Hava Durumu

#Orhan Sarıbal

Kırsal Haber - Orhan Sarıbal haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Orhan Sarıbal haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP'li Sarıbal: "İznik Gölü Yok Oluşa Sürükleniyor" Haber

CHP'li Sarıbal: "İznik Gölü Yok Oluşa Sürükleniyor"

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de yaptığı basın açıklamasında İznik Gölü’nde yaşanan hızlı ve kalıcı su kaybına dikkati çekti. İznik Gölü’nün yer altı suları, yüzeysel akışlar ve kar sularıyla beslenen kapalı bir ekosistem olduğuna vurgu yapan Sarıbal, beslenme havzasının yüzde 60’ından fazlasının yerleşim alanı olduğunu, göl çevresinde mevzuat gereği mutlak koruma ve kontrollü kullanım alanları belirlenmiş olmasına rağmen, uygulamada bu statünün yapılaşmanın önünü açtığını ifade etti. Sarıbal ayrıca, İznik Gölü’nü kapsayan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planlarının iptal edildiğini, ancak yerine bağlayıcı ve bütüncül bir koruma planının hala yürürlüğe konulmadığını belirtti. Son olarak 16 Şubat 2026 itibarıyla İznik Gölü’nün 200 metre çekildiğini, su seviyesinin yaz gelmeden kritik seviyelere düşüldüğünü aktaran Sarıbal, “Tarımın kısıtlandığı bir ortamda sanayi kullanımının aynı ölçüde sınırlandırılmaması kabul edilemez” diyerek, İznik Gölü için bilimsel, bağlayıcı ve kamu yararını esas alan acil bir koruma planı çağrısı yaptı. SU SORUNU MEVSİMSEL DEĞİL, KALICI! Çiftçilerin geçimini göle bağlı sulu tarım ve zeytincilikten sağladığını hatırlatan Sarıbal, buna karşın son yıllarda yaşanan sürekli su kaybının, gölü ulusal ölçekte bir çevre krizinin eşiğine getirdiğini belirtti. Milletvekili Sarıbal, DSİ verilerine göre 2021–2024 arasında gölde 30–40 santimetrelik bir seviye düşüşü yaşandığını; 2022’de yüzde 16, 2023’te yüzde 40, 2024’te ise yüzde 30 oranında su kaybı kaydedildiğini aktardı. Uydu ölçümlerinin de bu tabloyu doğruladığını belirten Sarıbal, 30 Eylül 2025 itibarıyla göl seviyesinin 81,95 metreye gerilediğini, bunun güvenli işletme kotu kabul edilen 83,30 metrenin 1,35 metre altında olduğunu söyledi. 2013’e kıyasla yaklaşık 232 milyon metreküplük su kaybına işaret eden Sarıbal, “Bu veriler sorunun mevsimsel değil, kalıcı olduğunu gösteriyor” dedi. 18 Kasım 2025’te İl Kuraklık Kriz Merkezi toplantısında tarımsal sulamanın kısıtlanacağının açıklandığını anımsatan Sarıbal, buna karşın sanayi tesislerinin su kullanımına ilişkin şeffaf ve bütüncül bir değerlendirme yapılmadığını vurguladı, “Sanayi, madencilik ve yapılaşmanın göl üzerindeki etkileri kamuoyundan gizleniyor” dedi. BİLİMSEL ÇALIŞMALAR SANAYİ BASKISINI GÖSTERİYOR Haziran 2025’te yayımlanan bağımsız bir araştırma ile ilgili bilgi veren Sarıbal, kentsel alanların genişlemesi ve orman kaybının, yüzey akışını artırırken yeraltı suyu beslenmesini azalttığını söyledi. 1990–2018 döneminde havzada ulaşım ve madencilik alanlarının 0’dan 730 hektara, ticari ve sanayi alanlarının ise yüzde 461 artarak 130 hektardan 730 hektara çıktığını belirten Sarıbal, aynı dönemde tarım alanlarının yalnızca yüzde 7 arttığını kaydetti. Gölü besleyen kaynakların zayıflaması, yeraltı sularının yoğun kullanımı ve sanayi tesislerinin doğrudan ya da dolaylı su çekişlerinin krizi derinleştirdiğini dile getiren Sarıbal, Cargill’in ve Gemlik Gübre’nin yüksek miktarda su kullandığını söyledi. İLİÇ; SERMAYENİN Mİ YAŞAM HAKKININ MI KORUNACAĞININ DAVASIDIR CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, iktidarın maden politikalarını ise Erzincan İliç’te 9 işçinin yaşamını yitirdiği faciaya ilişkin dava süreciyle eleştirdi. Maden şirketlerinin karlarını katlarken; ölüm, toz, kirlilik, kuraklık ve gıda enflasyonu gibi toplumsal maliyetlerin ise halka yüklendiğini belirtti, bu tablonun en ağır örneğinin, 13 Şubat 2024’te Erzincan İliç’te yaşanan facia olduğunu söyledi. 9 işçinin yaşamını yitirmesine ilişkin davanın Erzincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürdüğünü hatırlatan Sarıbal, 6. duruşmada olay yerinde keşif yapılması ve Anagold Madencilik kayıtlarına el konulması taleplerinin reddedildiğini aktardı. Sarıbal, bilirkişi raporlarında “asli kusurlu” olduğu belirtilen kamu görevlilerinin yargılama dışında bırakılmasına tepki gösterdi. 23 Mayıs 2024 tarihli bilirkişi raporunda ÇED Olumlu Kararı’na imza atan dönemin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ve bakanlık yetkililerinin “asli kusurlu” olarak gösterildiğini, ancak bu isimlerin dosyadan çıkarıldığını vurguladı. Sarıbal, kamu görevlileri hakkında “kovuşturmaya yer olmadığı” kararının etkili soruşturma yapılmadan verildiğini ve Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında usul yükümlülüğünün ihlal edildiğini söyledi. “Bu dava; yaşam hakkı, çevre hakkı ve etkili soruşturma yükümlülüğünün birlikte ele alınması gereken bir dosyadır. Bu ülkede şirketler öldürür, bakanlıklar imza atar, yargılanan mühendis olur. Bu dosya böyle kapatılırsa herkesin can güvenliği ortadan kalkar. İliç davası, Türkiye’de sermayenin mi yoksa yaşam hakkının mı korunacağının davasıdır. Gerçek sorumlular yargı önüne çıkarılmadan bu dosya kapanmayacak” diye konuştu.

Tavuk Eti İhracat Yasağı Sektörü Krize Sürüklüyor Haber

Tavuk Eti İhracat Yasağı Sektörü Krize Sürüklüyor

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında tavuk eti ihracatına getirilen yasakların sektörü krize sürüklediğini belirterek, alınan kararın yıllar içinde elde edilen kazanımları ciddi biçimde riske attığını söyledi. Türkiye’nin tavuk eti üretiminde dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer aldığını hatırlatan Sarıbal, beyaz etin ekonomik fiyatı, erişilebilirliği ve sağlıklı bir protein kaynağı olması nedeniyle halkın sofrasında kritik bir öneme sahip olduğunu vurguladı. Yıllık üretimin yaklaşık 2,8 milyon ton düzeyinde olduğunu ifade eden Sarıbal, Türkiye’nin başta Arap ülkeleri ve Dubai olmak üzere yaklaşık 50 ülkeye ihracat yapan güçlü bir tedarikçi konumunda bulunduğunu kaydetti. Son bir yılda yem, enerji ve diğer girdi maliyetlerinde yaşanan hızlı artışa dikkati çeken Sarıbal, üreticilerin 1 Ocak 2025 ve 1 Ocak 2026 süreçlerinde yüzde 15’lik fiyat güncellemesi talep ettiğini, Ticaret Bakanlığı’nın ise bu talebe ihracat yasağıyla karşılık verdiğini söyledi. Fahiş fiyatları önleme gerekçesiyle alınan kararın sorunu çözmek bir yana, krizi daha da derinleştirdiğini ifade etti. BİR GECEDE PAZAR KAYBI İhracat yasağıyla birlikte küresel pazarlarda kazanılan payın rakip ülkelere teslim edildiğini belirten Sarıbal, imzalanmış sözleşmelerin ve teslim taahhütlerinin yok sayıldığını, ani yasak kararının firmaları ciddi tazminat yükümlülükleriyle karşı karşıya bıraktığını söyledi. TÜİK’in 2025 yılına ilişkin 11 aylık verilerini paylaşan Sarıbal, yasaklar yerine planlı üretim ve ihracat politikasının gerekliliğine işaret ederek şu değerlendirmede bulundu: “Tavuk eti üretimi 2024 yılında 2 milyon 512 bin tondu. 2025’te ise yüzde 11,6 artışla yaklaşık 2 milyon 800 bin tona yükseldi. Aynı dönemde ihracat miktarı yüzde 21,2 artarak 452 bin tondan 548 bin tona çıktı. İhracat geliri 739 milyon dolardan 763 milyon dolara ulaştı. Tarım politikası; üreticiyi, ihracatçıyı ve halkın sofrasını birlikte koruma meselesidir. Yasaklarla değil, kamucu akılla yönetilen bir tarım politikası hem mümkündür hem de zorunludur.”

CHP'li Sarıbal’dan Köyümü Geri Ver Teklifi Haber

CHP'li Sarıbal’dan Köyümü Geri Ver Teklifi

​CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, 2012 yılında yürürlüğe giren Büyükşehir Yasası ile mahalle statüsüne alınan ve ortak malları belediyelere devredilen köyler için tarihi bir adım attı. TBMM’ye sunulan kanun teklifiyle, kırsal niteliğini koruyan yerleşimlerin yeniden "Köy" statüsüne kavuşması ve gasp edilen taşınmazlarının iade edilmesi hedefleniyor. ​CHP Bursa Milletvekili ve Tarım Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanı Orhan Sarıbal, kırsal yaşamın tasfiyesine yol açan 6360 Sayılı Kanun’un yarattığı mağduriyetleri gidermek amacıyla hazırladığı kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına sundu. Teklif yasalaşırsa, "kırsal mahalle" kriterlerini taşıyan yerleşim yerleri, başka bir işleme gerek kalmaksızın yeniden köy tüzel kişiliği kazanacak; meralarından ekipmanlarına kadar tüm varlıkları köylüye geri verilecek. ​“İDARİ SADELEŞME DEĞİL, KIRSAL TASFİYE” ​Sarıbal, yaptığı açıklamada 2014 yılında uygulamaya giren düzenlemenin köyleri "mülksüzleştirdiğini" vurguladı. Köylerin mülkiyetindeki mera, yaylak, su kaynakları ve taşınmazların belediyelere devredilmesinin tarımsal üretimi baltaladığını belirten Sarıbal, şunları söyledi: ​"Köylerin bütçeleri ve karar alma mekanizmaları yok edildi. 2020’de getirilen ‘kırsal mahalle’ kavramı ise pansuman bir tedbir olmaktan öteye gidemedi; mülkiyet sorunlarını çözmedi. Biz, köylünün ortak mal rejimini yeniden tesis etmek istiyoruz." ​HÜRRİYET KÖYÜ ÖRNEĞİ: "BİR GECEDE MÜLKSÜZ KALDILAR" ​Teklifin gerekçesinde Bursa Karacabey’deki Hürriyet Köyü örneğine dikkat çeken Sarıbal, köylülerin kendi paralarıyla satın aldıkları 652 dönümlük arazinin belediyeye geçmesini "somut bir mağduriyet fotoğrafı" olarak niteledi. 1951 yılında Bulgaristan’dan göç edenlerin emeğiyle kurulan köyün meralarının bugün sanayi bölgelerine ve uydukent projelerine tahsis edildiğini hatırlatan Sarıbal, "Bu örnek, Türkiye’nin dört bir yanındaki yüzlerce köyün ortak dramıdır. Köylünün toprağına ve ortak yaşamına yasal güvence şarttır" dedi. ​TEKLİF NELERİ ÖNGÖRÜYOR? ​Meclis’e sunulan teklif kabul edildiği takdirde: ​Otomatik Statü Değişikliği: 5216 sayılı Kanun kapsamında "kırsal mahalle" niteliği taşıyan yerleşimler, hiçbir idari işleme gerek kalmaksızın yeniden Köy statüsü kazanacak.​Malların İadesi: Köy tüzel kişiliğinin kaldırılmasıyla belediyelere veya kamu kurumlarına devredilen her türlü taşınır/taşınmaz mal, hak ve alacak, yeni kurulan köy tüzel kişiliğine geri dönecek ve köy adına tescil edilecek.​Uygulama Birliği: Sürece ilişkin usul ve esaslar, Cumhurbaşkanlığı tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle netleştirilerek ülke genelinde eşgüdüm sağlanacak.

CHP’li Orhan Sarıbal’dan "Yem" Tepkisi Haber

CHP’li Orhan Sarıbal’dan "Yem" Tepkisi

CHP Bursa Milletvekili ve Parti Meclisi Üyesi Orhan Sarıbal, Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğ ile yem üretiminde kullanılan premiks ve flake ürünlerindeki KDV istisnasının kaldırılmasına sert tepki gösterdi. Sarıbal, hayvancılık sektörünün bilinçli bir tasfiye süreciyle karşı karşıya olduğunu belirterek, “Bu karar, üreticiye ‘çekil, biz ithal ederiz’ demektir” dedi. ​"KDV İstisnası Kaldırıldı, Maliyetler Katlandı" ​Hükümetin ekonomi politikalarını eleştiren Sarıbal, yem fiyatlarına gelecek ek maliyetlerin üreticinin belini bükeceğini vurguladı. Yapılan düzenlemeyle bu ürünlerden artık %20 KDV alınacağını hatırlatan Sarıbal, “Bu karar, yem fiyatlarına ortalama %3 ek maliyet demek. Zaten taşınamaz olan yük, bu kararla birlikte sürdürülemez bir noktaya gelmiştir. Bu, Mehmet Şimşek’in ‘ithal et, borçlan, teslim ol’ diyen teslimiyet programıdır” ifadelerini kullandı. ​Hayvancılıkta "Kırmızı Alarm" Verileri ​Sarıbal, sektörün içinde bulunduğu krizin boyutlarını şu verilerle paylaştı: ​Maliyet Krizi: Hayvansal üretim maliyetlerinin %70’ini yem oluştururken, süt/yem paritesi 1,5’in altına düştü.​Hastalık ve Zarar: Şap hastalığının ekonomiye vereceği yıllık zararın 162 milyar TL olması öngörülüyor.​İthalat Bağımlılığı: Temel yem bileşenleri olan mısır ve soyada Cumhuriyet tarihinin rekor ithalat rakamlarına ulaşıldı.​Destek Kaybı: Hayvancılık desteklerinin tarımsal destekleme ödemeleri içindeki payı %17,7’ye geriledi.​"Üreticiyi Değil, İthalatı Seçtiler" ​İktidarın bilinçli bir siyasal tercihle üreticiyi tasfiye ettiğini savunan Bursa Milletvekili, enflasyonla mücadele adı altında çiğ süt fiyatlarının düşük tutulmasının üreticiyi sektörden kopardığını belirtti. Sarıbal, “Dövizdeki her dalgalanma maliyetleri yükseltirken, iktidar desteği artırmak yerine vergiyi artırıyor” dedi. ​Çözüm Önerileri: "Müdahale ve Sübvansiyon Şart" ​Sarıbal, hayvancılığın kurtulması için acil atılması gereken adımları ise şöyle sıraladı: ​Yem fiyatları sübvanse edilmeli ve üretim maliyetleri düşürülmeli.​Yem hammaddelerinde yerli üretim payı artırılmalı ve meralar ıslah edilmeli.​Destekleme ödemeleri zamanında ve gerçekçi seviyelerde yapılmalı.​Et ve Süt Kurumu, piyasada dengeleyici rol oynayarak üreticiyi koruyan müdahale politikaları izlemeli.

İliç'ten Kirazlıyayla'ya Aynı Senaryo: Zehir, Yıkım, Cezasızlık Haber

İliç'ten Kirazlıyayla'ya Aynı Senaryo: Zehir, Yıkım, Cezasızlık

Yenişehir Kirazlıyayla’da Meyra Madencilik’e ait atık barajının çökmesinin ardından bölgede tepkiler büyürken, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, köylülerle bir araya gelerek, iktidarın şirkete sınırsız imtiyazlar tanıdığını, yaşananların Türkiye’nin farklı bölgelerinde tekrar eden bir talan zincirinin parçası olduğunu söyledi. Sarıbal,“Maden faaliyetlerinin derhal durdurulması, atık havuzlarının kapatılması ve bölgede bağımsız, şeffaf bir çevresel inceleme başlatılması, sorumlu şirketin ve talanın önünü açan kamu görevlilerinin yargılanması gerekiyor” dedi. Bursa’nın Yenişehir ilçesine bağlı Kirazlıyayla Mahallesi’nde köylülerin, akademik odaların, ve çevre örgütlerinin yıllardır karşı çıktığı Meyra Madencilik’e ait atık barajının çökmesinin ardından bölgede tepkiler büyüyor. CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, çevre felaketinin ardından köylülerle bir araya gelerek bölgede incelemelerde bulundu. Kirazlıyayla Mahalle Muhtarı Hasan Açar, mahalle sakinleri, Yenişehir Çevre Platformu ve Bursa Su Kolektifi üyelerinin de katıldığı buluşmada köylüler, maden faaliyetlerinin derhal durdurulmasını ve işletmenin kapatılmasını talep etti. Çökme sonrası binlerce ton kimyasal ve ağır metal içerikli atığın toprağa ve suya karıştığını, tarlalarında, evlerinde devasa yarıkların oluştuğunu belirten köylüler, tarım alanlarının ve içme suyu kaynaklarının tehdit altında olduğunu dile getirdi. CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, doğal varlıkların korunması yerine şirketlere sınırsız imtiyazlar tanındığını belirterek, yaşananların Türkiye’nin farklı bölgelerinde tekrar eden bir talan zincirinin parçası olduğunu söyledi. İktidarın, doğal kaynakları korumak yerine şirketlere teşvik, imtiyaz ve vergi affı sağladığını, denetimleri ortadan kaldırdığını, acele kamulaştırma kararlarıyla köylünün toprağını elinden aldığını ve ÇED süreçlerini işlevsizleştirdiğini ifade eden Sarıbal, “Halkın itirazları yok sayılırken, şirketlerin talepleri kalkınma adı altında hızla karşılanıyor. Bu anlayışta köylünün toprağı, suyu, çocukların geleceği yok; yalnızca maden ruhsatları, teşvikler ve kar hesapları var. Yaşam alanlarının feda edilmesine, kamu gücünün sermaye lehine kullanılmasına itiraz ediyoruz. Maden faaliyetlerinin derhal durdurulması, atık havuzlarının kapatılması ve bölgede bağımsız, şeffaf bir çevresel inceleme başlatılması, sorumlu şirketin ve talanın önünü açan kamu görevlilerinin yargılanması gerekiyor” dedi. FELAKETİ İKTİDAR, ŞİRKET EL ELE GETİRDİ! CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, yaşanan çevre felaketinin yıllardır sürdürülen siyasi ve idari tercihlerin sonucu olduğunu söyledi, Meyra Madencilik’in 2015 yılında Kirazlıyayla’ya girdiğini hatırlatarak, “2018’de madenin yanına cevher zenginleştirme tesisi ve atık havuzu kurulmak istendiğinde köylüler, özellikle kadınların öncülüğünde büyük bir direniş gösterdi. O gün jandarma köyü kuşattı, yurttaşlar gözaltına alındı. Aynı saatlerde şirket yetkilileri dönemin Bursa Valisi ve Yenişehir Kaymakamı tarafından makam odalarında ağırlandı. Bugün yaşananların siyasi ve idari arka planı tam olarak budur” açıklamasını yaptı. “İliç’te yaşanan neyse, bugün burada onu yaşıyoruz” diyen Sarıbal, “Adım adım zehir, koşarak ölüm getirdiler. Dağlar yer değiştiriyor. Suların yönü, toprağın kaderi, insanların hayatı zorla değiştiriliyor. Binlerce yıllık kültür, yaşam, emek; insana dair ne varsa, para uğruna gözden çıkarılıyor, peşkeş çekiliyor. Bu madenlerden çıkarılan altın, gümüş, çinko, bakırdan elde edilen gelir; hastalanan insanların kanserle, ağır hastalıklarla mücadelesi için harcanan paranın yanında yok hükmündedir. Yani kazanç diye sunulan şey, toplumun ödediği bedelin çok altındadır. Köylüye tek bir yatırım yok. ‘Evinizi barkınızı bırakın, gidin’ deniyor. Şirketler yatırım ve vergi teşvikleriyle beslenirken, benim çiftçim destek alamıyor. Neden? Çünkü iktidar açıkça ‘Siz bana yüktünüz. Verginizi verin, yoksullukla boğuşun. Üretmeyin, ben ithal ederim. Yeter ki sesinizi çıkarmayın’ diyor” ifadelerini kullandı. 1 YIL ÖNCE YIKIMI BELGELEDİK! Tüm itirazlara rağmen 2019 yılında projeye ÇED olumlu kararı verildiğini vurgulayan Sarıbal, çinko, kurşun ve bakır cevherinin flotasyon yöntemiyle, yoğun ve tehlikeli kimyasallar kullanıldığını belirtti. Bölge halkının yıllardır uyarılarda bulunduğunu ifade eden Sarıbal, “Köylüler ‘Toprak kayıyor, tarlalarda yarıklar oluşuyor, evlerimiz yıkım riskiyle karşı karşıya, heyelan riski artıyor’ diyordu. Bir yıl önce bu yıkımları yerinde belgeledik. CİMER’e, Kaymakamlığa, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na defalarca başvuru yapıldığını hatırlattık. Ama hiçbir kurum harekete geçmedi. Ve sonunda atık havuzu patladı. Tonlarca zehirli atık doğaya saçıldı. İnsanlar ne içtikleri suya ne ektikleri toprağa güvenebiliyor. Alınan su numunelerinin sonuçları açıklanmıyor. Atıkların nereye gittiği hala bilinmiyor. Bugün yaşananlar, o itirazların ne kadar haklı olduğunu acı biçimde göstermiştir” dedi.

Ulusal Gıda Politikası Olmadan Kriz Yönetilemez! Haber

Ulusal Gıda Politikası Olmadan Kriz Yönetilemez!

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, küresel gıda sisteminin iklim krizi, savaşlar ve enerji maliyetlerinin etkisiyle yeniden şekillendiğini belirtti, buna karşılık Türkiye’de iktidarın tarımı plansız ve korumasız bıraktığını ifade etti. Sarıbal, “Gıda krizi kapıda değil, içeride. Türkiye’nin gıda krizini yönetebilmesi için ilk adım, gıdayı stratejik alan ilan etmektir. Bu çerçevede Gıda Bakanlığı’nın kurulması, gıda güvencesinin ulusal güvenlik başlığına alınması, ürün planlaması, desteklerin artırılması, kooperatiflerin güçlendirilmesi, stratejik ürünlerde taban fiyat ve üretim garantisinin sağlanması gerekiyor” dedi. CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de yaptığı basın açıklamasında Türkiye’de derinleşen gıda krizine dikkati çekerek iktidarın tarım politikalarını eleştirdi. Sarıbal, küresel gıda sisteminin iklim krizi, savaşlar ve enerji maliyetlerinin etkisiyle hızla yeniden şekillendiğini, buna karşılık Türkiye’de iktidarın tarımı plansız ve korumasız bıraktığını söyledi. “Gıda krizi kapıda değil, içeride” diyen Sarıbal, bu eğilimin gıdayı ekonomik olmaktan çıkartıp jeopolitik ve güvenlik başlığı haline getirdiğini belirterek, “Türkiye’nin gıda krizini yönetebilmesi için ilk adım, gıdayı stratejik alan ilan etmektir. Bu çerçevede Gıda Bakanlığı’nın kurulması, gıda güvencesinin ulusal güvenlik başlığına alınması, ürün planlaması, desteklerin artırılması, kooperatiflerin güçlendirilmesi, stratejik ürünlerde taban fiyat ve üretim garantisinin sağlanması gerekiyor” ifadelerini kullandı. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın 2026 Küresel Görünüm Raporu’na göre gelecek yıl 318 milyon kişinin kriz seviyesinde veya daha kötü açlıkla karşı karşıya kalacağına dikkati çeken Sarıbal, bu rakamın 2019’a göre iki kat arttığını belirtti. BM ve FAO değerlendirmelerinde ise tarım ve gıda sistemlerindeki hatalı uygulamaların çevresel, sosyal ve sağlık maliyetlerinin yıllık 12,7 trilyon dolara ulaştığına işaret edildiğini hatırlattı. DÜNYA GIDA STOKLUYOR, TÜRKİYE SEYREDİYOR Milletvekili Sarıbal, İsveç, Norveç, Hindistan ve Endonezya’nın pirinçten buğdaya kadar stratejik ürün stokladığını aktardı. İsveç hükümetinin Soğuk Savaş’tan bu yana ilk kez tarım ve gıdada stratejik bütçe ayırdığını hatırlatan Sarıbal, 2026 bütçesinden 57 milyon doların tahıl depolarına ayrıldığını söyledi. 2025 yılında Türkiye’nin fiziksel üretim kaybıyla karşı karşıya kaldığını belirten Sarıbal, bitkisel üretimde 16 milyon tonluk düşüş yaşandığını dile getirdi. 2026’da kişi başı tüketimin yaklaşık 100 kilogram azalması beklendiğini kaydeden Sarıbal, bunun daha düşük beslenme, daha yüksek sağlık maliyetleri ve toplumsal riskler yaratacağını vurguladı. “BUĞDAY ÜRETİMİ KİŞİ BAŞI 295 KİLODAN 208 KİLOYA DÜŞTÜ” Türkiye’de buğday üretimindeki dramatik gerilemeye dikkati çeken Sarıbal, “2002 yılında AKP iktidara geldiğinde kişi başı buğday üretimi kriz yılı olmasına rağmen 295 kilogramdı. Aradan geçen 23 yılda bu miktar 87 kg azalarak 208 kilograma düştü. Halkımızın neden ekmeği pahalıya yediği bu gerçeğin altında yatıyor. Yoksa Rusya ve Ukrayna’dan buğday ithal edip un ihracatında zirvedeyiz diye övünmek marifet değil” ifadelerini kullandı. TÜRKİYE GIDA ENFLASYONUNDA ZİRVEDE! OECD verilerini paylaşan Sarıbal, Türkiye’nin gıda enflasyonunda: 1. sırada, dünya genelinde 5. Sırada yer aldığını belirterek, “Saray rejimi ülkemizi dünyada gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülkelerden biri haline getirmiştir. Dünyada gıda fiyatları 2025 Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,3 oranında gerilerken, Türkiye’de yüzde 28,3 oranında artmıştır. Son bir yılda fiyat artışları ekmekte yüzde 43,1, dana etinde yüzde 48,1, taze balıkta yüzde 50,9, meyvelerde yüzde 42,7, margarinde yüzde 41,9, şebeke suyunda yüzde 58,9’a ulaşmıştır. 2003 yılından bu yana ortalama fiyatlar 35,1 kat, gıda fiyatları ise 49,3 kat artmıştır. Bu tablo; ücret artışlarının kağıt üzerinde büyütülüp, alım gücünün ise raflarda törpülendiği bir yoksullaştırma politikasıdır” dedi. GİRDİ MALİYETLERİ PATLADI Tarımın uzun süredir plansız, korumasız ve yönsüz bırakıldığını söyleyen Sarıbal, maliyetlerin dövize endeksli olduğunu hatırlatırken, “Mazot, gübre, yem dövize bağlı, destekler geç ve yetersiz, ithalat yerli üreticiyi tasfiye ediyor, hayvancılıkta ithalat kalıcı hale geldi. 2025 yılında üretici fiyatlarındaki artışlar yüzde 36,01, bazı kalemlerde artış yüzde 100’ün üzerine çıktı. Tarımda kullanılan mal ve hizmetlerdeki fiyat artışı ile birlikte maliyet baskısı da devam ediyor. Son dönemde hızla yükselen girdi maliyetleri, çiftçilerin ekonomik yükünü ciddi biçimde artırdı. ÜRE gübresi önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 51 oranında zamlanırken, 20.20.0 kompoze gübresindeki artış yüzde 46’yı aştı. DAP gübresinde yüzde 41’lik bir yükseliş görülürken, amonyum nitrat ve amonyum sülfat gübrelerinin fiyatları da yüzde 33 oranında arttı. Benzer şekilde yem fiyatları da yükseldi. Son bir yıl içinde süt ve besi yemi fiyatları yüzde 30 civarında artış gösterdi” diye konuştu. “DÜNYAYI DOYURACAĞIZ” YALANIYLA ENDÜSTRİYEL TARIM DAYATILDI İktidarı “her şey yolunda masalı” anlatmakla eleştiren Sarıbal, halkın çareyi tarihi geçmiş ürünlerin satıldığı marketlerde kuyruklarda aradığını söyledi. Yerel tohumların tasfiye edildiğini, hibrit ve GDO’lu tohumlara bağımlılık yaratıldığını, monokültür üretimin teşvik edildiğini söyleyen Sarıbal, Büyükşehir Yasası’nın en ağır darbelerden biri olduğunu vurguladı. Köylerin mahalleye dönüştürülmesiyle meraların yok edildiğini, gençlerin göç ettiğini ve köy tüzel kişiliğinin ortadan kaldırıldığını belirtti. Bu manzaranın neoliberal tarım politikalarının sonucu olduğunu belirten Sarıbal; “Devlet tarımdan çekildi, tarım şirketlere bırakıldı, küçük üretici tasfiye edildi. İthalat çözüm diye dayatıldı, çiftçi borç batağına sürüklendi, pazara ulaşımın önüne engeller konuldu. Sonra da soğan, patates stoklayan tüccar masalları anlatıldı. Bu masalları bin yıl da anlatsanız sorunu asla çözemezsiniz. Gıda fiyatlarındaki fahiş artışların önüne geçmenin yolu şirketleri değil, küçük aile tarımını desteklemektir. Yerel tohumlarını özgür bırakın. Girdi maliyetlerini düşürün. Köyleri ve köylü haklarını iade edin. Üretici ile tüketici arasındaki zinciri kısaltın. Küçük üreticilerin örgütlenmesini engellemeyin. Meraları amaç dışı kullanıma, ranta açmayın. İthalatı değil üretimi teşvik edin. Yani ranttan değil emekten, üretmekten yana politikalar uygulayın” diye konuştu.

CHP'li Sarıbal: ''Şap Hastalığının Zararı Yıllık 162 Milyar TL!'' Haber

CHP'li Sarıbal: ''Şap Hastalığının Zararı Yıllık 162 Milyar TL!''

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Meclis’te yaptığı basın açıklamasında 2025 yılı bitkisel ve hayvansal üretimini değerlendirdi. Zirai don ve kuraklığın yanı sıra iktidarın yıllardır uyguladığı tarım politikalarının bitkisel üretimi bir önceki yıla göre 16 milyon ton aşağı çektiğini belirten Sarıbal, aynı dönemde hayvansal üretimde oluşan açığın ithalatla kapatılmaya çalışıldığını söyledi. Yılın ilk 11 ayında 674 bin baş canlı hayvan ve 56 bin ton kırmızı et ithal edildiğini hatırlatan Sarıbal, bu ithalat için 1,5 milyar dolar ödendiğini ancak buna rağmen halkın ucuz et yiyemediğini ifade etti. 2025 yılında şap hastalığının hayvancılığı sert biçimde vurduğunu belirten Sarıbal, hastalığın ekonomiye vereceği zararın yıllık 4,1 milyar dolar, yani yaklaşık 162 milyar TL olarak öngörüldüğünü söyledi. Milletvekili Sarıbal, “2024’te 136,9 milyon ton olan bitkisel üretim, 2025’te yüzde 11,6 gerileyerek 121 milyon tona düştü. Ürün gruplarındaki gerileme tarla bitkilerinde yüzde 9, sebzelerde yüzde 1, meyvelerde ise yüzde 31 olarak açıklandı. Buna göre, yaklaşık üretim miktarları tarla bitkilerinde 68,1 milyon ton, sebzelerde 33,3 milyon ton, meyvelerde ise 19,6 milyon ton oldu. Buğday üretimi yüzde 13,7 oranında azalarak 18 milyon ton, arpa üretimi yüzde 25,9 oranında azalarak 6 milyon ton olarak gerçekleşti. Üretim nohutta yüzde 28,2, kırmızı mercimekte yüzde 38,3, yeşil mercimekte yüzde 58,1, yağ bitkilerinde yüzde 11,1, pamukta ise yüzde 13,7 oranında geriledi” diye konuştu. SOYA VE MISIR İTHALATINDA CUMHURİYET DÖNEMİ REKORU Sarıbal, 2025 yılında özellikle mısır ve soya ithalatında Cumhuriyet dönemi rekoru kırıldığını, bu yılın ilk 11 ayında 4,3 milyon ton mısır ve 3,7 milyon ton soya ithal edilerek 2,7 milyar dolar ödendiğini söyledi. 2025’te gümrük vergilerinin düşürülmesi ve sıfırlanmasıyla ithalatın rekor seviyeye çıktığını belirten Sarıbal, Cumhurbaşkanı kararına göre; dane mısırda yüzde 5 gümrük vergisi ile 19 Mart ve 1 Mayıs’ta 1’er milyon tonluk, yüzde 0 gümrük vergisi ile 14 Temmuz’da 500 bin tonluk, 8 Kasım’da 1 milyon tonluk olmak üzere toplam 3,5 milyon tonluk ithalat kararı alındı. Ayrıca 8 Kasım’da 1 milyon ton arpa ithalatı için gümrük vergisi sıfırlandı. Bakliyat, ayçiçeği tohumu ve ayçiçeği yağı ithalatı için gümrük vergileri düşürüldü. Bu ürünlerde üretim potansiyelini geliştirmek yerine ithalat kararları alınması, bir yandan çiftçimizin emeğini değersizleştirdi, öte yandan çok uluslu şirketlerin kasasına milyarlarca dolar aktarılmasına yol açtı” dedi. 1,5 MİLYAR DOLAR İTHALATA GİTTİ, HALK ET YİYEMEDİ Yılın ilk 11 ayında 674 bin baş canlı hayvan ve 56 bin ton kırmızı et ithalatı yapıldığını belirten Sarıbal, bu ithalatın toplam maliyetinin 1,5 milyar dolara ulaştığını söyledi. Sarıbal, 2025 yılı itibarıyla sığır, manda ve keçi varlığının 2020 yılının gerisine düştüğünü ifade ederek, gerek kırmızı et gerekse süt üretimindeki artış hızının nüfus artış hızının altında kaldığını vurguladı. Hayvancılık desteklerinin tarımsal destekleme ödemeleri içindeki payının da gerilediğine dikkat çeken Sarıbal, “Bu oran 2020 yılında yaklaşık yüzde 36’dan 2025 yılında yüzde 17,7’ye düşürüldü. Birçok strateji belgesi ve proje açıkladılar. Üstelik son 16 yılda yoksul halkımızın 13,5 milyar dolarını Güney Amerika ve Avrupa’daki üreticilere aktardılar. Buna rağmen sorun çözülemedi. Çünkü bu iktidar üreticiyi değil ithalat lobilerini tercih etti” dedi. ŞAP HASTALIĞININ ZARARI YILLIK 162 MİLYAR TL Milletvekili Sarıbal, şap hastalığının yavru ve genç hayvanlarda ölüme neden olmasının yanı sıra et ve süt üretiminde ciddi düşüşlere yol açtığını vurguladı. Önceki Tarım Bakanının başkanlığını yaptığı bir vakıf tarafından yayımlanan raporda hastalığın ekonomiye vereceği zararın yıllık 4,1 milyar dolar, 162 milyar TL olarak öngörüldüğünü hatırlatan Sarıbal, bir diğer önemli sağlık tehdidinin ise kuş gribi olduğunu belirtti, hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla yaklaşık 2,5 milyon kanatlı hayvanın itlaf edildiğini açıkladı.

CHP'li Sarıbal: "2025 Yılında Tarım Politikası İflas Etti" Haber

CHP'li Sarıbal: "2025 Yılında Tarım Politikası İflas Etti"

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Meclis’te yaptığı basın toplantısında 2025 yılı tarım verilerini değerlendirdi, iktidarın tarım politikasının iflas ettiğini söyledi. Türkiye’de üretimden kopuşun hızlandığını, tarımın milli gelirdeki payının ise tarihsel dip seviyeye indiğini belirten Sarıbal, “Üreten kazanmadı, tüketen doymadı, Saray yönetemedi, iktidarın büyüme balonu patladı” dedi. Milletvekili Sarıbal, 2025’in üçüncü çeyreğinde Türkiye ekonomisi yüzde 3,7 büyürken, tarım sektörünün yüzde 12,7 küçüldüğünü hatırlatarak, birçok üründe rekolte kayıplarının yüzde 60’ları bulduğunu, iklim etkilerinin iktidarın tercihleriyle ağırlaştığını ifade etti. Sarıbal’ın paylaştığı verilere göre 2002 yılında tarımın Türkiye ekonomisindeki payı yüzde 10,2’ydi. Aradan geçen 23 yılda bu oran 5,8’e kadar düştü. Sarıbal, “Tarım sektörü milli gelirden yalnızca yüzde 2,8 pay alabildi. Bu oran tarımın bugüne kadarki en düşük payı olarak kayıtlara geçti. Tarımdan elde edilen aylık ortalama gelir 19,8 bin TL ile 2025 yılında asgari ücretin bile altında kaldı. Öte yandan AKP iktidara geldiğinde 2002 yılında tarımda çalışanların toplam istihdamdaki payı yüzde 35’ti, günümüzde yüzde 14,8’e geriledi. 2024 yılının üçüncü çeyreğinde tarımda istihdam oranı yüzde 15,6’ti, 2025’in aynı döneminde yüzde 15,1’e geriledi. 2025 yılının üçüncü çeyreğinde yıllık bazda istihdam tarım sektöründe 165 bin kişi azalarak 5 milyon kişiye düştü” diye konuştu. İKTİDARIN ÇİFTÇİYE 1,4 TRİLYON BORCU VAR! Tarım sektöründeki finansal çöküş derinleşirken, iktidarın yasal yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle çiftçinin bankalara ve faiz sarmalına itildiğini kaydeden Sarıbal, Tarım Kanunu’na göre GSYH’nin en az yüzde 1’i oranında yapılması gereken tarımsal desteklemelerin 2025 yılında yine hedefin altında kaldığını söyledi. Bu nedenle iktidarın çiftçilere cari fiyatlarla borcunun 2025’te 1,4 trilyon TL’ye yükseldiğini ifade eden Sarıbal, “Desteklerin yetersizliği nedeniyle finansman ihtiyacını karşılayamayan üreticiler, bankalara yönelmek zorunda kaldı. Bu durum tarımda borçlanma eğilimini hızla artırdı. Kasım 2025 itibarıyla çiftçilerin bankalara olan borcu bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 43 artarak 1,2 trilyon TL’ye çıktı. Zamanında ödenemediği için takibe alınan tarımsal krediler ise 2024’te 3,6 milyar lirayken, bugün 12,2 milyar TL’ye çıktı. Tarımsal krizin reel sektör üzerindeki etkileri de ağırlaştı. Çiftçinin alım gücündeki erime, tarımsal makine ve ekipman sektörünü doğrudan etkiledi. 2025 yılı Ocak–Kasım döneminde traktör üretimi yüzde 41 düşerek 68 binden 40 bine geriledi” ifadelerini kullandı. TARIMSAL GİRDİ FİYATLARI REKOR SEVİYEDE Tarımda maliyet baskısının sert biçimde artmaya devam ettiğini vurgulayan Sarıbal, son dönemde gübre, yem ve tarım ilacı fiyatlarında yaşanan hızlı yükselişin, üreticinin finansal yükünü zirveye taşıdığını belirtti. Türkiye’de girdi fiyatlarındaki artışın devam etmesinin, tarımsal üretim maliyetlerini artırdığı, bunun da hem çiftçiyi hem tüketiciyi baskılayan bir döngü yarattığını kaydeden Sarıbal, “Türkiye Ziraat Odaları Birliği verilerine göre, ÜRE gübresi bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 51, 20.20.0 kompoze gübresi ise yüzde 46’nın üzerinde zamlandı. DAP gübresindeki artış yüzde 41, amonyum nitrat ve amonyum sülfat gübrelerinde ise yüzde 33 seviyesinde gerçekleşti. Tarım ilaçlarının fiyatları yıllık bazda yüzde 27 artarken, süt ve besi yemlerinde son bir yıldaki fiyat artışı yüzde 30 civarında oldu. Türkiye, Saray rejimi döneminde Avrupa ülkeleri arasında hem gıda enflasyonu hem de ortalama enflasyon sıralamasında ilk sıraya yerleşti. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre, dünya gıda fiyat endeksi 2025 Aralık ayında yıllık bazda yüzde 2,3 geriledi. Türkiye’de ise tablo tersine işledi. TÜİK verilerine göre 2025 Aralık ayında yıllık ortalama enflasyon yüzde 30,9, gıda enflasyonu ise yüzde 28,3 olarak gerçekleşti. 2003 yılından bu yana ortalama fiyatlar 35,1 kat, gıda fiyatları ise 49,3 kat arttı” dedi.

Tarımda ki Tarihi Küçülme Ağır Gıda Krizinin Habercisi! Haber

Tarımda ki Tarihi Küçülme Ağır Gıda Krizinin Habercisi!

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Türkiye’nin son 25 yılın en sert tarımsal küçülmesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. IMF ve Dünya Bankası tarafından dayatılan, 2000’li yılların başından itibaren siyasi iktidarlarca uygulanan neoliberal politikaların tarımda derin bir istikrarsızlık yarattığını vurgulayan Sarıbal, bu süreçte tarımın büyüme hızının sürekli olarak gayrisafi yurt içi hasılanın gerisinde kaldığını ifade etti. “Son 22 yılda Türkiye ekonomisi yıllık ortalama yüzde 5,4 oranında büyürken, tarım katma değerindeki büyüme yalnızca yüzde 3’te kaldı. 2025 yılının üçüncü çeyreğinde ekonomi yüzde 3,7 büyürken, tarım sektörü yüzde 12,7 oranında küçüldü. Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın da ifade ettiği bu tablo, ekonomi literatürüne ‘negatif büyüme’ gibi trajikomik bir kavram kazandırdı” diyen Sarıbal, bu küçülmenin ne tesadüf ne de yalnızca zirai don ve kuraklıkla açıklanabileceğini söyledi. Son 20 yılda tarımda 2,6 milyon kişilik istihdam kaybı yaşandığını vurgulayan Sarıbal, özellikle küçük ölçekli çiftçilerin, tarım işçilerinin, kiracı ve ortakçıların, küçükbaş hayvancılıkla geçinenlerin bu politikalardan en ağır biçimde etkilendiğini belirterek, “Yüzde 12,7’lik küçülme yanlış tercihlerle, ideolojik körlükle ve plansızlıkla yaratılmış bir politik sonuçtur. Türkiye büyürken tarım küçülüyorsa, bu büyüme sürdürülebilir değil; aksine gelecekte çok daha ağır bir gıda krizinin habercisidir” diye konuştu. GİRDİ MALİYETLERİ PATLADI, DESTEKLER BUHARLAŞTI Saray iktidarının büyümeyi inşaat, tüketim ve kredi genişlemesi üzerinden kurguladığını; tarımı ise stratejik bir sektör olarak görmemeyi tercih ettiğini ifade eden Sarıbal’a göre bu yaklaşımın en somut sonucu, desteklerin hem yetersiz kalması hem de enflasyon karşısında erimesi. Tarım Kanunu’na göre bütçeden tarımsal desteklere ayrılması gereken payın GSYH’nin en az yüzde 1’i olması gerektiğini hatırlatan Sarıbal, “Çiftçiye verilen pay bunun neredeyse beşte biri bile değil; binde 2 seviyesinde. Bu, açık bir yasa ihlalidir” dedi. Mazot, gübre, ilaç ve tohum gibi temel girdilerdeki fahiş artışların çiftçiye verilen desteklerle telafi edilemediğini belirten Sarıbal, endüstriyel tarım modelinin yoğun girdi kullanımına dayandığını; ancak bu girdilerin büyük ölçüde çok uluslu şirketlerin kontrolünde olduğunu vurguladı. Ticari tohum ve pestisit piyasasında BASF, Bayer, Corteva ve Syngenta gibi şirketlerin küresel pazara hakim olduğuna dikkati çeken Sarıbal, “Bu şirketler küresel tohum pazarının yüzde 56’sını, pestisit pazarının ise yüzde 61’ini kontrol ediyor. Gübrede de en büyük 10 şirket, pazarın yaklaşık yüzde 40’ına sahip” dedi. Türkiye’nin tohumdan gübreye, mazottan tarım makinelerine kadar temel girdilerde dışa bağımlı olduğunu belirten Sarıbal, döviz kurlarındaki artışın maliyetleri hızla yükselttiğini, bunun da çiftçiyi girdi kullanımını azaltmaya zorladığını söyledi. “Sonuç verim düşüşü, kalite kaybı ve daha az üretimdir” diye konuştu. DÜNYANIN EN ÇOK İTHALAT YAPAN 10 ÜLKESİNDEN BİRİ TÜRKİYE İthalata dayalı politikaların yerli üreticiyi sistematik biçimde tasfiye ettiğini vurgulayan Sarıbal, tarımda planlama eksikliğinin ve kurumsal çöküşün derinleştiğini söyledi. Milletvekili Sarıbal, hangi ürünün nerede ve ne kadar ekileceğine, su kaynaklarının nasıl korunacağına ve iklim krizine karşı nasıl önlem alınacağına dair bütüncül bir politikanın bulunmadığını belirtti. İktidarın 2024’te tarımsal hasılanın 74 milyar dolara çıktığını ve Türkiye’nin dünyanın en büyük 7’nci tarım ekonomisi olduğunu öne sürdüğünü hatırlatan Sarıbal, bu söylemin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre Türkiye’nin 2022’de 32 milyar dolarlık tarım ürünü ithalatıyla dünyanın en çok ithalat yapan 10 ülkesi arasına girdiğini belirten Sarıbal, aynı yıl tarım ihracatının 30 milyar dolar olduğunu ve Türkiye’nin ilk 10 ihracatçı arasında yer almadığını ifade etti. UCUZ EMEK VE YÜKSEK SÖMÜRÜ 2024 verilerine göre tarımda istihdamın yaklaşık 4,8–5 milyon kişi düzeyinde olduğunu, bunun toplam istihdamın yaklaşık yüzde 15’ine karşılık geldiğini hatırlatan Sarıbal, bu işgücüne rağmen çalışan başına düşen katma değerin son derece düşük olduğuna dikkati çekti. Sarıbal’ın paylaştığı verilere göre, 2015 yılı sabit ABD doları fiyatlarıyla 2024’te kişi başına tarımsal katma değer Türkiye’de yalnızca 14 bin dolar seviyesinde kaldı. Aynı gösterge Arjantin’de 174 bin dolar, Avustralya’da 127 bin dolar, ABD’de 85 bin dolar, Hollanda’da 80 bin dolar, Almanya’da 57 bin dolar, Fransa’da 47 bin dolar ve hatta Özbekistan’da 18 bin dolar. “İktidarın övündüğü 74 milyar dolarlık tarımsal hasıla, çiftçinin cebine girmiyor” diyen Sarıbal, bu tablonun tarımda verimlilikten çok ucuz emek ve yüksek sömürüye dayalı bir yapıyı gösterdiğini vurguladı. Sarıbal, tarım sektörünün son 20 yılda 2,6 milyon istihdam kaybettiğini hatırlatarak, 2002 yılında 7,5 milyon olan tarımsal istihdamın 2024 itibarıyla 4,8 milyona düştüğünü ifade etti. “Bu, tarımın küçüldüğünün ve üreticinin sistemli biçimde üretimden itildiğinin açık göstergesidir” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.