Hava Durumu

#Üretim Kapasitesi

Kırsal Haber - Üretim Kapasitesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Üretim Kapasitesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Doğu Akdeniz'in Su Ürünleri Üreticileri Ortak Çatıda Buluştu Haber

Doğu Akdeniz'in Su Ürünleri Üreticileri Ortak Çatıda Buluştu

Doğu Akdeniz’de su ürünleri yetiştiriciliğini ortak çatı altında buluşturmak amacıyla kurulan Adana, Hatay ve Mersin İlleri Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Birliği, 18 üye ile faaliyetlerine başladı. Birliğin Kurucu Başkanlığı’nı Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Yönetim Kurulu Üyesi, Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği (ASHİB) Başkan Yardımcısı Ali Can Yamanyılmaz üstlendi. Adana, Hatay ve Mersin İlleri Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Birliği’nin kuruluş genel kurulu Adana İl Tarım ve Orman Müdürlüğü toplantı salonunda gerçekleştirdi. Genel kurula müteşebbis heyet, Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hüseyin Akbaş, Yetiştiricilik Daire Başkanı Tanju Özdemir ve Adana İl Tarım ve Orman Müdürü Atilla Bayazıt katıldı. Genel kurulda Birliğin tüzüğü, geçici yönetim kurulu faaliyet raporu ve diğer gündem maddeleri görüşülerek karara bağlandı. Gündem maddelerinin değerlendirilmesinin ardından Adana, Hatay ve Mersin İlleri Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Birliği’nin Yönetim Kurulu belirlendi. Birliğin Kurucu Başkanlığı’nı su ürünleri sektöründeki çalışmalarıyla öne çıkan Ali Can Yamanyılmaz üstlendi. Yönetim kurulunda Halim Kılınçlı, Sıtkı Akgöl, Mehmet Pars Sezer ve Abbay Polat görev aldı. Yeni yapılanmayla birlikte Adana, Hatay ve Mersin’de faaliyet gösteren üreticilerin ortak bir temsil mekanizması altında buluşturulması, sektörün sorunlarının ilgili kurumlara daha güçlü biçimde aktarılması ve bölgesel üretim kapasitesinin artırılması amaçlandı. “10 bin 581 tonluk mevcut üretim kapasitesi büyümenin başlangıcı” Başkan Ali Can Yamanyılmaz, “Birliğimizin 10 bin 581 tonluk mevcut üretim kapasitesi, aslında Doğu Akdeniz’in su ürünleri yetiştiriciliğinde ne kadar güçlü bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor. İç sularda 1.831 ton, denizlerde 8 bin750 tonluk kapasitemizle önemli bir üretim altyapısına sahibiz. Ancak biz bu kapasiteyi bir başlangıç noktası olarak görüyoruz. Adana, Hatay ve Mersin’de 86 yetiştiricilik belgesine sahip üreticimizin bulunması, bölgede güçlü bir üretici tabanının oluştuğunu yansıtıyor. Kuruluş aşamasında birliğimize katılan üreticilerimizin sayısının önümüzdeki dönemde artacağına inanıyoruz. Çünkü hedefimiz sadece daha fazla üreticiyi aynı çatı altında buluşturmak değil; Doğu Akdeniz’de su ürünleri yetiştiriciliğini daha büyük bir ekonomik değere dönüştürmek. Kuruluşumuz itibarıyla kendi branşımızda Türkiye’nin üçüncü büyük birliği konumundayız. Bu bizim için önemli bir başlangıç. Asıl hedefimiz, büyüyen üretici yapımız ve yeni yatırımlarla Türkiye’nin kendi branşımızdaki en güçlü birliği haline gelmektir.” diye konuştu. Yeni Birlikten üretime ve yatırıma güçlü finansman zemini Genel kurulda Birliğin yatırım ve finansman kapasitesini güçlendirecek kararlar da alındı. Yönetim kuruluna, gayrimenkul satın alma, gayrimenkul kiralama ve buna ilişkin tapu işlemlerini yürütme yetkisi verildi. Ayrıca araç ve makine-ekipman alım ve satımına ilişkin işlemleri yürütme yetkisi tanındı. Birliğin ulusal ve uluslararası kaynaklardan finansman sağlamasına yönelik kararlar da alındı. Tarım ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere Avrupa Birliği fonları ve IPA/IPARD programları ile Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK), Çukurova Kalkınma Ajansı, Adana Büyükşehir Belediyesi ve diğer kamu ve özel kurumların kredi ve hibe desteklerinden yararlanılması için proje hazırlanması, başvuruların yapılması ve uygulamaların yürütülmesi konusunda yönetim kuruluna yetki verildi. Genel kurulda ayrıca, proje yatırımlarının gerçekleştirilmesi ve finansman ihtiyacının karşılanması amacıyla bankalardan kredi kullanılması konusunda yönetim kuruluna yetki verilmesi oy birliğiyle kabul edildi.

Tarımda Büyük Yatırım Hamlesi Haber

Tarımda Büyük Yatırım Hamlesi

Planlı tarımsal üretimi güçlendirmek, tarım ile sanayiyi bütünleştirmek ve Türkiye'nin üretim kapasitesini artırmak amacıyla Organize Tarım Bölgelerinde (OTB) yeni bir yatırım hamlesi başlatıldı. Eylül 2026 döneminde 14 ildeki 17 Organize Tarım Bölgesinde toplam 690 yatırım alanı, ön tahsis ve parsel tahsisi yoluyla yatırımcıların hizmetine sunuluyor. ​16 Bin Dekarlık Alanda Güçlü Üretim Zinciri ​Toplam 16 milyon 954 bin metrekare (yaklaşık 16.954 dekar) büyüklüğündeki yatırım alanlarının 280'i parsel tahsisi, 410'u ise ön tahsis kapsamında yatırımcılara açılıyor. ​Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Genel Müdür Dr. Osman Yıldız, OTB'lerin Türkiye'nin planlı üretim, yatırım, istihdam, ihracat ve gıda arz güvenliği hedeflerinde stratejik bir görev üstlendiğini belirtti. Yıldız, "Sera üretiminden hayvancılığa, su ürünlerinden işleme, paketleme, depolama ve lojistiğe kadar uzanan güçlü ve bütünleşik bir üretim zincirinin önünü açıyoruz" dedi. ​Stratejik Kalkınma Hamlesi ve Avantajlar ​Bu çalışmanın yalnızca bir arsa tahsisi olmadığını, Türkiye'nin yeni tarımsal üretim üslerini kuran stratejik bir kalkınma hamlesi olduğunu vurgulayan Dr. Osman Yıldız, şu ifadelere yer verdi: ​"Organize Tarım Bölgelerimizde üretim, işleme, paketleme, depolama, lojistik ve pazarlama faaliyetlerini aynı merkezde buluşturuyoruz. Güçlü altyapı, ihtisaslaşmış üretim modeli ve yatırımcı odaklı yaklaşımımız sayesinde tarımsal yatırımların daha hızlı, daha verimli ve daha sürdürülebilir şekilde hayata geçirilmesini sağlıyoruz." ​Üretime kazandırılacak her parselin daha fazla yatırım, yüksek üretim kapasitesi, yeni istihdam alanları, güçlü ihracat ve güvenli gıda arzı anlamına geldiğini belirten Yıldız, yatırımcıları Türkiye'nin üretim gücüne değer katmaya davet etti. ​Başvuru Süreçleri ve Detaylar ​Ön tahsis ve parsel tahsisi işlemleri, Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği'nin ilgili maddeleri kapsamında yürütülecek. ​Yatırımcılar; tahsise açılan alanların büyüklükleri, nitelikleri, metrekare bedelleri ve başvuru süreçlerine ilişkin ayrıntılı bilgilere Bakanlık ve Genel Müdürlüğün resmî web sayfalarından ya da ilgili Organize Tarım Bölgesi müdürlüklerinden ulaşabilecek.

İTO Başkanı Avdagiç: "Büyük Jeoekonomik Fırsatı Kaçırmamalıyız" Haber

İTO Başkanı Avdagiç: "Büyük Jeoekonomik Fırsatı Kaçırmamalıyız"

Küresel tedarik zincirlerinde ‘en ucuz üretim’ modelinden ‘dayanıklı üretim’ anlayışına geçiş hızlanırken, İTO Başkanı Şekib Avdagiç, Avrupa’ya yakın üretim kapasitesi ve enerji koridorlarındaki konumuyla Türkiye’nin önünde büyük bir jeoekonomik fırsat bulunduğunu söyledi. İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, küresel ekonomide enerji fiyatlarından tedarik zincirlerine, ticaret politikalarından finansal istikrara kadar uzanan geniş bir alanda yeni bir dönemin başladığını belirtti. Türkiye’nin bu dönemde makroekonomik dengelenmeyi sürdürürken reel sektörün üretim gücünü de koruması gerektiğini vurgulayan Avdagiç, dezenflasyon sürecinin üretim ve ihracatı zayıflatmayacak bir finansal yapı ile desteklenmesinin önemine işaret etti. Avdagiç, Türkiye ekonomisinde iki farklı tablonun aynı anda görüldüğünü söyledi. Dezenflasyon programı ve makroekonomik dengelenme açısından önemli kazanımlar elde edildiğini kaydeden Avdagiç, yüksek faiz ve artan maliyetlerin ise üretici ve ihracatçı üzerinde baskı oluşturduğunu belirtti. Avdagiç, “Önümüzdeki dönemin temel sorusu artık ‘enflasyon ne kadar düşecek?’ değildir. Asıl soru, ‘enflasyon düşürülürken Türkiye’nin üretim ve ihracat kapasitesi nasıl korunacak?’ sorusudur. Bir tarafta dezenflasyon programı ve makroekonomik dengelenmede önemli kazanımlar sağladık. Diğer tarafta yüksek faiz ve maliyetler üretim ve ihracat tabanı üzerinde belirgin bir baskı oluşturuyor. Biz birini tercih etmek, enflasyonu düşürürken üretimden vazgeçmek durumunda değiliz” dedi. ÜRETİMİN ROTASI DEĞİŞİYOR Dünya ticaretinde son yıllarda belirginleşen parçalanmanın devam ettiğine dikkat çeken Avdagiç, ülkelerin ticaret politikalarında güvenlik ve jeopolitik kaygıların daha fazla öne çıkmaya başladığını söyledi. ABD’nin yeni tarifelerinin ticaret ortakları açısından belirsizliği artırdığını belirten Avdagiç, şirketlerin de buna karşılık üretim ve tedarik zincirlerini yeniden düzenlediğini kaydetti. Bu değişimin şirketlerin üretim yeri tercihlerini de etkilediğini ifade eden Avdagiç, maliyetin tek belirleyici olduğu üretim modelinin geride kalmaya başladığını, tedarik güvenliği ve pazara erişiminin giderek daha fazla önem kazandığını söyledi. Avdagiç, “Küresel ekonomide ‘en ucuz üretim’ modelinden ‘dayanıklı üretim’ modeline geçiş görüyoruz. Jeopolitik açıdan güvenli, lojistik olarak erişilebilir ve tüketici pazarlarına yakın üretim merkezlerinin önemi artıyor. Tedarik zincirlerinde çeşitlendirme, kritik ara mallarda stoklama ve üretimin tüketici pazarlarına yaklaştırılması maliyetleri yükseltiyor. Ancak bu tablo, Türkiye gibi Avrupa pazarına yakın ve güçlü üretim kapasitesine sahip ülkeler açısından önemli fırsatlar da getiriyor” diye konuştu. AVRUPA’YA YAKINLIK AVANTAJI Türkiye’nin sanayi altyapısı ile Avrupa pazarlarına yakınlığının önümüzdeki dönemde daha değerli hale gelebileceğini belirten Avdagiç, küresel şirketlerin tedarik kaynaklarını çeşitlendirme arayışının Türkiye açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Avrupa’nın savunma, enerji ve tedarik güvenliğini yeniden ele aldığı bir dönemde Türkiye’nin üretim altyapısını geliştirmesinin önem taşıdığını vurgulayan Avdagiç, “Şirketlerin tedarik zincirlerini çeşitlendirdiği, Avrupa’nın savunma ve enerji güvenliğini yeniden yapılandırdığı bir dönemde Türkiye’nin üretim altyapısını büyüterek gelecekte oluşacak büyük jeoekonomik fırsatı kaçırmaması gerekiyor” dedi. Üretim kapasitesindeki artışın teknoloji yatırımlarıyla birlikte yürütülmesi gerektiğini ifade eden Avdagiç, finansmana erişim ve ihracatçının rekabet gücünün de bu sürecin temel başlıkları arasında yer aldığını kaydetti. ENERJİDE MERKEZ ÜLKE HEDEFİ Hürmüz’de yaşanan gelişmeleri hatırlatarak, küresel enerji piyasalarının jeopolitik gelişmelere daha duyarlı hale geldiğini belirten Avdagiç, enerji arz güvenliğinin ülkelerin ekonomi politikalarında daha fazla yer tuttuğunu söyledi. Enerji fiyatlarında yaşanan hareketlerin artık sektörler veya ülkelerle sınırlı kalmadığını ifade eden Avdagiç, “Küresel enerji şoku artık geçici bir dışsal risk değil, dünya ekonomisinin tamamına yayılan bir maliyet şokuna dönüşüyor” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye’nin coğrafi konumunun bu alanda önemli imkanlar sunduğuna dikkat çeken Avdagiç, şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’nin bu süreçte transit ülke olmanın ötesine geçerek enerji ticaretinin fiyatlama, depolama, finansman ve dağıtım süreçlerinde daha etkin bir merkez haline gelmesi hedefinde daha hızlı yol almaya ihtiyacımız var.” FİNANSAL İSTİKRARDA YENİ DÖNEM Küresel ekonomideki dönüşümün finans piyasalarında da görüldüğüne işaret eden Avdagiç, finansal istikrarın giderek merkez bankalarının kendi başlarına yönettiği bir alan olmaktan çıktığını söyledi. Ülkeler arasındaki para politikası ve finansal koordinasyonun önem kazandığını belirten Avdagiç, Japonya ile ABD arasında Yen üzerinden yürütülen operasyonları bunun güncel örneklerinden biri olarak gösterdi. Avdagiç, “Japonya-ABD Yen operasyonu, finansal istikrarın artık merkez bankalarının ötesinde hükümetler arası koordinasyon gerektirdiğinin en çarpıcı örneklerinden biridir” dedi. Enerji fiyatlarının jeopolitik gelişmelerden daha fazla etkilenmesi, küresel ticaretin farklı bloklar arasında parçalanması ve finansal istikrar için ülkeler arası koordinasyon ihtiyacının artmasının dünya ekonomisinin önündeki yeni şartları ortaya koyduğunu belirten Avdagiç, Türkiye’nin bu değişimi yakından okuyarak kendi ekonomik kapasitesini güçlendirmesi gerektiğini söyledi. COĞRAFİ AVANTAJI KALICI KAZANIMA ÇEVİRMELİ Türkiye’nin sahip olduğu coğrafi avantajın kalıcı ekonomik kazanıma çevrilmesi için üretim, finansman ve ihracat politikalarının aynı hedef doğrultusunda ele alınması gerektiğini kaydeden Avdagiç, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için dezenflasyonu üretim ekonomisini aşındırmayan bir finansal mimariyle desteklememiz, ihracatçının rekabet gücünü öncelikler arasına koymamız ve Türkiye’nin küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde sahip olduğu coğrafi avantajını kalıcı ekonomik güce dönüştürmemiz gerekiyor.” TÜRKİYE 3 TEMEL DÖNÜŞÜM ÜZERİNDE YÜKSELİR İTO Başkanı Şekib Avdagiç Türkiye’nin stratejik yöneliminin üç temel dönüşüm üzerinde yükseleceğini belirterek, bunları şöyle sıraladı: Jeostratejik konumun jeoekonomik güce dönüştürülmesi Üretim ekonomisinin teknoloji ekonomisine evrilmesi Transit ülke kimliğinin ‘karar verici merkez ülke’ konumuna taşınması. Avdagiç, “Küresel ekonomi enerji, ticaret ve finans alanlarında daha parçalı ve müdahaleci bir yapıya dönüşüyor. Biz pasif biçimde küresel koşullara uyum sağlamakla yetinemeyiz. Bizim için üretim kapasitesinin korunması, teknoloji yatırımlarının hızlandırılması, ihracat finansmanının güçlendirilmesi ve Avrupa tedarik zincirlerine entegrasyonun derinleştirilmesi artık makroekonomik istikrar kadar stratejik öneme sahiptir” dedi

İTO Başkanı Avdagiç: ''Enflasyonu Düşürürken Üretimi De Korumalıyız'' Haber

İTO Başkanı Avdagiç: ''Enflasyonu Düşürürken Üretimi De Korumalıyız''

İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, eylülde güncellenmesi beklenen Orta Vadeli Program'da hedefli bir üretim koruma politikası geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Avdagiç, enflasyon düşürülürken üretimin de seçici ve etkili araçlarla korunması gerektiğini vurguladı. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, sıkı para politikasının enflasyonun düşürülmesi açısından önemli bir dengeleme sağladığını ancak üretim tarafındaki maliyetlerin giderek daha görünür hale geldiğini söyledi. Avdagiç, yeni OVP'de üretim kapasitesi, ihracat ve yatırımı koruyacak 5 başlıkta hedefli finansman mekanizması önerdi. AVDAGİÇ'TEN YENİ OVP İÇİN ÜRETİM KORUMA POLİTİKASI ÇAĞRISI İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, eylül ayında güncellenmesi beklenen Orta Vadeli Program'a ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İTO'dan yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Avdagiç, sıkı para politikasının üretim üzerindeki maliyeti ve küresel ekonomideki belirsizlik ortamına dikkat çekti. “ENFLASYONU DÜŞÜRÜRKEN ÜRETİMİ DE KORUMALIYIZ” Avdagiç, kısa süre sonra güncellenerek açıklanacak yeni Orta Vadeli Program'da dezenflasyon programına halel getirmeyecek şekilde para politikasının yanında hedefli bir üretim koruma politikası geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Avdagiç, “Eylül ayında güncellenmesi beklenen Orta Vadeli Program'da hedefli bir üretim koruma politikası geliştirilmesi gerekiyor. Türkiye'nin enflasyonu düşürürken üretimi de koruyacak seçici ve etkili araçlar geliştirmesi gerekli.” ifadelerini kullandı. HEDEF GENEL KREDİ GENİŞLEMESİ DEĞİL İTO Başkanı Avdagiç, önerilen politikanın genel bir kredi genişlemesi ya da yeniden enflasyon oluşturacak bir talep teşviki anlamına gelmediğini belirtti. Hedefin üretim kapasitesini, ihracatı ve yatırımları koruyacak seçici finansman mekanizmalarının oluşturulması olduğunu ifade etti. “YENİ VE YENİLİKÇİ BİR SANAYİ POLİTİKASI GEREKLİ” Türkiye'nin genel bir teşvik ekonomisine geri dönmeye ihtiyacı olmadığını vurgulayan Avdagiç, üretim, ihracat ve teknolojik dönüşümü aynı anda destekleyecek bir modele ihtiyaç bulunduğunu söyledi. Avdagiç, “İhtiyacımız olan üretim kapasitesini koruyan, ihracatı destekleyen ve teknolojik dönüşümü hızlandıran yeni ve yenilikçi bir sanayi politikasını gerçekleştirmektir.” değerlendirmesinde bulundu. İŞ DÜNYASI İÇİN 5 BAŞLIKTA ÖNERİ Avdagiç, yeni OVP'de iş dünyasına yönelik finansman mekanizmalarının 5 başlıkta şekillendirilmesi gerektiğini belirtti. İlk ayağın ihracatçı ve üretici firmalar için uzun vadeli, sürdürülebilir ve öngörülebilir finansman kanallarının güçlendirilmesi olduğunu söyledi. EXIMBANK'IN KAPSAMI GENİŞLETİLMELİ Avdagiç, Eximbank ve benzeri mekanizmaların yalnızca mevcut ihracatçıları değil, ihracat potansiyeli bulunan üreticileri de kapsaması gerektiğini belirtti. İşletme sermayesi ve yatırım kredilerinde üretim ile ihracat performansının temel alınması gerektiğini ifade etti. YATIRIM KREDİLERİ İLE İŞLETME SERMAYESİ AYRILMALI İkinci öneri olarak yatırım kredileri ile işletme sermayesi kredilerinin birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Avdagiç, genel kredi genişlemesi sınırlanırken stratejik yatırımlara farklı finansman imkanları sunulması gerektiğini söyledi. Avdagiç, teknoloji yatırımı yapan, ihracat kapasitesi oluşturan ve ithal girdiyi azaltan yatırımlar için daha uzun vadeli ve daha düşük maliyetli finansman kanalları oluşturulması gerektiğini ifade etti. KUR VE MALİYET ARASINDAKİ FARK İHRACATÇIYI ZORLUYOR Avdagiç, üçüncü başlıkta baskılanan kurun ihracatçının maliyet artışlarını karşılayacak doğru ve etkili mekanizmalarla dengelenmesi gerektiğine dikkat çekti. Bu kapsamda döviz dönüşüm desteğinin sembolik seviyede kalmaması ve oluşan makası kapatacak bir düzeye çıkarılması gerektiğini söyledi. DÖVİZ DÖNÜŞÜM DESTEĞİ GÜÇLENDİRİLMELİ İTO Başkanı Avdagiç, enflasyon ile kur arasındaki farkın ihracatçı üzerindeki maliyet baskısını sürekli artıran bir yapıya dönüşmesinin önlenmesi gerektiğini belirtti. Döviz dönüşüm desteğinin ihracatçıların maliyet baskısını azaltacak şekilde yeniden ele alınması gerektiğini vurguladı. VERGİ VE SOSYAL GÜVENLİK YÜKLERİ İÇİN SEÇİCİ DÜZENLEME Avdagiç, dördüncü başlık olarak üretim yapan ve istihdam sağlayan firmalara yönelik vergi ve sosyal güvenlik düzenlemelerini gündeme getirdi. Özellikle yüksek istihdam sağlayan ve ihracat yapan sektörlerde maliyet artışlarının doğrudan istihdam kaybına dönüşmesinin önüne geçilmesi gerektiğini ifade etti. Avdagiç, “Özellikle yüksek istihdam sağlayan ve ihracat yapan sektörlerde maliyet artışlarının doğrudan istihdam kaybına dönüşmesini engelleyecek yeni ve güçlendirici mekanizmalar geliştirilmelidir.” dedi. İTHALAT POLİTİKASINDA SANAYİ PERSPEKTİFİ Beşinci başlıkta ithalat politikasına değinen Avdagiç, bu alanın yalnızca korumacı reflekslerle değil, sanayi politikası perspektifiyle ele alınması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin üretmediği kritik girdilerde maliyetleri azaltacak bir gümrük rejiminin benimsenmesi gerektiğini belirtti. Avdagiç, yerli üretim kapasitesinin bulunduğu alanlarda ise haksız rekabetin önlenmesinin önem taşıdığını vurguladı. İthalat politikasının hem üreticinin rekabet gücünü hem de kritik girdilere erişim maliyetini dikkate alan dengeli bir yapıda olması gerektiğini ifade etti. “SIKI PARA POLİTİKASI ÖNEMLİ BİR DENGELEME SAĞLIYOR” İTO Başkanı Avdagiç, Türkiye'de uygulanan sıkı para politikasının enflasyonun düşürülmesi açısından önemli bir dengeleme sağladığını belirtti. Bununla birlikte üretim tarafındaki maliyetlerin giderek daha görünür hale geldiğini ifade etti. Avdagiç, yüksek faiz ortamının özellikle işletme sermayesi maliyetleri üzerindeki etkisine dikkat çekti. “Yüksek faiz, işletme sermayesi maliyetlerini artırırken, özellikle KOBİ'lerin finansmana erişimindeki sıkıntılar devam ediyor.” ifadelerini kullandı. ÜRETİM TABANI KORUNMALI Avdagiç, temel sorunun dezenflasyon politikası olmadığını, üretim kapasitesi üzerindeki maliyetinin giderek artması olduğunu söyledi. İTO Başkanı, “Geldiğimiz noktada temel sorun, dezenflasyonun kendisi değil, dezenflasyonun üretim kapasitesi üzerindeki maliyetinin giderek artmasıdır. Dolayısıyla üreten ekonomimizin karşı karşıya kaldığı sorunlar için gerekli tedbirlerin alınması çok önemli.” dedi. Avdagiç, mevcut dönemde üretim tabanının korunması üzerinde dikkatle ve hassasiyetle durulması gerektiğini vurguladı. Türkiye'nin ihracatının sürdürülebilirliğinin yalnızca dış talebe değil, ülke içindeki üretim kapasitesine, maliyetlere ve finansman koşullarına da bağlı olduğunu belirtti. EMEK YOĞUN SEKTÖRLERE DİKKAT ÇEKTİ Avdagiç, özellikle emek yoğun sektörlerde kapasite kaybına izin verilmemesi gerektiğini söyledi. Tekstil, hazır giyim, mobilya, metal ve makine gibi sektörlerde yüksek finansman maliyetlerinin firmaları fiyat rekabetinde zorladığını ifade etti. Avdagiç, “Emek yoğun sektörlerde kapasite kaybı yaşanmasına izin vermemeliyiz. Emek yoğun sektörlerde işin sıkı tutulması gerekiyor. Tekstil, hazır giyim, mobilya, metal, makine ve benzeri sektörlerde yüksek finansman maliyetleri firmaları fiyat rekabetinde zorluyor.” ifadelerini kullandı. Bu sektörlerde yaşanabilecek kapasite kaybının hem bugün hem de gelecek açısından engellenmesi gerektiğini belirtti. DEZENFLASYON VE ÜRETİM AYNI ANDA KORUNMALI Türkiye ekonomisinin önündeki denklemin giderek netleştiğini söyleyen Avdagiç, kısa vadede dezenflasyon programının korunması gerektiğini belirtti. Ancak orta ve uzun vadede üretim kapasitesinin ve ihracat rekabetçiliğinin kaybedilmesine izin verilemeyeceğinin altını çizdi. Şekib Avdagiç, Türkiye'nin yeni ekonomik politikasının enflasyonu düşürmek ile üretimi korumak arasında bir tercihe sıkışmaması gerektiğini söyledi. Her iki hedefin aynı anda gerçekleştirilebilmesi için seçici, hedefli ve etkili araçların geliştirilmesinin zorunlu olduğunu ifade etti. “TÜRKİYE KENDİ ÇIKIŞINI OLUŞTURACAK GÜCE SAHİP” Avdagiç, Türkiye'nin klasik iktisat teorileri ve uygulamaları arasında sıkışmadan kendi çıkış yolunu oluşturabilecek güce ve ekonomik birikime sahip olduğunu belirtti. “Türkiye bunun örneğini oluşturabilecek, siyasi başarılarının rengini ekonomik başarılara verebilecek kapasitededir. Biz iş dünyası olarak buna inanıyor, hükümetimizin de beklentileri karşılayacak şekilde attığı adımları daha da hızlandıracağına güveniyoruz.” ifadelerini kullandı.

Adana Karataş'ta 1,2 Milyar Liralık Dev Sera Yatırımı Haber

Adana Karataş'ta 1,2 Milyar Liralık Dev Sera Yatırımı

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Adana Karataş'ta hayata geçirilen sera organize tarım bölgesinin 1,2 milyar liralık yatırımla yıllık 100 bin ton üretim kapasitesine sahip olacağını duyurdu. Projeyle birlikte bölgede modern topraksız tarım dönemi resmen başladı. ​Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı konuya ilişkin yaptığı açıklamada, tarıma elverişsiz alanların yüksek teknoloji gücüyle bereketli üretim merkezlerine dönüştürüldüğünün altını çizdi. ​"Yıl Sonuna Kadar 650 Dekar Alanda Üretim Hedefleniyor" ​Bakan Yumaklı, projeye ve hedeflere ilişkin şu bilgileri paylaştı: ​"Adana Karataş Sera Organize Tarım Bölgemizde 1,2 milyar liralık yatırımla modern topraksız tarım dönemini başlattık. Yıllık 100 bin ton üretim kapasitesi, 5 bin vatandaşımıza istihdam imkânı ve yıl sonuna kadar 650 dekar alanda üretim hedefimizle ülkemizin gücüne güç katıyoruz. Hayırlı, bereketli olsun." ​5 Bin Kişiye İstihdam Sağlanacak ​Yüksek teknolojiyle donatılan Adana Karataş Sera Organize Tarım Bölgesi, sadece yüksek üretim kapasitesiyle değil, istihdama sunduğu katkıyla da dikkat çekiyor. Tamamlandığında 5 bin kişiye iş imkânı sunması beklenen dev tesis, ülke ekonomisine ve bölge istihdamına önemli bir katma değer sağlayacak. Yıl sonuna kadar 650 dekar alanda üretim yapılması hedeflenen organize tarım bölgesi, Türkiye'nin tarımsal üretim gücünü artırmaya devam ediyor.

CHP’li Orhan Sarıbal: "Küçük Üretici Tarım Sisteminin Dışına İtiliyor" Haber

CHP’li Orhan Sarıbal: "Küçük Üretici Tarım Sisteminin Dışına İtiliyor"

CHP Yurtiçi Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Türkiye’de tarımsal istihdamın nüfus artışına rağmen gerilediğini belirterek, ithalata dayalı politikaların özellikle küçük üreticileri ve aile işletmelerini tarım sisteminin dışına ittiğini söyledi. Sarıbal, “İthalat üzerinden sektör terbiye edilmektedir” dedi. Orhan Sarıbal, Türkiye’de tarımsal istihdamın uzun dönemli seyrine ilişkin verileri değerlendirdi. Sarıbal, 2002 yılında Türkiye’nin nüfusu yaklaşık 64 milyonken tarımda çalışan kayıtlı kişi sayısının yaklaşık 7,5 milyon olduğunu, 2026 yılında nüfus 86 milyona yükselmesine karşın tarımda çalışanların sayısının yaklaşık 4,8 milyona gerilediğini söyledi. Tarımın istihdamdaki payı yüzde 14’e geriledi Sarıbal, 2002 yılında tarım sektörünün toplam istihdamın yüzde 34’ünden fazlasını oluşturduğunu, bugün ise bu oranın yüzde 14 düzeyine düştüğünü belirtti. 2024-2025 döneminde 267 bin kişinin tarım sektöründen çıktığını aktaran Sarıbal, 2026 yılının ilk çeyreğinde de 44 bin kişinin daha tarımsal üretimden ayrıldığını söyledi. “İnsanlar tüketimi bıraktı mı? Ya da çiftçi üretimden çıktı ama tamamen bıraktı mı? Hayır” diyen Sarıbal, tarımdaki iş gücü kaybının yalnızca teknoloji ve mekanizasyonla açıklanamayacağını ifade etti. Sarıbal, “İthalat üzerinden sektör terbiye edilmektedir. Üretimden sürekli dışlanan bir yapı vardır. Elbette teknoloji, elbette mekanizasyon ama bu iş gücü kaybını buradan karşılayamazsınız” diye konuştu. Küçük aile işletmeleri tarımdan uzaklaşıyor Tarımsal istihdamdaki gerilemenin en önemli sonuçlarından birinin küçük üreticiler ve aile işletmeleri üzerinde görüldüğünü belirten Sarıbal, açıklanan verilerin küçük üreticilerin sistemden sürekli uzaklaştığını gösterdiğini söyledi. Sarıbal şöyle konuştu: “Bu, özellikle küçük aile işletmelerinin, özellikle küçük üreticilerin sistemden sürekli uzaklaştığını, sistemden sürekli çıktığını gösterir.” Bu tablonun yalnızca istihdam rakamları üzerinden değerlendirilemeyeceğini ifade eden Sarıbal, tarımdan uzaklaşmanın Türkiye’nin gelecekteki üretim kapasitesi üzerinde de sonuçları olacağını belirtti. Gıda güvencesi ve gıda egemenliği uyarısı Küçük üreticilerin tarım sisteminden uzaklaşmasının sürdürülebilir üretimi doğrudan etkilediğini söyleyen Sarıbal, bu sürecin Türkiye’nin gıda güvencesi, gıda egemenliği ve gelecekteki tarımsal üretim modeli bakımından ciddi bir risk oluşturduğunu ifade etti. Sarıbal, tarımsal istihdama ilişkin verilerin gelecekte telafisi güç kayıplara işaret ettiğini belirterek, “Bunlar TÜİK’in rakamlarıdır” dedi. Tarım ve gıda politikalarının yalnızca kâr, rekabet ve verimlilik anlayışına dayandırılamayacağını vurgulayan Sarıbal, ithalata dayalı bir tarım politikasıyla mevcut sorunların çözülemeyeceğini söyledi. Sarıbal, Covid-19 döneminde parası olduğu halde ülkelerin buğdaya ulaşamadığını hatırlatarak, uluslararası kriz dönemlerinde temel gıda ürünlerine erişimin yalnızca satın alma gücüyle güvence altına alınamayacağını ifade etti. Tarımsal üretim teknik kadrolarla birlikte planlanmalı Sarıbal, Türkiye’de ziraat fakültelerinden mezun 50 binin üzerinde, veteriner fakültelerinden mezun ise 30 binin üzerinde işsiz bulunduğunu söyledi. Mesleği dışında çalışan binlerce mezun olduğunu da belirten Sarıbal, Tarım ve Orman Bakanlığının 2026 yılı için açıkladığı 1.874 kişilik sözleşmeli personel alımını yetersiz bulduğunu ifade etti. Türkiye’de 226 milyon dekar üretim alanı, 146 milyon dekar mera ve yaklaşık 78 milyon baş hayvan bulunduğunu aktaran Sarıbal; kuru tarım, sulu tarım, seracılık, hububat, baklagiller, yağlı tohumlar, endüstri bitkileri ve hayvancılığın doğru bir planlamayla birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Sarıbal, ziraat mühendisleri, teknikerler, teknisyenler, veteriner hekimler ve veteriner teknikerlerinin üretim sürecine dahil edilebileceğini belirterek şöyle konuştu: “Doğru bir planlama, doğru bir tarım modeli; ülkenin biyoçeşitliliğini, toprağını, iklimini, suyunu, kuru ve sulu tarımını plana dönüştürdüğümüzde hiçbir ziraat mühendisinin, hiçbir veteriner hekimin işsiz kalma olanağı yok.” “İthalata dayalı politikayla sorunlar çözülemez” Tarımın ülkenin temel üretim alanlarından biri olduğunu belirten Sarıbal, küçük üreticilerin sistemden uzaklaşmasının yalnızca çiftçilerin değil, bütün toplumun geleceğini ilgilendirdiğini söyledi. Sarıbal, gıda güvencesinin yalnızca kâr, rekabet ve verimlilik esasına dayandırılamayacağını belirterek, “İthalata dayalı bir tarım politikası ortaya koyarsanız hiçbir sorunu çözemezsiniz” dedi. Türkiye’nin toprağı, suyu, iklimi, mera varlığı, hayvan varlığı ve ürün çeşitliliğiyle güçlü bir tarımsal üretim kapasitesine sahip olduğunu vurgulayan Sarıbal, bu kaynakların doğru bir üretim planlamasıyla değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Sarıbal’ın açıklamasında öne çıkan temel uyarı, küçük aile işletmeleri ve küçük üreticiler tarım sisteminin dışına itildikçe Türkiye’nin sürdürülebilir üretim kapasitesinin, gıda güvencesinin ve gıda egemenliğinin zayıflayacağı oldu.

Balık Yemi İhracatında Türkiye Küresel Pazarda Güç Kazanıyor Haber

Balık Yemi İhracatında Türkiye Küresel Pazarda Güç Kazanıyor

Türkiye’nin balık yemi ihracatı 2026 yılının ilk yarısında yüzde 31’lik artışla 27 milyon dolardan 35,4 milyon dolara yükseldi. Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, balık yemi ihracatında 30,5 milyon dolarlık tutarla Türkiye ihracatının yüzde 86’sına tek başına imza attı. Yüksek üretim kapasitesi, kaliteli hammadde kullanımı ve uluslararası standartlara uygun üretim anlayışı sayesinde Türk balık yeminin, dünya pazarlarında giderek daha fazla tercih edildiğini vurgulayan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı ve Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Muhammet Öztürk, Türkiye'nin su ürünleri yetiştiriciliğinde kaydettiği gelişime paralel olarak balık yemi üretimi ve ihracatında da istikrarlı büyümesini sürdürdüğünü dile getirdi. Balık yemi ihracatında 2027 yılı hedefi 100 milyon dolara ulaşarak dünyada ilk 10 ülke arasına girmek Balık yemi sektörünün yıllık 626,5 bin ton su ürünleri yetiştiricilik ve 2,4 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaşan Türk su ürünleri sektörüne stratejik katkı sağladığı değerlendirmesinde bulunan Öztürk; “Su ürünleri sektöründeki büyüme balık yemi sanayisini doğrudan destekliyor. Sürdürülebilir ve çevre dostu üretim anlayışı uluslararası alıcılardan olumlu karşılık görüyor. Yem sanayicilerimizin yüksek kalite standartlarında ürettiği yemler hem ülkemizdeki yetiştiricilik faaliyetlerini destekliyor hem de uluslararası pazarlarda güçlü bir talep görüyor. İhracattaki artış, sektörümüzün teknolojiye, Ar-Ge'ye ve sürdürülebilir üretime yaptığı yatırımların somut bir sonucudur. Sektörümüz üretim ve ihracattaki seviyesini koruduğu takdirde 2027 yılında 100 milyon doları aşabiliriz ve dünya genelinde ihracatta ilk 10 ülke arasına girebiliriz” ifadelerini kullandı. Balık yemi ihracatında Rusya, Tunus ve Özbekistan zirvede Balık yemi ihracatındaki artışın sektörün uluslararası rekabet gücünü ortaya koyduğunun altını çizen Öztürk sözlerini şöyle tamamladı; “Başta Akdeniz havzası, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok pazarda artan talep, ihracattaki yükselişi destekleyen temel unsurlar arasında yer aldı. 2026 yılında Rusya Federasyonu 21,2 milyon dolarlık taleple ilk sırada yer aldı. Tunus’a 3,5 milyon dolarlık, Özbekistan’a 2,4 milyon dolarlık, Arnavutluk’a 1,3 milyon dolarlık ve Kırgızistan’a 1,2 milyon dolarlık balık yemi ihraç ettik. Balık yemi ihraç ettiğim ülke sayısı 41 oldu.”

Kütahya Tarımı İçin Kritik Temaslar Haber

Kütahya Tarımı İçin Kritik Temaslar

Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası (KUTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Esin Güral Argat ve beraberindeki heyet, Tarım ve Orman Bakanlığı’nda üst düzey ziyaretler gerçekleştirdi. Görüşmelerde Kütahya’nın tarımsal üretim kapasitesi ve modern tarım projeleri masaya yatırıldı. ​Kütahya ekonomisinin lokomotif güçlerinden biri olan tarım ve hayvancılık sektörünü geliştirmek amacıyla Ankara’da bir dizi temaslarda bulunan KUTSO heyeti, hem havza bazlı planlama hem de tarımsal Ar-Ge çalışmalarına odaklandı. KUTSO Başkanı Esin Güral Argat’a; Başkan Vekili Emin Yüce ile Yönetim Kurulu Üyeleri Fatih Alkış, Melih Aslan ve Semra Tozaraydın eşlik etti. ​Tarım Havzaları ve Ürün Deseni Planlaması ​KUTSO heyetinin ilk durağı Tarım Havzaları Daire Başkanı Dr. Emre Yeniay oldu. Nezaket ziyareti kapsamında gerçekleşen görüşmede, Kütahya’nın tarım potansiyelini maksimize edecek stratejik adımlar değerlendirildi. ​Görüşmede öne çıkan başlıklar: ​Havza Bazlı Planlama: Kaynakların etkin kullanımı için doğru ürün deseninin belirlenmesi. ​Üretim Kapasitesi: Kütahya’nın mevcut tarım ve hayvancılık verilerinin iyileştirilmesi. ​Stratejik İş Birliği: Bölgesel kalkınma için bakanlık ve oda arasındaki eşgüdümün artırılması. ​TAGEM ile Yenilikçi Tarım Teknolojileri Gündemde ​Heyet, Ankara temasları kapsamında Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürü (TAGEM) Dr. Mustafa Altuğ Atalay’ı da makamında ziyaret etti. Kütahya’da tarımsal verimliliği artıracak modern uygulamaların ele alındığı görüşmede, Ar-Ge çalışmalarının önemi vurgulandı. ​Kırsal Kalkınma ve Modernizasyon ​TAGEM ziyaretinde özellikle şu konular üzerinde duruldu: ​İklim Değişikliğine Uyum: Kuraklığa dayanıklı üretim modelleri ve yerli tohum projeleri. ​Katma Değerli Üretim: Tarımsal ürünlerin sanayi ile entegrasyonu ve markalaşma süreci. ​Sulama ve Teknoloji: Sulama altyapısının güçlendirilmesi ve dijital tarım teknolojilerinin yaygınlaştırılması. ​Hayvancılıkta Verim: Yerli ıslah çalışmalarıyla hayvancılıkta birim başına alınan verimin yükseltilmesi. ​İş Birliği Mesajı ​Ziyaretlerin sonunda KUTSO Başkanı Esin Güral Argat, Kütahya’nın tarımsal kalkınma hedeflerine ulaşması için bakanlık birimleriyle sürdürülen diyaloğun çok kıymetli olduğunu belirtti. Karşılıklı iyi niyet temennilerinin ardından ziyaretler, iş birliğinin artarak devam etmesi kararlılığıyla sona erdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.