Hava Durumu

#Dezenflasyon

Kırsal Haber - Dezenflasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dezenflasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Tarım Maliyeti Temmuz’da Rekor Düşüş Gösterdi Haber

Tarım Maliyeti Temmuz’da Rekor Düşüş Gösterdi

Antalya Ticaret Borsası (ATB) ve Antalya Tarım Konseyi (ATAK) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Temmuz 2026 Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’ni (Tarım-GFE) değerlendirdi. Çandır, Tarım-GFE’nin Temmuz ayında aylık yüzde 0,2 arttığını belirtirken, “Temmuz ayı için açıklanan tarımsal girdi fiyat enflasyonunun bir önceki aya göre aylıkta son 10 yılın en düşüğü oldu. Bu rakam, endeksin ölçülmeye başlandığı 2015 yılından itibaren Temmuz ayları ortalamasının (2,43) ciddi düzeyde altında ilan edilmiştir” dedi. Tarım-GFE’nin Temmuz ayında yıllık yüzde 27,62 ilan edildiğine dikkat çeken Çandır, “Bu yıllık rakam, son 10 yılın Temmuz ayları ortalamasının (33,68) altında kalmıştır. Tarım-GFE yıllıkta son 6 yılın Temmuz aylarının altında ilan edildi. 10 yıllık Temmuz ayı ortalamalarına göre bakıldığında aylıkta ve yıllıkta ortalamanın altında artış göstermiştir” değerlendirmesinde bulundu. AYLIKTA ENERJİ ARTTI, GÜBRE DÜŞTÜ Temmuz ayı Tarım-GFE’nin alt kalemlerine bakıldığında, tohumda aylık yüzde 0,74, enerjide yüzde 4,82, gübrede yüzde -3,16, ilaçta yüzde 1,31, veteriner hizmetlerinde yüzde -1,05, yemde yüzde -1,64, diğer kalemlerde ise yüzde 1,47 değişim gösterdiğini belirten Çandır, aynı kalemlerin Temmuz ayındaki yıllık değişimlerine bakıldığında tohumda yüzde 29,92, enerjide yüzde 30,04, gübrede yüzde 33,07, ilaçta yüzde 22,69, veteriner hizmetlerinde yüzde 22,70, yemde yüzde 26,89, diğer kalemlerde ise yüzde 32,96 artış olduğunu belirtti. Çandır, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler kaleminde ise Temmuz ayında aylık yüzde 1,48 ve yıllıkta ise yüzde 20,53 artış ilan edildiğini kaydetti. TÜİK tarafından Temmuz ayı tarımsal üretici fiyat endeksi Tarım-ÜFE’nin aylık yüzde 2,31 ilan edildiğini anımsatan Başkan Çandır, “Geçmiş 15 yıllık Temmuz ayları ortalaması olan yüzde -0,23 ile karşılaştırıldığında ortalamanın ciddi üzerinde bir artış söz konusu olmuştur. Temmuz ayında Tarım-ÜFE yıllıkta ise yüzde 18,81’lik rakam ilan edilmişti. Geçmiş 15 yıllık ortalama olan yüzde 27,1 ile karşılaştırıldığında ortalamanın ciddi altında bir artış söz konusu olmuştur. Tarımsal girdi maliyetlerinin aynı dönemdeki yüzde 33,68’lik ortalama artışıyla karşılaştırıldığında tarımsal faaliyetlerde bulunanların uzun yıllar boyunca yıllık kayıpları açıkça ortaya çıkmaktadır” değerlendirmesinde bulundu. Yurtiçi ve yurtdışı üretici enflasyonlarının tarım sektörünü dolaylı olarak etkilediğini belirten Başkan Ali Çandır, yurtdışı üretici enflasyonu YD-ÜFE’nin Temmuz’da aylık yüzde 2,51 ve yıllık yüzde 29,67 arttığını kaydetti. Çandır, “Uzun yıllar ortalamasının aylıkta yüzde 1,71 ve yıllıkta da yüzde 27,82 olduğu hatırlanırsa ortalamaların üstünde artışlar ilan edildiği anlaşılmaktadır” dedi. Yurtiçi üretici enflasyonu Yİ-ÜFE’nin aylık yüzde 1,52 ve yıllık yüzde 27,83 ilan edildiğini kaydeden Ali Çandır, “Üretici düzeyindeki gıda kalemi ise aylık yüzde 0,47 ve yıllık ise yüzde 33,41 artmıştı. Bu durum, Temmuz ayında tarıma dayalı imalat sanayiindeki enflasyonun, tarımdan daha yüksek seyrettiğini göstermektedir” değerlendirmesinde bulundu. Temmuz ayında üretici kesimdeki bu enflasyonlara karşılık tüketici enflasyonu TÜFE’nin aylık yüzde 1,78 ve yıllık yüzde 31,75 arttığına dikkat çeken Çandır, “Bu rakamlar, 5 yılın en düşük rakamları olurken ortalama aylık yüzde 1,09 ve yıllık yüzde 18,87 olan TÜFE’den hala çok ciddi düzeyde yukarıda seyretmektedir” dedi. Tüketici taraftaki gıda enflasyonunun Temmuz ayında aylık yüzde 1,61 ve yıllık yüzde 37,52 ilan edildiğini kaydeden Başkan Ali Çandır, “İşlenmemiş gıda enflasyonu ise Temmuz’da aylık yüzde 2,37 ve yıllık yüzde 39,69 düzeyinde ilan edilmişti. Yaş meyve sebze enflasyonu ise aylık yüzde 5,39 ve yıllık yüzde 41,84 artış olarak ilan edilmişti” dedi. Başkan Çandır şu değerlendirmede bulundu: “Ekonomik sektörler içerisinde tarım, dezenflasyon sürecine hem tedarik hem de ürün tarafında ciddi olumlu etkiler yapmaya devam etmiştir. Özellikle yıllık yüzde 18,81 artan tarımsal üretici fiyatları, TÜFE’nin yarısına yakın bir artış göstermiştir. Enflasyonun gıda bölümdeki tarım tedarik ve ürün piyasalarında tüketici enflasyonunun ciddi altında artışlar olması dikkat çekicidir ve politika üreticileri tarafından mutlaka dikkate alınmalıdır.”

KTO Başkanı Gülsoy’dan OVP Değerlendirmesi Haber

KTO Başkanı Gülsoy’dan OVP Değerlendirmesi

Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından açıklanan 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’a (OVP) ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Programın ekonomi için önemli bir yol haritası sunduğunu belirten Gülsoy, “İş dünyası olarak en büyük beklentimiz öngörülebilirliğin artması, fiyat istikrarının sağlanması ve üretim ile ihracat odaklı büyüme kararlılığının sahaya güçlü bir şekilde yansımasıdır.” dedi. KTO Başkanı Gülsoy, açıklanan 2027-2029 Orta Vadeli Programı’nın (OVP) küresel ve bölgesel belirsizliklerin sürdüğü bir dönemde makroekonomik dengelerin korunması ve sürdürülebilir büyüme hedefleri açısından kıymetli bir çerçeve çizdiğini ifade etti. “ENFLASYONLA MÜCADELE VE ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK OLMAZSA OLMAZIMIZDIR” Ekonomide kalıcı başarının ve yatırımların önünü açacak en temel unsurun istikrar ve öngörülebilirlik olduğuna dikkat çeken Başkan Gülsoy, şunları söyledi: “Cumhurbaşkanı Yardımcımızın açıkladığı OVP’nin ülkemize, milletimize ve iş dünyamıza hayırlı olmasını diliyorum. Programda enflasyonun kalıcı olarak tek haneli seviyelere düşürülmesi, mali disiplinin korunması ve dezenflasyon sürecinin kararlılıkla sürdürülmesi hedeflerini son derece önemli buluyoruz. Fiyat istikrarının tesis edilmesi, tüccarımızın ve sanayicimizin geleceğe dönük planlamalarını daha sağlıklı yapabilmesine imkân tanıyacaktır.” “FİNANSMANA ERİŞİM KOLAYLAŞTIRILMALI, ÜRETİCİ VE İHRACATÇI DESTEKLENMELİDİR” İş dünyasının sahadaki en kritik ihtiyacının makul maliyetlerle finansmana erişim olduğunu vurgulayan Gülsoy, değerlendirmesine şöyle devam etti: “İş dünyası olarak hedeflerimize ulaşabilmemizin yolu; üreten, istihdam sağlayan ve döviz kazandıran işletmelerimizin desteklenmesinden geçmektedir. OVP hedeflerinin sahada karşılık bulabilmesi için özellikle KOBİ’lerimizin, üreticilerimizin ve ihracatçılarımızın finansmana erişimini kolaylaştıracak somut ve kalıcı adımların atılması şarttır. Seçici finansman imkânlarının katma değer üreten firmalarımıza yönlendirilmesi ve kademeli faiz normalizasyonunun sağlanması, imalat sanayimizin rekabet gücünü koruyacaktır. İşletmelerimizin mevcut istihdamı koruyabilmesi ve yeni yatırımlara kapı açabilmesi için finansmana erişimin kolaylaştırılması, ticaret erbabımızın ve sanayicimizin üzerindeki yüklerin hafifletilmesi de elzemdir.” “TİCARET VE SANAYİ BİR KUŞUN İKİ KANADI GİBİDİR” Ekonomik yapının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini belirten Başkan Gülsoy, “Ticaret ve sanayi bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu açıdan, ticaret ve sanayinin işletme büyüklüğüyle sınırlandırılmadan bir bütün olarak korunması, desteklenmesi ve teşvik edilmesi temel önceliğimiz olmalıdır. Ülkemiz için katma değer yaratan her işletme bu ekosistemin ayrılmaz bir parçasıdır.” değerlendirmesinde bulundu. “EKONOMİK GÜVENLİK VE DAYANIKLILIK BAŞLIĞI ÇOK KIYMETLİ” OVP’de bu yıl ilk kez yer alan başlığa da dikkat çeken KTO Başkanı Gülsoy, “Programda ''Ekonomik Güvenlik ve Dayanıklılık'' başlığı altında enerji, su, gıda arz güvenliği ve kritik teknolojilerde yerli üretimin öne çıkarılmasını son derece vizyoner bir yaklaşım olarak görüyoruz. Küresel ticaret savaşları ve korumacılık eğilimlerinin arttığı bu dönemde, yerli üretimi koruyacak haksız rekabetle mücadele adımları ve Sanayi Koruma Stratejisi reel sektörümüz için hayati önem taşımaktadır.” ifadelerini kullandı. “TÜRKİYE’NİN ÜRETİM VE İHRACAT POTANSİYELİNE İNANCIMIZ TAMDIR” Türkiye’nin ve Kayseri’nin zorlu koşullara rağmen dinamik yapısıyla üstesinden gelemeyeceği zorluk bulunmadığını belirterek sözlerini tamamlayan Gülsoy: “Anadolu’nun üretim ve ihracat üssü Kayseri olarak, ülkemizin büyüme hedeflerine en yüksek katkıyı sunmak için çalışmaya devam edeceğiz. Kamu ile reel sektör arasındaki güçlü istişare kültürünün korunarak programdaki reformların hızla hayata geçirilmesi en büyük temennimizdir. En küçük üretici ve esnafımızdan en büyük sanayici ve tüccarımıza kadar tüm üyelerimizin yanında durmaya, ticareti, üretimi ve ihracatı büyütmeye, istihdamı artırmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Üretim, yatırım, istihdam ve ihracat rotasında Türkiye’mizi daha güçlü kılmak adına tüccarımız ve sanayicimizle birlikte tüm gücümüzle sahada olacağız.” dedi.

İTO Başkanı Avdagiç: "Büyük Jeoekonomik Fırsatı Kaçırmamalıyız" Haber

İTO Başkanı Avdagiç: "Büyük Jeoekonomik Fırsatı Kaçırmamalıyız"

Küresel tedarik zincirlerinde ‘en ucuz üretim’ modelinden ‘dayanıklı üretim’ anlayışına geçiş hızlanırken, İTO Başkanı Şekib Avdagiç, Avrupa’ya yakın üretim kapasitesi ve enerji koridorlarındaki konumuyla Türkiye’nin önünde büyük bir jeoekonomik fırsat bulunduğunu söyledi. İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, küresel ekonomide enerji fiyatlarından tedarik zincirlerine, ticaret politikalarından finansal istikrara kadar uzanan geniş bir alanda yeni bir dönemin başladığını belirtti. Türkiye’nin bu dönemde makroekonomik dengelenmeyi sürdürürken reel sektörün üretim gücünü de koruması gerektiğini vurgulayan Avdagiç, dezenflasyon sürecinin üretim ve ihracatı zayıflatmayacak bir finansal yapı ile desteklenmesinin önemine işaret etti. Avdagiç, Türkiye ekonomisinde iki farklı tablonun aynı anda görüldüğünü söyledi. Dezenflasyon programı ve makroekonomik dengelenme açısından önemli kazanımlar elde edildiğini kaydeden Avdagiç, yüksek faiz ve artan maliyetlerin ise üretici ve ihracatçı üzerinde baskı oluşturduğunu belirtti. Avdagiç, “Önümüzdeki dönemin temel sorusu artık ‘enflasyon ne kadar düşecek?’ değildir. Asıl soru, ‘enflasyon düşürülürken Türkiye’nin üretim ve ihracat kapasitesi nasıl korunacak?’ sorusudur. Bir tarafta dezenflasyon programı ve makroekonomik dengelenmede önemli kazanımlar sağladık. Diğer tarafta yüksek faiz ve maliyetler üretim ve ihracat tabanı üzerinde belirgin bir baskı oluşturuyor. Biz birini tercih etmek, enflasyonu düşürürken üretimden vazgeçmek durumunda değiliz” dedi. ÜRETİMİN ROTASI DEĞİŞİYOR Dünya ticaretinde son yıllarda belirginleşen parçalanmanın devam ettiğine dikkat çeken Avdagiç, ülkelerin ticaret politikalarında güvenlik ve jeopolitik kaygıların daha fazla öne çıkmaya başladığını söyledi. ABD’nin yeni tarifelerinin ticaret ortakları açısından belirsizliği artırdığını belirten Avdagiç, şirketlerin de buna karşılık üretim ve tedarik zincirlerini yeniden düzenlediğini kaydetti. Bu değişimin şirketlerin üretim yeri tercihlerini de etkilediğini ifade eden Avdagiç, maliyetin tek belirleyici olduğu üretim modelinin geride kalmaya başladığını, tedarik güvenliği ve pazara erişiminin giderek daha fazla önem kazandığını söyledi. Avdagiç, “Küresel ekonomide ‘en ucuz üretim’ modelinden ‘dayanıklı üretim’ modeline geçiş görüyoruz. Jeopolitik açıdan güvenli, lojistik olarak erişilebilir ve tüketici pazarlarına yakın üretim merkezlerinin önemi artıyor. Tedarik zincirlerinde çeşitlendirme, kritik ara mallarda stoklama ve üretimin tüketici pazarlarına yaklaştırılması maliyetleri yükseltiyor. Ancak bu tablo, Türkiye gibi Avrupa pazarına yakın ve güçlü üretim kapasitesine sahip ülkeler açısından önemli fırsatlar da getiriyor” diye konuştu. AVRUPA’YA YAKINLIK AVANTAJI Türkiye’nin sanayi altyapısı ile Avrupa pazarlarına yakınlığının önümüzdeki dönemde daha değerli hale gelebileceğini belirten Avdagiç, küresel şirketlerin tedarik kaynaklarını çeşitlendirme arayışının Türkiye açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Avrupa’nın savunma, enerji ve tedarik güvenliğini yeniden ele aldığı bir dönemde Türkiye’nin üretim altyapısını geliştirmesinin önem taşıdığını vurgulayan Avdagiç, “Şirketlerin tedarik zincirlerini çeşitlendirdiği, Avrupa’nın savunma ve enerji güvenliğini yeniden yapılandırdığı bir dönemde Türkiye’nin üretim altyapısını büyüterek gelecekte oluşacak büyük jeoekonomik fırsatı kaçırmaması gerekiyor” dedi. Üretim kapasitesindeki artışın teknoloji yatırımlarıyla birlikte yürütülmesi gerektiğini ifade eden Avdagiç, finansmana erişim ve ihracatçının rekabet gücünün de bu sürecin temel başlıkları arasında yer aldığını kaydetti. ENERJİDE MERKEZ ÜLKE HEDEFİ Hürmüz’de yaşanan gelişmeleri hatırlatarak, küresel enerji piyasalarının jeopolitik gelişmelere daha duyarlı hale geldiğini belirten Avdagiç, enerji arz güvenliğinin ülkelerin ekonomi politikalarında daha fazla yer tuttuğunu söyledi. Enerji fiyatlarında yaşanan hareketlerin artık sektörler veya ülkelerle sınırlı kalmadığını ifade eden Avdagiç, “Küresel enerji şoku artık geçici bir dışsal risk değil, dünya ekonomisinin tamamına yayılan bir maliyet şokuna dönüşüyor” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye’nin coğrafi konumunun bu alanda önemli imkanlar sunduğuna dikkat çeken Avdagiç, şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’nin bu süreçte transit ülke olmanın ötesine geçerek enerji ticaretinin fiyatlama, depolama, finansman ve dağıtım süreçlerinde daha etkin bir merkez haline gelmesi hedefinde daha hızlı yol almaya ihtiyacımız var.” FİNANSAL İSTİKRARDA YENİ DÖNEM Küresel ekonomideki dönüşümün finans piyasalarında da görüldüğüne işaret eden Avdagiç, finansal istikrarın giderek merkez bankalarının kendi başlarına yönettiği bir alan olmaktan çıktığını söyledi. Ülkeler arasındaki para politikası ve finansal koordinasyonun önem kazandığını belirten Avdagiç, Japonya ile ABD arasında Yen üzerinden yürütülen operasyonları bunun güncel örneklerinden biri olarak gösterdi. Avdagiç, “Japonya-ABD Yen operasyonu, finansal istikrarın artık merkez bankalarının ötesinde hükümetler arası koordinasyon gerektirdiğinin en çarpıcı örneklerinden biridir” dedi. Enerji fiyatlarının jeopolitik gelişmelerden daha fazla etkilenmesi, küresel ticaretin farklı bloklar arasında parçalanması ve finansal istikrar için ülkeler arası koordinasyon ihtiyacının artmasının dünya ekonomisinin önündeki yeni şartları ortaya koyduğunu belirten Avdagiç, Türkiye’nin bu değişimi yakından okuyarak kendi ekonomik kapasitesini güçlendirmesi gerektiğini söyledi. COĞRAFİ AVANTAJI KALICI KAZANIMA ÇEVİRMELİ Türkiye’nin sahip olduğu coğrafi avantajın kalıcı ekonomik kazanıma çevrilmesi için üretim, finansman ve ihracat politikalarının aynı hedef doğrultusunda ele alınması gerektiğini kaydeden Avdagiç, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için dezenflasyonu üretim ekonomisini aşındırmayan bir finansal mimariyle desteklememiz, ihracatçının rekabet gücünü öncelikler arasına koymamız ve Türkiye’nin küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde sahip olduğu coğrafi avantajını kalıcı ekonomik güce dönüştürmemiz gerekiyor.” TÜRKİYE 3 TEMEL DÖNÜŞÜM ÜZERİNDE YÜKSELİR İTO Başkanı Şekib Avdagiç Türkiye’nin stratejik yöneliminin üç temel dönüşüm üzerinde yükseleceğini belirterek, bunları şöyle sıraladı: Jeostratejik konumun jeoekonomik güce dönüştürülmesi Üretim ekonomisinin teknoloji ekonomisine evrilmesi Transit ülke kimliğinin ‘karar verici merkez ülke’ konumuna taşınması. Avdagiç, “Küresel ekonomi enerji, ticaret ve finans alanlarında daha parçalı ve müdahaleci bir yapıya dönüşüyor. Biz pasif biçimde küresel koşullara uyum sağlamakla yetinemeyiz. Bizim için üretim kapasitesinin korunması, teknoloji yatırımlarının hızlandırılması, ihracat finansmanının güçlendirilmesi ve Avrupa tedarik zincirlerine entegrasyonun derinleştirilmesi artık makroekonomik istikrar kadar stratejik öneme sahiptir” dedi

İTO Başkanı Avdagiç: ''Enflasyonu Düşürürken Üretimi De Korumalıyız'' Haber

İTO Başkanı Avdagiç: ''Enflasyonu Düşürürken Üretimi De Korumalıyız''

İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, eylülde güncellenmesi beklenen Orta Vadeli Program'da hedefli bir üretim koruma politikası geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Avdagiç, enflasyon düşürülürken üretimin de seçici ve etkili araçlarla korunması gerektiğini vurguladı. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, sıkı para politikasının enflasyonun düşürülmesi açısından önemli bir dengeleme sağladığını ancak üretim tarafındaki maliyetlerin giderek daha görünür hale geldiğini söyledi. Avdagiç, yeni OVP'de üretim kapasitesi, ihracat ve yatırımı koruyacak 5 başlıkta hedefli finansman mekanizması önerdi. AVDAGİÇ'TEN YENİ OVP İÇİN ÜRETİM KORUMA POLİTİKASI ÇAĞRISI İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, eylül ayında güncellenmesi beklenen Orta Vadeli Program'a ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İTO'dan yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Avdagiç, sıkı para politikasının üretim üzerindeki maliyeti ve küresel ekonomideki belirsizlik ortamına dikkat çekti. “ENFLASYONU DÜŞÜRÜRKEN ÜRETİMİ DE KORUMALIYIZ” Avdagiç, kısa süre sonra güncellenerek açıklanacak yeni Orta Vadeli Program'da dezenflasyon programına halel getirmeyecek şekilde para politikasının yanında hedefli bir üretim koruma politikası geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Avdagiç, “Eylül ayında güncellenmesi beklenen Orta Vadeli Program'da hedefli bir üretim koruma politikası geliştirilmesi gerekiyor. Türkiye'nin enflasyonu düşürürken üretimi de koruyacak seçici ve etkili araçlar geliştirmesi gerekli.” ifadelerini kullandı. HEDEF GENEL KREDİ GENİŞLEMESİ DEĞİL İTO Başkanı Avdagiç, önerilen politikanın genel bir kredi genişlemesi ya da yeniden enflasyon oluşturacak bir talep teşviki anlamına gelmediğini belirtti. Hedefin üretim kapasitesini, ihracatı ve yatırımları koruyacak seçici finansman mekanizmalarının oluşturulması olduğunu ifade etti. “YENİ VE YENİLİKÇİ BİR SANAYİ POLİTİKASI GEREKLİ” Türkiye'nin genel bir teşvik ekonomisine geri dönmeye ihtiyacı olmadığını vurgulayan Avdagiç, üretim, ihracat ve teknolojik dönüşümü aynı anda destekleyecek bir modele ihtiyaç bulunduğunu söyledi. Avdagiç, “İhtiyacımız olan üretim kapasitesini koruyan, ihracatı destekleyen ve teknolojik dönüşümü hızlandıran yeni ve yenilikçi bir sanayi politikasını gerçekleştirmektir.” değerlendirmesinde bulundu. İŞ DÜNYASI İÇİN 5 BAŞLIKTA ÖNERİ Avdagiç, yeni OVP'de iş dünyasına yönelik finansman mekanizmalarının 5 başlıkta şekillendirilmesi gerektiğini belirtti. İlk ayağın ihracatçı ve üretici firmalar için uzun vadeli, sürdürülebilir ve öngörülebilir finansman kanallarının güçlendirilmesi olduğunu söyledi. EXIMBANK'IN KAPSAMI GENİŞLETİLMELİ Avdagiç, Eximbank ve benzeri mekanizmaların yalnızca mevcut ihracatçıları değil, ihracat potansiyeli bulunan üreticileri de kapsaması gerektiğini belirtti. İşletme sermayesi ve yatırım kredilerinde üretim ile ihracat performansının temel alınması gerektiğini ifade etti. YATIRIM KREDİLERİ İLE İŞLETME SERMAYESİ AYRILMALI İkinci öneri olarak yatırım kredileri ile işletme sermayesi kredilerinin birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Avdagiç, genel kredi genişlemesi sınırlanırken stratejik yatırımlara farklı finansman imkanları sunulması gerektiğini söyledi. Avdagiç, teknoloji yatırımı yapan, ihracat kapasitesi oluşturan ve ithal girdiyi azaltan yatırımlar için daha uzun vadeli ve daha düşük maliyetli finansman kanalları oluşturulması gerektiğini ifade etti. KUR VE MALİYET ARASINDAKİ FARK İHRACATÇIYI ZORLUYOR Avdagiç, üçüncü başlıkta baskılanan kurun ihracatçının maliyet artışlarını karşılayacak doğru ve etkili mekanizmalarla dengelenmesi gerektiğine dikkat çekti. Bu kapsamda döviz dönüşüm desteğinin sembolik seviyede kalmaması ve oluşan makası kapatacak bir düzeye çıkarılması gerektiğini söyledi. DÖVİZ DÖNÜŞÜM DESTEĞİ GÜÇLENDİRİLMELİ İTO Başkanı Avdagiç, enflasyon ile kur arasındaki farkın ihracatçı üzerindeki maliyet baskısını sürekli artıran bir yapıya dönüşmesinin önlenmesi gerektiğini belirtti. Döviz dönüşüm desteğinin ihracatçıların maliyet baskısını azaltacak şekilde yeniden ele alınması gerektiğini vurguladı. VERGİ VE SOSYAL GÜVENLİK YÜKLERİ İÇİN SEÇİCİ DÜZENLEME Avdagiç, dördüncü başlık olarak üretim yapan ve istihdam sağlayan firmalara yönelik vergi ve sosyal güvenlik düzenlemelerini gündeme getirdi. Özellikle yüksek istihdam sağlayan ve ihracat yapan sektörlerde maliyet artışlarının doğrudan istihdam kaybına dönüşmesinin önüne geçilmesi gerektiğini ifade etti. Avdagiç, “Özellikle yüksek istihdam sağlayan ve ihracat yapan sektörlerde maliyet artışlarının doğrudan istihdam kaybına dönüşmesini engelleyecek yeni ve güçlendirici mekanizmalar geliştirilmelidir.” dedi. İTHALAT POLİTİKASINDA SANAYİ PERSPEKTİFİ Beşinci başlıkta ithalat politikasına değinen Avdagiç, bu alanın yalnızca korumacı reflekslerle değil, sanayi politikası perspektifiyle ele alınması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin üretmediği kritik girdilerde maliyetleri azaltacak bir gümrük rejiminin benimsenmesi gerektiğini belirtti. Avdagiç, yerli üretim kapasitesinin bulunduğu alanlarda ise haksız rekabetin önlenmesinin önem taşıdığını vurguladı. İthalat politikasının hem üreticinin rekabet gücünü hem de kritik girdilere erişim maliyetini dikkate alan dengeli bir yapıda olması gerektiğini ifade etti. “SIKI PARA POLİTİKASI ÖNEMLİ BİR DENGELEME SAĞLIYOR” İTO Başkanı Avdagiç, Türkiye'de uygulanan sıkı para politikasının enflasyonun düşürülmesi açısından önemli bir dengeleme sağladığını belirtti. Bununla birlikte üretim tarafındaki maliyetlerin giderek daha görünür hale geldiğini ifade etti. Avdagiç, yüksek faiz ortamının özellikle işletme sermayesi maliyetleri üzerindeki etkisine dikkat çekti. “Yüksek faiz, işletme sermayesi maliyetlerini artırırken, özellikle KOBİ'lerin finansmana erişimindeki sıkıntılar devam ediyor.” ifadelerini kullandı. ÜRETİM TABANI KORUNMALI Avdagiç, temel sorunun dezenflasyon politikası olmadığını, üretim kapasitesi üzerindeki maliyetinin giderek artması olduğunu söyledi. İTO Başkanı, “Geldiğimiz noktada temel sorun, dezenflasyonun kendisi değil, dezenflasyonun üretim kapasitesi üzerindeki maliyetinin giderek artmasıdır. Dolayısıyla üreten ekonomimizin karşı karşıya kaldığı sorunlar için gerekli tedbirlerin alınması çok önemli.” dedi. Avdagiç, mevcut dönemde üretim tabanının korunması üzerinde dikkatle ve hassasiyetle durulması gerektiğini vurguladı. Türkiye'nin ihracatının sürdürülebilirliğinin yalnızca dış talebe değil, ülke içindeki üretim kapasitesine, maliyetlere ve finansman koşullarına da bağlı olduğunu belirtti. EMEK YOĞUN SEKTÖRLERE DİKKAT ÇEKTİ Avdagiç, özellikle emek yoğun sektörlerde kapasite kaybına izin verilmemesi gerektiğini söyledi. Tekstil, hazır giyim, mobilya, metal ve makine gibi sektörlerde yüksek finansman maliyetlerinin firmaları fiyat rekabetinde zorladığını ifade etti. Avdagiç, “Emek yoğun sektörlerde kapasite kaybı yaşanmasına izin vermemeliyiz. Emek yoğun sektörlerde işin sıkı tutulması gerekiyor. Tekstil, hazır giyim, mobilya, metal, makine ve benzeri sektörlerde yüksek finansman maliyetleri firmaları fiyat rekabetinde zorluyor.” ifadelerini kullandı. Bu sektörlerde yaşanabilecek kapasite kaybının hem bugün hem de gelecek açısından engellenmesi gerektiğini belirtti. DEZENFLASYON VE ÜRETİM AYNI ANDA KORUNMALI Türkiye ekonomisinin önündeki denklemin giderek netleştiğini söyleyen Avdagiç, kısa vadede dezenflasyon programının korunması gerektiğini belirtti. Ancak orta ve uzun vadede üretim kapasitesinin ve ihracat rekabetçiliğinin kaybedilmesine izin verilemeyeceğinin altını çizdi. Şekib Avdagiç, Türkiye'nin yeni ekonomik politikasının enflasyonu düşürmek ile üretimi korumak arasında bir tercihe sıkışmaması gerektiğini söyledi. Her iki hedefin aynı anda gerçekleştirilebilmesi için seçici, hedefli ve etkili araçların geliştirilmesinin zorunlu olduğunu ifade etti. “TÜRKİYE KENDİ ÇIKIŞINI OLUŞTURACAK GÜCE SAHİP” Avdagiç, Türkiye'nin klasik iktisat teorileri ve uygulamaları arasında sıkışmadan kendi çıkış yolunu oluşturabilecek güce ve ekonomik birikime sahip olduğunu belirtti. “Türkiye bunun örneğini oluşturabilecek, siyasi başarılarının rengini ekonomik başarılara verebilecek kapasitededir. Biz iş dünyası olarak buna inanıyor, hükümetimizin de beklentileri karşılayacak şekilde attığı adımları daha da hızlandıracağına güveniyoruz.” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.