Hava Durumu

#Yaban Hayatı

Kırsal Haber - Yaban Hayatı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yaban Hayatı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Eskişehir’in Tek Tescilli Sulak Alanı Balıkdamı’nda 3 Yıllık Onarım Projesi Tamamlandı Haber

Eskişehir’in Tek Tescilli Sulak Alanı Balıkdamı’nda 3 Yıllık Onarım Projesi Tamamlandı

Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde bulunan Balıkdamı Sulak Alanı’nda üç yıldır devam eden ekolojik onarım projesi tamamlandı. Doğa Araştırmaları Derneği öncülüğünde yürütülen çalışmalarla su akışının iyileştirilmesi, istilacı türlerle mücadele edilmesi, biyoçeşitliliğin korunması ve tarımda doğa temelli çözümlerin yaygınlaştırılması hedeflendi. Eskişehir’in önemli doğal yaşam alanlarından Balıkdamı Sulak Alanı’nda üç yıl boyunca sürdürülen ekolojik onarım ve tarımda doğa temelli çözümler projesi tamamlandı. Sivrihisar ilçesi sınırlarında, Sakarya Nehri havzasında yer alan Balıkdamı’nda yürütülen çalışmalarla sulak alanın bozulan ekolojik işlevlerinin iyileştirilmesi ve su kaynaklarının gelecek nesillere aktarılması amaçlandı. Doğa Araştırmaları Derneği (DAD) yürütücülüğünde, Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) 5. Bölge Müdürlüğü ortaklığında ve Akdeniz Tatlı Su Ekosistemleri için Donörler Girişimi (DIMFE) mali desteğiyle gerçekleştirilen “Balıkdamı Sulak Alanı’nda Doğa Temelli Çözümlerle Herkes İçin Sürdürülebilir Su” projesi kapsamında, bilimsel araştırmalara dayalı çok sayıda çalışma hayata geçirildi. Balıkdamı’nın Ekolojik Yapısı Koruma Altına Alınmaya Çalışıldı Marnlı ve jipsli bozkır ekosistemleri, tuzcul bataklıklar, sulak çayırlar ve farklı doğal yaşam alanlarını bünyesinde barındıran Balıkdamı, bölgedeki biyolojik çeşitlilik açısından önemli bir yere sahip. Sulak alanın korunması, yalnızca yaban hayatı için değil, çevredeki kırsal alanlarda tarımsal üretimin devamlılığı ve su kaynaklarının sürdürülebilirliği açısından da önem taşıyor. Üç yıl süren proje kapsamında alanın mevcut durumu bilimsel verilerle değerlendirildi. Batimetri çalışmaları, su ve toprak analizleri, biyolojik izleme faaliyetleri ve tarımsal araştırmalar gerçekleştirildi. Uzmanların ve ilgili paydaşların katılımıyla hazırlanan onarım raporu ve haritası doğrultusunda sahadaki uygulamalar planlandı. İstilacı Balık Türüyle Mücadele Edildi Balıkdamı Sulak Alanı’ndaki çalışmaların önemli başlıklarından biri, ekosistemin biyolojik çeşitliliği üzerinde baskı oluşturan istilacı türlerle mücadele oldu. Karabalık veya Afrika kedi balığı olarak bilinen Clarias gariepinus türü balıklar, yöre halkının desteğiyle alandan toplandı. Bu uygulamayla istilacı türün sulak alan ekosistemi üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılması hedeflendi. Sakarya Nehri ve Göksu Kaynağı’nda Su Akışı İyileştirildi Sediment birikimi ve aşırı sazlanma nedeniyle su akışının azaldığı Sakarya Nehri ile sığlaşan Göksu Kaynağı’nda bitki ve saz temizliği çalışmaları yapıldı. Planlı saz kesimleriyle açık su yüzeyleri yeniden oluşturulurken kuşların ve diğer canlıların ihtiyaç duyduğu yaşam alanlarının iyileştirilmesine yönelik adımlar atıldı. Çalışmalar sayesinde su akışının kısmen yeniden sağlanmasıyla kurumaya yüz tutan tuzcul bataklıklara su ulaştırıldı. Ayrıca bölgedeki jipsli topraklara özgü endemik bitkilerin ihtiyaç duyduğu nem koşullarının desteklenmesi amaçlandı. Tarımda Doğa Temelli Çözümler Çiftçilere Anlatıldı Proje kapsamında yalnızca sulak alanın doğrudan korunmasına yönelik çalışmalarla yetinilmedi. Tarımsal faaliyetlerin doğal ekosistemler üzerindeki etkilerinin azaltılması ve suyun miktarı ile kalitesinin korunması için de çeşitli çözümler geliştirildi. Tarım uzmanlarının saha gözlemleri, çiftçilerle yapılan görüşmeler ve toprak analizleri sonucunda bölgedeki tarımsal sorunlar belirlendi. Geliştirilen öneriler, çiftçilere yönelik eğitimler, rehber kitaplar ve Eskişehir Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü Müdürlüğü arazisinde gerçekleştirilen örnek uygulamalar aracılığıyla aktarıldı. Sulak Alanların Doğaya ve İnsanlara Katkısı Değerlendirildi Proje süresince doğal alanların insanlara sunduğu faydalar, yani ekosistem hizmetleri de incelendi. Arazi kullanımındaki değişimlerin ekosistemlerin işleyişini ve doğanın sunduğu faydaları olumsuz etkileyebildiğine dikkat çekildi. Uzmanlar tarafından yapılan değerlendirmelerle doğal alanların korunmasının önemi ortaya konulurken elde edilen bilgiler yöre halkı ve uygulayıcılarla paylaşıldı. Türkiye İçin Sulak Alan Onarım Rehberi Hazırlandı Balıkdamı’nda elde edilen deneyimler, Türkiye genelinde yürütülecek ekosistem onarımı çalışmalarına da katkı sağlayacak. Eskişehir ve Ankara’da farklı paydaşların katılımıyla düzenlenen çalıştayların ardından “Sulak Alan Onarım Rehberi” hazırlandı ve yayımlandı. Bunun yanı sıra Doğaya Güç Kat (DGK) Ağı bünyesindeki sivil toplum kuruluşlarına ve ilgili kamu kurumlarına yönelik teknik eğitimler düzenlendi. Eskişehir, Balıkesir, Bartın, Batman ve Antalya’da gerçekleştirilen bölgesel eğitimlerde sulak alanların önemi, ekosistem onarımı, doğa temelli çözümler ve ekosistem hizmetleri konuları yaklaşık 200 kişiye aktarıldı. Balıkdamı İçin Farkındalık Çalışmaları Yapıldı Proje kapsamında sulak alanların korunması ve onarılmasının önemi konusunda kamu kurumları, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarıyla görüşmeler gerçekleştirildi. Farklı illerde düzenlenen toplantı ve konferanslarda proje deneyimleri paylaşılırken Dünya Sulak Alanlar Günü ve Dünya Çevre Günü gibi özel günlerde çeşitli farkındalık etkinlikleri düzenlendi. Gençlerin ve çocukların da katıldığı etkinliklerle doğal yaşam alanlarının korunması konusunda toplumsal bilincin artırılması hedeflendi. Bozulan Ekosistemlerin Onarılması Küresel Hedefler Arasında Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamında kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi, 2030 yılına kadar bozulmuş ekosistemlerin en az yüzde 30’unun etkili restorasyon çalışmalarına konu edilmesini hedefliyor. Balıkdamı’nda tamamlanan üç yıllık proje, sulak alanların korunması, su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve tarımsal üretimle doğal yaşam arasındaki dengenin güçlendirilmesi açısından önem taşıyor. Su kaynaklarının giderek azaldığı günümüzde, doğal alanların mevcut durumuyla korunması ve bozulan ekosistemlerin bilimsel yöntemlerle onarılması büyük önem taşıyor. Balıkdamı’nda yürütülen çalışmalar da sulak alanların yalnızca yaban hayatı için değil, tarımın sürdürülebilirliği ve gelecek nesillerin suya erişimi açısından da vazgeçilmez olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Başkan Büyükakın: “Geyik Muhabbeti Yapmıyoruz Geleceğimiz İçin Çalışıyoruz” Haber

Başkan Büyükakın: “Geyik Muhabbeti Yapmıyoruz Geleceğimiz İçin Çalışıyoruz”

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Ormanya’da yetiştirdiği 9 kızıl geyiği Kuzuyayla’da doğal yaşamla buluşturdu. Böylece Kızıl Geyik Yerleştirme Projesi kapsamında iki yılda doğaya salınan geyik sayısı 39’a ulaştı. Doğayı korumanın gelecek nesillere karşı sorumluluk olduğunu vurgulayan Başkan Tahir Büyükakın, “Bugünü çocuklarımızdan emanet aldık. Bu emaneti onlara bırakmak için çalışıyoruz. Biz geyik muhabbeti yapmıyoruz, ülkemizin geleceği için çalışıyoruz” dedi. 2 YILDA 39 KIZIL GEYİK DOĞAYA SALINDI Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, biyolojik çeşitliliğin korunması ve yaban hayatının güçlendirilmesi için çalışmalarını sürdürüyor. Büyükşehir Belediyesinin doğal yaşam merkezi Ormanya’da özenle yetiştirilen kızıl geyikler, Kızıl Geyik Yerleştirme Projesi kapsamında doğal yaşam alanlarına kavuşuyor. Projenin yeni aşamasında 9 kızıl geyik daha Kuzuyayla’da doğaya salınırken, 2024-2025 döneminde doğayla buluşturulan 30 geyikle birlikte toplam sayı 39’a yükseldi. Kuzuyayla Tabiat Parkı’nda düzenlenen programa Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’ın yanı sıra Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Berna Abiş, Kartepe Belediye Başkanı Mustafa Kocaman, Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar 1. Bölge Müdürü Fahrettin Ulu, Kocaeli İl Tarım ve Orman Müdürü Ali Ulvi Özerdem, Kocaeli Kültür ve Turizm İl Müdürü Fatih Taşdelen, Kocaeli Kent Konseyi Başkanı Ceyhun Yalçın ve AK Parti Kartepe İlçe Başkanı Murat Yılmaz katıldı. BÜYÜKAKIN’DAN GELECEK NESİLLER İÇİN ÇEVRE MESAJI Kızıl geyiklerin doğaya salınmasının yalnızca bir yaban hayatı projesi olmadığını, ekolojik dengenin korunması ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakılması açısından da büyük önem taşıdığını belirten Başkan Büyükakın, doğal yaşamdan kopuşun insanlığı ciddi risklerle karşı karşıya bıraktığına dikkat çekti. “BUGÜNÜ ÇOCUKLARIMIZDAN EMANET ALDIK” Şehir yaşamının yoğun temposu içinde vatandaşların huzurunu ve yaşam kalitesini artırmaya çalışırken gelecek nesilleri de unutmadıklarını ifade eden Başkan Büyükakın, “Bütün konsantrasyonumuz, hemşehrilerimizin rahat etmesi ve huzurlu olması. Bir yandan bugün hayatı kolaylaştıracak işler yaparken diğer yandan çocuklarımızın yarın mutlu bir şekilde yaşayacakları Kocaeli’yi onlara miras bırakmayı hedefliyoruz. Asıl önemli olan bu. Bugünü çocuklarımızdan emanet aldık. Bu emaneti onlara bırakmak için çalışıyoruz. Yaban hayatını korumak ve sürdürülebilirliğine katkıda bulunmak, insanoğlunun yapabileceği en bilgece davranışlardan biri” diye konuştu. “İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ARTIK İKLİM KRİZİNE DÖNÜŞTÜ” Küresel iklim krizinin uzun yıllardır bilim insanları tarafından gündeme getirildiğini hatırlatan Büyükakın, insanlığın doğayla kurduğu ilişkiyi yeniden gözden geçirmesi gerektiğini vurguladı. Büyükakın, “1990’ların sonunda ve 2000’lerin başında akademisyenler küresel iklim değişikliğiyle ilgili uyarılar yapmaya başlamıştı. Birleşmiş Milletler de bu uyarıların ciddiye alınması için çeşitli konferanslar düzenledi. Küresel iklim değişikliği olarak ifade edilen mesele, bugün artık iklim krizine dönüştü. İnsanoğlu, doğadaki varoluşunu sürdüremeyeceği şekilde hareket ediyor. Böyle yaşamaya devam edersek nehirdeki son balık tükendiğinde paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacağız” ifadelerini kullandı. “KARBON EMİSYONUNU AZALTMAK ZORUNDAYIZ” Küresel iklim krizinin etkilerinin yerel ölçekte de hissedildiğini belirten Başkan Büyükakın, Kartepe bölgesinde metrekareye 150-200 kilogram yağış düştüğünü, yürütülen çalışmalar sayesinde büyük çaplı zararların önüne geçildiğini ifade etti. İklim krizinin etkilerini azaltmak için küresel ölçekte somut adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Büyükakın, su kıtlığı, gıda krizleri ve zorunlu göç gibi tehlikelere dikkat çekti. Büyükakın, “İklim krizi bu şekilde devam ederse su kıtlığı ve gıda krizleri yaşanacağı, insanların zorunlu göçe maruz kalacağı yönünde raporlar var. İnsanoğlu böyle devam ederse kendine yaşayacak alan bulamayacak. Geleceğin dünyasına ilişkin projeksiyonlar, tadı değişen meyveleri bile bulamayabileceğimizi gösteriyor. Bu gidişata karşı tedbir almak zorundayız” dedi. “BÜTÜN ÇALIŞMALARIMIZIN TEMELİNDE DOĞAYI KORUMAK VAR” Büyükşehir Belediyesinin çevre ve altyapı yatırımlarının bütüncül bir anlayışla yürütüldüğünü belirten Başkan Büyükakın, denizlerin ve nehirlerin temizlenmesinden kanalizasyon yatırımlarına kadar pek çok çalışmanın ekolojik dengenin korunmasıyla doğrudan ilişkili olduğunu söyledi. Büyükakın, “Denizi temizlerken de nehirlere balık bırakırken de altyapı ve kanalizasyon çalışmaları yaparken de aslında bütün bu hikâyeyi düşünerek hareket ediyoruz. Meseleye bu açıdan baktığımızda yaptığımız çalışmalar anlam kazanıyor. İnsanoğlu, ekosistemin döngüsünü tam olarak hesap edemiyor. Yaban hayatını korumaya yönelik çalışmalarımızda kızıl geyiklerin de bu ekosistemin önemli bir parçası olduğunu gördük. Onlar, ormanın doğal döngüsüne katkı sağlayacak” diye konuştu. “DOĞAYI TAHRİP ETMEDEN VAR OLMALIYIZ” Doğal kaynakların bilinçsizce tüketilmesinin insanlığın geleceğini tehdit ettiğini belirten Büyükakın, üretim ve tüketim alışkanlıklarının değişmesi gerektiğini vurguladı. Doğayı korumanın yalnızca hayvanları doğal yaşam alanlarına bırakmaktan ibaret olmadığını ifade eden Büyükakın, şöyle konuştu: “Yaptıklarımız, 39 geyik bırakmaktan ibaret değil. Doğayı tahrip etmeden ihtiyaçlarımızı karşılamak, yok etmeden var etmek gerekiyor. Bir taraftan tarım yapmak için ormanları yok ediyor, diğer taraftan gıda israfıyla kaynaklarımızı tüketiyoruz. Oysa doğal dengeyi korumadan geleceğimizi güvence altına alamayız.” “BİZ GEYİK MUHABBETİ YAPMIYORUZ” Doğanın korunması için yerel yönetimlerin çabalarının tek başına yeterli olmayacağını, toplumun bütün kesimlerinin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirten Başkan Büyükakın, çevre çalışmalarının günlük tartışmaların ötesinde değerlendirilmesi çağrısında bulundu. Büyükakın, “Tek başımıza yaptıklarımızla bu iş hallolmaz. Ama biz kızıl geyikleri doğaya salmaya, nehirlere balıkları bırakmaya devam edeceğiz. Birilerinin de bu sürece ayak uydurması gerekiyor. Önce insanları ikna etmemiz, bunun için de düşünce biçimimizi değiştirmemiz lazım. Biz bunları yaparken önümüze engel çıkarılmaması gerekiyor. Biz geyik muhabbeti yapmıyoruz, ülkemizin geleceği için çalışıyoruz” ifadelerini kullandı. “KISIR TARTIŞMALARLA GELECEĞİMİZİ KAYBETMEMELİYİZ” Çevreyi korumaya ve şehirleri daha yaşanabilir hale getirmeye yönelik çalışmaların ortak bir sorumluluk olarak sahiplenilmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Büyükakın, sözlerini şöyle tamamladı: “Gündemin kısır tartışmalara dahil edilmesiyle topyekûn memleketi kaybediyoruz. Bu çalışmaların tüm memleket tarafından sahiplenilmesi için anlatmaya devam edeceğiz. Dünyanın ve ülkemizin uzun vadeli hayrına olacak güzel işlere imza atıyoruz. Kartepe’mize, şehrimize, ülkemize ve dünyamıza hayırlı olmasını diliyorum.” “KIZIL GEYİKLER KARTEPE’NİN GÜZELLİĞİNE DEĞER KATIYOR” Kartepe Belediye Başkanı Mustafa Kocaman da Kartepe’nin doğal güzelliklerinin korunması ve yaban hayatının zenginleştirilmesine yönelik katkılarından dolayı Başkan Büyükakın’a teşekkür etti. Kızıl geyiklerin doğayla buluşturulmasının bölgenin doğal güzelliklerine ayrı bir değer kattığını belirten Kocaman, “Samanlı Dağlarımızda o güzel geyiklerimizi doğaya salıyoruz. Birçok program ve turizm faaliyeti gerçekleştiriyoruz ancak bunların içindeki en doğal olanı kızıl geyiklerin salınması. Kartepe’nin güzelliğine ne kadar değer katıyor. Mavinin, gölün ve doğanın güzelliğini, canlı çeşitliliğini koruyarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Başkanımızın şahsında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bu güzelliklerin artmasını temenni ediyorum” diye konuştu. KUZUYAYLA’DA YABAN HAYATI VE TURİZM BİRLİKTE GELİŞİYOR Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar 1. Bölge Müdürü Fahrettin Ulu, kızıl geyiklerin Samanlı Dağları bölgesine salınmasının yaban hayatının korunması ve geliştirilmesi açısından önem taşıdığını belirtti. Çalışmanın bölgenin turizm potansiyeline de katkı sağlayacağını ifade eden Ulu, “Asıl amacımız, kış turizmi, ekoturizm ve doğa yürüyüşlerinin yapıldığı bu bölgede geyik üretimini desteklemek ve bilimsel veriler ışığında doğayı korumak. Geçen yıl Kuzuyayla’yı 300 bin kişi ziyaret etti. Yapılan yatırımlarla bu sayının 2-3 katına çıkacağını öngörüyoruz. Büyükşehir Belediye Başkanımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi. ORMANYA’DAN DOĞAL YAŞAMA UZANAN KORUMA PROJESİ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda, Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü iş birliğiyle yürütülen proje, bölgede kızıl geyik popülasyonunun güçlendirilmesini hedefliyor. Ormanya’da yetiştirilen ve bakımları titizlikle gerçekleştirilen geyikler, gerekli hazırlıkların ardından doğal yaşam koşullarına uygun alanlara bırakılıyor. Samanlı Dağları ve Kandıra ormanları başta olmak üzere uygun yaşam alanlarına yönelik çalışmalarla bölgenin biyolojik çeşitliliğinin desteklenmesi amaçlanıyor. ORMANYA, KIZIL GEYİKLERİN YUVASI OLUYOR Ormanya, kızıl geyiklerin bakımının yapıldığı, üremelerinin ve korunmalarının desteklendiği önemli bir merkez olarak öne çıkıyor. Ormanya’da 2024 yılında 17 kızıl geyik yavrusu dünyaya gelirken, kızıl geyik üretiminde yaklaşık yüzde 20 artış sağlandığı bildirildi. Merkezde yürütülen çalışmalar, yaban hayatının devamlılığına ve kızıl geyiklerin doğal yaşam alanlarında varlıklarını sürdürmelerine katkı sağlıyor. HEDEF, SAĞLIKLI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR YABAN HAYATI Projede kızıl geyik sayısını artırmanın yanı sıra genetik çeşitliliğin korunmasına da önem veriliyor. Ormanya’daki sürülerde yürütülen çalışmalarla baskın erkek bireylerin değiştirilmesi ve yakın akraba çiftleşmesi riskinin azaltılması hedefleniyor. Böylece doğaya bırakılan geyiklerin uzun vadede sağlıklı bir popülasyon oluşturmasına katkı sağlanması amaçlanıyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Ormanya’nın uzmanlığını ve deneyimini yaban hayatının korunması için değerlendirerek insanla doğa arasındaki uyumun güçlendirilmesine katkıda bulunuyor. Kızıl geyiklerin doğal yaşam alanlarında yeniden varlık göstermesini hedefleyen proje, biyolojik çeşitliliği koruma ve doğal mirası gelecek nesillere aktarma sorumluluğunun önemli bir örneğini oluşturuyor.

TVHB'den Dünya Kuduz Günü Açıklaması: "Kuduz Önlenebilir Bir Hastalıktır'' Haber

TVHB'den Dünya Kuduz Günü Açıklaması: "Kuduz Önlenebilir Bir Hastalıktır''

Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, 28 Eylül Dünya Kuduz Günü vesilesiyle yayımladığı basın açıklamasında zoonotik hastalıklarla mücadelede aşılama, yaban hayatı takibi ve "Tek Sağlık" yaklaşımının kritik rolüne dikkat çekti. TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; ''Her yıl 28 Eylül, kuduz hastalığına karşı farkındalığın artırılması ve hastalıkla mücadelenin önemine dikkat çekilmesi amacıyla Dünya Kuduz Günü olarak anılmaktadır. 2026 yılı Dünya Kuduz Günü’nün teması ise Global Alliance for Rabies Control (GARC) tarafından “Birlikte Daha Güçlüyüz” (Stronger Together) olarak belirlenmiştir. Kuduz; insanları, evcil ve yabani hayvanları etkileyebilen, merkezi sinir sistemini hedef alan viral ve zoonotik bir hastalıktır. Klinik belirtiler ortaya çıktıktan sonra neredeyse daima ölümle sonuçlanmasına karşın, doğru zamanda alınan önlemlerle hastalığın gelişmesi engellenebilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre kuduz nedeniyle yaşamını kaybedenlerin yaklaşık yüzde 40’ını 15 yaş altındaki çocuklar oluşturmaktadır. Bu tablo, kuduzun doğrudan halk sağlığını ilgilendiren ve kurumlar arası mücadeleyi zorunlu kılan önemli bir zoonoz olduğunu ortaya koymaktadır. KUDUZLA MÜCADELE ISIRILMADAN ÖNCE BAŞLAR Kuduzla mücadelede temel hedef, hastalığı hayvan kaynağında kontrol altına almaktır. Bunun en etkili araçlarından biri aşılamadır. Sahipli ve sahipsiz kedi ve köpeklerin düzenli olarak aşılanması, yüksek aşılama oranlarının sürekliliğinin sağlanması, hayvan hareketlerinin etkin biçimde izlenmesi, şüpheli vakaların gecikmeden bildirilmesi ve sahipsiz hayvan popülasyonunun bilimsel, sürdürülebilir ve hayvan refahını gözeten yöntemlerle yönetilmesi mücadelenin birbirini tamamlayan unsurlarıdır. Türkiye’nin kuduz epidemiyolojisi değerlendirilirken evcil hayvanlar, çiftlik hayvanları ve yaban hayatı arasındaki ilişki birlikte ele alınmalıdır. Yabani hayvanların meralarda çiftlik hayvanları, çoban ve av köpekleriyle; yerleşim alanlarında ise sahipli veya sahipsiz hayvanlarla temas edebilmesi, virüsün farklı hayvan popülasyonları arasında taşınmasına imkan verebilmektedir. Bu nedenle bir bölgede evcil hayvanlarda kuduzun kontrol altına alınması, riskin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Mücadele, yaban hayatı–evcil hayvan–çiftlik hayvanı–insan zincirinin tamamını kapsamalıdır. Ülkemizde yaban hayatındaki kuduzla mücadele kapsamında yürütülen oral aşılama çalışmaları bu açıdan önemlidir. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre 2019–2025 döneminde 592 bin kilometrekarelik alanda toplam 41,8 milyon doz oral aşı havadan doğaya bırakılmıştır. Başta tilkiler olmak üzere yabani etçil türleri hedefleyen bu çalışmaların, epidemiyolojik veriler doğrultusunda etkin biçimde sürdürülmesi gerekmektedir. KUDUZ ŞÜPHELİ TEMASTA ZAMAN KAYBEDİLMEMELİDİR Şüpheli bir hayvan tarafından ısırılma veya tırmalanma ya da enfekte olabileceği düşünülen hayvan salyasının açık yara veya mukozayla teması halinde yara bölgesi mümkün olan en kısa sürede bol su ve sabunla en az 15 dakika boyunca iyice yıkanmalı ve vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Temasın niteliği ve risk düzeyi sağlık profesyonelleri tarafından değerlendirilerek gerekli görülmesi halinde kuduz aşısı, kuduz immünglobulini veya güncel tıbbi rehberlerde öngörülen diğer temas sonrası koruyucu uygulamalar gerçekleştirilmelidir. TEK SAĞLIK YAKLAŞIMI TERCİH DEĞİL, ZORUNLULUKTUR Kuduz, hayvan sağlığı ile insan sağlığının birbirinden ayrı düşünülemeyeceğinin en somut örneklerinden biridir. Veteriner hekimler; aşılama, sürveyans, hastalık şüphesinin değerlendirilmesi, laboratuvar tanısı, hayvan hareketlerinin kontrolü, yaban hayatının izlenmesi ve toplumun bilgilendirilmesi gibi alanlarda üstlendikleri görevlerle doğrudan halk sağlığının korunmasına katkı sağlamaktadır. Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak uzun süredir ifade ettiğimiz üzere; zoonotik hastalıklarla mücadelede kurumların birbirinden bağımsız hareket ettiği parçalı yapıların yerine insan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte değerlendiren kalıcı bir Tek Sağlık yapılanmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Tek Sağlık artık yalnızca konuşulan, raporlara yazılan veya özel günlerde hatırlanan bir kavram olmaktan çıkarılmalıdır. Zoonotik hastalıklar kurumların görev alanı sınırlarını tanımamaktadır; dolayısıyla mücadele de kurumların kendi sınırları içerisinde kalamaz. Kurumlar arası koordinasyonu dönemsel uygulamalara ve kişisel inisiyatiflere bırakan bir anlayışla zoonotik hastalıklarla etkin mücadele mümkün değildir. Görev, yetki ve sorumlulukların açıkça tanımlandığı kalıcı bir Tek Sağlık yapılanmasının oluşturulması artık ertelenemez bir halk sağlığı gerekliliğidir. Bu kapsamda Tek Sağlık Yasası’nın hayata geçirilmesi ve insan, hayvan ve çevre sağlığına yönelik tehditlerin ortak bir sistem içerisinde izlenebileceği; erken uyarı, erken teşhis ve erken reaksiyon kapasitesine sahip, doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı Hastalık Kontrol ve İzleme Merkezi’nin (HAKİM) kurulması yönündeki önerimizi bir kez daha kamuoyunun ve yetkili makamların dikkatine sunuyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, yerel yönetimler, üniversiteler, veteriner hekimler, beşeri hekimler ve ilgili kurumlar arasında sürekli ve etkin bir koordinasyon sağlanmalı; toplumun doğru bilgiye ulaşmasına yönelik çalışmalar güçlendirilmelidir. Özellikle çocuklara hayvanlarla güvenli temas ve olası temas sonrasında yapılması gerekenler konusunda eğitim verilmesi, hayvan sahiplerinin aşılama ve kayıt konusundaki sorumluluklarına ilişkin farkındalığın artırılması önem taşımaktadır. 2030 HEDEFİNE ULAŞMAK MÜMKÜN Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü ve Kuduz Kontrolü için Küresel İttifak tarafından ortaya konulan 2030 yılına kadar köpek aracılı kuduz nedeniyle insan ölümlerinin sona erdirilmesi hedefi, ancak bütüncül ve sürdürülebilir bir mücadeleyle mümkün olacaktır. Kuduz önlenebilir bir hastalıktır. Mücadele, vaka ortaya çıktıktan sonra değil, kaynağında başlamalıdır. Önlenebilir bir hastalık nedeniyle insan veya hayvan yaşamının kaybedilmesi kabul edilebilir değildir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.''

Başkan Dutlulu, “Çiftçimizin Yüzü Gülsün Diye Çalışıyoruz” Haber

Başkan Dutlulu, “Çiftçimizin Yüzü Gülsün Diye Çalışıyoruz”

Manisa Büyükşehir Belediyesi, Gördes ilçesine bağlı Kıranköy Mahallesi’nde tarımsal sulamaya katkı sağlayacak göletin yapımına başladı. Yaklaşık 28 bin metreküp su depolama kapasitesine sahip olacak gölet, tarımsal üretimin yanı sıra yaban hayatına ve olası orman yangınlarına da destek sağlayacak. Manisa Büyükşehir Belediyesi, kırsal kalkınmayı ve tarımsal üretimi destekleyen yatırımlarını sürdürüyor. Bu kapsamda Gördes’in Kıranköy Mahallesi’nde yapımına başlanan gölet ile bölgedeki üreticilerin suya erişiminin kolaylaştırılması ve sulama maliyetlerinin azaltılması hedefleniyor. Yağmur ve kar sularını depolayacak göletin gövde uzunluğu 55 metre, yüksekliği ise 10 metre olacak. Yaklaşık 28 bin metreküp su depolama kapasitesine sahip olacak gölet; tarımsal sulamanın yanı sıra besi hayvanları ve yaban hayatı için de su kaynağı oluşturacak. Gölet, olası orman yangınlarında yangın söndürme helikopterlerinin su ihtiyacına da katkı sunacak. Başkan Dutlulu, “Çiftçimizin Yüzü Gülsün Diye Çalışıyoruz” Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Kıranköy Mahallesi’ndeki çalışmayla ilgili yaptığı açıklamada, tarımsal üretimde suyun önemine dikkat çekti. Başkan Dutlulu, “Çiftçimizin yüzü gülsün diye çalışıyoruz. Gördes ilçemiz Kıranköy Mahallemizde hem tarımsal sulamaya can verecek hem de yaban hayatına ve olası orman yangınlarına destek sağlayacak yeni göletimizin yapımına başladık. Yaklaşık 28 bin metreküp su depolama kapasitesine sahip olacak bu yatırımla üreticimizin sulama maliyetini düşürüyor, toprağımızın bereketine bereket katıyoruz. Çiftçimize destek olmak ve suyumuzu korumak için çalışmaya devam edeceğiz” dedi. “15 Yıldır Peşinde Koştuğumuz Bir Projeydi” Kıranköy Mahallesi Muhtarı Zeynel Demir ise gölet projesinin mahalle için uzun yıllardır beklenen bir yatırım olduğunu belirterek, “Bu bizim 15 yıldır peşinde koştuğumuz bir projeydi. Mahallemizin geçim kaynağı tarım olduğu için çiftçinin en büyük sıkıntısı suydu. Bu göletin tamamlanmasıyla Kıranköy’e bir nefes, bir can damarı olacağına inanıyorum” dedi. Demir, projenin hayata geçirilmesinde destek veren Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu ve Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanlığına mahalle halkı adına teşekkür etti. Tarımsal Sulamaya Katkı Sağlayacak Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Jeoloji Yüksek Mühendisi Bozkurt İbrim, çalışmalarla ilgili yaptığı açıklamada, “Gördes Kıranköy Mahallemizde tarımsal sulama amacıyla yapımına başladığımız gölet projemizde kazı ve hafriyat çalışmalarının ardından grobeton, çelik boru bağlantıları, su alma yapısı, dip savak ve diğer demir imalatlarımızı tamamladık. Göletimizin gövde uzunluğu 55 metre, yüksekliği 10 metre olacak. Yaklaşık 28 bin metreküp su depolama kapasitesine sahip olacak göletimiz, bölgemizde tarımsal sulama açısından önemli bir ihtiyaca katkı sağlayacak. İmalat çalışmalarının tamamlanmasının ardından sulama projemizi de hazırlayarak depolanan suyun tarım arazilerinde etkin ve verimli şekilde kullanılmasını amaçlıyoruz” dedi.

Pişmaniye ve Bulut Ormanya’yı Mesken Tuttu Haber

Pişmaniye ve Bulut Ormanya’yı Mesken Tuttu

Ormanya’da Osmanlı’nın asırlık Gurebahane-i Laklakan (Düşkün Leylekler Evi) geleneğini yaşatan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, bugünlerde eşine az rastlanır bir doğa olayına ev sahipliği yapıyor. Göç yolunda yaralanarak uçma yetisini kaybeden ve kalıcı olarak merkezde misafir edilen iki leyleğin kurduğu yuva, yaban hayatı rehabilitasyonunda umudun sembolü oldu. PİŞMANİYE VE BULUT ENGEL TANIMADI Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Ormanya’da hayata geçirdiği “Kocaeli Yaban Hayatı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi”, engel tanımayan “Pişmaniye” ve “Bulut” isimli iki leyleğin azmine tanıklık ediyor. Yıllardır kanat ve eklem yaralanmaları nedeniyle doğaya dönemeyen leylekler için güvenli bir liman olan “Düşkün Leylekler Evi”, bu yıl ilk kez bir çiftin yuva kurup yumurtlamasına sahne oldu. “Pişmaniye” ve “Bulut” adı verilen leylek çiftinin bu azmi, sadece bir üreme olayı değil; aynı zamanda merkezin sunduğu rehabilitasyon başarısının da bir kanıtı niteliğinde. 7/24 CANLI YAYINLA DOĞANIN KALBİNE YOLCULUK Ormanya, bu özel anları dijital dünyaya taşıyarak yaban hayatı bilincini artırmayı hedefliyor. Pişmaniye ve Bulut’un yuva yapımı, kuluçka süreci ve yavruların dünyaya gelme evreleri Ormanya YouTube kanalı ve www.kocaeliseyret.com üzerinden 7/24 canlı olarak takip edilebilecek. Özellikle çocuklar için “doğal gözlem” imkânı sunan yayınlar, yaban hayatının korunmasının önemini aşılaması beklenirken, uzman biyologlar ve veteriner hekimler tarafından izlenen bu süreç, engelli yaban hayvanlarının sosyal davranışları ve üreme biyolojisi açısından literatüre değerli veriler sunacak. GUREBAHANE-İ LAKLAKAN RUHU ORMANYA’DA YAŞIYOR Dünyanın ilk hayvan hastanesi olarak bilinen ve Osmanlı mirası “Gurebahane-i Laklakan” vizyonuyla hareket eden merkez; göç yorgunu, travma yaşamış veya ateşli silahla yaralanmış leyleklere cerrahi müdahale, beslenme desteği ve fizik tedavi imkanları sağlıyor. Doğaya dönme şansı kalmayan leylekler ise “Düşkün Leylekler Evi’nde” doğal ortamlarına en yakın koşullarda yaşamlarını sürdürüyor.

Büyükbaş Hayvan Ölümleri Endişe Yaratıyor! Haber

Büyükbaş Hayvan Ölümleri Endişe Yaratıyor!

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye'nin üç farklı ilinde görülen büyükbaş kuduz vakalarına dikkat çekerek acil önlem çağrısında bulundu. Mardin, Sivas ve Şanlıurfa’da tespit edilen vakalarda ölüm oranının %75 olması, hayvancılık sektörü ve toplum sağlığı için ciddi bir tehdit olarak değerlendiriliyor. ​Kuduz Vakaları Yeniden Hortladı: 4 Vakadan 3’ü Ölümle Sonuçlandı ​Türkiye’de hayvancılığın en büyük sorunlarından biri olan zoonotik hastalıklar, bu kez kuduz vakalarıyla gündemde. CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, 2025 yılı verilerine dayanarak korkutan tabloyu açıkladı. ​Resmi verilere göre; Mardin (Ömerli), Sivas (Gürün) ve Şanlıurfa (Haliliye) illerinde yerli sığırlarda kuduz vakaları tespit edildi. Toplam 4 vakadan 3’ünün ölümle sonuçlanması, hastalığın vahametini gözler önüne serdi. ​İllere Göre Kuduz Bilançosu: ​Mardin Ömerli: 1 vaka, 1 ölüm.​Sivas Gürün: 2 vaka; 1 ölüm, 1 imha (35 hayvan aşılandı).​Şanlıurfa Haliliye: 1 vaka, 1 ölüm (2 hayvan aşılandı).​"Ortadan Kalktı Denilen Hastalık Geri Döndü" ​Büyükbaş hayvanlarda kuduzun daha önce "kontrol altına alınmış veya ortadan kaldırılmış" statüsünde görüldüğünü hatırlatan Gürer, vakaların yeniden ortaya çıkmasının ciddi bir uyarı olduğunu belirtti. Hastalığın özellikle yaban hayatı ile temas sonucu bulaştığı şüphesi üzerinde duruluyor. ​Gürer, kırsal bölgelerde teşhis ve tedavide geç kalınmasının hastalığın yayılma riskini artırdığını vurgulayarak, "Aşılama bu bağlamda tek ve en önemli çözüm yoludur" dedi. ​Şap Hastalığından Ders Çıkarılmalı ​Yakın dönemde 81 ilde hayvan pazarlarının kapanmasına neden olan şap hastalığı krizini hatırlatan Ömer Fethi Gürer, hükümete şu sözlerle seslendi: ​"Şap hastalığında aşılamada geç kalındı ve bunun bedelini besicimiz, süt ve et üreticimiz ağır ödedi. Kuduzda da aynı hatalar yapılmamalıdır. Hayvan hastalıklarında bulaş sonrası çare daralıyor; asıl olan hastalık yayılmadan önlem almaktır." ​Çözüm Önerileri: Veteriner Hekim İstihdamı ve Sıkı Denetim ​Hayvancılığın sürdürülebilirliği için zoonotik hastalıklarla (hayvandan insana geçen) mücadelenin şart olduğunu ifade eden Gürer, acil önlem planını şu maddelerle özetledi: ​Yaygın Aşılama: Tüm riskli bölgelerde aşılama çalışmaları hız kesmeden devam etmeli.​Veteriner Hekim Ataması: Kamuda yeterli sayıda veteriner hekim istihdam edilmeli ve hekimler sürekli sahada aktif görev yapmalı.​Yaban Hayatı Kontrolü: Yaban hayvanlarından kaynaklı bulaş riski sıkı denetim altına alınmalı.​Karantina ve Hareket Kısıtı: Hayvan hareketleri ve karantina süreçleri titizlikle izlenmeli. ​"Gecikilen her gün risk" diyen Gürer, tablonun bir krize dönüşmeden müdahale edilmesi gerektiğini belirterek yetkilileri göreve çağırdı.

Bu Kanun Teklifi Doğayı Ticarileştiriyor, Derhal Geri Çekilmeli Haber

Bu Kanun Teklifi Doğayı Ticarileştiriyor, Derhal Geri Çekilmeli

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, kamuoyunda tartışmalara yol açan Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu ile Çeltik Kanunu’nda değişiklik öngören kanun teklifine sert tepki gösterdi. Gürer, düzenlemenin ormanları piyasa aktörlerine açtığını ve köylüyü kendi toprağında işçi haline getireceğini savundu. ​"Ormanlar Rant Alanına Dönüştürülüyor" ​TBMM’de düzenlediği basın toplantısında konuşan Ömer Fethi Gürer, teklifin Cumhur İttifakı oylarıyla komisyondan geçtiğini hatırlattı. Düzenlemenin içeriğini "tehlikeli" olarak nitelendiren Gürer, şu ifadeleri kullandı: ​"Bu teklif; doğayı ticarileştirme, ormanları piyasa aktörlerine açma ve tarım alanlarını şirketleşmeye yönlendirme amacı taşımaktadır. Ormanlar sadece ekonomik kaynak değil; suyun, havanın ve biyolojik çeşitliliğin güvencesidir. Bu zihniyet, ağacın gölgesini değil, o gölgenin kaç para edeceğini hesaplıyor." ​Karbon Yutak Alanları ve Şirketleşme Tehlikesi ​Gürer, teklifte yer alan "Karbon Yutak Alanları" düzenlemesinin çevre koruma maskesi altında bir ticarileştirme projesi olduğunu öne sürdü. Bu uygulama ile ormanların kirleten şirketlere para karşılığı tahsis edilmesinin önünün açıldığını belirten Gürer, kamusal niteliğin zayıflayacağı uyarısında bulundu. ​Kanun Teklifindeki Kritik Başlıklar ve Riskler ​Ömer Fethi Gürer, basın açıklamasında teklifin yaratacağı tahribatı şu başlıklarla özetledi: ​Eşdeğer Alan Uygulaması: Orman alanlarının takas edilmesinin önü açılıyor, bu da fiilen orman sınırlarının daraltılması anlamına geliyor. ​Tarımda Şirketleşme: Küçük üretici sistem dışına itiliyor, çiftçi kendi toprağında sözleşmeli işçiye dönüştürülüyor. ​Hobi Bahçeleri Yaptırımları: 24 yıldır göz yumulan hobi bahçelerine ağır para cezaları, yıkım ve abonelik kesme yaptırımları getiriliyor. ​Yaban Hayatı Tehdit Altında: Bazı yaban hayvanlarının "zararlı" sayılarak öldürülmesine imkan tanınıyor, bu da ekolojik dengeyi bozma riski taşıyor. ​"Etki Analizi Raporu Saklanıyor" ​Teklifin hazırlanış sürecindeki usulsüzlüklere de değinen Gürer, ilgili oda, sendika ve birliklerin görüşünün alınmadığını vurguladı. Israrlı taleplere rağmen **"Etki Analizi Raporu"**nun milletvekilleriyle paylaşılmadığını belirterek, şeffaflık vurgusu yaptı. ​Tarım Sektörü Alarm Veriyor ​Türkiye’deki tarım alanlarının daraldığını ve genç nüfusun köyleri terk ettiğini hatırlatan Gürer, tütün üretimindeki gerilemeye ve artan girdi maliyetlerine dikkat çekti. "Halkın çözüm bekleyen sorunları yerine, bir avuç mutlu azınlığın çıkarları TBMM gündemine alınıyor" diyerek kanun teklifinin geri çekilmesi çağrısında bulundu.

Yaban Hayatını Korumak Yaşamın Kendisini Korumaktır Haber

Yaban Hayatını Korumak Yaşamın Kendisini Korumaktır

Türk Veteriner Hekimleri Birliği tarafından, 3 Mart Dünya Yaban Hayatı Günü ile ilgili olarak bir basın açıklaması yapıldı. TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Her yıl 3 Mart’ta kutlanan Dünya Yaban Hayatı Günü, yeryüzündeki yaban hayvanları ve bitkilerin korunmasının önemini hatırlatmak, biyolojik çeşitliliğin değerini vurgulamak ve doğal yaşamın sürdürülebilirliği konusunda küresel farkındalık oluşturmak amacıyla ilan edilmiş uluslararası bir gündür. Ormanlarda dolaşan bir memeli, gökyüzünde süzülen bir kuş, sulak alanlarda yaşayan bir amfibi ya da denizlerin derinliklerindeki bir balık türü; hepsi birlikte yaşamın büyük ağını oluşturur. Bu ağın herhangi bir halkasında meydana gelen kırılma, yalnızca doğayı değil, insan yaşamını da doğrudan etkiler. Çünkü doğa, insanın dışında değil; insanın içinde var olduğu çok bileşenli bir sistemdir. Sağlıklı ekosistemler için zengin bitki ve hayvan çeşitliliği, dengeli doğal döngüler ve sürdürülebilir kaynak kullanımıyla mümkündür. Biyoçeşitlilik temiz havanın, içilebilir suyun, verimli tarımın, sağlıklı hayvancılığın ve güvenli gıdanın ön koşuludur. Aksi takdirde doğanın dengesi bozulduğunda türler yok olmakla kalmaz aynı zamanda insanlığın refahı, ekonomisi ve sağlığı da tehdit altına girer. Bugün dünya genelinde yaban hayatı ciddi tehditlerle karşı karşıyadır. Habitatların tahrip edilmesi, iklim değişikliği, kaçak avcılık, çevre kirliliği ve doğal kaynakların bilinçsiz kullanımı gibi olumsuzluklar pek çok türü yok olma riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Yaban hayatının korunması insan sağlığı açısından da kritik bir öneme sahiptir. Doğal yaşam alanlarının yok edilmesi ve insan-yaban hayatı etkileşiminin artması, zoonotik hastalıkların ortaya çıkma riskini ciddi şekilde artırmaktadır. Son yıllarda yaşanan küresel salgınlar, doğayla kurulan dengesiz ilişkinin ne kadar büyük sonuçlar doğurabileceğini göstermiştir. Bu nedenle insan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte ele alan bütüncül yaklaşımlar artık mecburidir. Türkiye, sahip olduğu coğrafi konum ve farklı iklim özellikleri sayesinde dünyanın önemli biyolojik çeşitlilik merkezlerinden biridir. Yaklaşık 780 bin kilometrekarelik geniş coğrafyasında yüzlerce memeli, kuş, sürüngen, amfibi ve balık türüne ev sahipliği yapmaktadır. Aynı zamanda ülkemiz göçmen kuşların kullandığı önemli göç yolları üzerinde yer almakta ve birçok tür için hayati bir geçiş noktası oluşturmaktadır. Anadolu’da yaşayan endemik türler ise bu toprakları dünyada biyolojik çeşitlilik açısından eşsiz kılmaktadır. Gelişen teknolojiler ve bilimsel araştırmalar doğamızın bilinmeyen yönlerini her geçen gün daha fazla ortaya çıkarmaktadır. Modern izleme yöntemleri sayesinde daha önce varlığı bilinmeyen türleri kayıt altına alınmakta, hatta neslinin tükendiği düşünülen bazı türlerin yeniden varlığı tespit edilmektedir. Yaban hayatının korunmasında birçok meslek grubu önemli rol üstlenmektedir. Bu süreçte veteriner hekimlerimiz özel bir sorumluluğa sahiptir. Veteriner hekimlerimiz; yaban hayvanlarının hastalıklarının teşhisi ve tedavisi, rehabilitasyon çalışmaları, tür koruma ve üretim projeleri ve zoonotik hastalıkların izlenmesi gibi alanlarda aktif görev almaktadır. İnsan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte ele alan yaklaşımın sahadaki en önemli temsilcilerinden biridir. Türkiye’de yaban hayatının korunmasına yönelik önemli çalışmalar yürütülmektedir. Rehabilitasyon merkezleri, bilimsel araştırmalar ve koruma projeleri bu alanda önemli ilerlemeler sağlamaktadır. Ancak bu çalışmaların daha da güçlendirilmesi, uzman sayısının artırılması ve kurumlar arası iş birliğinin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Yaban hayatı alanında daha fazla veteriner hekimin görev alması ve bu alandaki akademik çalışmaların desteklenmesi, gelecekte çok daha güçlü sonuçlar doğuracaktır. Ekosistemlerin bozulması, türlerin yok olması ve doğal dengenin zarar görmesi; gıda güvenliğini, halk sağlığını, ekonomik istikrarı ve toplumsal refahı doğrudan tehdit etmektedir. Artık bu mesele, insanlığın kendi geleceğini güvence altına alma meselesidir. Yaban hayatını korumak yaşamın kendisini korumaktır. İnsan doğanın sahibi değil, onun emanetçisidir. Bu emaneti korumak ise hem bilimsel hem de vicdani bir görevdir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.