Hava Durumu

#Erken Uyarı

Kırsal Haber - Erken Uyarı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Erken Uyarı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bakan Yumaklı FAO’da Duyurdu: Türkiye’den Dev Su ve Kuraklık Hamlesi! Haber

Bakan Yumaklı FAO’da Duyurdu: Türkiye’den Dev Su ve Kuraklık Hamlesi!

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, su varlığına göre havza bazında ürün üretiminin bilimsel veriler doğrultusunda planlandığını belirterek, kuraklıkla mücadelede erken uyarı sistemlerinin önemine dikkat çekti. Türkiye'nin 25 havzasının tamamı için Kuraklık Yönetim Planları'nın hazırlandığını açıklayan Yumaklı, Kuraklık Tahmini ve Erken Uyarı Sistemi'nin 2027 yılında tamamlanmasının hedeflendiğini bildirdi. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) Roma'daki genel merkezinde düzenlenen Dünya Gıda Haftası kapsamındaki Roma Su Diyaloğu Programı'na katılarak konuşma yaptı. Yumaklı, Türkiye'nin su yönetimi, tarımsal üretim planlaması, kuraklıkla mücadele ve uluslararası iş birliği konularındaki çalışmalarını anlattı. Ulusal Su Planı ile Havza Bazlı Üretim Planlanıyor Türkiye'nin gelecek 10 yıla yönelik bir Ulusal Su Planı hazırladığını belirten Bakan Yumaklı, su kaynaklarının durumuna göre tarımsal üretimin planlandığını ifade etti. Yumaklı, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bu kapsamda, su varlığına göre hangi havzada hangi ürünün üretileceğini bilimsel veriler doğrultusunda planlıyoruz. Böylece çiftçimize hem suyu koruyan hem de gelirini güvence altına alan bir üretim imkânı sunuyoruz.” ifadelerini kullandı. Bu yaklaşımla su kaynaklarının korunması ve tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin sağlanması hedefleniyor. 25 Havzanın Tamamında Kuraklık Yönetim Planı Hazırlandı Kuraklık yönetimini su yönetimi yaklaşımının ayrılmaz bir parçası olarak gördüklerini belirten Yumaklı, Türkiye'deki 25 havzanın tamamı için Kuraklık Yönetim Planları'nın hazırlandığını açıkladı. Kuraklık Tahmini ve Erken Uyarı Sistemi'nin 2027 yılında tamamlanmasının hedeflendiğini bildiren Yumaklı, amaçlarının kuraklık ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek yerine riskleri önceden belirlemek olduğunu vurguladı. Yumaklı, tarım, sanayi ve kentlerde suyun verimli kullanılması için de projeler yürütüldüğünü kaydetti. Su Kaynaklarının Adil ve Sürdürülebilir Kullanımı Önem Taşıyor Su yönetiminin hukuki ve kurumsal boyutunun önemine değinen Bakan Yumaklı, mevcut su kaynaklarının kullanıcılar, sektörler ve ekosistemlerin ihtiyaçları arasında adil, şeffaf ve sürdürülebilir biçimde tahsis edilmesi gerektiğini belirtti. Suyun yalnızca yönetilmesi ve tahsis edilmesi gereken bir doğal kaynak olarak ele alınamayacağını ifade eden Yumaklı, suyun gıda üretiminin yanı sıra insan hayatının da temelini oluşturduğunu söyledi. Gazze'deki İnsani Duruma Dikkat Çekti Su ve gıdaya erişimin korunmasının özellikle kriz ve çatışma dönemlerinde daha büyük önem taşıdığını vurgulayan Yumaklı, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan insani krizlerin temel ihtiyaçlara erişimin hayati niteliğini bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti. Gazze'de yaşanan ağır insani duruma dikkat çeken Yumaklı, özellikle çocukların yeterli gıdaya, temiz suya ve insani yardıma erişimde yaşadığı güçlüklerin üzüntü verici olduğunu ifade etti. Yumaklı, “Gıda ve suyun hiçbir koşulda siviller üzerinde baskı veya cezalandırma aracı olarak kullanılmaması gerektiğine inanıyoruz.” dedi. Bu temel ihtiyaçlara güvenli ve kesintisiz erişimin sağlanmasının ortak bir insani sorumluluk olduğunu belirten Yumaklı, bu sorumluluğun yalnızca kriz dönemleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini dile getirdi. FAO ile Su Yönetiminde Uluslararası İş Birliği Su kaynaklarının korunması, gıdaya erişimin güvence altına alınması ve ülkelerin değişen iklim koşullarına hazırlanmasının güçlü bir uluslararası iş birliği gerektirdiğini belirten Yumaklı, FAO'nun kapasite geliştirme, veri ve bilgi paylaşımı ile teknik iş birliği yoluyla ülkelere sağladığı desteğin önemine işaret etti. Bakan Yumaklı, kuraklık erken uyarı sistemleri, havza bazlı su tahsisi, modern sulama ve dijital su yönetimi alanlarında ülkeler arasındaki deneyim paylaşımının artırılması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin FAO ve Küresel Çevre Fonu ile Gediz Havzası'nda yürüttüğü Sürdürülebilir ve Entegre Su Kaynakları Yönetimi Projesi'ni bu iş birliğinin somut örneklerinden biri olarak gösteren Yumaklı, uluslararası ortak projelerin su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimine katkı sunduğunu belirtti. Yumaklı, bu alandaki iş birliğinin daha da ileri taşınmasıyla su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimine daha güçlü katkılar sağlanabileceğini ifade etti. COP31'de Su, Gıda ve İklim Bağlantısı Gündeme Taşınacak Türkiye'nin gelecek ay Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) ev sahipliği yapacağını hatırlatan Bakan Yumaklı, su, gıda ve iklim arasındaki ilişkinin konferans gündeminin merkezinde yer alacağını söyledi. Bu amaçla başlatılan Turkuaz Nexus Girişimi'nin su, gıda ve iklim bağlantılarını, ülkelerin kendi şartlarına göre yön verebileceği ortak bir mekanizmada bir araya getirmeyi hedeflediğini belirten Yumaklı, girişim kapsamında sahada uygulanabilecek somut çözümlerin de desteklenmek istendiğini kaydetti. Yumaklı, uluslararası katılımcıları Antalya'da düzenlenecek COP31'e davet ederek su, gıda ve iklim alanlarındaki ortak çalışmalara katkı sunmaya çağırdı.

Bakan Yumaklı: ''GEKİS ile Her Büyükbaş Hayvanın Dijital Bir Kimliği Olacak'' Haber

Bakan Yumaklı: ''GEKİS ile Her Büyükbaş Hayvanın Dijital Bir Kimliği Olacak''

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, hayata geçirilen Güvenli Elektronik Küpe İzleme Sistemi (GEKİS) ile her büyükbaş hayvanın dijital bir kimliğinin olacağını belirterek, "Doğumundan itibaren sağlık kayıtları, aşıları ve hareketleri güvenli biçimde takip edilecek." dedi. Yumaklı, Rusya Tarım Bakanlığı tarafından başkent Moskova'da düzenlenen “2. Uluslararası Veteriner Güvenliği Forumu"nun ana oturumunda konuştu. Türkiye'nin Avrupa, Asya, Kafkasya ve Orta Doğu'nun kesişiminde bulunduğuna işaret eden Yumaklı, yoğun hayvan ve hayvansal ürün hareketleri nedeniyle veteriner güvenliğini erken uyarı, aşılama, izlenebilirlik, laboratuvar altyapısı ve uluslararası iş birliğine dayanan bir sistem olarak ele aldıklarını belirtti. Bakan Yumaklı, veteriner güvenliğinin hayvan hastalıklarıyla mücadelenin yanı sıra gıda arz güvenliği, halk sağlığı, kırsal ekonomi ve uluslararası ticaret açısından da önem taşıdığını dile getirdi. Sınır aşan hayvan hastalıklarına karşı hazırlıklı olunması gerektiğini vurgulayan Yumaklı, SAT-1 tipi şap hastalığının 2025 ve 2026 yıllarında tarihsel yayılım alanının ötesine geçerek birçok ülkede görüldüğünü, Türkiye'de de yaklaşık 60 yıl sonra yeniden tespit edildiğini anlattı. Yumaklı, “Bakanlığımız hızla harekete geçmiş, Şap Enstitümüz SAT-1'e karşı aşı geliştirerek üretime başlamıştır." dedi. Şapla mücadele kapsamında 2025 yılında 23,8 milyon doz aşının sahaya gönderildiğini aktaran Yumaklı, büyükbaş hayvanlarda ilk tur aşılama oranının yüzde 92'ye ulaştığını bildirdi. HASTALIKLARDA İZLENEBİLİRLİĞİN ÖNEMİ Bakan Yumaklı, hastalıklarla mücadelede aşılama kadar izlenebilirliğin de önemli olduğunu dile getirerek, “Bu kapsamda Güvenli Elektronik Küpe İzleme Sistemi'ni (GEKİS) hayata geçirdik . GEKİS ile her büyükbaş hayvanımızın dijital bir kimliği olacak. Doğumundan itibaren sağlık kayıtları, aşıları ve hareketleri güvenli biçimde takip edilecek. Böylece dijitalleşmeyi doğrudan biyogüvenlik sistemimizin bir parçası haline getiriyoruz." dedi. Yüksek patojeniteli kuş gribini de yakından izlediklerini ifade eden Yumaklı, göçmen kuşların geçiş güzergahında bulunan Türkiye'de risk temelli gözetim ve erken uyarı çalışmalarının sürdüğünü, bu yıl ticari kanatlı işletmelerindeki biyogüvenlik kurallarını güçlendirdiklerini kaydetti. Bakan Yumaklı, bruselloz, tüberküloz, kuduz, şarbon ve koyun-keçi vebasına karşı aşılama, gözetim ve kontrol programlarını “Tek Sağlık" yaklaşımıyla yürüttüklerini anlattı. Türkiye'nin uluslararası ticaret ve ulaştırma koridoru olması nedeniyle transit hayvan ve hayvansal ürün hareketlerini de biyogüvenlik açısından takip ettiklerini belirten Yumaklı, sınır kontrol noktaları, sağlık sertifikasyonu, risk analizleri ve izlenebilirlik sistemleriyle biyolojik riskleri kontrol altında tutmaya çalıştıklarını söyledi. Yumaklı, amaçlarının uluslararası ticaretin kesintisiz sürdürülmesi ile hayvan ve halk sağlığının korunması arasında denge kurmak olduğunu ifade etti. LABORATUVAR ALTYAPISI GÜÇLENDİRİLİYOR Laboratuvar altyapısına ilişkin çalışmalara da değinen Yumaklı, Dünya Bankası iş birliğiyle yürütülen proje kapsamında veteriner kontrol enstitülerinin altyapısını güçlendirdiklerini, Türkiye'ye 14 BSL-2 ve 7 BSL-3 laboratuvar kazandırmayı hedeflediklerini bildirdi. Yumaklı, söz konusu yatırımları ulusal teşhis kapasitesinin yanı sıra bölgesel erken uyarı ve uluslararası bilimsel iş birliği açısından da stratejik gördüklerini dile getirdi. Gıda kaynaklı biyolojik tehlikeler ile antimikrobiyal direncin de veteriner güvenliğinin bir parçası olduğunu belirten Yumaklı, biyolojik güvenliği çiftlikten sofraya bütün gıda zincirinde ele aldıklarını, hayvanlardan insanlara bulaşabilen etkenleri ve gıda kaynaklı salgınları izlediklerini söyledi. Hayvan hastalıklarının sınır tanımadığını vurgulayan Yumaklı, epidemiyolojik verilerin zamanında paylaşılması, yeni hastalıkların hızla bildirilmesi ve referans laboratuvarları arasında iş birliği yapılması çağrısında bulundu. Bakan Yumaklı, Türkiye'nin Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) başta olmak üzere uluslararası kuruluşlarla yakın iş birliği içinde çalıştığını, bilgi birikimini ve saha deneyimini ortaklarıyla paylaşmaya hazır olduğunu kaydetti. Bakan Yumaklı'nın katıldığı oturumda Rusya Tarım Bakanı Oksana Lut, Rusya Federal Bitki Sağlığı Denetim Servisi (Rosselhoznadzor) Başkanı Sergey Dankvert de veteriner güvenliğine ilişkin değerlendirmede bulundu.​

Başkan Ataç; “kırsal Kalkınmayı Somut Adımlarla Destekliyoruz” Haber

Başkan Ataç; “kırsal Kalkınmayı Somut Adımlarla Destekliyoruz”

Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, Uludere’de düzenlenen 2. Hasat ve Bereket Günü’nde vatandaşların yoğun ilgisi ve sevgi gösterileriyle karşılandı. Başkan Ataç, üretimi, emeği ve kırsal kalkınmayı büyüten çalışmaları sürdüreceklerini söyledi. Tepebaşı Belediyesi, Uludere Köyü Muhtarlığı, Uludereliler Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği, Tepebaşı Kırsal Kalkınma Kurulu ve Tepebaşı Sağlıklı Kent Konseyi iş birliğiyle düzenlenen 2. Uludere Hasat ve Bereket Günü yoğun katılımla gerçekleştirildi. Etkinlikte yerel ürün stantları, Eko Şov Ritim Grubu gösterisi, yöresel halk oyunları, tarım, sağlık ve bereket söyleşileri yer aldı. Rekreasyon oyunları, Matematik Evi oyunları ve kâğıt geri dönüşüm atölyesi ise çocuklardan büyük ilgi gördü. Başkan Ataç’a sevgi gösterileri Etkinliğe katılan Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç, Uludere Mahallesi’nde vatandaşların yoğun ilgisi ve sevgi gösterileriyle karşılandı. Mahalle sakinleriyle tek tek sohbet eden, taleplerini dinleyen Başkan Ataç, çocuklar ve ailelerle de bir araya geldi. Uludere’nin üretim kültürü ve dayanışma ruhuyla örnek bir mahalle olduğunu belirten Başkan Ataç, “Kırsal mahallelerimiz yalnızca hizmet götürdüğümüz yerler değildir. Buralar; kültürümüzün, üretimimizin, dayanışmamızın ve toplumsal hafızamızın yaşadığı çok kıymetli alanlardır. Hasat; çiftçimizin alın teri, toprağa duyduğu sevgi ve geleceğe olan inancıdır. Çiftçimiz ayakta kalırsa kentimiz de ayakta kalır, sofralarımız da bereketlenir” dedi. “Kırsal kalkınmayı somut çalışmalarla büyütüyoruz” Etkinliğin Şeyh Edebali Yılı anısına düzenlenmesinin taşıdığı anlamı da vurgulayan Başkan Ataç, “Şeyh Edebali’nin ilme, emeğe, ahlaka ve dayanışmaya dayanan yaşam anlayışı bugün de bizlere yol gösteriyor. Onun paylaşmayı, komşuluğu ve birlikte üretmeyi önceleyen anlayışı; Uludere’de toprağın bereketiyle, üreticimizin emeğiyle ve mahallemizin birlikteliğiyle yeniden hayat buluyor” diye konuştu. Tepebaşı Belediyesi’nin kırsal kalkınma çalışmalarına değinen Ataç, şöyle devam etti: “Tepebaşı’nda kırsal kalkınmayı sözde değil, üreticimizin hayatına dokunan somut çalışmalarla büyütüyoruz. Soğuk hava depomuzdan tarımsal erken uyarı sistemlerine, kadın üreticilerimize verdiğimiz desteklerden süt toplama merkezlerimize kadar her çalışmamızda emeği korumayı, yerel üretimi güçlendirmeyi ve köylerimizin geleceğe güvenle bakmasını hedefliyoruz. Uludere’nin bereketi, yalnızca toprağında değil; insanının paylaşma kültüründe de saklıdır.”

Kocaeli’de yapay zeka tarlaya indi Haber

Kocaeli’de yapay zeka tarlaya indi

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ile İl Tarım ve Orman Müdürlüğü iş birliğinde yürütülen “Akıllı Zirai Mücadele Projesi” ile tarımda yeni bir dönem başlıyor. Yapay zekâ ve drone teknolojilerinin kullanılacağı proje sayesinde tarımsal verimliliğin artırılması, üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve daha sürdürülebilir bir üretim modelinin oluşturulması hedefleniyor. KOCAELİ TARIMINDA DİJİTAL ÇÖZÜM Kocaeli’de tarımsal üretimde verimliliği artırmak, çiftçinin girdi maliyetlerini düşürmek ve çevre dostu üretimi yaygınlaştırmak amacıyla hazırlanan “Akıllı Zirai Mücadele Projesinde” uygulama başladı. Pilot bölge olarak seçilen Kandıra’nın belirlenen mahallelerinde başlayan projeyle tarlalar drone ve İHA’larla havadan tarandı, bitki sağlığına ilişkin görüntüleme çalışmaları gerçekleştirildi. Elde edilen verilerin değerlendirilmesiyle üreticiye parsel bazında dijital öneriler sunulması hedefleniyor. İlk etapta 5 bin dekarlık tarım arazisinin belirlenen program dahilinde taranması ve çalışmaların tamamlanmasının ardından sistemin Kocaeli geneline yaygınlaştırılması planlanıyor. TARIMSAL GİRDİ MALİYETLERİNDE DÜŞÜŞ BEKLENİYOR Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve Kocaeli İl Tarım ve Orman Müdürlüğü iş birliğinde, Doğu Marmara Kalkınma Ajansı (MARKA) desteğiyle hazırlanan “Akıllı Zirai Mücadele Projesinin” hibe sözleşmesi mart ayında düzenlenen törenle imzalanmıştı. Projenin en önemli hedeflerinden biri, üreticinin tarımsal girdi maliyetlerini azaltmak olacak. Projenin uygulama programında tarımsal üretimde yapay zeka, İHA, multispektral görüntüleme, akıllı zararlı tuzakları ve dijital karar destek sistemlerinden yararlanılmaya başlandı. Kandıra ilçesi Selimköy’deki uygulamaya, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve İl Tarım ve Orman Müdürlüğü uzmanları katıldı. HEDEF DAHA AZ MALİYET, DAHA YÜKSEK VERİM Tarım alanları drone ve İHA’larla havadan tarandı, multispektral görüntüleme teknolojisiyle bitkilerin sağlık durumuna ilişkin görüntüler alındı. Sahadan elde edilen verilerin dijital sistemlerde değerlendirilmesiyle hastalık, zararlı ve bitki besleme ihtiyaçlarının belirlenmesine yönelik çalışmalar gerçekleştirildi. Bu sayede üreticinin tarlasının tamamına aynı uygulamayı yapmak yerine, ihtiyaç duyulan bölgeye, doğru zamanda ve ihtiyaç kadar müdahale etmesi hedefleniyor. Böylece ilaç, gübre, yakıt ve işçilik gibi üretim maliyetlerinin azaltılması amaçlanıyor. GEREKSİZ İLAÇ VE GÜBRE KULLANIMINA SON Projenin tarımsal üretime sağlayacağı önemli katkılardan biri de zirai ilaç ve gübre kullanımının daha kontrollü hale getirilmesi olacak. Drone ve uzaktan algılama teknolojileriyle sorun yaşanan bölgelerin belirlenmesine yönelik çalışmalar gerçekleştirildi. Elde edilen veriler doğrultusunda nokta atışı uygulamalar yapılması planlanıyor. İhtiyaç olmayan alanlarda ilaç ve gübre kullanımının azaltılmasıyla hem üreticinin maliyetinin düşürülmesi hem de kullanılan girdilerden daha yüksek verim alınması hedefleniyor. ZARARLILAR ERKENDEN TAKİP EDİLECEK Tarım alanlarına kurulacak akıllı zararlı tuzaklarıyla zararlı popülasyonlarının dijital ortamda izlenmesine yönelik sistem kurulacak. Tuzaklardan elde edilen veriler, uydu ve drone görüntüleriyle birlikte değerlendirilecek. İlk saha çalışmalarında elde edilen verilerle hastalık ve zararlıların yaygınlaşması beklenmeden riskli alanların belirlenmesine yönelik altyapı oluşturuldu. Böylelikle erken uyarı sistemi sayesinde ürün kayıplarının azaltılması ve üreticinin daha hızlı önlem alabilmesi hedefleniyor. ÇİFTÇİNİN CEBİNE DİJİTAL DANIŞMAN Proje kapsamında üreticilerin cep telefonlarından kullanabileceği bir mobil uygulama da devreye alınacak. Çiftçiler, kendi parsellerine ilişkin analiz ve önerilere uygulama üzerinden ulaşabilecek. Yapay zeka destekli chatbot ile hastalık, zararlı ve bitki besleme konularında 7 gün 24 saat dijital danışmanlık hizmeti sunulması planlanıyor. Böylelikle üretici, tarlasındaki gelişmelerle ilgili veriye dayalı karar alma imkanına sahip olacak. İLK DURAK KANDIRA Projenin pilot uygulaması tarımsal üretimin yoğun olduğu Kandıra’nın belirlenen mahallelerinde başladı. İlk saha çalışmaları kapsamında tarım arazilerinde drone ve İHA’larla havadan görüntüleme gerçekleştirildi. İlk etapta 5 bin dekarlık arazinin belirlenen program dahilinde taranması ve proje çalışmalarının bu alanlarda tamamlanması planlanıyor. Kandıra’daki uygulamadan elde edilecek veriler, projenin farklı tarım alanlarına ve ürün desenlerine uyarlanmasına da katkı sağlayacak. Çalışmaların ilk etabının tamamlanmasının ardından sistemin Kocaeli genelindeki tarım alanlarında yaygınlaştırılacak. ÇEVRESEL ETKİLER DE AZALACAK Projenin hedefleri yalnızca üreticinin maliyetlerini düşürmek ve verimi artırmakla sınırlı olmayacak. İlaç ve gübrenin ihtiyaç doğrultusunda kullanılmasıyla toprağın ve su kaynaklarının korunmasına katkı sağlanması amaçlanıyor. Daha az ve daha kontrollü girdi kullanımı sayesinde tarımsal üretimin çevresel etkilerinin azaltılması ve sürdürülebilir üretim modelinin güçlendirilmesi hedefleniyor.

Bakan Kurum: ''Hep Birlikte Dünyanın Yükselen Ateşini Düşürmek Zorundayız'' Haber

Bakan Kurum: ''Hep Birlikte Dünyanın Yükselen Ateşini Düşürmek Zorundayız''

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Cenevre programı kapsamında Dünya Meteoroloji Örgütü’nde COP31 Başkanlığı Bilgilendirme Toplantısında konuştu. COP31 Başkanlığı’nın 10 öncelikli hedefini anlatan Bakan Kurum, “Artık konuşmanın ötesine geçmek zorundayız. Konuşma süreci bitti. 10 yıldır dünya yeteri kadar konuştu, istişare etti, belli konularda uzlaştı. Ama bundan sonraki süreçte artık karar almak zorundayız. Eğer bu koltuklarda oturuyorsak, bu sorumlulukları üstleniyorsak geleceğimiz için, dünyamız için birlikte hareket edecek, elimizi, gövdemizi taşın altına koyacağız. Dünya bizden bunu bekliyor. Hep birlikte dünyanın yükselen ateşini düşürmek zorundayız. Yol zorlaşabilir, zorluklarla karşılaşabiliriz. Ama yönümüzü asla değiştirmemeliyiz. 1,5 derece hedefi bizim pusulamızdır” dedi. Türkiye’nin ve COP31 Başkanlığı’nın Dünya Meteoroloji Örgütü’nün Herkes İçin Erken Uyarılar Girişimi’ni güçlü biçimde desteklediğini vurgulayan Bakan Kurum, “Ulaşmak istediğimiz sonuç açık ve nettir; insanların afetlere karşı daha iyi korunduğu, şehirlerin risklerini önceden görebildiği, çiftçinin doğru zamanda bilgiye ulaştığı ve temiz, güvenilir enerji erişiminin genişlediği bir dünya” diye konuştu. Cenevre’deki Dünya Meteoroloji Örgütü Genel Merkezi’nde COP31 Başkanlığı, Dünya Meteoroloji Örgütü Bilgilendirme Toplantısı Üst Düzey Oturumu gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Dünya Meteoroloji Örgütü’nün verileri ışığında iklim krizinin ulaştığı boyuta dikkat çekti. “İklim değişikliğinin sonucu nedir derseniz, net bir şekilde Nepal’i gösterebiliriz” ifadesini kullanan Bakan Kurum, “Küresel iklim sistemi tarihteki en dengesiz dönemini yaşıyor. Sıcaklıklar rekor seviyelerde seyrediyor, kuraklık riski yaşanıyor, bir yandan buzullar eriyor, 2026 sonu için El Nino uyarısı yapılıyor. Küresel anlamda iklim riski, artık insanların hayatına, geçim kaynaklarına, şehirlerimize ve kalkınma imkanlarına doğrudan yansıyor. Bunun en acı örneklerinden birini birkaç hafta önce Nepal’de gördük. Himalayalar’da meydana gelen buzul çökmesiyle tetiklenen büyük sel; yerleşim alanlarını, yolları, köprüleri ve enerji altyapısını vurdu. Bin 386 insanımız hayatını kaybetti, 5 bin 130’dan fazla insanımız hala kayıp” dedi. “TÜRKİYE’DE YAĞIŞLARDA TARİHİMİZİN EN DEĞİŞKEN SÜRECİNİ YAŞIYORUZ” Türkiye’nin yaşadığı iklim kaynaklı afetlere de vurgu yapan Bakan Kurum, “Bugün Türkiye’de de sıcaklıklar yükseliyor, yağış düzeni değişiyor ve aşırı hava olayları artık daha sık karşımıza çıkıyor. Yağışlar konusunda da tarihimizin en değişken sürecini yaşıyoruz. 2025 yılında, son 52 yılın en düşük yağış seviyesini görmüşken, 2026’da son 66 yılın en yüksek yağış seviyesine ulaştık. Son 10 yılda bazı illerimizde aşırı yağışların ardından sel, su baskınları ve heyelanlar yaşadık; aynı zamanlarda başka bir bölgemizde orman yangınlarıyla mücadele ettik” diye konuştu. ERKEN UYARI İÇİN NEPAL’DEKİ OKUL ÖRNEĞİ Yaşanan felaketlerin meteorolojik risklerin arkasında; evler, çiftçiler, çocuklar ve aileler olduğunu yeniden hatırlattığını belirten Bakan Kurum, meteorolojinin bilimsel temelli ölçüm ve uyarı sistemlerinin bu noktada hayati önem taşıdığını dile getirdi. Bakan Kurum “Meseleye bu açıdan baktığımızda şunu söylemek zorundayız; doğru gözlem, doğru tahmin ve zamanında uyarı, bugün dünyanın en temel insani güvenlik meselesidir. Doğru uygulamanın ilk şartı, riski doğru bilmektir” dedi. Erken uyarı konusunda bugün görüştüğü Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) Genel Sekreteri Jagan Chapagain’in anlattığı örneği paylaşan Bakan Kurum şöyle devam etti: Nepal'deki sel öncesinde bir okul ve o okul müdürü Sayın Dawadi… Okulda 900'den fazla çocuğu dağlara çıkararak hayatını kurtardı. Yaklaşık 13 dakika sonra okul yerle bir oldu. Yani zamanla yarışarak, doğru bir tavırla, orada 900 çocuğumuzun, evladımızın kurtarılmasına vesile oldu. İşte erken uyarı sistemi, bu anlamda halkların bilinçlendirilmesi, bu eğitimin çocuklara verilmesi ne kadar önemli, ne kadar kıymetli bunu yaşayarak da görmüş olduk. “DÜNYA METEOROLOJİ ÖRGÜTÜ’NÜN ‘HERKES İÇİN ERKEN UYARILAR GİRİŞİMİ’Nİ GÜÇLÜ BİÇİMDE DESTEKLİYORUZ” COP31 Başkanlığı olarak erken uyarı sistemlerini uygulama hedefi için çok önemsediklerini dile getirerek, “Biliyoruz ki meteoroloji ve iklim bilgisi afetlere hazırlıktan su yönetimine, tarımdan yine sağlığa ve dirençli şehirlerin planlamasına kadar kararların bilimsel temelidir. Bu nedenle gözlem, tahmin ve erken uyarı kapasitesini güçlendirmek COP31 uygulama yaklaşımının en önemli parçalarından bir tanesidir. Ben bizzat afetlere gitmiş, afetlerde mücadele etmiş bir bakan olarak bunları ifade ediyorum. Dünya Meteoroloji Örgütü'nün ‘Herkes İçin Erken Uyarı Girişimi’ni biz de COP31 Başkanlığı olarak, Türkiye olarak güçlü bir şekilde destekliyoruz” diye konuştu. “BİLİM İLE UYGULAMA ARASINDAKİ MESAFEYİ AZALTMALIYIZ” Türkiye’nin meteoroloji alanındaki çalışmalarını anlatan Bakan Kurum, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün ‘MeteoUYARI’ sistemi ile yaklaşan tehlikeleri farklı renk kodlarıyla gösterip il ve ilçe düzeyinde uyarıları kamuoyuna ve ilgili kurumlara ulaştırdığını kaydetti. Erken uyarı sistemlerinin gıda güvenliği alanında da önemli katkılar sunduğunu belirten Bakan Kurum şöyle devam etti: Bir çiftçi için birkaç derecelik sıcaklık farkı, birkaç saat erken gelen yağmur, dolu veya bir gecelik don bütün bir yılın emeğini etkileyebilir. Bu yüzden hava tahmini; ekim, sulama, ilaçlama ve hasat konutlarının zamanlamasında stratejik bir hale getiren üretim aracıdır. Meteorolojik bilgiyi tarladaki üreticinin günlük kararlarına daha güçlü biçimde taşımak, aynı zamanda gıda güvenliğini güçlendirmektir. Çünkü, etkiye odaklanan tahmin, bilgiyi doğrudan hazırlıkla buluşturur. Doğru tahmin ve erken harekete geçme, büyük kayıpların önüne geçebilir. Erken uyarının başarısını, bilginin zamanında eyleme dönüşmesiyle ölçmeliyiz. Bilginin bu anlamda planlamaya, yatırıma ve uygulamaya yön vermesini istiyoruz. Bilimle uygulama arasındaki mesafeyi azaltmalıyız. Ulaşmak istediğimiz sonuç açık ve nettir; insanların afetlere karşı daha iyi korunduğu, şehirlerin risklerini önceden görebildiği, çiftçinin doğru zamanda bilgiye ulaştığı ve temiz, güvenilir enerji erişiminin genişlediği bir dünya. “1,5 DERECE HEDEFİ BİZİM PUSULAMIZDIR” İklim krizi karşısında artık konuşmanın yerine eyleme geçmenin gerektiğini ifade eden Bakan Kurum, 1,5 derece hedefi doğrultusunda güçlü adımların hayata geçirilmesi gerektiğine işaret etti: İklim kaynaklı hangi afeti konuşsak, karşımıza şu gerçek çıkıyor. Riskleri en aza indirmek, emisyonları daha hızlı azaltmak, uyum kapasitesini güçlendirmek ve kırılgan toplumları desteklemek zorundayız. Artık konuşmanın ötesine geçmek zorundayız. Konuşma süreci bitti. 10 yıldır dünya yeteri kadar konuştu, istişare etti, belli konularda uzlaştı. Ama bundan sonraki süreçte artık karar almak zorundayız. Eğer bu koltuklarda oturuyorsak, bu sorumlulukları üstleniyorsak geleceğimiz için, dünyamız için birlikte hareket edecek, elimizi, gövdemizi taşın altına koyacağız. Dünya bizden bunu bekliyor. Ve hep birlikte dünyanın yükselen ateşini düşürmek zorundayız. Yol zorlaşabilir, zorluklarla karşılaşabiliriz. Ama yönümüzü asla değiştirmemeliyiz. 1,5 derece hedefi bizim pusulamızdır. Bu yolda bize düşen görev de bizi güvenli iklim patikasına taşıyacak politikaları ve uygulamaları gücümüz yettiğince güçlendirmektir. “TEDAVİ UYGULAYACAKSANIZ İLK ÖNCE TEŞHİS YAPACAKSINIZ” COP31 Başkanlığı’nın ‘Uygulama COP’u hedefinin altını çizen Bakan Kurum, “Tedavi uygulayacaksanız ilk önce teşhis yapacaksınız. Bunun için de başından bu yana ‘Uygulama COP'u vurgusu yapıyoruz. Antalya'da bu anlamda mevcut taahhütlerin nasıl uygulanacağını, finansman, teknoloji ve kapasite engellerinin nasıl aşılacağını konuşmak istiyoruz. Diyalog, uzlaşı ve aksiyon yaklaşımımız da bunu ifade ediyor. Farklı koşulları anlamak, ortak zemini büyütmek ve bu zemini sahada sonuca dönüştürmek. Doğuyla batı arasında, yine güneyle kuzey arasında köprü vazifesi görecek, kimsenin geride bırakılmadığı o anlayışı COP31 Başkanlığı'na taşıyacak bir bakışla, anlayışla süreci yürütmeye gayret gösteriyoruz” dedi. BAKAN KURUM, COP31 BAŞKANLIĞI’NIN 10 ÖNCELİKLİ ALANINI ANLATTI Bakan Kurum, COP31 Başkanlığı’nın iklim krizine karşı uygulamaya yönelik ortaya koyduğu eylem gündemi başlıkları ve 2053 hedeflerinin altını çizdi. Temiz enerji ve elektrifikasyon, Sıfır Atık, dirençli şehirler, yeşil sanayileşme, gençlik ve eğitim, gıda güvenliği, okyanuslar ve denizler, dirençli sağlık sistemleri, Rio Sinerjileri ve İklim Uygulama Köprüsü’nden bahseden Bakan Kurum, deprem bölgesinde tamamlanan Asrın İnşa Seferberliği sonrası inşa edilen dirençli şehirlere vurgu yaptı. COP31 Başkanlığı’nın eylem gündemini hayata geçirmek için 2035’e yönelik net uygulama hedeflerini de ortaya koyduğunu anlattı. “YAŞANABİLECEK BİR DÜNYA KALMADIKTAN SONRA TOPRAKLARINIZI KORUMANIN ANLAMI YOK” NATO ülkelerinin savunma bütçelerini artırdığı gibi tüm ülkelerin de iklim değişikliği ile mücadeleye kaynak ayırması gerektiğinin altını tekrar çizen Bakan Kurum, “Ülkeler bugün yaşadığımız krizler sonrası enerji güvenliği, gıda krizi risklerini önümüzdeki dönemde yaşamak istemiyorlarsa eğer her ülke her alanda kendi kendine yetmelidir. Bu iradeyi tüm liderler göstermelidir. Nasıl ki NATO ülkeleri kendi güvenlikleri için bütçelerini yüzde 5'e çıkarıyorlarsa aynı bakışı, aynı duruşu, aynı tavrı iklim değişikliğiyle mücadelede de ortaya koymak zorundalar. Çünkü yaşanabilecek bir dünya kalmadıktan sonra topraklarınızı, ülkenizi, insanınızı korusanız da neticede yaşayacak bir dünya olmayınca hiçbir anlamı yok” diye konuştu. “BİLİMİ KARAR VE UYGULAMAYLA DAHA GÜÇLÜ BİÇİMDE BULUŞTURACAĞIZ” Önümüzdeki hafta New York İklim Haftası programlarını, ardından Fiji Pre-COP’u, Dünya Liderler Zirvesi’ni ve Antalya’da COP31’in tematik günlerini gerçekleştireceklerini belirten Bakan Kurum, “Her aşamada bilimi karar ve uygulamayla daha güçlü biçimde buluşturacağız. Burada başlayan diyaloğun Antalya’da somut ortaklıklara, yatırımlara ve uygulamaya dönüşmesini arzu ediyoruz” dedi. Türkiye’nin bilgi ve tecrübesini diğer ülkelerle paylaşmaya devam edeceğini vurgulayan Bakan Kurum, bu kapsamda 3 yıl boyunca her yıl, en az gelişmiş ülkelerden 30 teknik personele eğitim verileceğini sözlerine ekledi.

Türkiye’de İklim Krizi Mesaisi: Vatandaşlar 32 Gün Fazladan Sıcak Yaşadı Haber

Türkiye’de İklim Krizi Mesaisi: Vatandaşlar 32 Gün Fazladan Sıcak Yaşadı

Dünya genelinde sıcaklık rekorlarının kırıldığı 2026 yazı, iklim krizinin yıkıcı etkilerini bir kez daha gözler önüne serdi. Climate Central tarafından hazırlanan son analiz, bu yaz 1,5 milyardan fazla insanın iklim değişikliği nedeniyle artan riskli sıcak günlere en az bir ay boyunca maruz kaldığını ortaya koydu. İklim krizinden en çok etkilenen ülkelerden biri olan Türkiye’de ise vatandaşlar yaz boyunca fazladan bir aydan fazla süreyi aşırı sıcakların gölgesinde geçirdi. Türkiye’de İklim Krizi Mesaisi: Vatandaşlar 32 Gün Fazladan Sıcak Yaşadı Çalışmanın verilerine göre, küresel ısınma Türkiye’de ortalama bir kişinin fazladan 32 gün boyunca riskli sıcaklara maruz kalmasına yol açtı. 1991-2020 dönemindeki sıcaklıkların %90’ından daha yüksek olan günleri kapsayan "riskli sıcak gün" tanımı, insan sağlığını doğrudan tehdit eden eşik değerlerin aşıldığı dönemleri ifade ediyor. Türkiye genelinde 54,3 milyon kişi en az 30 gün boyunca bu yüksek riskli sıcaklıkları deneyimledi. Aşırı Sıcaklardan En Çok Etkilenen İller Türkiye’de iklim değişikliği kaynaklı fazladan riskli sıcak gün sayısının en yüksek kaydedildiği şehirler şu şekilde sıralandı: Adana: 40 gün Gaziantep: 39 gün İstanbul: 37 gün Bursa: 34 gün İzmir: 33 gün Küresel Bilanço: Asya’da 2,8 Milyar Kişi, Avrupa’da Rekor Sıcaklar Climate Central analizi, küresel çapta da tablonun vahametini ortaya koyuyor: Asya Kıtası Başı Çekiyor: Dünya nüfusunun %25’i her gün iklim krizinin etkilerini hissetti. Asya’da kıta nüfusunun %58’ine denk gelen 2,8 milyar insan, en az 30 gün boyunca riskli sıcaklarla mücadele etti. Avrupa Rekor Kırtı: Olağan dışı sıcaklıkların en yoğun görüldüğü ilk 10 ülkeden 7’si Avrupa’da yer aldı. Her 10 Avrupalıdan 9’u (%89) bir ay boyunca riskli sıcaklıklara maruz kaldı. Fransa, İtalya ve Birleşik Krallık dahil 54 ülkede 1970-2026 yılları arasındaki en sıcak Haziran-Ağustos dönemi yaşandı. Afrika’da Biyoçeşitlilik Tehlikede: Altı Afrika ülkesinde yaz günlerinin en az %95’inde iklim değişikliğinin güçlü etkileri görüldü. Bu durum rekor düzeyde orman yangınlarına, kuraklığa ve sağlık sistemlerinin kilitlenmesine neden oldu. Toplamda 203 ülkede ortalama bir kişi, iklim krizinin doğrudan hissettirdiği en az 30 sıcak gün geçirdi. Uzman Değerlendirmesi: "Gerçek Rakamlar Çok Daha Yüksek Olabilir" Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, açıklanan verilerin ihtiyatlı bir alt sınır olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtti: “Türkiye bu yaz, iklim değişikliği olmasaydı yaşamayacağı 32 riskli sıcak gün geçirdi. Riskli sıcak gün, insan sağlığı açısından eşik sayılan sıcaklığın aşıldığı gün demek. O eşiğin üstüne çıkıldığında hastane başvuruları da ölümler de hızla artıyor. Eşik ise 1991-2020 ortalamasına, yani zaten ısınmış bir döneme göre belirlendi. Hesap, günlük ortalama sıcaklığa dayanıyor ve nemi dikkate almıyor. Oysa Ege ve Akdeniz kıyısında insanı asıl çökerten şey nemli sıcaktır. İkinci sorun ise çözünürlük. Kullanılan verinin hücreleri yaklaşık 25 kilometre ve kentin içini ayırt edemiyor; örneğin İzmir'de gölgeli bir sahal mahallesiyle beton yoğun bir iç mahalle arasındaki sıcaklık farkını göremiyor. Yapılması gereken belli: Sıcak hava dalgalarına erken uyarı, kent ölçeğinde ısı haritaları ve bunlara bağlanmış bir sağlık planı. COP31'e hazırlanan bir ülke, önce kendi nüfusunun sıcağa ne kadar maruz kaldığını ölçebilmeli.” BM’den Acil Çağrı: "Fosil Yakıt Bağımlılığını Bırakmalıyız" Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (İDÇS) İcra Sekreteri Simon Stiell ise iklim krizinin ekonomik ve insani maliyetine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Sağlığı tehdit eden aşırı sıcaklarla bir ay daha karşı karşıya kalan bir milyardan fazla insan, insanlığın kömür, petrol ve doğalgaz yakma bağımlılığının yol açtığı iklim krizinin giderek artan maliyetlerini bir kez daha gözler önüne seriyor. Hayatlar ve geçim kaynakları büyük ölçekte mahvoluyor, sağlık sistemleri baskı altında, işletmeler zorlanıyor ve bedelini tüm ekonomiler ödüyor. Ancak çözümler açık: Fosil yakıtlardan daha ucuz ve daha güvenli olan temiz enerjiye daha hızlı geçiş yapmak, iklim direncini artırmak ve ormanları korumak.”

Himalayalardan Alplere İklim Alarmı Haber

Himalayalardan Alplere İklim Alarmı

İklim değişikliği, yüksek dağ ekosistemlerindeki hassasiyeti ve belirsizlikleri her geçen gün artırıyor. 26 Ağustos’ta Nepal-Tibet sınırında yaşanan ve yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine, yaklaşık 3.000 kişinin de kaybolmasına yol açan felaketin, bir heyelan akabinde buzul-kaya kütlesinin kopmasıyla başlayan bir olaylar zincirinden kaynaklandığı değerlendiriliyor. Nepal’den Fransız Alpleri'ne kadar uzanan bu yıkıcı doğa olayları, yüksek irtifalarda yaşanan krizlerin artık tek bir nedenle açıklanamayacağını gösteriyor. Fransız Alpleri'nden Nepal'e Felaketlerin Karmaşık Mekanizması İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü'nden Dr. Bikem Ekberzade, benzer bir mekanizmanın iki yıl önce Fransız Alplerindeki La Bérarde felaketinde de rol oynamış olabileceğine dikkat çekiyor. Langtang Lirung çevresinde gerçekleşen bir heyelanın devasa bir buz-kaya çığına dönüşerek vadiye ulaşması ve nehir sistemini tıkaması Nepal'deki felaketi tetiklemişti. La Bérarde’da ise yoğun yağış ve kar erimesine ek olarak, Glacier de Bonne Pierre buzulunun altında saklı yüzbinlerce metreküplük su ceplerinin aniden boşalması yıkımın boyutunu artırmıştı. Her iki olay da doğadaki buz, kaya ve su kütlelerinin birbirini tetikleyerek ardışık afetler silsilesi oluşturduğunu doğruluyor. Küresel Isınma Dağ Denklemini Nasıl Değiştiriyor? Dr. Bikem Ekberzade, küresel ısınmanın yüksek dağ sistemlerindeki fiziksel koşulları kökten değiştirdiğini ve sistemlerin kırılganlığını artırdığını vurguluyor. Ekberzade süreçteki kritik değişimleri şöyle açıklıyor: Buzul Yapısındaki Bozulma: Buzullar hızla küçülüp incelirken, kar örtüsünün birikme ve erime zamanlaması tamamen kayıyor. Permafrost Çözülmesi: Yüksek rakımlarda sıcaklıkların yükselmesi, donmuş toprak tabakasının (permafrost) çözülmesine ve sarp dağ yamaçlarının stabilitesini kaybetmesine neden oluyor. Yağış Rejiminin Değişmesi: Isınan atmosfer, yağışların kar yerine yağmur olarak düşme sıklığını artırarak ani erimeleri ve kütle hareketlerini hızlandırıyor. Tüm bu faktörler tek başına doğrudan bir felakete yol açmasa bile, bir araya geldiklerinde dağ sistemlerinin dengesini bozarak büyük felaketlerin zeminini hazırlıyor. Türkiye Risk Altında: Kaçkarlar, Cilo ve Ağrı Dağı Tehlikede mi? Türkiye; sarp topographyası, mevsimsel kar örtüsü, buzulları ve periglasiyal alanlarıyla zincirleme afet riskini doğrudan barındıran coğrafyalardan biri. Kaçkarlar, Cilo, Sat ve Ağrı Dağı gibi yüksek dağ sistemlerinde buz, kar, kaya ve su iç içe geçmiş durumda yer alıyor. Üstelik bu yamaçlar ve vadiler; yerleşim yerleri, ulaşım ağları ve altyapı tesisleriyle son derece bağlantılı. Gelecekte yaşanacak olası yıkımları önlemek için dağlık alanlardaki krizleri tekil vakalar olarak değerlendirmek yerine, tehlikelerin birbirini tetikleme potansiyelini hesaba katan bütüncül risk haritalarının ve erken uyarı sistemlerinin acilen ulusal politikalara entegre edilmesi gerekiyor. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: Dr. Bikem Ekberzade

Arı Sağlığı Çalıştayı Sonuç Raporu Yayınlandı Haber

Arı Sağlığı Çalıştayı Sonuç Raporu Yayınlandı

Türkiye arıcılığının sürdürülebilir geleceği ve arı sağlığının korunmasına yönelik düzenlenen Arı Sağlığı Çalıştayı’nın Sonuç Raporu yayımlandı. Raporda, Türkiye arıcılığının geleceği için 10 öncelikli adım ortaya konuldu. Arı sağlığı dört başlıkta ele alındı Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği koordinasyonunda; TAGEM, HAYGEM ve GKGM iş birliğiyle Ankara Türkiye Milli Botanik Bahçesi’nde düzenlenen çalıştaya akademisyenler, kamu temsilcileri, veteriner hekimler ve sektör paydaşları katıldı. Çalıştayda arı sağlığı sorunları; hastalıklar ve tedavi yönetimi, pestisitler ve çevresel riskler, arı ürünlerinde kalite ve kalıntı ile eğitim, denetim ve politika başlıkları altında değerlendirildi. Arıcılık için 10 öncelikli adım Çalıştay sonucunda hazırlanan raporda, arı sağlığının “Tek Sağlık” yaklaşımıyla bütüncül olarak ele alınması gerektiği vurgulandı. Raporda öncelikli olarak; • Ulusal Arı Sağlığı Referans Laboratuvarının kurulması, • Dijital Erken Uyarı Sisteminin oluşturulması, • Gezginci arıcılıkta sağlık sertifikasının zorunlu hale getirilmesi, • Varroa için ulusal mücadele programının uygulanması, • Pestisit uygulamalarında arıcı bildirim sisteminin kurulması, • Kalıntısız ürün destek modelinin geliştirilmesi, • Uzman veteriner hekim istihdamının artırılması, • Arıcı eğitim ve sertifikasyon sisteminin oluşturulması, • Arı ürünlerinde ulusal izlenebilirlik sisteminin kurulması, • Ulusal Arı Sağlığı Yönetim Sisteminin oluşturulması önerildi. Hedef sürdürülebilir arıcılık Sonuç raporunda, sağlıklı arı kolonilerinin korunması için hastalıklarla mücadelenin yanı sıra çevresel risklerin azaltılması, gıda güvenliği, eğitim, denetim ve dijital izlenebilirliğin birlikte ele alınması gerektiği belirtildi. Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği tarafından yayımlanan raporun, kamu, akademi ve sektör iş birliğiyle Türkiye arıcılığının geleceğine yönelik çalışmalara katkı sağlaması hedefleniyor. Arı Sağlığı Çalıştayı Sonuç Raporu Arı sağlığı ve sürdürülebilir arıcılığa ilişkin detaylı değerlendirmelerin yer aldığı Arı Sağlığı Çalıştayı Sonuç Raporu’na aşağıdaki PDF dosyasından ulaşabilirsiniz. https://tab.org.tr/wp-content/uploads/2026/08/Ari-Sagligi-Calistayi-Sonuc-Raporu.pdf

Nepal-Tibet Faciası İklim Değişikliğinin Etkisine Acı Bir Örnek Haber

Nepal-Tibet Faciası İklim Değişikliğinin Etkisine Acı Bir Örnek

Nepal ile Çin'in Tibet bölgesi arasındaki sınır hattında 26 Ağustos'ta meydana gelen yıkıcı heyelan ve sellerde yüzlerce kişi hayatını kaybederken, 1.400'e yakın kişiden hâlâ haber alınamıyor. İlk raporlarda felaketin 4.4 büyüklüğünde bir deprem tarafından tetiklendiği öne sürülse de, uzmanlar olay yerindeki incelemeler ve uydu verileri doğrultusunda gerçeğin çok daha farklı olduğunu ortaya koydu. ​İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tolga Görüm, felaketin asıl sebebinin bir kaya-buz kütlesinin çökmesi olduğunu belirterek yaşananları, iklim değişikliğinin uzun ve kısa vadeli etkilerinin yıkıcı bir sonucu olarak nitelendirdi. ​Felakete Ne Sebep Oldu? Deprem mi, Kaya Çığı mı? ​Olayın ardından yapılan ilk değerlendirmeler deprem ihtimali üzerinde dururken, ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS) ve yer bilimciler bu iddiayı netleştirdi. Prof. Dr. Tolga Görüm, Himalayalar'daki Langtang Lirung Zirvesi'nden kopan devasa bir kaya-buz kütlesinin kama kaymasıyla Lhende Khola Vadisi'ne girdiğini ifade etti. ​Kuru Sıvılaşma Etkisi: Serbest düşüşle vadiye inen kütle, altındaki buz erimesi kaynaklı sular üzerinde yüzerek bir kaya çığına (rock avalanche) dönüştü. ​Setlenme ve Sel Zinciri: Akarsuyun kısa süreliğine önünün kapanmasıyla oluşan set gölü bir süre sonra yıkıldı. Sel suları, yamaçlardaki malzemeleri alttan kazıyarak ilerledi ve önündeki her şeyi yuttu. ​Deprem Sinyalinin Yanılgısı: Olay sırasında kaydedilen sismik sinyallerin depremden değil, devasa kütlenin yere uyguladığı yoğun basınçtan kaynaklandığı anlaşıldı. ​İklim Değişikliğinin Zincirleme Etkisi ​Uzmanlar, bu tür felaketlerin ardında iklim krizinin yattığına dikkat çekiyor. Buzulların hızla erimesi, dağ kütlesinin üzerindeki büyük baskıyı ortadan kaldırıyor. Yükün azalması kütle içinde zamanla çatlakların oluşmasına yol açarken, eriyen buzullar kayanın termal iletkenliğini artırarak güneşten daha fazla ısı çekmesine neden oluyor. Bu süreç, kayaların çatlak dinamiklerini bozarak ani ve büyük çaplı çöküşleri tetikliyor. ​Benzer bir felaket 2021 yılında Hindistan'ın Chamoli bölgesinde yaşanmış, 200'den fazla kişi hayatını kaybederken dev bir hidroelektrik santrali tamamen yok olmuştu. ​Türkiye İçin Büyük Risk: Hangi Bölgeler Tehlike Altında? ​Tibet'teki felaketin bir benzeri, tarihte Türkiye topraklarında da yaşandı. 2 Temmuz 1840'ta Ağrı Dağı'ndaki Ahura Vadisi'nde meydana gelen kaya çığı ve sonrasında oluşan set gölünün patlaması sonucu 1.300 kişi hayatını kaybetmişti. ​Prof. Dr. Tolga Görüm, Türkiye'de de benzer risklerin bugün devam ettiğini vurgulayarak yüksek riskli bölgeleri sıraladı: ​Erzurum ve Artvin: İki il arasındaki Tortum bölgesi başta olmak üzere dağlık alanlar. ​Kars: Kağızman ilçesinde, volkanik alan üzerindeki heyelan setine yerleşmiş göl sistemleri ve altındaki Denizgölü köyü. ​Hakkari: Üst kesimlerinde buzul göllerinin yer aldığı ve küçük yerleşimlerin bulunduğu riskli dağlık alanlar. ​Erken Uyarı Sistemleri Hayat Kurtarabilirdi ​Bölgede yeterli erken uyarı sistemlerinin bulunmamasının can kayıplarını artırdığına dikkat çekiliyor. Yer altı hareketlerini ve gürültülerini dinleyerek kaya çığı ile selleri önceden tespit edebilen GEOFON gibi basit deprem izleme sistemleri, rota boyunca stratejik olarak yerleştirildiğinde erken uyarı sağlayabiliyor. Ancak 5-6 bin metre yükseklikteki dağlık coğrafyalarda bu tür operasyonların zorluğu ve maliyeti, önlem alınmasını güçleştiren unsurlar arasında yer alıyor. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: Prof.Dr. Tolga Görüm

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.