Hava Durumu

#Kuraklık

Kırsal Haber - Kuraklık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kuraklık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Eskişehir'de Yeni Sezon Bal Fiyatları Belli Oldu Haber

Eskişehir'de Yeni Sezon Bal Fiyatları Belli Oldu

Eskişehir İli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Yılmaz Aşçı, bu yılki bal üretimini ve merakla beklenen yeni sezon bal fiyatlarını değerlendirdi. Son iki yıldır yaşanan kuraklığın ardından bu sezon yağışların artmasıyla rahat bir nefes alan Eskişehirli arıcılar, verimli bir hasat dönemini geride bıraktı. ​Son iki yılda kuraklık nedeniyle büyük kayıplar yaşayan ve zorlu günlerden geçen Eskişehirli bal üreticileri, bu yıl yağışların ve bal akımının iyi gitmesiyle yeniden moral buldu. Üretim sürecindeki gelişmeleri aktaran Eskişehir İli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Yılmaz Aşçı, bu sezonki bal verimi ve yeni dönem fiyat politikaları hakkında önemli açıklamalarda bulundu. ​Yağışlar Arıcının Yüzünü Güldürdü ​Önceki iki yıl üst üste yaşanan kuraklığın arıcılık sektörünü ciddi şekilde yıprattığını belirten Yılmaz Aşçı, yağışlı geçen bu sezonun hayati bir önem taşıdığına dikkat çekti. Kuraklık şartlarının üst üste üçüncü yıl da devam etmesi durumunda sektörün ayakta kalmasının imkânsız hale geleceğini ifade eden Aşçı, bu yıl elde edilen yüksek rekoltenin üreticiler açısından adeta can suyu olduğunu vurguladı. ​2024 Eskişehir Bal Fiyatları Ne Kadar Oldu? ​Üreticilerin beklentileri ve maliyetler doğrultusunda belirlenen yeni sezon bal fiyatları da kamuoyuyla paylaşıldı. Açıklanan güncel bal fiyatları şu şekildedir: ​Süzme Bal Taban Fiyatı (850 gr): 700 TL ​Süzme Bal Fiyat Aralığı (Cins ve Miktara Göre): 700 TL – 1.200 TL ​Petek Bal Fiyat Aralığı: 900 TL – 1.500 TL ​Geçen yıl 850 gramlık süzme bal taban fiyatının yaklaşık 500 TL seviyesinde olduğunu hatırlatan Birlik Başkanı Yılmaz Aşçı, bu yıl yapılan 200 TL’lik artışla taban fiyatın 700 TL olarak güncellendiğini belirtti. ​Artan Girdilere Rağmen Hem Üretici Hem Tüketici Korundu ​Fiyatların belirlenmesinde sadece üretim miktarının değil, üreticinin emeğinin ve artan girdi maliyetlerinin de belirleyici olduğunu ifade eden Yılmaz Aşçı; özellikle akaryakıt, arı besleme ve ilaç giderlerindeki yükselişin arıcıların üzerindeki yükü artırdığına değindi. ​Maliyet baskısına rağmen tüketiciyi de düşündüklerini belirten Aşçı, arıcıların kendi kâr marjlarından fedakârlık yaptığını dile getirdi. Belirlenen taban ve tavan fiyatların hem üreticinin sürdürülebilirliğini hem de vatandaşın kaliteli bala erişimini göz gözettiğini söyledi.

Başkan Akın: “Marmara Bölgesi, Metropoliten Yönetişimin Canlı Bir Laboratuvarıdır” Haber

Başkan Akın: “Marmara Bölgesi, Metropoliten Yönetişimin Canlı Bir Laboratuvarıdır”

Marmara Belediyeler Birliği (MBB) ve Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, bu yıl 7-8 Ekim’de MBB ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirilen Avrupa Büyükşehirler Ağı (EMA) Forumu kapsamındaki toplantıya katıldı. Toplantı da EMA 2025–2026 Faaliyetlerinin Sunumu da gerçekleştirildi. Avrupa genelindeki dev metropollerin üst düzey siyasi temsilcilerini, belediye başkanlarını ve stratejik danışmanlarını bir araya getiren zirvede, şehirlerin geleceği konuşuldu. “İKİ TEMEL MESELEYİ TARTIŞIYORUZ” 120 milyondan fazla vatandaşı temsil eden Avrupa Büyükşehirler Ağı’nın üyeleri olarak, küresel krizlerin giderek derinleştiği bu dönemde metropollerin stratejik rolünü daha güçlü biçimde ortaya koymak üzere toplanıldığını söyleyen Marmara Belediyeler Birliği (MBB) ve Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, “EMA Forum’un bu yılki teması: “Metropoliten Geleceğin Yönetişimi: Politikalar, Fonlar ve İklim Kaynaklı Su Riskleri.” Bu başlık altında, ilk bakışta farklı alanlar gibi görünse de birbiriyle doğrudan ilişkili iki temel meseleyi tartışıyoruz. Birincisi, Avrupa’nın önümüzdeki dönemde izleyeceği politikalar ve kullanacağı finansman araçları şekillenirken metropoliten alanların bu süreçlerde nasıl bir rol üstleneceği. İkincisi ise iklim değişikliğinin kentlerimizde giderek daha somut biçimde hissettiğimiz sonuçları ve özellikle iklim kaynaklı su riskleri.” dedi. “METROPOLİTEN ALANLAR, STRATEJİK AKTÖRLERDİR” Metropoliten alanların bu yeni dönemde yalnızca politikaları uygulayan ya da fonlardan yararlanan yapılar olarak değil; politikaların tasarımında, uygulanmasında ve izlenmesinde stratejik aktörler olarak tanınması gerektiğine inandığını belirten Akın, “Kentler sorunların en yoğun hissedildiği yerlerse, çözümün ve karar süreçlerinin de güçlü aktörleri olmalıdır. Bu konu, EMA’nın uzun süredir yürüttüğü ortak savunuculuğun da merkezinde bulunuyor. Bugün Avrupa’nın farklı bölgelerindeki kentlerimiz aynı anda pek çok krizle karşı karşıya kalıyor. Bir tarafta kuraklık, su kıtlığı ve artan su stresi; diğer tarafta giderek daha sık ve şiddetli biçimde yaşadığımız seller ve aşırı hava olayları var. Bu krizler artık çevre politikalarının veya altyapı hizmetlerinin sınırlarını aşıyor. Ekonomiyi, gıda sistemlerimizi, kamu sağlığını, mekansal planlamayı ve toplumsal adaleti doğrudan etkiliyor. Bunlarla başa çıkabilmek de bütüncül bir yaklaşım gerektiriyor. Su havzaları idari sınırları tanımıyor. Altyapı ağlarımız tek bir belediyenin sınırları içinde kalmıyor. Bir idari bölgede alınan mekansal planlama kararı, başka bir yerdeki su kaynağını, tarımsal üretimi veya taşkın riskini doğrudan etkileyebiliyor. Dolayısıyla iklim kaynaklı su risklerine parçalı çözümlerle yanıt vermemiz mümkün değil. İşte bu noktada metropoliten ölçek bizlere çok önemli bir imkan sunuyor. Su yönetimini, iklim uyumunu, mekansal planlamayı, altyapı yatırımlarını ve sosyal politikaları ortak bir stratejik çerçevede ele alabilmek, metropoliten yönetişimin en güçlü imkanlarından biridir.” diye konuştu. “TÜRKİYE, BÜYÜKŞEHİR YÖNETİMİNDE ÖZGÜN VE DİNAMİK BİR MİRASA SAHİP” Türkiye’nin büyükşehir yönetimi konusunda oldukça özgün ve dinamik bir mirasa sahip olduğunu ifade eden Akın, “1980’lerde atılan adımlarla başlayan ve 2004 yılındaki kapsamlı yerel yönetim reformuyla olgunlaşan büyükşehir belediye sistemimiz; güçlü altyapı yönetimini ve büyükşehir ile ilçe belediyeleri arasında entegre hizmet modelini merkeze alıyor. Bugün Türkiye’de toplam 30 büyükşehirde, büyükşehir belediyesi ile ilçe belediyeleri arasında görev ve sorumlulukların paylaşıldığı iki kademeli bir yerel yönetim yapımız var. Bu model; ulaşım, altyapı, çevre, planlama ve su yönetimi gibi belediye sınırlarını aşan konularda koordinasyon ihtiyacından hareketle, bu alanlarda üst ölçekli planlama ve yönetim yetkisini büyükşehirlere veriyor. Bu da daha hızlı karar alabilmeyi, dayanıklı altyapılar inşa etmeyi, kaynakları rasyonel kullanabilmeyi ve kentlerimizi daha etkili yönetebilmeyi sağlıyor.” diye konuştu. “MARMARA, METROPOLİTEN YÖNETİŞİMİN CANLI BİR LABORATUVARIDIR” “Türkiye’de Marmara Bölgesi de metropoliten yönetişimin canlı bir laboratuvarı niteliğinde” diyen Akın, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Altı büyükşehre ev sahipliği yapan Marmara Bölgesi, 26 milyonun üzerindeki nüfusuyla Türkiye nüfusunun yaklaşık üçte birini barındırıyor. Sanayi, ticaret, üretim, göç ve inovasyonun en yoğun yaşandığı coğrafyalardan biri. Bu yönüyle Marmara’yı bir nevi “metropollerin metropolü” olarak adlandırıyoruz. Bu büyüklük ve yoğunluk, beraberinde çok önemli bir gerçeği de getiriyor: Marmara’da bir kentin geleceğini diğerinden bağımsız düşünmemiz mümkün değil. Bir kentimizin ulaşım kararı diğerini, bir kentimizin çevre politikası komşusunu, bir havzadaki gelişme ise birden fazla şehrimizi doğrudan etkileyebiliyor. Marmara Belediyeler Birliği de tam bu noktada özel bir role sahip. Altısı büyükşehir olmak üzere 190’dan fazla üyeye sahip Birliğimiz, farklı ölçeklerdeki belediyeleri bir araya getiriyor. Belediyeler arasında deneyim ve bilgi paylaşımını destekliyor ve tek bir belediyenin sınırları içinde çözülemeyecek meseleleri bölgesel ölçekte tartışabileceğimiz güçlü bir iş birliği zemini oluşturuyor. Biz Marmara’nın geleceğini birlikte düşünen, birlikte planlayan ve ortak sorunlar karşısında birlikte hareket edebilen güçlü bir bölgesel anlayışla şekillendirmek istiyoruz.” AKIN’DAN BALIKESİR VURGUSU Balıkesir’in bütüncül ve bölgesel metropolleşmenin son derece stratejik bir halkası olduğuna dikkat çeken Akın, “Balıkesir; hem Marmara hem de Ege Denizi’ne kıyısı olan eşsiz coğrafyası, geniş kırsal alanları, güçlü tarımsal üretimi, hızla gelişen yenilenebilir enerji kapasitesi ve şehir merkezini aynı idari yapı bünyesinde barındıran bir metropol. Su meselesi, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi olarak bizim de öncelikli alanlarımızdan biri. Şehrimizde yürüttüğümüz su yönetimi çalışmalarını sadece kent merkezlerinin içme suyu ihtiyacı üzerinden değerlendirmiyoruz. Su güvenliğini; tarımsal sulamadan havza korumaya, kuraklıkla mücadeleden ekosistemlerin korunmasına kadar bütüncül bir mesele olarak ele alıyoruz. Bir yanda doğal varlıklarımızı ve ekosistemimizi korurken, diğer yanda kentsel ve bölgesel kalkınmayı sürdürülebilir kılmayı amaçlıyoruz. Balıkesir’de edindiğimiz tecrübe ile Marmara ölçeğinde gördüğümüz tablo bize aynı gerçeği gösteriyor: Kentsel krizler sınır tanımıyor. Çözümlerimizi de sınırların ötesinde birlikte geliştirmemiz gerekiyor. Bu bakımdan Avrupa’daki metropollerin bir araya gelerek tecrübeleri üzerine istişare etmesini, birbirinden öğrenmesini ve ortak çözümler geliştirmesini son derece kıymetli buluyorum. Başarılı uygulamalarımızın yanında karşılaştığımız güçlükleri, çözüm bekleyen meseleleri ve ihtiyaç duyduğumuz iş birliklerini de konuşabilmeliyiz. Böylece farklı metropoliten deneyimleri ortak bir birikime dönüştürebilir ve kentlerimizin geleceğine birlikte yön verebiliriz.” ifadelerini kullandı.

CHP'li Gürer: "Mazot Fiyatı 92.50 TL'ye Fırladı, Çiftçi Nasıl Üretecek?" Haber

CHP'li Gürer: "Mazot Fiyatı 92.50 TL'ye Fırladı, Çiftçi Nasıl Üretecek?"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, tarım sektöründe üretim artışının çiftçi refahına yansımadığını belirterek yüksek girdi maliyetleri, düşük alım fiyatları, artan borç yükü ve yetersiz tarımsal desteklerin üreticiyi zor durumda bıraktığını söyledi. Gürer, 2006-2026 döneminde çiftçiye verilmesi gereken destek ile gerçekleşen destek arasında 1 trilyon 630 milyar 523 milyon liralık fark bulunduğunu belirtti. ÜRETİM ARTTI AMA ÇİFTÇİNİN REFAHI ARTMADI 2025 yılında kuraklık ve zirai don nedeniyle bitkisel ve bahçe üretiminde 2023 yılı üretimine göre yaklaşık 20 milyon ton ürün kaybı yaşandığını belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2026 yılında iklim koşullarının daha olumlu seyretmesiyle üretimde artış yaşandığını ancak bunun üretici gelirlerine yansımadığını söyledi. Gürer, “2025 yılı bitkisel üretim ve bahçe üretiminde 2023 yılına göre yaklaşık 20 milyon ton civarında ürün kaybı oluşmuştu. Çünkü kuraklık ve zirai don önemli ölçüde üretime zarar vermişti. 2026 yılı ise iklim açısından 2025'e göre daha iyi koşullarda oluştu ve bunun yansıması verimde, rekoltede, üretim artışı olarak ortaya çıktı. Ancak üretim artışının çiftçi refahına katkısı umuluyordu öyle olmadı. Kamu tarafından açıklanan alım fiyatları düşük tutuldu ve bir yerde üretici tüccara mahkûm edildi” diye konuştu. Ömer Fethi Gürer, alım şartlarının da üreticinin elindeki ürünü gerçek değerinin altında satmasına neden olduğunu belirterek, “Alım fiyatlarının düşük olmasının ötesinde, alım şartlarının kamu alımlarında kurallara bağlanması, tarlaya gelen tüccarın daha düşük fiyatını çiftçinin tercih etmesine neden oldu” dedi. ÇİFTÇİ ÜRÜNÜNÜ SATIP BANKAYA BORCUNU ÖDÜYOR CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarım sektörünün en önemli sorunlarından birinin borçluluk olduğunu, çiftçinin üretim yapmak için kredi kullanmak zorunda kaldığını belirterek, “1 trilyon 511 milyar liraya ulaşan kredi borçlarından dolayı çiftçinin tarladaki ürününü hemen satıp paraya çevirerek bankaya kredi borcunu ödemek zorunda kaldığı bir süreç yaşandı. Ama bazı ürünlerde tarlada da ürün önemli ölçüde kaldı ve bu da yine çiftçiler için yeni sorunlu bir süreci yarattı” dedi. ÜRETİCİ AÇIKLANAN FİYATLARDAN MEMNUN OLMADI İncirden üzüme, fındıktan buğdaya, domatesten narenciyeye ve çaya kadar birçok üründe açıklanan fiyatların üreticinin beklentisini karşılamadığını belirten CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, özellikle üzümde geçen yılın altında fiyat açıklanmasının dikkat çekici olduğunu söyledi. Gürer, “Açıklanan alım fiyatları incirde, üzümde, fındıkta, buğdayda, domateste, narenciyede ve çayda üreticileri mutlu etmedi. Bir yıl önceki alım fiyatı dikkate alındığında mevcut enflasyonun altında bu yıl ürüne alım rakamlar verilirken özellikle üzümde geçen yılın altında bir fiyat açıklandı. Bu durumda gelirinin bu yıl daha iyi olacağını düşünen çiftçimiz hüsrana uğradı. Karpuzun turfandası para etti ama son hasat o da tarlada kaldı” şeklinde konuştu. ŞEKER PANCARI FİYATI HÂLÂ AÇIKLANMADI Şeker pancarının sözleşmeli üretim açısından özel bir öneme sahip olduğunu belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, üreticinin kampanya döneminde fiyatın açıklanmasını beklediğini söyledi. Ömer Fethi Gürer, “Üreticinin münavebeli ekim yaptığı, sözleşmeli tarım olarak da çiftçiyi en azından alım garantili gördüğü şeker pancarı ile ilgili de her yıl 20 Eylül'de başlayan kampanya dönemi içinde ya da o ayın sonunda açıklanan şeker pancarı fiyatı şu ana kadar açıklanmadı.” Türkiye’de geçen yıl yaklaşık 22 milyon ton şeker pancarı üretildiğini belirten Gürer, bu yıl da yaklaşık 22 milyon ton üretim beklendiğini ifade etti. Şeker tüketiminin yıllık 2 milyon 700 bin ile 2 milyon 900 bin ton arasında değiştiğini belirten Gürer, geçen yıldan bu yıla yaklaşık 700 bin ton stokla girildiğini söyledi. ŞEKER PANCARI ÇİFTÇİSİ BEKLİYOR CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, şeker pancarı üreticisi sayısının gerilediğini ve üreticinin maliyetler nedeniyle sektörden çekildiğini belirtti. Gürer, “Şeker pancar üreten Çiftçi sayımız yıllar öncesi 350 binlerdeyken 83 binlere kadar geriledi. Bu yıl 90 bin civarında bir şeker pancarı çiftçisi varlığından söz ediliyor. Şeker pancarının 2026 yılında, yani hasat edilecek ürünün tohumu, 6 dekar için 40 bin lira civarında bir fiyata sahip. Dekara 8 ton pancar elde ediliyor. Klasik tohum 10 bin lira civarında olmasına rağmen doğal olarak üretici verimi daha iyi olduğu için 40 bin lira olan tohumu kullanıyor” dedi. BİR DEKARIN SULAMA MALİYETİ 25 BİN LİRAYA ULAŞTI Şeker pancarında sulama maliyetinin de üreticiyi zorladığını belirten Gürer, “Sulama suyu maliyeti Niğde'de bir dekara yaklaşık 25 bin lira tutuyor. Yılda en az 13 kez şeker pancarı sulama gerektiriyor. Su ve elektrik giderleri de artıyor” şeklinde ifade etti. Ömer Fethi Gürer, pancar üreticisinin yalnızca tohum ve sulama değil, mazot, gübre, ilaç ve diğer girdiler nedeniyle de yüksek maliyetle karşı karşıya olduğunu belirtti. TRAKTÖR MAZOTU 6 YILDA UÇTU CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2021 yılında 7,50 lira olan mazotun bugün 91,30 liraya yükseldiğini belirterek, “20 Temmuz 2021 tarihinde ülkemizde mazotun litresi 7 lira 50 kuruştu. 2025 yılı üretim döneminde 55 liraya çıkmıştı. Şu anda mazot 91 lira 30 kuruş. Altı yılda çok ciddi ve fahiş artış gösteren mazot fiyatı çiftçi için büyük bir külfete dönüştü” dedi. Mazottaki artışın sadece çiftçiyi değil, nakliye sektörünü de etkilediğini belirten Gürer, “Traktörü tarlaya soktuğunda gideri traktörün yalnızca mazot üzerinden artarken, tırcı ve kamyoncu da bu ürünü üretildikten sonra nakliyesini yaparken mazottaki artış fiyatlarından doğrudan etkileniyor” diye konuştu. 2026’DA ÇİFTÇİYE VERİLMESİ GEREKEN DESTEĞİN BÜYÜK BÖLÜMÜ VERİLMEDİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “2026 yılında Tarım Kanunu'nun 21. maddesinde yüzde 1 olarak verilmesi gereken toplam tutar 722 milyar lira. Ancak Cumhurbaşkanlığı program kitapçığında yer aldığı biçimiyle bu anlamda verilen destek 168 milyar lira.” Diye konuştu. Gürer, aradaki farkın yaklaşık 604 milyar lira olduğunu belirterek, iktidarın farklı kaynak kalemlerini bir araya getirerek yaptığı açıklamalar ile tarımsal destekleme rakamlarının birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi. “İktidar açıklama yaparken tarım kesimine yapılmış tüm kaynakları toplayarak bir desteğin verildiğinden söz ediyor. Ama Cumhurbaşkanlığı kitabına baktığımız zaman orada yalnızca tarım için verilen desteğin 168 milyar lira olduğu kendi açıklamalarında yer alıyor.” ÇİFTÇİNİN BANKA BORCU 1 TRİLYON 511 MİLYAR LİRAYA ÇIKTI Tarım sektörünün banka borcundaki artışa dikkat çeken TBMM Tarım,Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, Temmuz 2026 itibarıyla borcun 1 trilyon 511 milyar liraya yükseldiğini belirterek, “2026 yılı Temmuz ayı itibarıyla tarım sektörünün bankalara borcu 1 trilyon 511 milyar liraya yükseldi. Çiftçilerimizin borcu son bir yılda 411 milyar 249 milyon lira arttı. Ayrıca, tarım sektörünün bankalara kredi borcunun 2006 yılında 6 milyar 475 milyon lira olduğu dikkate alındığında aradaki farkın ne kadar katlandığını gösteriyor. Yaklaşık 230 kat artış gerçekleştiği görülüyor” diye konuştu. BORÇSUZ ÜRETİM ZOR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, çiftçinin yalnızca bankalara değil, piyasaya da borçlu olduğunu, mevcut tablo nedeniyle üreticinin borçlanmadan üretim yapmasının mümkün olmadığını ifade etti. Gürer, “Üreticinin alın teriyle, emeğiyle, üretimiyle ayakta tuttuğu tarım sektöründe kanunda öngörülen kaynak aktarılmamış. Çiftçinin hakkı olan destek yıllar boyunca eksik bırakıldı ve tarım kesimi bu nedenle borçlanmanın ötesinde giderek icra ve haciz kıskacı altında. Bu borçların 1 trilyon 511 milyar liralık kısmı bankalara. Bir de piyasaya olan borçlar var. 2 milyon 300 bin çiftçimiz olduğuna göre borçsuz üretim şu anda olası değil” dedi. TARIM SAYIMI AÇIKLANMALI Tarımda planlamanın sağlıklı yapılabilmesi için güncel verilere ihtiyaç olduğunu belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarım sayımı sonuçlarının açıklanmasını isteyerek, “2001 yılından beri bu ülkede tarım sayımı yapılmıyordu. 2025 yılında tarım sayımının başladığı ifade edilmişti. 2026 yılının sonuna geldik. TÜİK ve Bakanlık bu konuda tarım sayımının sonuçlarını şu ana kadar açıklamadı” şeklinde konuştu. ÇİFTÇİ BİR YIL SONRASINI GÖREBİLMELİ CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarımsal üretimde planlamanın yalnızca hangi ürünün ekileceğini belirlemekten ibaret olmadığını, üreticinin maliyet ve gelir hesabını da önceden yapabilmesi gerektiğini ifade ederek, “Bir yıl önceden hangi bölgede hangi ürün yetişecek? Bu üründen ne kadar verim sağlanır? Maliyeti nedir? Ve bu maliyetin üstüne konacak makul kârla üreticinin cebine ne girecek? Çiftçimiz bunları bilmeli. Girdi maliyetlerinin bu kadar arttığı, ilacın, tohumun, gübrenin, elektriğin, sulama suyunun, yem fiyatının bu kadar yükseldiği bir süreçte üreticinin artan girdi maliyetleri eğer dengelenmezse önümüzdeki süreçte yaşanacak sorunlar artar” diye konuştu. ÜRETİM BiR YILLIK EMEK CHP Niğde Milletvekili ve Tarım Orman Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer tarımın zor bir iş olduğunu belirterek “Çiftçi için ekmek elden su gölden değil aslanın ağzından. Çiftçi,üretici,hayvancılık yapan en az bir yıl uğraşarak ürün elde ediyor.Sofraya gelen gıdayı yetiştirenler yaşadığı soruna rağmen emek veriyor.Gece,gündüz çalışıyor.Çiftçi refahı hak ediyor.Sahipsiz bırakılırsa sorunlar mutfağa da daha yüksek yansır.. “ dedi. Gürer alım fiyatı yerine taban fiyat uygulamasına yeniden dönülmesini de istedi.Kamu belirlediği alım fiyatı altında tüccar fiyat belirliyor.Her ürün için kamu taban fiyat belirlemelidir ve altında tüccarda alım yapamamalıdır” diye konuştu.. ÇİFTÇİNİN HAKKI OLAN DESTEK 1 TRİLYON 630 MİLYAR LİRA EKSİK KALDI Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesinin çiftçiye millî gelirin yüzde 1’i oranında destek verilmesini öngördüğünü belirten Gürer, kanunun kabulünden bu yana üreticinin hak ettiği desteği alamadığını ifade etti. CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “18 Nisan 2006 tarihinde kabul edilen ve 25 Nisan 2006 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanan Tarım Kanunu'nun 21. maddesine göre her yıl çiftçiye millî gelirin yüzde 1'inin destek olarak verilmesi zorunlu. Ancak kendi çıkardıkları kanuna uymuyorlar” dedi. Gürer, 2006-2026 dönemindeki toplam desteği ve kanuna göre verilmesi gereken tutarı şöyle açıkladı: “2006-2026 döneminde 20 yılda 682 milyar 185 milyon lira destek verildi. Kanuna göre verilmesi gereken destek ise 2 trilyon 312 milyar 780 milyon liraydı. Aradaki fark tam 1 trilyon 630 milyar 523 milyon lira.” Bu farkın çiftçinin bugün yaşadığı borç sorunuyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Gürer, “Üretici sürekli borçlanmak durumunda kalıyor” dedi.

Denizli’nin İklim Geleceği İçin Tarihi Adım Haber

Denizli’nin İklim Geleceği İçin Tarihi Adım

Denizli Büyükşehir Belediyesi, iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir kent vizyonu kapsamında hazırladığı Yerel İklim Değişikliği Eylem Planı (YİDEP) Lansmanı ve İş Birliği Protokolü imza törenini geniş bir katılımla gerçekleştirdi. DBB Kongre ve Kültür Merkezi Mehmet Gazi Salonu’nda düzenlenen törene Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, İstanbul Enerji A.Ş. Genel Müdürü Dr. Yüksel Yalçın, DBB Genel Sekreteri Bülent Bozbaş, belediye bürokratları, akademisyenler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve çok sayıda genç katıldı. “Geleceğe miras bırakma yolculuğu” Törende konuşan Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, küresel iklim krizine karşı dayanışmanın önemine dikkat çekti. Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir çevre bırakma sorumluluğuna vurgu yapan Başkan Çavuşoğlu, "Bu işin hikayesi tamamen 'ben' değil 'biz' diyebilen bir nesille geleceği yaratmaktan ibaret. Kendi hırslarının ve zenginleşmelerinin fütursuzluğundan kurtulup, başkalarının ve geleceğin mutluluğuna ortak olan insanların sayısını çoğalttığımızda birçok sorunu da çözeceğiz. Büyükşehir Belediyesi olarak göreve geldiğimiz günden bu yana doğanın, çevrenin, suyun ve atığın en doğru şekilde yönetilmesi için çaba sarf ediyoruz. Birlikte elimizi taşın altına koyarak geleceğe bırakacağımız mirasa daha çok sahip çıkacağız" ifadelerini kullandı. "Gezegenin rengi değişiyor, enerji bağımsızlığı şart" İstanbul Enerji A.Ş. Genel Müdürü Dr. Yüksel Yalçın ise konuşmasında küresel ısınmanın yarattığı gıda, su ve enerji krizlerine değindi. Sanayi devriminden bu yana küresel ölçekte yaşanan tahribatın son 25 yılda zirveye ulaştığını belirten Yalçın, "Dünyanın rengi maviden pembeye, kırmızıya doğru ilerliyor. Gelecekte kuraklık nedeniyle yaşanacak tarımsal krizler ve göçler bilimsel bir gerçek. Bu süreçte yerel yönetimlerin imar planlarından enerji üretimine kadar sorumluluk alması gerekiyor. Binaların üzerine güneş enerjisi sistemlerinin entegre edilmesi artık bir tercih değil, imar anlayışımızın doğal bir parçası olmalı" dedi. Enerji bağımsızlığının milli bağımsızlığın temeli olduğunu vurgulayan Yalçın, "Dünyadaki savaşların ana sebebi enerjidir. Bu ülke gelecekte de tam bağımsız kalacaksa, kendi enerjisini kendi üretmek zorunda. Denizli’de attığımız bu imza, kentin 2050 yılı için koyduğu karbon nötr hedefine giden yolda çok kıymetli bir adımdır" diye konuştu. 8 aşamalı yol haritası ve bütüncül yaklaşım Süreç ve teknik detaylar hakkında sunum yapan Denizli Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanı Umut Somyürek, YİDEP’in sadece bir çevre planı değil; ulaşım, altyapı, halk sağlığı, tarım ve afet yönetimini kapsayan bütüncül bir yatırım programı olduğunu ifade etti. İklim Kanunu ve ilgili yönetmelik doğrultusunda başlatılan 8 aşamalı yol haritasını aktaran Somyürek, teknik altyapı ve veri toplama süreçlerinin ardından kent genelinde sera gazı envanterinin hesaplanacağını ve risk analizlerinin çıkarılacağını belirtti. Denizli’nin orman yangınları, su güvenliği, kentsel ısı adaları ve jeotermal kaynakların korunması gibi belirgin kırılganlıkları olduğunu kaydeden Somyürek, belirlenecek uyum ve azaltım eylemlerinin Valilik onayı ve kamuoyunun katılımıyla hayata geçirileceğini vurguladı. Törende ayrıca Denizli Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Enerji A.Ş. arasında işbirliği protokolü imzalandı. Akademik panelde "Denizli’nin iklim geleceği" masaya yatırıldı Protokol imza töreninin ardından düzenlenen "Denizli'nin İklim Geleceği" başlıklı akademik panele uzman isimler katılarak kentin iklim vizyonunu çok yönlü olarak ele aldı. Moderatörlüğünü Pamukkale Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mutlu Yaşar’ın üstlendiği oturumda panelistler şu isimlerden oluştu: Prof. Dr. Nurhan Meydan Acımış – PAÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Prof. Dr. Görkem Gülhan – PAÜ Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Dr. Öğr. Üyesi Yağmur Meltem Aydın Kızılkaya – PAÜ Çevre Mühendisliği Bölümü, İbrahim Engin Demirci – DESKİ Arıtma Tesisleri Daire Başkanı, Aykut Atlas – Denizli Enerji A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı, Ersin Aydın – İstanbul Enerji A.Ş. Enerji Yönetimi ve Proje Müdürü kentin iklim geleceğine yönelik birikimlerini paylaştı. Soru-cevap bölümü ve görüşlerin alınmasının ardından program toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.

Başkan Yüceer: "Trakya’nın ve Balkanların Geleceğini Hep Birlikte Kuralım" Haber

Başkan Yüceer: "Trakya’nın ve Balkanların Geleceğini Hep Birlikte Kuralım"

Trakya Belediyeler Birliği Eylül Ayı Olağan Meclis Toplantısı, Trakya Belediyeler Birliği ve Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Başkanı Dr. Candan Yüceer’in başkanlığında gerçekleştirildi. Bölgesel işbirliği, su, afet, çevre, ortak projeler ve yerel yönetimlerin kapasitesinin güçlendirilmesinin öne çıktığı toplantıda konuşan Candan Başkan, “Birlikte düşünelim, birlikte üretelim, birlikte mücadele edelim ve Trakya’nın, Balkanlar’ın geleceğini birlikte kuralım” dedi. Trakya’nın ortak sorunlarına ortak akılla çözüm üretme anlayışının öne çıktığı toplantıda, belediyeler arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi ve bölgesel ölçekte ortak çalışmaların geliştirilmesi mesajı verildi. Trakya Belediyeler Birliği Eylül Ayı Olağan Meclis Toplantısı, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan toplantıya, Trakya genelinden belediye başkanları ve meclis üyeleri katıldı. Toplantıda Birlik tüzüğüne ilişkin düzenlemelerin yanı sıra yeni üyelik talepleri, belediyeler arası işbirliği, 2027 yılı yatırım planı ve çalışma programı ile bütçe konuları görüşüldü. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi ile Trakya Belediyeler Birliği arasında yürütülecek iş birliğine ilişkin çalışmalar da ele alındı. Toplantıda ayrıca Romanya Güneydoğu Bölgesi Belediyeler Birliği ve Bulgaristan RAM Trakya Belediyeler Birliği heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirilen temasların sonuçları değerlendirilirken, bölgesel ve yerel yönetimler arasındaki işbirliğinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar gündeme geldi. CANDAN BAŞKAN: “TRAKYA BİR BÜTÜNDÜR” Toplantıda katılımcılara hitaben bir konuşma yapan Candan Başkan, yeni çalışma döneminin ilk önemli buluşmalarından birinde bölge belediyeleriyle ortak akıl ve dayanışma anlayışıyla bir araya geldiklerini belirterek, “Romanya Güneydoğu Bölgesi Belediyeler Birliği ve Bulgaristan RAM Trakya Belediyeler Birliği heyetleri ile dün tüm gün birlikte vakit geçirdik, neler yapabileceğimiz üzerine konuştuk. Buna vesile olan, emeği ve katkısı bulunan herkese, ayrıca Trakya Belediyeler Birliğimizin çok kıymetli çalışma arkadaşlarına huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Bir kez daha hoş geldiniz diyorum. Dünkü toplantılarımızda bölgesel ve yerel yönetimler arasında işbirliğini nasıl sağlayabileceğimiz üzerine çalışmalar yaptık. İşbirliği protokolümüzü ve birlikte hayata geçirebileceğimiz çalışmaları değerlendirdik. Yeni çalışma dönemimizin ilk önemli buluşmalarından birinde, ortak akıl ve dayanışmayla buradayız. Bu dayanışmanın sizlerin katılımıyla daha da büyüyeceğinden, çoğalacağından ve güçleneceğinden dolayı çok mutluyuz. Çünkü biz biliyoruz ki Trakya bir bütündür. Sorunlarımız ortak; doğal olarak çözümlerimiz de ortak olmak zorundadır” dedi. “GÜÇLÜ BİR YEREL YÖNETİM ANLAYIŞINI HAYATA GEÇİRMEK İSTİYORUZ” Trakya Belediyeler Birliği’ni yalnızca toplantı yapan ve karar alan bir yapı olarak görmediklerini ifade eden Başkan Yüceer, belediyelerin bilgi ve deneyimlerini paylaşacağı, ortak projeler üreteceği bir işbirliği anlayışını büyütmek istediklerini ifade ederek, “Biz Trakya Belediyeler Birliğimizi sadece toplantı yapan ya da karar alan bir birlik olarak görmüyoruz. Bizim hedefimiz; belediyelerimizin bilgi ve deneyimlerini paylaşan, birbirimizin kapasitesini güçlendiren, ortak projeler üreten ve ortak meselelerde birlikte söz söyleyen güçlü bir yerel yönetim anlayışını hayata geçirmek” şeklinde konuştu. “SU, BÖLGESEL VE BÜTÜNCÜL ANLAYIŞLA YÖNETİLMELİ” Trakya’nın ortak gündemindeki en önemli başlıklardan birinin su olduğunu vurgulayan Candan Başkan, iklim değişikliği, kuraklık, tarımsal sulama, sanayi ve artan su ihtiyacının bölgesel ölçekte ele alınması gerektiğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Bugün Trakya’nın önündeki en önemli başlıklardan biri, takdir edersiniz ki, su sorunudur. İklim değişikliği, kuraklık, tarımsal sulama, sanayi ve yoğun göçle birlikte artan su ihtiyacı hepimizi ilgilendiren ortak sorunlardır. Su meselesi artık tek bir belediyenin çözüm üretebileceği bir mesele değildir. Su, havza bazında, bölgesel ve bütüncül bir anlayışla yönetilmelidir. Bu nedenle Trakya Belediyeler Birliği olarak su kaynaklarının korunması, kayıp kaçakla mücadele edilmesi, alternatif su kaynaklarının geliştirilmesi, kuraklıkla mücadele edilmesi ve bu alandaki politikaların oluşturulması noktasında daha güçlü bir işbirliği geliştirmeliyiz.” “AMACIMIZ: AFET OLMADAN ÖNCE HAZIRLANAN BİR BELEDİYECİLİK ANLAYIŞINI HAYATA GEÇİRMEK” Afetlere karşı dirençli kentler oluşturmanın da ortak sorumluluk olduğuna işaret eden Yüceer, belediyeler arasında ekipman, eğitim, arama kurtarma ve müdahale kapasitesinin geliştirilmesine yönelik çalışmaların önemini vurgulayarak, “Bir diğer önceliğimiz afetlere karşı dirençli kentler oluşturmaktır. Geçtiğimiz yıllarda deprem, yangın ve sel gibi birbirinden farklı afetlerle karşı karşıya kaldık. İşte tam da bu nedenle afetlere karşı dayanışmayı hep birlikte kurumsallaştırmamız gerekiyor. Biraz sonra arkadaşlarımız ve bürokratlarımız bu konuda sunumlarını gerçekleştirecek. Ortak ekipman havuzları, eğitim programları, arama kurtarma kapasitesinin geliştirilmesi ve ortak müdahale alanlarının oluşturulması gibi başlıkları ele alacağız. Amacımız, afet olduktan sonra müdahale eden değil, afet olmadan önce hazırlanan bir belediyecilik anlayışını hayata geçirmek” ifadelerini kullandı. “TRAKYA’NIN ÇEVRE POLİTİKASI ORTAK OLMALI” Çevre politikalarının da bölgesel ölçekte ele alınması gerektiğini belirten Candan Başkan, atık yönetimi, iklim değişikliği, yenilenebilir enerji ve su kaynaklarının korunması gibi alanlarda ortak çalışmalar yapılması gerektiğini söyledi. Bölge belediyeleri olarak birlikte hareket etmenin bir zorunluluk olduğunu ifade eden Yüceer, “Çevre de ortak sorumluluğumuzdur. Trakya’nın çevre politikası ortak olmalıdır. Atık yönetiminden iklim değişikliğiyle mücadeleye, yenilenebilir enerji kaynaklarından su kaynaklarının korunmasına kadar pek çok alanda birlikte çalışmamız gerekiyor. Finansman, Avrupa Birliği fonları, uluslararası ve ulusal hibe programları konusunda da bütün belediyelerimizin, küçük ya da büyük ölçekli fark etmeksizin, proje üretebilmesi için destek olacağız” dedi. “TRAKYA’NIN SESİ DE SÖZÜ DE İŞBİRLİĞİ SAYESİNDE DAHA GÜÇLÜ ÇIKMALI“ Belediyelerin farklı alanlarda ortaya koyduğu başarılı çalışmaların bölge genelinde paylaşılması gerektiğini ifade eden Yüceer, Trakya Belediyeler Birliği çatısı altında deneyim paylaşımını güçlendireceklerini belirterek konuşmasına şu şekilde devam etti: “Her bir belediyemizin farklı başarı öyküleri var. Biz inanıyoruz ki bu başarılar sadece o belediyenin sınırları içinde kalmamalı, bütün Türkiye’ye örnek olmalı. Bu işbirliği sayesinde birimizin iyi uygulamasını diğer belediyelerimiz örnek alacak, birimizin deneyiminden diğerleri yararlanacak, birimizin imkânını diğeriyle paylaşacağız. Çok güzel bir atasözümüz var: ‘Bir elin nesi var, iki elin sesi var.’ Trakya’nın sesi de sözü de işbirliği sayesinde daha güçlü çıkmalı.” “BU BİRLİĞİN GÜCÜ TÜM ÜYE BELEDİYELERİMİZİN ORTAK İRADESİDİR” Tarım, su, çevre, ulaşım, turizm, sanayi, afet yönetimi, kırsal kalkınma ve sosyal belediyecilik gibi başlıklarda ortak aklın büyütülmesi gerektiğini söyleyen Candan Başkan, Birliğin gücünün tüm üye belediyelerin ortak iradesinden geldiğini vurguladı. Yüceer, “Tarım, su, çevre, ulaşım, turizm, sanayi, afet yönetimi, kırsal kalkınma ve sosyal belediyecilik… Bütün bu alanlarda ortak aklı, ortak projeleri ve ortak mücadeleyi büyütmeliyiz. Trakya Belediyeler Birliği’nin gücü sadece birliğin ya da biz başkanların gücü değil, bu birliğin gücü tüm üye belediyelerimizin ortak iradesidir. Buna çok inanıyoruz. Her belediyemizin deneyimi, her başkanımızın önerisi, her meclis üyemizin katkısı bizim için çok kıymetli. Her deneyim, her fikir ve her sohbet çok önemli ve çok değerli. Ben inanıyorum ki bu dayanışmayı büyüttüğümüz, birlik içinde, bir ve beraber olduğumuz sürece Trakya’mızın ve bu coğrafyanın geleceğini el birliğiyle daha güzel inşa edeceğiz” diye konuştu. “TRAKYA’NIN VE BALKANLAR’IN GELECEĞİNİ BİRLİKTE KURALIM” Bölgesel dayanışma ve ortak mücadele mesajı veren Yüceer, toplantının Trakya, bölge belediyeleri ve yurttaşlar için hayırlı olmasını dileyerek konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Sözlerimi bu anlayışla bitirmek istiyorum: Birlikte düşünelim, birlikte üretelim, birlikte mücadele edelim ve Trakya’nın, Balkanlar’ın geleceğini birlikte kuralım. Eylül ayı olağan meclis toplantımızın bölgemiz, belediyelerimiz ve hemşehrilerimiz için hayırlı olmasını diliyorum. Bugün aramızda bulunan ve bu işbirliğini geliştirmek için davetimize içtenlikle karşılık veren çok kıymetli Bulgaristan ve Romanya heyetlerine, belediye başkanlarına ve temsilcilerine bir kez daha teşekkür ediyorum. Hayırlı uğurlu olsun.” Trakya Belediyeler Birliği, ortak akıl ve dayanışma temelinde geliştirdiği işbirlikleriyle bölge belediyelerini aynı hedef etrafında buluşturmayı sürdürüyor. Trakya’nın ortak sorunlarına ortak çözümler üretme anlayışıyla yürütülecek çalışmaların, bölgesel işbirliğini daha da güçlendirmesi ve Trakya’nın ortak geleceğine katkı sunması hedefleniyor.

İklim Krizi Gıda Fiyatlarını Artırıyor Haber

İklim Krizi Gıda Fiyatlarını Artırıyor

Küresel iklim değişikliğiyle birlikte sıklığı, süresi ve şiddeti artan kuraklık, sıcak hava dalgaları, seller, orman yangınları ve fırtınalar, dünya genelinde gıda güvenliğini doğrudan tehdit ediyor. Zero Carbon Analytics (ZCA) tarafından yayımlanan son araştırma, aşırı iklim olaylarının yalnızca tarımsal üretimi değil, hanehalkı bütçelerini doğrudan etkileyen gıda ve genel enflasyonu nasıl fırlattığını çarpıcı verilerle gözler önüne seriyor. 28 Farklı İklim Şoku ve Fiyat Artışı İnceledi Gıda piyasalarındaki iklim kaynaklı fiyat dalgalanmalarını analiz eden çalışma, geçmiş araştırmaların devamı niteliğini taşıyor. 2025 yılında yayımlanan bilimsel bir çalışma, 2022-2024 yılları arasında 18 ülkede meydana gelen 16 gıda fiyat artışı vakasını incelemişti. ZCA’nın yeni çalışması ise aynı metodolojiyi kullanarak 2024-2026 yılları arasında yaşanan 12 yeni vakayı mercek altına aldı. Araştırma kapsamındaki 28 vakanın tamamı, hazırlanan interaktif bir harita üzerinden de incelenebiliyor. Sıcak Dalgaları ve Soğuk Şokları Fiyatları Uçurdu Araştırmada öne çıkan küresel veriler, tarımsal üretimin iklim şoklarına karşı ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor: Fransa (2026 Yazı): Şiddetli sıcak hava dalgası nedeniyle mısır, kabak, domates ve yeşil fasulye fiyatları %16 ile %32 arasında yükseldi. ABD (2026 Ocak): Aşırı dondurucu soğuklar nedeniyle domates fiyatları %40 arttı. Fildişi Sahili ve Gana (2024 Şubat): Yaşanan sıcak hava dalgasının ardından küresel kakao fiyatları %280 gibi rekor bir seviyeye ulaştı. Brezilya (2023): Kuraklığın ardından Arabica kahve fiyatlarında %55’lik artış kaydedildi. Etiyopya (2022): Şiddetli kuraklık genel gıda fiyatlarını %40 yükseltti. ABD (2022): Kuraklık felaketi sonrası sebze fiyatları %80 oranında fırladı. Milyonlarca Kişi Akut Gıda Güvensizliği Riski Altında İklim krizinin tetiklediği riskler kısa vadeli fiyat artışlarıyla da sınırlı kalmıyor. Dünya Gıda Programı (WFP), devam eden "süper" El Niño olayının etkisiyle 2027 sonuna kadar özellikle Orta Amerika ve Güney Afrika’da en az 49 milyon kişinin akut gıda güvensizliği yaşayacağını öngörüyor. Goldman Sachs analistleri ise küresel gıda emtia fiyatlarının %15,8 oranında yükselebileceği ve bu baskının 2028 sonuna kadar hanehalkı bütçelerini zorlamaya devam edeceği uyarısında bulunuyor. Tarımsal Verimlilikte Büyük Kayıp Tarihte benzeri görülmemiş bir iklim değişimi yaşandığı için iklim şoklarının yarattığı risklerin tam boyutunu kestirmek güçleşiyor. Ancak veriler, 1961 yılından bu yana küresel tarımsal verimlilik artışının %21 oranında azaldığını gösteriyor. Bu kayıp; Latin Amerika ve Afrika gibi halihazırda daha sıcak olan bölgelerde %26 ile %34 seviyelerine kadar çıkıyor. Uzmanlar Uyarıyor: "İklim Enflasyonu Kalıcı Olabilir" İklim krizinin ekonomik etkilerini değerlendiren bilim insanları, acil önlem alınması gerektiğine dikkat çekiyor: Barcelona Supercomputing Center Araştırmacısı Dr. Maximilian Kotz, geliştirdikleri yöntemin iklim etkilerini sürekli izleyen bir sisteme dönüşmesinden memnuniyet duyduğunu belirterek şunları söyledi: "Bu tür fiyat artışları insanlar ve ekonomi için ciddi sonuçlar doğuruyor: Yaşam maliyetlerini artırıyor; tüketicileri besin değeri daha düşük alternatiflere yönelmeye mecbur bırakarak sağlık risklerini yükseltiyor. Ayrıca enflasyonun ve faiz oranlarının artmasına neden oluyor." Dr. Kotz’un Avrupa Merkez Bankası (ECB) ile yürüttüğü bir diğer çalışma, iklim değişikliğinin 2035 yılına kadar yıllık gıda enflasyonunu 3,2 puan, genel enflasyonu ise 1,2 puan artıracağını tahmin ediyor. ZCA Analizi’nin başyazarı Dr. Joanne Bentley-McKune ise karbonsuzlaşma vurgusu yaparak şu uyarda bulundu: "Fosil yakıt bağımlılığının ve aşırı hava olaylarının yol açtığı yıkımın tetiklediği iklim enflasyonu, günlük yaşam maliyetlerinde kalıcı bir artışı temsil eder. Karbonsuzlaşma tamamlanana ve yapısal uyum sağlanana kadar dünya çapında hanehalkı bütçelerini zorlayan bu kalıcı baskı devam edecektir." Kaynak: İklim Masası - www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş

Akdeniz İklim Zirvesi Muğla’da Başladı Haber

Akdeniz İklim Zirvesi Muğla’da Başladı

Muğla Büyükşehir Belediyesi ve ICLEI Europe iş birliğiyle düzenlenen Akdeniz İklim Zirvesi dünyanın üç kıtasından gelen katılımcılarla başladı. Muğla Büyükşehir Belediyesi ile Sürdürülebilirlik İçin Yerel Yönetimler Ağı ICLEI Europe, iklim değişikliğinin etkilerinin en yoğun hissedildiği bölgelerden biri olan Akdeniz’in geleceğini Muğla’da masaya yatırdı. Türkan Saylan Çağdaş Yaşam Merkezi’nde gerçekleştirilen Akdeniz İklim Zirvesi’ne Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras ev sahipliğinde Muğla Vali vekili İsmail Soykan, Türkiye Belediyeler Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Feridun Ulutaş, Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Dr.Babatunde Ahonsi, COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu ve Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş, Fas Şafşavan Belediye Başkanı ve ICLEI Başkan Yardımcısı Mohamed Sefiani, Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal Aras, çok sayıda yerli ve yabancı misafir katıldı. Gonca Köksal Aras: “Aynı denizin kıyısından aynı geleceğe bakıyoruz” Akdeniz İklim Zirvesi’nin açılışında konuşan Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal Aras; “İklim Krizi artık geleceği ilişkin bir öngörü olmaktan çıktı, hepimizin derinden hissettiği kentlerimizin, gündelik yaşamına, ülkelerin kentlerinin ekonomisine, tarım alanlarımıza, su kaynaklarımıza, ormanlarımıza, kıyılarımıza, denizlerimize doğrudan dokunan bir gerçekliğe dönüştü. Bizler yerel yönetimler olarak, deneyim ve imkânlarımızı ortak çözüm haline getirmek zorundayız. Geleceğimizi nasıl inşa edeceğiz bunu konuşmalıyız. Aynı denizin kıyısından aynı geleceğe bakıyoruz. Bu bakış açısıyla zirvemizin yeni fikirlerin yeni ortak iradeye katkı sunacağına inanıyorum.” dedi. Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş; “Akdeniz’e kıyısı bulunan Muğla, iklim krizinin etkilerini en erken ve yoğun hisseden bölgelerimizden biri” Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş yaptığı konuşmada şu sözlere yer verdi. ”Burada Akdeniz’in ortak geleceğini tartışmak ve bu geleceğe ilişkin birlikte neler yapabileceğimizi konuşmak üzere bir aradayız. Akdeniz’e kıyısı bulunan Muğla, iklim krizinin etkilerini en erken ve yoğun hisseden bölgelerimizden biri. Kuraklık, su kıtlığı, aşırı sıcaklıklar, orman yangınları, seller ve biyolojik çeşitlilik kaybı artık gelecekte karşılaşacağımız ihtimaller değil, bugünün sorunlarıdır.Bugün ise bu salondan Akdeniz havzasının geleceğine ilişkin çıkacak sonuçların yalnızca burada kalmamasını; dünya gündemine ve COP31’e taşınmasını son derece önemsiyoruz. COP31’i aynı zamanda Türkiye’nin iklim alanında yürüttüğü çalışmaları dünyaya anlatmak açısından önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Bütün tarafları dahil eden kapsayıcı bir süreç yürütmeyi önemsiyoruz.” dedi. Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Dr.Babatunde Ahonsi; “Akdeniz İklim Zirvesi de finansmana erişim, kapasite geliştirme ve bilgi paylaşımı açısından önemli bir platform sunuyor” Zirvenin önemli isimlerinden biri olan Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Dr.Babatunde Ahonsi; Akdeniz İklim Zirvesi’nin projelerin finansmanlar ile buluşturulması için bir adım olacağına dikkat çekti. Ahonsi; “Öncelikle böylesine acil ve önemli bir konuda bu kadar farklı paydaşı bir araya getiren tüm ortakları tebrik etmek istiyorum. Bugün önümüzdeki temel soru şu; Ortaya koyduğumuz planları nasıl anlamlı ve somut eylemlere dönüştürebiliriz Akdeniz daha sık ve şiddetli sıcak hava dalgaları, su kıtlığı ve sellerle karşı karşıya. Bu etkiler yalnızca doğal çevreyi değil; ekonomiyi, altyapıyı ve insanların refahını da doğrudan etkiliyor. Akdeniz İklim Zirvesi de finansmana erişim, kapasite geliştirme ve bilgi paylaşımı açısından önemli bir platform sunuyor. Finansman burada kritik bir başlık. Fakat geniş ölçekli uygulamaların hayata geçirilebilmesi için finansmanın tek başına var olması yeterli değil. Yerel yönetimler, özel sektör ve finans kuruluşları arasında daha güçlü bir bağ kurmamız ve yerel kapasiteyi artırmamız gerekiyor. Bugün şehirlerin ve belediyelerin projeleri var. Dünyada bu projeleri destekleyebilecek finansman kaynakları da var. Ancak çoğu zaman ikisi arasında bir boşluk bulunuyor. Asıl mesele bu boşluğu kapatabilmek. Planlardan projelere, projelerden uygulamaya geçmeliyiz. Fas Şafşavan Belediye Başkanı ve ICLEI Başkan Yardımcısı Mohamed Sefiani; “İklim krizini Akdeniz’in hiçbir kenti, hiçbir bölgesi ve hiçbir ülkesi tek başına çözemez” Zirvenin bir diğer önemli ismi Fas Şafşavan Belediye Başkanı ve ICLEI Başkan Yardımcısı Mohamed Sefiani konuşmasında Muğla ile Fas’ın Akdeniz’in iki farklı kıyısında olmasına rağmen aslında aynı gerçekliklerle karşı karşıya olduğunu belirtti.Mohamed Sefiani; “Belediye başkanlarının, kentlerin ve bölgelerin ortak sesi küresel iklim yönetiminin her aşamasında duyulmalıdır. Küresel hedefler ile yereldeki uygulamalar arasında güçlü bir bağ kurulmalıdır. Çünkü iklim politikalarının gerçek karşılığını gördüğümüz yer kentlerimiz ve bölgelerimizdir.COP31 bu açıdan önemli fırsatlar sunacaktır. Ortak kırılganlıklarımızı ortaya koyarken, ortak çözüm imkânlarımızı da görünür hale getirecektir. Ortak yolculuğumuza birlikte devam edelim. Bugün burada konuştuklarımızı iş birliğine, iş birliğimizi somut projelere dönüştürelim ve birlikte güçlendirelim. Çünkü iklim krizini Akdeniz’in hiçbir kenti, hiçbir bölgesi ve hiçbir ülkesi tek başına çözemez. Bu sorumluluğu paylaşmak zorundayız. Muğla’yı bu anlamda güçlü bir Akdeniz ittifakının başlangıç noktalarından biri haline getirelim.” dedi. Türkiye Belediyeler Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Feridun Ulutaş; “İklim Değişikliğinin Etkileri Yerelde Ortaya Çıkıyor Ve Çözümün Önemli Bir Bölümü Yerelde Üretiliyor” Türkiye Belediyeler Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Feridun Ulutaş Akdeniz İklim Zirvesi’nde yaptığı konuşmada şunları söyledi; “Akdeniz kentlerinin ortak sorunlarını ve önceliklerini ele almak, kent deneyimlerimizi paylaşmak, birlikte geliştirebileceğimiz çözümleri değerlendirmek üzere bir aradayız. Akdeniz iklimi, suyu, doğası, kültür ve ekonomisi ile bizleri birbirine bağlayan ortak bir yaşam alanı ancak bu coğrafya iklim değişikliğinin etkilerini giderek daha ağır bir biçimde hissetmektedir. Akdeniz Bölgesi küresel ortalamalardan yaklaşık yüzde 20 daha hızlı ısınıyor. Aşırı sıcaklıklar, kuraklık ve seller artık geleceğe ilişkin riskler olmaktan çıkmış belediyelerimizin bugün yönetmek zorunda olduğu gerçeklere dönüşmüştür. İklim değişikliğinin etkileri artık belediyelerimizin yalnızca çevre politikalarını değil günlük hizmetlerinden uzun vadeli planlama ve süreçlerine kadar pek çok alanı doğrudan etkiliyor. Bu nedenle kentlerin yalnızca iklim politikalardan uygulayıcısı olarak görünmemesi gerektiğine inanıyoruz. Kentler aynı zamanda iklim politikalarının geliştirilmesinde, uygulanmasında ve sonuçlarının değerlendirilmesinde etkin aktörler olmalıdır çünkü iklim değişikliğinin etkileri yerelde ortaya çıkıyor ve çözümün önemli bir bölümü yerelde üretiliyor.” dedi. Başkan Aras; “Akdeniz İklim Zirvesi İle Üç Kıtayı Muğla’da Buluşturduk” Akdeniz İklim Zirvesi’nin ev sahipliğini yapan Kıyı Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Muğla’nın iklim krizi geçekliğinin farkında olduğunu, somut adımlarla hareket ettiğini belirtti ve Akdeniz İklim Zirvesi’nde üç kıtadan katılımcıları buluşturduğunu söyledi. Başkan Aras; ”Bugün COP31’e olan yolculuğumuzda Akdeniz kentlerinin sorunlarını, çözüm süreçlerini konuşmak için bir araya geldik. Muğla’mız coğrafi konumu sebebiyle küresel iklim krizin en çok hisseden illerden biri. Bu nedenle Muğla olarak Sıfır Atık projesi olsun, güneş panelleri sistemleri olsun, deniz kıyı temizliği olsun, Fethiye Körfezi’nin dip çamuru temizliği konusu olsun zaten bir farkındalıkla harekete geçerek bu hususlarda önemli adımlar attık. Kıyı temizliği için 14 teknemiz ile kıyılarımızı temizliyoruz. Gökova ve Bodrum’da Posidonia çayırlarının dip haritasını çıkarttık ve nasıl korunacağı hakkında çalışmalar yapıyoruz. Gerçekleştirmeyi planladığımız bir diğer proje ise Akyaka Azmak Nehrindeki teknelerin motorlarının elektrikli motorlara dönüştürülmesi. Kirliliği azaltmak ve sürdürülebilir enerji açısından önemli bulduğumuz noktalardan birisi. Yerel yönetimler bu iklim krizi çözüm çalışmalarında baş aktörlerdir. Destekleri bu nedenle çok önemlidir. Bizler Muğla Büyükşehir Belediyesi olarak bölgede yapılan ve yapılacak olan tüm çalışmalara katılıp destek olmaya hazırız. “ dedi. Vali Vekili İsmail Soykan; “Sıfır atık kültürünü eğitim kurumlarımızda en temelden inşa ediyoruz” Akdeniz İklim Zirvesi’nde konuşan Muğla Vali vekili İsmail Soykan Akdeniz Havzası’nın tarih boyunca önemli medeniyetlerin buluştuğu bir coğrafya olduğunu belirtti. Soykan; “Şehrimizin geleceğini korumak; doğasını, denizini, kıyısını, ormanını, suyunu korumakla eş değerdir. Bu nedenle bu önemli işi eğitimden ele alarak başladık. Okullarda çocuklarımıza çevre bilinci ve sıfır atık kültürünü eğitim kurumlarımızda en temelden inşa ediyoruz.” dedi. Akdeniz İklim Zirvesi’nin ilk günü açılış konuşmaları ardından Dirençli Bir Akdeniz Yerel Liderlik ve Bölgesel işbirliğini Güçlendirilmesi, Ortak Zorluklardan Bölgesel Eyleme oturumları ile devam etti. Akdeniz İklim Zirvesi’nin ikinci günü olan 29 Eylül Salı günü COP31’e Doğru; Yerel İklim Eylemi Politika Diyaloğu, Değişen İklim Koşullarında Dirençli Kentler, Türkan Saylan Çağdaş Yaşam Merkezi’nde düzenlenecek.

İzmir’den Akdeniz Kentlerine İklim İş Birliği Çağrısı Haber

İzmir’den Akdeniz Kentlerine İklim İş Birliği Çağrısı

İzmir’den Akdeniz kentlerine iklim iş birliği çağrısı Muğla Büyükşehir Belediyesi ve ICLEI Avrupa iş birliğinde düzenlenen Akdeniz İklim Zirvesi’nde konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, kentler arası iş birliğinin somut projelere, teknik kapasiteye ve finansmana dönüşmesi gerektiğini vurguladı. Okyay, COP31’in yerel yönetimler, gençler ve kadınların etkin katılımıyla uygulamaya odaklanması gerektiğini belirtti. İzmir Büyükşehir Belediyesi, iklim kriziyle mücadelede uluslararası iş birliklerini güçlendirmek ve yerel çözümlerin yaygınlaştırılmasına katkı sunmak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Muğla’da düzenlenen Akdeniz İklim Zirvesi’ne katılan İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, kentler arasındaki deneyim paylaşımının somut uygulamalara dönüştürülmesinin önemine dikkat çekti. Muğla Büyükşehir Belediyesi ve ICLEI Europe iş birliğiyle 28-29 Eylül tarihlerinde düzenlenen zirvede; iklim dirençli kentler, kuraklık, su stresi, aşırı sıcaklar, orman yangınları, seller ve iklim finansmanı gibi başlıklar ele alındı. Akdeniz kentleri, yerel yönetimler, uluslararası kuruluşlar ve akademi dünyasını bir araya getiren zirvede, COP31 öncesinde bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesi de gündeme geldi. “Akdeniz’i yaşayan bir iklim laboratuvarına dönüştürebiliriz” İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, “Ortak Sorunlardan Bölgesel Eyleme: Akdeniz İş Birliğinin Güçlendirilmesi” başlıklı panelde yaptığı konuşmada, uluslararası kent ağlarının yalnızca deneyim paylaşımına değil, ortak çözümlerin geliştirilmesine ve uygulanmasına katkı sunması gerektiğini belirtti. İzmir’in ICLEI, UCLG, U20, WHO Sağlıklı Kentler Ağı ve NetZeroCities gibi uluslararası ağlardaki çalışmalarına değinen Okyay, Akdeniz kentlerinin aşırı sıcaklar, kuraklık, su stresi, yangınlar ve seller gibi ortak risklerle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Okyay, “Akdeniz’i iklim ve sağlık uyumu açısından yaşayan bir laboratuvara dönüştürebiliriz. Bir kentte geliştirilen çözüm başka bir kentte uyarlanabilir, geliştirilebilir, etkisi ölçülebilir ve ölçeklendirilebilir. İklim risklerimiz sınır tanımıyor; çözümlerimiz ve bilgimiz de sınır tanımamalı” diye konuştu. Kent ağları finansmana erişimi kolaylaştırmalı Uluslararası iş birliğinin, teknik kapasitesi ve kaynakları sınırlı belediyeler için önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Okyay, kent ağlarının iyi uygulama paylaşımının ötesine geçmesi gerektiğini söyledi. Belediyelerin proje geliştirme, uluslararası ortaklık kurma ve finansmana erişim süreçlerinde desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Okyay, özellikle küçük ve orta ölçekli belediyelerin iklim yatırımlarını hayata geçirmesini kolaylaştıracak mekanizmalara ihtiyaç olduğunu ifade etti. COP31 için uygulama vurgusu Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek COP31’in, iklim taahhütlerini somut ve izlenebilir adımlara dönüştüren bir süreç olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Okyay, iklim eyleminin önemli bir bölümünün kentlerde hayata geçirileceğine dikkat çekti. İzmir’in COP31 hazırlıklarına yerel düzeyde de katkı sunduğunu ifade eden Okyay, İzmir Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde ve Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği iş birliğiyle gerçekleştirilen Yerel COP, COP Gençlik ve COP Kadın buluşmalarının önemini vurguladı. Bu çalışmalarla küresel iklim gündeminin yerel yönetimlerin, gençlerin ve kadınların deneyimleriyle buluşturulmasının amaçlandığını belirten Okyay, şöyle konuştu: “Bir Uygulama COP’undan söz ediyorsak, uygulamanın nerede gerçekleşeceğini de konuşmalıyız. İklim eyleminin önemli bir bölümü kentlerde hayata geçecek. Bu nedenle belediyelerin yanı sıra gençlerin, kadınların ve yerel toplulukların COP sürecinin aktif aktörleri olması gerekiyor. İzmir’de Yerel COP, COP Gençlik ve COP Kadın çalışmalarıyla tam da bu yaklaşımı güçlendirmeye çalışıyoruz.” İklim yatırımları aynı zamanda sağlık yatırımı İklim politikalarının yerelden küresele, küreselden yeniden yerele uzanan bir iş birliği ve öğrenme süreciyle güçlenebileceğini belirten Prof. Dr. Okyay, kentlerde geliştirilen çözümlerin uluslararası ağlar aracılığıyla paylaşılmasının önemine değindi. İklim yatırımlarının halk sağlığına katkılarının da görünür kılınması gerektiğini vurgulayan Okyay, yeşil alanların artırılması, gölgeleme uygulamaları, temiz ulaşım, su güvenliği ve dirençli gıda sistemlerinin aynı zamanda sağlık ve sağlıkta eşitlik yatırımları olduğunu ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.