Hava Durumu

#Gıda Enflasyonu

Kırsal Haber - Gıda Enflasyonu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gıda Enflasyonu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gürer: “Hayvansal Üretimde Düşme Raftaki Fiyata Yansır” Haber

Gürer: “Hayvansal Üretimde Düşme Raftaki Fiyata Yansır”

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, hayvansal üretimde son yıllarda yaşanan gerilemeyi resmî verilerle değerlendirdi. 2023 yılı ile 2025 yılı verilerine bakıldığında Kırmızı et üretimi yaklaşık yarım milyon ton düşerken, sütte kayıp 2,1 milyon tonu buldu. Yumurtada yıllık kayıp 1,26 milyar adedi aşarken, bal üretimi de geriledi. 2026 yılı verileri yıl sonu açıklanacak ancak son üç yıla bakınca işler iyi gitmiyor” dedi. Gürer: “Et, süt, yumurta, bal temel besin sağlayan ürünler. Sağlıklı yaşam için tüketilmesi önerilen gıdalar da bu ürünlerle sağlanıyor. Hayvanlardan elde edilen ürünlerde son yıllarda azalma dikkat çekici. Bu bağlamda sorun görülerek önlemler alınmalıdır.” dedi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye’de hayvancılık sektöründe üretim durumunu son yılların rakamlarla bakıldığında sorun görülüyor . Ahır,ağıl, kümes, kovan giderleri artıyor. Özellikle hayvan beslenmesinde temel tüketim yem, mazot ve bakım maliyetleri sürekli artış üreticileri zorluyor. Arz talep, gelir gider dengesi bozulması da her alanda olduğu gibi temel tüketim ürünlerine de olumsuz yansıyor. İthalatçı yaklaşım yerli üreticiye de olumsuz yansıyor. Bal gibi önemli üretimin dahi daralması da ayrıca dikkat çekici. Nakliyede artış dahi bal üreticisi bölgesel taşınmada dahi olumsuz yansıyor. Bu durum da verime yansıyor.” dedi. KIRMIZI ET ÜRETİMİNDE 2 YILDA 500 BİN TONLUK KAYIP Kırmızı et üretimindeki düşüşün altını çizen CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, "2023 yılında 2 milyon 384 bin ton olan kırmızı et üretimi, 2025 yılına gelindiğinde yaklaşık %21 oranında (498 bin 917 ton) azalarak 1 milyon 885 bin tona geriledi. Sadece 2 yılda yarım milyon tona yakın kırmızı et kaybı yaşadık. Ahır ve yem fiyatlarında artış hayvancılık için önemli soruna dönüştü. Yerli üreticiyi desteklemek yerine ithalata yönelmek bu bağlamda sorunları artırdı. İthal et ucuz et olarak rafa yansımadı." dedi. SÜT SUDAN UCUZ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, çiğ süt üretiminde yaşanan gerilemenin hem süt hem de ette sorun olduğunu ifade ederek, "Çiğ süt üretimi 2020 yılında 23 milyon 503 bin ton iken 2025 yılında ise bu rakam 21 milyon 379 bin tona kadar düştü. 2020 yılından bu yana 2,12 milyon tonun üzerinde süt kaybı var. Yalnızca son bir yılda (2024-2025) yaşanan süt üretim kaybı 1,1 milyon tonu aştı. Süt üreticisi maliyetini karşılayamayınca anaç hayvanını satış ve kesime gönderiyor." diye konuştu. YUMURTADA ÜRETİMİ DE GERİLEDi Tavuk yumurtasında da düşüşe de dikkat çeken CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, kanatlı sektöründeki sıkıntıları da belirterek, "2024 yılında 21 milyar 155 milyon adet gerçekleşen tavuk yumurtası üretimi, 2025 yılında 19 milyar 892 milyon adede geriledi. Sadece tek bir yılda yumurta üretiminde 1 milyar 262 milyon adetten fazla (%6'lık) kayıp yaşandı. Yem ve enerji maliyetleri de kanatlı sektöründe de üretimi sorunlar oluşturdu." diye konuştu. BAL ÜRETİMİ %17,8 GERİLEDİ CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, arıcılık sektörünün de bu süreçten nasibini aldığını ve bal üretimindeki gerilemenin yaşandığını ifade ederek, "2022 yılında 118 bin 297 ton olan bal üretimi, 2025 yılı verilerine göre %17,8’lik bir düşmeyle 97 bin 253 tona geriledi. Üretim 21 bin tondan fazla azaldı. Mazot ve nakliye maliyetleri yüzünden kovanını meraya çıkaramayan arıcıya yeterli destek verilmelidir. Taklit ve tağşişe karşı da gerçek bal üreten arıcımız da desteklenmelidir." şeklinde konuştu. HAYVANCILIK POLİTİKALARI BU DURUMU DOĞURDU CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, "Tarımda plansızlık, yüksek girdi maliyetleri ve ithalat odaklı politikalar hayvancılığı sorunlu kıldı. Üretimi düşen her bir kalem ürün, vatandaşın mutfağına daha yüksek fiyat ve gıda enflasyonu olarak neden olabilir. Yerli üreticiyi koruyacak sübvansiyonlu yem desteği ve damızlık hayvan koruma tedbirleri hayata geçirilmelidir. İhracatı olan ürünlerin yeni pazarlara açılması ve katma değerli marka ürünler için çalışmaların da artırılması önemlidir. Bu ürünlerde 2026 yılında da düşüş yaşanması durumunda sektördeki sorunlar katlanarak artacaktır.Bu yıl verilerin küsmen iyi gelmesi dahi sorun ortadan kaldırmıyor. Sorun planlama,destek,denetim,eğitim bir arada ele alınması ile aşılabilir ." dedi.

Tarım Maliyeti Temmuz’da Rekor Düşüş Gösterdi Haber

Tarım Maliyeti Temmuz’da Rekor Düşüş Gösterdi

Antalya Ticaret Borsası (ATB) ve Antalya Tarım Konseyi (ATAK) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Temmuz 2026 Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’ni (Tarım-GFE) değerlendirdi. Çandır, Tarım-GFE’nin Temmuz ayında aylık yüzde 0,2 arttığını belirtirken, “Temmuz ayı için açıklanan tarımsal girdi fiyat enflasyonunun bir önceki aya göre aylıkta son 10 yılın en düşüğü oldu. Bu rakam, endeksin ölçülmeye başlandığı 2015 yılından itibaren Temmuz ayları ortalamasının (2,43) ciddi düzeyde altında ilan edilmiştir” dedi. Tarım-GFE’nin Temmuz ayında yıllık yüzde 27,62 ilan edildiğine dikkat çeken Çandır, “Bu yıllık rakam, son 10 yılın Temmuz ayları ortalamasının (33,68) altında kalmıştır. Tarım-GFE yıllıkta son 6 yılın Temmuz aylarının altında ilan edildi. 10 yıllık Temmuz ayı ortalamalarına göre bakıldığında aylıkta ve yıllıkta ortalamanın altında artış göstermiştir” değerlendirmesinde bulundu. AYLIKTA ENERJİ ARTTI, GÜBRE DÜŞTÜ Temmuz ayı Tarım-GFE’nin alt kalemlerine bakıldığında, tohumda aylık yüzde 0,74, enerjide yüzde 4,82, gübrede yüzde -3,16, ilaçta yüzde 1,31, veteriner hizmetlerinde yüzde -1,05, yemde yüzde -1,64, diğer kalemlerde ise yüzde 1,47 değişim gösterdiğini belirten Çandır, aynı kalemlerin Temmuz ayındaki yıllık değişimlerine bakıldığında tohumda yüzde 29,92, enerjide yüzde 30,04, gübrede yüzde 33,07, ilaçta yüzde 22,69, veteriner hizmetlerinde yüzde 22,70, yemde yüzde 26,89, diğer kalemlerde ise yüzde 32,96 artış olduğunu belirtti. Çandır, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler kaleminde ise Temmuz ayında aylık yüzde 1,48 ve yıllıkta ise yüzde 20,53 artış ilan edildiğini kaydetti. TÜİK tarafından Temmuz ayı tarımsal üretici fiyat endeksi Tarım-ÜFE’nin aylık yüzde 2,31 ilan edildiğini anımsatan Başkan Çandır, “Geçmiş 15 yıllık Temmuz ayları ortalaması olan yüzde -0,23 ile karşılaştırıldığında ortalamanın ciddi üzerinde bir artış söz konusu olmuştur. Temmuz ayında Tarım-ÜFE yıllıkta ise yüzde 18,81’lik rakam ilan edilmişti. Geçmiş 15 yıllık ortalama olan yüzde 27,1 ile karşılaştırıldığında ortalamanın ciddi altında bir artış söz konusu olmuştur. Tarımsal girdi maliyetlerinin aynı dönemdeki yüzde 33,68’lik ortalama artışıyla karşılaştırıldığında tarımsal faaliyetlerde bulunanların uzun yıllar boyunca yıllık kayıpları açıkça ortaya çıkmaktadır” değerlendirmesinde bulundu. Yurtiçi ve yurtdışı üretici enflasyonlarının tarım sektörünü dolaylı olarak etkilediğini belirten Başkan Ali Çandır, yurtdışı üretici enflasyonu YD-ÜFE’nin Temmuz’da aylık yüzde 2,51 ve yıllık yüzde 29,67 arttığını kaydetti. Çandır, “Uzun yıllar ortalamasının aylıkta yüzde 1,71 ve yıllıkta da yüzde 27,82 olduğu hatırlanırsa ortalamaların üstünde artışlar ilan edildiği anlaşılmaktadır” dedi. Yurtiçi üretici enflasyonu Yİ-ÜFE’nin aylık yüzde 1,52 ve yıllık yüzde 27,83 ilan edildiğini kaydeden Ali Çandır, “Üretici düzeyindeki gıda kalemi ise aylık yüzde 0,47 ve yıllık ise yüzde 33,41 artmıştı. Bu durum, Temmuz ayında tarıma dayalı imalat sanayiindeki enflasyonun, tarımdan daha yüksek seyrettiğini göstermektedir” değerlendirmesinde bulundu. Temmuz ayında üretici kesimdeki bu enflasyonlara karşılık tüketici enflasyonu TÜFE’nin aylık yüzde 1,78 ve yıllık yüzde 31,75 arttığına dikkat çeken Çandır, “Bu rakamlar, 5 yılın en düşük rakamları olurken ortalama aylık yüzde 1,09 ve yıllık yüzde 18,87 olan TÜFE’den hala çok ciddi düzeyde yukarıda seyretmektedir” dedi. Tüketici taraftaki gıda enflasyonunun Temmuz ayında aylık yüzde 1,61 ve yıllık yüzde 37,52 ilan edildiğini kaydeden Başkan Ali Çandır, “İşlenmemiş gıda enflasyonu ise Temmuz’da aylık yüzde 2,37 ve yıllık yüzde 39,69 düzeyinde ilan edilmişti. Yaş meyve sebze enflasyonu ise aylık yüzde 5,39 ve yıllık yüzde 41,84 artış olarak ilan edilmişti” dedi. Başkan Çandır şu değerlendirmede bulundu: “Ekonomik sektörler içerisinde tarım, dezenflasyon sürecine hem tedarik hem de ürün tarafında ciddi olumlu etkiler yapmaya devam etmiştir. Özellikle yıllık yüzde 18,81 artan tarımsal üretici fiyatları, TÜFE’nin yarısına yakın bir artış göstermiştir. Enflasyonun gıda bölümdeki tarım tedarik ve ürün piyasalarında tüketici enflasyonunun ciddi altında artışlar olması dikkat çekicidir ve politika üreticileri tarafından mutlaka dikkate alınmalıdır.”

TMMOB ZMO Danışma Kurulu Toplandı: "Tarımda Kamucu ve Planlı Politikalar Şart" Haber

TMMOB ZMO Danışma Kurulu Toplandı: "Tarımda Kamucu ve Planlı Politikalar Şart"

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) 50. Dönem I. Danışma Kurulu Sonuç Bildirgesi yayımlandı. İstanbul'da gerçekleştirilen toplantıda; artan maliyetler, gıda enflasyonu, tarımsal afetler, mesleki yetki gaspları ve orman yangınları başlıklarında çarpıcı tespitlere yer verildi. ​TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası’nın 50. Dönem I. Danışma Kurulu Toplantısı, Yönetim Kurulu, Onur ve Denetleme Kurulu üyeleri, şube başkanları ve il temsilcilerinin katılımıyla İstanbul Şubesi'nin ev sahipliğinde toplandı. Türkiye’nin tarımsal üretimde karşı karşıya kaldığı çok boyutlu krizlerin masaya yatırıldığı toplantıda, yayımlanan sonuç bildirgesiyle tarım sektöründeki acil çözüm bekleyen sorunlar kamuoyuyla paylaşıldı. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası'nın 50. Dönem I. Danışma Kurulu Toplantısı, ZMO Ana Yönetmeliği'nin ilgili hükümleri uyarınca; Yönetim Kurulu, Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeleri, şube başkanları ve il temsilcilerinin katılımı ile İstanbul Şubemizin ev sahipliğinde toplanmış, mesleğimiz ve meslek alanlarımız ile ilgili konular görüşülmüş, değerlendirmeler yapılmıştır. 50.Dönem I. Danışma Kurulumuz; dünyada savaşların, ekonomik ve siyasal gerilimlerin, iklim değişiminin ve ekolojik yıkımın derinleştiği; ülkemizde ekonomik sorunların, yüksek enflasyonun, gelir dağılımındaki adaletsizliğin ve yoksullaşmanın ağırlaştığı; tarımsal üretimin, üreticilerin ve tüketicilerin çok boyutlu sorunlarla karşı karşıya bırakıldığı bir dönemde toplanmıştır. Tarım; yalnızca ekonomik bir faaliyet alanı değil, yaşamın, toplum sağlığının, bağımsızlığın, egemenliğin ve geleceğin temel güvencesidir. Buna karşın uzun yıllardır uygulanan ithalata, piyasalaştırmaya ve günü kurtaran müdahalelere dayalı politikalar; üreticinin üretimden kopmasına, tarımsal alanların azalmasına, kırsal nüfusun yaşlanmasına, gıda egemenliği ve güvencesinin zayıflamasına neden olmaktadır. Oda’mız, tarım politikalarının; piyasa aktörlerinin kısa vadeli çıkarlarına göre değil; kamu yararı, gıda egemenliği, üretici refahı, tüketici hakkı, ekolojik üretim ve bilimsel planlama temelinde oluşturulması gerektiğini bir kez daha vurgulamaktadır. Üretimde Süreklilik, Üreticiye Güvence Sağlanmalıdır Türkiye'de tarımsal üretim açısından en temel sorunlardan biri, üreticinin yeterli ve öngörülebilir gelir elde edememesidir. Artan girdi ve finansman maliyetleri karşısında üretici gelirlerinin yeterli oranda artmaması, üreticiyi borçlanmaya ve üretimden çekilmeye zorlamaktadır. Odamızın 14 Mayıs 2026 Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada belirtildiği üzere; “2026 yılı Şubat ayında Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi'nin on iki aylık ortalamalara göre yüzde 32,64 artması; tarımsal üretimde maliyet baskısının devam ettiğini göstermektedir. Aynı dönemde tarım sektörünün bankalara olan nakdi kredi borcunun 1 trilyon 355 milyar TL'yi aşması, üreticinin finansal yükünün boyutunu açıkça ortaya koymaktadır.” Borçlanmaya dayalı tarımsal üretim sürdürülebilir değildir. Tarımsal destekler sosyal yardım niteliğinden çıkarılmalı; üretim planlamasının temel araçlarından biri haline getirilmelidir. Çiftçinin üretim yapabilmesinin koşulları güvence altına alınmalıdır. Üretim maliyetleri düşürülmeli, destekler zamanında ve yeterli düzeyde ödenmeli, destekleme sistemi üretim planlamasıyla bütünleştirilmeli, üreticinin ürününü maliyetinin altında satmak zorunda bırakılmasının önüne geçilmelidir. Gıda Enflasyonu Üretim Sorunundan Bağımsız Değerlendirilemez Gıda fiyatlarındaki artış, yalnızca tüketici fiyatlarını değil, toplumun sağlıklı ve yeterli gıdaya erişimini de doğrudan etkilemektedir. Haziran 2026 itibarıyla TÜFE yıllık yüzde 32,11 artarken, gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki yıllık artış yüzde 35,45 olarak gerçekleşmiştir. Gıda enflasyonuyla mücadele, üretimi baskılayarak veya ithalatı artırarak değil; üretim kapasitesini güçlendirerek, üretim sürekliliğini sağlayarak ve tarladan sofraya kadar olan zincirdeki yapısal sorunları çözerek yürütülmelidir. Üreticinin düşük fiyatla ürününü satmak zorunda bırakıldığı, tüketicinin ise yüksek fiyatlarla gıdaya erişebildiği mevcut yapı sürdürülemez. Üretici ile tüketici arasındaki zincirin adil, şeffaf ve etkin biçimde düzenlenmesi; kooperatiflerin ve üretici örgütlerinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Hububatta Üreticinin Emeği Korunmalıdır 2026 yılı hububat alım fiyatlarında ekmeklik ve makarnalık buğday için ton başına 16.500 TL, arpa için 12.750 TL fiyat açıklanmış; desteklerle birlikte üreticinin eline geçmesi öngörülen tutarlar sırasıyla 19.514 TL ve 15.764 TL olarak belirtilmiştir. Odamız açısından temel ölçüt, açıklanan fiyatın yalnızca geçmiş yıl fiyatıyla karşılaştırılması değil, üreticinin gerçek maliyetleri, emeği, arazi ve sermaye kullanım bedeli ile bir üretim için gerekli geliri karşılayıp karşılamadığıdır. Üretici maliyetlerini dikkate almayan fiyat politikaları, kısa vadede piyasayı düzenliyor gibi görünse de uzun vadede üreticinin üretimden çekilmesine ve ithalat bağımlılığının artmasına neden olacaktır. Yaşanan enflasyonist süreç nedeniyle hububat başta olmak üzere stratejik ürünlerde; bölgelere göre tavsiye yada taban alım fiyatları = maliyet + enflasyon kaybı (girdi temin dönemi ile hasat-satış dönemi arasında oluşan) + yıllık büyüme oranı + yaşam payı esas alınarak tespit edilmelidir. Tarımsal Afetlerde Adalet Sağlanmalıdır İklim değişiminin etkileri artık yalnızca çevresel bir sorun olmaktan çıkmış; tarımsal üretimin doğrudan tehdit eden ekonomik ve sosyal bir krize dönüşmüştür. Aşırı ve düzensiz yağışlar, seller, taşkınlar, kuraklık, dolu, zirai don, sıcak hava dalgaları ve yangınlar; tarım arazilerini, hayvan varlığını, sulama altyapısını, tarımsal yapı ve ekipmanları tahrip etmekte, üretim maliyetlerini artırmaktadır. ZMO'nun Mayıs 2026 tarihli “Tarımsal Afet ve Adalet” açıklamasında da vurgulandığı üzere, afetlerden zarar gören üreticilerin kayıpları hızlı biçimde tespit edilmeli; üreticinin ÇKS veya tarım sigortası kapsamındaki durumuna bakılmaksızın yaşanan zararların sosyal devlet ilkesi çerçevesinde karşılanması sağlanmalıdır. Afet sonrasında yalnızca zarar ödemesi yapılması yeterli değildir. Üreticinin yeniden üretime başlayabilmesi için tohum, fide, fidan, yem ve diğer temel girdiler zamanında ve yeterli miktarda sağlanmalı; kredi, elektrik ve sulama borçları yeniden yapılandırılmalı veya gerekli durumlarda ertelenmelidir. Orman Yangınları Ve Tarımsal Üretim Birlikte Ele Alınmalıdır 2026 yazında orman yangınları, tarım alanları ve kırsal yaşam açısından ciddi risk oluşturmaya devam etmektedir. Temmuz ayında Muğla'da meydana gelen yangında yaklaşık 200 hektarlık orman alanının zarar gördüğü; düşük nem ve şiddetli rüzgârın yangının yayılmasını hızlandırdığı Orman Genel Müdürlüğü tarafından açıklanmıştır. Yangınlarla mücadele yalnızca yangın çıktıktan sonra söndürme faaliyetlerine indirgenemez. Ormancılık ve tarım yapılan köy ve mahallelerde yaşayan halka yangın risk azaltma ve yangınla mücadele eğitimleri verilmeli, müdahale ekipleri kurulmalıdır. Yangın öncesi risk azaltma, erken uyarı, izleme, kırsal alan yönetimi, anız yangınlarının önlenmesi, yangın şeritleri, su varlıklarının korunması ve yerel yönetimler ile kamu kurumları arasında etkin koordinasyon yangın politikasının temel unsurları haline getirilmelidir. Orman yangınları aynı zamanda tarımsal üretimi, arıcılığı, hayvancılığı, mera alanlarını, ormanlardan elde edilen ürünleri ve kırsal ekonomiyi etkilemektedir. Yangınların tarımsal üretim üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkileri bütüncül olarak ele alınmalıdır. Su Yetersizliğine Karşı Tarım Politikası Yeniden Şekillendirilmelidir İklim değişiminin ve artan su talebi karşısında su varlıklarımız üzerindeki baskı giderek artmaktadır. Tarım sektörü açısından suyun yalnızca daha fazla kullanılmasına değil, daha etkin, planlı ve verimli kullanılmasına odaklanılmalıdır. Su kısıtı bulunan havzalarda ürün deseni yeniden değerlendirilerek su varlıklarımızın taşıma kapasitesiyle uyumlu üretim planlaması yapılmalı; basınçlı ve kontrollü sulama sistemleri yaygınlaştırılmalı, sulama yatırımları bilimsel önceliklere göre gerçekleştirilmelidir. Su havzalarının madencilik, sanayi, yapılaşma ve diğer rant baskılarıyla kirletilmesine ve yok edilmesine izin verilmemelidir. Su hakkı, yaşam hakkıdır. Su varlıkları kamusal bir değer olarak korunmalıdır. Tarım Arazileri, Meralar, Zeytinlikler ve Ormanlar Korunmalıdır Tarımsal üretimin temel koşulu olan toprak varlığımız hızla artan yapılaşma, sanayi, enerji, madencilik ve ulaşım yatırımları nedeniyle baskı altındadır. Tarım arazilerinin tarım dışı amaçlarla kullanımının kolaylaştırılması, yalnızca bugünün üretim kapasitesini değil, gelecek kuşakların gıda güvencesini ve yeterliliğini de tehdit etmektedir. Tarım arazileri, meralar, zeytinlikler, ormanlar, sulak alanlar ve su havzaları rantın konusu değil, toplumun ortak varlıkları ve geleceğidir. Odamız; tarımsal üretim alanlarının parçalanmasına, verimli tarım topraklarının yapılaşmaya açılmasına, meraların amaç dışı kullanımına ve doğal varlıkların geri dönüşü olmayacak biçimde tahrip edilmesine karşı bilimsel, teknik ve hukuki mücadelesini sürdürecektir. Tarım Sayımı Şeffaf ve Bilimsel Esaslar ile Sonuçlandırılmalıdır Tarım politikalarının doğru biçimde oluşturulabilmesi için öncelikle ülkenin gerçek tarımsal yapısının bilinmesi gerekmektedir. Uzun yıllardır gerçekleştirilmeyen Genel Tarım Sayımının sonuçlarının; arazi varlığı, işletme büyüklükleri, üretim deseni, sulama, hayvan varlığı, tarımsal makine parkı, işgücü ve diğer temel göstergeler bakımından eksiksiz ve güvenilir biçimde ortaya konulması büyük önem taşımaktadır. Tarım sayımından elde edilecek veriler, tarımsal üretim planlamasının temelini oluşturmalıdır. Veriler kamuoyuna açık, anlaşılır ve şeffaf biçimde paylaşılmalı; üretim planlaması gerçek veriler üzerinden yeniden değerlendirilmelidir. Üretim Planlaması Bilimsel Veriye Dayanmalıdır Üretim planlaması; yalnızca belirli ürünlerin belirli alanlarda üretilmesinin ötesinde, toprak, su, iklim, pazar, üretici yapısı, girdi maliyetleri ve tüketici ihtiyaçlarını birlikte değerlendiren bütüncül bir sistem olarak ele alınmalıdır. Üreticinin hangi ürünü neden üreteceğini, ne kadar gelir elde edeceğini ve ürününü nerede pazarlayacağını öngöremediği, alım garantisi olmayan bir sistem gerçek anlamda planlı üretim değildir. Bu nedenle üretim planlaması; Ziraat Mühendisleri Odası’nın, çiftçi örgütlerinin, üniversitelerin, ilgili kamu kurumlarının ve diğer tüm paydaşların katılımıyla demokratik ve bilimsel bir süreç olarak yürütülmelidir. Kamucu Tarım Yönetimi ve Liyakat Güçlendirilmelidir Tarım ve Orman Bakanlığı'nın merkez ve taşra teşkilatında yeterli sayıda, nitelikli ve uzman personel istihdam edilmesi kamusal tarım hizmetlerinin etkinliği açısından zorunludur. Bakanlığın 2026 yılında açıkladığı 1.874 sözleşmeli personel alımında 515 Ziraat Mühendisi, 49 Su Ürünleri Mühendisi ve 6 Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi kadrosuna yer verilmesi olumlu olmakla birlikte, Odamız bu sayıların mevcut ihtiyaç karşısında yetersiz olduğunu belirtmiş; Ziraat Mühendisi, Su Ürünleri Mühendisi ve Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi kadrolarının artırılmasını ve Su Bilimleri Mühendislerine de kadro tahsis edilmesini talep etmiştir. Tarım sayımı, üretim planlaması, bitki sağlığı, toprak ve su koruma, gıda güvenliği ve yeterliliği, kırsal kalkınma, su ürünleri yönetimi ve iklim değişimine uyum gibi stratejik alanlarda kamu istihdamı liyakat temel alınarak artırılmalıdır. Tarım politikalarının başarısı, masa başında oluşturulan düzenlemelerden önce, bu politikaları sahada uygulayacak uzman insan gücünün varlığına bağlıdır. Ziraat Mühendisliği Eğitimi Ve Meslek İstihdamı Güçlendirilmelidir Ziraat Fakültelerinin sayısındaki plansız artış, eğitim altyapısındaki yetersizlikler ve mezunların istihdam sorunları mesleğimizin geleceğini tehdit etmektedir. Eğitim, istihdam ve tarımsal üretim politikaları birlikte ele alınmalıdır. Ziraat fakültelerinde eğitim kalitesi yükseltilmeli, uygulamalı eğitim güçlendirilmeli, üniversite-kamu-özel sektör ve meslek örgütü iş birliği geliştirilmelidir. Ziraat Fakültelerine girebilmek için 300.000 puan barajı tekrar getirilmelidir. ZMO'nun destek verdiği ZİDEK akreditasyon süreçleri yaygınlaştırılmalı; nitelikli ziraat mühendisi yetiştirilmesi bir kamu politikası olarak ele alınmalıdır. Kamuda yeterli sayıda Ziraat Mühendisi istihdam edilmeli; meslektaşlarımızın özlük hakları, ücretleri, ek göstergeleri ve emeklilik koşulları iyileştirilmelidir. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Hakkındaki Kanun kapsamında 4 Nisan 2026 tarihinde yönetmelik değişikliği yapılmış olup, 2023-2026 tarih aralığındaki, tarımsal yapı izinlendirilmesinde, Ziraat Mühendislerinin imza yetkisi kaldırılmıştır. Bu durum; Ziraat Mühendisliği mesleğini yok saymak anlamına gelmektedir. Bu hususta ivedilikle düzenleme yapılmalıdır. B-Reçete uygulamasındaki 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren, Zirai İlaç Bayilerinden “Oda Üyelik Belgesi” istenilmeyeceği yönündeki uygulamadan vazgeçilmelidir. ZMO Anayasa’dan aldığı yetkiye istinaden, özel sektörde çalışan Ziraat Mühendislerinin disiplin örgütü olup, yaptıkları uygulamaların meslek etiği ve bilimsel kurallara uygunluğunu denetlemekle de görevlidir. Zirai İlaç Bayileri mesleki dayanışma ve kamu sağlığı bakımından mesleki denetimden ve Oda üyeliğinden istisna tutulamaz/tutulmamalıdır. Yaşanan finansal kriz tarımsal üretim ve pazarlamanın her aşamasında gübre, BKÜ, Tarım alet ve makinaları alanlarında işletme sahibi olarak görev yapan meslektaşlarımızı konkordato ve iflas noktasına getirmekte, intihar vakaları yaşanmaktadır. Finansal kriz kapsamında uygun koşullarda bir kredi paketi acilen planlanmalı ve yaşanan problemler bütün tarımsal üretime zarar vermeden bir an önce çözülmelidir. Bilirkişilik yapan meslektaşlarımızın; alt uzmanlık alanı seçiminde yaşanan sorunların giderilmesi amacıyla, Bilirkişilik Daire Başkanlığı ile, ZMO olarak görüşmeler sürdürülmektedir. Gıda Güvenliği ve Yeterliliği Kamusal Bir Sorumluluktur Gıdanın güvenilirliği ve yeterliliği, toplum sağlığının ayrılmaz bir parçasıdır. Bitkisel ve hayvansal üretimden işleme, depolama, nakliye ve tüketime kadar tüm süreçlerde etkin denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır. Bitki koruma ürünlerinin üretimi, satışı, reçetelendirilmesi ve uygulanmasında bilimsel yeterlilik ve uzmanlık temel alınmalı; bitki sağlığı alanındaki mesleki yetkilerin zayıflatılmasına izin verilmemelidir. Kalıntı, sahte veya tağşiş edilmiş gıda ürünleriyle mücadelede denetimler güçlendirilmeli; özellikle ihracattan geri dönen tarımsal ürünlere ilişkin nedenler, analiz sonuçları ve alınan önlemler şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Hayvancılıkta Üretici Korunmalı, Yerli Üretim Güçlendirilmelidir Hayvancılıkta temel amaç, dönemsel ithalatlarla piyasa açığını kapatmak değil, yerli üretim kapasitesini artırmak olmalıdır. Yem maliyetleri düşürülmeli, mera alanları korunmalı, hayvan sağlığı hizmetleri güçlendirilmeli ve üreticinin gelir güvencesi sağlanmalıdır. Et ve süt üretiminde üretici ile tüketici arasındaki fiyat makasının azaltılması için kooperatifçilik ve üretici örgütlenmesi desteklenmelidir. Hayvancılık politikaları yalnızca et ve süt miktarının artırılması üzerinden değil; hayvan refahı, çevrenin korunması, yem kaynakları ve agroekolojik üretim ilkeleri üzerinden yeniden değerlendirilmelidir. Kırsalın Boşalmasına Karşı Kalıcı Politikalar Uygulanmalıdır Kırsal nüfusun yaşlanması ve gençlerin tarımsal üretimden uzaklaşması, ülkemizin gelecekteki gıda üretim kapasitesi açısından stratejik bir tehdit oluşturmaktadır. Köyler yalnızca yaşlı nüfusun yaşadığı yerleşimler değil, aynı zamanda üretim alanlarıdır. Gençlerin tarımda kalmasını sağlayacak gelir, eğitim, sosyal güvenlik, sağlık, barınma ve kültürel yaşam koşulları oluşturulmalı; köy okulları ve kırsal kamu hizmetleri güçlendirilmelidir. Genç ve kadın üreticilerin tarımsal üretimde kalıcı olarak yer almasını sağlayacak uzun vadeli destek programları oluşturulmalıdır. Boşaltılmış köylere geri dönüş ve tarımsal üretimin yeniden başlaması planlanmalı, üretici köy halkının köye dönüşü ve tarımsal üretime başlaması için destekleme paketi oluşturulmalı, yıllardır üretim dışında kalan araziler bilimsel programlar uygulanarak yeniden tarıma kazandırılmalıdır. Kooperatifçilik Güçlendirilmelidir Üreticilerin girdi temininden ürün pazarlamaya kadar yaşadığı sorunların çözümünde kooperatifçilik önemli bir araçtır. Kooperatifler siyasi ve ekonomik bağımlılıklardan uzak, demokratik ve şeffaf bir yapıya kavuşturulmalı, mevzuat özendirici olmak üzere yeniden düzenlenmeli, üreticinin örgütlü biçimde pazara erişimi sağlanmalıdır. Kooperatiflerin finansman, eğitim, teknik danışmanlık, depolama, işleme ve pazarlama kapasiteleri güçlendirilmelidir. Afet Bölgelerinde Tarımsal Üretim Yeniden Kurulmalıdır 6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden geçen zamana rağmen deprem bölgesindeki tarımsal üretim ve kırsal yaşam açısından sorunların tümü giderilememiştir. Deprem bölgesinde kırsal nüfusun yeniden üretime kazandırılması, tarım arazilerinin korunması ve üretim altyapısının yeniden kurulması için özel destek programları uygulanmalıdır. Yeni yerleşim alanlarının belirlenmesinde verimli tarım arazileri, meralar, su kaynakları ve tarımsal üretim bütünlüğü mutlaka korunmalıdır. Deprem güvenli yerleşim ile tarımsal üretimin korunması birbirinin alternatifi olarak görülmemelidir. Bilimsel yer seçimi ve doğru planlama ile verimli tarım arazileri tarım dışı kullanılmamalı her iki ihtiyaç birlikte karşılanmalıdır. Mesleki Yetkilerimizi ve Meslek Örgütlülüğümüzü Savunacağız Ziraat Mühendisliği; yalnızca teknik bir meslek değil, gıda, toprak, su, çevre, üretim ve toplum sağlığıyla doğrudan ilişkili kamusal bir meslektir. Mesleki yetki ve sorumlulukların bilimsel yeterlilik yerine farklı çıkar ilişkileri doğrultusunda dağıtılmasına karşı çıkıyoruz. Meslek alanımızın parçalanmasına, mesleki yetkilerimizin daraltılmasına, mühendislik hizmetlerinin niteliğinin düşürülmesine ve meslek örgütümüzün işlevsizleştirilmesine izin vermeyeceğiz. Bilimsel bilgi, mühendislik etiği, liyakat ve kamu yararı temelinde mesleğimizi savunmaya devam edeceğiz. Toplumsal Adalet, Tarıma Adalet Sağlanmadan Tesis Edilemez TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası; demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkesini; insan haklarını, emeği, eşit yurttaşlığı, toplumsal barışı ve özgürlükleri savunmaktadır. Tarım politikalarının toplumdan bağımsız ele alınamayacağı açıktır. Adil bir tarım politikası, adil bir toplum düzeninin parçasıdır. Kadınların, gençlerin, çocukların, mevsimlik tarım işçilerinin ve tüm emekçilerin haklarının korunması; tarımsal üretimin sürdürülebilirliği kadar önemlidir. Mevsimlik tarım işçilerinin çalışma ve yaşam koşulları iyileştirilmeli, sosyal güvenceye erişimleri sağlanmalı ve tarımda çocuk işçiliğinin tüm biçimleriyle mücadele edilmelidir. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda Odamızın çalışmaları kararlılıkla sürdürülecektir. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Olarak Diyoruz ki; Kamucu, planlı, üreticiyi ve tüketiciyi koruyan bir tarım politikası yaşama geçirilmelidir. Gıda egemenliği, gıda güvencesi ve gıda güvenliği temel kamu politikaları haline getirilmelidir. Çiftçinin üretimde kalmasını sağlayacak yeterli, zamanında ve öngörülebilir destekleme sistemi oluşturulmalıdır. Tarımsal üretimde ithalata bağımlılığı azaltacak, yerli üretimi ve üretim kapasitesini güçlendirecek politikalar uygulanmalıdır. Tarım arazileri, meralar, zeytinlikler, ormanlar, sulak alanlar ve su havzaları korunmalıdır. İklim değişimine uyum politikaları tarım, su, orman ve kırsal kalkınma politikalarıyla birlikte ele alınmalıdır. Tarımsal afetlerden zarar gören üreticilerin zararları sosyal devlet ilkesi doğrultusunda karşılanmalı ve yeniden üretime geçmeleri güvence altına alınmalıdır. Orman yangınlarıyla mücadelede önleyici, bilimsel, teknolojik ve bütüncül yöntemler güçlendirilmelidir. Su varlıklarının korunması ve tarımsal su kullanımının planlanması ülke politikalarının temel önceliklerinden biri olmalıdır. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın teknik personel yapısı güçlendirilmeli, kamuya yeterli sayıda Ziraat Mühendisi, Su Ürünleri Mühendisi, Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi ve Su Bilimleri Mühendisi alınmalıdır. Ziraat Fakültelerinde eğitim kalitesi yükseltilmeli, plansız fakülte ve kontenjan artışına son verilmelidir. Gençlerin ve kadınların tarımsal üretimde kalmasını sağlayacak sosyal ve ekonomik politikalar uygulanmalıdır. Kooperatifçilik ve üretici örgütlenmesi güçlendirilmelidir. Tarım işçilerinin insanca çalışma ve yaşam koşullarına sahip olması sağlanmalı, tarımda çocuk işçiliği sona erdirilmelidir. Tarım politikaları bilimsel veriler, meslek uzmanlığı ve kamu yararı temelinde oluşturulmalıdır. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası olarak; üreten, ürettiğinin karşılığını alan çiftçinin; sağlıklı, güvenilir ve erişilebilir gıdaya ulaşabilen tüketicinin; bilimsel ve nitelikli mühendislik hizmeti sunan meslektaşlarımızın ve korunmuş bir doğal çevrede yaşama hakkının yanında olmaya devam edeceğiz. Ülkemizin tarımsal varlıklarını, toprağını, suyunu, ormanlarını, meralarını, zeytinliklerini ve biyolojik çeşitliliğini gelecek kuşaklara aktarmak; üreticinin emeğini korumak, gıda egemenliğini ve kamusal yararı savunmak mesleki ve toplumsal sorumluluğumuzdur. Bilimin, emeğin, üretimin, dayanışmanın ve kamu yararının rehberliğinde mücadelemizi büyüteceğiz. Mesleğimize, meslektaşlarımıza, üreticilerimize ve ülkemizin geleceğine sahip çıkmaya devam edeceğiz. Yaşasın TMMOB! Yaşasın ZMO! Yaşasın ZMO Örgütlülüğü!" Seo uyumlu detaylı bir haber metni hazırlarmısın

Üretici Fiyatları Maliyet Artışına Yetişemiyor! Haber

Üretici Fiyatları Maliyet Artışına Yetişemiyor!

Antalya Ticaret Borsası (ATB) ve Antalya Tarım Konseyi (ATAK) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Haziran 2026 Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’ni (Tarım-GFE) değerlendirdi. Çandır, Haziran’da Tarım-GFE’nin aylık yüzde -0,92 ile son 10 yılın en düşük Haziran verisi olduğunu, yıllık artışın ise yüzde 32,06 ile son 3 yılın altında kaldığını belirtti. Aylık değişimin 2015’ten bu yana Haziran ortalaması olan yüzde 2,14’ün, yıllık artışın ise son 10 yıl ortalaması olan yüzde 33,37’nin altında gerçekleştiğini kaydetti. GÜBRE MALİYETİ BİR YILDA YÜZDE 50’Yİ AŞTI Haziran ayı Tarım-GFE’nin ana gruplarını değerlendiren Başkan Çandır, Haziran’da tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinin aylık yüzde -0,92 azaldığını, yıllık yüzde 20,47 arttığını; tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinin ise aylık yüzde 0,93, yıllık yüzde 21,49 yükseldiğini belirtti. Aylık değişimlerin tohumda yüzde -0,24, enerjide yüzde -2,61, gübrede yüzde -2,10, tarımsal ilaçta yüzde 1,23, veteriner hizmetlerinde yüzde -3,32, yemde yüzde -1,44 ve diğer kalemlerde yüzde 1,33 olduğunu kaydeden Çandır, yıllık artışların tohumda yüzde 31,44, enerjide yüzde 31,21, gübrede yüzde 50,99, tarımsal ilaçta yüzde 22,60, veteriner hizmetlerinde yüzde 26,51, yemde yüzde 31,86 ve diğer kalemlerde yüzde 34,40 olduğunu söyledi. Aylıkta en yüksek artış yüzde 1,33 ile diğer kalemlerde, yüzde 1,23 ile tarımsal ilaçta; en yüksek düşüş yüzde -3,32 ile veteriner hizmetlerinde ve yüzde -2,61 ile enerjide görüldü. Yıllıkta gübre yüzde 50,99 ile en yüksek, ilaç yüzde 22,60 ile en düşük artışı gösterdi. ÜRETİCİ FİYATLARI MALİYET ARTIŞINA YETİŞEMİYOR TÜİK tarafından Haziran ayı Tarım-ÜFE’nin aylık yüzde -9,02 olarak açıklandığını anımsatan Çandır, “Bu oran, 15 yıllık Haziran ayları ortalaması olan yüzde 1,68’in ciddi düzeyde altında kaldı. Aynı dönemde tarımsal girdi maliyetlerinin uzun yıllar ortalaması yüzde 2,14 oldu. Bu fark, üreticinin aylık bazda karşı karşıya kaldığı maliyet baskısını açıkça gösteriyor” dedi. Tarım-ÜFE’nin yıllık yüzde 9,55 olduğunu belirten Çandır, “15 yıllık Haziran ortalaması yüzde 27,20 iken tarımsal girdi maliyetlerinin aynı dönemdeki ortalaması yüzde 33,37 oldu. Bu tablo, üretici fiyatlarının uzun yıllar itibarıyla maliyet artışına yetişemediğini ortaya koyuyor” diye konuştu. TARIMA DAYALI SANAYİDE ENFLASYON DAHA YÜKSEK Yurt içi ve yurt dışı üretici enflasyonlarının tarımı dolaylı olarak etkilemeye devam ettiğini belirten Çandır, Haziran’da YD-ÜFE’nin aylık yüzde 0,46, yıllık yüzde 30,33 arttığını söyledi. Uzun yıllar ortalamalarının aylık yüzde 2,66 ve yıllık yüzde 27,43 olduğunu hatırlatan Çandır, aylık artışın ortalamanın altında, yıllık artışın ise üzerinde kaldığını kaydetti. Yİ-ÜFE’nin aylık yüzde 1,80, yıllık yüzde 28,09; üretici düzeyindeki gıda enflasyonunun ise aylık yüzde 0,88, yıllık yüzde 33,07 olduğunu belirten Çandır, “Bu tablo, Haziran ayında tarıma dayalı imalat sanayindeki enflasyonun tarımdan daha yüksek seyrettiğini gösteriyor” dedi. GIDA ENFLASYONU YÜZDE 35’İN ÜZERİNDE Haziran’da TÜFE’nin aylık yüzde 0,99, yıllık yüzde 32,11 arttığını belirten Çandır, bu oranların uzun yıllar ortalamaları olan aylık yüzde 0,73 ve yıllık yüzde 18,83’ün üzerinde seyrettiğini kaydetti. Gıda enflasyonunun aylık yüzde 0,16, yıllık yüzde 35,44 olduğunu belirten Çandır, işlenmemiş gıdada aylık yüzde -2,83, yıllık yüzde 33,19; yaş meyve ve sebzede ise aylık yüzde -10,22, yıllık yüzde 28,15 değişim gerçekleştiğini söyledi. KÜRESEL MALİYET BASKISI TARIMA YANSIYOR Emtia ticaretinde yaşanan aksamaların tarımsal üretim açısından önemli bir maliyet unsuru haline geldiğini belirten Çandır, şunları söyledi: “Özellikle enerji ve gübre piyasalarında küresel maliyet baskısı artmaktadır. Haziran ayında bazı girdi kalemlerinde gerileme yaşanması olumlu olmakla birlikte, enerji, doğal gaz, gübre ve lojistik maliyetlerindeki gelişmeler önümüzdeki dönem açısından yakından izlenmelidir. Önemli olan, Türkiye’nin bu maliyet artışlarında küresel ortalamanın neresinde kalacağıdır. Orta Doğu’daki çatışmalar, Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlikler, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve Rusya-Ukrayna Savaşı kapsamında limanlara ve gemilere yönelik müdahaleler, önümüzdeki dönemde ilave tedbirlerin alınmasını zorunlu kılmaktadır. Üreticinin üretimden kopmaması için artan girdi maliyetlerine karşı doğrudan ve hedefli destekler hayata geçirilmelidir.”

CHP'li Gürer: "Üretim Artıyor. Rafta, Tezgâhta Fiyatlar Düşmüyor" Haber

CHP'li Gürer: "Üretim Artıyor. Rafta, Tezgâhta Fiyatlar Düşmüyor"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman, Köy İşleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, tarımda kamucu, planlı üretim ve öngörülebilir bir yönetim olmayışının rafta ürünün fiyatının düşmemesine neden olduğunu söyledi. Gürer, “Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 2026 yılında bitkisel üretimde Cumhuriyet tarihi rekoru kırılabileceğini söyleyip tarımda işlerin iyi olduğunu belirtirken Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan: “Gıda üretimi görünümündeki genel iyileşmeye karşın, gıda enflasyonundaki olumsuz ayrışma belirginleşti.” diyerek üretim artışına karşın gıda enflasyonunun yıllık enflasyona etkisinden söz ediyor. Üretimin çok olmasına rağmen vatandaş neden ucuz ürün alamıyor? Bunun iktidar kanadından bir açıklaması yok mu? Ürün çoksa rafta fiyat düşmezken tarlada, bahçede ürün kalmasında iktidarın sorumluluğu yok mu?” dedi. CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Esasen Bakan üretimde rekor artışı ifade etse de bu artış iktidarın başarısı ile ortaya çıkan bir sonuç değil. Mevsimsel yağmurun artışı ve kuraklık, don gibi önceki yıllarda tarım felaketlerinin bu yıl olmaması üretimde artışı getirdi. Üretim artışı kişi başına düşen üretim üzerinden bakılırsa da sorun devam ettiği görülür. Aralık ayı bitkisel üretim verileri ile durum daha gerçekçi analiz edilebilir. Tarımda yapısal sorunların varlığı rekolte artışı ile yok sayılamaz. Sorunlar aşılmadan tarımda işler iyi gidiyor denmesi tarım sorunlarını ortadan kaldırmaz. Tarım, üretim aşamasından sofraya erinceye kadar süreç doğru yönetilmelidir. Tüccar ve ithalata dayalı süreç, gıdada sorunların varlığını yok etmiyor. Girdi maliyetlerinin artması üretimi sorunlu kılıyor. Mazot litresi 80 liraya dayandı. Gübrede çiftçi, üretici yoğun kullandığı gübre ton fiyatı 30.000 TL’yi erdi. Sulama suyu elektriğinden işçiliğe, ithalattan ihracata olumsuzluklar görmezden gelinemez. İlacı, tohumu, sulama suyu giderleri durmadan artıyor. Ürün üretimini kredi kullanıp sağlayan çiftçi, üretici, ürün hasat sonrası düşük alım fiyatı ile gelir gider dengesi bozulması icralık olmasına kapı aralıyor. Ürünü tüccara verdikten sonra ürün fiyatı artışı da başlıyor. Üretici sattığı ürünü rafta fiyatını görünce artış aralığı ile üreten biz, kazanan aracılar diyor. Sonuçta üretici, çiftçi kazanamadığı ürün deseninde kazanabileceği varsaydığı ürüne yönelip değişikliğe gitmek zorunda kalıyor. Bu durum ihtiyaca göre üretim dengesini bozuyor. Ürün rekoltesini takip eden tüccar da ithalatçı da bu süreçte istedikleri fiyatlarla pazarı oluşturuyor. Bu durum üreteni de tüketeni de mağdur etmeye devam ediyor.” dedi. KAMU DÜŞÜK ALIM FİYATI ÜRETİCİYİ SIKINTIYA SOKUYOR CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, kamunun düşük alım fiyatı yanında geç fiyat açıklamasını piyasayı tüccarın şekillendirmesine yol açtığına da dikkat çekti. Gürer, bölgelere göre maliyetlerle sürece bakıldığında buğday, çay, fındık gibi alım fiyatları düşük kalan üreticilerin masrafını karşılamakta zorlandığını belirtti. Farklı ürünlerde tarla ve bahçe ile raf fiyatı arasında katlamalı fiyat artışının serbest piyasa ekonomisi ile oluştuğunu söyleyen Ömer Fethi Gürer, “Tarım gibi kamunun etkin olmadığı alanda sorunlar bitmez. Kamucu bir yaklaşım, önemli girdi kalemlerinde sübvansiyon, gerekli yeterli destekler ve kooperatiflerin güçlü bir yapı ile oluşturulması sorunları önemli ölçüde geriletecektir. Bu sürece planlı üretim, öngörülebilir yönetim ve üretim sonrası işlenmiş, dondurulmuş, katma değerli ürüne üretimin dönüştürülmesi ile bir yıl sonrası değil, birkaç yıllık sürecin sorunlardan arındırılması yaratılabilir. Dalda, tarlada ürün yok, GIDA enflasyonu yüksek denirken bu kere ürün var, rekolte yüksek diyerek rafta ürün fiyatını vatandaş alım gücüne endeksli duruma getiremiyorsanız nedenini doğru okumak gerekir.” dedi. EMEKLİ MEYVEYE HASRET CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman, Köy İşleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, bu yıl mevsimsel ani hava değişiminden fazla etkilenmeyen meyve ürünlerinde de rafta fiyat düşmemesinin emekli ve dar gelirlinin dilediği kadar ve istediği meyveyi almasını sağlamadığını belirtti. Bahçede, tarlada ürünün son tüketiciye uygun fiyatla ermemesinin iktidarın uyguladığı tarım politikası etkisi olduğuna işaret etti. Tüccar ile ithalatçıya bırakılan sürecin rafta ürün fiyatının uygun olmasını sağlamadığı görülerek tarımda ve gıdada politikalar yeniden düzenlenmelidir. Bu sürecin enflasyon etkisinden söz ediliyorsa çözüm için de gerekli düzenlemeler sağlanmalıdır. “Pazarda ürün var olsa da emekli alamadığı ürüne tezgahta bakıp geçiyor. Emekli ve dar gelirli düşük maaş ile gıdasını, meyvesini kısmak zorunda kalıyor. Raftaki ürünün alım gücüne göre yüksek fiyatlarda olması da meyveyi, sebzeyi dilediği kadar tüketme ya da alabilmesini de sınırlıyor.” diye konuştu.

İzmir Ticaret Borsası'nda Küresel Riskler ve Tarımda Dijital Dönüşüm Masada Haber

İzmir Ticaret Borsası'nda Küresel Riskler ve Tarımda Dijital Dönüşüm Masada

İzmir Ticaret Borsası Mayıs Ayı Olağan Meclis Toplantısı 15 Mayıs Cuma günü Meclis Başkanı Ömer Gökhan Tuncer’in başkanlığında, Yönetim Kurulu ve Meclis üyelerinin katılımı ile çevrim içi olarak gerçekleştirildi. Mayıs Ayı Meclisi’nde gündem; küresel ekonomide belirsizlikler, enerji piyasalarındaki gelişmelerin tarım sektörüne etkileri, yeşil mutabakat, iklim değişikliğinin üretime etkisi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan “Türkiye Tarım Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah için Dönüşüm Projesi”, tarımsal üretim maliyetleri ve sürdürülebilirlik, Dünya Bankası’nın yayımladığı son Emtia Piyasaları Görünümü Raporu’nun çıktıları ve dijital dönüşüm ile Borsamız çalışmaları ilgili güncel gelişmeler hakkındaki bilgilendirmeler oldu. Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren İzmir Ticaret Borsası Meclis Başkanı Ömer Gökhan Tuncer, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız, Kurban Bayramı tatilleri, Borsa toplantı ve etkinlik programlarının yoğunluğu nedeniyle, bu ay özelinde Meclis toplantısını çevrim içi gerçekleştirmek durumunda kaldıklarını ifade ederek söze başladı. Küresel piyasalarda aylardır devam eden belirsizlik ortamının artık geçici bir dalgalanma olmaktan çıkarak, kalıcı ekonomik risklere dönüşmeye başladığına dikkati çeken Tuncer, “Bugün dünyanın bir ucunda yaşanan bir krizin, ertesi gün tarlamızdaki maliyete, marketteki etikete ve vatandaşın mutfak harcamasına doğrudan yansıdığını hepimiz net bir şekilde görebiliyoruz. Dünya Bankası’nın yayımladığı son Emtia Piyasaları Görünümü Raporu’na göre; küresel enerji fiyatlarının 2026 yılında yüzde 24 artarak Ukrayna Savaşı’ndan bu yana en yüksek seviyesine ulaşmasının beklendiği, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan aksaklıkların da dünya deniz yolu ham petrol ticaretinin yüzde 35’ini etkilediği belirtilmektedir. Uluslararası piyasalarda oluşan temel beklenti; enerji fiyatlarının yüksek seyrini koruyacağı, navlun maliyetlerinin artacağı ve tedarik zincirlerinde yeni kırılmaların yaşanabileceği yönündedir.” dedi. Bu gibi durumlar nedeniyle özellikle tarımsal üretim açısından işlerin giderek zorlaştığını, küresel gübre fiyatlarında bu yıl yüzde 31’e varan artış beklenirken, üre fiyatlarındaki yükselişin yüzde 60 seviyelerine ulaşabileceğinin ön görüldüğüne de değinen Tuncer, “Yani gördüğünüz gibi Hürmüz’de yaşanan bir gerilim, sadece petrol şirketlerini ilgilendirmiyor. Üreticimizi, sanayicimizi, ihracatçımızı ve en önemlisi vatandaşımızın cebini doğrudan etkiliyor. Eskiden üretici “Bu yıl ne kadar kazanırım?” diye hesap yapardı. Bugün ise “Maliyetleri nasıl karşılayacağım?” diye düşünüyor. Bu durum ne yazık ki üreticilerimizin motivasyonunu zayıflatmaktadır. Bugün üretimden vazgeçilen her bir dönüm arazi, ne yazık ki yarın daha yüksek gıda enflasyonu, daha fazla ithalat baskısı ve daha kırılgan bir ekonomi olarak karşımıza çıkacaktır. Ancak biliyoruz ki üretimden vazgeçmeyen toplumlar, zor dönemlerden güçlenerek çıkmayı başarırlar. Bu nedenle; bugün hepimize düşen görev, belirsizliklerin büyüttüğü kaygılara teslim olmak değil; üretimi, yatırımı ve dayanışmayı koruyarak ülkemizin ekonomik direncini daha da güçlendirmektir.” diye konuştu. Yönetim Kurulu adına konuşma gerçekleştiren Başkan Yardımcısı Ercan Korkmaz ise “Küresel belirsizliklerin ve Türkiye ekonomisindeki kritik ‘dengelenme’ sürecinin ortasında olduğumuz günlerdeyiz. Küresel ekonomi, bir yanda Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimlerin enerji fiyatları üzerindeki baskısı, diğer yanda ise teknolojinin devrimsel hızıyla şekilleniyor. IMF’nin son tahminleri, küresel büyümenin yüzde 3,1 seviyelerine gerilediği bir sürece işaret ediyor.” dedi. ABD ve Çin arasındaki teknoloji rekabeti ile Avrupa Birliği’nin yeni sanayi politikalarının, küresel ticarette korumacı yaklaşımların arttığını çok net bir şekilde ortaya koyduğuna değinen Ercan Korkmaz, “Bu noktada, Trump’ın tarihi Çin ziyaretinin sonuçlarını çok dikkatle izlememiz gerekiyor. Çünkü Çin, Türkiye’nin rekabet gücünü, pek çok başka etkenle birlikte ciddi şekilde aşındırmaya devam ediyor. Böyle bir iklimde yeşil mutabakat ve yapay zekanın artık bir tercih değil, küresel tedarik zincirinde kalıcı olabilmenin ön koşulu olduğunu kabul etmemiz şart.” diye konuştu. Kırsalda refahın artırılmasının, bugün artık yalnızca sosyal politika başlığı değil; doğrudan tarımsal üretimin sürdürülebilirliği, gıda güvenliği ve ülke ekonomisinin dayanıklılığı ile ilgili stratejik bir konu olduğuna değinen Korkmaz, “Tarımı ayakta tutan temel unsur yalnızca toprak, su veya teknoloji değildir. Asıl belirleyici unsur kırsalda yaşamını sürdüren insanın ekonomik ve sosyal olarak üretime devam edebilmesidir. Bu anlamda Sayın Cumhurbaşkanımızın, Dünya Çiftçiler Günü vesilesiyle düzenlenen etkinlikte açıkladığı, yaklaşık 400 bin üreticiye ulaşılması ve 250 bin kişilik yeni istihdam oluşturulması hedeflenen “Türkiye Tarım Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah için Dönüşüm Projesi”ni çok kıymetli bulduğumuzu ifade etmek isterim.” diye konuştu. Açılış konuşmalarının ardından Borsa Yönetim Kurulu ve Meclis üyeleri temsilcisi oldukları sektörlere ilişkin güncel gelişmeler ve durum tespitlerini katılımcılarla paylaşarak karşılıklı görüş alışverişinde bulundu.

Gürer: "Rafta Artan Fiyat Taklit ve Tağşişe Yol Açıyor" Haber

Gürer: "Rafta Artan Fiyat Taklit ve Tağşişe Yol Açıyor"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, artan gıda enflasyonu ile birlikte taklit ve tağşişli ürünlerde artış yaşandığını belirterek, 2026 yılının başından 22 Nisan’a kadar denetimlerde 207 taklit ve tağşişli ürün saptandı” dedi. Ömer Fethi Gürer, artan üretim maliyetleri, düşen alım gücü ve gıdaya erişimde yaşanan sorunların yanında taklit ve tağşiş ürünlerinde piyasada varlığı sorunları artırdığını belirtti. “Gıda enflasyonu yalnızca mutfakta yangın çıkarmıyor; denetimsizlik ve fırsatçılıkla birleşince taklit ve tağşişi de büyütüyor” diyen Gürer, özellikle temel gıda ürünlerinde ortaya çıkan uygunsuzlukların arttığını belirtti. “SAHTECİLİK YAYGINLAŞIYOR” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Tereyağında bitkisel yağ, yoğurtta nişasta, balda taklit ve tağşiş, zeytinyağında düşük kaliteli yağ ve tohum yağı karışımı, et ürünlerinde dana eti yerine kanatlı eti ya da sakatat kullanımı gibi tüketiciyi yanıltıcı üretimler denetimlerde ortaya çıktı. Gıda enflasyonu taklit ve tağşişe kapı aralıyor,” dedi. “ETİKETTE BAŞKA, İÇERİĞİNDE BAŞKA ÜRÜN” CHP’li Ömer Fethi Gürer, yalnızca son açıklanan Bakanlık listelerde bile çok sayıda uygunsuzluk görüldüğüne dikkat çekti. Gürer, “Dana sucukta kanatlı eti, kıymalı pide harcında kalp, lahmacunda taşlık, kebap harçlarında mekanik ayrılmış kanatlı eti tespit ediliyor. Vatandaş dana eti aldığını sanıyor, karşısına bambaşka içerik çıkıyor.”dedi. Süt ürünlerinde bitkisel yağ ve nişasta kullanımına da dikkat çeken Gürer, “Tereyağı adıyla satılan ürünlerde bitkisel yağ tespiti, yoğurtta nişasta belirlenmesi işini iyi yapan yanında hileli yapanında azınlıkta olsa varlığını gösteriyor” dedi. “ZEYTİNYAĞINDA, BALDA, BAHARATTA TAĞŞİŞ ALARM VERİYOR” Gürer, yalnızca et ve süt ürünlerinde değil, zeytinyağı, bal ve baharatta da benzer sorunların yaygınlaştığını söyledi: “Natürel sızma diye satılan zeytinyağına başka yağ karıştırılıyor. Balda taklit ve tağşiş tespit ediliyor. Sumakta boya, tatlıda uygunsuz katkı görülüyor.”diye konuştu. “SAHTE ÜRETİME DİKKAT “ CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer “ ülkemizde binlerce işini düzgün ,dürüst yapan esnaf var ancak tüketiciyi yanıltan,haksız kazanç peşinde olan dayısı sınırlı olsada var.Vatandaşın alım gücü düşünce ucuz ürüne yöneliyor. Bu da merdiven altı ve denetimsiz üretim için pazar yaratıyor. .,” şeklinde konuştu. “TAKLİT VE TAĞŞİŞLE MÜCADELE SADECE TEŞHİR LİSTELERİYLE OLMAZ” 207 uygunsuzluk tespitinin münferit değil sistematik sorun olduğuna işaret eden Gürer, yalnızca ifşa listelerinin yeterli olmadığını belirtti. Gürer, “Ürünleri açıklamak önemli ama yetmez. Caydırıcı yaptırım gerekir. Sadece teşhir değil, etkin denetim, ağır yaptırım, düzenli izleme ve tüketiciyi koruyacak politikalar şarttır,” dedi. “ÜRETİCİ DESTEKLENMELİ, DENETİM ARTIRILMALI” Gürer çözüm önerilerini de sıraladı: Gıda denetimleri sıklaştırılmalı, laboratuvar kapasitesi artırılmalı. Taklit ve tağşiş yapanlara caydırıcı yaptırımlar uygulanmalı. Girdi maliyetleri düşürülerek dürüst üretici korunmalı. Güvenilir gıdaya erişim için kamusal denetim mekanizmaları güçlendirilmeli. Tüketicinin uygun fiyatlı ve sağlıklı gıdaya erişimi desteklenmeli.

CHP'li Gürer: "Günde Bir Dilim Peynirin Aylık Maliyeti 2 Bin 640 TL!" Haber

CHP'li Gürer: "Günde Bir Dilim Peynirin Aylık Maliyeti 2 Bin 640 TL!"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Tarım Kredi Kooperatif Marketlerinde yılbaşından bu yana süt ve süt ürünlerine gelen zamlarla artan fiyatlara dikkat çekti. Gürer, "Sadece dört ay içinde temel gıda olan peynire gelen zamlar peyniri lüks haline getirdi. Vatandaşın değişmez katığı olan ekmek-peynir, artık dar gelir için hesap kitap yaparak tüketeceği ürün noktasına erdi. Tüketici için porsiyon küçülürken, lokantada tabağın boyutunu küçültmeye doğru gidildiği günlere geldik," dedi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, doğrudan üretici ve tüketiciyi koruması beklenen Tarım Kredi Marketlerindeki fiyat değişimlerini analiz ederek, gıda enflasyonunun geldiği noktayı verilerle değerlendirdi. 2026 yılının başındaki etiketler ile güncel Nisan ayı fiyatlarını karşılaştıran Gürer, süt ürünlerindeki artışın toplumsal beslenmeyi sorunlu kıldığını vurguladı. YÜZDE 47’YE VARAN ARTIŞLAR CHP’li Ömer Fethi Gürer, kamuoyunda "uygun fiyat" beklentisiyle takip edilen Tarım Kredi Marketlerindeki etiket değişimlerini paylaştı. Gürer, yılbaşında daha "erişilebilir" olan ürünlerin, kısa sürede katlanan fiyatlarını şu şekilde sıraladı: Yılbaşında 34 TL olan 1 litrelik tam yağlı sütün 50 TL’ye yükselmesiyle, kısa sürede %47,05 oranında bir artış gerçekleşti. Tarım Kredi Olgunlaştırılmış Klasik Peynir (900gr), 339 TL’den 440 TL’ye çıkarak %29,79 oranında zamlandı. Beyaz peynirin kilogram fiyatı ise %18,91 artışla 220 TL oldu. Tarsüt Tereyağı’nın (1 kg) 410 TL’den 500 TL seviyesine çıkmasıyla %21,95'lik bir artış kaydedildi. Tarsüt Tulum Peyniri (1 kg) %20,47 artışla 512 TL’ye ulaşırken, Kaşar Peyniri (1kg) %17,40’lık bir yükseliş gösterdi. PEYNİR ETLE YARIŞIYOR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Süt ürünleri artık ‘lüks segmentte’ yer alan kırmızı et fiyatlarıyla yarışır hâle gelmiştir. Bir kilogram peynirin bedeli, kasaptaki bir kilogram kıyma veya kuşbaşı etin maliyetini zorlar duruma ulaşmıştır. Vatandaşın mutfağında protein kaynağı olarak ete alternatif gördüğü süt ürünleri de dar ve sabit gelirli emekliler için ulaşılması zor bir noktaya evrilmiştir. Toplumun beslenme temelinin sarsıldığı bir döneme girilmiştir. Bu süreç, taklit ve tağşişin yanı sıra sahte gıdaya da kapı aralamaktadır. İçinde süt bulunmayan; kemik unu, nişasta ve bitkisel yağ ile üretilip peynir adı altında satılan ürünler, farklı dönemlerde tespit edilmiştir. Artan fiyatlarla birlikte bu sürecin denetiminin yapılması zorunlu hâle gelmektedir.” dedi. SAĞLIKLI BESLENMEK LÜKS OLDU CHP’li Ömer Fethi Gürer, “Dört kişilik bir ailenin sağlıklı beslenme standartlarına uygun şekilde, fert başına günlük sadece 50 gram peynir tüketmesi durumunda, hanenin aylık peynir ihtiyacı toplamda 6 kilogramı bulmaktadır. Kilogram fiyatı 440 liraya ulaşan bir peynir türü baz alındığında, bu ailenin sadece kahvaltıdaki peynir gideri aylık 2.640 TL gibi bir rakama tekabül etmektedir. Asgari ücret ve emekli maaşlarının gıda enflasyonu karşısında her geçen gün eridiği bir ekonomik tabloda, sadece tek bir süt ürünü için bütçeden bu denli yüksek bir pay ayrılmak zorunda kalınması, beslenmenin bir lüks haline doğru gittiğini göstermektedir. Uzmanların önerdiği 50 gramlık dilim, bugün artık sofralarda besleyici bir gıda olarak koyabilen vatandaş sayısı da azalmaktadır,” diye konuştu. "BESİCİ AHIRDA, TÜKETİCİ KASADA KAYBEDİYOR" Süt ürünlerindeki yükselişin süt inekçiliği yapan üreticinin gelirine yansımadığını belirten Ömer Fethi Gürer, “Yılbaşından bugüne geçen dört ayda, temel protein kaynağı olan peynir ve sütte rafta yüzde 50’ye varan artışlar görülmektedir. Bu artışlar, asgari ücretlinin ve emeklinin alım gücünü doğrudan mutfakta eritmektedir. Tüketici, süt ve süt mamullerinde artan fiyatlardan dert yanmaktadır. İşin düşündürücü tarafı ise her gün yem ve ahır giderleri artarken, süt inekçiliği yapan üreticiye yıl başında belirlenen litre fiyatının 22,22 kuruş olarak değişmemiş olmasıdır. Süt inekçiliği yapanın gideri artmış, geliri ise aynı kalmıştır. Bu bağlamda hayvancılık zarar ederken, rafta artan fiyatların kaymağını aracılar ve şirketler yemektedir. Süt inekçiliği ile geçimini sağlayan üretici kaybederken, rafta artan süt ve süt mamulü ürünler nedeniyle yurttaş da ürünü almakta zorlanmaktadır. Çiğ süt fiyatının Ulusal Süt Konseyi tarafından Nisan ayında güncelleneceği duyurulmuştu. Ancak bu fiyat açıklanmadan süt mamullerinin fiyatı artmıştır.” dedi. Gürer, “İktidarın hayvancılığı bitirme noktasına getiren yem ve girdi politikaları düzeltilmeden, aracılık sisteminin ve raf fiyatlarının makul bir düzeye gelmesi de olası görünmemektedir.” ifadelerini kullandı.

Balıkesir’de Tarımın Geleceği Konuşuldu: "Suyun İzinde" Paneli Yoğun İlgi Gördü Haber

Balıkesir’de Tarımın Geleceği Konuşuldu: "Suyun İzinde" Paneli Yoğun İlgi Gördü

Balıkesir Ticaret Odası (BATO) tarafından düzenlenen “Suyun İzinde: Gıda, Tarım ve Hayvancılık Nereye Gidiyor?” paneli, sektörün uzman isimlerini ve paydaşlarını bir araya getirdi. Panelde, iklim krizi ve su yönetiminin tarımsal üretimin geleceği üzerindeki kritik rolü vurgulandı. ​Tarım ve hayvancılığın lokomotif şehirlerinden biri olan Balıkesir, gıda güvenliği ve su kaynaklarının korunması adına önemli bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Balıkesir Ticaret Odası Barış Aydın Meclis Salonu’nda gerçekleştirilen panele, iş dünyası ve tarım sektörü temsilcileri yoğun katılım gösterdi. ​Başkan Rahmi Kula: "Su Artık Bir Tercih Değil, Varoluş Meselesidir" ​Panelin açılış konuşmasını gerçekleştiren Balıkesir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Rahmi Kula, küresel iklim değişikliğinin etkilerine dikkat çekerek suyun hayati önemini hatırlattı. Kula, tarımsal sürdürülebilirliğin ancak su kaynaklarının doğru yönetimiyle mümkün olacağını belirterek, "İklim değişikliği kapımızda değil, artık hayatımızın merkezinde. Suyun her damlasını planlamak zorundayız," ifadelerini kullandı. ​Uzman İsimlerden Tarım ve Gıda Analizi ​Ekonomi Gazetesi Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım ve Bloomberg HT Tarım ve Gıda Editörü İrfan Donat’ın konuşmacı olarak katıldığı panelde, Türkiye ve dünya genelindeki tarım politikaları masaya yatırıldı. ​Mevcut Durum: Gıda enflasyonu, üretim maliyetleri ve hayvancılık sektöründeki son gelişmeler detaylandırıldı. ​Su Yönetimi: Vahşi sulamadan modern tekniklere geçişin hızı ve stratejik su yönetimi planları ele alındı. ​Gelecek Öngörüleri: Önümüzdeki 10 yılda gıda arz güvenliğini sağlamak için atılması gereken adımlar paylaşıldı. ​Geniş Katılımlı Buluşma ​Panele BATO Meclis Başkanı Okan Telaşeli, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Emrah Bilcanlı, Yönetim Kurulu Üyeleri Faruk Demiraslan ve F. Tağmaç Şengörenoğlu ile çok sayıda meclis ve komite üyesi katıldı. Etkinlik sonunda, katılımcıların soruları uzman konuklar tarafından yanıtlanarak yerel üreticilere yönelik çözüm önerileri sunuldu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.