Hava Durumu

#Kuraklık

Kırsal Haber - Kuraklık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kuraklık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye Kuraklıkla Mücadele Politikalarını COP17'de Dünyayla Paylaşıyor Haber

Türkiye Kuraklıkla Mücadele Politikalarını COP17'de Dünyayla Paylaşıyor

Türkiye, Moğolistan'ın başkenti Ulan Batur'da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi (UNCCD) 17. Taraflar Konferansı'nda (COP17), çölleşme ve kuraklıkla mücadelede geliştirdiği politika ve uygulamaları dünya ülkeleriyle paylaşıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank'ın katıldığı konferansta 197 ülkenin hükümet temsilcilerinin yanı sıra bilim insanları, sivil toplum kuruluşları, gençler, yerel topluluklar ve farklı paydaşlar bir araya geliyor. "Toprağı yeniden kazandırmak, umudu yeniden canlandırmak" temasıyla 17-28 Ağustos tarihleri arasında Ulan Batur'da gerçekleştirilen COP17, arazi bozulumu, kuraklık ve çölleşmeyle mücadeleden sürdürülebilir arazi yönetimine kadar birçok başlıkta ülkelerin ortak çözüm arayışlarına ev sahipliği yapıyor. Arazi restorasyonu, kuraklığa dayanıklılık, mera yönetimi, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir arazi kullanımı konferansın öne çıkan gündem başlıkları arasında yer alıyor. COP17'DEN COP31'E İKLİM DİPLOMASİSİ Türkiye, COP17'de açtığı pavilyonda, çölleşme ve kuraklıkla mücadelede hayata geçirdiği politika ve uygulamaları uluslararası kamuoyuna tanıtıyor. Konferans boyunca düzenlenen panel ve etkinliklerde arazi bozulumunun önlenmesi, sürdürülebilir arazi yönetimi, kuraklığa direnç, eğitim, izleme ve değerlendirme sistemleriyle ekosistemlerin korunmasına yönelik çalışmalar ele alınıyor. Türkiye'nin bu alanlarda edindiği bilgi ve tecrübenin farklı ülkelerle paylaşılması hedeflenirken, diğer ülkelerin uygulamaları ve çözüm modelleri de değerlendiriliyor. Türkiye pavilyonu aynı zamanda ikili temaslara da ev sahipliği yapıyor. Farklı ülkeler ve uluslararası kuruluşların temsilcileriyle gerçekleştirilen görüşmelerde, çölleşme ve kuraklıkla mücadeleden arazi ve su kaynaklarının korunmasına kadar farklı alanlarda ortak proje ve iş birliği imkanları ele alınıyor. Türkiye, bu temaslarla bir yandan çölleşme ve kuraklıkla mücadelede geliştirdiği politika, bilimsel çalışma, izleme ve erken uyarı sistemleri ile uygulamalarını paylaşırken diğer yandan COP17'de oluşan uluslararası diyaloğu COP31 sürecine taşımayı hedefliyor. Türkiye, COP17'yi, 9-20 Kasım'da Antalya'da düzenlenecek COP31 öncesinde çevre ve iklim diplomasisi açısından önemli platformlardan biri olarak değerlendiriyor. Bu doğrultuda Ulan Batur'da yürütülen temaslarla ülkeler ve uluslararası kuruluşlarla yeni iş birliği alanlarının oluşturulması, deneyim paylaşımının artırılması ve COP31'e uzanacak ortak çalışmaların geliştirilmesi amaçlanıyor. Türkiye böylece çölleşme, kuraklık ve arazi bozulumu alanındaki COP17 gündemi ile iklim değişikliğiyle mücadeleyi merkeze alan COP31 süreci arasında da köprü kurmayı hedefliyor. RİO SİNERJİSİ LANSMANI GERÇEKLEŞTİRİLECEK Öte yandan Türkiye'nin COP31 Eylem Ajandası'nın öncelikli başlıklarından "Rio Sinerjisi"ne yönelik çalışmalar da COP17 kapsamında sürdürülüyor. İklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve çölleşmenin birbirinden bağımsız değil, birbiriyle bağlantılı küresel sorunlar olduğu yaklaşımına dayanan Rio Sinerjisi ile bu alanlardaki uluslararası sözleşmeler kapsamında yürütülen çalışmaların ortak hedefler doğrultusunda birbirini desteklemesi amaçlanıyor. Bu çerçevede, üç alandaki çalışmaların daha uyumlu yürütülmesi ve mevcut taahhütlerin ortak eylemlere dönüştürülmesini amaçlayan Rio Sinerjisi Çalışma Grubu'nun lansmanının COP17 sürecinde gerçekleştirilmesi planlanıyor. Türkiye'nin COP31 Başkanlığı tarafından yürütülen çalışmayla, ülkelerin mevcut ulusal öncelikleri ve taahhütleri doğrultusunda eylemlerin geliştirilmesi, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik ve çölleşmeyle mücadele alanlarında uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi hedefleniyor.

Ulusal Su Kurulu Toplandı: Bakan Yumaklı'dan Su Yönetiminde Yeni Dönem Mesajı Haber

Ulusal Su Kurulu Toplandı: Bakan Yumaklı'dan Su Yönetiminde Yeni Dönem Mesajı

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünde gerçekleştirilen Ulusal Su Kurulunun 6'ncı toplantısına başkanlık etti. İklim değişikliğinin etkilerine, yağış verilerine ve su yönetimine dair kritik açıklamalarda bulunan Yumaklı; "Suyu yalnızca tüketilen bir kaynak değil, üretimden ticarete tüm ekonomik süreçlerin parçası olarak değerlendireceğiz" dedi. Dünyanın dört bir yanında iklim değişikliğinin etkilerinin her geçen gün daha şiddetli hissedildiğini vurgulayan Bakan Yumaklı, kuraklık sürelerinin uzadığına ve kısa sürede meydana gelen şiddetli yağışların arttığına dikkat çekti. Türkiye’nin de bu küresel tablonun tam ortasında yer aldığını belirten Yumaklı, önümüzdeki dönemin su politikalarına ilişkin stratejik hedefleri paylaştı. "2025 Son 52 Yılın En Kurak Yılı Oldu, 2026’da Yağışlar Yüzde 30 Arttı" Yağış verilerindeki dengesizliğe dikkat çeken Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, son yıllardaki kuraklık ve yağış grafiklerini şu sözlerle değerlendirdi: "2025 su yılı, yağışlarda yaşanan yüzde 26 azalmayla son 52 yılın en kurak yılı olarak kayıtlara geçti. 2026 su yılında ise ülkemiz genelinde yağışlar uzun yıllar ortalamasının yaklaşık yüzde 30 üzerinde seyrediyor. Son 66 yılın en yüksek yağış seviyelerinden birini yaşıyoruz." Geçen yılın aynı döneminde yüzde 43 civarında olan aktif baraj doluluk oranının bugün yüzde 72 seviyesine ulaştığını aktaran Yumaklı, bu tablonun sevindirici olduğunu ancak kontrolsüz yağışların bazı şehirlerde taşkın ve sellere yol açtığını ifade etti. Kuraklık ve Taşkın Riskine Karşı "Geleceği Planlayan" Su Politikası Günü kurtaran çözümler yerine geleceği inşa eden bir anlayışla hareket ettiklerini söyleyen Bakan Yumaklı, bilimsel veriler ışığında 25 nehir havzasının bir bütün olarak yönetileceğini açıkladı. Ulusal Su Kurulunun bugüne kadar aldığı 37 karardan 27’sinin hayata geçirildiğini, kalan 10 karar üzerindeki çalışmaların ise aralıksız sürdüğünü bildirdi. Su Kanunu Taslağı Görüşe Açıldı, Su Ayak İzi Çalışmaları Hızlandı Su verimliliğini dijital ortama taşıdıklarını belirten Yumaklı, kritik başlıkları şöyle sıraladı: Su Kanunu Taslağı: Teknik hazırlıkları tamamlanan taslağa 2 binin üzerinde görüş geldi. Su Verimliliği Bilgi Sistemi: Hizmete giren sistemde kısa sürede 6 binden fazla kullanıcıya ulaşıldı ve 120 binin üzerinde belgelendirme başvurusu bekleniyor. Su Ayak İzi ve Sanal Su: Sakarya, Susurluk, Kuzey Ege, Batı Akdeniz, Büyük Menderes, Aras, Çoruh ve Gediz havzalarında çalışmalar tamamlandı. Hedef: 2030 yılına kadar tüm havzalarda su ayak izi haritasını çıkarmak. Erken Uyarı ve Akıllı Su Yönetimi Geliyor Kahramanmaraş merkezli depremler ve küresel çatışmaların su altyapısının korunmasının ne kadar hayati olduğunu bir kez daha kanıtladığını ifade eden Yumaklı; yapay zeka, sensörler ve yeni nesil dijital sistemlerle donatılmış akıllı bir su yönetim sistemi kuracaklarını söyledi. Ayrıca Türkiye'de aktif hizmet veren 1831 baraj ve göletin verimli işletilmesi, arıtılmış atık suların yeniden kazanılması ve sınır aşan sular konusundaki bölgesel iş birliklerinin öncelikli gündem maddeleri arasında yer aldığı vurgulandı. 30 Bin Taşkın Haritası ve Tahliye Planı Hazırlandı Avrupa Birliği Taşkın Direktifi'ne uyumlu olarak 25 nehir havzasında Taşkın Yönetim Planları'nın tamamlandığını müjdeleyen Bakan Yumaklı, 30 binin üzerinde taşkın haritası ve tahliye planı hazırlandığını belirtti. Güncellenen Antalya Havzası örneğini veren Yumaklı, 2016'da 7 yerleşim alanında 44 olan tedbir sayısını, risk tespit edilen 196 yerleşim yerinde 482 tedbire çıkardıklarını kaydetti.

Candan Başkan Çorlu Tarımtech Fuarı'nda Üreticilerle Buluştu Haber

Candan Başkan Çorlu Tarımtech Fuarı'nda Üreticilerle Buluştu

Tekirdağ’ın ve Trakya’nın güçlü tarımsal üretim potansiyelini teknolojiyle buluşturan 19. Çorlu Tarımtech Tarım, Hayvancılık, Tohum, Meyvecilik, Sulama Teknolojileri ve Tarım Makineleri Fuarı kapılarını açtı. Fuarın açılışında konuşan Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, “Bizim hayalimiz; gencin köyünde kalmak zorunda olduğu değil, köyünde kalmayı tercih ettiği bir Tekirdağ.” dedi. 10-15 Ağustos tarihleri arasında Çorlu Fuar Alanı’nda ziyaretçilerini ağırlayacak olan fuarda Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi de Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda açtığı stantla yerini aldı. Büyükşehir Belediyesi standında kırsal kalkınmaya yönelik projeler tanıtılırken, TEK Marketlerde vatandaşlarla buluşturulan yerli ve doğal ürünler de sergileniyor. CANDAN BAŞKAN: “TARIM BİZİM İÇİN ÇOK KIYMETLİ” Fuarın açılışında konuşan Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, Trakya’nın üretim gücünü, alın terini ve teknolojiyi aynı çatı altında buluşturan fuarın 19’uncusuna ev sahipliği yapmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Tekirdağ’ın güçlü sanayisinin yanı sıra önemli bir tarım kenti olduğuna dikkat çeken Başkan Yüceer, kentin çok yönlü yapısının altını çizdi. “Bize her gittiğimiz yerde sorarlar: Tekirdağ sanayi şehri mi, tarım şehri mi, turizm şehri mi, lojistik merkez mi, üniversite şehri mi?yahu Biz de her seferinde gururla diyoruz ki: Tekirdağ hepsi. Bunların her biri. Hiçbirinden vazgeçmek istemiyoruz. Ancak tarım bizim için çok kıymetli.” dedi. “TEKİRDAĞ’IN TARIMI GERİDE DURAMAZ” İklim değişikliği, kuraklık, su kaynakları üzerindeki baskı ve artan üretim maliyetlerinin tarım sektörünü her geçen gün daha fazla etkilediğini ifade eden Candan Başkan, dünyada tarımın teknoloji, bilim ve verimlilik ekseninde yeniden şekillendiğini söyledi. “Eski bolluğumuz, eski bereketimiz, eski konforumuz yok maalesef artık. Kuraklık var, su kaynaklarımız üzerindeki baskı büyüyor, üretim maliyetleri yükseliyor, rekabet güçleniyor. Dünya tarımı teknolojiyle, verimle, bilimle yeniden şekilleniyor. Biz de geride duramayız. Tekirdağ’ın tarımı da geride duramaz.” diyen Başkan Yüceer, Büyükşehir Belediyesi olarak üretimin devamlılığı için sorumluluk almaya devam ettiklerini vurguladı. Candan Başkan, üreticinin maliyetlerini azaltmak, üretim kapasitesini artırmak, kırsalda yaşamı güçlendirmek ve Tekirdağ’ın üretim gücünü gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla çok sayıda proje yürüttüklerini belirtti. ÜRETİMİN HER AŞAMASINDA ÜRETİMİ DESTEKLEYEN BİR BÜYÜKŞEHİR Kırsal kalkınmaya yönelik çalışmalara değinen Başkan Yüceer; yem destekleri, “Hadi Gel Köyümüzde Sürümüzü Büyütelim” projesi, mazot ve fide desteklerinin yanı sıra arıcılık ve balıkçılığa yönelik destekleri de sürdürdüklerini ifade etti. Tarla yollarının açılmasından bağcılık ve yem bitkilerinin desteklenmesine, kırsal altyapının güçlendirilmesinden hayvan içme suyu göletleri ve tarımsal amaçlı su depolarının kazandırılmasına kadar farklı alanlarda çalışmalar yürüttüklerini belirten Başkan Yüceer, “Çünkü üreticinin desteğe ihtiyacı yalnızca ekim zamanı değil, tarlasına giderken de, hayvanını sularken de, ürününü yetiştirirken de devam ediyor.” dedi. “ÜRETİCİDEN TÜKETİCİYE OLAN AKSI GÜÇLENDİRİYORUZ” Tarımda üretim kadar ürünün değerinde satılabilmesinin de önemli olduğunu vurgulayan Candan Başkan, üreticinin pazara erişimini güçlendirmek amacıyla TEK Market projesini geliştirdiklerini söyledi. Birçok ilçede hizmet vermeye başlayan TEK Marketlerin önümüzdeki aylarda 11 ilçenin tamamında hayata geçirilmesinin hedeflendiğini belirten Başkan Yüceer, “Üreticiden tüketiciye olan aksı güçlendirirken tüketiciyi de yüzde yüz yerli, sağlıklı, ekonomik ve güvenilir gıdayla buluşturmak bizim en büyük hedefimiz.” ifadelerini kullandı. 1.340 DEKARDA KAPALI DEVRE SULAMA Tarımda teknolojinin yanı sıra su kaynaklarının verimli kullanılmasının da büyük önem taşıdığını belirten Başkan Yüceer, kuraklığın etkilerinin giderek arttığı süreçte kapalı sulama sistemlerinin yaygınlaştırılmasını hedeflediklerini söyledi. Kazandere’de hazırlanan projeyle 1.340 dekar tarım arazisinin kapalı devre sulama sistemiyle buluşturulacağını ifade eden Başkan Yüceer, “Vahşi sulamanın önüne geçerek su tasarrufu sağlarken üretim gücünü artırmayı hedefliyoruz.” dedi. “GENCİN KÖYÜNDE KALMAYI TERCİH ETTİĞİ BİR TEKİRDAĞ” Kırsal kalkınma çalışmalarının yalnızca bugünün üretimini değil, geleceğin kırsal yaşamını da güvence altına almayı hedeflediğini vurgulayan Başkan Yüceer, gençlerin köylerde kalmasını sağlayacak ekonomik ve sosyal yapının oluşturulmasının önemine dikkat çekti. “Bizim hayalimiz, gencin köyünde kalmak zorunda olduğu bir Tekirdağ değil; köyünde kalmayı tercih ettiği bir Tekirdağ inşa etmek.” diyen Yüceer, Tekirdağ’ın üreticisine ve Trakya’nın bereketine güvendiklerini belirtti. Üreticiye, toprağa, suya ve doğaya sahip çıkıldığı sürece Tekirdağ ve Türkiye için güzel bir geleceğin mümkün olduğunu ifade eden Başkan Yüceer, fuarın düzenlenmesinde emeği bulunanlara teşekkür etti. BÜYÜKŞEHİR’İN KIRSAL KALKINMA ÇALIŞMALARI FUARDA Açılış kurdelesinin kesilmesinin ardından Başkan Dr. Candan Yüceer ve beraberindeki protokol üyeleri fuar alanını gezerek stantlarda sergilenen tarım makineleri, ekipmanlar ve sulama teknolojileri hakkında firma temsilcilerinden bilgi aldı. Büyükşehir Belediyesi standını da ziyaret eden Başkan Yüceer, burada kırsal kalkınmaya yönelik çalışmalar hakkında bilgi aldı ve TEK Marketlerde vatandaşlarla buluşturulan ürünleri inceledi. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, fuar süresince üreticilerle bir araya gelerek tarım, hayvancılık ve kırsal kalkınma alanında hayata geçirdiği destek ve projeleri tanıtmaya devam edecek. Çorlu Tarımtech Tarım Fuarı, 15 Ağustos’a kadar Çorlu Fuar Alanı’nda ziyaretçilerini ağırlayacak. Çorlu Fuar Alanı’nda düzenlenen açılış törenine Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, Çorlu Belediye Başkanı Ahmet Sarıkurt, Ergene Belediye Başkanı Müge Yıldız Topak, Çorlu Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı İzzet Volkan, Çorlu TSO Meclis Başkanı Erdim Noyan, protokol üyeleri, siyasi parti ve sektör temsilcileri, üreticiler ile çok sayıda vatandaş katıldı.

Buğday Üreticisi Mazot Karşısında Eridi: 73 Litre Kayıp! Haber

Buğday Üreticisi Mazot Karşısında Eridi: 73 Litre Kayıp!

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, TBMM’de yaptığı kapsamlı konuşmada Türkiye’nin tarım politikasındaki yanlışları ve üreticinin karşı karşıya olduğu derin krizleri gözler önüne serdi. Ömer Fethi Gürer, “Bitkisel üretim, tarla, bahçe ve sebze üretimiyle ilgili bazı iktidar milletvekili arkadaşlarımız geliyor, bu dönem üretimdeki artıştan söz ediyor, bir önceki yıla göre değerlendiriyorlar. Bir önceki yıla göre değerlendirirseniz tabii üretim artışı var. 2023 yılına göre 2025 yılında yalnızca 10 milyon ton tahıl tarla ürünlerinde kayıp oluştu, meyvedeki kayıp da kayıt dışıyla beraber 10 milyon tona yakın. Bunun nedeni kuraklık ve zirai dondur. O kriterlere göre bakarsanız bu yıl üretimde artış görülür ama 2002 yılında bu ülkede 19 milyon 500 bin ton buğday yetişirken geçen yıl 17 milyon 900 bin ton yetişmişti. Öyle olunca, nüfusa göre değerlendirdiğinizde, geçen yıldan bu yıla da 22 milyon ton ilk tahmin olduğuna göre, nüfus oranı ölçüsünde buğday üretiminde artışımız yok, açığımız var.” diye konuştu. 2025 YILINDA 1 TON BUĞDAY SATAN ÇİFTÇİ 287 LİTRE MAZOT ALIYORDU, BU YIL 1 TON BUĞDAY SATAN ÇİFTÇİ 214 LİTRE MAZOT ALABİLİYOR. Gürer, “DİR (Dahilde İşleme Rejimi) kapsamında da her yıl buğday ithal ediyoruz. Peki, buğday üreticisine gerekli destek sağlanıyor mu? Verilen alım fiyatının düşük olduğunu defalarca dile getirdik. Bakınız, 2025 yılında 1 ton buğday satan çiftçi 287 litre mazot alıyordu. Bu yıl 1 ton buğday satan çiftçi 214 litre mazot alabiliyor. Mazot da üretimdeki en önemli gider kalemlerinden biri. Keza, gübrede de benzer bir durum var. 2021 yılında mazot 7 lirayken, 2026 yılında mazot 77 lira. Verilere böyle baktığımız zaman tarım kesiminin sorunlarını daha iyi fark eder, irdeleriz.” dedi. Gürer, “Bölgelerimizdeki üreticilerle konuştuğunuzda, çiftçilerle konuştuğunuzda sıkıntıları sizlere anlatıyorlardır. En örgütsüz kesimlerden biri tarım kesimi. Bireysel anlamda kredisini alıyor, borçlanıyor, üretim yapıyor, sonra da ödeyemediği zaman kapıya icra geliyor. Yalnızca bu ay için 77 traktör, 5.400 tarlaya icra yine gelmiş. Öyle olunca, bu rakamsal artışları da gözlediğinizde her yıl kırsalda bu işi yapanın sayısı azalıyor. Veriler doğru kullanılmadı mı sorun yok gibi görünür ama sorun var.” dedi. MISIRDA SORUN VAR CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Mısır üretiminde Türkiye'nin üretim açığı olmayabilir ama her yıl mısırda 3-4 milyon ton açığımız var. Niye var? Çünkü ithalatı kolaylıyoruz. Oradaki fiyat dengesini Türkiye'deki üretimle paçal yapıp fiyat düşürme yolunda bir çalışma gerçekleştiriyorsunuz. Bunu yapacağınıza, çiftçi için ürünlerde girdi maliyetlerinde, gübrede yüzde 50 sübvansiyon desteği sağlansa, mazotta ÖTV, KDV kaldırılsa, Ziraat Bankası kredilerinde çiftçiyi koruyan bir anlayış geliştirilse, bu bağlamda borçların ötelenmesi yoluna gidilip faizleri silinse bu meselelerde üretici korunur. Üreticinin korunmasıyla üretim açığı kapatılabilir. 21 üründe arz açığı var. Bu benim belirlediğim bir arz açığı değil; verileri bakanlığın, TÜİK'in verilerinin dışında veri kullanmam ama TÜİK mayıs ayında bitkisel üretimi açıklıyor, bir de aralık ayında açıklıyor. İkisi arasında geçen yıl bazı ürünlerde 2 milyon tona yakın sapma var. Bu ülkenin tarımını ayağa kaldırmak için doğru politikalara ihtiyaç var.” dedi. TARIMDA SORUNLAR DERİNLEŞİYOR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TBMM'de yaptığı konuşmada tarımdaki sorunların derinleştiğini de söyledi. Gürer, “Ülkemizde Toprak Mahsulleri Ofisinin önemli bir işlevi var. 1938 yılında Cumhuriyet Halk Partisi tarafından kurulmuş, çiftçinin kara gün dostuydu, sonradan yapısal değişikliklere uğradı. 2006 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları döneminde Toprak Mahsulleri Ofisinin depoları satıldı, bölgelerden çekildi, serbest piyasa ekonomisi mantığıyla ofis neredeyse tükenme noktasına geliyordu. Sonra baktılar ki üretilen ürün var, üretici ürettiği ürünü satacak nokta arıyor, yeniden TMO'nun işlevini değiştirdiler, günümüze kadar gelen farklı yapılanmalar oluştu. Burada ortaya çıkan en önemli sorun, kamunun alım fiyatı adı altında belirlediği fiyatı tüccarın beklemesi, onun altında fiyatla da piyasaya girmesi oluyor. Taban fiyat uygulaması olmadığı için TMO'nun açıkladığı fiyat bir alım fiyatı ama TMO'ya ürün teslim etmenin şartları ağır. 'Randevu sistemi' diyor, ödemede problem var, 'Ayağıma getir, belirlediğim yerde olsun.' diyor çünkü her yerde alım yapmıyor. Her yerde alım yapmadığı zaman borçlu çiftçi, tarlaya gelen tüccara ürününü vermek durumunda kalıyor ve üründen para kazanamıyor.” dedi. TMO ALIM FİYATI DÜŞÜK TUTUYOR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “TMO'nun açıkladığı fiyatları da eleştirdi. Gürer, 'Genelde TMO alım fiyatı düşük oluyor. Bu yıl buğdayın tonunda 16.500 lira fiyat açıkladı. Çukurova'daki verimliliğe göre 20 bin lira civarında bir maliyet fiyatı varken, İç Anadolu'da kıraç arazideki verime göre de 24 bin lira civarında bir maliyeti var ton olarak. Onun için bölgesel olarak da sorunun oluşumuna yol açıyor.'” diye konuştu. FINDIK ALIM FİYATI KİLOSU 370 LİRA OLMALI TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, fındık alım fiyatıyla ilgili çağrıda bulundu. Gürer, “Bugünlerde fındıkla ilgili alım fiyatı açıklanacak. Toprak Mahsulleri Ofisinin açıklayacağı bu fiyat, ülkemiz fındığı için de önemli. Cumhuriyet Halk Partisi olarak önerimiz, çiftçi refahını sağlayacak kiloda 370 liralık bir fiyat. Nedenine gelince, stratejik bir ürün fındık. Fındığın yüzde 80'ini ihraç ediyoruz, katma değerli ürüne dönüştürüyoruz ama Türkiye'de fındık üreticisinin yanında durmayan bir kamu var. Tekelleşmiş yabancı şirketlere fındığımız neredeyse peşkeş çekilip farklı ülkelerde Türkiye'den götürülen fındıkla pazar yaratıp, üretim alanı yaratıp Türkiye fındığının da önü kesilmek isteniyor. Oysa fındıkta dünya markasıyız. Fındık üreticisinin yapısı da genelde büyük kentlerde olup fındığına bakım yapar, gelir, orada hasadını yapar, tekrar dönüş sağlar. Böyle giderse fındıkta da sorunlar oluşacak. Son yıllardaki yanlış politikalar fındığı da sorunlu kıldı. Çayda sorun, fındıkta sorun, buğday mevsimsel yıllık değişimlere uğradığında sorun, mısırda sorun; mercimekte ürettiğimizin iki katını ithal eder duruma geldik. Mercimek ülkesiyken 21 üründe arz açığı devam ediyor. Yanlış tarım politikası ve uygulamalarıyla ortaya çıkan sorunlar, tarımda Türkiye'yi bir kaosa doğru sürüklüyor.” dedi. İTHAL ÜRÜNÜ İŞLEYİP İHRACAT ETMEK YERİNE ÇİFTÇİMİZ ÜRETSİN CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer konuşmasında, “Ne deniliyor? 'Tarımsal üretim ihracatında yükseldik.' Yurt dışından, yabancı ülkelerden getirdiğin ürünü Türkiye'de işliyorsun, dâhilde işleme rejimi kapsamında yurt dışına satıyorsun, onunla övünüyorsun. Önemli olan kendi üreticini desteklemek, kendi üreticinin refahını sağlamak, ürettiğin ürünün değer bulmasına yol açmak, girdi maliyetlerini düşürmek ve tüketicinin de uygun fiyatlarla ürün alacağı bir sistemi oluşturmak. Bu sistem oluşmazsa ülke için sorunlar oluşur.” dedi.

İklim Masası’ndan "2026 Yazında Bizi Neler Bekliyor" Toplantısı Haber

İklim Masası’ndan "2026 Yazında Bizi Neler Bekliyor" Toplantısı

İklim Masası, 16 Temmuz Perşembe günü düzenlediği ‘‘2026 Yazında Bizi Neler Bekliyor?’’ başlıklı çevrimiçi basın toplantısında, iklim değişikliğinin Türkiye üzerindeki etkilerini ve 2026 yazına dair riskleri masaya yatırdı. İklim Masası kurucusu Selin Uğurtaş moderatörlüğünde düzenlenen toplantıda konuşan Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, Dr. Bikem Ekberzade ve Doç. Dr. Okan Ürker, iklim değişikliğinin artık sadece bir çevre sorunu değil, halk sağlığından orman yönetimine kadar sistemik bir güvenlik riski olduğuna dikkat çektiler. ​"Sıcak Yıllar Artık İstisna Değil" Toplantıda Türkiye’nin son 14 yılının 1900-2020 ortalamasından daha sıcak geçtiğini belirten Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, iklim değişikliğinin "normal" kabul edilen hava modellerini bozduğuna vurgu yaptı. ​Halk Sağlığı Riski: Geceleri 20°C’nin üzerinde seyreden "tropikal gecelerin" yaygınlaşmasının ciddi bir halk sağlığı tehdidi olduğunu belirten Yavaşlı, vücudun dinlenmesini engelleyen bu durumun kalp-damar ve dolaşım sistemi hastalıklarını tetiklediğini ifade etti. ​Acil Eylem Planı: Yavaşlı, Avrupa'daki verilere paralel olarak Türkiye'de de ısıya bağlı ölümlerin kayıt altına alınması, sağlık temelli ısı eylem planlarının hazırlanması ve açık havada çalışanlar için "siesta" gibi zorunlu dinlenme saatlerinin getirilmesi gerektiğini savundu. ​"Yangınlarda Dinamikler Değişti" Yangın yönetimi üzerine çalışmalarını aktaran Dr. Bikem Ekberzade, yangınların sayısından ziyade, ulaştıkları "ekstrem boyutların" endişe verici olduğunu kaydetti. ​Kararlı Kuraklık: Türkiye’nin uzun süredir kararlı bir kuraklık döngüsünde olduğunu belirten Ekberzade, tek bir yağışlı yılın bu sinyali kırmaya yetmediğini söyledi. İklimin "kırbaç etkisi" ile ekstrem kuraklık ve ani yağış döngülerinin, bitki örtüsündeki yakıt yükünü artırarak yangına hazır zeminler oluşturduğuna dikkat çekti. ​İnsan Faktörü: Yangınların %90’ının insan kaynaklı olduğunu hatırlatan Ekberzade, elektrik hatlarından kaynaklanan kıvılcımlardan turizm bölgelerindeki yoğun insan faaliyetlerine kadar risk faktörlerinin arttığını vurguladı. ​"Yangın Yönetimi, Bütçe Yönetimidir" Geleneksel ekolojik bilginin dışlanmasının ormanları savunmasız bıraktığını savunan Doç. Dr. Okan Ürker, yangınla mücadele anlayışının baştan aşağı değişmesi gerektiğinin altını çizdi. ​Yanmaya Hazır Sistemler: 1940'lardan bu yana süregelen "agresif söndürme" odaklı politikaların, ormanlarda yanıcı madde birikimine neden olduğunu belirten Ürker, "Ormanlarda keçi otlatılmasını yasaklayarak ve geleneksel bilgiyi dışlayarak, kıyılarımızı tutuşmaya hazır kibrit kutularına dönüştürdük," dedi. ​Bütüncül Çözüm: Yangın yönetiminin sadece "söndürme" odaklı olmaması gerektiğini belirten Ürker, mekanik seyreltme, kontrollü yakma ve ekolojik otlatma gibi yöntemlerin, yangın söndürme kadar stratejik birer araç olarak kullanılması gerektiğini ifade etti. ​Antalya’daki COP31 Zirvesi Öncesi Çağrı Akdeniz havzasının iklim krizinden %20 daha hızlı etkilendiğini belirten uzmanlar, Antalya’da yapılacak COP31 toplantısının Türkiye için bir dönüm noktası olduğunu belirtti. İklim Masası, iklim değişikliği ile uyum planlarının ertelenmesinin artık bir seçenek olmadığını; gıda arzı, su güvenliği ve toplumsal sağlık için bütüncül bir dayanıklılık girişimi kurulması gerektiğini savunarak sözlerini tamamladı. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş

Kuraklık ve Seller Neden Aynı Anda Yaşanıyor? Haber

Kuraklık ve Seller Neden Aynı Anda Yaşanıyor?

Türkiye, bir yanda uzun süren sıcak ve kurak dönemler, diğer yanda ise şehirleri göle çeviren ani sağanaklarla boğuşuyor. Peki, birbirine zıt gibi görünen kuraklık ve seller nasıl oluyor da aynı iklim krizinin iki farklı yüzü olarak karşımıza çıkıyor? Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi’nden Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, Türkiye’nin su geleceğini ve değişen yağış rejimini çarpıcı verilerle açıklıyor. ​İklim değişikliği, Türkiye’de yağışların miktarından ziyade "karakterini" kökten değiştirdi. İstanbul’dan İç Anadolu’ya kadar geniş bir coğrafyada yaşanan aşırı hava olayları, artık bir "talihsizlik" değil, iklim krizinin getirdiği yeni bir normal. ​Kuraklık ve Sel: Aynı Madalyonun İki Yüzü ​Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı’ya göre, Türkiye’deki en büyük yanılgı yağışları sadece "yıllık toplam" üzerinden değerlendirmek. Oysa bir bölgenin su geleceğini belirleyen şey toplam yağış miktarı değil, bu yağışın yıl içindeki dağılımı ve ritmidir. ​Sıkışan Yağışlar: İklim değişikliğiyle birlikte yağışlar daha seyrek ama çok daha şiddetli düşüyor. İnce ve düzenli yağışlar toprağı beslerken, kısa süreye sıkışan yoğun sağanaklar toprağa sızamadan sel sularına dönüşerek denize akıyor. ​Kuru Toprağın İntikamı: Uzun süren kuraklıklar nedeniyle "kabuklaşan" ve sertleşen toprak, aniden düşen şiddetli yağmuru ememiyor. Bu durum, kuraklığın paradoksal bir şekilde seli beslemesine yol açıyor. ​Clausius-Clapeyron İlişkisi: Neden Daha Şiddetli Yağmurlar? ​Doç. Dr. Yavaşlı, termodinamiğin temel prensiplerinden biri olan Clausius-Clapeyron ilişkisine dikkat çekiyor. Buna göre, atmosferdeki her 1 derecelik ısınma, havanın taşıyabileceği nem miktarını yaklaşık %7 oranında artırıyor. Bu da atmosferin daha fazla "su yükü" taşıması ve bu yükün tek seferde, aşırı şiddetli sağanaklar halinde boşalması anlamına geliyor. ​Türkiye’nin Su Güvenliği Risk Altında ​Türkiye’nin mevsim normallerinin üzerinde yağış alması, kuraklık tehlikesinin bittiği anlamına gelmiyor. Çünkü yüzeydeki sel görüntüleri, yeraltı sularının (akiferlerin) beslendiği yanılgısını yaratıyor. Gerçekte ise, yağışın büyük kısmı yer altı rezervlerine ulaşmadan kayboluyor. Bu durum, yüzeydeki geçici bolluk ile yeraltındaki yapısal kıtlık arasındaki makası giderek açıyor. ​"Artık Yağışın Ritmine Odaklanmalıyız" ​Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, afet ve su yönetiminde köklü bir zihniyet değişikliğinin şart olduğunu vurguluyor. İşte çözüm önerileri: ​Ani Taşkınlara Dayanıklı Altyapı: Şehirlerdeki betonlaşma azaltılmalı, dere yatakları korunmalı ve geçirimsiz yüzeylerin yarattığı riskler minimize edilmeli. ​Akıllı Tarım Uygulamaları: Toprağın su tutma kapasitesini artıran yöntemler ve damla sulama sistemlerine geçiş teşvik edilmeli. ​Yağmur Suyu Hasadı: Yağan her damla suyun toprağa sızdırılması veya depolanması için akifer besleme projeleri hayata geçirilmeli. ​Sonuç: Bir İklim Değişikliği Gerçeği Türkiye’nin bir bölgesinin kuruması diğerinin sel yaşaması, sistemin bozulduğunun en somut kanıtı. İklim değişikliği, mevsimsel düzeni bozarak su güvenliğimizi tehdit ediyor. Doç. Dr. Yavaşlı’nın uyarısı net: "Yağış artık düzenli gelmiyor; bu yüzden geldiğinde onu yakalayıp tutabilmeli, gelmediğinde ise elimizdekini koruyabilmeliyiz." Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş, Doç.Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı

Fırat Havzası’na 86 Milyon Avroluk Dev Yatırım Haber

Fırat Havzası’na 86 Milyon Avroluk Dev Yatırım

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 6 ili kapsayan Fırat Havzası Rehabilitasyon Projesi’nin lansmanında önemli açıklamalarda bulundu. 2031 yılına kadar sürecek projeyle hem doğal kaynakların korunması hem de kırsal kalkınmanın desteklenmesi hedefleniyor. ​Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Malatya İnönü Üniversitesi’nde düzenlenen Fırat Havzası Rehabilitasyon Projesi lansmanına katıldı. Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) ve Orman Genel Müdürlüğü iş birliğiyle hayata geçirilen proje için 86 milyon avro bütçe ayrıldığını duyuran Bakan Yumaklı, bu girişimin kırsal kalkınmada yeni bir model oluşturacağını belirtti. ​6 İlde 40 Bin Haneye Ulaşılacak ​Projenin Malatya, Adıyaman, Bingöl, Diyarbakır, Elazığ ve Şanlıurfa illerini kapsadığını ifade eden Yumaklı, hedeflerini şu sözlerle açıkladı: ​"2031 yılına kadar devam edecek bu çalışmalar kapsamında 6 ilimizde, 39 ilçemizde, 400 orman köyümüzde ve 40 mikro havzada yaklaşık 40 bin hanemize ulaşmış olacağız." ​İklim Değişikliğiyle Mücadelede Güçlü Hamle ​İklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeken Bakan Yumaklı, orman yangınları, kuraklık ve sel gibi afetlere karşı projenin büyük bir koruma kalkanı işlevi göreceğini vurguladı. Proje kapsamında yapılacak yatırımlar şunları içeriyor: ​Doğal Kaynak Koruma: Toprak muhafazası, sel kontrolü ve ağaçlandırma çalışmaları. ​Altyapı ve Islah: Mera ıslahı ve hayvan içme suyu tesisleri. ​Hibe ve Kredi Desteği: Modern sulama, yenilenebilir enerji, hayvancılık, seracılık ile tıbbi ve aromatik bitki yetiştiriciliği. ​"Cumhuriyet Tarihinin En Yüksek Üretim Sonuçlarını Bekliyoruz" ​Geçen yıl Malatya’daki kayısı üreticisini zorlayan zirai don olayına değinen Bakan Yumaklı, devletin üreticinin yanında olduğunu hatırlattı. Bu yıl yağışların da etkisiyle hasat döneminin umut verici geçtiğini belirten Yumaklı, "Bu sene inşallah Cumhuriyet tarihimizin en yüksek tarımsal üretim sonuçlarını alacağız" dedi. ​Gençler ve Kadınlar Odak Noktasında ​Fırat Havzası Rehabilitasyon Projesi’nde kadınların ve gençlerin üretime katılımına özel bir önem verdiklerini ifade eden Bakan Yumaklı, bu modelin sadece bölge için değil, Türkiye’nin diğer bölgeleri için de örnek teşkil edeceğini belirtti. ​Programın ardından Bakan Yumaklı, Malatya Orman İşletme Müdürlüğü’nün yeni hizmet binasının açılışını gerçekleştirerek bölgedeki temaslarını tamamladı.

Tekirdağ’da Hasat Coşkusu: 10. Geleneksel Hasat Bayramı Beyazköy’de Kutlandı Haber

Tekirdağ’da Hasat Coşkusu: 10. Geleneksel Hasat Bayramı Beyazköy’de Kutlandı

Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından geleneksel olarak düzenlenen Hasat Bayramı’nın 10’uncusu, Saray ilçesi Beyazköy Mahallesi’nde yoğun bir katılımla gerçekleşti. “Tarlada izimiz, harmanda sözümüz var” diyen Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, üreticilere müjdeyi vererek Mazot Desteği Projesi’ni resmen başlattı. ​Tarım ve sanayinin başkenti Tekirdağ, bereketli bir hasat sezonunu daha büyük bir coşkuyla karşıladı. Saray ilçesi Beyazköy Mahallesi’nde düzenlenen 10. Geleneksel Hasat Bayramı, üreticileri, yerel yöneticileri ve vatandaşları bir araya getirdi. Etkinlikte, çiftçilerin bir yıllık emeğinin karşılığını alma sevinci yaşanırken, belediyenin tarımsal destekleri de törenle duyuruldu. ​Başkan Yüceer: "Tarlada İzimiz, Harmanda Sözümüz Var" ​Programda konuşan Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, tarımın sadece bir geçim kaynağı değil, bir varoluş mücadelesi olduğunu vurguladı. Başkan Yüceer, “Arkamızda ‘Tarlada izimiz, harmanda sözümüz var’ yazıyor. Bu sözün özü emektir. Sizler her türlü zorluğa rağmen toprağı işleyerek bu ülkenin sofralarını bereketlendiriyorsunuz. Biz de Büyükşehir Belediyesi olarak göreve geldiğimiz günden bu yana üretimin ve üreticimizin yanındayız” dedi. ​Mazot Desteği Projesi’nde İlk Kartlar Dağıtıldı ​Etkinliğin en önemli gündem maddelerinden biri, üreticilere nefes aldıracak olan Mazot Desteği Projesi oldu. Projenin ilk mazot destek kartları Beyazköy’deki üreticilere teslim edildi. ​Projenin detayları ise şu şekilde paylaşıldı: ​Saray İlçesinde: 186 çiftçiye mazot destek kartı teslim edildi. ​İl Genelinde: Toplam 4 bin 506 üreticiye 355 bin 232 litre mazot desteği sağlanacak. ​“Üretmekten Vazgeçmeyin, Biz Yanınızdayız” ​Genç nüfusun kırsaldan şehre göç etmesinin tarımsal üretim için ciddi bir risk oluşturduğuna dikkat çeken Başkan Yüceer, belediye olarak kırsal kalkınmaya yönelik stratejilerini şu sözlerle özetledi: ​“Artan maliyetler ve kuraklık tehdidiyle başa çıkmak için üreticimizi daha güçlü desteklemek zorundayız. Kooperatifleşmeyi teşvik ediyor, sulama projeleri, fide, yem, büz boru, su deposu ve küçükbaş hayvancılık destekleriyle üreticimizin üzerindeki yükü hafifletiyoruz. Kuraklığa karşı daha az su isteyen ürünleri yaygınlaştırıyor, altyapı yatırımlarımızı artırıyoruz.” ​Bereketli Hasat İçin Çiftçiye Destek Paketi ​Program kapsamında gerçekleştirilen çekilişle, çiftçilere tarımsal faaliyetlerinde kullanmaları için oğlak, kuzu, yem, gübre, ilaç ve tohum gibi çeşitli hediyeler takdim edildi. Temsili hasat etkinliğinde biçerdöverin direksiyonuna geçen Başkan Yüceer, tüm üreticilere bol kazançlı ve bereketli bir sezon diledi. ​Etkinlik, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası’nın konseriyle devam ederken; vatandaşlara lokma, Hayrabolu tatlısı, ayran ve çay ikram edilerek bayram havası pekiştirildi.

Bursa’da Kızıl Geyik Avı İhalesine Büyük Tepki Haber

Bursa’da Kızıl Geyik Avı İhalesine Büyük Tepki

Bursa’da meslek odaları, çevre örgütleri ve sivil toplum kuruluşları, Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü önünde bir araya gelerek kızıl geyiklerin ava açılmasına yönelik ihale sürecini protesto etti. "Sadece Kızıl Geyiği Değil, Bursa’nın Yaşam Hakkını Savunuyoruz" başlıklı açıklamada, doğanın bir meta olmadığına dikkat çekildi. ​Bursa Tabip Odası, Bursa Barosu, Doğader ve çok sayıda TMMOB birimine bağlı odanın katılımıyla düzenlenen ortak basın açıklamasında, av ihalelerinin sadece yaban hayatına değil, ekolojik dengeye de büyük zarar verdiği vurgulandı. Açıklamayı okuyan Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Melike Baysal, yaşamın bütüncül olduğunu ve doğanın ekonomik bir kazanç kapısı olarak görülmemesi gerektiğini belirtti. ​"Doğa, Alınıp Satılacak Bir Meta Değildir" ​Bursa'nın çevre sorunlarına dikkat çeken Baysal, "Bir canlının yaşamını ekonomik bir değere indirgemek, doğayı yalnızca gelir getiren bir kaynak olarak gören anlayışın sonucudur. Oysa doğa; alınıp satılacak, ihale edilecek bir meta değil, yaşamın ta kendisidir" ifadelerini kullandı. ​Açıklamada, Bursa'nın karşı karşıya kaldığı çevresel tahribatlar şu başlıklarla sıralandı: ​Tarım Alanlarının Kaybı: Sanayileşme ile verimli toprakların daralması. ​Su Kaynakları: Nilüfer Çayı’nın kirliliği ve İznik Gölü’ndeki su kaybı. ​İklim Krizi: Kuraklık ve ekosistem üzerindeki baskı. ​Müsilaj Sorunu: Marmara Denizi’ndeki ekolojik alarm. ​"Tek Sağlık Yaklaşımı Şart" ​Sağlıklı bir gelecek için "Tek Sağlık" (One Health) yaklaşımının önemine vurgu yapan kuruluşlar, insan sağlığının hayvan ve çevre sağlığından ayrı düşünülemeyeceğini belirtti. Kızıl geyiklerin, orman ekosisteminin yenilenmesinde kritik bir rol oynadığını ifade eden örgütler, yaban hayvanlarının yaşam hakkını savunmanın aslında geleceği savunmak olduğunu dile getirdi. ​Yaren Leylek Örneği ile Doğayla Uyum Çağrısı ​Açıklamada, doğaya karşı değil, doğayla uyum içinde yaşamanın mümkün olduğu Bursa'nın simgelerinden olan Yaren Leylek ve Adem Yılmaz dostluğu ile örneklendirildi. "Doğayla mücadele ederek değil, doğayla uyum içinde yaşayarak da üretebilir ve geleceğimizi güvence altına alabiliriz" denilen açıklamada, bilimi esas alan bir koruma anlayışı talep edildi. ​Basın açıklaması, "Bursa'nın geleceği, ancak doğası kadar güçlü olacaktır" mesajıyla ve tüm doğal varlıklara sahip çıkma kararlılığıyla sona erdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.