Hava Durumu

#Yerli Üretim

Kırsal Haber - Yerli Üretim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yerli Üretim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cevizin Lezzetini Korumanın Püf Noktaları Haber

Cevizin Lezzetini Korumanın Püf Noktaları

Ceviz Üreticileri Derneği, taze cevizin yıl boyunca tazeliğini ve lezzetini koruyabilmesi için doğru muhafaza yöntemlerine dikkat çekti. Derneğin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, kabuklu ve iç cevizlerin nasıl saklanması gerektiğine ilişkin önemli bilgiler verildi. Kabuklu ceviz serin ve nemsiz ortamda saklanmalı Ceviz Üreticileri Derneği’nin paylaşımında, kabuklu cevizlerin hava alan filelerde muhafaza edilmesi önerildi. Cevizlerin nemsiz ve serin ortamlarda tutulmasının, ürünün kalitesinin korunması açısından önemli olduğu belirtildi. Özellikle uygun olmayan sıcaklık ve nem koşullarının cevizin tazeliğini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekildi. İç cevizi tüketmeden önce kırmak tazeliği koruyor İç cevizin daha uzun süre taze kalması için tüketilecek miktarın ihtiyaç duyulduğu anda kırılması tavsiye edildi. Böylece cevizin dış etkenlerle daha az temas etmesi ve doğal lezzetini daha iyi koruması mümkün oluyor. Kırılmış cevizlerin ise uzun süre saklanması gerektiğinde uygun koşulların sağlanması önem taşıyor. Kırılmış ceviz için cam kavanoz ve buzdolabı önerisi Dernek tarafından yapılan bilgilendirmede, kırılmış cevizlerin uzun süre muhafaza edilmesi durumunda cam kavanozlara alınması önerildi. Kavanozların doğrudan güneş ışığı almayan, karanlık ve serin yerlerde tutulması gerektiği belirtildi. Alternatif olarak kırılmış cevizlerin buzdolabında muhafaza edilmesinin de tercih edilebileceği ifade edildi. Doğru muhafaza yöntemleriyle saklanan yerli üretim cevizin, yıl boyunca tazeliğini ve kendine özgü lezzetini koruyabileceği vurgulandı.

SO-DER Başkanı Kaya: "Yerli Üretici Haksız Rekabetle Karşı Karşıya" Haber

SO-DER Başkanı Kaya: "Yerli Üretici Haksız Rekabetle Karşı Karşıya"

Soğan Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği (SO-DER) Yönetim Kurulu Başkanı Reşit Kaya, yaptığı açıklamada soğan ithalatı politikalarına ve yerli üreticinin yaşadığı maliyet krizine dikkat çekti. SO-DER Başkanı Kaya yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Kamuoyunun malumu olduğu üzere, 31 Ağustos 2026'ya kadar yürürlükte olması planlanan ithal soğandaki gümrük vergisi indirimi (%49'dan %5'e), 31 Ocak 2027'ye uzatılmıştır. Bu kararın ardından ülkemize başta Mısır, Özbekistan ve İran'dan yaklaşık 50.000 ton soğan girişi gerçekleşmiştir. Ne yazık ki bugün itibarıyla yerli soğan fiyatları, üretim maliyetinin altına düşmüş durumdadır. ​SO-DER olarak hiçbir siyasi oluşum değil, Türkiye'nin dört bir yanından gelen üreticilerimizin ortak sesiyiz. Tek gayemiz; vatanını seven, üretime gönül vermiş çiftçilerimizin sahadaki gerçeklerini yetkililere doğru aktarmak ve ülke ekonomisine katkı sunmaktır. ​Sahadaki Gerçekler ve Yaşanan Çelişkiler "Üreticimiz; 82 TL mazot, 40 TL gübre ve kilogram başına 5 TL hasat işçilik maliyetiyle üretim yaparken, rekabetin bir kısmı tarlada kalmakta veya değerlendirilememektedir." ​Geçmişte dış pazarda rakibimiz olan bazı ülkelerin çok daha düşük girdi maliyetleriyle (örneğin 1 TL mazot, 3 TL gübre, 1 TL işçilik) ürettikleri ürünlerle iç pazarımızda bizimle rekabet etmesi, yerli üreticiyi haksız bir rekabetle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu durum sürdürülebilir değildir. ​Bugün ithalatçı firmaların dahi 22 TL'ye mal ettiği soğanı 12 TL'ye bile satamadığını üzülerek gözlemliyoruz. Ülke içindeki gerçek arz-talep dengesi sağlıklı analiz edilmeden açık büfe ile yapılan bu ithalat politikası, fazla ürünlerin çürümeye terk edilmesine ve milli servetimizin ziyan olmasına yol açmaktadır. ​Yerli Üretim Gücümüz ve Beklentimiz Şunu özellikle vurgulamak isteriz: Artık soğan üretimi yalnızca Adana, Hatay, Polatlı, Amasya ve Çorum gibi geleneksel bölgelerle sınırlı değildir. Deniz seviyesinden 1.100 rakıma kadar; Şanlıurfa'dan Diyarbakır'a, Tekirdağ'dan Erzurum'a kadar ülkemizin dört bir yanında soğan ekilmektedir. İthalat olmasa dahi yerli üretimimiz, iç talebi fazlasıyla karşılayacak kapasitededir. ​Sürdürülebilir tarım için üreticimizin emeğinin karşılığını alması şarttır. Mevcut girdi maliyetleri ve makul bir kâr marjı göz önüne alındığında ne üreticiyi ne de tüketiciyi mağdur etmeyecek 25 TL seviyesinde adil bir taban fiyat beklentimiz bulunmaktadır. ​Yetkililere Çağrı Bu vesileyle başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Ticaret ve Tarım Bakanlıklarımıza saygıyla sesleniyoruz: ​Hasadın en yoğun olduğu bu dönemde yerli üreticimizin yanında olunmalıdır. 31 Ocak 2027'ye kadar uzatılan gümrük muafiyeti kararından ivedilikle vazgeçilmelidir. Yerli emeği ve milli üretimi koruyacak kalıcı düzenlemeler hayata geçirilmelidir. ​Üreticimizin alın teri kurumadan, devlet büyüklerimizin bu konuda gereken adımı atacağına olan inancımız tamdır."

Gürer: "İki Mercimek Çorbasından Biri İthal Üründen" Haber

Gürer: "İki Mercimek Çorbasından Biri İthal Üründen"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, anavatanı Anadolu olan kırmızı ve yeşil mercimekte Türkiye’nin ithalata bağımlı hale gelmesini tarım politikalarındaki sorunların somut göstergesi olarak değerlendirdi. ​Bu yıl kırmızı mercimekte bir önceki yıla göre üretim artışı beklense de ithalatın yerli üretimden daha yüksek olduğuna dikkat çeken Gürer, Kanada, Kazakistan ve Rusya’dan kırmızı mercimek ithal edildiğini belirtti. ​Gürer, “Mercimek çorbası ithal ürün ile sofraya gelmektedir. Masada iki mercimek çorbasından biri ithal mercimekle yapılıyor. Markette menşeine bakılınca yerli ürün ara ki bulasın. Yeşil mercimek İç Anadolu, kırmızı mercimek Güneydoğu Anadolu’da üreticimiz için önemli üretim ve gelir kapısı idi. İthal, yerli üretimi geçti. Böyle giderse yerli üretim ithale teslim olacak. Bazı yıllar üretimde kuraklığın etkisi ile üretim önemli ölçüde düşmesinin etkisi olsa da üretici, girdi maliyeti ile mercimekten yeterli gelire erişemedikleri için üretimden uzaklaştıklarını ifade ediyorlar. Üreticiden ürün girdi maliyetime yakın bir fiyatla çıkmasına rağmen rafta fiyatı katlıyor. İthal ürün de yerli ürün fiyatına rafa giriyor. Aracılar kazanıyor, market kazanıyor. Yerli üretici, artan girdi maliyeti ile kazanamayınca her yıl farklı ürüne yönelerek üretim desenini değiştirerek ayakta kalmaya çalışıyor.” diye konuştu. ​CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Ülkemizde 2 milyon 400 bin dekarda kırmızı mercimek üretimi sağlanırken, yeşil mercimek girdi maliyetleri üretiminde de soruna neden oluyor. 2026 yılı üretiminin bir önceki yıla göre daha iyi olması beklense de ithalatın bağımlılığı devam ediyor. 2020–2026 döneminde 4.463.769,600 ton mercimek ithal etmiş, ithalat karşılığında toplam 2 milyar 897 milyon 698 bin 686 ABD doları ödeme yapmıştır. Bu ithalatın 3.922.706 tonu kırmızı mercimek, 541.063 tonu yeşil mercimektir. Toplamda mercimek ithalatının yaklaşık %87,9’u kırmızı mercimek, %12,1’i ise yeşil mercimektir. Yerli üretimde yıllara göre değişkenlik göstermektedir. Açık ise farklı yıllarda yerli üretimi üzerinde gerçekleşiyor. Yerli üründe ihracatta olsa kaliteli ürün yurt dışına giderken ithal ürünle çorba yapılıyor.” dedi. ​MERCİMEK ÜRETİMİNDE YILLARA GÖRE DEĞİŞİM ​CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2020 ile 2026 yılları üretim rakamlarını paylaştı. Geçen yıl kuraklıkla dip yapan üründe bu yıl üretim artışı olsa da ithalatın da üretim kadar olması nedeniyle arz açığının devam ettiğini belirtti. ​Yıllara göre üretim verileri şu şekildedir: ​2020 yılında 328.418 ton kırmızı mercimek, 42.397 ton yeşil mercimek olmak üzere toplam 370.815 ton üretim gerçekleşti. ​2021 yılında 228.000 ton kırmızı mercimek, 35.000 ton yeşil mercimek olmak üzere toplam 263.000 ton üretim gerçekleşti. ​2022 yılında 400.000 ton kırmızı mercimek, 45.000 ton yeşil mercimek olmak üzere toplam 445.000 ton üretim gerçekleşti. ​2023 yılında 424.000 ton kırmızı mercimek, 50.000 ton yeşil mercimek olmak üzere toplam 474.000 ton üretim gerçekleşti. ​2024 yılında 405.000 ton kırmızı mercimek, 71.000 ton yeşil mercimek olmak üzere toplam 476.000 ton üretim gerçekleşti. ​2025 yılında 249.905 ton kırmızı mercimek, 29.715 ton yeşil mercimek olmak üzere toplam 279.620 ton üretim gerçekleşti. ​2026 tahmini olarak 385.000 ton kırmızı mercimek, 48.320 ton yeşil mercimek olmak üzere toplam 433.320 ton üretim beklenmektedir. ​Gürer, “2026 tahmini ise toplam üretimin 433.320 tona yükselmesi yönündedir. Ancak 2026 üretimi, 2023 yılındaki 424 bin tonluk seviyenin yaklaşık 39 bin ton altındadır. 2002 yılında 500 bin ton kırmızı mercimek ülkemizde üretiliyordu. Nüfus üzerinden bakınca mercimekte ciddi bir gerileme görülüyor. Yeşil mercimekte 2024 yılında yeşil mercimek üretimi 71 bin ton iken, 2026 tahmini 48.320 tondur.” dedi. ​KIRMIZI MERCİMEK İTHALATI ÜRETİMDEN ÇOK ​CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, soframıza gelen iki tas çorbanın birinin ithal ürün olduğunu belirterek, “Mercimekte planlı bir üretim ile dışa bağımlılığımızı bitirebiliriz. Yeterli destek ve girdi maliyeti dikkate alınan bir alım fiyatı ile ithalata değil, ihracata öne çıkabiliriz. Ülkemizde yetişen mercimek, ithale göre çok daha kaliteli ve yerli ürün ile yapılan çorbanın tadı daha güzel. İhraç edilen yerli ürün tadı ile beğeniliyor. Yerli ürünün bir bölümü ihraç edilip açık, ithalle gideriliyor. Hem üretimde sorun var hem ithalatta. Milyarlarca lira döviz yurt dışına gidiyor. O döviz yurt içi çiftçimize gitmeli.” dedi. ​Kırmızı mercimek ithalatı ve ödeme tutarları yılları itibarıyla şöyledir: ​2020: 574.738 ton - 283.180.467 ABD doları ​2021: 478.461 ton - 331.788.307 ABD doları ​2022: 468.484 ton - 372.111.399 ABD doları ​2023: 744.725 ton - 501.723.776 ABD doları ​2024: 545.780 ton - 349.790.409 ABD doları ​2025: 674.752 ton - 367.534.691 ABD doları ​2026: 435.766 ton - 221.022.480 ABD doları ​Toplam: 3.922.706 ton - 2.427.151.529 ABD doları ​Gürer, “Kırmızı mercimekte 2020–2026 döneminde 3,92 milyon tonun üzerinde ithalat yapılmıştır. Bunun karşılığında yaklaşık 2,43 milyar dolar ödeme gerçekleştirilmiştir. 2023 yılı kırmızı mercimek ithalatı 744.725 tonla, dönem içerisindeki en yüksek seviyeye ulaşmıştır.” dedi. ​YEŞİL MERCİMEK İTHALATI ​CHP’li Ömer Fethi Gürer, “Yeşil mercimekte 2020–2026 döneminde 541.063 ton ithalat yapılmış ve yaklaşık 470,5 milyon dolar ödeme gerçekleştirilmiştir. Yeşil mercimek ithalatı 2020’den 2025’e kadar önemli ölçüde artmıştır. 2020’de 52.387 ton olan ithalat, 2025’te 118.999 tondur. Bu artış yaklaşık %127 düzeyindedir” diye konuştu. ​Yeşil mercimek ithalatı ve ödeme tutarları yılları itibarıyla şöyledir: ​2020: 52.387 ton - 27.312.488 ABD doları ​2021: 56.114 ton - 46.590.084 ABD doları ​2022: 39.900 ton - 42.267.627 ABD doları ​2023: 115.097 ton - 111.141.262 ABD doları ​2024: 98.760 ton - 108.250.877 ABD doları ​2025: 118.999 ton - 99.235.160 ABD doları ​2026: 59.806 ton - 35.749.659 ABD doları ​Toplam: 541.063 ton - 470.547.157 ABD doları ​ÜRETİM VE İTHALAT ARASINDAKİ FARK ​Gürer, Türkiye’nin mercimekte bazı yıllarda üretiminden daha yüksek miktarlarda ithalat yaptığını belirtti. Yıllara göre üretim, ithalat ve ithalatın üretime oranı şu şekildedir: ​2020: Toplam Üretim 370.815 ton, Toplam İthalat 627.126 ton (İthalatın Üretime Oranı: %169) ​2021: Toplam Üretim 263.000 ton, Toplam İthalat 534.575 ton (İthalatın Üretime Oranı: %203) ​2022: Toplam Üretim 445.000 ton, Toplam İthalat 508.384 ton (İthalatın Üretime Oranı: %114) ​2023: Toplam Üretim 474.000 ton, Toplam İthalat 859.822 ton (İthalatın Üretime Oranı: %181) ​2024: Toplam Üretim 476.000 ton, Toplam İthalat 644.540 ton (İthalatın Üretime Oranı: %135) ​2025: Toplam Üretim 279.620 ton, Toplam İthalat 793.752 ton (İthalatın Üretime Oranı: %284) ​2026: Toplam Üretim 433.320 ton, Toplam İthalat 495.572 ton (İthalatın Üretime Oranı: %114) ​Yedi yıllık dönemde kırmızı ve yeşil mercimek için toplam 4.463.769 ton ithalat gerçekleştirilmiş ve bunun karşılığında 2.897.698.686 ABD doları ödenmiştir. Bu tutarın 2.427.151.529 doları kırmızı mercimeğe, 470.547.157 doları yeşil mercimeğe gitmiştir. ​Ömer Fethi Gürer, “Özellikle dar gelirliler için mercimek çorbası erişilebilen ve sık tüketilen en uygun yemektir. Anadolu’nun anavatanı olan mercimekte dahi dışa bağımlılığımızın varlığı, tarım politikasının gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Her üründe kendi kendine yeten bir ülke olmamız, iktidarın tarım üretim politikaları ile doğrudan ilgilidir. Sürekli tükettiğimiz mercimekte yerli üretim için yapılması gerekenler vakit kaybetmeden sağlanmalıdır.” dedi. ​Genel toplamda; kırmızı mercimek 3.922.706 ton ithalat ve 2.427.151.529 ABD doları ödeme ile toplam içindeki %87,9'luk paya sahipken, yeşil mercimek 541.063 ton ithalat ve 470.547.157 ABD doları ödeme ile %12,1'lik paya sahiptir. Genel toplamda ise 4.463.769 ton ithalat karşılığında 2.897.698.686 ABD doları ödenmiştir.

CHP'li Gürer: "Milyonlar Harcanıyor, Vatandaşın Sofrasında Et Yine Lüks" Haber

CHP'li Gürer: "Milyonlar Harcanıyor, Vatandaşın Sofrasında Et Yine Lüks"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye'nin kırmızı et politikası ile canlı hayvan ithalatı rakamlarına ilişkin sert eleştirilerde bulundu. İktidarın ithalatla fiyatları düşürme politikasının başarısız olduğunu belirten Gürer, yıllık ithalat kotalarının daha ilk altı ayda dolduğuna dikkat çekti. ​Yıllık İthalat Kotası İlk Altı Ayda Tükendi ​Tarım ve Orman Bakanlığı'nın 2026 yılı boyunca toplam 500 bin baş besilik sığır ithal edileceğini açıkladığını hatırlatan Gürer, yılın ilk 6 ayında bu rakamın %80'inden fazlasına ulaşıldığını belirtti. Yılın ilk yarısında toplam 412 bin 343 baş sığır ithal edildiğini vurgulayan Gürer, son 1,5 yıldaki toplam ithalatın ise 1 milyon 151 bin başı bulduğunu ifade etti. ​Yabancı besicilere sadece 6 ayda 736 milyon 951 bin dolar ödendiğini belirten Gürer, "Gemiler dolusu hayvan getiriyoruz, servet harcıyoruz ama vatandaşın et yemeği için tabağı yine boş" dedi. ​Okyanus Ötesinden İthalat: İlk 6 Ayda Hangi Ülkeden Kaç Sığır Geldi? ​Gürer'in paylaştığı verilere göre, 2026 yılının ilk yarısında en çok canlı hayvan ithal edilen ülkeler ve adetleri şu şekilde sıralandı: ​Brezilya: 250.983 baş ​Uruguay: 147.866 baş ​Avustralya: 8.572 baş ​Azerbaycan: 2.633 baş ​Estonya: 1.280 baş ​Letonya: 609 baş ​Polonya: 400 baş ​"Yeni Nesiller Antrikotun Tadını Bilmeden Büyüyecek" ​Brezilya ve Uruguay gibi ülkelerden okyanuslar aşılarak binlerce hayvan getirilmesine rağmen sektör sorunlarının çözülemediğini vurgulayan Gürer, dar gelirli vatandaşların, emeklilerin ve asgari ücretlilerin et almakta zorlandığını söyledi. Yerli besicinin artan yem ve ahır giderleri altında ezildiğini belirten Gürer, "Bu gidişle yeni nesiller antrikotun, bonfilenin ve pirzolanın tadına bakamadan büyüyecek. Kendi besicisini desteklemeyenler, başka ülkelerdeki besicileri zengin ediyor" diye konuştu. ​Yılbaşından Günümüze Et Fiyatlarındaki Artış Dikkat Çekti ​Kırmızı et fiyatlarındaki artışa da dikkat çeken CHP'li Gürer, yılbaşından bu yana yaşanan değişimleri şu rakamlarla özetledi: ​Dana Kıyma: Yılbaşında 690 TL iken bugün 850 TL ​Dana Kuşbaşı: Yılbaşında 740 TL iken bugün 920 TL ​Dana Antrikot: Yılbaşında 950 TL iken bugün 1.495 TL ​Dana Bonfile: Yılbaşında 1.050 TL iken bugün 1.950 TL ​Kuzu Pirzola: Yılbaşında 1.050 TL iken bugün 1.950 TL ​Kuzu Kuşbaşı: Yılbaşında 930 TL iken bugün 1.320 TL ​"Çözüm İthalat Değil, Yerli Üretim" ​Artan maliyetlerin besiciyi, kira, işçilik, elektrik, mazot ve nakliye zamlarının ise kasapları zor durumda bıraktığını belirten Gürer, krizden yine ithalatçıların ve aracıların karlı çıktığını ifade etti. İthalatın kalıcı bir çözüm olmadığını vurgulayan Ömer Fethi Gürer, ülke hayvancılığının geliştirilerek yerli üretimin desteklenmesi ve mera hayvancılığının yaygınlaştırılması gerektiğini sözlerine ekledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "1 Trilyon Liralık Devasa Destekle Üreticimizin Yanındayız" Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "1 Trilyon Liralık Devasa Destekle Üreticimizin Yanındayız"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen Ziraat Bankası 5. Tarım Ekosistemi Buluşması’nda çiftçilere yönelik müjdeler verdi. 2026 yılı tarımsal destek bütçesinin 939 milyar liraya ulaştığını açıklayan Erdoğan, kadın ve genç çiftçi kredi limitlerini 5 milyon liraya yükselttiklerini duyurdu. ​Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın da katılımıyla gerçekleşen 5. Tarım Ekosistemi Buluşması'nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, toprağın insan hayatındaki stratejik önemine vurgu yaparak, Türkiye’nin yerli üretim gücünü zirveye taşıyacak yeni dönemi başlattıklarını ifade etti. ​"1 Trilyon Liralık Devasa Destek Paketi" ​Tarımsal üretimi milli güvenlik meselesi olarak gördüklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, son 23 yılda tarıma reel rakamlarla yaklaşık 3 trilyon lira destek sağladıklarını hatırlattı. Erdoğan, "2026 yılı için tarıma doğrudan ve dolaylı olarak ayırdığımız rakam 939 milyar lira. Yani 1 trilyon liraya varan devasa bir rakamla üreticimizi destekleyeceğiz," dedi. ​Tarım ve Hayvancılıkta Yeni Müjdeler ​Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarım ve hayvancılık sektörünü dönüştürecek yeni destek paketlerini şu şekilde sıraladı: ​Genç ve Kadın Çiftçi Kredisi: Limit 3 milyon liradan 5 milyon liraya çıkarıldı. Yatırım kredilerinde 2 yıl ana para ödemesiz, 10 yıla kadar vade ve Kredi Garanti Fonu (KGF) desteği sağlanacak. ​Atıl İşletmelere Dönüş: Atıl durumda bulunan büyükbaş süt ve besi işletmeleri yeniden üretime kazandırılıyor. Süt hayvancılığına 60 milyon TL, besicilik yatırımlarına 40 milyon TL’ye kadar kredi desteği sunulacak. ​Yenilenebilir Enerji: Çiftçilerin kendi elektriğini üretmesi için 15 milyon liraya kadar 8 yıl vadeli, yüksek sübvansiyonlu kredi imkanı getirildi. ​Hayvancılık Limitleri: Küçükbaş hayvancılık kredi limiti 2 milyon liraya, büyükbaş hayvancılık kredi limiti ise 3 milyon liraya yükseltildi. ​"Tüm Zamanların En Büyük Rekoru Bekleniyor" ​Türkiye'nin tarımsal başarısının tesadüf olmadığını belirten Erdoğan, "117 ülkeye tohum ihraç ediyoruz. 206 çeşit ürün yetişen ülkemizde, sebzede dünyada üçüncü, meyvede dördüncüyüz. Bu yıl inşallah tüm zamanların en büyük üretim rekorunu kıracağız," değerlendirmesinde bulundu. ​Bakan Yumaklı: "Tarım, Milli Güvenliğimizdir" ​Programda konuşan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ise, tarımın sadece bir ekonomi değil, bir bağımsızlık unsuru olduğunu vurguladı. "Bereket, emek ister, akıl ister, plan ister," diyen Yumaklı, hayata geçirdikleri üretim planlamasının meyvelerini vermeye başladığını belirtti. ​Bakan Yumaklı, 1 Temmuz itibarıyla başlayan B-Reçete sistemi ile bitki koruma ürünlerinde daha bilinçli kullanım, daha az pestisit kullanımı ve daha güvenilir gıda hedeflerine doğru ilerlediklerini ifade ederek, "Gençlerimiz tarımdan uzaklaşıyor ezberi bozuldu. Gençlerimize imkan verildiğinde toprağa nasıl sahip çıktıklarını görüyoruz," dedi. ​2026'da İhracatta Rekor Artış ​Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarım ve gıda ürünleri ihracatının Haziran ayında %23,3 artışla 2,8 milyar dolara ulaştığını müjdeledi. 2026'nın ilk 6 ayında tarım ve gıdada 693 milyon dolar dış ticaret fazlası verildiğini kaydeden Erdoğan, organize tarım bölgeleriyle hedeflerini büyüterek 42 ilde 61 yeni bölge kuracaklarını sözlerine ekledi.

Kuraklığa Karşı Türkiye'den Küresel Çözüm Haber

Kuraklığa Karşı Türkiye'den Küresel Çözüm

Sabancı Üniversitesi'nin 15 yıllık nanoteknoloji birikiminden doğan ANT Systems'in nano malzeme teknolojisi, İstanbul Tuzla'da kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime alındı. Sulamada yüzde 50'ye kadar tasarruf, verimde yüzde 25'e varan artış sağlayan teknoloji; ABD, Güney Amerika, Körfez ülkeleri ve Afrika'da sahada kullanılıyor. Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi bünyesinde 15 yıl süren bilimsel çalışmaların ürünü olan ANT Systems'in nano malzeme teknolojisi, İstanbul Tuzla Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi'nde (KOSB) kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime alındı. Tesisin açılış töreni 16 Mayıs Cumartesi günü gerçekleştirildi. Törene; TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici ile çok sayıda kamu kurumu temsilcisi, akademisyen, sektör paydaşı ve uluslararası konuk katıldı. Bugün dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde hala laboratuvar aşamasında olan bu teknoloji, Türkiye'de sahada doğrulanıp endüstriyel ölçekte üretilebilir hale geldi. Şirketin amiral ürünü NANOTERN, toprağın suyu daha uzun süre tutmasını ve bitkinin ihtiyaç duyduğu anda kontrollü şekilde geri vermesini sağlayan biyobozunur bir nano malzeme. İstanbul'un tarihi su sarnıçlarından ilham alınarak adlandırılan teknoloji, kendi ağırlığının 1.800 katına kadar suyu absorbe edebiliyor, sulama suyu tüketimini yüzde 50'ye kadar azaltıyor, tarımsal verimliliği yüzde 25'e kadar artırıyor; gübre ve tarımsal girdilerin etkinliğini yükselterek üretim maliyetini düşürüyor. NANOTERN bugün Türkiye'nin yanı sıra ABD, Güney Amerika, Körfez ülkeleri ve Afrika'da aktif olarak kullanılıyor. Akademiden sanayiye geçişte başarı örneği TKDK Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, açılış töreninde yaptığı konuşmada, girişimin Türkiye'nin yüksek teknoloji üretme hedefinin tarım alanındaki somut örneklerinden biri olduğunu söyledi. Projenin akademiden sanayiye geçişin başarılı bir şekilde sağlanabileceğinin göstergesi olduğunu vurgulayan Antalyalı, bunun bir kalkınma modeli niteliği taşıdığını ifade etti. Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici de söz konusu girişimlerin arkasında güçlü bir vizyon ve uzun yıllara dayanan yoğun bir emeğin bulunduğunu belirterek, Sakıp Sabancı'nın desteğinin ve üniversitenin bu anlayışla kurulmasının sürece önemli katkı sağladığını kaydetti. Leblebici, dünyanın farklı kriz dönemlerinden geçmesine rağmen teknoloji üzerindeki çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü aktardı. “Su stresiyle ilgili güveneceğimiz tek şey gelecek için teknoloji” Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve ANT Systems yatırımcısı Güler Sabancı, dünyada ve Türkiye'de iklim kriziyle birlikte su stresinin giderek daha görünür hale geldiğini, yıllara göre değişen kurak ve yağışlı dönemlerin bu gerçeği değiştirmediğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “İklim kriziyle ilgili, büyük afetlerle ilgili yaşayacağımız ve yaşamakta olduğumuz su stresiyle ilgili güveneceğimiz tek şey gelecek için teknoloji, bilime dayalı yapılan bu araştırmalar ve araştırma sonunda çıkan başarılı girişimler. Tek, dünyanın da güvendiği, beklediği de bu.” Sabancı Üniversitesi'nde 2007'den bu yana desteklenen girişimcilik ve teknoloji odaklı çalışmaların yaklaşık 15 yıllık birikimle küresel sorunlara çözüm üretme hedefiyle somut sonuçlara dönüştüğünün altını çizen Sabancı, laboratuvar aşamasının ötesine geçilerek ilk üretim tesisinin hayata geçtiğini ve iklim kriziyle mücadelede bu tür girişimlerin belirleyici olacağını vurguladı. “Suyu en etkin ve verimli şekilde kullanmamız gerekir” TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Kirişci ise tarım sektöründe çalışanların yaş ortalamasının yükseldiğine dikkati çekerek, gençlerin bu alana ilgisini artırmak için tarımda teknoloji kullanımının kritik olduğunu söyledi. Nanoteknoloji dahil her düzeyde teknolojik entegrasyonun sektörü gençler için daha cazip hale getireceğine işaret eden Kirişci şu uyarıda bulundu: “Burada özelde bir değerlendirme yapacak olursak, su zengini bir ülke olmadığımızı belirtmek gerek. Su stresi altında olduğundan artık kimsenin kuşkusu olmayan bir ülkede suyu en etkin ve verimli şekilde kullanmamız gerekir.” Kirişci, suyun temel girdi olduğu üretim modelleri üzerinde çalışmaların sürdüğünün altını çizerek, suyun verimli ve kayıpsız kullanılması için teknolojik çözümlerin kritik önem taşıdığını söyledi. “Biz suyu kullanan değil, suyu yöneten bir sistem kurduk” ANT Systems Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO'su Can Yurdakul, toprağın yalnızca savaşla değil, su kıtlığı, verimsizlik ve yanlış üretim modelleri nedeniyle de kaybedilebileceğine işaret etti. Yurdakul, sözlerini şöyle sürdürdü: “Artık dünyanın en büyük meselelerinden biri enerji, su ve tarım. Tarım sektörü, dünya tatlı su kaynaklarının yaklaşık yüzde 70'ini kullanıyor. Bu nedenle geleceğin en kritik sorularından biri, mevcut kaynaklarla nasıl daha sürdürülebilir üretim yapılacağı. ANT Systems'in hikayesi de tam olarak bu sorudan doğdu. Bu teknoloji dünyada büyük ölçüde AR-GE aşamasında. Türkiye, sahada doğrulanmış endüstriyel ölçekte üreten birkaç ülkeden biri. Mesele artık daha fazla üretmek değil, sınırlı kaynaklarla daha akıllı üretmek. Biz suyu kullanan değil, suyu yöneten bir sistem kurduk. Bugün ABD'den Afrika'ya beş kıtada sahada olan bir Türk teknolojisinden söz ediyoruz. Hedefimiz, ANT Systems'i Türkiye'den çıkan bir teknoloji şirketi olmanın ötesine taşıyarak küresel ölçekte standart belirleyen bir yapıya dönüştürmek. Tarımın geleceği bu topraklarda yazılan bir bilgiyle şekillenecek.” Nanoteknoloji ürünler daha etkin sonuç veriyor ANT Systems Yönetim Kurulu Başkanı ve CTO'su Prof. Dr. Yusuf Ziya Menceloğlu da sürdürülebilirlik kavramının yaklaşık 15 yıl önce öne çıkmaya başladığını hatırlatarak, hızlanan nüfus artışının kaynak tüketimini yükselttiğini, karbon salımlarını artırarak küresel ısınmayı tetiklediğini ve bunun da su kıtlığına yol açtığını söyledi. Menceloğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Tarımda aslında hem su krizi hem ilaç krizi, özellikle pestisit problemi hem de hasat sonrası depolama problemleri mevcut. Şu an Türkiye gayrisafi milli hasılasının neredeyse yüzde 5'i kadar gıda kaybımız var. Gıda korunması da, hasat sonrası koruma da çok önemli. Biz bu sektörlerde bu amaçla geliştirdiğimiz nanoteknoloji ürünlerimiz var. Bunların nano olmasının nedeni şu, daha az malzeme ile daha etkin sonuçlar alabiliyorsunuz. O yüzden de bunun etkinliğinin yüksek olması nedeniyle de kabul görüyor.” Uluslararası açılım küresel gündemle örtüşüyor ANT Systems Ortağı ve Dış İlişkiler Başkanı (CEAO) Ömer Faruk Tanrıverdi ise yaptığı açıklamada, teknolojinin uluslararası açılımının küresel gündemle örtüştüğünü belirterek, ANT Systems'i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmayı hedeflediklerini söyledi. Tanrıverdi şunları kaydetti: “Su kıtlığı, gıda güvenliği ve iklim; dünya gündeminin en üst sıralarındaki bu üç başlık birbirine giderek daha sıkı bağlanıyor. Bu denklemde ülkeler artık tüketici değil, çözüm üretici olarak konumlanmak durumunda. ANT Systems'in hikayesi tam burada anlam kazanıyor: 15 yıllık akademik birikimden doğan, Türkiye'de üretilen ve bugün beş kıtada sahada olan bir teknolojiden söz ediyoruz. Bu, Türk derin teknolojisinin küresel ölçekte değer üretebildiğinin somut göstergelerinden biri. Hedefimiz, ANT Systems'i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmaktır. Tarımın geleceğinde Türkiye'nin söyleyecek sözü var; biz bu sözün uluslararası karşılığını inşa ediyoruz.” Laboratuvardan endüstriye Series A öncesi yatırım turunda 3 milyon dolar yatırım alan ANT Systems, KOSGEB ve TÜBİTAK destekleriyle birlikte toplam yatırım büyüklüğünü yaklaşık 5 milyon dolar seviyesine taşıdı. İstanbul'da Ar-Ge laboratuvarları, kurumsal ofisleri ve yıllık 3 bin ton kapasiteli üretim tesisini aynı entegre yapı altında toplayan şirketin küresel patent haklarına sahip olduğu teknoloji portföyünün ticari değeri 25 milyon doların üzerinde değerlendiriliyor. Şirketin teknolojik temeli, Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM) bünyesinde yürütülen uzun soluklu araştırmalara dayanıyor. Entegre bir teknoloji ailesi Şirketin portföyü yalnızca su yönetimiyle sınırlı değil. Bitki sağlığında pestisit kullanımını optimize eden Insease ile ağır metal ve toksik madde içermeyen dezenfeksiyon teknolojisi AntimicAgro da portföyde yer alıyor. Kontrollü pestisit salınımı ve ileri tarımsal malzemeler üzerindeki Ar-Ge çalışmaları sürüyor. Portföyde, küresel patent hakları kendisinde olan 7 patentli teknoloji bulunuyor. Yönetim ve Ar-Ge ekibi • Prof. Dr. Yusuf Ziya Menceloğlu — Kurucu Ortak, Yönetim Kurulu Başkanı ve CTO • Can Yurdakul — Kurucu Ortak, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO • Dr. Senem Seven — Kurucu Ortak ve Chief Innovation Officer • Yeşim Zorbacı — Kurucu Ortak ve Chief Research Officer • Dr. Utku Seven — Kurucu Ortak ve Chief Production Technology Officer • Dr. Eren Şimşek — Ortak ve Chief Technical Operations Officer • Can Arslan — Ortak ve Chief Commercial Officer • Ömer Faruk Tanrıverdi — Ortak ve Chief External Affairs Officer (CEAO) Küresel yapı İstanbul'da Ar-Ge ve üretim altyapısına, Hollanda Lahey'de uluslararası ofisine ve ANT Systems Holding B.V. çatısına sahip olan şirket, Avrupa merkezli küresel büyüme stratejisini sürdürüyor. Yatırımcı yapısı ANT Systems; Ünlü Portföy Yönetimi A.Ş., BloomTech Capital B.V. (Hollanda ve Umman), Foton Holding B.V. (Hollanda), Akça Holding, HEK Yatırım A.Ş. ve The Porte Global Affairs A.Ş. gibi kurumsal yatırımcıların yanı sıra Güler Sabancı, Dilara Kaya Karadeniz, Orhan Tağı, Erman Yurdakul ve Can Güneri'nin yer aldığı bir yatırımcı yapısı tarafından destekleniyor. Tören, protokol konuşmalarının ardından gerçekleştirilen fabrika gezisiyle sona erdi.

CHP’li Gürer: ''Türkiye Derin Bir Yoksulluk Ve Üretim Sorunu Yaşıyor'' Haber

CHP’li Gürer: ''Türkiye Derin Bir Yoksulluk Ve Üretim Sorunu Yaşıyor''

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, partisinin 81 ilde başlattığı saha çalışmaları kapsamında bulunduğu Kırşehir’de açıklamalarda bulundu. CHP Kırşehir İl Başkanı Baran Genç ile CHP il Başkanlığında açıklamalar yapan Gürer, Kırşehir Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu’nu da ziyaret etti. Ziraat Odası, Koyun Keçi Yetiştiriciler Birliği ve hayvancılık yapanlarla buluştu. Esnaf gezdi. CHP il binasında il başkanı Baran Genç ile açıklamalar yapan CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve tarımsal açıdan tarihinin en ağır süreçlerinden birini yaşadığını söyledi. Gürer, “Vatandaş cebindeki parayla raftaki ürünü alamıyor. Çiftçi borçlu, emekli geçinemiyor, genç işsiz, esnaf dar boğazda” dedi. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Türkiye’nin dört bir yanında sahada olduğunu belirten Ömer Fethi Gürer, “Genel Başkanımızın talimatıyla 81 ilde Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri görevlendirildi ve alan çalışması yapılıyor. O ilde olan milletvekili farklı illere gönderiliyor. Diğer arkadaşlarımız da illere dağıldı” diye konuştu. CHP örgütlerinin hiçbir zaman halktan kopmadığını vurgulayan Ömer Fethi Gürer, “Biz Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, il örgütü, ilçe örgütü, kadın kolları ve gençlik kollarıyla hiçbir zaman alandan çekilmedik. Hep sahadayız. Çalışmalarımızı belediye başkanı olan illerimizde belediye başkanlarımızla birlikte sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı. “CUMHURİYET TARİHİNİN EN AĞIR EKONOMİK SORUNLARI YAŞANIYOR” Türkiye’de ekonomik tablonun her geçen gün ağırlaştığını söyleyen CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, emekliden çiftçiye, işçiden esnafa kadar toplumun tüm kesimlerinin büyük sıkıntılar yaşadığını dile getirdi. “Ekonomik anlamda büyük bir yıkımın yaşandığı bir süreçteyiz” diyen Gürer, “Emeklinin, asgari ücretlinin büyükşehirlerde ev kirası kadar bir gelirle yaşam mücadelesi verdiği yerde sorunlar arttı. Çiftçinin de esnafın da emeklinin de sanayicinin de engellinin de yaşadığı sorunlar belki de Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik sorunlarının oluştuğu bir süreci yarattı” dedi. Toplumsal yapıda da ciddi bozulmalar yaşandığını belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ekonomik krizin sosyal sonuçlarına dikkat çekti. Gürer, “Boşanmalar arttı. Madde bağımlılığı 10 yaşına kadar düştü. Aile yapıları bozuldu. İşsizlik patladı. Genç işsizliği aile evindeki boşta kalan genç için yeni tanımlar yarattı” dedi. Vatandaşın temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale geldiğini vurgulayan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Cebindeki parayla raftaki ürünü alamayan insanlarımızın varlığında dolaylı bir kıtlığın yaşandığı bir sürece geldik. Et ve süt ürünlerinin çoğu artık birçok eve girmiyor. Tabaklar küçüldü. Günlük üç öğün yemek yiyen ailelerin bir kısmı iki öğüne düştü” ifadelerini kullandı. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye’de milyonlarca insanın açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşadığına dikkat çekerek, “50 milyona yakın insanımız açlık ve yoksulluk sınırının altında bir gelire sahip. Devletten yardım alan 4,5 milyon hane olduğu ilgili bakanlığın açıklamalarında yer alıyor” diye konuştu. “TEK KİŞİYE BIRAKILAN YETKİ ÜLKEYİ SORUNLU NOKTAYA TAŞIDI” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Gürer, mevcut sistemin karar alma süreçlerini zayıflattığını belirterek, “Serbest piyasa ekonomisinin yanı sıra Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildikten sonra ülke yönetiminde daha çok sorun oluştu. Çünkü bakan kavramında yer alan kişiler artık eskiden müsteşarların yaptığı görevi yapan atanmış kişiler haline geldi. Tek bir yetkili var: Cumhurbaşkanı. O bugün Tayyip Bey olur, yarın Ahmet olur, öbür gün Mehmet olur, fark etmez. Ama sistemde tek kişiye bırakılan yetki ülkeyi problemli noktaya taşıdı,” dedi. “ÇİFTÇİ 1,5 TRİLYON LİRA BORÇLU” Tarım sektöründeki tabloya ilişkin de veriler paylaşan CHP’li Ömer Fethi Gürer, çiftçinin ağır borç yükü altında üretim yapmaya çalıştığını belirterek, “Bankalara ve finans kuruluşlarına çiftçilerin 1 trilyon 377 milyar lira borcu var. Piyasaya olan borçlarla birlikte toplam borcun yaklaşık 1,5 trilyon liraya ulaştı” şeklinde konuştu. Çiftçi sayısının artmadığını, tarım alanlarının ise daraldığını ifade eden CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Nüfusumuz artıyor ama çiftçi sayımız artmıyor. Tarım alanlarımız daralıyor. 21 üründe arz açığı var. Pamuğun ürettiğimizin yarısını ithal ediyoruz. Mercimeğin ürettiğimizin yarısını ithal ediyoruz. Ayçiçeğinde, hububatta ve bakliyatta Türkiye artık dışa bağımlı hale getirildi” dedi. “HAYVAN GELİYOR AMA ET FİYATI DÜŞMÜYOR” CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, ithalata rağmen et fiyatlarının düşmediğini belirterek, “Geçen yıl 739 bin hayvan getirildi, bu yıl 500 bin hayvan daha getirilecek. Hayvan geliyor ama hayvan varlığımız artmıyor. Et fiyatları düşmüyor” ifadelerini kullandı. Et ve Süt Kurumu’nun yaklaşımını da eleştiren Ömer Fethi Gürer, “Bu tür kuruluşlar kâr etmek için değil, halka uygun fiyatla et ve hayvan sunmak için vardır. Ama buraları bile ticari kafayla, tüccar zihniyetiyle yönetiyorlar” dedi. “6 BİN 700 FABRİKANIN KONKORDATO İLAN ETMESİ DÜŞÜNDÜRÜCÜ” Ekonomik sıkıntının yalnızca tarımla sınırlı olmadığını belirten Gürer, sanayide de ciddi bir daralma yaşandığını söyleyerek, “Sanayide bir yılda 6 bin 700 fabrikanın konkordato ilan etmiş olması düşündürücüdür. Sanayicinin konkordato ilan etmesi işsizliği getirir. Bunun yanında hammadde aldığı kuruluşları da sıkıntıya sokar. Eğer çiftçide ve işçide para yoksa esnaf iş yapamaz. Türkiye zincirleme şekilde vatandaşın boğazının sıkıldığı bir süreci yaşıyor” ifadelerini kullandı. CHP’NİN TARIM POLİTİKALARINI ANLATTI Cumhuriyet Halk Partisi’nin yenilenen programında tarıma ilişkin önemli düzenlemelerin yer aldığını belirten Gürer, “Tarım kesiminin mazotunda ÖTV’yi ve KDV’yi kaldıracağız. Milli gelirin yüzde 1’inin çiftçiye vereceğiz” dedi. Gürer, “2026 yılı için milli gelirin yüzde 1’i 722 milyar liraya denk geliyor. Ama çiftçiye verilmesi gereken yerine yalnızca 168 milyar liralık destek veriliyor” şeklinde konuştu. Cumhurbaşkanı’nın açıkladığı destek rakamlarının doğrudan çiftçiye verilen destek olmadığını ifade eden CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Barajdan gölete kadar her şeyi kapsayan bir değerlendirme yapılıyor. Ama resmi program hedeflerinde çiftçiye verilen destek 168 milyar lira olarak görülüyor” dedi. “Taban fiyat uygulamasını yeniden getireceğiz” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, CHP’nin üreticiyi koruyan yeni bir tarım modeli hedeflediğini belirterek “Gübrede ve yemde mutlaka sübvansiyon sağlayacağız. Tekrar taban fiyat uygulamasını getirip alım fiyatı adı altında tüccarın oluşturduğu piyasayı sonlandıracağız” diye konuştu. Ziraat Bankası’nın yeniden çiftçi kuruluşu haline getirileceğini ifade eden Gürer, kadınların ve gençlerin kırsala dönüşünü desteklemek amacıyla SGK primlerinin karşılanacağını söyledi. Gürer, “Alım garantili üretime geçeceğiz. Tarladaki ürün israfının önüne geçeceğiz. Katma değerli üretimi artıracağız. Üreticinin kazandığı, tüketicinin uygun fiyatla ürüne ulaştığı bir sistem kuracağız” dedi. “İTHALAT LOBİLERİNİN OLUŞTURDUĞU SİSTEMİ DEĞİŞTİRECEĞİZ” Türkiye’nin yerli üretim yerine ithalata dayalı bir anlayışla yönetildiğini belirten TBMM Tarım Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, yerli üreticiye öncelik verilmesi gerektiğini söyledi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Üreten ürettiğinden kazanacak, tüketen uygun fiyatla ürün alacak. Aracıların ve ithalat lobilerinin oluşturduğu sistemi ortadan kaldıracağız. Bugün hayvancılıkta Holstein, Montofon, Angus gibi isimler konuşuluyor. Oysa bizim kırmızı karamız, boz ineğimiz, sarı kızımız vardı. Yerel koşullara uygun bu hayvan ırklarını geliştirip çoğaltmak yerine bugün Türkiye’de dışa bağımlı bir anlayış sürdürülüyor,” dedi. CHP 81 İLDE SAHADA CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, CHP Kırşehir İl Başkanı Baran Genç ve Merkez İlçe Başkanı Gürkan Yağmur ile birlikte Kırşehir Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Fuat Polat, Kırşehir Ziraat Odası Başkanı Mevlüt Toprak ve Kırşehir Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu’nu ziyaret etti. Gerçekleştirilen ziyaretlerde tarım, hayvancılık, üreticilerin yaşadığı ekonomik sorunlar, artan maliyetler ve kırsalda yaşanan sıkıntılar ele alınırken, Gürer üreticilerin ve vatandaşların sorunlarını sahada birebir dinlediklerini belirtti.

Hububat ve Bakliyat İhracatında 3,9 Milyar Dolarlık İvme: Ayçiçek Yağı Zirvede! Haber

Hububat ve Bakliyat İhracatında 3,9 Milyar Dolarlık İvme: Ayçiçek Yağı Zirvede!

Türkiye’nin hububat, bakliyat ve yağlı tohumlar sektörü, 2026 yılının ilk dört ayını 3,9 milyar dolarlık ihracatla kapattı. Miktar bazında düşüş yaşansa da birim fiyatlardaki artış geliri dengeledi. Sektör Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, "Yerli üretim kalemizle küresel darboğazı aşacağız" mesajı verdi. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre; ayçiçek yağından makarnaya, bisküviden buğday ununa kadar geniş bir ürün yelpazesini kapsayan hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü, küresel piyasalardaki dalgalanmalara rağmen ihracatta güçlü duruşunu sürdürüyor. İhracatın Yıldızı Ayçiçek Yağı Oldu Yılın ilk dört ayında sektörün en çok ihraç edilen ürün grupları ve performans verileri şu şekilde gerçekleşti: Toplam İhracat: 3,9 Milyar Dolar oldu. Ayçiçek Yağı: %24 artışla 452,2 milyon dolarla sektör lideri olurken, Çikolata ve Kakaolu Ürünler: 343,2 milyon dolar, Makarna, tatlı bisküvi ve gofretler 300 milyon dolar barajını aştı. İhracat miktarı geçen yıla oranla %16,7 gerilemiş olsa da, dolar bazındaki birim fiyatların %13,9 oranında yükselmesi, toplam değer kaybının %5,2'de sınırlı kalmasını sağladı. Pazar Çeşitliliği: İran’da Büyük Yükseliş Orta Doğu pazarında, özellikle Irak’taki %28,2’lik düşüşün etkisiyle toplamda %15,7’lik bir azalma kaydedildi. Ancak İran pazarı, %37,6’lık rekor artış ve 103,6 milyon dolarlık hacmiyle Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ilk 7 ülke arasına girmeyi başardı. Ahmet Tiryakioğlu: "Küresel Gıda Arzının Stratejik Kalesiyiz" TİM Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, küresel ölçekte artan buğday fiyatları ve kuraklık endişelerine dikkat çekerek yerli üretimin önemini vurguladı: "Dünya genelinde gübre tedariki ve kuraklık nedeniyle gıda arzı üzerinde bir belirsizlik hakim. Ancak Türkiye, bu olumsuz tabloyu yerli üretimin bereketiyle lehine çeviriyor. Yağışların mevsim normallerinin üzerinde olması buğday rekoltesi beklentimizi yükseltti. Sanayi altyapımızla birleşen bu verimlilik, ülkemizi küresel gıda arz güvenliğinin stratejik bir kalesi haline getiriyor." Kamu-Özel Sektör İş Birliği Güven Veriyor Finansman maliyetleri ve lojistik zorluklara rağmen Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) dengeleyici rolünün kritik olduğunu belirten Tiryakioğlu, "Kamunun stok yönetimi ve çiftçimizi koruyan duyarlılığı, ihracat pazarlarındaki rekabetçiliğimizin teminatıdır" dedi.

İTO ve Güvenilir Ürün Platformu’ndan Reis Gıda’ya Stratejik Ziyaret Haber

İTO ve Güvenilir Ürün Platformu’ndan Reis Gıda’ya Stratejik Ziyaret

İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve Güvenilir Ürün Platformu, "İsrafa Dur De" projesi kapsamında Reis Gıda’nın merkez fabrikasını ziyaret etti. Ziyarette, gıda israfını önleyen üretim stratejileri, sıfır atık uygulamaları ve sürdürülebilirlik projeleri yerinde incelendi. ​İTO Başkan Yardımcısı Ahmet Özer ve Güvenilir Ürün Platformu Başkanı Celal Toprak, gıda sektörünün öncü markalarından Reis Gıda’nın üretim tesislerinde incelemelerde bulundu. Görüşmede, tarladan sofraya uzanan tedarik zincirinde kayıpların nasıl asgariye indirildiği ve yerli üretimin sürdürülebilirliğe katkısı masaya yatırıldı. ​Gıda İsrafı ile Mücadelede Bütüncül Üretim Disiplini ​Reis Gıda, gıda kaybını sadece tüketim aşamasında değil, hammaddenin fabrikaya girişinden sevkiyat aşamasına kadar her noktada kontrol altında tutuyor. Sıfır atık yaklaşımıyla hareket eden şirket; dökülme kaynaklı kayıpların önlenmesi, paketleme firelerinin azaltılması ve veri odaklı üretim planlaması ile verimliliği en üst seviyeye çıkarıyor. ​Reis Gıda için israf sadece ürün kaybı anlamına gelmiyor; aynı zamanda emek, zaman, enerji ve su gibi kıymetli kaynakların da korunması hedefleniyor. ​Türkiye’nin Gıda İsrafı Karnesi: Yılda 23 Milyon Ton Kayıp ​TİSVA’nın 2025 İsraf Raporu verilerine göre Türkiye, gıda israfında dünyada 15. sırada yer alıyor. Ülkemizde her yıl çöpe giden 23 milyon ton gıda, yaklaşık 900 bin ailenin yıllık geçimine eş değer bir ekonomik büyüklüğü temsil ediyor. Kişi başına yıllık gıda israfının 102 kg seviyesinde olduğu tahmin edilirken, israfta yapılacak %2’lik bir iyileşmenin bile ekonomiye 10 milyar TL tasarruf sağlayabileceği vurgulanıyor. ​Sürdürülebilirlik Vizyonu ve “Bakliyat Köyleri” Projesi ​Reis Gıda’nın toplumsal fayda odaklı çalışmaları arasında öne çıkan başlıklar şunlar: ​10x20x30 Girişimi: Dünya Kaynakları Enstitüsü liderliğindeki küresel projeye katılan Reis Gıda, 2030’a kadar gıda kaybını %50 azaltmayı taahhüt ediyor. ​Reis Bakliyat Köyleri: Türkiye’de bir ilk olan bu modelle; yerli üretim destekleniyor, planlı tarım yaygınlaştırılıyor ve tarladaki kayıplar önleniyor. ​Sosyal Market Desteği: Ambalajı deforme olmuş ancak tüketilebilir durumdaki ürünler, sosyal marketler aracılığıyla ihtiyaç sahiplerine ulaştırılarak israfın önüne geçiliyor. ​Işılay Reis: "İsrafı Önlemek Geleceği Korumaktır" ​Ziyaret sonrası açıklamalarda bulunan Reis Gıda Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis, gıda güvenliğinin temelinde "koruma" kültürünün yattığını belirtti. Reis, "Gıda kaybı ve israfı çok yönlü bir sorumluluk alanıdır. Üretim süreçlerinde kaynakları verimli kullanarak sadece ekonomik kaybı değil; toprağı, suyu ve geleceğimizi koruyoruz," ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.