Hava Durumu

#Iş Dünyası

Kırsal Haber - Iş Dünyası haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iş Dünyası haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

KTO Başkanı Gülsoy: "Likidite Şoku Vatandaşın Günlük Harcamalarına Kadar İnmiştir" Haber

KTO Başkanı Gülsoy: "Likidite Şoku Vatandaşın Günlük Harcamalarına Kadar İnmiştir"

Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy; 2027 yılı asgari ücret beklentileri, makroekonomik veriler, reel sektörde yaşanan nakit sıkışıklığı, faiz oranları, artan sabit maliyetlere ilişkin açıklamalarda bulundu. Piyasadaki mevcut durumun ticaret ve sanayi çarkları açısından kritik bir aşamaya geldiğini vurgulayan Başkan Gülsoy, şunları kaydetti: "Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Ekim ayı enflasyonu aylık yüzde 2,58 artış gösterirken yıllık bazda yüzde 29,77 seviyesinde gerçekleşmiştir. Ticaret erbabı olarak sahadaki en büyük mücadelemiz, yalnızca fiili maliyet artışlarıyla değil, kontrolü çok daha zor olan beklenti enflasyonu iledir. Ülkemizde asgari ücretin yılda bir kez artırılması, piyasada korumacı bir reflekse yol açmaktadır. İşletmelerimiz, yılbaşında oluşacak yaklaşık yüzde 30 civarındaki asgari ücret maliyet artışını tek seferde Ocak ayında fiyatlara yansıtmak yerine; nakit akışlarını koruyabilmek adına bu yükü Kasım ve Aralık aylarından itibaren parça parça fiyatlara yansıtma eğilimindedir. Bu erken fiyatlama refleksi son çeyrek enflasyon rakamlarını suni biçimde tırmandırmaktadır. Bu noktada, erken fiyatlama baskısını engellemek adına asgari ücret vergi indirimi veya sağlanacak desteklerle ilgili açıklamaların şimdiden, vakit kaybetmeksizin yapılması elzemdir." “İŞ DÜNYAMIZ MEVCUT İSTİHDAMI KORUMAKTA BİLE ZORLANMAKTADIR, PERSONEL MALİYETLERİ İŞLETMELERİN BELİNİ BÜKMEKTEDİR” İş dünyasının mevcut istihdamı korumakta dahi zorlandığına ve sabit maliyet baskısına dikkat çeken Başkan Gülsoy, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bugün iş dünyamız bırakınız yeni istihdam sağlamayı, mevcut istihdamı korumakta dahi zorlanmaktadır. İmalat veya hizmet sektöründeki küçük esnaf işletmelerinde bile ortalama 5-10 kişinin çalıştığı düşünüldüğünde, personel maliyetleri ağır bir yük haline gelmiştir. Asgari ücretin 35.000 - 37.500 TL civarında olması durumunda; sigorta, kıdem tazminatı karşılığı ve diğer yasal yüklerle birlikte bir çalışanın işletmeye toplam maliyeti 50-55 bin lira seviyelerine çıkmaktadır. Bu tablo, 10 kişi çalıştıran küçük bir esnafımız için aylık 550 bin liralık, 100 kişi çalıştıran küçük-orta ölçekli bir sanayicimiz için ise aylık 5.5 milyon liralık devasa bir personel gideri demektir. Son yıllarda işletmelerin belini büken ana maliyet kalemi sabit maliyetler olup, bunun içindeki en büyük payı personel giderleri oluşturmaktadır. Hatta birçok sektörde birim başı sabit maliyetler neredeyse değişken maliyetleri aşmış durumdadır." Finansmana erişim sorunlarına değinen Gülsoy, açıklamasına şöyle devam etti: "Merkez Bankası politika faizini yüzde 36 seviyesine çekerek kontrollü bir gevşeme süreci başlatmış olsa da piyasadaki fiyatlama katılığı nedeniyle faiz indirimlerini yavaşlatmak zorunda kalmaktadır. Bu dönemde faizlerin yüksek kalmaya devam etmesi, iş dünyamıza yüksek ticari kredi maliyetleri ve ağır bir kredi daralması olarak geri dönmektedir. Finansmana erişimin önündeki bu engel, esnafın ve KOBİ'lerimizin yatırım ve işletme sermayesi döngüsünü ciddi şekilde baskılamaktadır." “FON KRİZİ REEL SEKTÖRÜ CİDDİ MANADA ETKİLEMEYE BAŞLAMIŞTIR” Finansal piyasalarda ortaya çıkan fon krizinin boyutlarına ve reel sektöre yansımalarına değinen Gülsoy, şu ifadeleri kullandı: "Yatırım fonlarında ortaya çıkan ve büyüklüğü ilk tahminlerin ötesine geçen fon krizi, sadece finansal bir risk olmaktan çıkmış, reel sektörü de ciddi manada etkilemeye başlamıştır. Son veriler, 3 bine yakın şirketimizin 116 milyar lirayı aşan işletme sermayesinin bu fonlarda kilitlendiğini göstermektedir. Ticaret erbabının üretime, hammaddeye ve istihdama dönüştüreceği bu devasa rakamların sistemde kilitlenmesi, nakit akışlarına zarar vermiş; ticari vadelerin kontrolsüzce uzamasına ve tahsilat krizlerine yol açarak esnafın operasyonel kabiliyetini zayıflatmıştır" “LİKİDİTE ŞOKU VATANDAŞIN GÜNLÜK HARCAMALARINA KADAR İNMİŞTİR” Likidite kilitlenmesinin lokomotif sektörler ile çarşı ve pazara yansımalarını değerlendiren Başkan Gülsoy, açıklamalarını sürdürdü: "Kriz sadece şirket sermayelerini değil, fondaki birikimiyle gayrimenkul veya araç almayı planlayan vatandaşın da parasını kilitleyerek ekonominin iki dev lokomotif sektörünü durma noktasına getirmiştir. ODMD verilerine göre pazar, Mayıs ayından beri aralıksız daralmaktadır. Ağustos'ta yüzde 20,28, Eylül'de yüzde 24,33 ve Ekim'de yüzde 30,84 oranında gerileyen satışlar 80 bin 334 adede düşmüştür. Özellikle şirketlerin yenileme yatırımı olan hafif ticari araç satışlarındaki yüzde 39,52’lik düşüş, iş dünyasının frene bastığını göstermektedir. Gayrimenkul tarafında ise TÜİK verilerine göre konut satışları Ağustos'ta yüzde 14,7 ve Eylül'de yüzde 9,3 daralmış; ikinci el konut satışları yıllık yüzde 15,3 düşerken konut fiyatları reel olarak yüzde 6,4 gerilemiştir. Bu likidite şoku, zincirleme bir reaksiyonla vatandaşın günlük harcamalarına kadar inmiştir. Yeme-içme sektöründe temmuz ayında 211,4 milyon olan kartlı işlem sayısı eylül ayında 170,4 milyona gerilemiş; düğün ve toplu organizasyonlarda iptaller konuşulmaya başlanmıştır. Hülasa, hem bireysel yatırımcıların hem de şirketlerin bu yatırım fonlarındaki ödemelerinin başlaması memnuniyet vericidir. Ancak bunun bir an önce tamamlanması piyasaları bir nebze olsa da rahatlatacaktır." “2027 YILI ASGARİ ÜCRET TESPİTİNDE İKİ TARAFI DA ÜZMEYECEK BİR DENGE OLUŞTURULMALIDIR” Aralık ayında başlayacak olan 2027 yılı asgari ücret belirleme sürecine ilişkin çağrıda bulunan KTO Başkanı Ömer Gülsoy, "Aralık ayında toplanacak Asgari Ücret Tespit Komisyonu öncesinde kamuoyunda yüzde 30 civarında artış senaryoları ve net 35.000 TL ile 37.500 TL arası rakamlar konuşulmaktadır. Çalışanlarımızın satın alma gücünün korunması en büyük arzumuzdur. Mutlu iş gücü, verimli üretim demektir. Ancak krizlerin erittiği şirket sermayelerini ve yüksek sabit maliyetleri gözeterek ekonomi yönetimimizin acil adımlar atması gerekmektedir. Bu kapsamda; maaş zamlarının oranından ziyade işveren üzerindeki vergi ve SGK yükünün radikal şekilde hafifletilmesi, sermayesi daralan firmalar için işveren asgari ücret desteğinin piyasa gerçeklerine uygun seviyelere yükseltilmesi ve ücret artışlarının yaratacağı maliyet şokunun, üretimi ve istihdamı aksatmayacak bölgesel ve sektörel teşviklerle dengelenmesi şarttır. Kayseri iş dünyası olarak enflasyonla mücadeleyi sonuna kadar destekliyoruz. 2027 asgari ücret artışının hem çalışanlarımızı enflasyona ezdirmeyecek hem de işverenimizin rekabet gücünü koruyacak bir dengede buluşması en büyük temennimizdir. Kayserimiz için aynı kararlılıkla üretmeye, istihdamı korumaya ve büyütmeye devam edeceğiz. Buradan enflasyonla mücadelede para piyasası kurulunun yıllık 8 toplantı yerine her ay, yani yılda 12 kez toplanarak küçük oranlarda olsa bile faizleri düşürme çağrımızı da yinelemek istiyoruz." şeklinde konuştu.

Özhan: "Faiz İndiriminin İş Dünyasına Yansıması Önemli" Haber

Özhan: "Faiz İndiriminin İş Dünyasına Yansıması Önemli"

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 36’ya indirmesini olumlu karşıladıklarını belirten Bursa TB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İbrahim Özhan, ancak asıl belirleyici unsurun faiz indirimlerinin istikrarlı biçimde sürmesi, finansman maliyetlerinin düşmesi ve KOBİ’lerin krediye erişiminin kolaylaştırılması olduğunu söyledi. Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İbrahim Özhan, Türkiye Cumhuriyet Merkezi Bankası’nın politika faizini 100 baz puan indirerek yüzde 36 seviyesine çekmesini değerlendirdi. Dokuz ay sonra gelen faiz indiriminin iş dünyası açısından olumlu bir gelişme olduğunu belirten Özhan, üretim, yatırım ve ticaretin sürdürülebilirliği için finansman maliyetlerinin düşmesinin büyük önem taşıdığını vurguladı. İş dünyasının uzun süredir yüksek finansman maliyetlerinin oluşturduğu baskıyla mücadele ettiğini ifade eden Özhan, “Özellikle üretim yapan, yatırım gerçekleştiren ve ihracat pazarlarında rekabet etmeye çalışan işletmelerimiz açısından finansmana erişim ve kredi maliyetleri kritik önemde. Yüksek faizler, firmalarımızın yatırım kararlarını ertelemesine, işletme sermayesi maliyetlerinin artmasına ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücünün zayıflamasına neden oluyor. Bu nedenle Merkez Bankası’nın dokuz ay aradan sonra attığı faiz indirimi adımını olumlu karşılıyoruz” dedi. “Faiz İndirimleri İstikrarlı Şekilde Sürmeli” Faiz indirimlerinin ekonomik faaliyetlere kalıcı katkı sağlayabilmesi için sürecin istikrarlı biçimde devam etmesi gerektiğini kaydeden Özhan, değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “İş dünyamızın beklentisi, faiz indirimlerinin enflasyonla mücadele hedefiyle uyumlu şekilde istikrarlı olarak sürmesi ve bu sürecin reel sektörün finansman koşullarına yansımasıdır. Politika faizindeki düşüşün ticari kredi faizlerine yansıması ve işletmelerimizin finansmana daha uygun koşullarda erişebilmesi gerekiyor. Özellikle KOBİ’lerimizin finansman yükünün hafifletilmesi, firmalarımızın yatırım bütçelerini ve üretim planlamalarını güvenle yapabilmeleri, üretim kapasitesinin korunması ve rekabet güçlerinin artırılması açısından büyük önem taşıyor.”

KTO Başkanı Gülsoy TCMB Faiz Kararını Değerlendirdi Haber

KTO Başkanı Gülsoy TCMB Faiz Kararını Değerlendirdi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), ekim ayı toplantısında politika faizini piyasa beklentileri doğrultusunda 100 baz puan indirerek yüzde 37’den yüzde 36 seviyesine çekti. Ocak 2026’dan bu yana 9 aydır sabit tutulan politika faizinin Ekim ayı toplantısı 100 baz puan düşürülmesini değerlendiren Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, “Önümüzdeki dönemde faiz indirimlerinin büyüklüğünden ziyade istikrarlı şekilde devam etmesi hayati önem taşımaktadır. Gerekirse 50 baz puan (yüzde 0,5), hatta piyasa dinamiklerine göre 25 baz puan (yüzde 0,25) dahi olsa, sonraki PPK toplantılarında faiz indiriminin pas geçilmemesi gerektiğini ve indirim trendinin sürdürülmesi beklediklerini ifade etti. Başkan Gülsoy, iş dünyasının talep ve beklentilerini içeren açıklamasında şu önemli vurguları yaptı: "Merkez Bankası’nın politika faizini Ocak 2026’dan bu yana yüzde 37 seviyesinde sabit tutması, yüksek finansman maliyetleri nedeniyle üreten ve istihdam sağlayan iş dünyamızı uzun süredir ciddi şekilde zorlamaktaydı. Bugünkü 100 baz puanlık indirim adımı, piyasaların nefes alması için olumlu bir başlangıçtır. Ancak bu tek seferlik bir hamle olarak kalmamalı, ekonomide öngörülebilirliği artırmak adına kesintisiz bir indirim sürecine dönüştürülmelidir." "FAİZLERİN DÜŞMEMESİ ARZ YÖNLÜ MALİYET ENFLASYONUNU YAPIŞKAN HALE GETİRİYOR" "Ekonomi literatüründe sadece talep yönlü sıkılaşmaya odaklanmak, bir süre sonra üretimi cezalandıran ve stagflasyon riskini tetikleyen bir unsura dönüşebilir. Finansman maliyetlerinin uzun süre yüksek kalması, işletmelerin işletme sermayesi ihtiyacını artırmakta ve bu durum 'maliyet enflasyonu' yoluyla fiyatlar genel düzeyine yansımaktadır. Yani faizlerin düşmemesi, bir noktadan sonra enflasyonu besleyen arz yönlü ve yapışkan bir yapı oluşturmaktadır. Enflasyonla kalıcı mücadelenin yolu, üretimi durdurmak değil; üretim maliyetlerini düşürerek arzı güçlendirmektir." "PİYASA BEKLENTİSİ İÇİN 25 VEYA 50 BAZ PUAN DAHİ OLSA SONRAKİ TOPLANTILAR PAS GEÇİLMEMELİ" "İş dünyası olarak beklentimiz, bu indirim hamlesinin tek seferlik bir düzeltme olarak kalmamasıdır. Piyasaların önünü görebilmesi ve doğru projeksiyonlar yapabilmesi için faiz indirim döngüsünün kesintisiz ve öngörülebilir bir patikaya oturması şarttır. Makroekonomik dengeler gözetilerek, önümüzdeki PPK toplantılarında 50 baz puan, hatta gerekirse 25 baz puan gibi küçük ölçekli adımlarla da olsa indirim trendi kararlılıkla sürdürülmeli, süreç pas geçilmemelidir. İndirimlerin büyüklüğünden ziyade bu trendin istikrarı, piyasadaki olumlu beklentileri ve yatırım iştahını diri tutacaktır. Bu açıdan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun da yıl içerisinde 8 kez toplantı yerine her ay toplanarak temsili de olsa faiz indirimlerine devam etmesi piyasalarımıza moral olacaktır." "BU İNDİRİMİN TİCARİ KREDİ FAİZLERİNE DE HIZLA YANSIMASI GEREK" "Merkez Bankası’nın attığı bu adımın sahada karşılık bulması, bankacılık sektörünün takınacağı tutuma bağlıdır. Politika faizindeki düşüşün, reel sektörün kullandığı ticari kredi faiz oranlarına da aynı hızla ve kararlılıkla yansıtılmasını bekliyoruz. Kayseri gibi üreten, ihraç eden ve Türkiye ekonomisinin dinamosu olan şehirlerdeki işletmelerimizin çarkları daha hızlı döndürebilmesi için finansman musluklarının rasyonel oranlarla açılması şarttır. Kararın ülkemize ve tüm üreten Türkiye'ye hayırlı olmasını diliyorum."

KTO Başkanı Gülsoy: "Emanetiniz Emin Ve Ehil Ellerdedir" Haber

KTO Başkanı Gülsoy: "Emanetiniz Emin Ve Ehil Ellerdedir"

Kayseri Ticaret Odası organ seçimlerinin tamamlanmasının ardından teşekkür mesajı yayımlayan KTO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, "Seçim sandıkta bitti, Kayseri iş dünyası kazandı. Emanetiniz emin ve ehil ellerdedir." diyerek birlik ve beraberlik vurgusu yaptı. Kayseri Ticaret Odasının geleceğine yön verecek organ seçimleri, üyelerin yoğun katılımı ve büyük bir olgunlukla tamamlandı. "Kırmızı Liste" ile seçimlere giren ve üyelerin yüksek teveccühüyle güven tazeleyen KTO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, yayımladığı mesajla Kayseri iş dünyasına, protokol üyelerine ve tüm paydaşlara teşekkürlerini iletti. Seçim sürecinin demokratik bir olgunluk içinde gerçekleştiğine dikkat çeken Başkan Gülsoy, mesajında şu ifadelere yer verdi: "Kayseri Ticaret Odamızın geleceğine yön verecek organ seçimlerini saygı, centilmenlik ve demokrasi iklimi içerisinde, değerli üyelerimizin yoğun katılımı ve büyük bir olgunlukla tamamladık. 'Kırmızı Liste' ile çıktığımız bu yolda, kıymetli üyelerimizin yüksek teveccühüyle bir kez daha başarıya ulaşmanın gururunu yaşıyoruz. Bizlere yeniden güvenerek Kayseri iş dünyamızı temsil etme onurunu veren tüm üyelerimize gönülden teşekkür ediyorum." "Bizim İşimiz İnsanları Ayırmak Değil, Birleştirmektir" Sandıkta yarışan tüm iş dünyası temsilcilerine gösterdikleri demokratik tutum için teşekkür eden Gülsoy; seçim sürecinde destek veren milletvekillerine, belediye başkanlarına, siyasi parti il başkanlarına, oda-borsa başkanlarına, esnaf odalarına, STK temsilcilerine ve basın mensuplarına ayrı ayrı şükranlarını sundu. Seçimlerin geride kaldığını ve artık üretim ile ticaret odaklı yeni bir dönemin başladığını vurgulayan Başkan Gülsoy, şunları kaydetti: "Şimdi önümüzde yeni bir dönem var. Kırmadan, ayrıştırmadan, hep birlikte Kayseri için çalışmaya devam edeceğiz. Biz; ayıran ve kayıran taraf asla olmadık. Bizim işimiz insanları ayırmak değil, birleştirmektir. Çünkü biliyoruz ki birlikten kuvvet doğar ve biz bu yola çıktığımız ilk günden beri diyoruz ki: Birlikte Güçlüyüz! Seçim sandıkta bitti, Kayseri iş dünyası kazandı. Bundan sonra hepimiz yeniden işimizin, üretimin ve ticaretin başına döneceğiz. Çünkü bizim ortak paydamız da ortak sorumluluğumuz da Kayseri'dir. Bu şehir hepimizin." "Emanetiniz Emin ve Ehil Ellerdedir" Bu süreçte gıyabında dua eden, destek veren ve inancıyla yanında olan tüm dostlara, oda çalışanlarına teşekkür eden Gülsoy, sözlerini şu anlamlı ifadelerle tamamladı: "Bu güzel günden geriye kalan en kıymetli miras; birlik, dostluk ve şehrimize duyduğumuz ortak sevda oldu. Biliniz ki bu oda sizlerindir, emanetiniz emin ve ehil ellerdedir. Birlikte Güçlüyüz, Birlikte Kayseri'yiz!"

Bakan Kurum: ''Savunmaya Ayrılan Her Kuruş, Bu Gezegenin Can Suyuna da Ayrılmalıdır'' Haber

Bakan Kurum: ''Savunmaya Ayrılan Her Kuruş, Bu Gezegenin Can Suyuna da Ayrılmalıdır''

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, COP31 Özel Sektör Elçisi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Bloomberg’in ortak ev sahipliğinde New York’ta düzenlenen COP31 İş Forumu New York Diyaloğu Programına katıldı. Küresel iş dünyasının liderleri ile bir araya gelen Bakan Kurum, “Silah harcamalarını artırarak kendimizi güvende hissedeceğimizi sanıyoruz. Oysa en büyük tehdit kapımızda; iklim krizi. Şunu asla unutmayın: Gelecekte yaşayacak bir dünya bırakılmadıktan sonra, korumaya çalıştığınız devletlerin de, yaptığınız askeri yatırımların da hiçbir anlamı kalmayacak. Devletlerin asıl savunma hattı, sınır boyları değil, doğamız ve iklimimiz olmalıdır. Savunmaya ayrılan her kuruş, bu gezegenin can suyuna da ayrılmalıdır” dedi. “İş dünyasının alıcı gücünü harekete geçirmesini bekliyoruz” diyen Bakan Kurum özel sektöre yatırım çağrısı yaptı: Antalya’ya yalnızca katılımınızı değil, projenizi, yatırımınızı, teknolojik çözümünüzü, ortaklığınızı ve somut taahhüdünüzü taşımanızı bekliyoruz. Türkiye'nin, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (UNFCCC) 31'inci Taraflar Konferansı'na (COP31) ev sahipliği ve başkanlığı, BM 81'inci Genel Kurulu ve New York İklim Haftası etkinlikleri kapsamında ABD'nin New York kentinde tanıtılmaya devam ediyor. COP31 Özel Sektör Elçisi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Bloomberg’in ortak ev sahipliğinde COP31 İş Forumu New York Diyaloğu Programı düzenlendi. Bloomberg Genel Merkezi’nde gerçekleşen programda küresel iş dünyasının liderleri ile bir araya gelen COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, BM’de açıkladığı COP31 Eylem Gündemi’ni ayrıntılı olarak anlattı. “BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’DE COP31 EYLEM GÜNDEMİ’Nİ RESMEN BAŞLATTIK” Programın açılış konuşmalarını, TOBB Başkanı ve COP31 İş Forumu Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu ile Bloomberg L.P. ve Bloomberg Philanthropies’in kurucusu, BM Genel Sekreteri’nin İklim Özel Temsilcisi Michael R. Bloomberg yaptı. Programda COP31 Eylem Gündemi’ne ilişkin konuşan Bakan Kurum, “Dün Birleşmiş Milletler’de COP31 Eylem Gündemi’ni resmen başlattık. Bugün bu gündemi küresel iş dünyasıyla buluşturuyoruz. Bu gündemi, iklim hedeflerinin uygulanmasını hızlandıracak bir çalışma zemini olarak hazırladık. Enerjiden sanayiye, şehirlerden gıda ve su güvenliğine, Sıfır Atık’tan döngüsel ekonomi anlayışıyla yeşil sanayileşmeye kadar çok geniş bir uygulama alanından bahsediyoruz” dedi. SON 10 YILDA İKLİM KAYNAKLI AFETLERİN EKONOMİYE MALİYETİ 2 TRİLYON DOLAR Son 10 yılda iklim kaynaklı afetlerin küresel ekonomiye maliyetinin 2 trilyon doları aştığını söyleyen Bakan Kurum, 2023 yılında sel, kuraklık ve aşırı sıcakların yol açtığı ekonomik kaybın ise 380 milyar dolara ulaştığını kaydetti. Bakan Kurum, dünyada 666 milyon insanın elektriğe erişemediğini ve 2 milyar insanın ise kirletici pişirme yöntemlerine mahkum edildiğinin altını çizdi. Sanayi ile deniz ve hava taşımacılığının küresel emisyonların yüzde 30’unu oluşturduğuna dikkat çeken Bakan Kurum, atık sektörünün de insan kaynaklı metanın üçüncü büyük kaynağı olduğunu kaydetti. Bakan Kurum, küresel atık hacminin 2050’ye kadar yüzde 70 artmasının beklendiğini vurgulayarak, karbon fiyatları farklılaşırken Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasını bu yıl devreye alacağını belirtti. “OYSA EN BÜYÜK TEHDİT KAPIMIZDA; İKLİM KRİZİ” Bakan Kurum, iklim meselenin sadece ekonomik göstergelerden ibaret olmadığının altını çizerek, “Silah harcamalarını artırarak kendimizi güvende hissedeceğimizi sanıyoruz. Oysa en büyük tehdit kapımızda; iklim krizi. Şunu asla unutmayın: Gelecekte yaşayacak bir dünya bırakılmadıktan sonra, korumaya çalıştığınız devletlerin de, yaptığınız askeri yatırımların da hiçbir anlamı kalmayacak. Devletlerin asıl savunma hattı, sınır boyları değil, doğamız ve iklimimiz olmalıdır. Savunmaya ayrılan her kuruş, bu gezegenin can suyuna da ayrılmalıdır. Bu nedenle COP31 Başkanlığı olarak temel önceliğimizi uygulama olarak belirledik. Uygulamada iş dünyasının belirleyici rolü olacak. Yatırımı gerçekleştirecek, teknolojiyi ölçeklendirecek ve tedarik zincirlerini harekete geçirecek aktörlerin başında sizler geliyorsunuz. Türkiye de iş dünyası ve kamu kurumlarıyla bu sürece tecrübesini taşıyor. TOBB liderliğindeki COP31 İş Dünyası Elçiliği ve Forumu, özel sektörün sürekli katkısını sağlayacak” diye konuştu. COP31 SÜRECİNDE İŞ DÜNYASINI İLGİLENDİREN 6 BAŞLIK Konuşmasında elektrifikasyondan yeşil sanayileşmeye, Sıfır Atık’tan İklim Uygulama Köprüsü’ne, dirençli şehirlerden gıda güvenliğine kadar COP31’in 2035 Küresel Uygulama Hedefleri’nin önemine dikkat çeken Bakan Kurum, iş dünyasının ihtiyaçlarının yer aldığı 6 başlığı da katılımcılarla paylaştı: Birincisi, öngörülebilirliktir. Uzun ömürlü üretim tesisleri ve altyapı yatırımları kısa vadeli bir politika perspektifiyle planlanamaz. Kurallar açık, istikrarlı ve yatırım ufku boyunca öngörülebilir olmalıdır. İkincisi, karbon fiyat sinyalidir. Uzun vadeli yatırım kararları için bu sinyalin öngörülebilir olması ve farklı pazarlar arasında aşırı belirsizlik yaratmaması gerekiyor. Üçüncüsü, yeşil ürüne taleptir. Düşük karbonlu ürünlerin üretilmesi kadar güvenilir bir pazarın oluşması da önemlidir. Kamu alımları, ürün standartları, doğrulanabilir veriler ve uzun vadeli alım anlaşmaları bu pazarı büyütebilir. Dördüncüsü, finansman ve risktir. Özellikle gelişmekte olan pazarlarda yüksek sermaye maliyeti iyi projelerin önünde engel oluşturuyor. Kalkınma bankaları, ihracat kredi kuruluşları ve imtiyazlı finansman, özel sermayenin yerine geçmeden riskleri azaltabilir. Bu noktada tüm uluslararası bankalardan bu sürece aktif bir şekilde katılımı bekliyoruz. Hep birlikte elimizi taşın altına koymak mecburiyetindeyiz. Beşincisi, bilgi, kapasite ve KOBİ’lerdir. Küresel tedarik zincirlerinde önemli yer tutan KOBİ’lerin dönüşüme katılması için teknik yardım, ortak metodolojiler, kapasite geliştirme ve uygulanabilir raporlama süreçleri gereklidir. “HER ALANDA OYUN KURUCU İKLİM DEĞİŞİKLİĞİYLE MÜCADELE VE UYUM OLMALI” Altıncısı ve sonuncusu olan ‘Veri ve Doğrulama’ya dikkat çeken Bakan Kurum, bu kapsamda iklim değişikliğinin tüm alanlarda ‘oyun kurucu’ niteliğinde olacağını söyledi: Yatırım dünyası güvenilir, standart, bağımsız ve karşılaştırılabilir veriye ihtiyaç duyuyor. COP31 bünyesinde OECD ile stratejik bir işbirliği yürütüyoruz. Bundan sonra ticaretin yönünü çizecek olan iklim değişikliğidir. Aklınıza neresi geliyorsa her alanda oyun kurucu iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum olmalıdır. Yine bu anlamda veriler, istatistikler önemli. OECD ile onların bilgisine, geçmiş tecrübesine dayalı olarak o verileri de tüm sektörlerle paylaşıyor olacağız. Güvenilir veri aslında yatırım altyapısının ayrılmaz bir parçasıdır ve bu anlamda da biz yatırımcıları aydınlatmaya gayret göstereceğiz. “SİZLERDEN SOMUT VE ÖLÇÜLEBİLİR TAAHHÜTLER BEKLİYORUZ” Bakan Kurum, konuşmasında iş dünyasının temsilcilerine çağrıda bulundu: Antalya’ya giderken sizlerden somut ve ölçülebilir taahhütler bekliyoruz. Takvimi, kapsamı ve göstergeleri belirlenmiş taahhütlerin COP31’in güçlü sonuçları arasında yer almasını istiyoruz. Yapılabilirliği çalışılmış, sahibi belli ve finansman ihtiyacı tanımlanmış projeleri yatırımcılarla buluşturmak istiyoruz. İş dünyasının alıcı gücünü de harekete geçirmesini bekliyoruz. Yeşil ürünlere yönelik alım taahhütleri ve uzun vadeli anlaşmalar yeni üretim yatırımlarının önünü açabilir. Dönüşüm tedarik zincirinin tamamına yayılmalıdır. Büyük şirketlerin KOBİ tedarikçilerine bilgi, metodoloji, teknik kapasite ve finansmana erişim konusunda destek vermesini önemsiyoruz. ANTALYA’DA COP31 İŞ DÜNYASI VE YATIRIM ZİRVESİ DÜZENLENECEK COP31 İş Dünyası Forumu kapsamında devam edecek çalışma gruplarının önemini vurgulayan Bakan Kurum, “Elektrifikasyon, sanayi dekarbonizasyonu, gıda ve su güvenliği, iklim finansmanı, KOBİ’ler, gelişmekte olan ekonomiler, iklim teknolojileri ve yapay zeka alanlarında hazırlanan önerileri doğrudan bizlere, Başkanlığa iletebilirsiniz. Biz de bu konuda Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile her alanda bu çalışmaları yürütüyor olacağız. 12 ve 13 Kasım’da Antalya’da düzenleyeceğimiz COP31 İş Dünyası ve Yatırım Zirvesi, burada başlayan çalışmaların devamı olacaktır. New York’taki istişareleri, finansmana hazır projeleri, yatırım ortaklıklarını ve somut taahhütleri Antalya’ya taşımak istiyoruz” dedi. “NEW YORK’TA GÜÇLENEN İŞ BİRLİĞİNİ ANTALYA’DA SOMUT SONUÇLARA DÖNÜŞTÜRECEĞİZ” Bakan Kurum, konuşmasını şöyle tamamladı: COP31 Eylem Gündemi’ni başlattık. Bugün New York’ta bu gündemin iş dünyasıyla uygulama bağını kuruyoruz. Antalya’ya yalnızca katılımınızı değil, projenizi, yatırımınızı, teknolojik çözümünüzü, ortaklığınızı ve somut taahhüdünüzü taşımanızı bekliyoruz. COP31’in başarısını yalnızca söylenen sözlerle veya alınan kararlarla ölçmeyeceğiz. Bu kararların ne kadarının projeye, yatırıma ve sahada ölçülebilir sonuçlara dönüştüğüne bakacağız. New York’ta güçlendirdiğimiz iş birliğini Antalya’da somut sonuçlara dönüştüreceğimize inanıyorum.

KTO Başkanı Gülsoy’dan OVP Değerlendirmesi Haber

KTO Başkanı Gülsoy’dan OVP Değerlendirmesi

Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından açıklanan 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’a (OVP) ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Programın ekonomi için önemli bir yol haritası sunduğunu belirten Gülsoy, “İş dünyası olarak en büyük beklentimiz öngörülebilirliğin artması, fiyat istikrarının sağlanması ve üretim ile ihracat odaklı büyüme kararlılığının sahaya güçlü bir şekilde yansımasıdır.” dedi. KTO Başkanı Gülsoy, açıklanan 2027-2029 Orta Vadeli Programı’nın (OVP) küresel ve bölgesel belirsizliklerin sürdüğü bir dönemde makroekonomik dengelerin korunması ve sürdürülebilir büyüme hedefleri açısından kıymetli bir çerçeve çizdiğini ifade etti. “ENFLASYONLA MÜCADELE VE ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK OLMAZSA OLMAZIMIZDIR” Ekonomide kalıcı başarının ve yatırımların önünü açacak en temel unsurun istikrar ve öngörülebilirlik olduğuna dikkat çeken Başkan Gülsoy, şunları söyledi: “Cumhurbaşkanı Yardımcımızın açıkladığı OVP’nin ülkemize, milletimize ve iş dünyamıza hayırlı olmasını diliyorum. Programda enflasyonun kalıcı olarak tek haneli seviyelere düşürülmesi, mali disiplinin korunması ve dezenflasyon sürecinin kararlılıkla sürdürülmesi hedeflerini son derece önemli buluyoruz. Fiyat istikrarının tesis edilmesi, tüccarımızın ve sanayicimizin geleceğe dönük planlamalarını daha sağlıklı yapabilmesine imkân tanıyacaktır.” “FİNANSMANA ERİŞİM KOLAYLAŞTIRILMALI, ÜRETİCİ VE İHRACATÇI DESTEKLENMELİDİR” İş dünyasının sahadaki en kritik ihtiyacının makul maliyetlerle finansmana erişim olduğunu vurgulayan Gülsoy, değerlendirmesine şöyle devam etti: “İş dünyası olarak hedeflerimize ulaşabilmemizin yolu; üreten, istihdam sağlayan ve döviz kazandıran işletmelerimizin desteklenmesinden geçmektedir. OVP hedeflerinin sahada karşılık bulabilmesi için özellikle KOBİ’lerimizin, üreticilerimizin ve ihracatçılarımızın finansmana erişimini kolaylaştıracak somut ve kalıcı adımların atılması şarttır. Seçici finansman imkânlarının katma değer üreten firmalarımıza yönlendirilmesi ve kademeli faiz normalizasyonunun sağlanması, imalat sanayimizin rekabet gücünü koruyacaktır. İşletmelerimizin mevcut istihdamı koruyabilmesi ve yeni yatırımlara kapı açabilmesi için finansmana erişimin kolaylaştırılması, ticaret erbabımızın ve sanayicimizin üzerindeki yüklerin hafifletilmesi de elzemdir.” “TİCARET VE SANAYİ BİR KUŞUN İKİ KANADI GİBİDİR” Ekonomik yapının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini belirten Başkan Gülsoy, “Ticaret ve sanayi bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu açıdan, ticaret ve sanayinin işletme büyüklüğüyle sınırlandırılmadan bir bütün olarak korunması, desteklenmesi ve teşvik edilmesi temel önceliğimiz olmalıdır. Ülkemiz için katma değer yaratan her işletme bu ekosistemin ayrılmaz bir parçasıdır.” değerlendirmesinde bulundu. “EKONOMİK GÜVENLİK VE DAYANIKLILIK BAŞLIĞI ÇOK KIYMETLİ” OVP’de bu yıl ilk kez yer alan başlığa da dikkat çeken KTO Başkanı Gülsoy, “Programda ''Ekonomik Güvenlik ve Dayanıklılık'' başlığı altında enerji, su, gıda arz güvenliği ve kritik teknolojilerde yerli üretimin öne çıkarılmasını son derece vizyoner bir yaklaşım olarak görüyoruz. Küresel ticaret savaşları ve korumacılık eğilimlerinin arttığı bu dönemde, yerli üretimi koruyacak haksız rekabetle mücadele adımları ve Sanayi Koruma Stratejisi reel sektörümüz için hayati önem taşımaktadır.” ifadelerini kullandı. “TÜRKİYE’NİN ÜRETİM VE İHRACAT POTANSİYELİNE İNANCIMIZ TAMDIR” Türkiye’nin ve Kayseri’nin zorlu koşullara rağmen dinamik yapısıyla üstesinden gelemeyeceği zorluk bulunmadığını belirterek sözlerini tamamlayan Gülsoy: “Anadolu’nun üretim ve ihracat üssü Kayseri olarak, ülkemizin büyüme hedeflerine en yüksek katkıyı sunmak için çalışmaya devam edeceğiz. Kamu ile reel sektör arasındaki güçlü istişare kültürünün korunarak programdaki reformların hızla hayata geçirilmesi en büyük temennimizdir. En küçük üretici ve esnafımızdan en büyük sanayici ve tüccarımıza kadar tüm üyelerimizin yanında durmaya, ticareti, üretimi ve ihracatı büyütmeye, istihdamı artırmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Üretim, yatırım, istihdam ve ihracat rotasında Türkiye’mizi daha güçlü kılmak adına tüccarımız ve sanayicimizle birlikte tüm gücümüzle sahada olacağız.” dedi.

BTSO Başkan Adayı Özer Matlı: "Bursa'nın Geleceğini Hep Birlikte İnşa Edeceğiz" Haber

BTSO Başkan Adayı Özer Matlı: "Bursa'nın Geleceğini Hep Birlikte İnşa Edeceğiz"

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası'nın (BTSO) 137. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla bir mesaj yayımlayan BTSO Başkan Adayı Özer Matlı, Bursa'nın ekonomik gelişiminde BTSO’nun üstlendiği tarihi role dikkat çekerek, yeni dönemde daha katılımcı, daha şeffaf ve birlikteliğe dayalı bir yönetim anlayışını hâkim kılacaklarını ifade etti. BTSO Başkan Adayı Özer Matlı, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası'nın (BTSO) 137. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı mesajında, BTSO'nun 137 yıldır Bursa iş dünyasının en önemli çatı kuruluşlarından biri olduğunu söyledi. Matlı, "Bugün sahip olduğumuz güçlü sanayi altyapısında, üretim kültüründe ve girişimcilik ruhunda BTSO'nun çok önemli katkıları vardır. Bu köklü kurumun kuruluşunda emeği geçenlerden bugüne kadar görev alan tüm başkanlarımıza, meclis üyelerimize ve iş dünyası temsilcilerimize şükranlarımı sunuyorum" dedi. "Bursa'nın Geleceği Kapsayıcı Bir Anlayışla Şekillenmeli" Bursa'nın son yıllarda önemli bir ekonomik gelişim gerçekleştirdiğini belirten Matlı, bundan sonraki dönemin yalnızca büyümeyi değil, geleceği planlama dönemi olması gerektiğini söyledi. Matlı, "Bursa sanayi odaklı büyümesini sürdürürken artık bugünü değil, önümüzdeki 20-30 yılı konuşmamız gerekiyor. Şehrimizin geleceği; üreten, ticaret yapan, hizmet sunan ve istihdam sağlayan tüm kesimlerin katkısıyla şekillenmelidir. BTSO da bu anlayışın en güçlü temsil merkezi olmalıdır." ifadelerini kullandı. BTSO'da Katılımcı Yaklaşım Vurgusu BTSO’nun 60 bin üyesiyle Bursa iş dünyasının en geniş temsil gücüne sahip kuruluş olduğunu belirten Matlı, üyelerin yaklaşık 45 bininin ticaret ve hizmet sektörlerinde, 15 bininin ise sanayi ve üretim alanlarında faaliyet gösterdiğine dikkat çekti. Matlı, "BTSO, ticaretten hizmete, üretimden sanayiye kadar Bursa ekonomisinin tüm dinamiklerini bünyesinde barındıran büyük bir yapıdır. Üyelerimizin yaklaşık dörtte üçünü oluşturan ticaret ve hizmet sektörleri, Bursa ekonomisinin canlılığını sağlayan en önemli güçlerden biridir. Yeni dönemde sanayicimizin yanında olmaya devam ederken, ticaret erbabımızın ve hizmet sektörlerimizin beklenti ve ihtiyaçlarını da daha güçlü şekilde gündeme taşıyacağız. Biz BTSO'nun her üyeyi dinleyen, her fikre değer veren ve tüm sektörleri karar süreçlerine dahil eden bir yapıya kavuşması gerektiğine inanıyoruz. Şeffaflık, istişare ve kapsayıcılık kurum kültürünün vazgeçilmez unsurları haline gelmelidir." dedi. "Kimseyi Ötekileştirmeden, Kimseyi Küstürmeden" Bursa'nın birlik ve beraberlik ruhunun korunmasının önemine dikkat çeken Matlı, iş dünyasının kutuplaşmaya değil dayanışmaya ihtiyacı olduğunu söyledi. Matlı, "Bu şehirde üretime, istihdama ve ihracata katkı sağlayan herkes değerlidir. Bizim anlayışımızda ayrıştırmak değil, birleştirmek vardır. Kimseyi ötekileştirmeden, kimseyi küstürmeden, tüm kesimleri aynı masa etrafında buluşturan bir yönetim anlayışını hâkim kılmak istiyoruz. Çünkü Bursa'nın gücü birlikten gelir." dedi. "Bursa Yeni Bir Lige Yükselmeli" Bursa'nın artık sadece bir sanayi kenti olarak anılmasının yeterli olmadığını ifade eden Matlı, şehrin ulusal ve uluslararası ölçekte daha güçlü bir konuma taşınması gerektiğini belirtti. Matlı, "Geçmişte Bursa'nın en büyük gücü üretim kapasitesiydi. Bugün de öyle. Ancak artık yeni bir döneme giriyoruz. Bursa yalnızca Türkiye'nin değil, dünyanın konuştuğu şehirlerden biri olmak zorundadır. Ticaretiyle, sanayisiyle, hizmetleriyle, teknolojisiyle, tarımıyla, turizmiyle, kültürüyle ve girişimcilik ekosistemiyle yeni bir lige yükselmelidir. Biz Bursa'nın sadece Türkiye'deki gelişmeleri takip eden değil, Türkiye'ye yön veren; sadece ulusal ölçekte değil, uluslararası ölçekte de söz sahibi olan bir şehir haline gelmesi gerektiğine inanıyoruz." ifadelerini kullandı. "Bursaspor Bursa'nın Ortak Değeridir" Bursa'nın ekonomik gelişiminin yanı sıra sosyal ve sportif değerlerinin de güçlenmesi gerektiğini belirten BTSO Başkan Adayı Özer Matlı, Bursaspor'un şehrin en önemli ortak markalarından biri olduğunu vurguladı. Matlı, "Bursaspor sadece bir spor kulübü değil, Bursa'nın ortak değeridir. Sanayicisi, ticaret erbabı, esnafı ve gençleriyle tüm Bursa'yı aynı hedef etrafında buluşturan güçlü bir markadır. Bursa iş dünyası olarak geçmişte olduğu gibi yeni dönemde de Bursaspor'umuzun yanında olacağız. Güçlü bir Bursa ekonomisi ile güçlü bir Bursaspor'un birbirini tamamlayan iki önemli değer olduğuna inanıyoruz." dedi. Mesajının sonunda BTSO'nun 137. kuruluş yıl dönümünü kutlayan Matlı, "Bu köklü kurumun geçmişinden aldığı güçle geleceğe daha emin adımlarla yürüyeceğine yürekten inanıyorum. Bursa iş dünyamızın tüm temsilcilerinin ve BTSO ailemizin 137. kuruluş yıl dönümünü kutluyorum." dedi.

Eskişehir’in Ekonomi Kurmayları ETO’da Buluştu Haber

Eskişehir’in Ekonomi Kurmayları ETO’da Buluştu

Eskişehir Ticaret Odası (ETO) ev sahipliğinde gerçekleştirilen müşterek toplantıda; ETO, ESO ve ETB başkanları ile meclis üyeleri bir araya geldi. Toplantıda Eskişehir’in lobi gücünü artıracak stratejik kararlar alınırken, Kuzey Çevre Yolu ve Gemlik demiryolu bağlantısı gibi kritik projeler öncelikli gündem maddesi oldu. ​Eskişehir’in Ekonomi Kurmayları ETO’da Buluştu ​Eskişehir’in üretim ve ticaret kapasitesini artırmak amacıyla düzenlenen müşterek toplantıya; ETO Başkanı Metin Güler, ESO Başkanı Celalettin Kesikbaş, ETB Meclis Başkanı Hasan Öztürk, Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz, AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak ve OSB Başkanı Nadir Küpeli katıldı. ​Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz, kentin girişimcilik potansiyeline vurgu yaparak, Eskişehir’e değer katan tüm iş dünyası temsilcilerinin yanında olduklarını ifade etti. ​"Ortak İrade, Çözüm Odaklı Rapor" ​Toplantının açılışında konuşan ETO Başkanı Metin Güler, şehir ekonomisine yön veren kurumların bir arada hareket etmesinin önemine değindi. Toplantıda tespit edilen sorunların; başta TOBB olmak üzere, milletvekillerine ve ilgili tüm kamu kurumlarına bir rapor halinde sunulacağını belirtti. Güler, "Şehrin sorunlarını ortak bir dille haykırmak, çözüm sürecini hızlandıracaktır," dedi. ​Eskişehir’in Lobi Gücü Artıyor ​ESO Başkanı Celalettin Kesikbaş, bu tür buluşmaların Eskişehir’in Ankara ve uluslararası arenadaki lobi gücünü artıracağını ifade etti. ETB Meclis Başkanı Hasan Öztürk ise kurumlar arası iş birliğinin, Eskişehir’in rekabet kapasitesini her geçen gün daha ileriye taşıdığını dile getirdi. ​Masadaki Kritik Başlıklar: Çevreyolu ve Lojistik ​Toplantıda Eskişehir’in geleceğini doğrudan etkileyecek hayati projeler detaylıca değerlendirildi: ​Kuzey Çevre Yolu: Mevcut çevreyolunun trafik yükünü artık kaldırmadığı vurgulanarak, Kuzey Çevre Yolu projesinin bir an önce başlatılması gerektiği ifade edildi. ​Gemlik Demiryolu Bağlantısı: Eskişehir sanayisinin limanlara erişimini kolaylaştıracak olan tren yolu bağlantısının tamamlanması talep edildi. ​Hasan Polatkan Havalimanı: Havalimanının şehirlerarası uçuşlara açılması noktasında lobi faaliyetlerinin artırılması kararlaştırıldı. ​Yeni İmar Alanları ve Konut Arzı: Şehirdeki arsa maliyetlerini ve konut fiyatlarını düşürmek için yeni imar alanlarının açılmasının şart olduğu belirtildi. ​Sürdürülebilirlik ve Girişimcilik Projeleri Sunuldu ​Toplantı kapsamında ayrıca ETO’nun "Kampüsten Ticarete Girişimcilik Akademisi" ve ESO’nun "Sürdürülebilir Yeşil Sanayi Birimi" faaliyetleri hakkında sunumlar gerçekleştirildi. İş dünyasının dijital ve yeşil dönüşüme adaptasyonu noktasında atılan adımlar meclis üyeleriyle paylaşıldı.

İzmir Kendi Enerjisini Üreten Bir Kent Olmalı Haber

İzmir Kendi Enerjisini Üreten Bir Kent Olmalı

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (BASİFED) bünyesinde çalışmalarını sürdüren Yeşil Dönüşüm Komisyonu tarafından düzenlenen toplantıya katıldı. Kentin enerji politikasının oluşturulması gerektiğini vurgulayan Başkan Tugay, İzmir’in tükettiğinden fazlasını üreten “pozitif enerji bölgesi” hedefiyle ilerlemesi gerektiğini söyledi. Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (BASİFED) bünyesinde faaliyet gösteren Yeşil Dönüşüm Komisyonu, iş dünyası, yerel yönetimler ve kamu kurumları arasındaki iş birliğini güçlendirme hedefi doğrultusunda bir toplantı düzenledi. Toplantıda, İzmir Planlama Ajansı (İZPA) tarafından hazırlanan “Enerji ve Malzeme Güvenliği Raporu” komisyon üyeleriyle paylaşıldı. Toplantıya katılan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, kentin enerji politikasının oluşturulmasının önemine dikkat çekerek, İzmir’in kendi enerjisini üreten bir pozitif enerji bölgesine dönüşmesi gerektiğini ifade etti. Başkan Tugay, yalnızca tüketimi karşılayan değil, tüketilenin üzerinde enerji üretebilen sistemlere sahip olunmasının hedeflenmesi gerektiğini vurguladı. “Yapay zekâ sistemleri, ciddi enerji istiyor” Enerji güvenliği konusunda değerlendirmelerde bulunan Başkan Tugay, 12 Şubat’ta Münih’te düzenlenecek önemli bir toplantıya davet edildiğini belirterek, dünyada enerji güvenliğinin artık ülkelerden çok şehirler ölçeğinde ele alındığını söyledi. Enerjinin güvence altına alınmasının yaşamsal bir konu hâline geldiğini vurgulayan Başkan Tugay, şehrin enerji sistemlerinde yaşanabilecek bir çöküşün günlük yaşamın sürdürülebilirliği açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. Enerji kullanım alanlarının giderek çeşitlendiğini ifade eden Başkan Tugay, sürece yapay zekânın da dâhil olduğunu belirterek şunları söyledi: “Yapay zekâ sistemleri ciddi enerji istiyor. Bir veri merkezi, bir şehrin tükettiği kadar enerji harcayabiliyor. Zaman içinde yapay zekâ ekosistemi hayatın her alanına hâkim olacak ve buna bağlı olarak çok büyük bir enerji ihtiyacı ortaya çıkacak. Bu ihtiyacı nasıl karşılayacağımız kadar, bu süreçte yaşam alanlarımızdan nelerin eksileceğini, enerji kaynaklarının kimlerin kontrolüne geçeceğini de düşünmemiz gerekiyor.” “Kendi enerjimizi kendimiz üretmeliyiz” Dünyanın farklı kentlerinde enerji sistemlerinin aniden çökebildiğine dikkat çeken Başkan Tugay, Berlin’de bu yıl yaşanan geniş çaplı elektrik kesintisini hatırlattı. Daha önce İspanya’da ve Türkiye’de Isparta’da benzer örneklerin yaşandığını ifade eden Başkan Tugay, İzmir dâhil pek çok şehirde benzer bir riskin her zaman bulunduğunu söyledi. Olası bir enerji kesintisinin ardından “Biz nerede hata yaptık, bunu neden daha önce öngöremedik” sorularının sorulacağına işaret eden Başkan Tugay, raporda da yer verilen mikro şebeke sistemlerinin üniter ya da bölgesel ölçekte kurulmasının önemine vurgu yaptı. Başkan Tugay, şunları kaydetti: “Bu değerlendirmelerden çıkardığım en önemli sonuç şudur: Kendi enerjimizi kendimiz üretmeliyiz. Pozitif enerji bölgesine dönüşmeliyiz. Tükettiğimizi karşılayan, mümkünse tükettiğimizin üzerinde enerji üretebilen sistemlere sahip olmalıyız.” “Yeter ki bunu yapmaya niyetlenelim” Enerji güvenliğinin sağlanması için birbirini gerektiğinde yedekleyebilen sistemlerin kurulmasının önemine dikkat çeken Başkan Tugay, bu tür uygulamaların hayata geçirilmesinin zor olmadığını ifade etti. Kültürpark alanında bu nitelikte bir enerji sisteminin kurulabileceğini belirten Başkan Tugay, İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi'nde benzer sistemler için çalışma yapılması gerektiğini söyledi. Belediyenin bir enerji dağıtım şirketine sahip olduğunu hatırlatan Başkan Tugay, bu tür projeleri hayata geçirebilecek teknik ve yasal altyapının bulunduğunu vurguladı. Kentte benzer şekilde çalışabilecek başka şirketlerin de olabileceğini dile getiren Başkan Tugay, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yeter ki bunu yapmaya niyetlenelim. Bunun ne anlama geldiğini gerçekten kavramamız gerekiyor. Hem günlük yaşamın kesintisiz sürmesi hem de kentte faaliyet gösteren işletmelerin çalışmalarına devam edebilmesi için bu sistemleri nasıl kurabileceğimizi düşünmek zorundayız.” “Şehrin enerji politikasını oluşturmalıyız” Enerji sistemleri konusunun son derece kritik olduğuna dikkat çeken Başkan Tugay, önümüzdeki dönemde bu alanın tüm paydaşların odağında olması gerektiğini vurguladı. Başkan Tugay, farklı zamanlarda ve platformlarda edinilen bilgi, deneyim ve birikimlerin bir araya getirilerek kentin enerji politikasının oluşturulması gerektiğini ifade etti. Dünyada sınırların giderek anlamını yitirdiği, ülkeler arası sınırların sanallaştığı bir sürece girildiğini belirten Başkan Tugay, yönetimlerin ise daha odaklı, yerel ve kendi kendine yetebilen yapılar hâline dönüştüğünü söyledi. Bu yeni düzende, kendi kaynaklarıyla ayakta durabilen yerleşim alanlarının kalkınacağını, dışa bağımlı yapıların ise zamanla yoksullaşacağını öngördüğünü dile getirdi. İzmir’in geleceğini bu bakış açısıyla değerlendirmek gerektiğini vurgulayan Başkan Tugay, kentin suyu, enerjisi, gıdası ve refahı için gerçekleştireceği üretimle kendi yolunu çizmesi ve bu yeterlilikleri sağlaması gerektiğini belirterek, “Bu yalnızca belediyenin tek başına yapabileceği bir iş değil” dedi. “Elimden geleni yapacağım” Geleceğe yönelik ortak bir akıl oluşturulması gerektiğini vurgulayan Başkan Tugay, bugünün yöneticilerinin güçlerini birleştirerek değişimi doğru okumaları ve buna uygun önlemleri zaman kaybetmeden almaları gerektiğini ifade etti. Çocukların ve gençlerin bilinçlendirilmesinin büyük önem taşıdığını belirten Başkan Tugay, gelecek nesillerin karşı karşıya kalacağı sorumlulukların ancak bu şekilde yönetilebileceğini söyledi. 2035 yılında dünyanın bugünkünden çok daha farklı bir noktada olacağını dile getiren Başkan Tugay, bu dönüşümün boyutlarının şimdiden tam olarak öngörülemeyeceğine dikkat çekti. Değişimin son derece hızlı ilerlediğini vurgulayan Başkan Tugay, bu sürece yavaş adımlarla değil, kararlı ve planlı bir şekilde uyum sağlanması gerektiğini ifade etti. Kamusal dönüşümün zorunluluğuna işaret eden Başkan Tugay, özel sektör, sivil toplum ve akademinin birlikte çalıştığı bütüncül bir yapının oluşturulmasının önemine dikkat çekerek, “Belediye başkanı olduğum sürece bunun hayata geçmesi için elimden geleni yapacağım” dedi. İzmir’in tarih boyunca öncü ve umut veren bir kent olduğunu hatırlatan Başkan Tugay, kentin bu kimliğini doğru şekilde sahiplenmesi hâlinde önemli başarılara imza atılacağına olan inancını dile getirdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.