Hava Durumu

#Tohum Fiyatları

Kırsal Haber - Tohum Fiyatları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tohum Fiyatları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gürer’den TİGEM’e Sudan ve Nijer Sorusu: “Tarım Yapmaktan Vaz mı Geçildi?” Haber

Gürer’den TİGEM’e Sudan ve Nijer Sorusu: “Tarım Yapmaktan Vaz mı Geçildi?”

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TİGEM’in KİT Komisyonu toplantısında Sudan ve Nijer’deki tarım projelerinin son durumunu, tohum fiyatlarındaki artışı, hayvan ölümlerini ve kiraya verilen çiftlikleri gündeme getirdi. Gürer, Türkiye’de yerli üretimin, yerli tohumun ve yerli hayvan ırklarının güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünün (TİGEM) KİT Komisyonu toplantısında tarım politikalarına ilişkin önemli sorular yöneltti. Sudan’da başlatılan tarım projesinin sona ermesini ve Nijer’de planlanan yatırımın hangi aşamada olduğunu gündeme getiren Gürer, Türkiye’nin tarımsal üretim potansiyelinin öncelikli olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Gürer, Venezuela’da buğday üretiminin geliştirilmesi için yürütüldüğü açıklanan çalışmaların da akıbetini sorarak, yurt dışındaki projeler kadar Türkiye’deki tarım işletmelerinin, yerli tohumun ve hayvancılığın geliştirilmesine önem verilmesi gerektiğini ifade etti. Gürer’den Sudan ve Nijer’deki Tarım Projeleri İçin Açıklama Talebi TİGEM’in tarım projelerindeki rolünü sorgulayan Ömer Fethi Gürer, projelerin kurumun kendi girişimiyle mi başlatıldığını yoksa başka kurumlar tarafından mı yönlendirildiğini sordu. Sudan’da 2014 yılında başlatılan tarım girişimini hatırlatan Gürer, TİGEM’in yüzde 80 hisseyle ortak olduğu şirketin faaliyetlerinin daha sonra sona erdiğini belirterek, bu sürecin nedenlerini öğrenmek istedi. Nijer’deki tarım iş birliği projesine de değinen Gürer, önceki dönem Dışişleri Bakanı tarafından kendisine verilen yazılı yanıtta, Nijer’in Irhazer bölgesinde pilot proje kapsamında tahsis edilen 2 bin 500 hektarlık arazinin 1.000 hektarı için TİGEM tarafından yatırım projesi hazırlandığının bildirildiğini aktardı. Gürer, söz konusu projenin güncel durumunun açıklanmasını istedi. Projenin hedefleri arasında Türkiye’ye makul fiyatlarla tarım ürünü ithal edilmesi, Batı Afrika’da Türkiye’nin görünürlüğünün artırılması ve iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesi bulunduğunu hatırlattı. Venezuela’da buğday üretiminin geliştirilmesi için başlatıldığı açıklanan çalışmaları da gündeme getiren Gürer, yurt dışında yürütülen projelerin sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini belirtti. Gürer, Türkiye’nin kendi tarımsal üretimini geliştirme imkânına sahip olduğunu vurgulayarak, TİGEM’in kaynaklarının ve uzmanlığının ülke içindeki üretimin artırılması için daha etkin kullanılmasını istedi. Tohum Fiyatları Artıyor, Üretici Fiyatları Tartışılıyor Ömer Fethi Gürer, TİGEM’in tohum fiyatları ile Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) alım fiyatları arasındaki ilişkiye de dikkat çekti. TİGEM işletmelerinde geçen yıl makarnalık buğday tohumunun 19,50 lira, ekmeklik buğday tohumunun ise 18,50 liradan verildiğini belirten Gürer, bu yıl fiyatların makarnalık tohumda 22 liraya, ekmeklik tohumda 21,25 liraya yükseldiğini ifade etti. TMO’nun ekmeklik ve makarnalık buğday için açıkladığı alım fiyatlarında aynı fiyatın uygulanmasına dikkat çeken Gürer, tohum fiyatlarındaki artışın hangi kriterlere göre belirlendiğinin açıklanmasını istedi. Hayvancılık alanındaki fiyat artışlarını da gündeme getiren Gürer, yedi günlük esmer ırk hayvan fiyatının 2025 yılında 33 bin lira, 2026 yılında ise 58 bin lira olarak belirtildiğini aktardı. Gürer, TİGEM’in fiyat belirlerken hangi ekonomik göstergeleri ve enflasyon verilerini esas aldığının kamuoyuna açıklanması gerektiğini söyledi. Buzağı Ölümleri ve Hayvan Hastalıkları Gündemde TİGEM işletmelerindeki hayvan sağlığı sorunlarına da değinen Gürer, Sayıştay raporlarında bazı işletmelerdeki buzağı ölümlerinin dünya ortalamalarının üzerinde olduğuna ilişkin tespitlere dikkat çekti. TİGEM’in örnek bir kamu kuruluşu olması gerektiğini belirten Gürer, hayvan ölümleri ve işletmelerde görülen hastalıkların nedenlerinin araştırılmasını istedi. Gürer, hayvancılıkta verimliliğin artırılması için hayvan sağlığının korunmasının, işletmelerin çalışma koşullarının iyileştirilmesinin ve gerekli önlemlerin alınmasının önemini vurguladı. Genç Çiftçi ve Küçükbaş Hayvancılık Projeleri Neden Yaygınlaşmıyor? Kamuoyuna duyurulan tarımsal destek ve hayvancılık projelerinin sonuçlarını da sorgulayan Gürer, Genç Çiftçi Projesi ve Köye Koyun Projesi gibi uygulamaların hedeflenen yaygınlığa ulaşıp ulaşmadığının açıklanmasını istedi. Gürer, bazı projelerde uygulama sayılarının 48-50 bin seviyesini aşmadığını belirterek, desteklerin neden daha geniş kesimlere ulaşamadığının ve sahada neden beklenen sonuçları vermediğinin değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Kiraya Verilen TİGEM Çiftlikleri Tartışması TİGEM’e bağlı çiftliklerin durumunu da gündeme getiren Ömer Fethi Gürer, farklı bölgelerdeki işletmeleri ziyaret ettiğini ve bazı alanlarda geçmişe kıyasla hizmet ve üretim sorunları gözlemlediğini söyledi. Yaklaşık 18 çiftliğin kiraya verildiğini belirten Gürer, bu işletmelerde neden yeterli üretim sağlanamadığını sordu. Kiralama uygulamasının gerekçelerinin açıklanmasını isteyen Gürer, sözleşme süreleri sona erdiğinde aynı işletmecilerle devam edilip edilmediği ve kira artışlarının hangi ölçütlere göre belirlendiği konularında da bilgi talep etti. TİGEM, TMO ve Et ve Süt Kurumunun tarım ve hayvancılıkta önemli kamu kuruluşları olduğunu vurgulayan Gürer, kamucu bir üretim anlayışının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Geçmişte faaliyet gösteren Toprak-Su, Köy Hizmetleri, yem fabrikaları ve gübre fabrikalarının önemini hatırlatan Gürer, tarımın stratejik bir sektör olduğunu belirterek, kamu üretim kapasitesinin korunması gerektiğini ifade etti. “Yerli Üretim, Yerli Irk ve Yerli Tohum Güçlendirilmeli” Türkiye’nin tarımsal üretimde kendi kaynaklarına daha fazla yönelmesi gerektiğini belirten Gürer, yerli tohumların, yerli hayvan ırklarının ve tarımsal araştırmaların desteklenmesini istedi. Türkiye’de yetiştirilen buğdayların yurt dışında geliştirilerek yeniden Türkiye’ye satılmasını eleştiren Gürer, yerli genetik kaynakların korunması ve geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Jersey ırkı hayvanlar ve bu hayvanlardan elde edilen sütlerin piyasadaki konumuna da değinen Gürer, hayvancılık politikalarında yerli ırkların geliştirilmesinin ve üreticinin desteklenmesinin önemini vurguladı. Gürer, TİGEM’in yalnızca tarla bitkileri ve hayvancılıkta değil, at ve köpek ırklarının korunması gibi alanlarda da önemli görevler üstlendiğini belirtti. TİGEM’de AR-GE ve Üniversite İş Birliği Çağrısı TİGEM’in araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade eden Gürer, Niğde’de bulunan Patates Araştırma Enstitüsünü örnek gösterdi. Enstitülerin ve üniversitelerin bilgi birikiminden daha fazla yararlanılması gerektiğini belirten Gürer, TİGEM’in tarla bitkilerinin geliştirilmesi, tohum üretimi ve hayvancılık alanlarında ortak araştırma projeleri yürütmesinin önemine dikkat çekti. Gürer, TİGEM’in AR-GE bütçesinin yeterli olup olmadığının açıklanmasını ve kurumun gelişimini sağlayacak yatırımlara öncelik verilmesini istedi. Ceylanpınar Tarım İşletmesiyle ilgili sorunların da uzun süredir gündeme geldiğini hatırlatan Gürer, sulama başta olmak üzere üretimi etkileyen sorunların çözülmesi ve yıllardır tartışılan konuların sonuçlandırılması gerektiğini belirtti. “TİGEM Çalışanları Kadrolu Olmalı” TİGEM’de çalışan taşeron işçilerin durumunu da gündeme getiren CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, kurumda kaç taşeron işçi çalıştırıldığının açıklanmasını istedi. TİGEM Genel Müdürünün tarımda çalışma sürelerinin uzatılmasına yönelik yeni bir iş kanunu çıkarılması konusundaki değerlendirmelerine tepki gösteren Gürer, mevcut iş mevzuatının uygulanması gerektiğini savundu. Tarım işletmelerinde ihtiyaç duyulan çalışmaların vardiyalı sistemle yürütülebileceğini belirten Gürer, çalışanların haklarının korunması gerektiğini vurguladı. Gürer, “Bir insanın 24 saat çalışması değil, vardiyalı çalışma diye bir kavram var” diyerek, gerekli durumlarda üç vardiya sistemiyle çalışma yapılabileceğini ifade etti. Çalışma sürelerine uygun hareket edilmesi, işçilerin hak edişlerinin verilmesi ve emek sömürüsüne yol açılmaması gerektiğini belirten Gürer, yeni bir yasa çıkarılmasından önce mevcut mevzuatın doğru uygulanmasının önemine dikkat çekti. Gürer: “Tarım Türkiye İçin Stratejik Bir Alan” TİGEM’in Türkiye’nin tarımsal üretim kapasitesini artırabilecek önemli bir kamu kuruluşu olduğunu vurgulayan Ömer Fethi Gürer, kurumun faaliyetlerinde şeffaflığın artırılmasını ve projelerin sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılmasını istedi. Gürer, yerli tohumun, yerli hayvan ırklarının, kamu çiftliklerinin ve tarımsal araştırmaların desteklenmesinin Türkiye’nin geleceği açısından önemli olduğunu belirterek, tarım politikalarının üretimi güçlendirecek şekilde yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

ZMO’dan 14 Mayıs Uyarısı: "Çiftçi Borç Batağında, Tarım Sektörü Alarm Veriyor!" Haber

ZMO’dan 14 Mayıs Uyarısı: "Çiftçi Borç Batağında, Tarım Sektörü Alarm Veriyor!"

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nde acı tabloyu açıkladı. 2026 verilerine göre çiftçinin borcu 1,3 trilyon TL’yi aşarken, tarım sektörü küçülmeye devam ediyor. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nde bir açıklama yayımlayan TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, Türkiye tarımının içinde bulunduğu yapısal krizi çarpıcı rakamlarla ortaya koydu. "Üreticiyi korumak, geleceği korumaktır" vurgusu yapan oda, neoliberal politikaların ve artan girdi maliyetlerinin çiftçiyi üretimden kopardığını belirtti. Tarımsal Borç Yükü 1,3 Trilyon TL’yi Geçti Ziraat Mühendisleri Odası tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; ''Tarım, yalnızca bir üretim faaliyeti değil; toplumların beslenmesini, kalkınmasını ve yaşam kültürünü şekillendiren temel bir değerdir. Sofralarımıza ulaşan her üründe çiftçilerin alın teri, emeği ve özverisi bulunmaktadır. Çiftçilerin üretimdeki vazgeçilmez rolüne dikkat çekmek ve emeklerini görünür kılmak amacıyla her yıl 14 Mayıs, Dünya Çiftçiler Günü olarak kutlanmaktadır. Bu tarih, Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu (IFAP) tarafından 1984 yılında alınan bir kararla ilan edilmiştir. Ülkemizde uygulanagelen neoliberal tarım politikaları sonucunda, tarım sektörü ve çiftçilerimiz çok katmanlı sosyo-ekonomik ve yapısal sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Savaşlar, kuraklık, pandemi, ekonomik krizler ve jeopolitik gerilimler gibi olağanüstü süreçler sorunların temel nedenleri olarak gösterilmiş ve normalleştirilmeye çalışılmış; üretimi ve üreticiyi güçlendirecek kalıcı ve etkin tarım politikaları oluşturulup, uygulanamamış, mevcut sorunlar daha da derinleşmiştir. Türkiye’de 2025 yılı itibarıyla Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) kayıtlı üretici sayısı yaklaşık 2 milyon 363 bin olup, son yıllarda artış görülse de kırsal nüfusun yaşlanması ve küçük ölçekli işletmelerin üretimden çekilmesi tarım açısından önemli bir risk oluşturmaktadır. Aynı dönemde ÇKS kayıtlı tarımsal üretim alanı 170 milyon dekara ulaşmış olsa da toplam 239 milyon 780 bin dekar toplam tarım arazileri varlığımızın yaklaşık 70 milyon dekarı ÇKS kaydı dışında ve desteklemelerden yararlanamamaktadır. Girdi maliyetlerindeki artış üretim üzerindeki en önemli baskı unsurlarından biri haline gelmiştir. 2026 yılı şubat ayı Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi oniki aylık ortalamalara göre %32,64 oranında artarken; gübre fiyatları 2025 yılı itibarı ile %44,95, tohum fiyatları %38,98 ve veteriner harcamaları %72,78 oranında yükselmiştir. Buna karşın üretici gelirleri aynı oranda artmamakta, bu durum çiftçilerin kârlılığını ve sonraki yıl üretme motivasyonlarını ciddi biçimde azaltmaktadır. Artan üretim maliyetleri ve yetersiz destekler nedeniyle üreticiler, tarımsal faaliyetlerini sürdürebilmek için giderek daha fazla borçlanmak zorunda kalmaktadır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, 2026 yılı Mart ayı itibarıyla tarım sektörünün bankalara olan toplam nakdi kredi borcu 1 trilyon 355 milyar 462 milyon TL’ye ulaşmıştır. Tarım, avcılık ve ormancılık sektörleri birlikte değerlendirildiğinde ise toplam kredi borcu 1 trilyon 371 milyar 425 milyon TL düzeyine çıkmaktadır. Aynı dönemde tarım sektöründe 21 milyar 203 milyon TL tutarında kredi takibe düşmüş olup, takipteki kredilerin toplam tarımsal kredilere oranı yüzde 1,56 olarak gerçekleşmiştir. Ayrıca, önemli bir kredi tutarının yakın izlemede bulunduğu ve bazı kredilerin yeniden yapılandırıldığı dikkate alındığında, üreticilerin finansal yükünün giderek ağırlaştığı anlaşılmaktadır. Bu veriler, çiftçilerimizin artan girdi maliyetleri, düşük ürün fiyatları ve yetersiz destekleme politikaları nedeniyle üretimlerini büyük ölçüde kredi kullanarak sürdürdüğünü ortaya koymaktadır. Tarımsal üretimin devamlılığının sağlanabilmesi için üreticilerin borç yükünün hafifletilmesi, uygun koşullu finansman olanaklarının genişletilmesi ve destekleme politikalarının güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Üreticilerin kredi borçları dolayısıyla kredibiliteleri olmadığından kredi kuruluşları dışında girdi tedarikçileri, tüccarlar ve sözleşmeli üretim yaptıranlardan sağladıkları finansmanın istatistiki verileri, üreticiye ve üretime etkileri de araştırılmaya muhtaçtır. Tarımsal üretimin planlanmasında kamu müdahalesinin zayıflaması, tarımsal KİT’lerin ortadan kaldırılması ve kooperatiflerin etkinliğinin azalması, çiftçinin pazarlık gücünü ciddi şekilde zayıflatmıştır. Çiftçi örgütlerinin karar süreçlerine yeterince dâhil olamaması da üreticinin emeğinin karşılığını almasını zorlaştırmaktadır. Buna karşın ithalata dayalı politikaların devam etmesi, hasat dönemlerinde yapılan dış alımlar ve fiyat baskılamaları üreticiyi daha da kırılgan hale getirmektedir. Tarım sektöründe yaşanan sorunlar yalnızca üretim aşamasıyla sınırlı değildir. Üretilen ürünlerin pazarlanmasında da yapısal problemler bulunmaktadır. Zincir marketlerin piyasadaki güçlü konumu, Hal Yasası’nın yetersizliği ve çiftçi aleyhine işleyen sözleşmeli üretim modelleri, gıda tedarik zincirinde ciddi dengesizliklere yol açmaktadır. Bu durum, “tarlada ucuz, rafta pahalı ürün” sorununun kalıcı olarak çözülmesini engellemektedir. Sosyal yapıya bakıldığında ise çiftçi nüfusunun yaş ortalaması giderek yükselmekte, gençlerin tarıma ilgisi azalmakta ve kırsal alanlardan kente göç devam etmektedir. Kadın ve çocuk işçiliği ile mevsimlik tarım işçilerinin yaşadığı sorunlar ise halen çözüm beklemektedir. TÜİK verilerine göre Türkiye’de tarım sektörü 2025 yılında %8,8 oranında küçüldüğü dikkate alındığında, üretim planlamasına dayanmayan ve destek mekanizmaları yetersiz kalan bir yapının gıda güvenliğini sürdürülebilir kılması mümkün görünmemektedir. Tüm bu göstergeler, tarım sektörünün yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyal ve yapısal bir dönüşüm ihtiyacı içinde olduğunu ortaya koymaktadır. Kalıcı çözüm, üreticiyi ve tüketiciyi merkeze alan, tarımsal varlıkları koruma altına alan, planlı üretimi esas alan ve girdi maliyetlerini kontrol altına alan bütüncül bir tarım politikası ile mümkündür. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü, yalnızca üreticilerimizin emeklerinin hatırlandığı bir gün değil, aynı zamanda tarım sektörünün yapısal sorunlarının çözümüne yönelik güçlü bir iradenin ortaya konulması gereken önemli bir gündür. Ziraat Mühendisleri Odası olarak; planlı ve bilimsel temellere dayalı tarımsal üretimin esas alınmasını, kamusal girdi üretimi ile girdi maliyetlerinin düşürülerek üreticinin korunmasını, tarımsal kamu yönetiminin ve kooperatifçiliğin güçlendirilmesini, tarım arazilerinin etkin biçimde korunmasını, planlı bir kıra dönüş ve tarımsal üretime katılma politikası geliştirilmesini ve tarımda genç nüfusun arttırılmasını temel öncelikler olarak görmekteyiz. Çiftçimizin emeğinin karşılığını alabildiği, adil bir tarım yapısının oluşturulması, ülkemizin gıda egemenliği açısından ertelenemez bir zorunluluktur.''

Çiftçi Girdi Maliyetleri Altında Eziliyor, Gıda Güvenliği Tehlikede! Haber

Çiftçi Girdi Maliyetleri Altında Eziliyor, Gıda Güvenliği Tehlikede!

CHP Manisa Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Bekir Başevirgen, TÜİK verilerine göre %32’ye ulaşan tarımsal girdi maliyetlerindeki artışın reel piyasada %60’ları bulduğunu belirterek; “İktidar çiftçiyi bu bataktan çıkarmak zorundadır; aksi takdirde gıda krizi kaçınılmazdır” uyarısında bulundu. ​TÜİK Verileri Gerçeğin Sadece Bir Kısmını Yansıtıyor ​TÜİK’in son yayınladığı Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi raporunu değerlendiren Bekir Başevirgen, Şubat ayında yıllık artışın %31,55 olarak açıklandığını ancak bu rakamların sahadaki gerçeklikle örtüşmediğini ifade etti. Başevirgen, “TÜİK’e göre yıllık %31,55 olan maliyet artışı, çiftçimizin tarlasında ve ahırında reelde en az %50-60 seviyesindedir. İktidar, bu devasa yük altında üretim yapmaya çalışan çiftçimizi görmezden gelmektedir,” dedi. ​Veterinerlik, Yem ve Gübrede Fahiş Artış ​Üreticinin en temel ihtiyaç kalemlerindeki artış oranlarını tek tek sıralayan Başevirgen, tarımın sürdürülebilirliğini tehdit eden tabloyu şu verilerle ortaya koydu: ​Veterinerlik Harcamaları: %41,37 artış ​Yem Fiyatları: %37,70 artış ​Gübre Maliyetleri: %36,89 artış ​Tohum Fiyatları: %34,58 artış ​Başevirgen, “Üreticimizin besicilik yapması ya da mahsul alması için kullanması gereken tüm kalemlerdeki bu artış, artık göz ardı edilemez bir boyuta ulaşmıştır,” ifadelerini kullandı. ​Mazot Fiyatlarındaki Savaş Etkisi Henüz İstatistiklere Yansımadı ​Jeopolitik gerilimlerin (ABD-İsrail-İran) enerji maliyetlerine olan etkisinin henüz TÜİK raporlarına dahil edilmediğini hatırlatan Başevirgen, “Mazottaki son fiyat artışlarının yansımasıyla birlikte çok daha korkunç bir tabloyla karşı karşıya kalacağız. Mazot artışı, iğneden ipliğe her girdiyi tetikleyecek,” dedi. ​“Çiftçinin Borç Yükü 1 Trilyon 400 Milyar Liraya Ulaştı” ​Çiftçinin bir borç sarmalına girdiğini ve hasat sonrası bile borçlarını kapatamadığını vurgulayan Başevirgen, tarımdan kopuşun nedenlerini şöyle açıkladı: ​“Çiftçilerimizin banka ve finans kuruluşlarına olan borcu 1 trilyon 400 milyar lirayı buldu. Girdi maliyetini karşılamak için kredi çeken üretici, ürünü satınca borcunu ödeyemiyor ve tekrar borçlanıyor. Bu kısır döngü gençleri tarımdan uzaklaştırıyor, kırsal boşalıyor.” ​Gıda Güvenliği Bir Milli Güvenlik Meselesidir ​Gıdanın tüm ülkeler için artık bir milli güvenlik meselesi olduğunu hatırlatan Bekir Başevirgen, iktidara şu sözlerle çağrıda bulundu: “Türkiye’de çiftçi üretiyor ama kazanamıyor. İktidar gıda güvenliğimizi sağlamak, çiftçiyi üretime teşvik etmek ve gerekli destekleri derhal sağlamak zorundadır. Aksi takdirde, bugün ete hasret kalan vatandaşımız, yarın taneyle aldığı sebze ve meyveye de ulaşamayacak.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.