Hava Durumu

#Yem Fiyatları

Kırsal Haber - Yem Fiyatları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yem Fiyatları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İlhan Köten: "Süt Üreticileri Adil ve Sürdürülebilir Fiyat Bekliyor" Haber

İlhan Köten: "Süt Üreticileri Adil ve Sürdürülebilir Fiyat Bekliyor"

Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Genel Başkanı İlhan Köten, Ulusal Süt Konseyi (USK) toplantısının ardından yaptığı açıklamada, süt üreticilerinin beklentilerini ve sektörde yaşanan sorunları değerlendirdi. Köten, artan yem fiyatları ve girdi maliyetlerinin üreticileri zorladığını belirterek, çiğ süt fiyatının belirlenmesinde adil ve sürdürülebilir bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini vurguladı. 30 Ekim tarihinde yönetiminde yer aldığı Ulusal Süt Konseyi ile çevrim içi bir toplantı gerçekleştirdiklerini belirten Köten, toplantıda çiğ süt fiyatına ilişkin herhangi bir açıklama yapılmadığını ve kararın önümüzdeki haftaya bırakıldığını ifade etti. Görüşmede sektörün acil çözüm bekleyen sorunlarını da gündeme taşıdıklarını kaydetti. YEM FİYATLARINDAKİ ARTIŞ ÜRETİCİYİ ZORLUYOR Yem fiyatlarına sık sık zam yapılmasının özellikle küçük aile işletmelerini zor durumda bıraktığını belirten Köten, yetersiz beslemenin süt verimini düşürdüğüne ve işletmelerin sürdürülebilirliğini tehdit ettiğine dikkat çekti. Yeni süt fiyatı açıklandığında yem fiyatlarının da artırılmasının üreticinin kazancını daha eline geçmeden erittiğini ifade eden Köten, yem piyasasında şeffaf ve denetlenebilir bir fiyatlandırma mekanizması oluşturulması gerektiğini söyledi. “ENFLASYONUN FATURASI ÜRETİCİYE KESİLEMEZ” Üreticilerin enflasyonun sebebi olmadığını, aksine artan girdi maliyetleri nedeniyle mağduriyet yaşadığını vurgulayan Köten, enflasyonla mücadelenin yolunun süt fiyatlarını baskılamak olmadığını belirtti. Köten, üreticinin emeğinin karşılığını almasının sağlanması gerektiğini ifade etti. “ÜRETİCİLERİMİZİN SORUNLARINA ÇÖZÜM BULMAK ASLİ GÖREVİMİZ” Sektör temsilcileri olarak üreticilerin yaşadığı sorunların farkında olduklarını belirten Köten, üreticilerin desteğiyle üstlendikleri görevlerin sorumluluğunu taşıdıklarını ve sorunlara çözüm bulmak için mücadele ettiklerini kaydetti. SÜT ÜRETİCİLERİ ADİL VE SÜRDÜRÜLEBİLİR FİYAT BEKLİYOR Beklentilerinin fahiş fiyatlar olmadığını vurgulayan Köten, makul girdi maliyetleriyle üreticinin emeğinin karşılığını alabileceği bir sistem istediklerini belirtti. Üretici, sanayici ve tüketicinin haklarını gözeten dengeli kararların alınması gerektiğini ifade etti. Önümüzdeki hafta yapılacak Ulusal Süt Konseyi toplantısından beklentilerinin üretimin sürdürülebilirliğini güvence altına alan adil bir fiyat belirlenmesi olduğunu dile getiren Köten, üreticinin ayakta kalamadığı bir sistemde sektörün geleceğini korumanın mümkün olmadığını söyledi. Köten, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Biz üretmeye devam etmek istiyoruz. Tek beklentimiz emeğimizin karşılığını alabileceğimiz adil bir üretim düzenidir.”

Süt Fiyatları Acilen Güncellemeli! Haber

Süt Fiyatları Acilen Güncellemeli!

Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Genel Başkanı İlhan Köten, artan üretim maliyetleri karşısında süt üreticilerinin yaşadığı ekonomik sıkıntılara dikkat çekerek, çiğ süt referans fiyatının güncel maliyetler doğrultusunda acilen yeniden belirlenmesi çağrısında bulundu. Köten, yaptığı açıklamada Ulusal Süt Konseyi tarafından 1 Mayıs 2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere çiğ süt referans fiyatının 24,30 TL/litre olarak belirlendiğini, temmuz ayında ise herhangi bir fiyat değişikliğine gidilmediğini hatırlattı. Ancak geçen süreçte artan üretim maliyetlerinin süt üreticilerinin gelir-gider dengesini bozduğunu ve işletmelerin sürdürülebilirliğini ciddi şekilde zorlaştırdığını belirtti. MOTORİN VE YEM FİYATLARINDAKİ ARTIŞ ÜRETİCİYİ ZORLUYOR 1 Mayıs–27 Ekim 2026 dönemindeki maliyet artışlarına dikkat çeken İlhan Köten, motorin fiyatlarının yaklaşık yüzde 33, kesif yem fiyatlarının yüzde 25,5, Dolar/TL kurunun ise yüzde 10,5 oranında arttığını ifade etti. Finansman, işçilik, enerji, veterinerlik ve bakım-onarım giderlerindeki yükselişlerin de üreticinin üzerindeki ekonomik yükü ağırlaştırdığını vurguladı. Çiğ süt referans fiyatının güncellenmemesinin üreticilerin zarar etmesine, işletmelerin küçülmesine ve üreticilerin sektörden çekilme riskinin artmasına neden olduğunu belirten Köten, süt üretiminin devamlılığı açısından fiyat güncellemesinin kaçınılmaz hale geldiğini kaydetti. “YEM FİYATLARI DA KONSEY TARAFINDAN BELİRLENMELİ” Süt fiyatlarını Ulusal Süt Konseyi'nin belirlediği gibi yem fiyatlarının da Konsey tarafından belirlenmesi gerektiğini ifade eden Köten, geçmişte süt fiyatlarının açıklanmasının hemen ardından yapılan yem zamlarının üreticinin kazancını daha eline geçmeden erittiğine dikkat çekti. Bu durumun mutlaka önlenmesi gerektiğini belirten Köten, üreticilerin artan maliyetler nedeniyle kesif yem miktarını azaltmak zorunda bırakılmaması gerektiğini vurguladı. Aksi durumda süt veriminde yaşanacak düşüşün yalnızca üreticiyi değil, süt arzını ve Türkiye'nin gıda arz güvenliğini de olumsuz etkileyeceğini ifade etti. ULUSAL SÜT KONSEYİNE ACİL FİYAT GÜNCELLEME ÇAĞRISI Süt üretiminin sürdürülebilmesi ve üreticilerin emeklerinin karşılığını alabilmesi için çiğ süt referans fiyatının güncel üretim maliyetleri esas alınarak derhal yeniden belirlenmesi gerektiğini belirten İlhan Köten, Ulusal Süt Konseyine şu çağrılarda bulundu: - Çiğ süt referans fiyatının gecikmeden yeniden değerlendirilmesi, - Üretim maliyetlerini düzenli ve şeffaf biçimde izleyen bir fiyatlandırma mekanizmasının oluşturulması, - Üreticinin emeğinin, işletmelerin sürdürülebilirliğinin ve ülkenin gıda arz güvenliğinin gözetilmesi. Köten, süt üretiminin geleceği, üreticilerin ekonomik sürdürülebilirliği ve gıda arz güvenliği açısından çiğ süt fiyatının güncel maliyetlere göre yeniden düzenlenmesinin büyük önem taşıdığını belirterek açıklamasını kamuoyuna saygıyla duyurdu.

YENİ Partili Başevirgen Manisa’da Besicilerin Sorunlarını Dinledi Haber

YENİ Partili Başevirgen Manisa’da Besicilerin Sorunlarını Dinledi

YENİ Parti Manisa Milletvekili ve Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Bekir Başevirgen, Manisa’da besicilerin sorunlarını dinledi. Hem süt hem et fiyatlarından dert yanan besiciler, hayvancılığı bırakma noktasına geldi. Bir besici, “Geçen yıl aynı zamanlarda 90-100 hayvan vardı. Şu an hayvan sayımız 60’larda. Anaçları kestiriyoruz. İşin sonunda yok olup gideceğiz. Bir daha geldiğinizde biz yokuz, kahvehanede oturuyor olacağız” dedi. Bir diğer besici, “hayvancılık yapmak kadar güzel bir şey yok ama girdi maliyetleri her sene üstümüze çığ gibi düşerse bu işin içinden hiç çıkamayız” sözleriyle dert yandı. Bir başka besici ise, “Geçen sene 135-140 hayvan vardı bu sene 95-100’e düştü. Sektörden çekileceğiz artık, yeter diyeceğiz. Çalışırken batmak diye bir şey var; bu olsa gerek” ifadelerini kullandı. YENİ Parti Manisa Milletvekili ve Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Bekir Başevirgen, Manisa’da besicilerin sorunlarını dinledi. Besiciler, Başevirgen’e hem süt hem de et fiyatlarından yana dert yandı. “İŞİN SONUNDA YOK OLUP GİDECEĞİZ” Bir daha ki ziyarette işi bırakıp kahvehane de oturur hale geleceklerini söyleyen besici, “Süt konseyinin açıkladığı fiyat 24,30 lira. Mandıranın bizden aldığı fiyat ise 27,50 lira. Devlet 24,30’a fiyat açıklıyor, mandıra 27,50’ye süt alıyor. Fiyatın üzerine geçiyor. Çünkü mandıralarda anladı bizim yok olduğumuzu. En son bize ziyarete geldiğinizde 700-800 kilo süt vardı. Şimdi 300 kilo. Bir daha geldiğinizde biz yokuz, kahvehanede oturuyor olacağız. Yem fiyatları, süt fiyatlarıyla bire bir gidiyor. Yem fiyatlarıyla, üzüm fiyatları eşitlenmek üzere. 5 römork üzümüm var eğer üzümdeki bu fiyat rezilliği devam ederse, üzümleri ineklere yedireceğiz. Geçen yıl aynı zamanlarda 90-100 hayvan vardı. Şu an hayvan sayımız 60’larda. Anaçları kestiriyoruz. İşin sonunda yok olup gideceğiz. Hiçbir iş yapmayalım traktörle yem dağıtalım 500 lira harcıyoruz. Eskiden her çiftlikte hayvanlara bakmak için bir aile çalışırdı. Şimdi işçi bile çalıştırmıyoruz, çünkü kendimize bakamıyoruz. Özbekistan’dan üzümü hayvan yemi adı altında getiriyorlar. Bizde zaten üzümü bundan sonra hayvan yemi olarak vermeye başlayacağız. 45 liraya geliyor, zaten bizim üzümü de 50 liraya alıyorlar” diye konuştu. “GİRDİ MALİYETLERİ HER SENE ÜSTÜMÜZE ÇIĞ GİBİ DÜŞERSE BU İŞİN İÇİNDEN HİÇ ÇIKAMAYIZ” Üreticinin yem maliyetinde, süt üretiminde paritenin 1,5 olması gerektiğini belirten bir diğer besici, “Bizim gittiğimiz parite şu an 1. Yani, 1 kilo yeme 1 kilo süt. Normalde 1 kilo süt sattığım zaman 1,5 kilo yem alabiliyor olmam gerek. 5 sene önce işi babamdan devraldım. Girdi maliyetleri çok yüksek. Kendimiz üretmeye çalışıyoruz ama bu sefer enflasyondan dolayı girdi maliyeti bizi işin içinden çıkartmıyor. Ulusal Süt Konseyi’nin açıkladığı süt fiyatı 24,30 ama biz o fiyattan satamıyoruz. Aldığım fiyat 21 lira. Üreticilerin süt maliyeti aşağı yukarı 27 lira. Mecbur bakıyoruz, mal canın yongası. Bırakmak istemiyoruz çünkü biz bu işte çekirdekten geldik. Dedemde hayvancıydı, babamda hayvancıydı bende hayvancıyım. Köyde yaşamak, kendi standardını oluşturmak, kendi yaşamını idame ettirmek, hayvancılık yapmak kadar güzel bir şey yok ama girdi maliyetleri her sene üstümüze çığ gibi düşerse bu işin içinden hiç çıkamayız. Burada bu işi yapan 3 kişi kaldık. Seneye 2 olur sonraki sene baktınız bende giderim. Karkas ete 10 lira zam gelsin, 50 lira yeme zam geliyor. Bizi şu an kurtarabilecek olan belki hamile hayvanlarım, elimden çıkacak olan buzağılar başka türlü biz bu işin içinden çıkamayız. Geçen yıl 45 hayvanım vardı bu yıl 29-30 tane. 15 tanesini maliyetleri karşılayamadığım için satmak zorunda kaldım” ifadelerini kullandı. Kendi çocuklarını çiftlikten uzaklaştırdığını belirten besici, “Kazancımız olmadığı için benim oğlum gidip tanker şoförlüğü yapıyor, ağabeyimin oğlu başka bir fabrikada çalışıyor. Biz buradan randımanlı bir ekmek kazanmış olsak çocuklarımızın ne işi var başka işlerde. Bizden sonra bu işi yapacak kimse yok. En genç olarak bizler varız” dedi. “PARA KAZANAMADIĞIMIZ İÇİN HAYVANLARI SATIYORUZ, SENEYE BIRAKACAK GİBİYİZ” Devletten destek bulamadıklarından yana dert yanan bir başka besici ise, “Burada şu anda 120 hayvan var. Daha önceki yıllarda hayvan sayısı daha fazlaydı. Her sene aşağıya düşüyoruz. Et para etmediği için, süt para etmediği için, yem pahalı. Geçen sene şaptan dolayı 30-40 zayiat verdik. Buzağılar, inekler hep gitti. Devletten hiçbir destek almadık. Zaten hayvanlar şu an ithal geliyor. Bir danayı bize 110 bin liraya veriyorlar. 50-60 bin lira da yiyecek masrafı var. Biz bundan ne kazanacağız? Sadece bize gübresi kalıyor. Onu da tarlaya atıyoruz, bize darıda biraz destek oluyor başka da bir şey yok. Geçen yıl 215 tane hayvan vardı. Para kazanamadığımız için hayvanları satıyoruz. Seneye bırakacak gibiyiz” diye konuştu. “BÖYLE DEVAM EDERSE SATACAĞIZ, BIRAKACAĞIZ YAPACAK BİR ŞEY YOK” Hem et hem de süt fiyatlarından yana durumun çok berbat olduğuna dikkat çeken besici ise, “Her geçen yıl değil, her ay bir önceki ayı aratıyor. Bu şekilde devam ederse, bizim devam etme şansımız yok. Para kazanabilmemiz için süt fiyatının en az 30-35 lira olması lazım. Yem maliyetleri yüksek, mazot fiyatları yüksek. Aynı zamanda etten de para kazanamıyoruz. Gittikçe düşüyor. Bugün etin kilosunu 700-800 liradan kestirmem lazım, aradığım zaman 580 liralardan bahsediyorlar. Böyle devam ederse satacağız, bırakacağız yapacak bir şey yok” ifadelerini kullandı. “SEKTÖRDEN ÇEKİLECEĞİZ ARTIK, YETER DİYECEĞİZ” Şu an sütün litresinin piyasa ortalamasının 27,5-28 lira civarında olduğunu ve maliyet fiyatlarına süt sattıklarını ifade eden besici, “Para kazanabilmemiz için 35 liraların altında olmaması lazım. 18 bin 250 lira sadece bir aylık su faturası, darıları suladım. 60 dönüm arazinin. Ben 100 küsür dönüm yer dikiyorum bir tek tarlanın su parası. Yem fiyatları son 9 gün içinde 3 kere zam gördü. Ortalama bir yem fiyatı 800 ila 1100 lira arasında değişiyor. Ama sütün fiyatı artmıyor. Mazot giderlerimiz günlük değişiyor. Genel anlamda harcadığımız emek, hayvana yatırdığımız öz sermayeyle kazanılan para, ki kazanılmıyor karın tokluğu. Bu işi 12 yıldır yapıyorum. 12 yıl önce daha iyiydi. Git gide kötüye gidiyor. Yem, mazot, elektrik giderlerimiz bu kadar yüksek değildi. Sadece bu çiftliğin elektrik giderine geçen yıl 6- 6 bin 500 lira para veriyorduk. Bu sene 14-15 bin lira para ödüyoruz. Her şey yüzde 100 arttı. Ziraat Bankası’ndan çıkamıyoruz. Geçen sene 135-140 hayvan vardı bu sene 95-100’e düştü. Sektörden çekileceğiz artık, yeter diyeceğiz. Çalışırken batmak diye bir şey var; bu olsa gerek” dedi. “PARAYI KAZANANLAR SON NOKTA SATICILAR” Üretici kazanamadığını, hakkını alamadığını belirten bir diğer besici ise şunları kaydetti: “Hem de bu işin sanayi kısmında peynir üreticileri, yoğurt, ayran, süt sektörü üreticileri de eskiye oranla çok düşük, minimal karlarla çalışıyorlar. Tereyağın maliyeti 400 lira ama markete gittiğimiz zaman tereyağ 700 lira 800 lira hatta geçen 980 liraya tereyağ gördüm. Parayı kazananlar son nokta satıcılar. Aynı ürün A markete gittiğimiz zaman başka, B markete gittiğimiz zaman başka fiyatlara satılıyor. Herkes kafasına göre fiyat yazabiliyor. Biz burada, üreticiler olarak her zaman mağdur olan tarafız. Son nokta satışta devletin daha hükmedici olması lazım. Hükümetin görevini yapması lazım. Ama çok zayıf kalıyoruz. Nedenini düşündüğüm zaman orada da devletin şöyle bir rantı oluyor; ne kadar fazla fiyattan satılırsa alınan vergi o kadar yükseliyor. O yüzden ses çıkarılmıyor. Böyle olduğu sürece bu ülkede tarım ve hayvancılığın kalkınma ihtimali çok zayıf.”

Gürer: "Hayvancılık Yapanlar Ayakta Kalma Mücadelesi Veriyor" Haber

Gürer: "Hayvancılık Yapanlar Ayakta Kalma Mücadelesi Veriyor"

CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Sarıyer ilçesi Demirciköy kırsal mahallesinde küçük aile tipi hayvancılık işletmelerini ziyaret ederek üreticilerin sorunlarını yerinde dinledi. Ziyarette hem üretim alanındaki daralma hem de artan maliyetler dikkat çekti. Bölgede 35 büyükbaş hayvanla üretim yapan Korkmaz ailesi ahırlarını gezen Ömer Fethi Gürer, Büyükşehir Yasası sonrası köylerin kırsal mahalleye dönüşmesiyle birlikte hayvancılığın ciddi baskı altına girdiğini ifade ederek, “Doğal olarak burada yaşanan sorunlar Büyükşehir Yasası ile ortaya çıkan köylerin kırsal mahalleye dönüşmesi ve bunun yansıması olarak çevrede yapılaşmanın artmasıyla hayvancılık yapanların alanlarının daralmasıdır” dedi. Besici Korkmaz yaşadıkları en temel sorunu belirterek, “En önemli sorunum yer sorunu. Ahır yapılabilecek alan gösterilmesini istiyoruz,” dedi. Besici Korkmaz hayvancılığı atadan bu yana sürdürdüğünü belirterek, “Biz 30 yıldır bu işi yapıyoruz. Annem dededen gelme. Ben kendim 15-20 yıldır bu işi yapıyorum,” diye konuştu. “YEM FİYATLARI BİZİ EZİYOR” Yem maliyetleri artışa değinen Korkmaz destek alıyoruz ama desteklerin yetersiz. Yem desteği alıyoruz ama yem fiyatları çok uçtuğu için yeterli olmuyor. Zaten verilen destek geldikten sonra arkasından zam geliyor. Bir ay önce 750 liraya aldığımız süt yemini şu anda 1050 liraya alıyoruz. Bu bizi bayağı zorluyor,” dedi. Süt fiyatlarına ilişkin de değerlendirmede bulunan Korkmaz , Ulusal Süt Konseyi’nin açıkladığı fiyatların maliyetleri karşılamadığını ifade ederek, “22 liradan sattık, 24-25 oldu ama bizim maliyetimiz 28 lira civarında litre başına. Samanı geçen sene 120 liraya alıyorduk, şimdi 280 liraya çıktı,”dedi. Korkmaz “Arpa ve besi yemindeki artışın da üretimi zorlaştırdığı dikkate alınıp çözümcü bir yaklaşım sağlanmalıdır” dedi. VETERİNER VE DESTEK Hayvancılıkta sadece yem değil, veterinerlik hizmetlerinde de sıkıntı yaşandığı belirten Korkmaz , “Veteriner desteği alamıyoruz. Kendimiz özel veteriner çağırıyoruz. Devlet destekli bir sistem olmalı, Aşımızı ise müdürlük sağlıyor. Hayvanlar aşılanıyor. Bu bağlamda Tarım İlçe ekipleri geliyor” dedi. “AHIR YERİ OLMADAN BU İŞ SÜRDÜRÜLEMEZ” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in “En önemli destek ne olurdu?” sorusuna üretici Korkmaz yanıt verdi: “Öncelikle ahır yeri. Büyükşehir içinde kaldığımız için problem var. Bizi köyün içinden dışına çıkaracak bir yer istiyoruz. Yoksa ben bir iki sene içinde bu işi bırakacağım.” Muhtar Nebahat İmamoğlu da bir proje hazırladığı, tüm ahırların belirli bir alanda toplanarak hayvan refahına uygun üretim alanı oluşturulmasının planlandığı, bu bağlamda belirlenen yerde modern ahırlar yapılması ile hayvan refahı sağlarken bölgede yerleşim alanlarınızda rahatlama sağlanacağını da söyledi. Gürer bu öneriye destek vererek, “Bölge muhtarının yaptığı çalışmaya biz de katkı sunacağız, gerekli önergeyi vereceğiz” dedi. GÜRER: “PLANLAMA ŞART, SORUN YERİNDE ÇÖZÜLMELİ” CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, İstanbul’un sadece tüketim değil aynı zamanda üretim merkezi olduğunu belirterek, “İstanbul Türkiye’nin en görünür yeri. Burada planlama yapamazsak Anadolu’da da sağlıklı gelişme sağlayamayız. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın bu konuda mutlaka planlama yaparak modern ahırlarda hayvancılığın yapılması sağlanmalıdır “şeklinde konuştu. Ömer Fethi Gürer, hayvancılığın sürdürülebilirliği için besicilerin önerisinin dikkate alınması gerektiğini belirtti. Gürer, “Hayvan refahına uygun ahır alanları oluşturulursa üretici bu işi sürdürür. Aksi halde üretici birkaç yıl içinde bu işi bırakmak zorunda kalabilir. Yetkililere çağrımız; gelip besiciyi dinleyin. Sorunlarına çözüm üretin.” Dedi.

Sarıbal: "Hayvan Varlığı Artıyorsa Neden İthalata İhtiyaç Duyuluyor?" Haber

Sarıbal: "Hayvan Varlığı Artıyorsa Neden İthalata İhtiyaç Duyuluyor?"

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TÜİK’in 2025 yılına ilişkin Hayvansal Üretim İstatistikleri ile mayıs ayında yayımlanan et ve süt üretim verileri arasındaki çelişkiye dikkati çekerek, “Ortada ciddi bir veri tutarsızlığı ve yönetilemeyen bir hayvancılık politikası var. Bir yandan hayvan varlığının arttığı söyleniyor, öte yandan et ve süt üretimi geriliyor. Hayvan varlığı artıyorsa neden ithalata ihtiyaç duyuluyor?” dedi. Sarıbal’ın değerlendirmesine göre, Türkiye İstatistik Kurumu 10 Şubat 2026’da yayımladığı Hayvansal Üretim İstatistikleri’nde, şap salgınına rağmen büyükbaş hayvan varlığının yüzde 4,3, küçükbaş hayvan sayısının ise yüzde 5,4 arttığını açıkladı. Ancak 5 Mayıs’ta açıklanan kırmızı et ve süt üretim verileri, bu artış iddiasıyla örtüşmeyen bir tablo ortaya koydu. Kırmızı et üretimi 2024 yılında 2 milyon 105 bin 895 tondu, 2025 yılında 1 milyon 885 bin 130 tona gerileyerek yüzde 10,5 düştü. Sığır etinde yüzde 11,5, koyun etinde yüzde 8,1, keçi etinde yüzde 8,8 ve manda etinde yüzde 6,3 azalma yaşandı. Süt üretiminde de benzer bir gerileme yaşandığını belirten Sarıbal, çiğ süt üretiminin 22 milyon 487 bin tondan 21 milyon 379 bin tona düştüğünü, toplam kaybın yüzde 4,9 olduğunu söyledi. İnek sütünde yüzde 4, koyun sütünde yüzde 11,9, keçi sütünde yüzde 29,8 ve manda sütünde yüzde 33 oranında düşüş yaşandığını aktardı. Milletvekili Sarıbal, “Eğer hayvan varlığında gerçekten artış varsa üretim neden düşüyor? Eğer üretim düşüyorsa bu artışın karşılığı nerede?” dedi. HAYVAN VARLIĞI ARTIYORSA NEDEN İTHALATA İHTİYAÇ DUYULUYOR? Şap salgını nedeniyle ülkede 158 hayvan pazarının kapatıldığını ve salgının ekonomiye 160 milyar lirayı aşan zarar verdiğinin ifade edildiğini hatırlatan Sarıbal, üretimdeki düşüşün sahadaki gerçek tabloyu daha açık biçimde gösterdiğini söyledi. 2025 yılı içinde yaklaşık 760 bin baş canlı hayvan ile 63 bin ton kırmızı et ithalatı yapıldığına dikkati çeken Sarıbal, “Hayvan varlığı artıyorsa neden ithalata ihtiyaç duyuluyor? Üretim düşerken ithalatın büyümesi, hayvancılıkta yanlış politikaların ve dışa bağımlılığın derinleştiğinin göstergesidir” dedi. Sarıbal, et ve süt üretimindeki eş zamanlı düşüşlerin, hayvan varlığına ilişkin açıklanan artış verilerinin güvenilirliğini de tartışmalı hale getirdiğini belirterek, “Resmi istatistiklerle piyasanın gerçeği arasındaki fark büyüyor. Bu çelişki, üreticinin, tüketicinin ve gıda güvenliğinin geleceğini ilgilendiren ciddi bir sorundur” ifadelerini kullandı. 1980’li yıllardan bu yana nüfus yaklaşık yüzde 90 artarak 45 milyondan 86 milyona yükselirken, aynı dönemde toplam hayvan varlığının 85 milyon baş seviyesinden 76 milyon başa gerilediğini belirten Sarıbal, “Bu tablo, hayvansal üretimin nüfus artışıyla paralel büyümediğini ve kişi başına düşen hayvan varlığının ciddi biçimde azaldığını gösteriyor. Bu ters yönlü gelişim, yalnızca üretim açığı değil; aynı zamanda Türkiye’nin gıda egemenliği açısından da alarm veriyor. Çünkü artan nüfusla birlikte et, süt ve diğer hayvansal ürünlere yönelik talep yükselirken, üretim kapasitesi aynı hızda büyümediği için arz açığı oluşuyor. Bu açık ise ithalatla kapatılmaya çalışılıyor. Sektördeki kırılmanın temelinde ise 1980 sonrası uygulanan neoliberal dönüşüm politikaları var. Hayvancılığı destekleyen kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesiyle birlikte kamunun sektördeki düzenleyici rolü büyük ölçüde tasfiye edildi. Özellikle karma yem sanayinin özelleştirilmesi, üreticinin en temel girdisi olan yemde fiyat denetimini ortadan kaldırdı. Böylece yem piyasası ithal hammaddeye ve özel sektörün belirleyiciliğine teslim edildi” dedi. HAYVANCILIKTA İTHALAT KRİZİN KENDİSİ OLDU Hayvansal üretim maliyetlerinin yaklaşık yüzde 70’ini yem giderlerinin oluşturduğunu söyleyen Sarıbal, “2007–2008 yıllarında yaşanan kuraklık bu kırılgan yapıyı daha da derinleştirdi. Yem fiyatları neredeyse iki katına çıkarken, aynı dönemde alınan süt tozu ithalatı kararı nedeniyle çiğ süt fiyatları yarı yarıya düştü. Sonuçta süt üreticisi sattığı sütle yem alamaz hale geldi. Üretici zarar ettikçe çözümü damızlık hayvanını kesime göndermekte buldu. Kısa sürede 1 milyondan fazla damızlık hayvan kesildi. Bu kayıp, yalnızca süt üretimini değil kırmızı et üretimini de vurdu. İç piyasa talebi karşılayamaz hale gelince AKP iktidarı 2010 yılında kırmızı et ithalatının önünü açtı. Ancak ithalat, krizi çözmek yerine kalıcı hale getirdi. Yerli üretici rekabet edemez hale gelirken, üretimden çekilmeler hızlandı. Tüketici açısından ise fiyatlar düşmedi; tam tersine katlandı. 2010’dan bu yana hayvansal ürün fiyatlarında ortalama 18 kat artış yaşandı. Tavuk eti 19 kat, kuzu eti 26 kat, dana eti ise 30 kat zamlandı” ifadelerini kullandı. 13,7 MİLYAR DOLAR YURTDIŞINA AKTI Hayvancılık desteklerinin tarımsal destek bütçesi içindeki payının hızla gerilediğine dikkat çeken Sarıbal, bu tercihin üreticiyi yalnız bıraktığını, ithalatı ise kalıcı hale getirdiğini vurguladı. Milletvekili Sarıbal, 2020 yılında tarımsal destek bütçesinin yaklaşık yüzde 36’sının hayvancılığa ayrıldığını, bu oranın 2025 itibarıyla yüzde 17,7’ye kadar düştüğünü belirterek, “Hayvancılıkta ithalat bağımlılığı iki temel nedene dayanıyor. Yüksek üretim maliyetleri ve üreticinin gelir elde edememesi. Bu iki etken, yetiştiriciyi sistem dışına iterken, üretim artış hızını da nüfus artışının gerisine düşürüyor. Türkiye’de hayvancılık, plansızlık, özelleştirme ve ithalata dayalı politikalar nedeniyle yapısal bir krizin içinde” dedi. Kırmızı et krizinin çözümü adı altında sürdürülen ithalat politikalarının ülkeye ağır bir maliyet yüklediğini kaydeden Sarıbal, bugüne kadar canlı hayvan ve et ithalatı için toplam 13,7 milyar dolar harcandığını belirtti, “7,8 milyon büyükbaş hayvan ithalatı için 10,6 milyar dolar, 3,2 milyon küçükbaş hayvan için 395 milyon dolar, 482 bin ton kırmızı et ithalatı için ise 2,7 milyar dolar ödendi. Bu kaynak halkın cebinden çıktı ama halkın sofrasına ucuz et olarak dönmedi. Kazanan Brezilya, Uruguay ve Avrupa’daki et şirketleri oldu” dedi. 2025 yılında ithalatın daha da arttığını ifade eden Sarıbal, yalnızca geçen yıl 760 bin baş canlı hayvan ve 63 bin ton kırmızı et için toplam 1,7 milyar dolar ödendiğini söyledi. 2026’nın ilk üç ayında ise ithalat için 522 milyon dolar harcandığını belirten Sarıbal, hayvancılıkta dışa bağımlılığın artık geçici değil, yapısal bir hale geldiğini kaydetti. MERA POLİTİKALARI ÇÖKTÜ Hayvancılığın temel dayanaklarından biri olan mera alanlarının da sistemli biçimde yok edildiğini söyleyen Sarıbal, 1940’larda 44 milyon hektar olan mera varlığının bugün 14–15 milyon hektara kadar düştüğünü belirtti. 4342 sayılı Mera Kanunu’na rağmen 27 yıldır tespit, tahdit ve tahsis çalışmalarının tamamlanamadığını vurgulayan Sarıbal, “Bu tablo ihmal değil, bilinçli bir terk ediştir. Mera alanları korunmadı; işgal edildi, rant politikalarına kurban edildi” diye konuştu. YERLİ IRKLAR YOK OLMA NOKTASINDA İthalata dayalı hayvancılık modelinin yerli hayvan varlığını da tasfiye ettiğini belirten Sarıbal, özellikle son 15 yılda yoğun canlı hayvan ithalatı ve kültür ırkı boğa sperması kullanımının yerli ırkları sistem dışına ittiğini söyledi. 1991 yılında 6 milyon 686 bin baş olan yerli ırk sığır sayısının 2025 itibarıyla 884 bin başa kadar gerilediğini açıklayan Sarıbal, “Toplam sığır varlığı içindeki payı yüzde 55,8’den yüzde 5’e düştü. Bu aynı zamanda genetik varlığımızın, biyolojik zenginliğimizin kaybıdır” dedi.

Nisan 2026 Çiğ Süt Üretim Maliyeti Açıklandı Haber

Nisan 2026 Çiğ Süt Üretim Maliyeti Açıklandı

Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD), Nisan ayı çiğ süt üretim maliyet verilerini kamuoyuyla paylaştı. Yapılan hesaplamalara göre, sıcak çiğ süt üretim maliyetlerinde geçtiğimiz aya oranla artış yaşandı. 1 Litre Çiğ Süt Maliyeti 28,35 TL’ye Yükseldi TÜSEDAD Maliyet Komisyonu tarafından yapılan güncel hesaplamalar neticesinde, Nisan ayı 1 litre sıcak çiğ süt üretim maliyeti 28,35 TL/L olarak belirlendi. Bu rakam, bir önceki aya göre maliyetlerde 22 kuruşluk bir artış yaşandığını gösteriyor. Maliyet Artışının Nedenleri: Yem Fiyatları ve Enerji Zammı Maliyetlerdeki bu yükselişin arkasında yatan temel nedenler şu şekilde sıralandı: Karma Yem Fiyatları: Mazot fiyatlarındaki indirime ve kaba yem fiyatlarındaki düşüşe rağmen, karma yem fiyatlarındaki artış maliyetleri yukarı çekti. Elektrik Zammı: 4 Nisan 2026 tarihinden itibaren geçerli olan %28,4’lük tarımsal elektrik zammı, süt maliyetine doğrudan yansıdı. Enerji Payı: Elektriğin toplam giderler içindeki payı %4,09'dan %4,31'e yükselirken, bu zammın 1 litre süt maliyetine etkisi 15 kuruş oldu. Üretim Modeli ve Kesim Fiyatları TÜSEDAD, maliyet hesaplamalarını günlük ortalama 30 litre süt veren 100 baş sağmal kapasitesine sahip işletme modeli üzerinden gerçekleştirmektedir. Raporda ayrıca kesim fiyatlarındaki hafif düşüşün de genel hesaplama metodolojisi içinde dikkate alındığı belirtildi. TÜSEDAD Yönetim Kurulu, üreticilerin sesini duyurmak ve kamuoyunu doğru bilgilendirmek amacıyla düzenli maliyet paylaşımlarına devam edeceğini vurguladı.

Çiftçi Girdi Maliyetleri Altında Eziliyor, Gıda Güvenliği Tehlikede! Haber

Çiftçi Girdi Maliyetleri Altında Eziliyor, Gıda Güvenliği Tehlikede!

CHP Manisa Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Bekir Başevirgen, TÜİK verilerine göre %32’ye ulaşan tarımsal girdi maliyetlerindeki artışın reel piyasada %60’ları bulduğunu belirterek; “İktidar çiftçiyi bu bataktan çıkarmak zorundadır; aksi takdirde gıda krizi kaçınılmazdır” uyarısında bulundu. ​TÜİK Verileri Gerçeğin Sadece Bir Kısmını Yansıtıyor ​TÜİK’in son yayınladığı Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi raporunu değerlendiren Bekir Başevirgen, Şubat ayında yıllık artışın %31,55 olarak açıklandığını ancak bu rakamların sahadaki gerçeklikle örtüşmediğini ifade etti. Başevirgen, “TÜİK’e göre yıllık %31,55 olan maliyet artışı, çiftçimizin tarlasında ve ahırında reelde en az %50-60 seviyesindedir. İktidar, bu devasa yük altında üretim yapmaya çalışan çiftçimizi görmezden gelmektedir,” dedi. ​Veterinerlik, Yem ve Gübrede Fahiş Artış ​Üreticinin en temel ihtiyaç kalemlerindeki artış oranlarını tek tek sıralayan Başevirgen, tarımın sürdürülebilirliğini tehdit eden tabloyu şu verilerle ortaya koydu: ​Veterinerlik Harcamaları: %41,37 artış ​Yem Fiyatları: %37,70 artış ​Gübre Maliyetleri: %36,89 artış ​Tohum Fiyatları: %34,58 artış ​Başevirgen, “Üreticimizin besicilik yapması ya da mahsul alması için kullanması gereken tüm kalemlerdeki bu artış, artık göz ardı edilemez bir boyuta ulaşmıştır,” ifadelerini kullandı. ​Mazot Fiyatlarındaki Savaş Etkisi Henüz İstatistiklere Yansımadı ​Jeopolitik gerilimlerin (ABD-İsrail-İran) enerji maliyetlerine olan etkisinin henüz TÜİK raporlarına dahil edilmediğini hatırlatan Başevirgen, “Mazottaki son fiyat artışlarının yansımasıyla birlikte çok daha korkunç bir tabloyla karşı karşıya kalacağız. Mazot artışı, iğneden ipliğe her girdiyi tetikleyecek,” dedi. ​“Çiftçinin Borç Yükü 1 Trilyon 400 Milyar Liraya Ulaştı” ​Çiftçinin bir borç sarmalına girdiğini ve hasat sonrası bile borçlarını kapatamadığını vurgulayan Başevirgen, tarımdan kopuşun nedenlerini şöyle açıkladı: ​“Çiftçilerimizin banka ve finans kuruluşlarına olan borcu 1 trilyon 400 milyar lirayı buldu. Girdi maliyetini karşılamak için kredi çeken üretici, ürünü satınca borcunu ödeyemiyor ve tekrar borçlanıyor. Bu kısır döngü gençleri tarımdan uzaklaştırıyor, kırsal boşalıyor.” ​Gıda Güvenliği Bir Milli Güvenlik Meselesidir ​Gıdanın tüm ülkeler için artık bir milli güvenlik meselesi olduğunu hatırlatan Bekir Başevirgen, iktidara şu sözlerle çağrıda bulundu: “Türkiye’de çiftçi üretiyor ama kazanamıyor. İktidar gıda güvenliğimizi sağlamak, çiftçiyi üretime teşvik etmek ve gerekli destekleri derhal sağlamak zorundadır. Aksi takdirde, bugün ete hasret kalan vatandaşımız, yarın taneyle aldığı sebze ve meyveye de ulaşamayacak.”

Çiftçinin Mazot Feryadı: “Cebimizde 10 Bin Lira Olmadan Pompaya Yanaşamıyoruz!” Haber

Çiftçinin Mazot Feryadı: “Cebimizde 10 Bin Lira Olmadan Pompaya Yanaşamıyoruz!”

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Niğde’nin Ulukışla ilçesine bağlı Ovacık köyünde üreticilerle bir araya geldi. Artan mazot, gübre ve yem maliyetleri nedeniyle üretimden çekilmek zorunda kalan çiftçiler, yaşadıkları dramı; “Battık diyorum, başka bir şey demiyorum” sözleriyle özetledi. Lahana ve Hayvancılık Tarihe Karışıyor Türkiye’nin lahana üretim merkezlerinden biri olan Ovacık’ta, yüksek maliyetler nedeniyle ürün deseninin değiştiğini belirten Ömer Fethi Gürer, bölgedeki durumu şu sözlerle aktardı: “Burası hibrit lahananın Türkiye’deki en önemli merkezlerinden biriydi. Ancak çiftçi artık para kazanamadığı için lahanadan vazgeçip buğday ve arpaya yöneliyor. Bu durum hem gıda arzını tehlikeye atıyor hem de ihracat potansiyelimizi düşürüyor.” Üreticiler ise hayvancılığı bıraktıklarını ifade ederek; "Yem pahalı, süt fiyatları maliyeti karşılamıyor. Artık inekçiliği bıraktık, çaresiziz" dedi. “Mazot 90 Liraya Dayandı, Traktörler Kontak Kapattı” Girdi maliyetlerindeki fahiş artış, çiftçiyi tarlasını süremez hale getirdi. Ziyaret sırasında konuşan bir üretici, akaryakıt fiyatlarının ulaştığı noktayı çarpıcı bir örnekle anlattı: “Günde 10 bin lira para olmazsa cebimizde, pompaya yanaşamıyoruz. 110 litre mazot alıyoruz, o da 9 bin lira tutuyor. Battık! Arkadaşın 30 dönüm çiftini sürmek için dönüm başı 500 lira istedim, mazot pahalı olduğu için yaptıramadı. İşimiz bitti.” Gürer’den Kurtuluş Reçetesi: “Garantili Üretim ve Vergisiz Mazot” Çiftçilerin yaşadığı bu büyük krize karşı çözüm önerilerini sıralayan Ömer Fethi Gürer, iktidarın tarım politikasını sert bir dille eleştirdi. Gürer’in çözüm planında şu maddeler öne çıktı: Alım Garantili Üretim: Çiftçiye ekim öncesi maliyet artı makul kâr üzerinden devlet alım garantisi verilmeli. Vergisiz Mazot: Tarımsal üretimde kullanılan mazottan ÖTV ve KDV kaldırılmalı. %50 Destek: Gübre ve yem fiyatları sübvanse edilerek üreticiye %50 destek sağlanmalı. Anayasal Destek: Tarım Kanunu’nun 21. maddesine göre milli gelirin %1’i çiftçiye verilmeli. Gürer, "2026’da verilmesi gereken destek 772 milyar lira iken ayrılan destek 168 milyar lirada kaldı" uyarısında bulundu. “Dışa Bağımlılık Gıda Enflasyonunu Tetikliyor” Türkiye’nin ithalata dayalı bir tarım politikası izlediğini belirten Gürer, bölgesel savaşların ve dış faktörlerin doğrudan Türk çiftçisini vurduğunu ifade etti: "Mazot, yem, gübre ithal. İran'da savaş başlasa burada her şeye zam geliyor. Dışa bağımlıyız; orada birisi öksürse biz burada grip oluyoruz. Çözüm, kendi kendine yeten ve yerli üreticiyi destekleyen bir sistemdir."

Çiğ Süt Üreticisi Alarm Veriyor: "Maliyet 30 TL, Satış 22 TL!" Haber

Çiğ Süt Üreticisi Alarm Veriyor: "Maliyet 30 TL, Satış 22 TL!"

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye'deki çiğ süt sektöründe yaşanan derin krizi TBMM gündemine taşıdı. Gürer, artan yem maliyetleri ve açıklanmayan süt fiyatları nedeniyle küçük üreticilerin üretimden çekildiğini belirterek, "Süt tozu ithal edeceğinize besiciye yemi sübvanse edin" çağrısında bulundu. ​TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, düzenlediği basın toplantısında süt üretimindeki düşüşü, ithalat verilerini ve üreticinin içinde bulunduğu mali çıkmazı rakamlarla ortaya koydu. ​Çiğ Süt Tavsiye Fiyatı Neden Açıklanmadı? ​Ulusal Süt Konseyi’nin (USK) Ocak 2026’da çiğ süt tavsiye fiyatını 22,22 TL olarak belirlediğini ve Nisan ayında güncelleme sözü verdiğini hatırlatan Gürer, Nisan ayının ortasına gelinmesine rağmen sessizliğin sürdüğünü ifade etti. Gürer, "Üretici Nisan ayını bekliyordu ancak hâlâ bir açıklama yok. Belirsizlik üretimi bitiriyor," dedi. ​Üretim Maliyetleri 30 TL’ye Dayandı ​Yem fiyatlarındaki fahiş artışlara dikkat çeken Gürer, bir litre çiğ sütün üretim maliyetinin küçük aile işletmeleri için 28-30 TL bandına ulaştığını vurguladı. ​Yem Fiyatları: Ocak ayında 900 TL olan 50 kiloluk süt yemi, Nisan ayı itibarıyla 1100 TL’yi geçti. ​Günlük Gider: Bir ineğin günlük yem maliyeti Şubat ayında 317 TL iken, bugün 440 TL’ye fırladı. ​Süt Üretimi Düşerken İthalat Artıyor ​TÜİK verilerini paylaşan Gürer, ticari işletmelerde toplanan inek sütü miktarının 2025 yılı Şubat ayında bir önceki yıla göre %11 azalarak 887 bin tona gerilediğini belirtti. Üretimdeki bu düşüşe rağmen mamul üretimindeki artışın ve süt tozu ithalatının çelişki yarattığını ifade etti: ​"2026 yılının sadece ilk iki ayında 228 ton süt tozu ithal edilerek yurt dışına 611 bin dolar ödendi. Kendi üreticimizi desteklemek yerine dövizi dışarıya gönderiyoruz." ​"Bir İnek Kesilince Beş Buzağı Kaybediliyor" ​Maliyetleri karşılayamayan üreticilerin anaç ineklerini kesime göndermek zorunda kaldığını belirten Ömer Fethi Gürer, bu durumun hayvancılığın geleceğini tehlikeye attığını söyledi. Gürer, "Bir ineği satıp diğerine yem alıyorlar. Kırsalda ahırlar boşalıyor. Bir ineğin kesilmesi, gelecekte doğacak beş buzağının yok olması demektir," uyarısında bulundu. ​Çözüm Önerisi: 1 Litre Süt = 1,5 Kilo Yem ​Üreticilerin çiğ süt fiyatının artmasından ziyade maliyetlerin düşürülmesini talep ettiğini ifade eden Gürer, kalıcı çözüm için şu formülü sundu: "Dünya standartlarında üreticinin sürdürülebilirliği için 1 litre süt sattığında 1,5 kilo yem alabilmesi gerekir. Mevcut tabloda bu imkansız hale gelmiştir."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.