Hava Durumu

#Yerli Irklar

Kırsal Haber - Yerli Irklar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yerli Irklar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türk Çoban Köpekleri Görücüye Çıktı Haber

Türk Çoban Köpekleri Görücüye Çıktı

Çorum Belediyesi tarafından 38. Uluslararası Çorum Hitit Fuarı ve Festivali kapsamında düzenlenen Çorum Promama Türkiye Şampiyonası ve Ödül Töreni, Şehitler Parkı (İtfaiye Parkı) Amfi Tiyatro Alanı'nda gerçekleştirildi. Yarışma içerisinde yapılan Türk Çoban Köpekleri Irk Standartları etkinliği, Türkiye'nin farklı illerinden gelen yetiştiricileri ve köpekseverleri Çorum'da buluşturdu. Çorum Belediyesinin ev sahipliğinde düzenlenen organizasyon, Uluslararası Avrasya Köpek Irkları Federasyonu (AVKIF) ile Dünya Anadolu Çoban Köpekleri Kinoloji Derneği (WAD) iş birliğinde, yaklaşık 16 yıldır sürdürülen Türkiye Şampiyonası etap yarışmalarının Çorum ayağında gerçekleştirildi. Ankara, Kırıkkale, Amasya, Konya, Samsun, Tokat, Sivas, Yozgat, Kayseri, Nevşehir ile Çorum ve ilçelerinden yetiştiricilerin katıldığı organizasyonda yaklaşık 100 köpek, 9 farklı kategoride uluslararası ırk standartlarına göre değerlendirildi. Etkinlikte Akbaş, Kangal, Boz Çoban Köpeği, Malaklı, Karadeniz Çoban Köpeği, Haymana Karası, Iğdır Finosu, Arabacı Polisi, Türk Tazısı ve diğer yerli köpek ırkları, federasyon ve ilgili dernekler tarafından görevlendirilen uzman hakemler tarafından bilimsel kinoloji esasları doğrultusunda incelendi. Şampiyona sistemi kapsamında düzenlenen etap yarışmalarında derece elde eden köpekler, yıl sonunda gerçekleştirilecek Türkiye Şampiyonası Büyük Finali'ne katılmaya hak kazandı. Büyük finalde etap birincileri Türkiye şampiyonu olabilmek için yarışacak. BAŞKAN AŞGIN: "YERLİ IRKLARIMIZ BÜYÜK BİR DEĞERE SAHİP" Etkinliğe katılan Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın, yaptığı konuşmada Türkiye'nin yerli köpek ırklarının önemli bir kültürel değer olduğunu vurguladı. Çorum'un sadece tarihi ve kültürel zenginlikleriyle değil, doğası ve tüm canlılarıyla değerli bir şehir olduğunu ifade eden Aşgın, "İnsanıyla, doğasıyla, ağacıyla, kuşuyla, köpeğiyle bu vatanın ayrılmaz bir parçasıyız. Taşımız da toprağımız da, çiçeğimiz de böceğimiz de kıymetlidir. Elbette köpeklerimiz de kıymetlidir." dedi. Bugün yarışan köpeklerin yerli ırklar olmaları nedeniyle ayrı bir öneme sahip olduklarını belirten Aşgın, bu ırkların uluslararası alanda tanınan ve önemli başarılara imza atan değerler olduğunu söyledi. Organizasyona katkı sağlayan kurumlara, belediye çalışanlarına ve farklı illerden Çorum'a gelerek yarışmaya katılan yetiştiricilere teşekkür eden Aşgın, yarışmalarda asıl ödüllendirilen unsurun verilen emek olduğunu ifade etti. Yarışmaya katılan tüm köpeklerin büyük bir özveriyle yetiştirildiğini dile getiren Aşgın, "Bu yarışmada yalnızca köpekler değil, onları büyük bir emekle yetiştiren insanların sabrı ve gayreti de değerlendiriliyor. Bana göre bütün köpeklerimiz birincidir. Yarışmanın kazananı ise emeğe gösterilen saygıdır." ifadelerini kullandı. Konuşmasının sonunda yarışmada derece elde eden yetiştiricileri tebrik eden Başkan Aşgın, ödül alsın ya da almasın Çorum'a gelerek organizasyona katkı sunan tüm katılımcılara teşekkür etti. Yarışma sonunda dereceye giren köpeklerin yetiştiricilerine madalya ve kupaları takdim edildi.

Sarıbal: "Hayvan Varlığı Artıyorsa Neden İthalata İhtiyaç Duyuluyor?" Haber

Sarıbal: "Hayvan Varlığı Artıyorsa Neden İthalata İhtiyaç Duyuluyor?"

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TÜİK’in 2025 yılına ilişkin Hayvansal Üretim İstatistikleri ile mayıs ayında yayımlanan et ve süt üretim verileri arasındaki çelişkiye dikkati çekerek, “Ortada ciddi bir veri tutarsızlığı ve yönetilemeyen bir hayvancılık politikası var. Bir yandan hayvan varlığının arttığı söyleniyor, öte yandan et ve süt üretimi geriliyor. Hayvan varlığı artıyorsa neden ithalata ihtiyaç duyuluyor?” dedi. Sarıbal’ın değerlendirmesine göre, Türkiye İstatistik Kurumu 10 Şubat 2026’da yayımladığı Hayvansal Üretim İstatistikleri’nde, şap salgınına rağmen büyükbaş hayvan varlığının yüzde 4,3, küçükbaş hayvan sayısının ise yüzde 5,4 arttığını açıkladı. Ancak 5 Mayıs’ta açıklanan kırmızı et ve süt üretim verileri, bu artış iddiasıyla örtüşmeyen bir tablo ortaya koydu. Kırmızı et üretimi 2024 yılında 2 milyon 105 bin 895 tondu, 2025 yılında 1 milyon 885 bin 130 tona gerileyerek yüzde 10,5 düştü. Sığır etinde yüzde 11,5, koyun etinde yüzde 8,1, keçi etinde yüzde 8,8 ve manda etinde yüzde 6,3 azalma yaşandı. Süt üretiminde de benzer bir gerileme yaşandığını belirten Sarıbal, çiğ süt üretiminin 22 milyon 487 bin tondan 21 milyon 379 bin tona düştüğünü, toplam kaybın yüzde 4,9 olduğunu söyledi. İnek sütünde yüzde 4, koyun sütünde yüzde 11,9, keçi sütünde yüzde 29,8 ve manda sütünde yüzde 33 oranında düşüş yaşandığını aktardı. Milletvekili Sarıbal, “Eğer hayvan varlığında gerçekten artış varsa üretim neden düşüyor? Eğer üretim düşüyorsa bu artışın karşılığı nerede?” dedi. HAYVAN VARLIĞI ARTIYORSA NEDEN İTHALATA İHTİYAÇ DUYULUYOR? Şap salgını nedeniyle ülkede 158 hayvan pazarının kapatıldığını ve salgının ekonomiye 160 milyar lirayı aşan zarar verdiğinin ifade edildiğini hatırlatan Sarıbal, üretimdeki düşüşün sahadaki gerçek tabloyu daha açık biçimde gösterdiğini söyledi. 2025 yılı içinde yaklaşık 760 bin baş canlı hayvan ile 63 bin ton kırmızı et ithalatı yapıldığına dikkati çeken Sarıbal, “Hayvan varlığı artıyorsa neden ithalata ihtiyaç duyuluyor? Üretim düşerken ithalatın büyümesi, hayvancılıkta yanlış politikaların ve dışa bağımlılığın derinleştiğinin göstergesidir” dedi. Sarıbal, et ve süt üretimindeki eş zamanlı düşüşlerin, hayvan varlığına ilişkin açıklanan artış verilerinin güvenilirliğini de tartışmalı hale getirdiğini belirterek, “Resmi istatistiklerle piyasanın gerçeği arasındaki fark büyüyor. Bu çelişki, üreticinin, tüketicinin ve gıda güvenliğinin geleceğini ilgilendiren ciddi bir sorundur” ifadelerini kullandı. 1980’li yıllardan bu yana nüfus yaklaşık yüzde 90 artarak 45 milyondan 86 milyona yükselirken, aynı dönemde toplam hayvan varlığının 85 milyon baş seviyesinden 76 milyon başa gerilediğini belirten Sarıbal, “Bu tablo, hayvansal üretimin nüfus artışıyla paralel büyümediğini ve kişi başına düşen hayvan varlığının ciddi biçimde azaldığını gösteriyor. Bu ters yönlü gelişim, yalnızca üretim açığı değil; aynı zamanda Türkiye’nin gıda egemenliği açısından da alarm veriyor. Çünkü artan nüfusla birlikte et, süt ve diğer hayvansal ürünlere yönelik talep yükselirken, üretim kapasitesi aynı hızda büyümediği için arz açığı oluşuyor. Bu açık ise ithalatla kapatılmaya çalışılıyor. Sektördeki kırılmanın temelinde ise 1980 sonrası uygulanan neoliberal dönüşüm politikaları var. Hayvancılığı destekleyen kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesiyle birlikte kamunun sektördeki düzenleyici rolü büyük ölçüde tasfiye edildi. Özellikle karma yem sanayinin özelleştirilmesi, üreticinin en temel girdisi olan yemde fiyat denetimini ortadan kaldırdı. Böylece yem piyasası ithal hammaddeye ve özel sektörün belirleyiciliğine teslim edildi” dedi. HAYVANCILIKTA İTHALAT KRİZİN KENDİSİ OLDU Hayvansal üretim maliyetlerinin yaklaşık yüzde 70’ini yem giderlerinin oluşturduğunu söyleyen Sarıbal, “2007–2008 yıllarında yaşanan kuraklık bu kırılgan yapıyı daha da derinleştirdi. Yem fiyatları neredeyse iki katına çıkarken, aynı dönemde alınan süt tozu ithalatı kararı nedeniyle çiğ süt fiyatları yarı yarıya düştü. Sonuçta süt üreticisi sattığı sütle yem alamaz hale geldi. Üretici zarar ettikçe çözümü damızlık hayvanını kesime göndermekte buldu. Kısa sürede 1 milyondan fazla damızlık hayvan kesildi. Bu kayıp, yalnızca süt üretimini değil kırmızı et üretimini de vurdu. İç piyasa talebi karşılayamaz hale gelince AKP iktidarı 2010 yılında kırmızı et ithalatının önünü açtı. Ancak ithalat, krizi çözmek yerine kalıcı hale getirdi. Yerli üretici rekabet edemez hale gelirken, üretimden çekilmeler hızlandı. Tüketici açısından ise fiyatlar düşmedi; tam tersine katlandı. 2010’dan bu yana hayvansal ürün fiyatlarında ortalama 18 kat artış yaşandı. Tavuk eti 19 kat, kuzu eti 26 kat, dana eti ise 30 kat zamlandı” ifadelerini kullandı. 13,7 MİLYAR DOLAR YURTDIŞINA AKTI Hayvancılık desteklerinin tarımsal destek bütçesi içindeki payının hızla gerilediğine dikkat çeken Sarıbal, bu tercihin üreticiyi yalnız bıraktığını, ithalatı ise kalıcı hale getirdiğini vurguladı. Milletvekili Sarıbal, 2020 yılında tarımsal destek bütçesinin yaklaşık yüzde 36’sının hayvancılığa ayrıldığını, bu oranın 2025 itibarıyla yüzde 17,7’ye kadar düştüğünü belirterek, “Hayvancılıkta ithalat bağımlılığı iki temel nedene dayanıyor. Yüksek üretim maliyetleri ve üreticinin gelir elde edememesi. Bu iki etken, yetiştiriciyi sistem dışına iterken, üretim artış hızını da nüfus artışının gerisine düşürüyor. Türkiye’de hayvancılık, plansızlık, özelleştirme ve ithalata dayalı politikalar nedeniyle yapısal bir krizin içinde” dedi. Kırmızı et krizinin çözümü adı altında sürdürülen ithalat politikalarının ülkeye ağır bir maliyet yüklediğini kaydeden Sarıbal, bugüne kadar canlı hayvan ve et ithalatı için toplam 13,7 milyar dolar harcandığını belirtti, “7,8 milyon büyükbaş hayvan ithalatı için 10,6 milyar dolar, 3,2 milyon küçükbaş hayvan için 395 milyon dolar, 482 bin ton kırmızı et ithalatı için ise 2,7 milyar dolar ödendi. Bu kaynak halkın cebinden çıktı ama halkın sofrasına ucuz et olarak dönmedi. Kazanan Brezilya, Uruguay ve Avrupa’daki et şirketleri oldu” dedi. 2025 yılında ithalatın daha da arttığını ifade eden Sarıbal, yalnızca geçen yıl 760 bin baş canlı hayvan ve 63 bin ton kırmızı et için toplam 1,7 milyar dolar ödendiğini söyledi. 2026’nın ilk üç ayında ise ithalat için 522 milyon dolar harcandığını belirten Sarıbal, hayvancılıkta dışa bağımlılığın artık geçici değil, yapısal bir hale geldiğini kaydetti. MERA POLİTİKALARI ÇÖKTÜ Hayvancılığın temel dayanaklarından biri olan mera alanlarının da sistemli biçimde yok edildiğini söyleyen Sarıbal, 1940’larda 44 milyon hektar olan mera varlığının bugün 14–15 milyon hektara kadar düştüğünü belirtti. 4342 sayılı Mera Kanunu’na rağmen 27 yıldır tespit, tahdit ve tahsis çalışmalarının tamamlanamadığını vurgulayan Sarıbal, “Bu tablo ihmal değil, bilinçli bir terk ediştir. Mera alanları korunmadı; işgal edildi, rant politikalarına kurban edildi” diye konuştu. YERLİ IRKLAR YOK OLMA NOKTASINDA İthalata dayalı hayvancılık modelinin yerli hayvan varlığını da tasfiye ettiğini belirten Sarıbal, özellikle son 15 yılda yoğun canlı hayvan ithalatı ve kültür ırkı boğa sperması kullanımının yerli ırkları sistem dışına ittiğini söyledi. 1991 yılında 6 milyon 686 bin baş olan yerli ırk sığır sayısının 2025 itibarıyla 884 bin başa kadar gerilediğini açıklayan Sarıbal, “Toplam sığır varlığı içindeki payı yüzde 55,8’den yüzde 5’e düştü. Bu aynı zamanda genetik varlığımızın, biyolojik zenginliğimizin kaybıdır” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.