Hava Durumu

#Tmmob

Kırsal Haber - Tmmob haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tmmob haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ZMO’dan 14 Mayıs Uyarısı: "Çiftçi Borç Batağında, Tarım Sektörü Alarm Veriyor!" Haber

ZMO’dan 14 Mayıs Uyarısı: "Çiftçi Borç Batağında, Tarım Sektörü Alarm Veriyor!"

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nde acı tabloyu açıkladı. 2026 verilerine göre çiftçinin borcu 1,3 trilyon TL’yi aşarken, tarım sektörü küçülmeye devam ediyor. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nde bir açıklama yayımlayan TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, Türkiye tarımının içinde bulunduğu yapısal krizi çarpıcı rakamlarla ortaya koydu. "Üreticiyi korumak, geleceği korumaktır" vurgusu yapan oda, neoliberal politikaların ve artan girdi maliyetlerinin çiftçiyi üretimden kopardığını belirtti. Tarımsal Borç Yükü 1,3 Trilyon TL’yi Geçti Ziraat Mühendisleri Odası tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; ''Tarım, yalnızca bir üretim faaliyeti değil; toplumların beslenmesini, kalkınmasını ve yaşam kültürünü şekillendiren temel bir değerdir. Sofralarımıza ulaşan her üründe çiftçilerin alın teri, emeği ve özverisi bulunmaktadır. Çiftçilerin üretimdeki vazgeçilmez rolüne dikkat çekmek ve emeklerini görünür kılmak amacıyla her yıl 14 Mayıs, Dünya Çiftçiler Günü olarak kutlanmaktadır. Bu tarih, Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu (IFAP) tarafından 1984 yılında alınan bir kararla ilan edilmiştir. Ülkemizde uygulanagelen neoliberal tarım politikaları sonucunda, tarım sektörü ve çiftçilerimiz çok katmanlı sosyo-ekonomik ve yapısal sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Savaşlar, kuraklık, pandemi, ekonomik krizler ve jeopolitik gerilimler gibi olağanüstü süreçler sorunların temel nedenleri olarak gösterilmiş ve normalleştirilmeye çalışılmış; üretimi ve üreticiyi güçlendirecek kalıcı ve etkin tarım politikaları oluşturulup, uygulanamamış, mevcut sorunlar daha da derinleşmiştir. Türkiye’de 2025 yılı itibarıyla Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) kayıtlı üretici sayısı yaklaşık 2 milyon 363 bin olup, son yıllarda artış görülse de kırsal nüfusun yaşlanması ve küçük ölçekli işletmelerin üretimden çekilmesi tarım açısından önemli bir risk oluşturmaktadır. Aynı dönemde ÇKS kayıtlı tarımsal üretim alanı 170 milyon dekara ulaşmış olsa da toplam 239 milyon 780 bin dekar toplam tarım arazileri varlığımızın yaklaşık 70 milyon dekarı ÇKS kaydı dışında ve desteklemelerden yararlanamamaktadır. Girdi maliyetlerindeki artış üretim üzerindeki en önemli baskı unsurlarından biri haline gelmiştir. 2026 yılı şubat ayı Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi oniki aylık ortalamalara göre %32,64 oranında artarken; gübre fiyatları 2025 yılı itibarı ile %44,95, tohum fiyatları %38,98 ve veteriner harcamaları %72,78 oranında yükselmiştir. Buna karşın üretici gelirleri aynı oranda artmamakta, bu durum çiftçilerin kârlılığını ve sonraki yıl üretme motivasyonlarını ciddi biçimde azaltmaktadır. Artan üretim maliyetleri ve yetersiz destekler nedeniyle üreticiler, tarımsal faaliyetlerini sürdürebilmek için giderek daha fazla borçlanmak zorunda kalmaktadır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, 2026 yılı Mart ayı itibarıyla tarım sektörünün bankalara olan toplam nakdi kredi borcu 1 trilyon 355 milyar 462 milyon TL’ye ulaşmıştır. Tarım, avcılık ve ormancılık sektörleri birlikte değerlendirildiğinde ise toplam kredi borcu 1 trilyon 371 milyar 425 milyon TL düzeyine çıkmaktadır. Aynı dönemde tarım sektöründe 21 milyar 203 milyon TL tutarında kredi takibe düşmüş olup, takipteki kredilerin toplam tarımsal kredilere oranı yüzde 1,56 olarak gerçekleşmiştir. Ayrıca, önemli bir kredi tutarının yakın izlemede bulunduğu ve bazı kredilerin yeniden yapılandırıldığı dikkate alındığında, üreticilerin finansal yükünün giderek ağırlaştığı anlaşılmaktadır. Bu veriler, çiftçilerimizin artan girdi maliyetleri, düşük ürün fiyatları ve yetersiz destekleme politikaları nedeniyle üretimlerini büyük ölçüde kredi kullanarak sürdürdüğünü ortaya koymaktadır. Tarımsal üretimin devamlılığının sağlanabilmesi için üreticilerin borç yükünün hafifletilmesi, uygun koşullu finansman olanaklarının genişletilmesi ve destekleme politikalarının güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Üreticilerin kredi borçları dolayısıyla kredibiliteleri olmadığından kredi kuruluşları dışında girdi tedarikçileri, tüccarlar ve sözleşmeli üretim yaptıranlardan sağladıkları finansmanın istatistiki verileri, üreticiye ve üretime etkileri de araştırılmaya muhtaçtır. Tarımsal üretimin planlanmasında kamu müdahalesinin zayıflaması, tarımsal KİT’lerin ortadan kaldırılması ve kooperatiflerin etkinliğinin azalması, çiftçinin pazarlık gücünü ciddi şekilde zayıflatmıştır. Çiftçi örgütlerinin karar süreçlerine yeterince dâhil olamaması da üreticinin emeğinin karşılığını almasını zorlaştırmaktadır. Buna karşın ithalata dayalı politikaların devam etmesi, hasat dönemlerinde yapılan dış alımlar ve fiyat baskılamaları üreticiyi daha da kırılgan hale getirmektedir. Tarım sektöründe yaşanan sorunlar yalnızca üretim aşamasıyla sınırlı değildir. Üretilen ürünlerin pazarlanmasında da yapısal problemler bulunmaktadır. Zincir marketlerin piyasadaki güçlü konumu, Hal Yasası’nın yetersizliği ve çiftçi aleyhine işleyen sözleşmeli üretim modelleri, gıda tedarik zincirinde ciddi dengesizliklere yol açmaktadır. Bu durum, “tarlada ucuz, rafta pahalı ürün” sorununun kalıcı olarak çözülmesini engellemektedir. Sosyal yapıya bakıldığında ise çiftçi nüfusunun yaş ortalaması giderek yükselmekte, gençlerin tarıma ilgisi azalmakta ve kırsal alanlardan kente göç devam etmektedir. Kadın ve çocuk işçiliği ile mevsimlik tarım işçilerinin yaşadığı sorunlar ise halen çözüm beklemektedir. TÜİK verilerine göre Türkiye’de tarım sektörü 2025 yılında %8,8 oranında küçüldüğü dikkate alındığında, üretim planlamasına dayanmayan ve destek mekanizmaları yetersiz kalan bir yapının gıda güvenliğini sürdürülebilir kılması mümkün görünmemektedir. Tüm bu göstergeler, tarım sektörünün yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyal ve yapısal bir dönüşüm ihtiyacı içinde olduğunu ortaya koymaktadır. Kalıcı çözüm, üreticiyi ve tüketiciyi merkeze alan, tarımsal varlıkları koruma altına alan, planlı üretimi esas alan ve girdi maliyetlerini kontrol altına alan bütüncül bir tarım politikası ile mümkündür. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü, yalnızca üreticilerimizin emeklerinin hatırlandığı bir gün değil, aynı zamanda tarım sektörünün yapısal sorunlarının çözümüne yönelik güçlü bir iradenin ortaya konulması gereken önemli bir gündür. Ziraat Mühendisleri Odası olarak; planlı ve bilimsel temellere dayalı tarımsal üretimin esas alınmasını, kamusal girdi üretimi ile girdi maliyetlerinin düşürülerek üreticinin korunmasını, tarımsal kamu yönetiminin ve kooperatifçiliğin güçlendirilmesini, tarım arazilerinin etkin biçimde korunmasını, planlı bir kıra dönüş ve tarımsal üretime katılma politikası geliştirilmesini ve tarımda genç nüfusun arttırılmasını temel öncelikler olarak görmekteyiz. Çiftçimizin emeğinin karşılığını alabildiği, adil bir tarım yapısının oluşturulması, ülkemizin gıda egemenliği açısından ertelenemez bir zorunluluktur.''

TMMOB ZMO: ''Tarımda İş Sağlığı Değil, "Yaşama Mücadelesi" Veriliyor!'' Haber

TMMOB ZMO: ''Tarımda İş Sağlığı Değil, "Yaşama Mücadelesi" Veriliyor!''

4-10 Mayıs İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası dolayısıyla bir açıklama yayımlayan TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, tarım sektöründeki iş cinayetlerine dikkat çekti. Rapora göre Türkiye, ölümlü iş kazalarında Avrupa’da ilk sırada yer alırken, en çok can kaybı tarım sektöründe yaşanıyor. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO), çalışma hayatının en kanayan yaralarından biri olan iş sağlığı ve güvenliği (İSG) konusunda tarım sektörünün içinde bulunduğu vahim tabloyu gözler önüne serdi. "Tarımda iş güvenliği bir tercih değil, yaşama mücadelesidir" denilen açıklamada, 2026 yılının ilk verileri paylaşıldı. Tarım Sektörü İş Cinayetlerinde Başı Çekiyor ZMO tarafından paylaşılan verilere göre, Türkiye’de iş kazalarına bağlı ölümlerin yaklaşık %20’si tarım ve orman işkolunda gerçekleşiyor. Konuyla ilgili yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; ''İş sağlığı ve güvenliği (İSG), Uluslararası Çalışma Örgütü (International Labour Organization-ILO) tarafından temel bir insan hakkı olarak tanımlanmakta; çalışanların güvenli, sağlıklı ve insan onuruna yakışır koşullarda çalışmasını güvence altına almayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda çalışanlar; karşılaştıkları riskler hakkında bilgi edinme, gerekli eğitimleri alma, süreçlere katılma ve tehlike anında çalışmaktan kaçınma hakkına sahiptir. İşverenler ise riskleri önceden öngörmek, gerekli önlemleri zamanında almak ve güvenli çalışma ortamını sağlamakla yükümlüdür. İSG anlayışı, kazalar gerçekleştikten sonra müdahale etmeyi değil, henüz ortaya çıkmadan önlemeyi esas alır; fiziksel risklerin yanı sıra psikososyal tehditleri de kapsayan bütüncül bir yaklaşımı gerektirir. Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yasal çerçeve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile önemli kazanımlar sağlanmış olsa da, uygulama ve mevzuatın bazı noktalarında yapısal eksiklikler bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu ve ilgili yönetmeliklerle yürütülen süreçlerin 6331 sayılı İSG Kanunuyla entegrasyonunda karmaşıklıklar yaşanabilmektedir. İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği'nde bulunan bazı hükümler, uygulamadaki sıkıntılarla birleştiğinde yasal çerçevenin işlevselliğini azaltabilmektedir. Denetim mekanizmalarının yetersizliği, kayıt dışı istihdamın yaygınlığı, işverenlerin maliyet odaklı yaklaşımı ve eğitim eksiklikleri bu alandaki başlıca sorunlar arasında yer almaktadır. Bu sorunlar, özellikle tarım sektöründe daha belirgin hale gelmektedir. Güvencesizlik, mevsimlik işçilik, kadın ve çocuk emeği sömürüsü, düşük eğitim düzeyi, ekipman kullanımında eğitim eksikliği ve yaygın kayıt dışılık, tarımı İSG açısından en kırılgan ve riskli sektörlerden biri haline getirmektedir. Bu nedenle, yalnızca mevzuatın varlığı değil, etkin ve kararlı bir uygulama süreci de hayati önem taşımaktadır. ILO verilerine göre, dünyada her yıl 2,3 ila 3 milyon insan iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu hayatını kaybetmektedir. Dünya çapında her gün yaklaşık bir milyon iş kazası yaşanmakta, her 15 saniyede bir işçi iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Türkiye, ölümlü iş kazalarında Avrupa'da ilk sırada yer almaktadır. Türkiye’de iş kazalarına bağlı ölümlerin önemli bir bölümü tarım sektöründe gerçekleşmektedir. Bazı yıllarda bu sektör, en fazla can kaybının yaşandığı alan olarak öne çıkmaktadır. İSİG Verilerine göre; 2025 yılında tarım/orman işkolunda 414 emekçi (183 işçi ve 231 çiftçi) hayatını kaybetmiştir. İş cinayetlerinin yaklaşık %20’sinin tarımda meydana geldiğini göstermektedir. 2026 Nisan ayı İş Cinayetleri Raporunda; 189 hayat kaybına neden olan iş cinayetlerinden 41 kaybın (%22) Tarım/Orman işkolunda olduğu kaydedilmiştir. Özellikle tarım makinelerinin kullanımı ve traktör kazaları, bu kayıpların başlıca nedenleri arasında yer almaktadır. Etkisi uzun dönemde ortaya çıkabilen risklerinden Bitki Koruma Ürünleri maruziyeti İSG sorunu olarak da ele alınmalıdır. Bu tablo, tarımın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda yüksek risk barındıran bir çalışma alanı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ziraat Mühendisleri Odası olarak; tarım sektöründe iş sağlığı ve güvenliğinin güçlendirilmesi için denetimlerin artırılması, yaptırımların caydırıcılığının sağlanması, kayıt dışı çalışmanın önlenmesi ve tüm tarım çalışanlarına düzenli İSG eğitimlerinin verilmesi gerektiğini vurgulamaktayız. Tarımda kullanılan makine ve ekipmanların güvenli hale getirilmesi, özellikle traktör kazalarını önleyici teknik tedbirlerin yaygınlaştırılması ve kişisel koruyucu donanım kullanımının zorunlu kılınması büyük önem taşımaktadır. Mevsimlik tarım işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi, çalışma sezonu öncesi İSG eğitimine tabi tutulmaları, küçük ölçekli işletmelerin İSG uygulamalarına uyumunun desteklenmesi ve toplumsal farkındalığı artıracak ulusal politikaların kararlılıkla hayata geçirilmesi gerekmektedir. Sonuç olarak, işçi sağlığı ve iş güvenliği yalnızca teknik bir düzenleme alanı değil, doğrudan insan hayatına temas eden etik bir sorumluluk ve haktır. Çalışma yaşamı; insan onurunu merkeze alan, emeğin değerini gözeten ve bilimin rehberliğini esas alan bir anlayışla yeniden inşa edilmelidir. Çünkü ancak emeğin gücü ile bilimin ışığı aynı ufukta buluştuğunda, çalışma hayatı daha adil, daha güvenli ve daha insanca bir düzene kavuşacaktır.''

Ziraat Mühendisleri Odası’nda Yeni Dönem: Hasan Murat Kapıkıran Görevi Devraldı Haber

Ziraat Mühendisleri Odası’nda Yeni Dönem: Hasan Murat Kapıkıran Görevi Devraldı

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) 50. Dönem Yönetim Kurulu, görev dağılımını tamamlayarak yeni başkanını seçti. Düzenlenen anlamlı törenle Baki Remzi Suiçmez, başkanlık görevini Hasan Murat Kapıkıran’a devretti. ​ZMO 50. Dönem Yönetim Kurulu Görev Dağılımı Tamamlandı ​TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası’nda seçim heyecanının ardından kurumsal işleyiş tüm hızıyla devam ediyor. 9 Nisan 2026 Perşembe günü gerçekleştirilen ilk toplantıda, 50. Dönem Yönetim Kurulu üyeleri arasında görev dağılımı yapıldı. Yapılan oylama sonucunda, Yönetim Kurulu üyelerinin oybirliğiyle Hasan Murat Kapıkıran, Ziraat Mühendisleri Odası’nın yeni başkanı olarak seçildi. ​Devir Teslim Töreninde Birlik ve Beraberlik Mesajı ​Görev devir teslimi, 10 Nisan 2026 Cuma günü ODA merkezinde gerçekleştirildi. Önceki dönem ODA Başkanı Baki Remzi Suiçmez, görevini yeni Başkan Hasan Murat Kapıkıran’a devrederek başarılar diledi. ​Törene katılım sağlayan yönetim kadrosu şu isimlerden oluştu: ​Şule YILDIRIM (II. Başkan) ​Mert Ulaş DİŞBUDAK (Yönetim Kurulu Yazman Üyesi) ​Özgür SELVİ (Yönetim Kurulu Sayman Üyesi) ​Özgür Cemile GÖKTAŞ KÜÇÜK (49. Dönem Yönetim Kurulu Yazman Üyesi) ​Köklü Gelenek ve Mesleki Sorumluluk Vurgusu ​Törende yapılan konuşmalarda, bu değişimin sadece bir yetki devri olmadığı; TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası’nın köklü geleneklerinin, mesleki sorumluluklarının ve ortak değerlerinin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulandı. Yeni Başkan Kapıkıran, devraldığı bayrağı tarım sektörü ve ziraat mühendislerinin haklarını savunma noktasında daha ileriye taşıma sözü verdi.

ZMO’da Yeni Dönem Başladı Haber

ZMO’da Yeni Dönem Başladı

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası’nın 28-29 Mart 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen 50. Dönem Olağan Genel Kurulu’nun ardından yeni yönetim belli oldu. Mazbatalarını alan yeni Yönetim Kurulu, ilk toplantısını yaparak görev dağılımını gerçekleştirdi. Ziraat Mühendisleri Odası Başkanlığına Hasan Murat Kapıkıran seçildi. İlk Toplantı ve Görev Dağılımı Yapıldı 9 Nisan 2026 Perşembe günü Divan Başkan Yardımcısı Selma Güder başkanlığında toplanan ZMO 50. Dönem Yönetim Kurulu, odanın gelecek dönem stratejilerini belirlemek üzere ilk adımını attı. Seçim Kurulu'ndan mazbataların alınmasının ardından yapılan oylama ile yönetim kademesi şekillendi. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası 50. Dönem Yönetim Kurulu Yeni dönemde Ziraat Mühendisleri Odası’nı yönetecek isimler ve görevleri şu şekilde açıklandı: Başkan: Hasan Murat KAPIKIRAN II. Başkan: Şule YILDIRIM Yazman: Mert Ulaş DİŞBUDAK Sayman: Özgür SELVİ Üye: Mehtap ERCAN BİLGEN Üye: Hüseyin FİNCAN Üye: Erkan PEHLİVAN ZMO’nun Yeni Dönem Hedefleri Yeni dönemde de tarım politikaları, ziraat mühendislerinin özlük hakları ve sürdürülebilir tarım uygulamaları konularında etkin bir rol oynaması beklenen ZMO, 50. döneminde de sektörün en güçlü paydaşlarından biri olmaya devam edecek. Hasan Murat Kapıkıran liderliğindeki yeni yönetim, tarımsal kalkınma ve mesleki gelişim projelerine odaklanacak.

Ziraat Mühendisleri Odası'nın Olağan Genel Kurulu Gerçekleştirildi Haber

Ziraat Mühendisleri Odası'nın Olağan Genel Kurulu Gerçekleştirildi

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası`nın 50. Dönem Olağan Genel Kurulu 28 Mart 2026 Cumartesi günü Kocatepe Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Genel Kurul Toplantısı 468 delegeden 254 delegenin imzalarının saptanmasıyla ODA Genel Başkanı Baki Remzi Suiçmez tarafından açıldı. Yapılan açık oylama sonucunda Murat Akar oy birliği ile Divan Başkanlığına seçildi. Divan Başkan Yardımcılıkları ve yazman üyelikleri için yazılı önergeler verildi. Yapılan oylama sonucu Başkan Yardımcılıklarına Selma Güder ve Fatma Irmak, Yazman Üyeliklere; Seçil Özkılınç, Özer Uçar, Necat Ağca Ve Ahmet Berkin Sarıefe oybirliği ile seçildi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı`nın okunmasının ardından, Divan Başkanı tarafından gündem Genel Kurula okundu, yapılan oylama sonucunda oybirliği ile gündem kabul edildi. Açış konuşması ZMO 49. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez Tarafından Yapıldı. Gündem Gereği Açılışta “tmmob Yürütme Kurulu Üyesi Arif Balkanay, Kesk Tarım Orkam Sen Başkanı Serap Baysal, Türkiye Ziraatçılar Derneği Başkanı Hidayet Muslu, Tüketici Hakları Derneği Başkanı Ergun Kılıç, Türkiye Sulama Kooperatifleri Merkez Birliği Başkanı Halis Uysal, Tobb Tarım Meclisi Başkanı M. Ülkü Karakuş, Tarım Orman İş Sendikası Başkanı Yusuf Kurt, İyi Parti Genel Başkan Başdanışmanı Zafer Ulutaş, Dem Parti Ağrı Milletvekili Nejla Demir, Cumhuriyet Halk Partisi Adana Milletvekili Ayhan Barut, Cumhuriyet Halk Partisi Niğde Milletvekili Fethi Gürer, Cumhuriyet Halk Partisi Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez” Konuşmalarında Genel Kurula İyi dilek ve temennilerini sundular. Açış konuşmalarının ardından, Gündemin komisyonların seçimi maddesine geçildi. Verilen önergeler üzerine Oy Sayım Komisyonu, Bütçe Komisyonu, Sonuç Bildirgesi Komisyonu, Ana Yönetmelik Değişikliği Komisyonu, Önerileri teker teker oylamaya sunuldu. Önerilen komisyon üyeleri oy birliği ile kabul edildi. Çalışma Raporu 49. Dönem Yönetim Kurulu Yazman Üyesi Özgür Cemile Göktaş Küçük, Mali Rapor İse 49. Dönem Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Yener Ataseven tarafından okundu. Denetleme Kurulu Raporunun ilk kısmını 49. Dönem Denetleme Kurulu Üyesi Neriman Okşan Ergin, Denetleme Kurulu Raporunun Sonuç Ve Öneriler Kısmı İse 49. Dönem Denetleme Kurulu Üyesi Nihan Yenilmez Arpa Tarafından Okundu. Raporların Okunması Tamamlandıktan Sonra Raporların Görüşülmesine Geçildi. Görüşmeler Sırasında, Ekin Baran Taştan (adana), Zeki Oymak (aydın), Vahap Tuncer (antalya), Ferdan Çiftçi (izmir), Erol Özkan (kırklareli), Tevfik Türk (izmir), Engin Gözüaçık (rize), Mahinur Şahbaz (istanbul), Ebubekir Küçük (sivas), Seray Elhüseyni (balıkesir), Elşan Atay (tekirdağ), Necati Gül (çorum), İskan Işık (van), Okan Özkan (mersin) söz alarak görüşlerini bildirdiler. 49.Dönem Çalışma ve Mali Raporu ile Denetleme Kurulu Raporları ayrı ayrı oy çokluğuyla ile aklandı. Aklanmadan sonra söz isteyen 49. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi SUİÇMEZ Genel Kurul'a teşekkürlerini sundu. Ana yönetmelik değişikliği komisyonu tarafından divana sunulan yönetmelik değişikliği hakkında komisyon raporu Özcan GAYGUSUZ tarafından okundu. Yönetmelik değişikliği oybirliği ile kabul edildi. Dilek ve öneriler gündemine geçildi. Sırasıyla; Hakan Bodrumlu (izmir), Ali Rıza Boz (izmir), Selçuk Ağca (kahramanmaraş), Hüseyin İyidoğan (ankara), Ebru Kaçin (antalya), Ramazan Bozdağ (urfa) yeni döneme ait dilek ve önerilerde bulundular. Geniş katılımla gerçekleşen Genel Kurulumuzda; Oda Yönetim, Denetleme ve Onur Kurulu Asıl ve Yedek Üyeleri ile TMMOB Yönetim, Denetleme ve Yüksek Onur Kurulu Üyeleri Aday Adaylarının belirlenmesi ve duyurulması gündemine geçildi. Oda Yönetim, Denetleme ve Onur Kurulu Asıl ve Yedek Üye adayları için 4 ayrı liste "Çağdaş Ziraat Mühendisleri Grubu" (mavi liste), "Çağdaş Demokrat Ziraat Mühendisleri (Kırmızı Liste), “Ziraat Mühendisleri Mavi Değişim Gurubu” (açık mavi) , “Ziraat Mühendisleri Demokratik Birliği Grubu” (sarı liste) ve Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyeliği için Abdullah Berk AKKAŞ divana başvurdular. Divan Başkanlığı`na gelen bir önerge gereğince TMMOB Genel Kurulu Delege Listelerinin basılı blok olarak oylanması kabul edildi. Genel Kurul devam ederken, Genel Kurul`u temsilen bir heyet, Anıtkabir`i ziyaret etti.

Su Kaynaklarını Korumak, Geleceğimizi Korumaktır Haber

Su Kaynaklarını Korumak, Geleceğimizi Korumaktır

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi tarafından 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yapıldı. Şube Başkanı Merve Edizkan Cihan tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Su, yaşamın temelidir. Ancak bugün, hem dünyada hem de ülkemizde su kaynakları üzerindeki baskı her geçen gün artmakta; yanlış kullanım, plansız kentleşme, iklim değişikliği ve bilimden uzak uygulamalar su krizini derinleştirmektedir. Jeoloji mühendisliği; yeraltı sularının aranması, korunması ve sürdürülebilir yönetimi açısından kritik bir bilim dalıdır. Yeraltı suyu rezervleri, özellikle kurak ve yarı kurak iklim kuşağında yer alan ülkemiz için stratejik öneme sahiptir. Ancak ne yazık ki bu kaynaklar, yeterli bilimsel etütler yapılmadan açılan kaçak kuyular, aşırı ve kontrolsüz çekimler ile geri dönüşü zor zararlar görmektedir. Şehrimiz, yeraltı suyu açısından önemli havzalardan biri üzerinde yer almasına rağmen, son yıllarda artan su tüketimi ve bilinçsiz kullanım nedeniyle risk altındadır. Özellikle tarımsal sulamada vahşi sulama yöntemlerinin yaygınlığı, yeraltı su seviyelerinde ciddi düşüşlere neden olmaktadır. Bunun yanı sıra, sanayi ve kentsel büyümenin getirdiği baskı da su kaynaklarımızı tehdit etmektedir. Bilimsel gerçekler ışığında uyarıyoruz: Yeraltı suları sınırsız değildir; bilinçsiz kullanım geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur. Su yönetimi, mutlaka hidrojeolojik etütlere ve bilimsel planlamaya dayanmalıdır. Kaçak kuyuların önüne geçilmeli, mevcut kuyular sıkı şekilde denetlenmelidir. Tarımda modern sulama tekniklerine geçiş hızlandırılmalıdır. Ayrıca kentleşme ve sanayi planlamasında yeraltısuyu rezervi dikkate alınmalıdır, ayrıca şehrin tarımsal ürün deseni seçimi de bu yönde yapılmalıdır. İklim krizi gerçeğiyle de yüzleşmemiz gereken zamanlardan geçiyoruz. Küresel iklim değişikliği, yağış rejimlerini değiştirmekte ve kuraklık riskini artırmaktadır. Bu durum, özellikle yeraltı suyu rezervlerine olan bağımlılığı artırırken, aynı zamanda bu kaynakların daha hızlı tükenmesine yol açmaktadır. Bu nedenle su yönetimi politikaları kısa vadeli değil, uzun vadeli ve bütüncül olmalıdır. Su bir kamu hakkıdır! Su; ticari bir meta değil, herkes için eşit ve adil erişilmesi gereken temel bir yaşam hakkıdır. Bu doğrultuda su politikalarının kamu yararı gözetilerek oluşturulması, özelleştirme ve rant odaklı yaklaşımlardan uzak durulması gerekmektedir. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi olarak; Bilim ve mühendislik hizmetlerinin karar süreçlerinde etkin rol almasını, Su kaynaklarının korunmasına yönelik denetimlerin artırılmasını, Yeraltı sularının sürdürülebilir kullanımına yönelik acil eylem planlarının hayata geçirilmesini, Tüm paydaşların ortak akılla hareket etmesini talep ediyoruz. Unutulmamalıdır ki; Suyun olmadığı bir Dünya’da yaşamak düşünülemez. Su kaynaklarını korumak, geleceğimizi korumaktır."

Sel Kader Değil, Tarım Topraklarımız Yok Oluyor! Haber

Sel Kader Değil, Tarım Topraklarımız Yok Oluyor!

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Antalya Şube Başkanı Ebru Kaçın, son yıllarda artan sel ve su baskınlarının tarımsal üretime vurduğu darbeye dikkat çekerek, yetkilileri sadece "görüntü vermek" yerine bilimsel ve kalıcı çözümler üretmeye çağırdı. Kaçın, "Üreticilerimiz ülkemizin bacasız fabrikalarıdır; bu fabrikaların kapanmasına seyirci kalınamaz," dedi. ​"Tarım Topraklarının %12’si Kaybedildi" ​Türkiye genelinde tarım topraklarının yaklaşık %12’sinin kaybedildiğini belirten Ebru Kaçın, üreticilerin her 2-3 yılda bir, hatta bazı bölgelerde her yıl doğal afetlerle boğuştuğunu vurguladı. Birinci sınıf tarım arazilerinin ve seraların büyük risk altında olduğunu ifade eden Kaçın, üreticinin üretimden kopma noktasına geldiğini belirtti. ​Genç Nüfus Tarımdan Uzaklaşıyor: Ortalama Yaş 58! ​Tarımın sürdürülebilirliği konusunda tehlike çanlarının çaldığını ifade eden ZMO Şube Başkanı Kaçın; "Üreticilerimizin yaş ortalaması 58’e ulaştı. Gençler hızla sektörden uzaklaşıyor. Bu tablo, ülkemizin gıda güvenliği için ciddi bir alarmdır," uyarısında bulundu. ​Antalya’da Yapılaşma ve Sel Riski ​Antalya özelinde kritik bölgelere dikkat çeken Kaçın, özellikle Kumluca, Aksu (Kemerağzı, Kundu, Boztepe) ve Serik bölgelerinin her yıl ağır zararlar gördüğünü hatırlattı. Ayrıca Konyaaltı ilçesi Çakırlar bölgesindeki TOKİ planlamasına dair endişelerini dile getiren Kaçın, şu ifadeleri kullandı: ​"Çakırlar’daki konut alanlarının sel riski taşıdığı bilinmektedir. Plansız ve bilimsel verilerden uzak yapılaşmalar, sadece konutları değil, çevredeki stratejik tarım alanlarını da geri dönüşü olmayan zararlara sürüklemektedir." ​"Afet Kaderdir Ama Tedbir Sorumluluktur" ​Doğal afetlerin kaçınılmaz olabileceğini ancak risklerin bilimle yönetilebileceğini savunan Ebru Kaçın, "Sel kader değil; önlenebilir riskler için tedbir almak yetkililerin sorumluluğundadır. Üreticimizi ve gıda güvenliğimizi korumak için acilen kalıcı çözümler hayata geçirilmelidir," diyerek sözlerini tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.