Hava Durumu

#Bakliyat

Kırsal Haber - Bakliyat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bakliyat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Güneydoğu Anadolu’nun 3 Aylık Hububat Sektörü İhracatı 871,3 Milyon Dolar Haber

Güneydoğu Anadolu’nun 3 Aylık Hububat Sektörü İhracatı 871,3 Milyon Dolar

Güneydoğu Anadolu'nun toplam ihracatındaki yüzde 31,2 payı ile liderliğini sürdüren hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörünün ihracatı yılın ilk çeyreğinde 871,3 milyon dolar oldu. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre bölgedeki hububat sektörü ihracatı miktar bazında yüzde 6,8 düşerken, değer bazında gerileme yüzde 2,9 seviyesinde kaldı. Üç aylık süreçte yaklaşık olarak 285,8 bin ton makarna, 191,8 bin ton buğday unu, 121 bin ton da ayçiçek yağı ihraç edildi. En fazla gelir elde edilen ürün olan ayçiçek yağındaki ihracat yüzde 31,1 artış ile 195,6 milyon dolara ulaşırken, ikinci sırada yer alan makarnanın ihracatı yüzde 9,4 artışla 156,2 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ortalama ihracat birim fiyatlarındaki artışın yüzde 4,2 olarak gerçekleştiği bu dönemde Orta Doğu’ya ihracat yüzde 20,8 düşüşle 340,7 milyon dolar olurken, 317,2 milyon dolar ihracat yapılan Afrika pazarında yüzde 20,9 artış sağlandı. “Alıcıların daha temkinli ve fiyat odaklı hareket edeceği bir döneme giriyoruz” Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler ışığında enerji ve lojistik dengelerinin yeniden tanımlandığını, Hürmüz Boğazı’nda artan risklerin ve enerji arz güvenliğine ilişkin belirsizliklerin Türkiye’nin lojistik merkez olma potansiyelini güçlendirdiğini belirten Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu şunları söyledi: “Irak’ın petrol ihracatında Türkiye güzergâhını daha aktif kullanma stratejisi ve Kalkınma Yolu gibi projelerin hız kazanması, ülkemizi yalnızca bir transit ülke değil, bölgesel ticaretin ve enerji akışının merkezlerinden biri haline getirebilecek stratejik bir fırsat sunuyor. Jeopolitik avantajların kısa vadeli kazanımlarla sınırlı kalmaması ve uzun vadede rekabet gücüne dönüşebilmesi için elbette ticaret altyapısının, finansman ve tahsilat süreçlerinin ve sınır kapılarındaki operasyonel akışın aynı ölçüde güçlü ve öngörülebilir olması gerekiyor. Savaşa bağlı gerekçelerle, küresel tarım piyasalarında ihracatçılarımız açısından baskı yaratan unsurların bir süre daha devam etmesini bekliyoruz. Karadeniz havzasında üretim beklentilerinin güçlü seyretmesine de bağlı olarak, fiyat odaklı rekabetin daha da artacağı bir döneme giriyoruz. Bu tablo, özellikle buğday unu, makarna ve ayçiçek yağı gibi temel ürünlerde daha da belirleyici olacak. Öte yandan enerji, gübre ve lojistik maliyetlerindeki artışın üretim maliyetlerine yansıması yalnızca ihracat fiyatlarını değil, aynı zamanda ticaretin kontrat yapısını, risk iştahını ve pazar tercihlerini de doğrudan etkiliyor. Bu nedenle mevcut dönemi yalnızca jeopolitik bir kırılma olarak değil; fiyatlama davranışlarından tedarik zincirlerine, rekabet dengelerinden üretim planlamasına kadar uzanan çok katmanlı bir dönüşüm süreci olarak değerlendirmek gerekiyor.” “Bazı pazarlarda daha yoğun bir rekabetle karşılaşacağız” Bölgesel ticarette lojistik ve güzergâh konularında yaşanan değişimin, rekabet baskısını artıracağını da dile getiren Kadooğlu şunları söyledi: “Irak ile Suriye arasında yaklaşık 14 yıldır kapalı olan sınır kapısının yeniden açılması ve alternatif transit hatların devreye girmesi, bölgesel ticaretin toplam büyüklüğünü artırma potansiyeli taşırken Türkiye açısından mevcut lojistik üstünlüğün daha rekabetçi bir zemine taşınmasına neden olabilir. Bugüne kadar Türkiye üzerinden akan ticaretin belirli bir zorunlulukla şekillendiği bir yapıdan, alternatif koridorların olduğu çok merkezli bir yapıya geçilebilir. Maliyet ve süre avantajları sağlayan yeni hatların aktif hale gelmesinin, Türk ihracatçılarının bazı pazarlarda daha yoğun bir rekabetle karşılaşmasına yol açması muhtemel. Nitekim bu süreçte yalnızca lojistik hatlar değil, aynı pazarlara erişen tedarikçilerin sayısı ve çeşitliliği de artıyor; bu da özellikle Afrika ve Orta Doğu pazarlarında fiyat hassasiyetinin daha da belirleyici hale gelmesine yol açıyor. Dolayısıyla bizim için asıl mesele, bölgesel ticaret içindeki payımızın ve yönlendirme kapasitemizin korunması olacak. Bu nedenle Orta Doğu’ya açılan gümrük kapılarımızın tam kapasiteyle ve kesintisiz çalışması, mevcut hatların hız ve maliyet avantajını koruyacak şekilde güçlendirilmesi ve Türkiye’nin ‘doğal tedarikçi’ konumunu destekleyecek politikaların sürdürülmesi kritik önem taşıyor.”

AHBİB’den Dev İhracat Atılımı: İlk Çeyrekte 409 Milyon Dolarlık Performans Haber

AHBİB’den Dev İhracat Atılımı: İlk Çeyrekte 409 Milyon Dolarlık Performans

Akdeniz Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (AHBİB), 2026 yılının ilk çeyreğinde 409,2 milyon dolarlık ihracat rakamına ulaştı. AHBİB Başkanı Veysel Memiş, küresel daralmaya rağmen yeni pazarlarda yaşanan sıçramanın sürdürülebilir büyüme için kritik olduğunu vurguladı. ​İhracatın Yeni Yıldızları: Ukrayna ve Güney Kore ​AHBİB’in 2026 yılı Ocak-Mart dönemi raporuna göre, ihracat hacminde en güçlü ivmelenme şaşırtıcı pazarlarda gerçekleşti. Geleneksel pazarlar olan Suriye, Irak ve Sudan liderliğini korurken; Ukrayna %598, Cibuti ve Güney Kore ise %127’lik artış oranlarıyla dönemin parlayan yıldızları oldu. ​Başkan Veysel Memiş, Ukrayna pazarındaki 10,9 milyon dolarlık çıkışın bölgedeki tedarik zinciri değişimiyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirterek, Türk ihracatçısının hızlı adaptasyon kabiliyetine dikkat çekti. ​Sektörün Lokomotifi: Pastacılık Ürünleri ​Yılın ilk üç ayında ürün grubu bazında en yüksek performans pastacılık ürünlerinden geldi. ​İhracat Payı: %21 ​İhracat Değeri: 84,5 Milyon Dolar ​Öne Çıkan Ürün: Tatlı bisküvi ve gofretler (25,2 Milyon Dolar) ​Veysel Memiş, katma değeri yüksek ve markalı ürünlerin küresel rekabette Türkiye’nin elini güçlendirdiğini ifade etti. ​Bakliyat ve Yağlı Tohumlarda Stratejik Dengelenme ​Bakliyat grubunda kırmızı mercimek 62,4 milyon dolar ile ana taşıyıcı konumunu sürdürürken, fasulye ihracatında yaşanan %209’luk artış ürün çeşitliliğinin başarısını kanıtladı. ​Yağlı tohumlar grubunda ise dikkat çekici bir veri paylaşıldı: Ayçiçeği tohumunda miktar bazında düşüş yaşanmasına rağmen, değer bazında %2’lik artış kaydedildi. Bu durum, birim fiyatların yükseldiğini ve ihracatın daha nitelikli hale geldiğini gösteriyor. Keten tohumu ise %1.423 gibi rekor bir artış oranıyla dikkat çekti. ​"Sektör Küçülmüyor, Yön Değiştiriyor" ​Küresel piyasalardaki fiyat oynaklığı ve bölgesel risklere değinen Başkan Memiş, şu değerlendirmede bulundu: ​"Geleneksel yüksek hacimli büyüme modeli yerini katma değerli ürünlere ve yeni pazar arayışlarına bırakıyor. Sektörümüz orta ve uzun vadede daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşuyor. Cibuti gibi stratejik noktalar üzerinden Afrika’ya, Güney Kore gibi yüksek standartlı pazarlar üzerinden Asya’ya açılıyoruz."

İİB’den İhracat Atağı: İlk Çeyrekte 2,9 Milyar Dolarlık Başarı! Haber

İİB’den İhracat Atağı: İlk Çeyrekte 2,9 Milyar Dolarlık Başarı!

İstanbul İhracatçı Birlikleri (İİB), 2026 yılının ilk çeyreğinde, bünyesinde bulunan yedi ihracatçı birliği ile bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla artış ile 2 milyar 930 milyon dolar tutarında ihracat yaptı. İİB Koordinatör Başkanı Erkan Özkan, “Bölgemizde yaşanan gerginlikler ve yakın coğrafyamızdaki savaşların da etkisine rağmen, yılın ilk 3 ayında, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla, yüzde 0.3 oranında artışla, ihracatımızı koruyabildik. Yılın ilk çeyreğinde, en çok ihracat gerçekleştirdiğimiz pazarlarımızda büyüdük. Bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla Birleşik Krallık’a yüzde 42.7, Almanya’ya yüzde 5, Norveç’e ise yüzde 26 oranında ihracat artışları gerçekleştirdik. Yurt içi ve yurt dışında sektörlerimize yönelik düzenlediğimiz etkinliklerimiz ile yılın ilk çeyreğini başarılı bir şekilde tamamladığımızı söylemekten mutluluk duyarım.” dedi. İstanbul İhracatçı Birlikleri (İİB), bünyesinde bulunan yedi ihracatçı birliğine üye farklı şehirlerde faaliyet gösteren 20 bini aşkın firma ile 2026 yılının ilk üç ayında, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla artış ile 2 milyar 930 milyon dolar tutarında ihracat yaptı. İstanbul İhracatçıları, 183 ülke pazarına ürün sattı ve ülke ihracatındaki payını yüzde 5.3’e çıkardı. İstanbul İhracatçı Birlikleri, mart ayında ise bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 2.8 oranında artış ile 1 milyar 14 milyon dolar tutarında ihracat yaptı. İlk çeyrekte en fazla ihracat Birleşik Krallık’a İstanbul İhracatçı Birlikleri, yılın ilk üç ayında, değer bazında en fazla ihracatı 176 milyon dolar ile Birleşik Krallık’a gerçekleştirdi. Birleşik Krallık’a en fazla gemi ile kağıt ve karton ürünleri satıldı. İİB, Birleşik Krallık’ın ardından değer bazında en fazla Almanya, Norveç, Amerika Birleşik Devletleri ve Irak’a ihracat yaptı. İİB tarafından yapılan ihracatta; Almanya’ya fındık ve mamulleri ile kağıt ve karton ürünleri; Norveç’e gemi; Amerika Birleşik Devletleri’ne hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri şeker ve şekerli mamuller alt sektörü ile kağıt ve karton ürünleri: Irak’a ise, ağaç ve orman ürünleri ile hayvansal mamuller ön plana çıktı. Ülke grupları baz alındığında ise İİB’nin en fazla ihracat yaptığı bölge, 757 milyon dolar ile Avrupa Birliği ülkeleri oldu. AB’ye yapılan ihracat, bir önceki döneme kıyasla yüzde 4.1 oranında arttı. İİB bünyesinde bulunan birliklerden İstanbul Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR), 2026 yılının ilk çeyreğinde, 846 milyon dolar; İstanbul Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği, 816.5 milyon dolar; Gemi, Yat ve Hizmetleri İhracatçıları Birliği (GYHİB), 585 milyon dolar; İstanbul Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği (İSHİB), 297.5 milyon dolar; İstanbul Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İFMİB), 230.5 milyon dolar; İstanbul Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği, 137 milyon dolar; İstanbul Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (KUMİB), 79 milyon dolar tutarında ihracat gerçekleştirdi. Özkan: Yılın ilk çeyreğinde, en çok ihracat gerçekleştirdiğimiz pazarlarımızda büyüdük İstanbul İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Erkan Özkan, “Bölgemizde yaşanan gerginlikler ve yakın coğrafyamızdaki savaşların da etkisine rağmen, yılın ilk 3 ayında, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla, yüzde 0.3 oranında artışla, ihracatımızı koruyabildik. Yılın ilk çeyreğinde, en çok ihracat gerçekleştirdiğimiz pazarlarımızda büyüdük. Bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla Birleşik Krallık’a yüzde 42.7, Almanya’ya yüzde 5, Norveç’e ise yüzde 26 oranında ihracat artışları gerçekleştirdik. Yurt içi ve yurt dışında sektörlerimize yönelik düzenlediğimiz etkinliklerimiz ile yılın ilk çeyreğini başarılı bir şekilde tamamladığımızı söylemekten mutluluk duyarım. Bölgenin önemli fuarlarına katılarak, sektörlerimizi farklı coğrafyalarda başarılı bir şekilde temsil ettik. İstanbul Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği (İSHİB), Kuzey Amerika’nın en önemli su ürünleri fuarlarından Seafood Expo North America (SENA) 2026’ya, info stant ile katılarak, Türk su ürünlerinin tanıtımını yaptı. Turquality Projesi kapsamında yürütülen çalışmalar çerçevesinde, ABD’nin ünlü şefleri tarafından Türk su ürünleri kullanılarak hazırlanan özel menülerle tadım etkinlikleri yapıldı. Dünyanın dört bir yanından mobilya üreticileri, ihracatçıları ve satın almacıları bir araya getiren CIFF 2026 Uluslararası Mobilya Fuarı’nda, Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri sektör kurulunda yer alan dört İhracatçı birliğinin (AKİB, EİB, İİB, OAİB) ortak katılım standı, “Heartmade” konsepti ile yoğun ilgi gördü. İstanbul Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği (İYMSİB), Almanya’nın Düsseldorf şehrinde düzenlenen Prowein Uluslararası Şarap ve İçecek Fuarı’na info stant ile katılarak, Türkiye’nin meyve ve sebze ürünlerini tanıttı. Mobilya Sektörü Rekabetçilik Çalıştayı, Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) ev sahipliğinde ve İstanbul İhracatçı Birlikleri’nin (İİB) organizasyonunda gerçekleştirildi. Bu ay ihracatçılarımıza yönelik eğitimlerimiz de oldu. İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin (İHBİR) “İHBİR Teknik Eğitim Programı” kapsamında düzenlediği “Gıda Endüstrisi Perspektifinden Uygulamalı Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi (LCA): Modelleme, Analiz ve Raporlama” eğitimi, firma temsilcilerinin katılımı ile yapıldı. İstanbul İhracatçı Birlikleri (İİB); “Satışta Etkili İkna Teknikleri”, Dış Ticarette Sahtecilik ve Dolandırıcılık: Riskler, Yaptırımlar ve Korunma Yöntemleri konularında genel katılıma açık, ücretsiz, çevrim içi eğitimler düzenledi. İİB, önümüzdeki aylarda da düzenleyeceği etkinlikler ile ihracat bayrağını dünyanın farklı ülkelerinde dalgalandırmaya devam edecek” dedi.

Özer Matlı: ''Orta Doğu'daki Gelişmeler Tarım ve Gıda Piyasalarını Etkiliyor'' Haber

Özer Matlı: ''Orta Doğu'daki Gelişmeler Tarım ve Gıda Piyasalarını Etkiliyor''

Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, Orta Doğu’da derinleşen savaşın yalnızca enerji piyasalarını değil, tarım ve gıda zincirinin tamamını etkilediğini söyledi. Petrol fiyatlarındaki yükseliş, Hürmüz Boğazı’ndaki riskler ve gübre tedariğindeki kırılganlıkların maliyet baskısını artırdığını belirten Matlı, “Bu tablo, önümüzdeki dönemde gıda fiyatları üzerinde yeni bir artış dalgasını tetikleyebilir” dedi. Orta Doğu’da son haftalarda tırmanan savaşın küresel piyasalarda yarattığı sarsıntı, Türkiye gibi enerji ve bazı stratejik tarımsal girdilerde dışa bağımlı ekonomiler açısından yeni bir risk alanına dönüşmüş durumda. Küresel enerji piyasalarında artan oynaklıkla birlikte Brent petrol varil fiyatının mart ayında 100 dolar sınırını aşması ve Hürmüz Boğazı’nda yaşanan aksaklıklar, arz yönlü riskleri artırarak maliyet baskısını derinleştiriyor. Enerjideki dalgalanma tarım ve gıdaya doğrudan yansıyor Yaşanan gelişmelerin artık yalnızca enerji başlığı altında değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB) Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, jeopolitik krizlerin tarım sektöründeki etkisine dikkat çekti. Matlı, “Orta Doğu’daki savaş ortamı, petrol ve doğalgaz fiyatları üzerinden sanayiye; gübre, yem, lojistik ve navlun maliyetleri üzerinden de tarım ve gıda sektörüne yansıyor. Türkiye, ithalat ağırlıklı girdi yapısı nedeniyle bu tür jeopolitik kırılmalara karşı daha hassas bir konumda. Bugün enerjide yaşanan her dalgalanma, yarın tarlada maliyet, hasatta verim kaybı ve tezgâhta fiyat artışı olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu noktada devletimizin süreçte sağduyulu bir politika izlemesi ve savaş ortamından uzak durma yönündeki yaklaşımı, risklerin yönetilmesi açısından önemli bir denge unsuru oluşturmaktadır” dedi. Hürmüz Boğazı’ndaki risk gübre tedarikini de etkiliyor Hürmüz Boğazı’nda son dönemde artan jeopolitik risklerin, yalnızca petrol sevkiyatını değil, tarımsal üretimin önemli girdilerinden olan gübre tedarikini de etkilediğine dikkat çeken Özer Matlı, “Bölgedeki gelişmeler, üre, amonyak ve benzeri kritik hammaddelere erişimde zaman zaman zorluklar yaşanmasına neden olabiliyor. Şubat ayından bu yana gözlemlenen bu tablo, gübre fiyatlarında yüzde 20-25 aralığında bir artışı beraberinde getirirken, akaryakıt fiyatlarının 70 lira seviyelerinde seyretmesi de üreticilerimizin maliyetlerini artırmaktadır” ifadelerini kullandı. Süreçte üretim tarafındaki dengeleri korumak adına atılan adımların kıymetli olduğunu vurgulayan Başkan Özer Matlı, “Bu noktada, 7 Mart’ta yayımlanan kararla üre gübresinde bazı ülkelerden yapılan ithalat için uygulanan yüzde 6,5’lik gümrük vergisinin tüm ülkeler için sıfırlanmasını, üreticilerimiz adına küçük de olsa moral verici bir destek olarak görüyoruz. Ancak tarımsal sürdürülebilirliğin devamı için bu tür önlemlerin zamanında alınması; sürecin dikkatle yönetilmesi, arz-talep dengesinin korunması, gıda fiyatlarında istikrarın sağlanması açısından kritik önem taşımaktadır” diye konuştu. Orta Doğu pazarı ihracat açısından kritik önemde Riskin sadece iç pazarla sınırlı olmadığını, Türkiye’nin gıda ihracatı için Orta Doğu’nun kritik bir kale olduğunu hatırlatan Başkan Matlı, “Hububat, bakliyat ve yağlı tohumlar sektöründe önemli bir ihracat hacmine sahibiz ve bunun yaklaşık 4 milyar dolarlık kısmı Orta Doğu ülkelerine gerçekleştiriliyor. Özellikle Irak, sektörümüz açısından en büyük pazar konumunda yer alıyor. Süt ve süt ürünlerinde de benzer bir yoğunlaşma söz konusu. Bölge ülkeleriyle olan ticaretimiz, yaşanan her gerilimden doğrudan etkileniyor. Bu süreçte ihracat performansımızı korumak için pazar çeşitliliği hayati önem taşıyor” ifadelerini kullandı. “Yeni dönemde risk yönetimi kritik olacak” Bursa Ticaret Borsası olarak süreci yalnızca kısa vadeli bir piyasa dalgalanması olarak görmediklerini ve gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirten Başkan Özer Matlı, “Bundan sonraki dönemde şirketlerimiz için en kritik başlıklar; girdi tedarik güvenliği, pazar çeşitlendirmesi, maliyet yönetimi ve finansal dayanıklılık olacaktır. Artık ‘bekle-gör’ yaklaşımının değil, ‘erken önlem al, kaynağı çeşitlendir, riski dağıt’ anlayışının zorunlu hale geldiği bir dönemdeyiz. Üyelerimizin rekabet gücünü koruyacak, tedarik ve ihracat risklerini azaltacak ve tarım-gıda zincirinin dayanıklılığını artıracak çalışmalara odaklanmayı sürdüreceğiz” dedi.

Kadın Girişimciler İhracatta Daha Güçlü Adım Atacak Haber

Kadın Girişimciler İhracatta Daha Güçlü Adım Atacak

Ege İhracatçı Birlikleri’nin ve TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu iş birliğiyle yürütülen “İhracatta Kadın Gücü 2026 – Kadın Girişimciler İçin İhracatta Dönüşüm Programı”nın açılış dersi gerçekleştirildi. “İhracat Yolculuğuna Başlarken: Küresel Perspektif ve İlham” başlığıyla düzenlenen programda; küresel ekonomideki dönüşüm, girişimciliğin geleceği ve ilk ihracat hikâyeleri ele alındı. İlham Buluşmaları kapsamında ise TOBB İzmir KGK İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Ayhan Seyfeli ve Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Muhammet Öztürk ilk ihracat deneyimlerini aktararak katılımcılara yol gösterdi. Prof. Dr. Yaşar Uysal’ın moderasyonunda gerçekleşen oturumda; “Değişen Dünya Ekonomisi ve Geleceğin Girişimcisi” başlığıyla önemli değerlendirmeler paylaşıldı. Sektörümüz üretim kapasitesi, ürün çeşitliliği ve ihracat performansı ile ülke ekonomisinin temel taşlarından biri Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Muhammet Öztürk, “Burada “İhracatta Kadın Gücü” başlığı altında bir araya gelmemiz, aslında yalnızca bir farkındalık oluşturma çabası değil; aynı zamanda ülkemizin ihracat hedeflerine ulaşmasında kadın girişimcilerimizin üstleneceği kritik rolün de güçlü bir göstergesidir. Başkanı olduğum sektör, yani hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü; üretim kapasitesi, ürün çeşitliliği ve ihracat performansı ile ülke ekonomisinin temel taşlarından biri konumundadır. Bugün 190’dan fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren sektörümüz, küresel pazarlarda güçlü bir yer edinmiş durumdadır.” dedi. Kadınların iş dünyasına kattığı bakış açısı, ihracatımızın niteliğini artıracak en önemli unsurlardan biri Başkan Öztürk, “Artık yalnızca üretmek ve ihraç etmek yeterli değil. Değişen dünya ekonomisinde; katma değerli üretim, markalaşma, sürdürülebilirlik ve inovasyon gibi alanlarda kendimizi sürekli geliştirmek zorundayız. İşte tam da bu noktada, kadın girişimcilerimizin sürece daha fazla dahil olması büyük önem taşıyor. Kadınların iş dünyasına kattığı bakış açısı, disiplin ve sürdürülebilirlik yaklaşımı, ihracatımızın niteliğini artıracak en önemli unsurlardan biridir. Bugün konuşacağımız ihracat yolculuğu; yalnızca yeni pazarlara açılmak değil, aynı zamanda daha güçlü markalar yaratmak, küresel rekabette kalıcı olmak ve ülkemizi daha yüksek katma değerli üretimle öne çıkarmak anlamına gelmektedir.” diye konuştu. Bizi daha ileriye taşıyacak olan kadın girişimcilerimizin daha aktif rol alması Ege Bölgesi olarak güçlü bir üretim ve ihracat altyapısına sahip olduklarını belirten Öztürk, “Bu gücü daha ileriye taşıyacak olan ise kadın girişimcilerimizin bu yapının içinde daha aktif rol almasıdır. Ege İhracatçı Birlikleri olarak, kadın girişimcilerimizin ihracata yönlendirilmesi, uluslararası pazarlara erişimlerinin artırılması ve rekabet güçlerinin geliştirilmesi için çalışmalarımıza kararlılıkla devam ediyoruz. Programımızın yeni bakış açıları kazandıracağına, ilham verici hikâyelerle hepimize yol göstereceğine ve güçlü iş birliklerinin oluşmasına katkı sağlayacağına inanıyorum.” diyerek sözlerini tamamladı. Süreç yönetiminden devlet desteklerine, markalaşmadan e-ihracata, liderlikten yapay zekâ destekli pazar araştırmasına TOBB İzmir KGK İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Ayhan Seyfeli, “Geçtiğimiz yıl ilk kez başlattığımız bu program, kadın girişimcilerden gördüğümüz yoğun ilgi ve ortaya çıkan güçlü sonuçlar doğrultusunda bu yıl ikinci kez uygulanıyor. Bu durum, kadın girişimcilerimizin ihracata yönelik gelişim talebinin ne kadar güçlü olduğunu ve bu alandaki çalışmaların ne kadar doğru bir ihtiyaca karşılık verdiğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bugün gerçekleştirdiğimiz açılış dersi, yalnızca bir eğitim programının başlangıcı değil; aynı zamanda kadın girişimcilerimizin yerel pazardan küresel pazara uzanan yolculuğunda atılan stratejik bir adımdır. “İhracat Yolculuğuna Başlarken: Küresel Perspektif ve İlham” başlığıyla başlayan bu süreç, önümüzdeki haftalarda ihracat süreç yönetiminden devlet desteklerine, markalaşmadan e-ihracata, liderlikten yapay zekâ destekli pazar araştırmasına kadar birçok kritik başlığı kapsayan bütüncül bir gelişim programı olarak ilerleyecektir.” dedi. Temel hedefimiz kadın girişimcilerimizin ihracata daha bilinçli, daha güçlü ve daha özgüvenli adım atması Seyfeli, “Günümüzde kadın girişimcilerin sürdürülebilir büyüme sağlayabilmesi, markalarını güçlendirebilmesi ve rekabet gücünü artırabilmesi için ihracat artık bir seçenek değil, stratejik bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu programın temel hedefi de tam olarak bu noktada; kadın girişimcilerimizin ihracata daha bilinçli, daha güçlü ve daha özgüvenli adım atmasını sağlamaktır. İnanıyoruz ki bu süreç sonunda yalnızca bilgi kazanan değil; aynı zamanda ihracata yönelen, yeni pazarlara açılan ve başarı hikâyeleriyle örnek olacak kadın girişimciler kazanmış olacağız.” diye konuştu. Kadın girişimcilerimizin ihracata erişimini kolaylaştıracak, onları sistemli ve sürdürülebilir bir şekilde güçlendirecek bu programı hayata geçirdik Ege İhracatçı Birlikleri Genel Sekreteri İ. Cumhur İşbırakmaz, küresel ticaretin hızla dönüştüğü bir dönemden geçtiğini, sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve veri odaklı karar alma süreçlerinin artık ihracatın ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda olduğunu söyleyerek sözlerine şöyle devam etti: “Bu yeni düzende başarılı olmak, yalnızca üretmekle değil; doğru stratejiyle, doğru araçlarla ve doğru bilgiyle hareket etmekle mümkün. Biz de Ege İhracatçı Birlikleri olarak bu ihtiyacı çok net görüyoruz. Bu nedenle, TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulumuz ile birlikte, kadın girişimcilerimizin ihracata erişimini kolaylaştıracak, onları sistemli ve sürdürülebilir bir şekilde güçlendirecek bu programı hayata geçirdik. Bu programı klasik bir eğitim sürecinden farklı olarak kurguladık. Katılımcılarımız yalnızca bilgi edinmeyecek; aynı zamanda kendi firmaları için somut çıktılar üretecekler.” Her bir katılımcımız kendi ihracat yol haritasını oluşturmuş olacak. İşbırakmaz, “Program süresince; ihracata hazırlık seviyelerini objektif olarak değerlendirecek, rekabet ve marka stratejilerini geliştirecek, satış ve B2B kapasitelerini güçlendirecek, e-ihracat ve dijital pazarlama süreçlerini öğrenecek ve yapay zekâ destekli pazar araştırması araçlarını etkin şekilde kullanmayı deneyimleyecekler. En önemlisi ise, program sonunda her bir katılımcımız kendi ihracat yol haritasını oluşturmuş olacak. Yaklaşık 10 haftaya yayılan bu süreçte; eğitimlerin yanı sıra ilham buluşmaları, B2B eşleştirme günü ve final zirvesi ile katılımcılarımıza yalnızca bilgi değil, aynı zamanda güçlü bir iş ağı da sunuyoruz. Kadın girişimcilerimizin ihracattaki varlığı güçlendikçe, ülkemizin ihracat kapasitesi de aynı ölçüde güçlenecektir.” dedi.

Jeopolitik Gerilim Bölgesel Ticaret Akışlarını Doğrudan Etkiliyor Haber

Jeopolitik Gerilim Bölgesel Ticaret Akışlarını Doğrudan Etkiliyor

Akdeniz Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (AHBİB) Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Memiş, şubat ayında 140,8 milyon dolar ihracat gerçekleştirdiklerini açıkladı. Başkan Veysel Memiş, küresel talepteki dalgalanmalara rağmen ürün çeşitliliği ve katma değerli üretimin ihracatta dengeleyici rol oynadığını vurgulayarak, “Şubat ayında bölge ihracatımız geçen yılın aynı dönemine göre sınırlı bir düşüş gösterdi; ancak işlenmiş gıda ürünlerimiz ve geniş ürün portföyümüzün güçlü performansı sayesinde ihracatımız istikrarlı bir şekilde yüksek seviyesini koruyor.” dedi. “Orta Doğu’da artan jeopolitik gerilim bölgesel ticaret akışlarını doğrudan etkiliyor” Küresel gelişmelerin sektöre yansımalarını değerlendiren Başkan Veysel Memiş, Orta Doğu’da artan jeopolitik gerilimin bölgesel ticaret akışlarını doğrudan etkilediğini belirterek, özellikle lojistik maliyetlerde yaşanan sert artışın ihracat planlamasını zorlaştırdığını söyledi. Veysel Memiş, “Orta Doğu’daki gerilim, ticaret rotalarının güvenliği ve maliyet yapısı üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Bölgenin içinde bulunduğu belirsizlik ortamı, hem ticaret akışını hem de fiyat dengelerini doğrudan etkiliyor. Bu süreçte bazı fırsatçı yaklaşımların maliyetleri spekülatif şekilde artırması ihracatçılar açısından önemli bir risk oluşturuyor.” diye konuştu. Navlun ve operasyonel giderlerde yaşanan artışın yalnızca taşıma ücretleriyle sınırlı kalmadığını ifade eden Veysel Memiş, özellikle savaş riski nedeniyle uygulanan ek primlerin lojistik maliyetlerini hızla yükselttiğine dikkat çekti. Veysel Memiş, “Yük taşıma ücretlerinin yanı sıra yükleme ve boşaltma bedelleri, liman hizmetleri, sigorta primleri ve risk farkları da ciddi oranlarda arttı. Özellikle savaş riski gerekçesiyle uygulanan ek teminat ve sigorta primleri toplam lojistik maliyetlerini katladı. Kısa süre içinde 4-5 kat seviyesine ulaşan bu artış, ihracatçının maliyet hesaplarını öngörülemez hale getiriyor.” değerlendirmesinde bulundu. “Lojistik maliyetlerde dengeli ve makul bir yapı korunmalı” Artan maliyetlerin ihracatçıların kârlılığını doğrudan erittiğini vurgulayan Veysel Memiş, maliyetlerin fiyatlara yansıtılması halinde ise hedef pazarlarda rekabet avantajının zayıfladığına işaret etti. Veysel Memiş, “İhracatçı bu maliyet artışını tek başına üstlenemez. Fiyatlara yansıtıldığında ise rekabet gücü zayıflıyor ve sipariş akışı yavaşlıyor. Bu durum yalnızca maliyet artışı değil, aynı zamanda pazar kaybı riski anlamına geliyor. Bu nedenle lojistik maliyetlerde dengeli ve makul bir yapı korunmalı.” diye konuştu. Kriz dönemlerinde lojistik zincirinin kesintisiz işlemesinin ticaretin sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşıdığını belirten Veysel Memiş, ani ve kontrolsüz maliyet artışlarının küresel tedarik zincirini de olumsuz etkilediğini dile getirdi. Veysel Memiş, “Lojistikte yaşanan sert dalgalanmalar yalnızca ihracatçıyı değil, ithalatçı firmaları ve nihai tüketicileri de etkiliyor. Tedarik güvenliğinin korunması için maliyetlerde öngörülebilir ve dengeli bir yapının sürdürülmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı. “En fazla ihracatı pastacılık ürünlerinde gerçekleştirdik; ülke bazında ise Suriye öne çıktı” AHBİB’in şubat ayı ihracatını ürün gruplarına göre değerlendiren Veysel Memiş, özellikle işlenmiş gıda ürünlerinin ihracatta önemli bir denge unsuru olmaya devam ettiğini vurguladı. Veysel Memiş, şunları söyledi: “Sektör ihracatımızda ürün çeşitliliğinin sağladığı avantajı açık şekilde görüyoruz. Pastacılık ürünleri 27,4 milyon dolarlık ihracat ve yüzde 20’lik pay ile şubat ayında en fazla ihracat gerçekleştirdiğimiz ürün grubu oldu. Tatlı bisküvi ve gofretler ise yaklaşık 8 milyon dolarlık ihracatla toplam ihracatımızın yüzde 6’sını oluşturdu. Bakliyat ürünlerinde ise küresel fiyat hareketleri ve talep değişimlerinin etkisi hissediliyor. Şubat ayında bakliyat ihracatımız 26,7 milyon dolar olarak gerçekleşti ve geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 23’lük bir gerileme yaşandı. Özellikle bezelye ve bazı baklagil kalemlerinde miktar ve değer bazında düşüşler dikkat çekti. Buna karşın kırmızı mercimek 19,6 milyon dolarlık ihracatla sektörümüzün en güçlü ürünlerinden biri olmaya devam etti. Bitkisel yağ grubunda ise güçlü bir performans yakaladık. Bu alandaki ihracatın sektör için önemli bir büyüme alanı oldu. Yağlı tohumlar ihracatımız yüzde 16 artışla 20,9 milyon dolara ulaştı. Özellikle yer fıstığı ve ayçiçeği tohumu ürünlerinde artan talep, bu ürün grubunun toplam ihracatımız içindeki payını güçlendirdi. AHBİB’in ülke bazında şubat ayı ihracat verilerine göre en fazla ihracatın komşu ülkelere gerçekleştirildiğini belirten Veysel Memiş, bölge pazarlarının sektör için stratejik önemini koruduğunu dile getirdi. Veysel Memiş, “Şubat ayında en fazla ihracatı 14,5 milyon dolar ve yüzde 11 pay ile Suriye’ye gerçekleştirdik. Bu ülkeyi 11,9 milyon dolar ve yüzde 9 pay ile Irak takip etti. Sudan 8,7 milyon dolarlık ihracatla üçüncü sırada yer alırken Almanya 6,9 milyon dolar değer ile Avrupa pazarında önemli bir konumda bulunuyor.” dedi.

Reis Gıda’ya Yeşil Ekonomi Ödülü Haber

Reis Gıda’ya Yeşil Ekonomi Ödülü

21 Şubat’ta Yeni Arayışlar Girişimi Platformu Derneği (YAPDER) tarafından düzenlenen 18. Küresel Isınma Kurultayı ve Yeşil Ekonomi Ödülleri, iklim krizinin ertelenemez bir küresel meydan okuma olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bu yılki ödül, sürdürülebilir tarım ve iklim dostu üretim anlayışı ile öne çıkan Reis Gıda’ya verildi. 21 Şubat’ta gerçekleştirilen Kurultay’da bilim dünyası, iş dünyası ve sivil toplum temsilcileri bir araya gelerek iklim dönüşümünün kentlere, ekonomiye ve yaşam biçimlerine etkilerini kapsamlı biçimde değerlendirdi. Toplantıda, tarımsal üretimin güçlendirilmesi, doğal kaynakların bilinçli kullanımı ve gıda arz güvenliğinin sürdürülebilir şekilde desteklenmesi yönünde kararlılık mesajları paylaşıldı. Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, 2000’li yılların başından bu yana sürdürülebilir tarımı şirket vizyonunun temel unsurlarından biri olarak konumlandırıyor. Mehmet Reis, 2016 Dünya Gıda Günü kapsamında gerçekleştirdiği sunumda; su verimliliği, toprak sağlığının korunması ve planlı üretimin stratejik önemine dikkat çekmiş, bakliyatın hem çevresel hem ekonomik değer üreten bir ürün grubu olduğunu ifade etti. Reis, farklı platformlarda yaptığı açıklamalarda üretimin doğayla uyum içinde yürütülmesinin hem ekonomik kalkınma hem de gelecek kuşaklar için değer oluşturduğunu vurguluyor. Sürdürülebilir Tarımda Güçlü ve Yapıcı Bir Model Mehmet Reis’in yaklaşımında sürdürülebilir tarım, verimlilik artışı ile doğal kaynakların korunmasını aynı potada buluşturan bütüncül bir model olarak tanımlanıyor. Tarımın iklim koşullarına hızlı uyum sağlayabilen bir sektör olduğunu ifade eden Reis, suyun etkin kullanımı, toprağın verimliliğinin desteklenmesi ve yerel üretimin güçlendirilmesiyle dayanıklı bir tarım yapısının mümkün olduğunu belirtiyor. Kırsalda üretim dinamizminin artırılması, gençlerin tarıma kazandırılması ve dijital tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması, Reis Gıda’nın vizyonunun önemli başlıkları arasında yer alıyor. Bu yaklaşım, üretim kapasitesini güçlendirirken aynı zamanda tarımsal sürdürülebilirliği desteklemektedir. Mehmet Reis’in vizyonunu yansıtan ifadelerden biri şu şekilde: “İklim değişikliği tarımı, tarım ekonomiyi, ekonomi ise toplumsal refahı doğrudan etkiliyor. Üretirken doğayı gözetmek bir sorumluluktur. Toprağı korumak geleceği korumaktır.” Sahada Hayata Geçen Projelerle Güçlenen Vizyon Reis Gıda’nın Yeşil Ekonomi Ödülü’ne layık görülmesi, sürdürülebilirlik vizyonunun sahadaki uygulamalarla desteklenmesinin bir göstergesi olduğu ifade edildi. 2020 yılında başlatılan Reis Bakliyat Köyleri Projesi ile yerli ve sertifikalı tohum kullanımı yaygınlaştırılırken; Samsun Bafra’da çeltik ve bakliyat üretimi gerçekleştirildi, Bolu Çamyayla’da kadın kooperatifleriyle iş birliği içinde üretim modeli güçlendirildi. Proje sonraki yıllarda da devam ederken, Niğde Çarıklı köyünde ata tohumlarıyla üretim yapılarak yerel çeşitliliğin korunmasına katkı sağlandı. Bu çalışmalar, toprağın verimliliğini destekleyen ve yerel kalkınmayı güçlendiren bir model ortaya koyuyor. Reis Gıda, sürdürülebilir tarımı yalnızca üretim modeli olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir bilinç ve dönüşüm alanı olarak ele alıyor. Bu kapsamda, gıda israfının azaltılmasına yönelik küresel ölçekte yürütülen 10x20x30 girişimine destek vererek, tedarik zincirinde kayıpların azaltılması ve daha verimli üretim süreçlerinin teşvik edilmesi yönünde sorumluluk üstleniyor. Uluslararası ölçekte benimsenen bu yaklaşım, üretimden perakendeye kadar uzanan değer zincirinde daha bilinçli bir sistem kurulmasına katkı sağlıyor. Reis Gıda aynı zamanda “Sofrana Sahip Çık” gibi ulusal farkındalık kampanyalarına katılarak, tüketiciden üreticiye kadar tüm paydaşları kapsayan bir bilinç dönüşümünü destekliyor. Reis bakliyatın hem çevresel sürdürülebilirlik hem de sağlıklı beslenme açısından taşıdığı değeri farklı platformlarda anlatarak iklim dostu ürün gruplarının yaygınlaşmasına katkı sunuyor. Gençlerin tarıma kazandırılması ve kırsalda üretim dinamizminin artırılması ise şirket vizyonunun önemli bir parçası. Mehmet Reis’in söylemlerinde de sık sık vurguladığı üzere, genç nüfusun tarıma dahil edilmesi ve çiftçilerin bilgi teknolojileri ile desteklenmesi, sürdürülebilir tarım için kritik öncelikler arasında yer alıyor. Mehmet Reis’in bu yılki Kurultay’daki değerlendirmeleri, Reis Gıda’nın vizyonunu özetler nitelikte olup şu ifadelere yer verildi: “Tarım, iklim değişikliğine karşı en ön cephedir. Toprağı korumak, suyu verimli kullanmak ve yerel üretimi güçlendirmek, hem ulusal gıda güvenliğimizi hem de iklim dayanıklılığımızı artırır.” Reis Gıda, Yeşil Ekonomi Ödülü ile bu vizyonunu bir kez daha tescil ederken stratejik, uzun vadeli ve somut iklim eylem planlarını sürdürme kararlılığını bir kez daha gösterdi.

Gürer: ''İthal Değil, Yerli Üretimle Tarım Ayağa Kalkmalıdır'' Haber

Gürer: ''İthal Değil, Yerli Üretimle Tarım Ayağa Kalkmalıdır''

CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, tarım kesiminin kredi kullanarak ayakta durmaya çalıştığını belirtti. Geçen yıl yaşanan üretim kayıplarının tarımdaki sorunları artırdığını ifade eden Gürer, ithale dayalı olarak gıda açığının giderilmeye çalışılmasının, çevremizde birden çok savaşın yaşandığı bir dönemde ciddi riskler yarattığını vurguladı. Bu nedenle arz açığı bulunan temel gıda ürünleri için acil önlemler alınması gerektiğini söyledi. Savaşların ve salgınların ders niteliğinde olduğuna dikkat çeken Gürer, bu nedenle üretimin kapsamlı biçimde planlanması gerektiğini belirterek, “Savaşlar, gıdada kendi kendine yeterliliğin zorunluluğunu gösteriyor. İthal değil, yerli üretimle tarım ayağa kaldırılmalıdır. Çiftçi, üretici ve besici, borçla üretimi ve hayvancılığı sürdürmeye çalışmaktadır.” dedi. Ömer Fethi Gürer, 2025 yılının tarım kesimi için çok zor bir yıl olduğunu belirterek şunları söyledi: “Kuraklık ve zirai donun yanı sıra düşük alım fiyatları, çiftçiyi, üreticiyi ve besiciyi daha çok borçlanmaya neden oldu. Tarım sektörü geçen yıl saatte 42 milyon TL borçlandı. Kredi ödeyemeyen çiftçi ve besici icralık oldu. Bunun yanında, 2002 yılının altında üretim yapılan ürünler de oldu. Dünya; savaş, salgın ve iklim değişikliğinin etkisi altında. Birçok ülkede olduğu gibi, kendi kendine yeten ülkeler dışında ithal ürün alan ülkeler her olumsuz gelişmeden doğrudan etkileniyor. Ülkemizde yaşanan süreçleri dikkate alarak mutlaka bakliyat ve hububat başta olmak üzere gıda üretiminde yeterli düzeye ermeliyiz. Bunun yolu da ihtiyaçlar dikkate alınarak planlı üretime geçilmesidir.” CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, tarım kesiminin bir yılda kredi borcunun 370 milyar TL artarak 1,2 trilyon lirayı aşan bir boyuta ulaştığını belirtti. Bu borç yükünün tarım sektörünü icra kıskacına aldığını ifade eden Gürer, 5 binden fazla tarla ve yüzlerce üretim aracının icra daireleri tarafından satışa çıkarıldığını söyledi. “Yeni krediye erişemeyen, beklediği gelire de ulaşamayan üretici büyük sıkıntıya düştü.” diyen Gürer, sözlerini şöyle tamamladı: “Artık sadece traktör değil, iflas edenlerin tohumu ve ilacı bile icradan satılıyor. Çiftçi, üretici ve besici, borçları nedeniyle tarımın dışına itilmemelidir.” GEÇEN YIL HERGÜN 1 MİLYARIN ÜSTÜNDE TARIM KESİMİ BORÇLANDI. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Tarım borçları son bir yılda %42,7 oranında artış gösterdi. Bu artış hızı, sadece bir günde ortalama 1 milyar 15 milyon TL yeni borç yükü anlamına geliyor. 26 Şubat 2026 gününe kadar bu yıl verileri ise her gün yaklaşık 200 tarlanın icra daireleri ve sulh hukuk mahkemesi tarafından satışa çıkarıldığını gösteriyor” diye konuştu. "1 YILDA BORÇ DAĞ GİBİ BÜYÜDÜ" Ömer Fethi Gürer, 2024 ve 2025 yılları arasındaki değişkenlik 2026 yılına bu yönden de iktidarın daha çözümcü bakması gerektiğini gösteriyor. 2024 yılını tarım sektörü 868 milyar 658 milyon TL borçla bitirmişti. 2025 yılını 1 trilyon 239 milyar 445 milyon TL borçla kapattı. Bu, tarım tarihimizde bir yılda yaşanan en yüksek artıştır. Çiftçinin sırtına bir yılda tam 370 milyar liradan fazla ek yük bindi. Bunu tarım kesimi sırtına yüklemek üretenleri ezer.Bu nedenle destekler artırılmalıdır.Özellikle akaryakıt,gübre,yem ithal ürünler olarak savaşlarında etkisiyle artacağı görülüyor.Bu süreç tarım kesimini daha zorlayacaktır.Aynı zamanda savaşlar stoklama gereği artırması ithal ürün temininde sorun yaratacağı hesaplanıp yerli üretimi arttırıcı politikalar oluşturulmalıdır “ dedi. "İCRA DAİRELERİ TARIM PAZARINA DÖNDÜ" CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, borç yükünün sadece rakamlardan ibaret olmadığını, somut bir mülkiyet kaybına dönüştüğünü vurgulayarak 26 Şubat itibarıyla icra dairelerindeki "satılık tarım envanterini" paylaşarak, "Sadece bugün icradan satılık listesine baktığımızda karşımıza çıkan tablo düşündürücüdür . 26 Şubat tarihinde; 60 traktör, 5 bin 249 tarla, 7 besi damı, 352 bağ ve 24 tarım makinesi icradan satışa çıktı. Çiftçinin eli, ayağı, toprağı elinden alınıyor. İcra daireleri adeta birer tarım pazarına dönüştü ama burada satış yapan çiftçi değil, alacaklı bankalar!" dedi. "İFLAS EDEN İŞLETMENİN TOHUMU BİLE HACİZLİ" CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarımdaki çöküşün boyutunun artık taşınmazları aşıp üretimin en temel girdilerine kadar ulaştığına dikkat çekti. “Çiftçi ve üreticinin tarlası, traktörü icrada satıldığı gibi, iflas eden işletmelerden çok sayıda tohum ve zirai ilaç dahi icra yoluyla satışa çıkarıldı. İcra ne bulursa satıyor. Çiftçi, üretici ve besici, tarımın bu şartlarda nasıl sürdürüleceğini düşünüyor. 2026 yılında, Tarım Kanunu’nun 21. maddesine göre verilmesi gereken doğrudan desteğin 772 milyar lira olması gerekirken, 168 milyar lira olarak verileceği açıklandı. Bu destek artırılmalıdır. Mazottan ÖTV ve KDV kaldırılmalıdır. Tarım kesiminin borçları ötelenip faizler silinerek, bir an önce haciz işlemleri durdurulmalıdır.” diye konuştu.

2025 Yılı Üretim Kaybı Rafa Zam Olarak Yansıdı Haber

2025 Yılı Üretim Kaybı Rafa Zam Olarak Yansıdı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, ekonomik sorunların artığı süreçte hem üreticinin hem de tüketicinin korunması için siyasi iktidarın yapması gerekenleri yapmayarak seyrettiği ve sorunların her geçen gün artığını, akaryakıt zamlarınızda süreci olumsuz etkilediğini söyledi. “BİZ TARIMIN GELİŞMESİNİ İSTİYORUZ” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarımda artan sorunların çözülmemesinin arz açığı oluşturması ile daha da sıkıntılı bir döneme verilebileceğini belirtti. Gürer, eleştirilerinin amacının ülkeye zarar vermek değil, aksine geleceğe katkı sunmak olduğunu belirtti. CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Biz bu ülkede tarımın gelişmesini, çiftçinin, üreticinin, besicinin daha iyi kazanca erip çiftçi refahının sağlanmasını; bunun yanı sıra raftaki ürünün de fiyatının uygun koşullara düşmesini istiyoruz. Girdi maliyetleri düşürülerek tarladan sofraya, ahırdan sofraya her ürünün fiyatının daha uygun koşullarda emeklimize, asgari ücretlimize erişmesini ve bu yolda yapılacakları anlatıyoruz,” dedi. Tarım politikalarındaki aksaklıkları dile getirmenin bir sorumluluk olduğunu ifade eden Ömer Fethi Gürer, “tarım politikalarının olumsuzluklarını söyleyerek özünde bu ülkenin bugününe ve geleceğine iyilik yapıyoruz” diye konuştu. “2025, 2002’NİN DE GERİSİNE DÜŞÜLEN BİR YIL OLDU” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2025 yılının ülke tarımı açısından en sorunlu dönemlerden biri olduğunu belirtti. “2025 yılı Türk tarımı için en sorunlu dönem oldu. 2002 yılının üretiminin altında fasulye, mercimek, nohut üretimleri gerçekleşti.” Nüfusun 2002’ye göre 30 milyonun üzerinde arttığını hatırlatan Gürer, buna rağmen üretimde gerileme yaşandığını söyledi. 2024 ve 2025 verilerini karşılaştırarak şu bilgileri paylaştı: 2024 yılında meyve, içecek ve baharat bitkileri üretimi 28 milyon tondu. 2025 yılında bu üretim 19 milyon 600 bin tona geriledi. 2024 yılında tahıl ve diğer bitkisel üretim 75 milyon 500 bin tondu. 2025 yılında 68 milyon 100 bin tona düştü. 2024 yılında sebze üretimi 30 milyon 600 bin tondu. 2025 yılında 30 milyon 300 bin tona geriledi. “Özellikle bakliyat ve hububatta çok ciddi anlamda üretim kaybı gerçekleşti. 2025 yılı üretim kaybı rafa zam olarak yansıdı”” diyen Gürer, bu tablo karşısında “Tarımda üretimde sorunumuz yok” açıklamalarını anlamanın mümkün olmadığını ifade etti. “BU KADAR ÜRETİM KAYBI VARSA ÇİFTÇİ NASIL SORUN YAŞAMAZ?” Ömer Fethi Gürer, resmi veriler üzerinden değerlendirme yapılması gerektiğini belirterek, “TÜİK’in bitkisel üretimle ilgili 2024 Aralık ve 2025 Aralık verilerine bakılsın, aradaki kayıp üretim fark görülecektir” dedi. Üretim kaybının sahada doğrudan hissedildiğini belirten Gürer, “Bu kadar üretim kaybının olduğu yerde o çiftçinin, o besicinin, o üreticinin sorun yaşamaması mümkün mü? Hayvan varlığınız azalacak, üretiminiz azalacak. Düşük alım fiyatı uygulandığı için çiftçi gelirleri daralacak. Çiftçilik bir yerde sürdürülebilmesi sorunlu noktaya erecek. Tarım arazileri daralacak. Sonra da tarımda her şey çok iyi denilecek bu nasıl mümkün olacak ” şeklinde konuştu. Sahada karşılaştıkları tabloyu da aktaran TBMM Tarım,Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, “Biz alanlara gidiyoruz, o çok iyileri bulamıyoruz. Ahırlar kapanmış, sorunlar artmış, sıkıntılar katlanmış. Her gittiğimiz yerde köylerde bize dert yanıyorlar. Bu insanlar keyfi için mi dert yanıyor?” ifadelerini kullandı. ŞAP HASTALIĞI VE KURAKLIK TEPKİSİ Hayvancılıktaki kayıplara da dikkat çeken CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, şap hastalığına ilişkin verilerin açıklanmadığını söyledi: “100 hayvanım vardı, 30 tanesini şapta kaybettim diyor üretici. Soruyoruz bakana; 2025 yılında yaşanan şap hastalığında kaç hayvan yitirdik? Açıklama yok. Açıklayın, 2025 yılında kaç hayvan kesime gitti? Kaç hayvan şartlı kesime gitti? Kaç hayvan telef oldu? Kaç hayvan kurban bayramında kesildi? Bu veriler ışığında kaç büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığımız var Açıklayın?” dedi. Enflasyon açıklamalarında zirai don ve kuraklığın etkisine dikkat çekildiğini hatırlatan Öner Fethi Gürer, bu afetlerden zarar gören üreticilere yeterli destek verilmediğini belirterek, “Zirai don ve kuraklıktan Türkiye’nin olumsuz etkilendiği söyleniyor. Peki, bunları üretenler ne oldu? TARSİM ve ÇKS’ye kayıtlı olanların dışında çiftçilik yapanlara herhangi bir destek verildi mi? Verilmedi. Kuraklıktan etkilenen çiftçiye destek verildi mi? Verilmedi. Bu çiftçi hali nedir diyen bir iktidar ne yazık ki yok ” dedi. ARTAN MALİYETLER, DARALAN GELİR Gürer, özellikle gübre, yem, akaryakıt zamlarının çiftçiyi doğrudan etkilediğini belirtti. Yılbaşından bu yana akaryakıta yüzde 10,8 oranında zam geldiğini ifade ederek, “100 dönümlük bir araziyi ekmek için yola çıkan çiftçi, daha tarlaya gitmeden 32 litresini yılbaşından bu yana kaybetmiş durumda” diye konuştu. Gürer, gübre, ilaç, tohum, elektrik, su ve mazot fiyatlarının arttığını; buna karşılık alım fiyatlarının düşük tutulduğunu ifade etti. “Girdi maliyetleri katlayacak, alım fiyatları düşük tutulacak, sonra da çiftçiye ‘üretim yapmaya devam et’ denecek. Bu nasıl olacak?” sözleriyle mevcut politikaları eleştirdi. “KOYUN PROJESİ DARALDI, YENİDEN MÜJDE DİYE SUNULUYOR” 2016-2018 yıllarında açıklanan koyun projesine de değinen CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, projenin büyük ölçüde daraldığını belirterek, “2016-2018 yıllarında açıklanan koyun projesi bu kez neredeyse yüzde 90 daralarak tekrar müjde diye sunuluyor,” diye konuştu. Gürer, “Önce gerçekçi olmalı, verileri doğru görmeli, doğru okumalı ve bunlar üzerinde çözüm üretmelidir” dedi. GÜBRE VE YEMDE %50 SÜBVANSİYON ŞART Ömer Fethi Gürer, “Kısa vadede öncelikle ilk yapılacak iş; gübrede, yemde en az yüzde 50 sübvansiyon sağlanmalı. Mazotta ÖTV ve KDV kaldırılmalı. Genç çiftçi ve kadın çiftçilerin Sosyal Güvenlik Kurumu primi devlet tarafından ödenmeli. Ayrıca tüm borçlar faizsiz olarak en az 3 yıl ötelenmeli. İcralar durdurulmalı. Traktöre, ahıra, hayvana gelen icralar bir an önce sonlandırılmalıdır.” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.