Hava Durumu

#Enflasyon

Kırsal Haber - Enflasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enflasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP'li Kış: "100 TL 41 Litre Mazot Alıyordu, Şimdi 1 Litre Alıyor" Haber

CHP'li Kış: "100 TL 41 Litre Mazot Alıyordu, Şimdi 1 Litre Alıyor"

Motorine gece yarısı gelen 6 lira 62 kuruşluk zamla birlikte litre fiyatı İstanbul’da 95 lirayı aşarken, Ankara’da 96,78 liraya, İzmir’de ise 97,05 liraya yükseldi. Motorin böylece 100 lira sınırına dayandı. CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, akaryakıttaki tarihi artışa 100 liralık banknot üzerinden dikkat çekti. 100 liralık banknotun 1 Ocak 2009’da tedavüle çıktığını, o tarihte motorinin litresinin 2 lira 46 kuruş olduğunu belirten Kış, 17 yılda yaşanan değişimi şu sözlerle ortaya koydu: “100 liralık banknot tedavüle çıktığında yaklaşık 41 litre mazot alıyordu. Bugün aynı banknotla 1 litre mazot ancak alınabiliyor. Banknot aynı, üzerindeki rakam aynı ama satın aldığı mazot 41 litreden 1 litreye düştü. Türkiye’de paranın ve alım gücünün 17 yılda nasıl eritildiğinin bundan daha açık bir fotoğrafı olamaz.” MOTORİN 1 YILDA YÜZDE 75,8, 5 YILDA YÜZDE 1.213 ARTTI Motorindeki yükselişin son dönemde çok daha sert bir boyuta ulaştığına dikkat çeken Kış, güncel fiyat değişimlerini de değerlendirdi. Motorinin litre fiyatı bir ay önce 79,69 lirayken 95,59 liraya yükselerek yüzde 19,9 arttı. Bir yıl önce 54,36 lira olan motorin ise yüzde 75,8 artışla 95,59 liraya çıktı. Beş yıl önce 7,28 lira olan motorindeki artış yüzde 1.213’ü buldu. Kış, rakamların ardından şu soruyu yöneltti: “Bir ayda yüzde 19,9, bir yılda yüzde 75,8, beş yılda yüzde 1.213 artış… Hangi çiftçinin geliri beş yılda yüzde 1.213 arttı? Hangi nakliyecinin kazancı bir yılda yüzde 75,8 yükseldi? Hangi işçinin, hangi emeklinin geliri bu artışlara yetişebildi? Mazotun hızı geliri ezip geçti.” “FİYATLAR GÜNCELLENİYOR, VATANDAŞIN GELİRİ GÜNCELLENMİYOR” Motorindeki artışın yüksek enflasyon nedeniyle gelirlerin zaten eridiği bir dönemde geldiğini belirten Kış, 2026’nın ilk sekiz ayında TÜİK’e göre enflasyonun yüzde 22,07’ye ulaştığını hatırlattı. Yılbaşında 28 bin 75 lira olarak belirlenen ve yılın ikinci yarısında artırılmayan asgari ücretin ilk sekiz ayda 6 bin 196 liralık alım gücü kaybına uğradığını belirten Kış: “Yılın başında yüzde 16 enflasyon hesabı yaptılar; sekiz ay dolmadan bu hedef aşıldı. Sonra kendi enflasyon tahminlerini yüzde 28,5’e çıkardılar ama asgari ücreti 28 bin 75 lirada bıraktılar. Akaryakıt güncelleniyor, vergiler güncelleniyor, fiyatlar güncelleniyor; vatandaşın geliri güncellenmiyor.” ifadelerini kullandı. “MAAŞ YETMİYOR, KREDİ KARTI DEVREYE GİRİYOR” Vatandaşın artan hayat pahalılığı karşısında borçlanmaya mecbur kaldığını söyleyen Kış, kredi kartı borçlarının 3 trilyon 661 milyar liraya ulaştığına, yalnızca yılbaşından bu yana kredi kartı borçlarının 841 milyar lira arttığına dikkat çekti. “Maaş yetmeyince kredi kartı devreye giriyor. İnsanlar artık refahını artırmak için değil, mevcut hayatını sürdürebilmek için borçlanıyor. Böyle bir tabloda akaryakıta yapılan her zam, zaten borçla ayakta kalmaya çalışan milyonların sırtına yeni bir yük bindiriyor.” “BU ZAMIN FATURASI SOFRADA ÖDENECEK” Mersin’in tarım, lojistik ve taşımacılıktaki konumuna dikkat çeken Kış, motorindeki artışın yalnızca akaryakıt istasyonlarında kalmayacağı uyarısında bulundu: “Bu zam, önümüzdeki günlerde soframızdaki her şeyi daha pahalı yiyeceğimizin habercisidir. Çiftçi tarlasını mazotla sürüyor, ürün tarladan hale mazotla geliyor, kamyon fabrikadaki malı mazotla markete taşıyor. Mazota gelen zam üretimin, nakliyenin ve dağıtımın her aşamasına maliyet olarak yazılıyor. Sonunda o fatura pazardaki etikete, market rafına ve vatandaşın sofrasına geliyor.” Nakliye sektörünün artan maliyetleri taşıyamayacak noktaya sürüklenmesinin çok daha ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirten Kış şöyle devam etti: “Nakliyeci bu maliyeti karşılayamaz ve kamyoncu kontak kapatacak noktaya gelirse yalnızca kamyonlar durmaz. Tarladaki ürün pazara, fabrikadaki mal rafa ulaşamaz. Üretim ve tedarik zincirinde yaşanacak bir kırılmanın bedelini bütün Türkiye öder. Mazot artık sadece bir akaryakıt fiyatı meselesi değil; üretimin, gıda güvenliğinin ve hayat pahalılığının meselesidir.” “İKTİDAR POMPADAKİ RAKAMI SEYRETMEYİ BIRAKMALI” Gülcan Kış, üretici ve taşımacılık sektörünün üzerindeki akaryakıt yükünün hafifletilmesi gerektiğini belirterek iktidara çağrıda bulundu: “Çiftçinin, nakliyecinin, esnafın bu maliyetleri daha ne kadar taşımasını bekliyorsunuz? Mazota yapılan her zam dönüp dolaşıp 86 milyonun cebine ve sofrasına geliyor. İktidar pompadaki rakamı seyretmeyi bırakmalı; üretimin ve taşımacılığın üzerindeki akaryakıt yükünü hafifletecek adımları derhal atmalıdır. Çünkü mesele bir depo mazot değil; Türkiye’nin üretimi, taşımacılığı ve vatandaşın sofrasıdır.”

Dernek Başkanı Burak Kuşan: "Destek Değil, Ürünümüzün Gerçek Değerini İstiyoruz" Haber

Dernek Başkanı Burak Kuşan: "Destek Değil, Ürünümüzün Gerçek Değerini İstiyoruz"

Eskişehir Tarım, Hayvancılık ve Teknolojileri Fuarı’na katılan Eskişehir Genç Rençberler Derneği, sektörün güncel sorunlarını ve genç çiftçilerin taleplerini gündeme taşıdı. Henüz iki haftalık bir geçmişe sahip olmalarına rağmen yoğun bir ilgiyle karşılaştıklarını belirten Dernek Başkanı Burak Kuşan, mazot fiyatlarındaki artıştan gençlerin topraktan uzaklaşmasına kadar pek çok kritik konuya dikkat çekti. Fuarın İlk Gününde 150 Yeni Üye Derneğin kuruluş amacını ve fuardaki atmosferi değerlendiren Burak Kuşan, üreticilerin sivil toplum çatısı altında birleşmeye büyük bir ihtiyaç duyduğunu vurguladı: Kuşan: "Eskişehir Genç Rençberler Derneği olarak çok yeni kurulduk; yaklaşık 10-15 günlük bir geçmişimiz var. Çiftçilerimizle tanışmak ve derneğimizi anlatmak için en uygun yerlerden birinin bu fuar olduğunu düşünerek katılım sağladık. Bugün fuardaki ikinci günümüz. Dün çiftçilerimizle bir araya geldik ve daha ilk günden derneğimize yaklaşık 150 üye kattık. Çiftçilerimizin derneğimize çok büyük bir teveccühü var." "Traktör Camlarında Artık Satış İlanı Göremiyoruz" Giderek artan girdi maliyetlerinin fuar alanındaki heyecanı da olumsuz etkilediğini ifade eden Kuşan, tarım sektörünün bir zincir olduğuna işaret etti: ''Çiftçilerimiz mazot fiyatlarındaki artışlardan ve tarım ile hayvancılıkta önlerini görememekten dolayı ciddi sıkıntılar yaşıyor. Geçmiş yıllara kıyasla fuarda aynı heyecanı ve kalabalığı göremiyoruz. Eskiden traktör firmalarının camları satış ilanlarıyla dolu olurdu; hangi traktörün hangi köye satıldığı yazılırdı. Şimdi traktörlerin kapılarında ve camlarında bu tür satış ilanlarını göremiyoruz. Bu durum bizi ve tüm tarım sektörünü üzüyor. Tarım bir zincirdir; çiftçi mutsuz olduğunda tarım fuarına katılan şirketler ve sektörün diğer tüm paydaşları bundan doğrudan etkileniyor.'' dedi. "Girdi Maliyetleri Katlandı, 1 Yıl Sonraki Desteğin Bir Anlamı Kalmıyor" Açıklanan tarımsal desteklerin enflasyon ve yükselen maliyetler karşısında yetersiz kaldığını belirten Kuşan, mazot fiyatlarındaki değişimi örnek gösterdi: "Bakanlık destek açıklıyor; 310 liradan 367 liraya yükselen bir destek söz konusu. Ancak sezona başladığımızda mazot yaklaşık 30 liraydı, bugün ise 90 liraya ulaştı. Açıklanan bu desteği bir yıl sonra alacağız. Bir yıl sonra mazotun ne kadar olacağını kimse bilmiyor. Bugün 90 liraya ulaşacağını da daha önce tahmin etmiyorduk." "Biz Destek İstemiyoruz, Alın Terimizin Hakkını İstiyoruz" Çiftçinin bürokratik işlemlerle vakit kaybetmek yerine tarlada rehberliğe ihtiyaç duyduğunu dile getiren Burak Kuşan, temel taleplerini şu sözlerle özetledi: ''Bize destek verilmesin, ürettiğimiz ürünün gerçek değeri verilsin. Biz destek istemiyoruz; alın terimizin ve emeğimizin karşılığı neyse bize o verilsin. Ziraat mühendislerimiz, il ve ilçe tarım müdürlüklerindeki çalışanlarımız sürekli evrak işleriyle uğraşmasın. Tarlada çiftçinin yanında olsunlar, üreticiyi bilgilendirip doğru şekilde yönlendirsinler.'' "Ortalama Yaş 58'e Çıktı: Gençleri Toprakta Tutmak Zorundayız" Derneğin kuruluşundaki ana motivasyonun genç üreticileri tarımda tutmak olduğunu vurgulayan Kuşan, Türkiye’nin gıda arz güvenliği için genç nüfusun önemine değindi: ''Genç üreticiler para kazanamadıkları için topraktan uzaklaşıyor. Bir kişinin söylemesiyle bazı şeyler değişmeyebilir ancak bin kişinin aynı şeyi söylemesiyle bir şeyleri değiştirebiliriz. Tarımla uğraşanların yaş ortalaması 58’e kadar çıkmış durumda. Atalarımızdan kalan bu emaneti sürdürmemiz ve Türkiye’nin gıda arzının devamlılığını sağlamamız için genç nesle ihtiyacımız var. Çiftçilik karşılıksız yapılan bir kamu hizmeti haline gelmemeli, üretici emeğinin karşılığında para kazanabilmeli.'' Genç Çiftçiler İçin Kritik Talepler: SGK Primi ve Kredi Teşvikleri Dernek olarak atacakları somut adımları duyuran Burak Kuşan, ilgili mercilere iletecekleri talepleri açıkladı: SGK Prim Desteği: Genç çiftçilerin SGK primlerinin devlet tarafından karşılanması. Kredi ve Teşvikler: Genç çiftçilere sağlanan kredi desteklerinin ve diğer teşviklerin artırılması. Genç rençberler, hazırlayacakları dilekçeler ve yapacakları başvurularla gençlerin tarımda kalabilmesi ve üretimin kesintisiz devam edebilmesi için çalışmalarını kararlılıkla sürdürecek.

TESK Başkanı Palandöken’den Akaryakıt Zammı Uyarısı Haber

TESK Başkanı Palandöken’den Akaryakıt Zammı Uyarısı

Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, akaryakıt fiyatlarındaki ÖTV kaynaklı artışların başta esnaf ve sanatkarlar olmak üzere tüm ekonomiyi olumsuz etkilediğini belirtti. Akaryakıta gelen her zammın iğneden ipliğe her şeyin maliyetini yükselttiğini vurgulayan Palandöken, enflasyonla mücadele ve maliyet baskısının azalması için acilen eşel mobil sistemine geçilmesi çağrısında bulundu. “Motorinde ÖTV Artış Takvimi Esnafı ve Vatandaşı Zorluyor” Eylül ayı itibarıyla motorin litre fiyatına yansıyan KDV dahil 3,60 liralık artışı hatırlatan Palandöken, önümüzdeki döneme ilişkin vergi yükünün endişe verici boyutlara ulaştığını ifade etti. Mevcut kademeli takvime göre motorindeki ÖTV artışının Ekim’de 6 TL, Kasım’da 9 TL ve Aralık’ta 12 TL’ye ulaşmasının beklendiğini vurgulayan TESK Başkanı, bu tablonun üretimden taşımacılığa kadar her alanda zincirleme zam baskısı yaratacağını dile getirdi. Akaryakıt Zamlarının Ekonomiye Etkileri Palandöken, ticari araç sahibi esnaf için akaryakıtın en büyük gider kalemi olduğunu belirterek yükselen maliyetlerin olası sonuçlarını şu şekilde sıraladı: Maliyet Artışı: Taşımacılık, lojistik, gıda ve hizmet sektörlerinde üretim giderleri doğrudan yükseliyor. Enflasyon Riski: Üretim ve dağıtım maliyetlerindeki artışın etiketlere yansıması, genel fiyatlar seviyesini yukarı çekerek enflasyonu yeniden körüklüyor. Alım Gücünde Düşüş: Artan fiyatlar esnafın iş hacmini daraltırken tüketicinin ve vatandaşın alım gücünü zayıflatıyor. Çözüm Önerisi: Akaryakıtta Eşel Mobil Sistemine Dönüş Enflasyonla mücadelede kalıcı başarı sağlanması için vergi yükünün makul seviyelere çekilmesi gerektiğini savunan Bendevi Palandöken, çözümün eşel mobil uygulamasında olduğunu vurguladı. Palandöken, “Maliyet artışlarının fiyatlara yansımasını önlemek, hem esnafımızı hem de vatandaşımızı rahatlatmak adına akaryakıtta eşel mobil sistemi vakit kaybetmeden yeniden uygulanmalıdır” dedi.

Denizli İhracatta Vites Yükseltti: Ağustosta Türkiye 7'ncisi Oldu Haber

Denizli İhracatta Vites Yükseltti: Ağustosta Türkiye 7'ncisi Oldu

Denizli İhratçılar Birliği (DENİB) Başkanı Osman Uğurlu, Ağustos ayı ihracat verilerini, ekonomik büyüme rakamlarını ve makroekonomik gelişmeleri değerlendirdi. Denizli ihracatının Ağustosta %9,8 artışla 448 milyon dolara ulaştığını açıklayan Uğurlu, kentin bu performansla Türkiye’nin en çok ihracat yapan 7'nci ili olduğunu vurguladı. DENİB kaydıyla yapılan ihracatın ise %13,7 artışla 343 milyon dolar olarak gerçekleştiğini belirten Osman Uğurlu, küresel pazarlardaki zorlu rekabete rağmen ihracatçıların üretim ve dış satım kararlılığını sürdürdüğünü ifade etti. 8 Aylık İhracat 3,3 Milyar Doları Aştı Denizli'nin dönem bazlı dış ticaret performansına ilişkin verileri paylaşan Uğurlu, şu rakamları aktardı: Ocak-Ağustos Dönemi: Denizli ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre %8,9 artarak 3 milyar 377 milyon dolar oldu. Son 12 Aylık İhracat: 4 milyar 971 milyon dolar seviyesinde gerçekleşerek yeniden 5 milyar dolar barajına yaklaştı. Lokomotif Sektörlerin Tamamında Artış Denizli'nin öne çıkan tüm ana sektörlerinde Ağustos ayında artış ivmesi yakalandı: Tekstil ve Konfeksiyon: %1,1 artışla 128 milyon dolar Elektrik ve Elektronik: %39,3 artışla 116 milyon dolar Demir ve Demir Dışı Metaller: %29,3 artışla 79 milyon dolar Tarım: %10 artışla 30 milyon dolar Madencilik: %17,6 artışla 27 milyon dolar En Çok İhracat Yapılan İlk 5 Ülkede Güçlü Büyüme Ağustos ayında Denizli’nin en fazla dış satım yaptığı ilk 5 pazarın tamamında artış kaydedildi: İngiltere: %54 artışla 81 milyon dolar (Lider pazar) ABD: %33,1 artışla 50 milyon dolar İtalya: %9,4 artışla 36 milyon dolar Almanya: %4,2 artışla 34 milyon dolar Fransa: %18,3 artışla 18 milyon dolar Enflasyon ve PMI Verileri: Maliyet Baskısı Sürüyor Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Ağustos ayı verilerine de değinen DENİB Başkanı Osman Uğurlu, Tüketici Fiyat Endeksi'nin (TÜFE) aylık %1,84, yıllık %31,51; Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi'nin (Yİ-ÜFE) ise aylık %2,57, yıllık %27,95 arttığını belirtti. Aylık enflasyonun beklentilerin altında kaldığını ancak yıllık %31,51'lik seviyenin fiyat baskılarının devam ettiğini gösterdiğini söyleyen Uğurlu, Körfez bölgesindeki gerilimin petrol fiyatlarını yükseltmesi nedeniyle ulaştırma grubunun enflasyona 0,82 puanla en yüksek katkıyı sağladığına dikkat çekti. İmalat sanayi göstergelerine de değinen Uğurlu, Manşet PMI endeksinin Temmuz'daki 47,7 seviyesinden 48,1'e yükselerek son üç ayın en yüksek seviyesine ulaştığını, ancak 50,0 eşik değerinin altında kalmasının talep baskısının sürdüğünü gösterdiğini belirtti. Sektörel PMI kapsamındaki 10 sektörün tamamında yeni siparişlerin daraldığını vurguladı. "Sürdürülebilir Büyümenin Amiral Gemisi İhracat Olmalı" Türkiye ekonomisinin 2026 yılının ikinci çeyreğinde %2,3 büyüdüğünü hatırlatan DENİB Başkanı Osman Uğurlu, büyüme yapısına ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: "İkinci çeyrekte ekonomimizin %2,3 oranında büyümesi olumludur. İç talebin büyümeye sağladığı katkıyı önemli bulmakla birlikte, uzun vadeli ve dengeli bir ekonomik yapı için üretimin, yatırımın ve özellikle ihracatın büyümenin amiral gemisi olması gerektiğine inanıyoruz. Net ihracatın ikinci çeyrekte büyümeye 0,6 puan pozitif katkı vermesi dış ticarette olumlu bir ivmelenmeye işaret etse de, bu katkının artırılması için ihracatçılarımızın desteklenmesi kritik önem taşımaktadır."

Başkan Gülsoy: "İş Dünyasının Öngörülebilir Bir Zemine İhtiyacı Var" Haber

Başkan Gülsoy: "İş Dünyasının Öngörülebilir Bir Zemine İhtiyacı Var"

Kayseri Ticaret Odası (KTO) Ağustos Ayı Olağan Meclis Toplantısı’nda konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy; yüksek finansman maliyetleri ve artan giderlerin üretici üzerindeki yükünü artırdığını belirterek, "İş dünyası olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; dirençli, öngörülebilir ve maliyetleri yönetebildiğimiz sürdürülebilir bir zemindir” dedi. Konuşmasında KTO Kayseri TEKMER Projesi’nin onaylandığını ve fiziki altyapıya yönelik çalışmaların tamamlanmak üzere olduğunu belirten Başkan Gülsoy; robotik, makine, elektrik-elektronik, yazılım, dijitalleşme ve yapay zekâ alanlarında yenilikçi fikirleri bulunan girişimciler için başvuru çağrılarına çok yakında çıkacaklarını söyledi. Kayseri Ticaret Odası M. Rifat Hisarcıklıoğlu Toplantı Salonu’nda Meclis Başkanı Cengiz Hakan Arslan başkanlığında gerçekleştirilen Ağustos Ayı Olağan Meclis Toplantısı’na; KTO Başkanı Ömer Gülsoy, Yönetim Kurulu Üyeleri, Meclis ve Komite Üyeleri, Meclis Başkanlık Divanı Üyeleri ile basın mensupları katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan toplantıda, Odanın Ağustos ayı faaliyetleri değerlendirilerek gündem maddeleri oy birliğiyle kabul edildi. "Zaferler Ayını Gururla İdrak Ediyoruz" Toplantıdaki konuşmasına Ağustos ayının tarihi önemine değinerek başlayan KTO Başkanı Ömer Gülsoy, Malazgirt Zaferi, Sakarya Meydan Muharebesi ve 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutlayarak şu ifadeleri kullandı: "Ağustos ayı tarihimizde zaferlerle doludur. 26 Ağustos Zaferi bir başlangıç, 30 Ağustos Zaferi ise onun mührüdür. Anadolu’yu bizlere vatan kılan Sultan Alparslan’ı, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, tüm şehit ve gazilerimizi rahmet ve saygıyla yad ediyorum.” “İş Dünyasının Hareket Alanı Kısıtlanıyor” Küresel ekonomide belirsizliklerin derinleştiğini, Türkiye ekonomisinde ise öngörülebilirlik ve istikrarın yeniden oluşturulmaya çalışıldığını belirten Gülsoy, iç ve dış pazardaki gelişmelerin iş dünyasının hareket alanını ciddi şekilde kısıtladığını söyledi. Sanayici ve tüccarın faaliyetlerini sürdürebilmesi, istihdamını koruyup büyütebilmesi için ekonomik netliğe ve güven ortamına ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Gülsoy, şöyle konuştu: “İş dünyası olarak şu anda en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; dirençli, öngörülebilir ve maliyetleri yönetebildiğimiz sürdürülebilir bir zemindir. Bir sanayicinin, bir tüccarın işini sürdürebilmesi, istihdamını koruyup büyütebilmesi için her şeyden önce ekonomik netlik ve güven ortamına ihtiyacı vardır.” “Üretimin Cazibesi Zayıflıyor” Ticaret savaşları, enerji krizleri ve jeopolitik gerilimlerin dünya ekonomisini etkilediğini kaydeden Gülsoy, sahadaki sorunların yalnızca dış etkenlerle açıklanamayacağını ifade etti. Yüksek enflasyon, döviz kuru üzerindeki baskı ve finansman maliyetlerinin işletmelerin omuzlarına ağır bir yük bindirdiğini belirten Gülsoy, özellikle üretici ve ihracatçıların küresel pazarda rekabet etmekte zorlandığını söyledi. “Kapasite Kullanımı Geriledi” Ekonomik verilerin üretimdeki zayıflamayı ortaya koyduğunu dile getiren Gülsoy, Ağustos ayında imalat sanayi kapasite kullanım oranının yüzde 73,5’e, yatırım mallarındaki kapasite kullanım oranının ise yüzde 69,7’ye gerilediğini hatırlattı. İmalat sanayisinin 27 aydır daralma bölgesinde bulunduğunu belirten Gülsoy, Temmuz ayında 47,7 seviyesinde gerçekleşen PMI verisinin de sektördeki daralmanın devam ettiğini gösterdiğini söyledi. Gülsoy, “Fabrikalarımız çalışıyor ancak giderek daha büyük bir bölümü atıl kapasiteyle üretim yapıyor.” ifadelerini kullandı. “Geçici Tedbirler Yerine Yapısal Reform Bekliyoruz” Tasarrufların yeniden fabrikalara, makinelere, Ar-Ge’ye, teknolojiye ve katma değerli yatırımlara yönelmesi gerektiğini vurgulayan Gülsoy, iş dünyasının geçici tedbirler yerine üretim ve ticaretin temelini güçlendirecek yapısal reformlar beklediğini söyledi. Küresel pazarlarda kalıcı olabilmenin yolunun yüksek katma değerli üretimden geçtiğini ifade eden Gülsoy, markalaşma, özgün tasarım, teknoloji ve yenilikçiliğe odaklanılması gerektiğini, bunun için de güçlü ve sürdürülebilir desteklere ihtiyaç olduğunu belirtti. “İş Dünyası Denge İstemektedir” İş dünyasının talebinin fiyat istikrarı hedefinden uzaklaşmadan üretimi, yatırımı, ihracatı ve istihdamı daha güçlü destekleyecek dengeli bir ekonomik zeminin oluşturulması olduğunu ifade eden Gülsoy, “İhtiyacımız olan şey, enflasyonla mücadele ile üretimi birbirinin alternatifi olarak değil, birbirini tamamlayan iki temel hedef olarak değerlendirmektir. Kısacası iş dünyası denge istemektedir.” diye konuştu. “Döviz Dönüşüm Desteğine İki Kat Artış Memnuniyet Verici” Ekonomi yönetiminin açıkladığı sanayi destek paketleri ile Yatırım Taahhütlü Avans Kredi Programı’nın kapsamının genişletilmesini olumlu bulduklarını belirten Gülsoy, döviz dönüşüm desteğine ilişkin yeni düzenlemeyi de değerlendirdi. Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın açıkladığı düzenlemeyle, 1 Ekim’den itibaren emek yoğun sektörler ile katma değerli üretim ve istihdam sağlayan sektörlerde döviz dönüşüm priminin iki kat artırılacağını hatırlatan Gülsoy, şunları söyledi: “Döviz dönüşüm desteğinin yetersiz kaldığını, bu primin 3+5 şeklinde revize edilerek artırılması gerektiğini her platformda dile getirdik. Bakanımızın desteği iki katına çıkaran açıklamasını memnuniyetle karşılıyor, 1 Ekim’de yürürlüğe girecek uygulamayı büyük bir sabırsızlıkla bekliyoruz. Çünkü bugün üreticimizin, ihracatçımızın tam anlamıyla nefese ihtiyacı vardır! Bu ve benzeri adımların devam etmesi, yeni "Nefes Kredisi" paketleriyle desteklenmesi en büyük beklentimizdir. Ancak şunun da altını çizmeliyiz: Desteklerin yalnızca açıklanması yetmez; üreticinin ihtiyaç duyduğu anda, bürokrasiye takılmadan ve kolayca erişilebilir olması hayati önem taşımaktadır.” KTO KAYSERİ TEKMER ONAYLANDI: "KAYSERİ MODELİ" GELİYOR Kayseri’nin üretim gücünü teknolojiyle, girişimcilik ruhunu ise yenilikle buluşturacak dev bir projenin müjdesini veren KTO Başkanı Ömer Gülsoy, KTO Kayseri TEKMER projesinin KOSGEB tarafından resmi olarak onaylandığını açıkladı. Fiziki altyapı çalışmalarının son aşamaya geldiğini belirten Gülsoy, "Merkezimiz, Odagazisi konferans salonu binamızda daha önce restoran olarak kullanılan alanda, iki katlı ve toplam 1.700 metrekarelik bir alanda hizmet verecektir. Çok kısa bir süre içerisinde Kayseri TEKMER’i faaliyete geçirerek gençlerimizin, girişimcilerimizin ve teknoloji odaklı işletmelerimizin hizmetine sunacağız. Burası sadece çalışma alanlarından ibaret bir bina olmayacak; fikrin projeye, projenin ürüne, ürünün ise yatırıma ve ticari başarıya dönüştüğü güçlü bir teknoloji ve girişimcilik üssü haline gelecektir" dedi. “Teknolojik Girişimler İçin Başvuru Çağrıları Yakında Başlıyor” Kayseri TEKMER’in odaklanacağı kritik sektörleri ve hedef kitlesini açıklayan Gülsoy, başvuru süreçlerinin yakında başlayacağını ifade etti: "Robotik, makine, elektrik-elektronik, yazılım, dijitalleşme ve yapay zekâ alanlarında yenilikçi fikirleri olan girişimcilerimiz için başvuru çağrılarına çok yakında çıkıyoruz. İşletmesini henüz kurmamış genç girişimcilerden, teknoloji tabanlı ürününü büyütmek isteyen işletmelere kadar geniş bir kitleye kapılarımızı açacağız. Girişimcilerimize yalnızca ofis tahsis etmekle kalmayacak; mentörlük, eğitim, teknik danışmanlık, prototipleme, yatırımcı buluşmaları, finansman ve iş ağlarına erişim gibi çok yönlü destekler sunacağız.” “Türkiye’ye Örnek Olacak Bir Model Kuruyoruz” Merkezin Kayseri sanayisinin dönüşümüne öncülük edeceğini ve Türkiye'de yeni bir model oluşturacağını vurgulayan Gülsoy, sözlerini şöyle sürdürdü: "Teknoloji Merkezimizi, özellikle Kayseri sanayisine hizmet verecek yenilikçi ürün ve üretim yöntemleri ekseninde tasarladık. Amacımız, sanayimizin üretim kapasitesini ve yüksek teknolojili ürün çeşitliliğini artırmaktır. Burada sanayici ve yatırımcı üyelerimiz ile genç girişimcileri aynı çatı altında buluşturacak aktif bir ekosistem inşa ediyoruz. Bu yapısıyla merkezimiz, Türkiye’deki teknoloji merkezleri arasında yeni bir referans noktası olacak 'Kayseri Modeli'ni geliştirmektedir. Kayseri TEKMER ile gençlerimize 'Fikrini burada geliştir, ürününü burada tasarla, şirketini burada büyüt ve dünyaya Kayseri’den açıl' çağrısında bulunuyoruz. Kayseri’yi sadece sanayi değil, fikir ve teknoloji ihraç eden bir cazibe merkezi yapma kararlılığındayız. Bu merkez, Kayseri’nin geleceğine açılan yeni bir kapıdır.” “Okul Alışverişinde Yerel Esnafımızı Tercih Edelim” 2026-2027 eğitim-öğretim yılının 14 Eylül Pazartesi günü başlayacağını hatırlatarak öğrenci, öğretmen ve velilere başarılar dileyen Gülsoy, okul alışverişlerinde yerel esnafın desteklenmesi çağrısında bulundu. Şehrin sürdürülebilir ticaretine güç verilmesi gerektiğini vurgulayan Gülsoy, “Okul alışverişlerimizde lütfen yerel işletmelerimizi ve kendi esnafımızı tercih edelim. Yılın 365 günü şehrimizin yükünü çeken, istihdam sağlayan esnafımıza sahip çıkalım. Alışverişimizi kendi esnafımızdan yapalım ki önce kentimiz, ardından ülkemiz kazansın. Sadece sezonluk zincir yapılara değil, şehrimizin ticaretine güç verelim” dedi. “Gurbetçilerimizin Gelişi Esnafımıza Nefes Oldu” Yaz döneminde Kayseri’ye gelen gurbetçilerin kent ekonomisine katkı sağladığını belirten Gülsoy, çarşı ve pazarda yaşanan hareketliliğin esnafa moral olduğunu ifade etti. Gülsoy, “Gurbetçilerimizin gelişiyle birçok sektörümüzde bir hareketlilik yaşandı. Piyasadaki zorlukları tamamen ortadan kaldırmasa da ticaretimize önemli bir dinamizm getirdi. Temennimiz bu hareketliliğin Eylül ayı sonuna kadar sürmesidir. Memleketlerini yalnız bırakmayan tüm gurbetçi hemşehrilerimize teşekkür ediyor, yaşadıkları ülkelere huzurla dönmelerini niyaz ediyorum” ifadelerini kullandı.

Yatırım, Üretim ve Sanayinin Geleceği Eskişehir'de Masaya Yatırıldı Haber

Yatırım, Üretim ve Sanayinin Geleceği Eskişehir'de Masaya Yatırıldı

Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu (OSBÜK) İç Anadolu Bölge Toplantısı, Eskişehir OSB ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan, OSBÜK Başkanı Memiş Kütükcü, Eskişehir OSB Başkanı Nadir Küpeli, bölgedeki 75 OSB’nin başkan ve bölge müdürlerinin katılımıyla düzenlenen toplantıda, OSB’lerin talep, sorun ve çözüm önerileri istişare edildi. Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu (OSBÜK) İç Anadolu Bölge Toplantısı, Eskişehir OSB’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan, OSBÜK Başkanı Memiş Kütükcü, Eskişehir OSB Yönetim Kurulu Başkanı Nadir Küpeli ile İç Anadolu Bölgesi’ndeki 75 OSB’nin başkan ve bölge müdürlerinin katıldığı toplantıda, sanayinin gündemindeki yatırım, üretim, finansmana erişim, enerji maliyetleri, nitelikli iş gücü ve yeşil-dijital dönüşüm başta olmak üzere sektörün talep ve sorunları ele alındı. Toplantının açılışında konuşan OSBÜK Başkanı Memiş Kütükcü, İç Anadolu Bölgesinin önemli bir sanayileşme mücadelesi verdiğinin altını çizdi. Bölgedeki 13 ilde, 49’u işletme aşamasında olmak üzere toplam 75 OSB’nin bulunduğunu söyleyen Kütükcü, 22 bini aşkın fabrikada 615 bin kişiye doğrudan istihdam sağlandığını vurguladı. Bölgedeki sanayicilerin zorlu ekonomik şartlara rağmen üretimde gösterdiği kararlılıkla da dikkat çektiğini belirten Kütükcü, “OSBÜK olarak uzun süredir OSB’lerimizdeki üretimin seyrini elektrik tüketimi üzerinden takip ediyoruz. Bu yılın ilk 7 ayında İç Anadolu’daki organize sanayi bölgelerimizin elektrik tüketimi, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1 olan Türkiye ortalamasının çok üzerinde yüzde 5,2 arttı. Bu oran, tüm zorlu şartlara rağmen, bölge insanımızın ve sanayicilerimizin üretimden vazgeçmediğini, aksine üretime daha güçlü bir şekilde sarıldığını net bir biçimde ortaya koyuyor. Zira Türk sanayisinin gücü sadece rakamlardan değil, bu rakamların arkasındaki alın terinden, üretim azminden ve mücadele ruhundan geliyor” dedi. “Üretim varsa umut vardır, istişare varsa çözüm vardır” OSBÜK’ün, güçlü OSB camiasının sesini daha gür duyurmak, sorunlarını Ankara’ya taşımak ve çözüm üretmek için çalışmalarını aralıksız sürdürdüğünü dile getiren Kütükcü, kamu ile OSB’ler arasında güçlü bir köprü olarak OSB’lerin taleplerini dikkatle takip ettiklerini ifade etti. Sahadan gelen sorunların ortak akılla çözülmesinin çok kıymetli olduğunu anlatan Başkan Kütükcü sözlerini şöyle tamamladı: “OSB’lerin gücünün iki önemli kaynağı var, üretim ve istişare. Şartlar ne olursa olsun, bu ikisinden asla vazgeçemeyiz. Üretim varsa umut vardır. İstişare varsa çözüm vardır. Hamdolsun istişare kültürünü, çok iyi şekilde çalıştırıyoruz. İçinde bulunduğumuz süreçte olduğu gibi, rüzgarlar bazen sert esecek, deniz bazen dalgalı olacak. Ama bizler, Türkiye’nin üretim gücünü hep birlikte ve daima daha ileriye taşıyacağız. Hedefimiz çok net. Daha fazla yatırım. Daha fazla üretim. Daha güçlü sanayi. Ve daha güçlü bir Türkiye.” “İmalat sanayisinde Türkiye küresel ölçekte Çin’den sonra en çok çeşit ürünü, en çok ülkeye ihraç eden ikinci ülke” Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan, 2008 yılından bugüne dünyanın çeşitli türbülanslardan geçtiğini anlattı. Tüm zorlu süreçlere rağmen Türk sanayicisinin çok büyük gayretle üretime devam ettiğini kaydeden İnan, sanayicinin büyük fedakarlıklar gösterdiğini dile getirdi. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak sanayiciler için çeşitli projeleri hayata geçirdiklerini dile getiren Bakan Yardımcısı İnan, organize sanayi bölgelerine yatırım yapmaya devam ettiklerini söyledi. “İmalat sanayisinde Türkiye küresel ölçekte Çin'den sonra en çok çeşit ürünü, en çok ülkeye ihraç eden ikinci ülke. Biz sanayi yetkinliği olarak çok ön plana çıkan bir ülkeyiz” ifadesini kullanan İnan, Türkiye yüzyılı kurulması sürecinde üretimle var olmanın önemine vurgu yaptı. Bakan Yardımcısı İnan konuşmasında Türk ekonomisi ve Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı’na ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Küpeli: “Türkiye olarak üretmeye ve büyümeye devam etmeliyiz Eskişehir OSB Başkanı Nadir Küpeli de OSB’nin gelişimi hakkında bilgiler vererek, OSB’nin toplam büyüklüğünün 34 milyon metrekareye yaklaştığını ve üretimdeki 748 fabrikasında 53 bin aşan istihdama sahip olduklarını anlattı. Türk sanayisinin kritik bir süreçten geçtiğini dile getiren Küpeli, “Bir yandan küresel pazarlardaki daralma ve rekabet baskısı sürerken, diğer yandan finansmana erişimdeki zorluklar, ihracat pazarlarımızdaki ciddi daralma ve durgunluk, çevremizdeki sürekli bir savaş hali ve gergin ortam, ülkemiz içindeki yüksek işletme ve enerji maliyetleri, istihdam üzerindeki yükler, diğer hizmetler sektörlerdeki yüksek enflasyon rakamları piyasada dengeleri bozmakta ve sanayicimizin omuzlarındaki yükü artırmaktadır. Bunların yanı sıra hızla gelen Yeşil Mutabakat ve dijital dönüşüm gereklilikleri, sanayi parsellerinde artan maliyetler, en önemlisi üretimimizin can damarı olan nitelikli büyüklüğü, 916 tahsisli parseli, aktif olarak üretimde olan iş gücü temini, bugün hepimizin ortak ve öncelikli meselesidir” dedi. Sanayi yatırımlarındaki yavaşlamanın Türkiye’nin üretim kapasitesi açısından dikkatle ele alınması gerektiğini belirten Küpeli, ekonomide uygulanan tedbirlerin sanayi yatırımları üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Küpeli, Türkiye’nin üretim gücünü koruması ve yeni yatırımlarla büyümeye devam etmesi gerektiğini vurgulayarak, sanayinin yalnızca mevcut kapasitesini koruyarak değil, yeni yatırımlarla sürekli büyüyerek güçlenebileceğini ifade etti. Küpeli, Türk sanayisinin küresel rekabet gücünü koruyabilmesi için desteklerin artırılması, öngörülebilirliğin güçlendirilmesi ve yapısal adımların hızla hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. İç Anadolu Bölge Toplantısı açılış konuşmalarının ardından istişare bölümü ile devam etti.

İTO Başkanı Şekib Avdagiç: ''Türkiye Pahalı Algısı Çok Tehlikeli!'' Haber

İTO Başkanı Şekib Avdagiç: ''Türkiye Pahalı Algısı Çok Tehlikeli!''

İTO Başkanı Şekib Avdagiç, enflasyon ile döviz kuru arasındaki makasın ihracatçı üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirterek, ihracatın artması ve bununla beraber ithalatın kontrol altında tutulması için dengeleyici bir yaklaşım beklentisi içinde olduklarını söyledi. İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği tarafından 10’uncusu düzenlenen İstanbul Hazır Giyim ve Moda Fuarı’nın açılış programı İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirildi. Programa katılan İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, ihracatçıların karşı karşıya bulunduğu maliyet ve rekabet sorunlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Avdagiç, enflasyon ile döviz kuru arasındaki makasın ihracatçının uzun süredir gündeme getirdiği önemli konular arasında yer aldığını söyledi. “İHRACATÇIYI ZORLAMAYA DEVAM EDİYOR” Kur ve enflasyon arasındaki farkın şirketler üzerindeki etkisine değinen Avdagiç, söz konusu tablonun ihracatçıları zorlamaya devam ettiğini ifade etti. Avdagiç, bu durumun yalnızca ihracata değil, yurt içindeki ticarete de yansıdığını belirtti. Kur-enflasyon makasının ihracatçılar üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirten Avdagiç, yurt içindeki ticaretin de aşağı yönlü etkilendiğini söyledi. Türkiye’de yabancıların yaptığı alışverişlerdeki değişime dikkat çeken Avdagiç, yabancı kredi kartlarıyla yapılan harcamaların azaldığını ifade etti. YABANCI KREDİ KARTLARIYLA HARCAMALAR AZALIYOR Avdagiç, tüketim hareketlerine ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Yabancıların alışverişi azalıyor. Yabancı kredi kartları ile Türkiye'de yapılan alışverişte azalma, Türk kredi kartları ile de yurt dışında yapılan alışverişlerde artma görülüyor.” Avdagiç bu tablonun Türkiye’deki fiyat seviyelerinin dışarıdan gelen tüketicilerin harcama tercihleri üzerindeki etkisini gösterdiğini kaydetti. “TÜRKİYE PAHALI” ALGISINA DİKKAT ÇEKTİ İTO Başkanı Avdagiç, döviz kurunun turizm sektörü üzerindeki etkisine de dikkat çekti. Son dönemde en sık karşılaşılan ifadelerden birinin “Türkiye pahalı” söylemi olduğunu belirten Avdagiç, bu algının yerleşmesinin risk oluşturduğunu söyledi. Avdagiç, fiyat algısının kalıcı hale gelmesinin yalnızca alışveriş veya ihracat açısından değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti. İTO Başkanı şu ifadeleri kullandı: “Şu anda en çok karşılaştığımız konulardan bir tanesi de 'Türkiye pahalı' algısı. Bu çok tehlikeli bir söylem. 'Türkiye pahalı' algısı belirli bir kitleye yerleşirse, orta ve uzun vadede mal ihracatının yanında, alışverişin yanında turizmi de vuracaktır.” İHRACATIN REKABET GÜCÜ Avdagiç’in değerlendirmelerinde ihracatçıların rekabet gücünün korunması konusu öne çıktı. Kur ile maliyetler arasındaki dengenin bozulmasının özellikle dış pazarlarda faaliyet gösteren şirketlerin fiyatlama ve rekabet imkanlarını zorlaştırdığına işaret etti. İTO Başkanı Avdagiç, mevcut şartlarda sürdürülebilirliğe ilişkin imkanların çok kısıtlı hale geldiğini belirtti. İhracatçıların faaliyetlerini sürdürebilmesi ve dış pazarlardaki konumunu koruyabilmesi açısından daha dengeli bir yapıya ihtiyaç bulunduğunu ifade etti. Avdagiç, Türkiye’nin ihracatının artmaya devam etmesi gerektiğini belirtirken, ithalatın da kontrol altında tutulmasının önemine dikkat çekti. Dış ticaret dengesinin korunması açısından iki tarafı birlikte gözeten bir yaklaşımın gerekli olduğunu söyledi. “DENGELEYİCİ BİR YAKLAŞIM BEKLENTİSİ İÇİNDEYİZ” İTO Başkanı Şekib Avdagiç, ihracatçıların beklentisini şu sözlerle özetledi: Türkiye’nin ihracatının artmaya devam etmesi ve ithalatın kontrol altında tutulması için dengeleyici bir yaklaşım beklentisi içinde olduklarını ifade etti. Avdagiç, kur-enflasyon dengesi, rekabetçilik ve “Türkiye pahalı” algısının önümüzdeki dönemde hem ihracat hem de turizm açısından yakından izlenmesi gereken başlıklar arasında bulunduğunu vurguladı.

İTO Başkanı Avdagiç: ''Enflasyonu Düşürürken Üretimi De Korumalıyız'' Haber

İTO Başkanı Avdagiç: ''Enflasyonu Düşürürken Üretimi De Korumalıyız''

İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, eylülde güncellenmesi beklenen Orta Vadeli Program'da hedefli bir üretim koruma politikası geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Avdagiç, enflasyon düşürülürken üretimin de seçici ve etkili araçlarla korunması gerektiğini vurguladı. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, sıkı para politikasının enflasyonun düşürülmesi açısından önemli bir dengeleme sağladığını ancak üretim tarafındaki maliyetlerin giderek daha görünür hale geldiğini söyledi. Avdagiç, yeni OVP'de üretim kapasitesi, ihracat ve yatırımı koruyacak 5 başlıkta hedefli finansman mekanizması önerdi. AVDAGİÇ'TEN YENİ OVP İÇİN ÜRETİM KORUMA POLİTİKASI ÇAĞRISI İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, eylül ayında güncellenmesi beklenen Orta Vadeli Program'a ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İTO'dan yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Avdagiç, sıkı para politikasının üretim üzerindeki maliyeti ve küresel ekonomideki belirsizlik ortamına dikkat çekti. “ENFLASYONU DÜŞÜRÜRKEN ÜRETİMİ DE KORUMALIYIZ” Avdagiç, kısa süre sonra güncellenerek açıklanacak yeni Orta Vadeli Program'da dezenflasyon programına halel getirmeyecek şekilde para politikasının yanında hedefli bir üretim koruma politikası geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Avdagiç, “Eylül ayında güncellenmesi beklenen Orta Vadeli Program'da hedefli bir üretim koruma politikası geliştirilmesi gerekiyor. Türkiye'nin enflasyonu düşürürken üretimi de koruyacak seçici ve etkili araçlar geliştirmesi gerekli.” ifadelerini kullandı. HEDEF GENEL KREDİ GENİŞLEMESİ DEĞİL İTO Başkanı Avdagiç, önerilen politikanın genel bir kredi genişlemesi ya da yeniden enflasyon oluşturacak bir talep teşviki anlamına gelmediğini belirtti. Hedefin üretim kapasitesini, ihracatı ve yatırımları koruyacak seçici finansman mekanizmalarının oluşturulması olduğunu ifade etti. “YENİ VE YENİLİKÇİ BİR SANAYİ POLİTİKASI GEREKLİ” Türkiye'nin genel bir teşvik ekonomisine geri dönmeye ihtiyacı olmadığını vurgulayan Avdagiç, üretim, ihracat ve teknolojik dönüşümü aynı anda destekleyecek bir modele ihtiyaç bulunduğunu söyledi. Avdagiç, “İhtiyacımız olan üretim kapasitesini koruyan, ihracatı destekleyen ve teknolojik dönüşümü hızlandıran yeni ve yenilikçi bir sanayi politikasını gerçekleştirmektir.” değerlendirmesinde bulundu. İŞ DÜNYASI İÇİN 5 BAŞLIKTA ÖNERİ Avdagiç, yeni OVP'de iş dünyasına yönelik finansman mekanizmalarının 5 başlıkta şekillendirilmesi gerektiğini belirtti. İlk ayağın ihracatçı ve üretici firmalar için uzun vadeli, sürdürülebilir ve öngörülebilir finansman kanallarının güçlendirilmesi olduğunu söyledi. EXIMBANK'IN KAPSAMI GENİŞLETİLMELİ Avdagiç, Eximbank ve benzeri mekanizmaların yalnızca mevcut ihracatçıları değil, ihracat potansiyeli bulunan üreticileri de kapsaması gerektiğini belirtti. İşletme sermayesi ve yatırım kredilerinde üretim ile ihracat performansının temel alınması gerektiğini ifade etti. YATIRIM KREDİLERİ İLE İŞLETME SERMAYESİ AYRILMALI İkinci öneri olarak yatırım kredileri ile işletme sermayesi kredilerinin birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Avdagiç, genel kredi genişlemesi sınırlanırken stratejik yatırımlara farklı finansman imkanları sunulması gerektiğini söyledi. Avdagiç, teknoloji yatırımı yapan, ihracat kapasitesi oluşturan ve ithal girdiyi azaltan yatırımlar için daha uzun vadeli ve daha düşük maliyetli finansman kanalları oluşturulması gerektiğini ifade etti. KUR VE MALİYET ARASINDAKİ FARK İHRACATÇIYI ZORLUYOR Avdagiç, üçüncü başlıkta baskılanan kurun ihracatçının maliyet artışlarını karşılayacak doğru ve etkili mekanizmalarla dengelenmesi gerektiğine dikkat çekti. Bu kapsamda döviz dönüşüm desteğinin sembolik seviyede kalmaması ve oluşan makası kapatacak bir düzeye çıkarılması gerektiğini söyledi. DÖVİZ DÖNÜŞÜM DESTEĞİ GÜÇLENDİRİLMELİ İTO Başkanı Avdagiç, enflasyon ile kur arasındaki farkın ihracatçı üzerindeki maliyet baskısını sürekli artıran bir yapıya dönüşmesinin önlenmesi gerektiğini belirtti. Döviz dönüşüm desteğinin ihracatçıların maliyet baskısını azaltacak şekilde yeniden ele alınması gerektiğini vurguladı. VERGİ VE SOSYAL GÜVENLİK YÜKLERİ İÇİN SEÇİCİ DÜZENLEME Avdagiç, dördüncü başlık olarak üretim yapan ve istihdam sağlayan firmalara yönelik vergi ve sosyal güvenlik düzenlemelerini gündeme getirdi. Özellikle yüksek istihdam sağlayan ve ihracat yapan sektörlerde maliyet artışlarının doğrudan istihdam kaybına dönüşmesinin önüne geçilmesi gerektiğini ifade etti. Avdagiç, “Özellikle yüksek istihdam sağlayan ve ihracat yapan sektörlerde maliyet artışlarının doğrudan istihdam kaybına dönüşmesini engelleyecek yeni ve güçlendirici mekanizmalar geliştirilmelidir.” dedi. İTHALAT POLİTİKASINDA SANAYİ PERSPEKTİFİ Beşinci başlıkta ithalat politikasına değinen Avdagiç, bu alanın yalnızca korumacı reflekslerle değil, sanayi politikası perspektifiyle ele alınması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin üretmediği kritik girdilerde maliyetleri azaltacak bir gümrük rejiminin benimsenmesi gerektiğini belirtti. Avdagiç, yerli üretim kapasitesinin bulunduğu alanlarda ise haksız rekabetin önlenmesinin önem taşıdığını vurguladı. İthalat politikasının hem üreticinin rekabet gücünü hem de kritik girdilere erişim maliyetini dikkate alan dengeli bir yapıda olması gerektiğini ifade etti. “SIKI PARA POLİTİKASI ÖNEMLİ BİR DENGELEME SAĞLIYOR” İTO Başkanı Avdagiç, Türkiye'de uygulanan sıkı para politikasının enflasyonun düşürülmesi açısından önemli bir dengeleme sağladığını belirtti. Bununla birlikte üretim tarafındaki maliyetlerin giderek daha görünür hale geldiğini ifade etti. Avdagiç, yüksek faiz ortamının özellikle işletme sermayesi maliyetleri üzerindeki etkisine dikkat çekti. “Yüksek faiz, işletme sermayesi maliyetlerini artırırken, özellikle KOBİ'lerin finansmana erişimindeki sıkıntılar devam ediyor.” ifadelerini kullandı. ÜRETİM TABANI KORUNMALI Avdagiç, temel sorunun dezenflasyon politikası olmadığını, üretim kapasitesi üzerindeki maliyetinin giderek artması olduğunu söyledi. İTO Başkanı, “Geldiğimiz noktada temel sorun, dezenflasyonun kendisi değil, dezenflasyonun üretim kapasitesi üzerindeki maliyetinin giderek artmasıdır. Dolayısıyla üreten ekonomimizin karşı karşıya kaldığı sorunlar için gerekli tedbirlerin alınması çok önemli.” dedi. Avdagiç, mevcut dönemde üretim tabanının korunması üzerinde dikkatle ve hassasiyetle durulması gerektiğini vurguladı. Türkiye'nin ihracatının sürdürülebilirliğinin yalnızca dış talebe değil, ülke içindeki üretim kapasitesine, maliyetlere ve finansman koşullarına da bağlı olduğunu belirtti. EMEK YOĞUN SEKTÖRLERE DİKKAT ÇEKTİ Avdagiç, özellikle emek yoğun sektörlerde kapasite kaybına izin verilmemesi gerektiğini söyledi. Tekstil, hazır giyim, mobilya, metal ve makine gibi sektörlerde yüksek finansman maliyetlerinin firmaları fiyat rekabetinde zorladığını ifade etti. Avdagiç, “Emek yoğun sektörlerde kapasite kaybı yaşanmasına izin vermemeliyiz. Emek yoğun sektörlerde işin sıkı tutulması gerekiyor. Tekstil, hazır giyim, mobilya, metal, makine ve benzeri sektörlerde yüksek finansman maliyetleri firmaları fiyat rekabetinde zorluyor.” ifadelerini kullandı. Bu sektörlerde yaşanabilecek kapasite kaybının hem bugün hem de gelecek açısından engellenmesi gerektiğini belirtti. DEZENFLASYON VE ÜRETİM AYNI ANDA KORUNMALI Türkiye ekonomisinin önündeki denklemin giderek netleştiğini söyleyen Avdagiç, kısa vadede dezenflasyon programının korunması gerektiğini belirtti. Ancak orta ve uzun vadede üretim kapasitesinin ve ihracat rekabetçiliğinin kaybedilmesine izin verilemeyeceğinin altını çizdi. Şekib Avdagiç, Türkiye'nin yeni ekonomik politikasının enflasyonu düşürmek ile üretimi korumak arasında bir tercihe sıkışmaması gerektiğini söyledi. Her iki hedefin aynı anda gerçekleştirilebilmesi için seçici, hedefli ve etkili araçların geliştirilmesinin zorunlu olduğunu ifade etti. “TÜRKİYE KENDİ ÇIKIŞINI OLUŞTURACAK GÜCE SAHİP” Avdagiç, Türkiye'nin klasik iktisat teorileri ve uygulamaları arasında sıkışmadan kendi çıkış yolunu oluşturabilecek güce ve ekonomik birikime sahip olduğunu belirtti. “Türkiye bunun örneğini oluşturabilecek, siyasi başarılarının rengini ekonomik başarılara verebilecek kapasitededir. Biz iş dünyası olarak buna inanıyor, hükümetimizin de beklentileri karşılayacak şekilde attığı adımları daha da hızlandıracağına güveniyoruz.” ifadelerini kullandı.

Patates ve Soğan da Lüks Oldu: "Vatandaş Artık Açlığını Planlamak Zorunda Kalıyor" Haber

Patates ve Soğan da Lüks Oldu: "Vatandaş Artık Açlığını Planlamak Zorunda Kalıyor"

YENİ Parti Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, son dönemde patates ve soğan fiyatlarında yaşanan fahiş artışlara tepki gösterdi. İktidarın yanlış tarım politikalarının mutfaktaki yangını büyüttüğünü belirten Başevirgen, "Bir zamanlar dar gelirlinin son sığınağı olan patates ve soğan bile artık vatandaşın sofrasından uzaklaşıyor. İktidar, 'Hiç olmazsa patates yeriz, soğan yer ayakta kalırız' diyen vatandaşın elinden onları da aldı" dedi. ​Bir Ayda %32,5 Artış: "Makas Açılıyor" ​Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin (TZOB) haziran ayı verilerine dikkat çeken Başevirgen, üretici ile market arasındaki fiyat makasının hızla açıldığına vurgu yaptı: ​Kuru Soğan: Marketteki fiyatı sadece bir ayda %32,5 oranında arttı. ​Patates: Patatesin fiyatı bir aylık süreçte %24,7 oranında yükseldi. ​Kırmızı et, tavuk ve balığı çoktan sofrasından çıkaran dar gelirlinin artık en temel gıda maddelerine bile erişemez duruma geldiğini ifade eden Başevirgen, "Bugün geldiğimiz noktada patates de soğan da dar gelirli için lüks haline getirildi" diye konuştu. ​"Çiftçi Üretmiyor, Vatandaş Açlığını Planlıyor" ​Yaşanan tablonun tesadüf olmadığını, yanlış tarım politikalarının doğrudan bir sonucu olduğunu savunan Başevirgen, mazot, gübre, ilaç ve elektrik maliyetlerinin üreticiyi iflasın eşiğine getirdiğini belirtti. ​İktidarın enflasyonla mücadele söylemlerinin mutfaktaki gerçeklikle uyuşmadığını vurgulayan Milletvekili Başevirgen, sözlerini şöyle tamamladı: ​"Saraydan bakınca enflasyon düşüyor olabilir ama pazara çıkan vatandaş için gerçek enflasyon etiketlerde yazıyor. İnsanlar artık çocuklarına et almayı hayal bile edemiyor. Şimdi patatesi, soğanı da hesaplayarak alıyor. Bir ülkeyi öyle bir hale getirdiler ki vatandaş açlığını bile planlamak zorunda kalıyor."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.