Hava Durumu

#Orhan Sarıbal

Kırsal Haber - Orhan Sarıbal haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Orhan Sarıbal haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bursa’da Çiftçiye Dev Destek Haber

Bursa’da Çiftçiye Dev Destek

Bursa Büyükşehir Belediyesi, kırsal kalkınmayı desteklemek ve üreticinin girdi maliyetlerini düşürmek amacıyla başlattığı hibe programı kapsamında 17 ilçedeki binlerce çiftçiye can suyu oldu. %50 hibeli damla sulama borusu ve sıvı gübre desteğiyle, hem tarımsal verimliliğin artırılması hem de su kaynaklarının korunması hedefleniyor. ​17 İlçede 4 Bin 261 Çiftçiye "Damla Damla" Bereket ​Bursa Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı tarafından yürütülen proje ile şehrin dört bir yanındaki üreticilere ulaşıldı. Toplamda 4 bin 261 çiftçinin yararlandığı destekleme kapsamında dağıtılan boru miktarları dikkat çekti: ​6 milyon 976 bin 800 metre yuvarlak damla sulama borusu, ​4 milyon 735 bin metre yassı damla sulama borusu üreticilerle buluşturuldu. ​Projenin devamında toplamda 17 bin 442 adet yuvarlak ve 1.894 adet yassı sulama borusunun daha teslim edileceği açıklandı. ​%100 Geri Dönüşüm, %100 Yerli Üretim ​Dağıtılan damla sulama borularının en dikkat çeken özelliği, Bursa Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Tarım Peyzaj AŞ bünyesindeki Tarım Plast Fabrikası’nda %100 geri dönüşüm malzemesinden üretilmiş olması. Bu çevreci yaklaşım, tarımda sürdürülebilirliği desteklerken maliyet avantajını da beraberinde getiriyor. ​"Çiftçimizin Emeğini Koruyoruz" ​Hüdavendigar Kent Parkı’nda düzenlenen törende konuşan Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Mehmet Aydın Saldız, suyun doğru kullanımının hayati önem taşıdığını vurguladı. Saldız, "Çiftçimizin girdi maliyetlerini azaltmak ve üretim gücünü artırmak için her zaman yanlarındayız. Bu borularla hem su tasarrufu sağlayacağız hem de topraklarımızın verimini artıracağız" dedi. ​Törene katılan CHP Bursa Milletvekilleri Orhan Sarıbal ve Kayıhan Pala da tarımın stratejik bir sektör olduğunu hatırlatarak, yerel yönetimlerin bu tür projelerle üretim sürdürülebilirliğine sağladığı katkının önemine değindi. ​Sıvı Gübre Desteği ile Verim Artışı ​Sadece sulama altyapısı değil, bitki besleme konusunda da üreticiyi yalnız bırakmayan Büyükşehir Belediyesi, törene katılan çiftçilere sıvı gübre dağıtımı da gerçekleştirdi. Dağıtılan gübrelerin, bitki gelişimini hızlandırarak hasat döneminde yüksek rekolte sağlanmasına yardımcı olması bekleniyor.

Hiç Olmadığı Kadar Üretimden Uzak, İthalata Bağımlıyız Haber

Hiç Olmadığı Kadar Üretimden Uzak, İthalata Bağımlıyız

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Türkiye’nin tarımsal üretim verilerini paylaşarak gıda güvenliğinde kritik eşiğin altına inildiğini açıkladı. Sarıbal, "Hiç olmadığı kadar üretimden uzak, ithalata bağımlıyız" dedi. ​CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Türkiye’nin 2002-2025 yılları arasındaki tarımsal üretim verilerini analiz eden kapsamlı bir açıklama yayımladı. Tahıl, baklagil ve endüstriyel bitkilerdeki kişi başına düşen üretim miktarının alarm verdiğini belirten Sarıbal, Türkiye’nin stratejik ürünlerde "kendine yeterlilik" özelliğini kaybettiğine dikkat çekti. ​Tahıl Üretiminde Sert Düşüş ​Sarıbal’ın paylaştığı verilere göre, gıda sisteminin omurgasını oluşturan tahıllarda iç talebi karşılama oranı son bir yılda yüzde 111,9’dan yüzde 91,1’e gerileyerek kritik eşiğin altına düştü. ​Buğday: Yeterlilik oranı %118,4’ten %104,3’e geriledi. ​Arpa: %115,7’den %84,6’ya sert bir düşüş yaşadı. ​Mısır: %96,5’ten %73,1’e kadar gerileyerek dışa bağımlılığı tescilledi. ​Kişi Başına Üretim Alarm Veriyor ​Nüfus artışına rağmen üretimin gerilediğini vurgulayan Sarıbal, 2002 yılı ile bugünü kıyaslayarak kişi başına düşen ürün miktarlarındaki kaybı şu rakamlarla özetledi: ​"2002’de kişi başına 295 kilogram olan buğday üretimi 208 kilograma, 126 kilogram olan arpa üretimi ise 70 kilograma düştü. Protein kaynağımız olan baklagillerde durum daha da vahim; kırmızı mercimek kişi başına 8 kilogramdan 3 kilograma, nohut ise 10 kilogramdan 5 kilograma geriledi." ​Sanayi ve İhracat Ürünleri de Kan Kaybediyor ​Sadece gıda değil, tekstil gibi stratejik sektörlerin ham maddesi olan pamukta da üretimin kişi başına 15 kilogramdan 9 kilograma düştüğünü belirten Sarıbal; üzüm, incir ve fındık gibi geleneksel ihraç ürünlerinde de benzer bir gerileme yaşandığını ifade etti. Soya üretiminde yeterliliğin yüzde 4,2 gibi sembolik bir seviyede kalması, hayvancılık sektörü için de büyük bir ithalat yükü anlamına geliyor. ​"Çözüm: Kamucu ve Planlı Tarım" ​Mevcut tablonun "üreticinin sistematik olarak tasfiye edilmesi" olduğunu savunan Orhan Sarıbal, acil önlem alınması çağrısında bulundu. Sarıbal, şu çözüm önerilerini sıraladı: ​İthalat odaklı politikalardan vazgeçilmeli. ​Girdi sübvansiyonları (gübre, mazot, tohum) artırılmalı. ​Çiftçiye gerçekçi taban fiyat güvencesi sağlanmalı. ​Kooperatifleşme devlet eliyle güçlendirilmeli. ​Sarıbal, "Eğer kamucu ve planlı bir tarım politikasına dönülmezse, bu negatif eğilim tersine dönmeyecek ve halkın gıdaya erişimi her geçen gün daha da zorlaşacaktır," diyerek sözlerini noktaladı.

Çiftçi Artan Mazot ve Gübre Maliyetleri Nedeniyle Üretimden Kopma Noktasında Haber

Çiftçi Artan Mazot ve Gübre Maliyetleri Nedeniyle Üretimden Kopma Noktasında

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM Tarım ve Köyişleri Komisyonu’nda görüşülen Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair teklif üzerine yaptığı konuşmada, mevcut düzenlemenin gerçek sorunları örtbas ettiğini belirtti. Sarıbal, “Mazot ve gübre fiyatlarının üreticiyi üretimden kopardığı bir dönemde bu teklifi görüşmek, krizi görmezden gelmektir” dedi. Milletvekili Sarıbal, komisyonda görüşülen teklifin zamanlamasını eleştirerek, asıl tartışılması gerekenin çiftçinin yaşadığı kriz olduğunu vurguladı. “Çiftçi artan mazot ve gübre maliyetleri nedeniyle üretimden kopma noktasında. Üretici ayakta kalmak için ağır borçlanma sarmalına sürüklenmiş durumda. Gıda krizi derinleşiyor, halkın temel gıdaya erişimi zorlaşıyor” diyerek, teklifin geri çekilmesi gerektiğini söyledi, yerine mazot, gübre ve doğrudan üretici desteklerini içeren acil bir kanun hazırlanması çağrısında bulundu. Türkiye’de uygulanan ekonomik ve tarım politikalarının milyonlarca yurttaşın hayatında derin bir yıkıma yol açtığını belirten Sarıbal, iktidarın gerçek sorunları görmezden geldiğini vurgulayarak, “Mesele tali başlıklar değil, doğrudan uygulanan ekonomik tercihlerdir” dedi. Milletvekili Sarıbal, mevcut politikaların iki temel sonuç doğurduğunu ifade etti. Birincisinin, çiftçinin üretimden para kazanamaması nedeniyle toprağını terk etmek zorunda kalması olduğunu belirten Sarıbal, köylerin boşaldığını ve üreticilerin kentlerin varoşlarına sürüklendiğini söyledi. İkinci olarak ise üretimde kalmaya çalışan çiftçilerin ağır bir borç yükü altında bırakıldığını dile getiren Sarıbal, “Bunun adı, tarımı bütünüyle şirketlere, tekellere ve sermaye gruplarına bırakmanın sonucunda ortaya çıkan mülksüzleştirme düzenidir. 1980 faşist askeri darbesiyle kurulan ekonomik ve siyasal rejim, 24 yıllık iktidarın taşlarını döşeyen tarihsel zemindir. O günden bugüne emek zayıflatılmış, köylü yalnızlaştırılmış, kamu tasfiye edilmiş, kaynaklar halk için değil sermaye için kullanılmıştır” ifadelerini kullandı. DEVASA KAYNAK NEREYE GİTTİ? Bütçenin bir servet transferi mekanizmasına dönüştürüldüğünü kaydeden Sarıbal, “2025 bütçesinde faize ayrılan kaynak 1 trilyon 950 milyar lira. 2026 bütçesinde bu rakam 2 trilyon 742 milyar liraya çıkıyor. Daha yılın ilk iki ayında gerçekleşen faiz ödemesi 640 milyar lirayı bulmuş durumda. Bu gidişle, 2026 yılı sonunda bütçede öngörülenin bile üzerinde bir faiz ödemesiyle karşı karşıya kalacağımız çok açık. Cumhuriyet’in kuruluşundan 2002 yılına kadar, yani 82 yılda 54 hükümetin yarattığı toplam kaynak yaklaşık 740 milyar dolar. 2002’den bugüne iktidar, büyük bir başarı hikayesi yazarak 4 trilyon dolarlık bir kaynak üretti. Bu devasa kaynak nereye gitti? Neden 86 milyonun refahı artmadı? Bu sorular, bu Komisyonun da, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin de araştırması gereken temel meselelerdir. Mesele, halkın alın teriyle yaratılan kaynakların yurttaşa refah, güvence ve insanca yaşam olarak dönüp dönmediğidir. Bu Meclis’in önündeki en büyük sorumluluk, 86 milyon yurttaşın yaşam hakkını, beslenme hakkını, barınma hakkını, eğitim ve sağlık hakkını savunmaktır” diye konuştu.

CHP'li Sarıbal: "Çiftçi Maliyet Kıskacında!" Haber

CHP'li Sarıbal: "Çiftçi Maliyet Kıskacında!"

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de yaptığı basın açıklamasında Türkiye’de tarımın en kritik girdileri olan gübre ve mazotta yaşanan fiyat artışlarının üretimi tehdit ettiğini söyledi. Sarıbal, yapısal dışa bağımlılığın çiftçiyi küresel krizlere karşı savunmasız bıraktığını vurguladı, “Mazot yanıyor, gübre el yakıyor. Bu koşullarda üretim sürdürülemez. Çiftçiye acil destek şart” dedi. Savaş öncesinde ton başına 490 dolar olan üre gübresinin kısa sürede 700 doların üzerine çıktığını hatırlatan Sarıbal, Türkiye’de ise bu artışın çok daha ağır hissedildiğini söyledi. Navlun, depolama, paketleme, nakliye ve işçilik gibi kalemlerin de maliyetleri katladığını ifade eden Sarıbal, bir ay önce 21–25 bin lira arasında olan üre gübresinin ton fiyatının bugün 35 bin liraya ulaştığını belirtti. Mazot fiyatlarının 72–80 lira bandına çıktığını hatırlatan Sarıbal, mevcut koşullarda çiftçinin üretimi sürdürmesinin neredeyse imkansız hale geldiğini söyledi. “Bu maliyetlerle üretim nasıl sürdürülecek? Üretilen ürün kaç liradan satılacak ki çiftçi ayakta kalacak?” diye soran Sarıbal, çiftçinin artık zarar etmeyi göze alarak üretim yapmaya çalıştığını ifade etti. Sarıbal, tarımda yaşanan krizin derinleşmemesi için kamunun acil müdahale etmesi gerektiğini belirterek, üreticinin desteklenmemesi halinde gıda fiyatlarının daha da artacağı ve toplumun geniş kesimlerinin gıdaya erişimde zorlanacağı uyarısında bulundu, “Çiftçi desteklenmezse, bu kriz sadece tarlada kalmaz; sofraya, mutfağa, her haneye yansır. Bugün Türkiye, 175 ülke arasında gıda enflasyonunda 3’üncü sırada. Bu tablo yalnızca küresel gelişmelerle açıklanamaz. Yıllardır sürdürülen yanlış tarım politikalarının sonucuyla karşı karşıyayız” diye konuştu. “GÜBRE ÜRETİMİ İTHALATA BAĞLI” Milletvekili Sarıbal, Türkiye’nin gübre hammaddelerinde de dışa bağımlı olduğunu belirtti. Fosfat, potas ve doğal gaz gibi temel girdilerde ithalata bağımlılığın sürdüğünü ifade eden Sarıbal, “Sorun sadece gübrenin ithal edilmesi değil; üretimin kendisi de ithal hammaddelere dayanıyor” dedi. 2025 verilerine göre gübre üretiminin bir önceki yıla göre yüzde 3 azalarak 4,57 milyon tona gerilediğini, tüketimin ise yüzde 6 düşüşle 6,54 milyon ton olduğunu aktaran Sarıbal, buna rağmen üretimin tüketimi karşılamaktan uzak kaldığını belirtti. En çok üretilen gübrenin kalsiyum amonyum nitrat, en çok tüketilen gübrenin ise üre gübresi olduğuna dikkati çeken Sarıbal, 2003-2024 döneminde Türkiye’de gübre tüketiminin ortalama yüzde 72’sinin ithalatla karşılandığını hatırlatarak, “Yerli üretim de ithal girdilere bağlı olduğu için sektör bütünüyle dışa bağımlı bir yapıya sıkışmış durumda” diye konuştu. DESTEKLER KALDIRILDI, YÜK ÇİFTÇİYE YIKILDI Çiftçiye mutlaka ilave destekler sağlanması gerektiğinin altını çizen Sarıbal, “İspanya, Romanya, ABD, Çin, Almanya gibi ülkeler savaşın etkilerine karşı önlem aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan 81 milyar liralık destek paketinin üzerinden haftalar geçti; ancak bugüne kadar ödenen tutar sadece 21,1 milyar lira. Geri kalan destekler ortada yok. Çiftçiye verilen destek daha çiftçinin cebine girmeden eridi, yok oldu. 2026 bütçesinde ise tarım sektörüne 167 milyar 634 milyon lira destek ayrıldı. 2025’te 32,2 milyar TL olan alan bazlı destekler, 2026 bütçesinde tamamen kaldırıldı. Böylece, zaten fahiş şekilde artan mazot ve gübre destekleri fiilen ortadan kalktı. Fındıkta 16 yıldır uygulanan alan bazlı destek sona erdirildi. Üretici, doğrudan şirketlerin insafına bırakıldı. 17 ürün için uygulanan fark ödemesi (prim) desteği, kararnamede yer almasına rağmen bütçede karşılık bulmadı. Telafi edici ödemeler için hiçbir kaynak ayrılmadı. Destek var deniyor, ama bütçede yok. Üretim deniyor, ama çiftçi yalnız bırakılıyor” diye konuştu. “SORUN YAPISAL, ÇÖZÜM KAMUSAL POLİTİKA” Milletvekili Sarıbal, yaşanan krizin yalnızca fiyat artışıyla sınırlı olmadığını vurgulayarak, “Temel sorun, tarımsal girdilerin küresel piyasalara bağımlı hale getirilmesidir. Bu bağımlılığı azaltacak kamusal planlama ve güçlü destek mekanizmaları hayata geçirilmediği sürece çiftçi üretimden kopar, gıda krizi derinleşir. Gıda enflasyonuyla mücadele için çiftçilere hak ettikleri desteğin verilmesi ve artışları durdurulamayan girdi maliyetlerinin bir kısmının devlet tarafından karşılanması zorunlu” uyarısında bulundu.

Çiftçiye Bu Yıl Bayram Yok! Haber

Çiftçiye Bu Yıl Bayram Yok!

​CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, 2026 yılı tarımsal destekleme bütçesini sert sözlerle eleştirdi. Mazot ve gübre desteğinin fiilen kaldırıldığını belirten Sarıbal, "Tarım desteğinin 16 katı faize gidiyor" dedi. ​CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, 2026 yılı bütçesinde tarım sektörüne ayrılan kalemleri analiz ederek çiftçinin karşı karşıya kaldığı tabloyu kamuoyuyla paylaştı. Toplam 167 milyar 634 milyon lira olarak belirlenen tarımsal destek bütçesinin, artan maliyetler karşısında yetersiz kaldığını vurgulayan Sarıbal, üretimde kritik öneme sahip birçok desteğin bütçeden silindiğini ifade etti. ​Mazot ve Gübre Desteği Tarihe Karıştı ​Sarıbal’ın açıklamasındaki en dikkat çekici noktalardan biri, çiftçinin en büyük maliyet kalemi olan mazot ve gübreye yönelik desteklerin son bulması oldu. 2025 yılında 32,2 milyar TL olan Alan Bazlı Destek Ödemeleri için 2026 bütçesinde hiçbir ödenek öngörülmediğini belirten Sarıbal, şu ifadeleri kullandı: ​"Fiyatları fahiş düzeyde artan mazot ve gübre destekleri bu bütçeyle birlikte tarihe karıştı. Çiftçinin üretim maliyetini düşürecek kalemler birer birer siliniyor." ​Fındık Üreticisi Şirketlerin İnsafına Bırakıldı ​2009 yılından bu yana fındık üreticisine can suyu olan alan bazlı desteğin 16 yıl sonra kaldırıldığını hatırlatan Sarıbal, bu hamlenin fındık sektöründeki yerli üreticiyi korumasız bırakacağını savundu. Sarıbal, fındıkta artık alan bazlı ödeme yapılmayacak olmasının, piyasayı tamamen büyük şirketlerin kontrolüne sokacağını iddia etti. ​Prim Destekleri ve Tazminatlar Bütçede Yok ​Açıklamada, tarımsal bütçedeki diğer eksiklikler de kalem kalem sıralandı: ​Fark Ödemesi (Prim): Önceki yıllarda 17 ürün için uygulanan prim destekleri kararnameye rağmen 2026 programında ödeneksiz kaldı. ​Telafi Edici Ödemeler: Çay Budama Tazminatı dışındaki tüm telafi edici ödemeler bütçeden çıkarıldı. ​Bütçe Dağılımı: Toplam bütçenin %54,2’si bitkisel üretime, %21,8’i hayvancılığa ayrıldı; ancak bu oranların saha gerçeklerinden uzak olduğu vurgulandı. ​"Tarım Değil, Faiz Lobisi Kazandı" ​Milletvekili Orhan Sarıbal, bütçedeki asıl çarpıklığın faiz harcamalarında gizli olduğunu belirterek acı bir karşılaştırma yaptı. Sarıbal, "Tarıma yapılan desteğin yaklaşık 16,4 katı faize ödenecek. Bu bütçe üreticinin değil, faizden beslenenlerin bütçesidir. Çiftçimiz için 2026 yılında bayram yoktur," diyerek sözlerini noktaladı.

Depolarda Bekleyen Tütün Çiftçinin Sırtında Borç Yüküne Dönüştü Haber

Depolarda Bekleyen Tütün Çiftçinin Sırtında Borç Yüküne Dönüştü

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında tütünde alımların geciktirilmesi, sözleşme fiyatlarının tek taraflı olarak düşürülmesi ve şirketlerin belirsiz alım politikalarının üreticiyi ciddi bir mağduriyetle karşı karşıya bıraktığını söyledi. Ürünlerin hala depolarda beklediğini belirten Sarıbal, “Mart ayı geldi ama ortada ne net bir alım takvimi var ne de üreticiyi rahatlatacak bir açıklama. Sözleşmeler çiftçinin aleyhine düzenleniyor. Alım takvimi belirsiz, fiyat tek taraflı aşağı çekiliyor. Bu, üreticiyi çaresiz bırakma düzenidir” dedi. Tütün üreticisinin maliyet baskısı altında olduğunu belirten Sarıbal, üretim maliyetinin kilogram başına ortalama 260 TL olduğunu hatırlatarak, “Sözleşme fiyatı 300 liraydı. Şimdi şirketlerin 220–250 lira bandında alım planladığı konuşuluyor. Bu, çiftçinin emeğinin ve alın terinin yok sayılması demektir” ifadelerini kullandı. Üreticinin yeni sezon için tarlaya hazırlanması gerekirken geçen yılın ürününü bile teslim edemediğini söyleyen Sarıbal, depolarda bekleyen tütünün çiftçinin sırtında borç yüküne dönüştüğünü ifade etti. TEKEL ÖZELLEŞTİRİLDİ, TÜRKİYE İTHALATA TESLİM EDİLDİ Türkiye’nin 2025 yılında işlenmemiş yaprak tütün ile sigara üretimine hazır hale getirilmiş ayıklanmış tütün ve tütün döküntüleri dış ticaret verilerine göre; 43 bin ton tütün ihraç ettiğini ve bunun karşılığında 346,5 milyon dolar gelir elde edildiğini belirten Sarıbal, “Aynı dönemde, 79,8 bin ton tütün ithal edildi ve bunun için 553,9 milyon dolar ödeme yapıldı. 1980 sonrası dönemde uygulanan neoliberal politikalar kapsamında, tütün ve tütün mamullerinin üretimi ile ticareti şirketlere bırakıldı. 1925 yılında Reji İdaresi yabancılardan satın alınarak kurulan TEKEL, özelleştirme adı altında yabancı sermayeye teslim edildi. Destekleme alımlarının kaldırılması, yerine sözleşmeli üretim sisteminin getirilmesi, TEKEL’in özelleştirilmesi, üretim maliyetlerindeki artış ve ithal tütün kullanımının yaygınlaşması; tütün üreticisinin gelirlerini ciddi şekilde azalttı. 2009 yılında 182 bin üreticiden tütün alımı yapılmışken, 2024 yılında 43 bin üreticiden tütün alımı yapıldı. Sözleşmeli üretimde devletin bir garantör olarak devreye girmesi gerekmektedir. TEKEL benzeri bir örgüt yeniden hayata geçirilmelidir” ifadelerini kullandı. TARIM DESTEKLENMEZSE HER ULUSLARARASI KRİZ TÜRKİYE’DE GIDA KRİZİNE DÖNÜŞÜR 2025 yılında çiftçilerin bir yandan zirai don, kuraklık ve sel felaketleriyle mücadele ederken, diğer yandan ürününü maliyetinin altında satmak zorunda bırakıldığını belirten Sarıbal, “Uygulanan politikalar üretimi caydırdı, çiftçiyi borçlandırdı ve üretimden kopuşu hızlandırdı. Çiftçiyi zarar ettirip toprağından koparan, mülksüzleştiren; verimli tarım arazilerini ve meraları imara açan iktidarın politikası sonucunda tüketici pahalı gıdaya mahkum edildi. Üreten kazanamadı, tüketen ucuz gıdaya erişemedi. Üretici ile market arasındaki fiyat farkı yüzde 229’a ulaştı. Uluslararası piyasalarda 27 Şubat’ta ton başına 490 dolar/ton seviyesinde bulunan üre gübresi fiyatı bir hafta içinde 595 dolara yükseldi. Mısır’da mart ve nisan sevkiyatları için fiyatların 625 dolar/ton seviyesine çıktığı belirtilirken yurt içi piyasada da yeni fiyat listeleri açıklanmaya başladı. Bayilere gönderilen son listelerde DAP gübresinin ton fiyatı 34 bin liradan 37 bin liraya, üre gübresinin ton fiyatı ise 26 bin liradan 28 bin liraya yükseldi. Şimdiden ham petrol fiyatları yüzde 70’den fazla artarak 9 Mart itibariyle artarak 60 dolardan 103 dolara kadar çıktı. Doğalgaz fiyatları yüzde 80’e yakın arttı. Savaşın uzun sürmesi halinde ham petrol fiyatlarının 200 dolarlara varabileceği tahminleri yapılıyor. Önümüzdeki dönem, enflasyonun yükseldiği, bütçe açıklarının arttığı dönem olacak. Tarımda planlı üretim, kamusal destek mekanizması kurulmazsa; her uluslararası kriz Türkiye’de gıda krizine dönüşür” diye konuştu.

Madem Gübre Var, Neden Çiftçiye Peşin Satılmıyor! Haber

Madem Gübre Var, Neden Çiftçiye Peşin Satılmıyor!

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Tarım Kredi Kooperatifleri’nin gübre satışlarını zorlaştırmasının çiftçiyi üretim sürecinin en kritik döneminde mağdur ettiğini söyledi. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın “gübre stokları yeterli, arz güvenliğini tehdit eden bir durum yok” açıklamasını hatırlatan Sarıbal, sahadaki uygulamanın farklı olduğunu belirtti. Sarıbal, gübre stoklarının yeterli olduğuna ilişkin açıklamalara rağmen çiftçilerin peşin ödeme yapmak istese bile gübre alamadığını söyledi. Milletvekili Sarıbal’ın aktardığına göre çiftçi Hüseyin Kaya, peşin parayla gübre almak için Gürsu Tarım Kredi Kooperatifi’ne gitti. Ancak kooperatif yetkilileri kendisine “Peşin gübre satmıyoruz, vadeli satıyoruz” yanıtını verdi. Buna göre çiftçi peşin ödeme yapmak istediğinde gübre verilmezken, vadeli satış kabul edildiğinde gübre temin edilebiliyor. Milletvekili Sarıbal, çiftçilere vadeli satış dayatıldığını belirterek, “Çiftçiler neden peşin gübre alamadığını sorduğunda ise stokçuluk yapıldığı yanıtını veriyorlar. Gübre stoklarının yeterli olduğu söylenirken, çiftçiye peşin satış yapılmıyorsa bu stokçuluk değil midir? Tarım Kredi Kooperatifleri çiftçinin kurumu mudur, yoksa çiftçiyi borçlandırmanın aracı mı?” diye konuştu. Tarım girdilerindeki yüksek maliyetlerin üreticiyi zorladığını belirten Sarıbal, “Gıda enflasyonu yıllık yüzde 36,44, aylık yüzde 6,89. Sofranın tamamı zamlı. Meyvesi yenen sebzeler yüzde 33, baklagil yüzde 21,6, süt ürünleri yüzde 16, sebze, yoğurt, turunçgil yüzde 14. Yani kahvaltı da zamlı, akşam yemeği de zamlı, çocuğun beslenme çantası da zamlı. Enflasyon liginde listenin zirvesinde Güney Sudan ve İran’dan sonra üçüncüyüz. Ekonomi politikasının röntgeni bu. Çünkü gıda enflasyonu; faizin, girdi bağımlılığının, tarım desteklerinin yetersizliğinin ve ithalata dayalı üretim modelinin sonucudur. Eğer mazot ithalse, gübre ithalse, yem hammaddesi ithalse, kur arttığında maliyetin artması fizik kanunu gibidir. Zincirin tamamı yanlış kurulmuşsa, sorun halkalarında değil, zinciri kuran akıldadır. Gıda enflasyonu bu seviyedeyse, ekonomi yönetimi en temel sınavdan kalmış demektir” ifadelerini kullandı.

Pamuk Plansızlığa Kurban Edildi! Haber

Pamuk Plansızlığa Kurban Edildi!

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında pamukta derinleşen üretim ve dış ticaret krizine dikkati çekti. Sarıbal, iktidarın ithalata dayalı tarım politikalarının pamuk üretimini zayıflattığını belirterek Türkiye’nin net ithalatçı bir yapıya sürüklendiğini vurguladı. Sarıbal’ın paylaştığı verilere göre Türkiye, 2025 yılında 1 milyon tonun üzerinde pamuk ithal etti, 1 milyar 727 milyon dolar ödedi. AKP döneminde lif pamukta yaklaşık 2 milyon 257 bin ton ihracata karşılık 19 milyon 7 bin ton ithalat yapıldı. Bu dönemde 4 milyar 360 milyon dolarlık ihracata karşılık 34 milyar 157 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirildi. Milletvekili Orhan Sarıbal; “Maliyet üreticiyi eziyor, destekler göstermelik kalıyor, fiyat politikası üretimi cezalandırıyor. Bu koşullar pamuktan kaçışı teşvik ediyor” dedi. Türkiye’de pamuk üretiminin hem kuraklığın hem de tarım politikalarındaki plansızlığın etkisiyle gerilediğini belirten Sarıbal, artan girdi maliyetlerine karşın son dört yıldır yerinde sayan hatta gerileyen fiyatların üreticiyi pamuktan uzaklaştırdığını söyledi. Sarıbal’ın paylaştığı verilere göre, 2024 yılında 2 milyon 243 bin ton olan kütlü pamuk üretimi, 2025’te 1 milyon 935 bin tona geriledi. Üretimde yüzde 13,7’lik düşüş yaşandı. Milletvekili Sarıbal, “Uluslararası Pamuk Danışma Komitesi (ICAC) verilene göre 2024-2025 sezonunda dünya genelinde 30 milyon 692 bin hektar pamuk ekim alanında 25 milyon 287 bin ton pamuk üretimi yapıldı. Türkiye pamuk ekim alanında 465 bin hektarla 12’nci sırada yer alırken pamuk üretiminde ise 7’nci sırada yer buldu. Pamuk ithalatında ise yaklaşık 1 milyon ton ile 4’üncü sırada yer aldı. ICAC 2025-2026 sezonuna ilişkin tahminlerini incelediğimizde, dünya genelinde 30 milyon 418 bin hektar ekim alanında 25 milyon 438 bin ton pamuk üretimi bekleniyor. Türkiye pamuk ekim alanlarının ise 430 bin hektara gerilemesi, üretimin ise 780 bin tona düşmesi öngörülüyor. Tekstil ve hazır giyim sektörünün hammaddesi pamuk, stratejik bir ürün. Türkiye’nin yıllık pamuk ihtiyacı yaklaşık 1,6 milyon ton. Artan maliyetler, yetersiz destekler ve yanlış tarım politikaları üreticiyi pamuktan kopardı. Bu tablo, ithalat bağımlılığının neden kalıcılaştığını açıkça gösteriyor. Amerika ve Brezilya, Türkiye’ye pamuk satabilmek için yarışıyor” diye konuştu. SULAMA POLİTİKASI ÇÖKTÜ, PAMUK PLANSIZLIĞA KURBAN EDİLDİ Yaz aylarında yaşanan kuraklığın özellikle Ege ve Güneydoğu Anadolu’da üretimi ciddi biçimde etkilediğini belirten Sarıbal, “Aydın, İzmir, Adana ve Urfa’da pamuk üreticisi tarladan çekiliyor ya da ürün değişikliğine gidiyor. Örneğin Çukurova 2026 sezonuna daralan ekim alanları ve artan maliyet baskısıyla girdi. Adana’da pamuk ekim alanı, 2018’deki 455 bin dönümden, 2025 itibarıyla 124 bin dönüme kadar gerileyerek son 7 yılda yüzde 70’in üzerinde küçüldü” dedi. ÇİFTÇİ HASAT DÖNEMİNDE ZARAR ETTİ Milletvekili Sarıbal, çiftçiyi üretimde tutacak fiyat ve destek politikalarının hayata geçirilmemesi halinde Türkiye’nin hem pamukta hem de tekstil sanayisinde dışa bağımlılığının daha da derinleşeceğini vurguladı. Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi (Tarım-ÜFE) verilerine dikkati çeken Sarıbal, ocak ayında endeksin aylık bazda yüzde 8,46, yıllık bazda ise yüzde 43,58 arttığını hatırlattı. Tarladaki maliyet enflasyonu resmi rakamlarla bile ortadayken, üreticiye dayatılan destekleme politikalarının gerçeklikle bağını kopardığını kaydeden Sarıbal, “Pamuk üretim maliyeti kilo başına 25–28 lira arasındayken, hasat döneminde kütlü pamuk fiyatları 26–31 lira arasında kaldı. Yani çiftçi ya zarar etmiş ya da neredeyse sıfır karla üretim yaptı. Üstelik iktidarın yeni sistemde verdiği destek, kilogram bazına çevrildiğinde kilo başına yaklaşık 2,20 lira. Bu destek, pamuk üretimini sürdürmek için yetersiz. Borsalar ve ziraat odalarının ortak maliyet çalışmalarına göre kütlü pamuğun kilogram maliyeti 35,63 TL. Üretici ise pamuğunu ortalama 26 TL civarında satabildi” dedi. ÜRETİCİ ÖRGÜTLERİ ETKİSİZLEŞTİ Pamuk üretimindeki düşüş ve istikrarsızlığın bir diğer nedeninin üretici örgütlerinin güç kaybetmesi olduğunu belirten Sarıbal, Tariş Pamuk Birliği, Çukobirlik ve Antbirlik’in kamu desteğinin yetersizliği nedeniyle piyasadaki etkisini büyük ölçüde yitirdiğini söyledi. Bu üç birliğin kütlü pamuk alımlarındaki payının 1998/99 sezonunda yüzde 25 olduğunu hatırlatan Sarıbal, 2024/25 sezonunda bu oranın yüzde 3,5’e kadar gerilediğini aktardı. “Bugün bu birlikler piyasa fiyatları üzerinde belirleyici bir rol oynayamıyor. Üretici örgütsüz, piyasa ise tüccarın insafına bırakılmış durumda. Bu koşullarda pamuk üretimi değil, pamuktan kaçış teşvik ediliyor” ifadelerini kullandı.

İthalata Dayalı Tarım Politikası Üreticiyi ve Halkı Yoksullaştırdı Haber

İthalata Dayalı Tarım Politikası Üreticiyi ve Halkı Yoksullaştırdı

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çiftçilerle iftar programında açıkladığı projelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu, “İthalata dayalı, bilinçli olarak sürdürülen tarım politikaları üreticiyi, halkı yoksullaştırdı. Derinleşen krizin üzeri ‘müjde’ başlıklarıyla örtülmek isteniyor” dedi. Tarımın günü kurtaran açıklamalarla, vitrin projeleriyle ve kampanya mantığıyla yönetilemeyeceğini vurgulayan Sarıbal, “Tarım istikrar ister, planlama ister, akıl ister. En önemlisi de kamucu bir anlayış ister. Ne yazık ki Türkiye’de uzun yıllardır bunların hiçbiri yok. Bugün geçim derdiyle boğuşan, ev kirasını ödeyemeyen, mutfağında tencere kaynatmakta zorlanan milyonlarca yurttaşa gerçek çözümler sunmak yerine, sadece yeni isimler verilmiş projelerle oyalanıyoruz. ‘Kırsalda bereket, küçükbaşa destek’ başlığıyla sunulan bu yaklaşım, tarımın yapısal sorunlarını çözmekten uzak, günü kurtarmaya dönük bir anlayışın ürünüdür” ifadelerini kullandı. 13,5 MİLYAR DOLAR İTHALATA GİTTİ, SONUÇ DEĞİŞMEDİ Et fiyatlarının geldiği noktaya dikkat çeken Sarıbal, bugüne kadar çok sayıda strateji belgesi ve proje açıklandığını, ancak somut bir sonuç alınamadığını söyledi. Buna rağmen yoksul halkın cebinden çıkan 13,5 milyar doların canlı hayvan ve kırmızı et ithalatına gittiğini söyleyen Sarıbal, “Sonuç değişmedi. Et fiyatları düşmedi, dar gelirli yurttaş sofraya et koyamaz hale geldi. Türkiye’de 1 kg dana eti 21,5 dolar. Komşu ülkelerde 9–15 dolar bandında. Bu tablo, hayvancılık politikalarının iflasıdır. TÜİK’in Ekonomik Faaliyetlere (ISIC, Rev. 4) tarım dış ticareti verilerine göre 2003-2025 yılları arasında toplam ihracat 127 milyar TL, ithalat ise 185 milyar TL, dış ticaret açığı ise 58 milyar TL’dir. Tarıma dair bunu dışındaki sınıflandırmaların uluslararası geçerliliği yoktur” dedi. ÖNCE TARIM KANUNU’NU UYGULAYIN! Tarım Kanunu’na göre tarımsal desteklerin milli gelirin yüzde 1’i olması gerektiğini hatırlatan Sarıbal, iktidarın çiftçiye verdiği desteğin yüzde 0,22’de kaldığını söyledi. Bu nedenle çiftçinin 2007–2026 döneminde biriken alacağının 1 trilyon 977 milyar TL’ye ulaştığını ifade eden Sarıbal, “Çiftçi borç içinde ayakta kalma mücadelesi veriyor. Tarım Kanunu çok açık. Üreticinin belini büken en büyük yük yem maliyetleri. 2020’de tonu 1.500 TL olan yem, 2025’te 6.500 TL’ye dayandı. Üstelik yem hammaddelerinde soya ve mısırda dışa bağımlıyız. Kur arttıkça maliyet artıyor, üretici eziliyor. Üstüne bir de Resmî Gazete’de yayımlanan tebliğle yem üretiminde kullanılan premiks ve flake ürünlerindeki KDV istisnası kaldırıldı. Yüzde 20 KDV, yem fiyatlarına en az yüzde 3 ek yük demek. Çiftçi borç içinde, ayakta kalma mücadelesi veriyor. Bugün itibariyle çiftçinin bankalara olan toplam borcu 1 trilyon 239 milyar TL’ye ulaştı. Takibe alınan tarım kredileri ise bir yılda 3,6 milyar TL’den 14,8 milyar TL’ye çıktı. Üreticiler Ziraat Bankası’ndan faizsiz kredi kullanabilecek, bu krediler 2 yıla kadar geri ödemesiz olacakmış. Ziraat Bankası’nın Demirören Holding’e kullandırdığı 800 milyon dolarlık kredinin gündeme gelmesinden sonra bu açıklamanın samimi olduğuna kim inanır?” dedi. KURTULUŞ KAMUCU TARIM POLİTİKASINDA! Milletvekili Sarıbal, üretimi korumak yerine ithalatı ve borçlanmayı esas alan bir anlayışla tarımın ayağa kalkamayacağını, buna bağlı olarak gıda fiyatlarının da ucuzlamayacağını belirtti. Hayvancılık sektörünün şap hastalığıyla birlikte ağır bir yıkım yaşadığını belirten Sarıbal, yıllık ekonomik zararın 162 milyar TL olarak öngörüldüğüne dikkati çekti. Buna karşın iktidarın hala “süslenmiş projeler” anlattığını ifade eden Sarıbal, tabloyu şu verilerle ortaya koydu: “Hayvansal üretimde maliyetlerin yaklaşık yüzde 70’i yemden oluşurken, süt/yem paritesi 1,5’in altına düşmüş durumda. Süt fiyatları baskılanırken yem fiyatları hızla artıyor, hayvancılık desteklerinin toplam tarımsal destekler içindeki payı ise yüzde 17,7’ye kadar gerilemiş bulunuyor. Sığır, manda ve keçi varlığı 2020’nin gerisine düştü. İşletmeler kapanıyor, üretici sektörden çekiliyor. Üretimi korumak yerine üreticiyi tasfiye eden, hayvancılığı sürdürülemez kılan, ithalatı ve borçlanmayı esas alan bir siyasal tercih var. Oysa yapılması gereken bellidir. Yerli yem hammaddesi üretimini artırmak, meraları ıslah etmek, destekleri zamanında ve gerçekçi düzeyde ödemek; Et ve Süt Kurumu’nu piyasada gerçekten dengeleyici bir araç olarak kullanmak. Tarım planla, üretimle ve kamucu politikalarla ayağa kalkar. Türkiye’nin ihtiyacı gösteri projeleri değil, çiftçiyi yaşatan gerçek bir tarım politikasıdır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.