Hava Durumu

#Gıda Enflasyonu

Kırsal Haber - Gıda Enflasyonu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gıda Enflasyonu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Madem Gübre Var, Neden Çiftçiye Peşin Satılmıyor! Haber

Madem Gübre Var, Neden Çiftçiye Peşin Satılmıyor!

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Tarım Kredi Kooperatifleri’nin gübre satışlarını zorlaştırmasının çiftçiyi üretim sürecinin en kritik döneminde mağdur ettiğini söyledi. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın “gübre stokları yeterli, arz güvenliğini tehdit eden bir durum yok” açıklamasını hatırlatan Sarıbal, sahadaki uygulamanın farklı olduğunu belirtti. Sarıbal, gübre stoklarının yeterli olduğuna ilişkin açıklamalara rağmen çiftçilerin peşin ödeme yapmak istese bile gübre alamadığını söyledi. Milletvekili Sarıbal’ın aktardığına göre çiftçi Hüseyin Kaya, peşin parayla gübre almak için Gürsu Tarım Kredi Kooperatifi’ne gitti. Ancak kooperatif yetkilileri kendisine “Peşin gübre satmıyoruz, vadeli satıyoruz” yanıtını verdi. Buna göre çiftçi peşin ödeme yapmak istediğinde gübre verilmezken, vadeli satış kabul edildiğinde gübre temin edilebiliyor. Milletvekili Sarıbal, çiftçilere vadeli satış dayatıldığını belirterek, “Çiftçiler neden peşin gübre alamadığını sorduğunda ise stokçuluk yapıldığı yanıtını veriyorlar. Gübre stoklarının yeterli olduğu söylenirken, çiftçiye peşin satış yapılmıyorsa bu stokçuluk değil midir? Tarım Kredi Kooperatifleri çiftçinin kurumu mudur, yoksa çiftçiyi borçlandırmanın aracı mı?” diye konuştu. Tarım girdilerindeki yüksek maliyetlerin üreticiyi zorladığını belirten Sarıbal, “Gıda enflasyonu yıllık yüzde 36,44, aylık yüzde 6,89. Sofranın tamamı zamlı. Meyvesi yenen sebzeler yüzde 33, baklagil yüzde 21,6, süt ürünleri yüzde 16, sebze, yoğurt, turunçgil yüzde 14. Yani kahvaltı da zamlı, akşam yemeği de zamlı, çocuğun beslenme çantası da zamlı. Enflasyon liginde listenin zirvesinde Güney Sudan ve İran’dan sonra üçüncüyüz. Ekonomi politikasının röntgeni bu. Çünkü gıda enflasyonu; faizin, girdi bağımlılığının, tarım desteklerinin yetersizliğinin ve ithalata dayalı üretim modelinin sonucudur. Eğer mazot ithalse, gübre ithalse, yem hammaddesi ithalse, kur arttığında maliyetin artması fizik kanunu gibidir. Zincirin tamamı yanlış kurulmuşsa, sorun halkalarında değil, zinciri kuran akıldadır. Gıda enflasyonu bu seviyedeyse, ekonomi yönetimi en temel sınavdan kalmış demektir” ifadelerini kullandı.

Artık Su Bile Ucuz Değil! Haber

Artık Su Bile Ucuz Değil!

CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, dört kişilik bir ailenin aylık içme suyu masrafını hesapladı. Başevirgen, “Standart bir su bardağının 200 mililitre olduğu düşünüldüğünde 19 litrelik bir damacanadan 95 su bardağı su çıkıyor. Bu da bir bardak suyun yaklaşık 2 liraya dayandığı anlamına geliyor. Uzmanların önerisine göre bir yetişkinin günde ortalama 2 ila 2,5 litre su tüketmesi gerekiyor. Yani bu kişi başına ayda yaklaşık 75 litre su anlamına geliyor. Günlük 2,5 litre tüketen bir kişi ise her gün yaklaşık 25 liralık, aylık ise 750 liralık su içmiş oluyor. Dört kişilik bir aile üzerinden hesapladığımızda ise tablo daha karanlık hale geliyor. Dört kişilik bir ailenin aylık içme suyu masrafı 3 bin lirayı buluyor. Rakam makyajları, ‘enflasyon düşüyor’ söylemleri, pembe tablolar gerçeği değiştirmiyor. Vatandaşın mutfağındaki gerçek çok net: ‘Sudan ucuz’ söylemi geçerliliğini yitirdi çünkü artık su bile ucuz değil” dedi. Musluk suyuna güven sorunu yaşayan geniş kesimler için damacana su bir tercih değil zorunluluk haline geldi. Her kalemde olduğu gibi enflasyon damacana suları da vurdu. CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, 4 kişilik bir ailenin su giderinin maliyetini hesapladı. “DÖRT KİŞİLİK BİR AİLENİN AYLIK İÇME SUYU MASRAFI 3 BİN LİRAYI BULUYOR” Türkiye’de ortalama damacana su fiyatının 180 lirayı bulduğuna dikkat çeken Başevirgen, “Standart bir su bardağının 200 mililitre olduğu düşünüldüğünde 19 litrelik bir damacanadan 95 su bardağı su çıkıyor. Bu da bir bardak suyun yaklaşık 2 liraya dayandığı anlamına geliyor. Uzmanların önerisine göre bir yetişkinin günde ortalama 2 ila 2,5 litre su tüketmesi gerekiyor. Yani bu kişi başına ayda yaklaşık 75 litre su anlamına geliyor. Günlük 2,5 litre tüketen bir kişi ise her gün yaklaşık 25 liralık, aylık ise 750 liralık su içmiş oluyor. Dört kişilik bir aile üzerinden hesapladığımızda ise tablo daha karanlık hale geliyor. Dört kişilik bir ailenin aylık içme suyu masrafı 3 bin lirayı buluyor” dedi. “İÇME SUYU KRİZ HALİNE DÖNÜŞMÜŞ DURUMDA” Aylık su giderinin 3 bin lirayı bulmasının bir kriz başlığı haline geldiğini vurgulayan Başevirgen, “Gıda enflasyonu, kira artışları ve enerji faturaları zaten dar gelirlinin belini bükmüşken, asgari ücretle geçinen bir aile için yalnızca içme suyuna ayrılan 3 bin lira ayrı bir kriz başlığı haline gelmiş durumda. Temiz içme suyuna erişim, temel bir insan hakkıdır. Ancak bugün gelinen noktada su, fiilen yüksek maliyetli bir tüketim ürünü haline dönüştü. Türkiye’de ekonomik kriz artık saklanamaz noktada. Rakam makyajları, ‘enflasyon düşüyor’ söylemleri, pembe tablolar gerçeği değiştirmiyor. Vatandaşın mutfağındaki gerçek çok net: ‘Sudan ucuz’ söylemi geçerliliğini yitirdi çünkü artık su bile ucuz değil” diye konuştu. “BU TABLO, İKTİDARIN YILLARDIR ANLATTIĞI ‘GÜÇLÜ EKONOMİ’ MASALININ EN SOMUT ÇÖKÜŞÜDÜR” İktidarın ekonomi politikalarını eleştiren Başevirgen, “İktidar yıllardır ‘büyüme’ ve ‘istikrar’ söylemini tekrarlıyor. Fakat vatandaş için büyüyen tek şey faturalar. İstikrar kazanan ise zamların sürekliliği. Bir ülkede insanlar içtikleri suyu hesaplamak zorunda kalıyorsa, mesele yalnızca ekonomi değil; sosyal adalet sorunudur. Ve görünen o ki, bugün en temel ihtiyaç bile AKP’nin siyasi tercihlerden bağımsız değil. Su hayattır denir. Ama artık hayatın kendisi bu kadar pahalıyken, su da lüks haline gelmiş durumda. Bugün Türkiye’de insanlar tasarrufu tatilden, eğlenceden değil; sudan yapmayı düşünüyor. Ve bu tablo, iktidarın yıllardır anlattığı ‘güçlü ekonomi’ masalının en somut çöküşüdür” ifadelerini kullandı.

CHP'li Sarıbal: "İznik Gölü Yok Oluşa Sürükleniyor" Haber

CHP'li Sarıbal: "İznik Gölü Yok Oluşa Sürükleniyor"

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de yaptığı basın açıklamasında İznik Gölü’nde yaşanan hızlı ve kalıcı su kaybına dikkati çekti. İznik Gölü’nün yer altı suları, yüzeysel akışlar ve kar sularıyla beslenen kapalı bir ekosistem olduğuna vurgu yapan Sarıbal, beslenme havzasının yüzde 60’ından fazlasının yerleşim alanı olduğunu, göl çevresinde mevzuat gereği mutlak koruma ve kontrollü kullanım alanları belirlenmiş olmasına rağmen, uygulamada bu statünün yapılaşmanın önünü açtığını ifade etti. Sarıbal ayrıca, İznik Gölü’nü kapsayan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planlarının iptal edildiğini, ancak yerine bağlayıcı ve bütüncül bir koruma planının hala yürürlüğe konulmadığını belirtti. Son olarak 16 Şubat 2026 itibarıyla İznik Gölü’nün 200 metre çekildiğini, su seviyesinin yaz gelmeden kritik seviyelere düşüldüğünü aktaran Sarıbal, “Tarımın kısıtlandığı bir ortamda sanayi kullanımının aynı ölçüde sınırlandırılmaması kabul edilemez” diyerek, İznik Gölü için bilimsel, bağlayıcı ve kamu yararını esas alan acil bir koruma planı çağrısı yaptı. SU SORUNU MEVSİMSEL DEĞİL, KALICI! Çiftçilerin geçimini göle bağlı sulu tarım ve zeytincilikten sağladığını hatırlatan Sarıbal, buna karşın son yıllarda yaşanan sürekli su kaybının, gölü ulusal ölçekte bir çevre krizinin eşiğine getirdiğini belirtti. Milletvekili Sarıbal, DSİ verilerine göre 2021–2024 arasında gölde 30–40 santimetrelik bir seviye düşüşü yaşandığını; 2022’de yüzde 16, 2023’te yüzde 40, 2024’te ise yüzde 30 oranında su kaybı kaydedildiğini aktardı. Uydu ölçümlerinin de bu tabloyu doğruladığını belirten Sarıbal, 30 Eylül 2025 itibarıyla göl seviyesinin 81,95 metreye gerilediğini, bunun güvenli işletme kotu kabul edilen 83,30 metrenin 1,35 metre altında olduğunu söyledi. 2013’e kıyasla yaklaşık 232 milyon metreküplük su kaybına işaret eden Sarıbal, “Bu veriler sorunun mevsimsel değil, kalıcı olduğunu gösteriyor” dedi. 18 Kasım 2025’te İl Kuraklık Kriz Merkezi toplantısında tarımsal sulamanın kısıtlanacağının açıklandığını anımsatan Sarıbal, buna karşın sanayi tesislerinin su kullanımına ilişkin şeffaf ve bütüncül bir değerlendirme yapılmadığını vurguladı, “Sanayi, madencilik ve yapılaşmanın göl üzerindeki etkileri kamuoyundan gizleniyor” dedi. BİLİMSEL ÇALIŞMALAR SANAYİ BASKISINI GÖSTERİYOR Haziran 2025’te yayımlanan bağımsız bir araştırma ile ilgili bilgi veren Sarıbal, kentsel alanların genişlemesi ve orman kaybının, yüzey akışını artırırken yeraltı suyu beslenmesini azalttığını söyledi. 1990–2018 döneminde havzada ulaşım ve madencilik alanlarının 0’dan 730 hektara, ticari ve sanayi alanlarının ise yüzde 461 artarak 130 hektardan 730 hektara çıktığını belirten Sarıbal, aynı dönemde tarım alanlarının yalnızca yüzde 7 arttığını kaydetti. Gölü besleyen kaynakların zayıflaması, yeraltı sularının yoğun kullanımı ve sanayi tesislerinin doğrudan ya da dolaylı su çekişlerinin krizi derinleştirdiğini dile getiren Sarıbal, Cargill’in ve Gemlik Gübre’nin yüksek miktarda su kullandığını söyledi. İLİÇ; SERMAYENİN Mİ YAŞAM HAKKININ MI KORUNACAĞININ DAVASIDIR CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, iktidarın maden politikalarını ise Erzincan İliç’te 9 işçinin yaşamını yitirdiği faciaya ilişkin dava süreciyle eleştirdi. Maden şirketlerinin karlarını katlarken; ölüm, toz, kirlilik, kuraklık ve gıda enflasyonu gibi toplumsal maliyetlerin ise halka yüklendiğini belirtti, bu tablonun en ağır örneğinin, 13 Şubat 2024’te Erzincan İliç’te yaşanan facia olduğunu söyledi. 9 işçinin yaşamını yitirmesine ilişkin davanın Erzincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürdüğünü hatırlatan Sarıbal, 6. duruşmada olay yerinde keşif yapılması ve Anagold Madencilik kayıtlarına el konulması taleplerinin reddedildiğini aktardı. Sarıbal, bilirkişi raporlarında “asli kusurlu” olduğu belirtilen kamu görevlilerinin yargılama dışında bırakılmasına tepki gösterdi. 23 Mayıs 2024 tarihli bilirkişi raporunda ÇED Olumlu Kararı’na imza atan dönemin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ve bakanlık yetkililerinin “asli kusurlu” olarak gösterildiğini, ancak bu isimlerin dosyadan çıkarıldığını vurguladı. Sarıbal, kamu görevlileri hakkında “kovuşturmaya yer olmadığı” kararının etkili soruşturma yapılmadan verildiğini ve Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında usul yükümlülüğünün ihlal edildiğini söyledi. “Bu dava; yaşam hakkı, çevre hakkı ve etkili soruşturma yükümlülüğünün birlikte ele alınması gereken bir dosyadır. Bu ülkede şirketler öldürür, bakanlıklar imza atar, yargılanan mühendis olur. Bu dosya böyle kapatılırsa herkesin can güvenliği ortadan kalkar. İliç davası, Türkiye’de sermayenin mi yoksa yaşam hakkının mı korunacağının davasıdır. Gerçek sorumlular yargı önüne çıkarılmadan bu dosya kapanmayacak” diye konuştu.

ATB Başkanı Çandır: ''Tarım Girdi Enflasyonu Kasım'da Arttı'' Haber

ATB Başkanı Çandır: ''Tarım Girdi Enflasyonu Kasım'da Arttı''

Antalya Ticaret Borsası (ATB) ve Antalya Tarım Konseyi (ATAK) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Kasım ayı Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’ni (Tarım-GFE) değerlendirdi. Tarım-GFE’nin Kasım ayında aylık yüzde 1.84 ilan edildiğini belirten Çandır, “Bu rakam, endeksin ölçülmeye başlandığı 2015 yılından itibaren Kasım ayları ortalamasının (2.14) yüzde 15 altında ilan edilmiştir. Ortalama altı bir yükseliş olsa da bu rakam, son 10 yılın en yüksek 4. Kasım ayı artışı olmuştur” dedi. Tarım-GFE’nin Kasım ayında yıllık yüzde 34.24 ilan edildiğini kaydeden Çandır, “Bu yıllık rakam, son 10 yılın Kasım ayları ortalamasının (33.49) üzerine çıkmıştır. Ortalama üstü ilan edilen bu rakam, son 10 yılın en yüksek dördüncü Kasım ayı artışı olmuştur. Diğer taraftan 2025 yılının da en yüksek ikinci rakamı olmuştur. Tarımsal girdi fiyatları enflasyonu, 10 yıllık Kasım ayı ortalamalarına göre aylıkta ortalama altı ve yıllıkta ise ortalama üstü artış göstermiştir” değerlendirmesinde bulundu. AYLIKTA EN YÜKSEK ARTIŞ ENERJİDE Kasım ayı Tarım-GFE’nin alt kalemlerine bakıldığında, tarımda kullanılan mal ve hizmetlerin fiyatlarında aylık yüzde 1.96 ve yıllık yüzde 35.49 artış olduğunu belirten Çandır, “Kasım ayları itibariyle bu rakamlar, aylıkta ve yıllıkta 2021 yılından sonraki en yüksek rakamlar olmuştur” dedi. Çandır, Kasım ayında tohumda aylık yüzde 1.66, enerjide yüzde 4.51, gübrede yüzde 1.39, ilaçta yüzde 1.14, veteriner hizmetlerinde yüzde 0.44, yemde yüzde 1.64 ve diğer kalemlerde ise yüzde 0.68 artış ilan edildiğini kaydetti. Çandır, Kasım ayında tohumda yıllık yüzde 37.99, enerjide yüzde 26.95, gübrede yüzde 46.09, ilaçta yüzde 19.38, veteriner hizmetlerinde yüzde 65.49, yemde yüzde 34.58 ve diğer kalemlerde ise yüzde 40.09 olarak ilan edildiğini belirtti. Çandır, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetlerin fiyatlarında aylık yüzde 1.10 ve yıllık yüzde 27.01’lik artış ilan edildiğini söyledi. Kasım ayı tarımsal üretici fiyat endeksi Tarım-ÜFE’nin aylık yüzde 1.56 düştüğünü belirten Çandır, “Bu rakam, 10 yıllık Kasım ortalamasının (2.58) ciddi düzeyde altında ilan edilmişti. Yıllıkta ise yüzde 31.45 ile 10 yıllık ortalamanın (26.34) üzerinde ilan edilmişti. Tarımsal faaliyetlerde bulunanlar açısından son bir yıllık eğilim; genel olarak üretici aleyhine seyretmiştir. Ancak Mayıs, Haziran ve Eylül aylarında lehte olan durum Ekim ve Kasım aylarında tekrar üretici aleyhine dönmüş durumdadır” değerlendirmesinde bulundu. Yurtdışı üretici enflasyonu YD-ÜFE’nin Kasım’da aylık yüzde 1.02 ve yıllık yüzde 31.19 arttığını kaydeden Çandır, yurtiçi üretici enflasyonu Yİ-ÜFE’nin aylık yüzde 0.84, yıllık yüzde 27.23 ilan edildiğini belirtti. Çandır, “Üretici düzeyindeki gıda kalemi ise aylık yüzde 0.20 ve yıllık ise yüzde 27.44 artmıştı. Bu durum, Kasım ayında tarıma dayalı imalat sanayiindeki enflasyonun, tarımdan daha düşük seyrettiğini göstermektedir” dedi. Kasım ayında üretici kesimdeki bu enflasyonlara karşılık tüketici enflasyonu TÜFE’nin aylık yüzde 0.87, yıllık yüzde 31.07 arttığını belirten Ali Çandır, “Son 20 yıllık Kasım ayı ortalamalarının aylıkta yüzde 1.25 ve yıllıkta ise yüzde 18.54 olduğu hatırlanırsa manşet enflasyonun hala ne kadar yüksek seyrettiği daha iyi anlaşılır. Ayrıca Kasım ayında ilk kez aylık TÜFE, ortalama TÜFE’nin altında ilan edilmiştir” değerlendirmesinde bulundu. Tüketici taraftaki gıda enflasyonunun Kasım ayında aylık yüzde 0.69 azalırken, yıllık yüzde 27.44 arttığına dikkat çeken Çandır, “İşlenmemiş gıda enflasyonu ise Kasım’da aylık yüzde -3.33 ve yıllık yüzde 19.42 düzeyinde ilan edilmişti. Yaş meyve sebze enflasyonu ise aylık yüzde -6.09 ve yıllık yüzde 8.03 artış olarak ilan edilmişti. Bu rakamlar, ilk kez karşılaşılan rakamlar olarak veri setine girmiştir. Tüketici taraftaki bu rakamlar, üreticilerin maruz kaldığı yıllık enflasyonun altında bir enflasyona tüketicilerin maruz kaldığını göstermektedir. Böyle bir durum esasen sürdürülebilir değildir” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.