttığı bu dönemde ek sürenin stratejik önem taşıdığını ifade etti. "Küresel ticaretteki belirsizlikler, üretim ve teslimat planlamalarını her zamankinden daha zor hale getirdi. Bu 3 aylık ilave süre, teknik bir kolaylaştırmanın ötesinde; piyasanın ihtiyaçlarını gören ve ihracatçının üzerindeki zaman baskısını azaltan güçlü bir adımdır." Başkan Uğurlu, bu düzenlemenin özellikle dış talepteki zayıflama ve bölgesel çatışmalar nedeniyle zorlanan firmalara önemli bir hareket alanı ve moral sağladığının altını çizdi. Dahilde İşleme Rejimi (DİR) Neden Önemli? Dahilde İşleme Rejimi, ihracatçı firmaların hammaddeyi gümrük vergisi ödemeden ithal ederek içeride işlemesine ve ardından ihraç etmesine olanak tanıyan kritik bir sistemdir. Bu süreçteki süre kısıtlamaları, operasyonel yükü artırabilmektedir. Sağlanan 3 aylık ilave süre, firmaların ihracat taahhütlerini ceza riski olmadan tamamlamalarına zemin hazırlayacak. İhracatçılar İçin Kritik Notlar: Düzenleme, 17.04.2026 öncesinde düzenlenmiş belgeleri kapsamaktadır. Ek süre müracaatları doğrudan Bakanlığa yapılmalıdır. Süre uzatımı, firmanın operasyonel verimliliğini ve hedeflere odaklanmasını kolaylaştıracaktır.

İzmir ve Nanjing Arasında Dev Ticaret Hamlesi: 830 Milyon Dolarlık İş Birliği! Haber

İzmir ve Nanjing Arasında Dev Ticaret Hamlesi: 830 Milyon Dolarlık İş Birliği!

Türkiye ile Çin arasındaki ticari ilişkilerde yeni bir dönem başlıyor. Çin’in teknoloji ve sanayi merkezi Nanjing ile Ege’nin incisi İzmir, karşılıklı ticareti ve yatırımları artırmak amacıyla üçüncü kez bir araya geldi. 2025 yılında 830 milyon dolarlık dış ticaret hacmine ulaşan iki şehir, imzalanacak "Kardeş Şehir Protokolü" ile bağlarını güçlendiriyor. Ege İhracatçı Birlikleri’nden Çinli Yatırımcılara Çağrı Nanjing heyetini ağırlayan Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, İzmir’in lojistik ve stratejik önemine dikkat çekti. İzmir’in Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’ya açılan bir "ticaret hub’ı" olduğunu vurgulayan Eskinazi, Çinli firmaları İzmir’e yatırım yapmaya davet etti. İzmir’in Yatırım Avantajları: Lojistik Güç: 16 liman ve 36 ülkeye doğrudan uçuş imkanı. Yenilenebilir Enerji: Rüzgar, güneş, biyokütle ve jeotermal enerjinin merkezi. İnovasyon: 5 Teknoloji Geliştirme Bölgesi ve güçlü Ar-Ge altyapısı. İhracat Başarısı: 2025 yılında Ege Bölgesi’nden yapılan 43,6 milyar dolarlık ihracat. "Türkiye, Çin için sadece bir pazar değil; üç kıtaya erişim sağlayan stratejik bir lojistik merkezidir." – Jak Eskinazi Nanjing Belediye Başkan Yardımcısı Huiping: "Türk Markalarını Bekliyoruz" Nanjing Belediye Başkan Yardımcısı Huo Huiping, 36 milyonluk nüfusu ve 272 milyar dolarlık ekonomik büyüklüğü ile Nanjing’in Türk ihracatçılar için dev bir fırsat olduğunu belirtti. Huiping, özellikle gıda ve tarım ürünlerinde iş birliğini artırmak istediklerini ifade etti. Öne Çıkan Ürünler: Kaliteli un ve makarna, Zeytinyağı ve kuru meyveler, Kuruyemiş ve atıştırmalıklar Huiping ayrıca, sadece ticaretle sınırlı kalmayıp maden, tekstil ve yeni nesil malzemeler alanında tedarik zinciri entegrasyonunu hedeflediklerini de sözlerine ekledi. Tarım ve Gıda Sektöründe Çin Pazarı Fırsatı Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Muhammet Öztürk, Çinli tüketicilerin güvenilir gıdaya olan talebinin Türk ürünleri için büyük bir kapı açtığını söyledi. Öztürk, Çinli iş insanlarını 1-4 Eylül 2026 tarihlerinde düzenlenecek olan Foodist İstanbul Fuarı 2026’ya davet etti. Su Ürünleri ve Kanatlı Sektöründe Beklenti: Tavuk Ayağı İhracatı Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği’nden Bedri Girit ise sektörün gücüne vurgu yaptı. Türkiye’nin dünyanın ilk 10 üreticisi arasında olduğunu belirten Girit, Türk somonu ve özellikle tavuk ayağı ihracatının tekrar açılmasını sabırsızlıkla beklediklerini dile getirdi.

Ticaret Bakanlığından Ankara ve İzmir'de Fahiş Fiyat Operasyonu Haber

Ticaret Bakanlığından Ankara ve İzmir'de Fahiş Fiyat Operasyonu

Ticaret Bakanlığı, Ankara ve İzmir’de yürüttüğü denetimlerde market raflarındaki fahiş fiyat artışlarını tek tek deşifre etti. Hal Kayıt Sistemi (HKS) üzerinden yapılan incelemelerde, bazı ürünlerin alış fiyatının tam 7 katına satıldığı ortaya çıktı. ​Ticaret Bakanlığı piyasa gözetim ve denetim ekipleri, fahiş fiyatla mücadele kapsamında saha çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. 06 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilen denetimlerde, özellikle sebze ve meyve reyonlarındaki alış-satış fiyat farkları mercek altına alındı. Haksız kazanç sağladığı tespit edilen işletmeler, ağır idari yaptırımlar uygulanması talebiyle Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu'na sevk edildi. ​Ankara’da Şok Tespitler: 42 TL’lik Biber 250 TL Oldu! ​Ankara Ticaret İl Müdürlüğü ekipleri, 13 farklı ticaret unvanına sahip zincir marketin toplam 94 şubesinde detaylı inceleme yaptı. İnceleme sonucunda ortaya çıkan bazı çarpıcı veriler şöyle: ​Çarliston Biber: Market tarafından 42,00 TL’ye satın alınan ürün, tüketiciye 249,67 TL’den satıldı. ​Pancar: 15,00 TL’lik alış fiyatına sahip olan ürünün raf fiyatı 79,95 TL olarak belirlendi. ​Dolmalık Biber: 63,33 TL’ye tedarik edilen biber, 249,67 TL etiket fiyatıyla rafa çıktı. ​Maydanoz: Markete girişi 5,00 TL olan maydanoz, tüketiciye 19,95 TL’den sunuldu. ​İzmir’de Tedarik Zinciri Takibi: Hal ve Raf Arasındaki Uçurum ​İzmir’de gerçekleştirilen denetimlerde ise ürünlerin tarladan veya halden çıkış fiyatı ile market satış fiyatı arasındaki devasa farklar raporlandı. Özellikle Antalya ve çevre illerden gelen ürünlerdeki yüksek kar marjları dikkat çekti: ​Sivri Biberde Rekor Fark: Antalya Elmalı’dan 50,00 TL’ye alınan sivri biberin, İzmir’deki bir firma tarafından 389,95 TL’ye satıldığı tespit edildi. ​İthal Ayva Fiyatı Katlandı: İran’dan ithal edilip halden 30,00 TL’ye alınan ayva, markette 225,00 TL’ye alıcı buldu. ​Limon ve Patates: Muğla Dalaman’dan 18,00 TL’ye gelen limon 129,95 TL’ye; Ödemiş halinden 5,00 TL’ye alınan patates ise 28,99 TL’ye rafa konuldu. ​Diğer Ürünler: Çarliston biber 48,00 TL’den 199,00 TL’ye, Golden elma ise 30,00 TL’den 99,99 TL’ye yükseltildi. ​Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu Devreye Girdi ​Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, denetimler neticesinde fahiş fiyat artışı yaptığı kanaatine varılan tüm işletmeler hakkında gerekli idari yaptırımların uygulanacağı belirtildi. Dosyalar, cezai işlemlerin karara bağlanması amacıyla Ticaret Bakanlığı Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu’na gönderildi. ​Denetimler 81 İlde Devam Edecek ​Ticaret Bakanlığı yetkilileri, vatandaşların mağduriyetini önlemek ve piyasadaki fiyat dengesini korumak adına denetimlerin kararlılıkla süreceğini, haksız kazanç sağlayanlara geçit verilmeyeceğini vurguladı.

Türkiye'nin NTE Sınavı Haber

Türkiye'nin NTE Sınavı

Türkiye’nin Eskişehir Beylikova’da keşfettiği Nadir Toprak Elementleri (NTE) rezervi, sadece ekonomik bir müjde değil, aynı zamanda ülkenin önündeki en büyük teknolojik ve ekolojik sınavlardan biri. Prof. Dr. Etem Karakaya tarafından yapılan kapsamlı analiz, Türkiye’nin bu "stratejik vitaminleri" katma değere dönüştürmek için madenciliğin ötesine geçmesi gerektiğini ortaya koyuyor. ​Kritik Madenler: Yeni Dünyanın Jeostratejik Aracı ​Yeşil enerji dönüşümü, yüksek teknoloji ve ulusal güvenlik için hayati öneme sahip olan NTE’ler, tedarik zinciri kesintisi riski en yüksek malzemeler arasında yer alıyor. Türkiye’nin 694 milyon tonluk (toplam cevher) rezerv duyurusu büyük heyecan yaratsa da, Prof. Dr. Karakaya asıl değerin madencilikte değil, rafinasyon ve nihai ürün aşamasında oluştuğunu vurguluyor. ​Değer Zincirindeki Uçurum: Saflaştırma 15 Kat Daha Değerli ​Analiz, NTE ekonomisindeki çarpıcı farkı şu rakamlarla özetliyor: ​Madencilik: 2025 itibarıyla küresel ham konsantre pazar değeri 600-800 milyon dolar bandında.​ Rafinasyon: Aynı hacim yüksek saflıkta oksit ve metal formuna dönüştüğünde pazar değeri 5,7 - 7,6 milyar dolara çıkıyor. Yani saflaştırma süreci, madencilikten 10-15 kat fazla katma değer yaratıyor.​ Nihai Ürün: Saflaştırılmış NTE’lerin kullanıldığı kalıcı mıknatıs pazarı ise 35 milyar doları aşmış durumda. Bu, bir ton ham cevherdeki birkaç kilogram NTE’nin, doğru işlendiğinde 100-150 bin dolarlık bir ekonomik katkı sağlaması anlamına geliyor.​Çin’in "Monopol" Gücü ve Türkiye’nin Pozisyonu ​Dünyanın en büyük rezerv sahiplerinden biri olan ABD bile, işlenmiş NTE ve kalıcı mıknatıslar için %90 oranında Çin’e bağımlı durumda. Çin, bu hakimiyeti 2000 yılından bu yana yaptığı 57 milyar dolarlık devasa yatırımla sağladı. ​Türkiye’nin Beylikova’daki rezervinin niteliği ise henüz netleşmiş değil. Uluslararası JORC Kodu kapsamında sertifikasyon süreci devam ederken, akademik çalışmalar Türkiye’deki yatakların %0,2 ila %2’sinin NTE oksidi olduğunu (yaklaşık 1.4 - 14 milyon ton NTE) gösteriyor. Ancak uzmanlar, bu rezervin daha çok "Hafif NTE" ağırlıklı olabileceği, bunun da ekonomik getiriyi sınırlayabileceği konusunda uyarıyor. ​"Yeşil Enerji Karadeliği": Ekolojik Bedel ve Toryum Riski ​NTE üretimi muazzam miktarda toprağın kazılmasını ve ciddi oranda toksik atık oluşumunu gerektiriyor. Bir ton NTE başına ortalama iki bin ton toksik atık üretilebiliyor. ​Toryum Faktörü: Eskişehir’deki cevherlerin önemli miktarda radyoaktif bir element olan Toryum içermesi, süreci daha da hassas kılıyor. Bu durum, sadece maden atıklarının değil, rafinasyon yan ürünlerinin de özel lisanslı ve uzun vadeli radyoaktif atık yönetimi gerektireceği anlamına geliyor. ​Karakaya, Çin’in çevresel düzenlemeleri hiçe sayarak elde ettiği düşük maliyet avantajını takip etmenin Türkiye için hem etik hem de jeopolitik bir felaket olacağını belirterek; "Asıl sınav, yüksek katma değerli üretimi çevresel sürdürülebilirlik ile tasarlayabilmektir" diyor. ​Uluslararası İşbirliği Bir Seçenek Değil, Zorunluluk ​Türkiye’nin tek başına teknoloji transferi, devasa finansman ve pazar erişimi gibi engelleri aşması zor görünüyor. Ekim 2024’te Çin ile imzalanan mutabakat zaptının ardından müzakerelerin çıkmaza girmesi, Ankara’nın rotasını Batılı partnerlere çevirmesine neden oldu. ​Çin’in Şartları: Kritik teknolojiyi transfer etmeyi reddeden ve ham maddenin Çin’de işlenmesini isteyen Pekin’in şartları Türkiye’nin hedefleriyle uyuşmadı.​ Batı ile Yeni Fırsatlar: AB’nin "Kritik Hammaddeler Yasası" (CRMA) çerçevesinde 2030’a kadar tüketimin %40’ını birlik içinde işleme hedefi, Türkiye için büyük bir ortaklık kapısı aralıyor. ABD, Kanada ve İsviçre ile görüşmelerin sürmesi bu stratejik yönelimin bir parçası.​Sonuç: Ne Yapılmalı? ​Analize göre Türkiye’nin etkin bir aktör olması için şu adımlar şart: ​Devlet Desteği: Kamu-özel sektör ortaklığıyla madencilik ve işleme altyapısına güçlü finansal destek.​ Sürdürülebilir Etiket: Üretimin ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) standartlarına uygun yapılarak Türk NTE ürünlerine "sürdürülebilir kaynaklı" etiketi kazandırılması.​ Kritik Mineraller Stratejisi: Ham maddeden nihai teknolojik ürüne kadar tüm aşamaları kapsayan, nitelikli insan kaynağı ve AR-GE odaklı ulusal bir planın devreye alınması. ​Türkiye’nin NTE sınavı, sadece toprağın altındakini çıkarmak değil, o topraktan geleceğin teknolojisini ve temiz bir dünyayı inşa edebilme kabiliyetidir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.