Hava Durumu

#Su Kaynakları

Kırsal Haber - Su Kaynakları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Su Kaynakları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Arıtılmış Atıksuyun Yeniden Kullanımı İçin Ulusal Master Plan Hazırlanıyor Haber

Arıtılmış Atıksuyun Yeniden Kullanımı İçin Ulusal Master Plan Hazırlanıyor

Türkiye’de su kaynakları üzerindeki baskının artmasıyla birlikte arıtılmış kentsel atıksuyun yeniden kullanımı için önemli bir çalışma yürütülüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinde yer alan bilgilere göre, arıtılmış atıksuyun güvenli ve sürdürülebilir şekilde yeniden kullanımını destekleyecek ulusal master plana temel oluşturacak teknik çalışmalar devam ediyor. İklim değişikliği, nüfus artışı ve kentleşmenin su kaynakları üzerindeki baskıyı artırması, alternatif su kaynaklarının değerlendirilmesini daha önemli hale getiriyor. Bu kapsamda hayata geçirilen “Arıtılmış Kentsel Atık Suların Farklı Alternatifler İçin Yeniden Kullanımı” Projesi ile Türkiye’de arıtılmış kentsel atıksuyun farklı alanlarda yeniden kullanımına yönelik kapsamlı bir çerçeve oluşturulması hedefleniyor. Dünyadaki uygulamalar Türkiye mevzuatıyla karşılaştırılıyor Proje kapsamında öncelikle Avrupa Birliği ve farklı ülkelerde arıtılmış atıksuyun yeniden kullanımına ilişkin mevzuat, politika belgeleri ve yeni düzenleme önerileri inceleniyor. Farklı ülkelerdeki iyi uygulamalar Türkiye’deki mevcut mevzuatla karşılaştırılarak geliştirilmesi gereken alanlar belirleniyor. Böylece Türkiye’nin ihtiyaçlarına yönelik bir mevzuat boşluk analizi gerçekleştiriliyor. Atıksuyun farklı alanlarda kullanımı değerlendiriliyor Çalışmalar kapsamında arıtılmış kentsel atıksuyun hangi alanlarda güvenli şekilde yeniden kullanılabileceğine yönelik standartlar da ele alınıyor. Bu kapsamda tarımsal sulama, peyzaj sulama, endüstriyel kullanım, çevresel kullanım, dolaylı içme suyu kullanımı ve yeraltı suyu besleme gibi farklı kullanım alternatifleri değerlendiriliyor. Belediyeler ve paydaşların görüşleri alınacak Hazırlanması planlanan mevzuatın sosyal, ekonomik ve çevresel etkilerinin de ortaya konulması amaçlanıyor. Bu doğrultuda ilgili kamu kurumları, belediyeler, kuruluşlar ve diğer paydaşların görüş ve önerileri istişare çalışmaları ve çalıştaylar aracılığıyla alınacak. Elde edilen değerlendirmelerin mevzuat taslağının geliştirilmesine ve nihai hale getirilmesine katkı sağlaması bekleniyor. Amaç su kaynaklarını daha verimli kullanmak Proje kapsamında yürütülen çalışmalarla arıtılmış kentsel atıksuyun güvenli ve sürdürülebilir biçimde yeniden kullanımının yaygınlaştırılması hedefleniyor. Aynı zamanda farklı kullanım alanlarını kapsayan, uygulanabilir ve Avrupa Birliği politikalarıyla uyumlu bir mevzuat çerçevesinin oluşturulması amaçlanıyor. Çalışmaların, su kaynaklarının daha verimli kullanılması ve sürdürülebilir su yönetiminin güçlendirilmesine katkı sağlaması bekleniyor.

Antalya Ticaret Borsası'nda Gündem: Tarım, İhracat ve Ekonomi Haber

Antalya Ticaret Borsası'nda Gündem: Tarım, İhracat ve Ekonomi

Antalya Ticaret Borsası (ATB) Ağustos Ayı Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantıda Antalya’nın tarımı, ekonomisi, finansman sorunları, ihracatı, orman yangınları, su kaynakları ve tarımsal üretime ilişkin önemli değerlendirmelerde bulunuldu. ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, toplantıda yaptığı konuşmada Antalya ekonomisine ilişkin güncel verileri paylaşırken, kent ve ülke gündemindeki gelişmeleri de değerlendirdi. Orman Yangınları Antalya İçin Büyük Risk Alanya, Gazipaşa, Kaş ve Kumluca başta olmak üzere orman yangınlarından etkilenen vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini ileten Ali Çandır, yangınların yalnızca ormanları değil; su kaynaklarını, tarım alanlarını, kırsal ekonomiyi ve yaşam alanlarını da tehdit ettiğini söyledi. Çandır, ormanların korunması, yangın riskinin azaltılması ve zarar gören alanların yeniden kazanılmasının ortak sorumluluk olduğunu vurguladı. Antalya’da Karşılıksız Çekler Yüzde 85 Arttı Antalya ekonomisine ilişkin Temmuz ayı verilerini değerlendiren Çandır, yılın ilk yedi ayında ibrazında ödenen çek tutarının Antalya’da yüzde 25 arttığını belirtti. Aynı dönemde karşılıksız çek tutarının Antalya’da yüzde 85 yükseldiğini ifade eden Çandır, Temmuz ayında ise karşılıksız çek tutarındaki yıllık artışın yüzde 99’a ulaştığını söyledi. Çandır, ticaret hacmi büyürken ödeme ve tahsilat sorununun daha hızlı büyüdüğüne dikkat çekti. Antalya’da Kredi Kullanımı Artıyor Haziran ayı verilerine göre Antalya’da toplam nakdi kredilerin yüzde 42 arttığını belirten Çandır, takipteki alacakların ise yüzde 89 yükseldiğini açıkladı. Antalya’da kredi kullanımının ticaret ve inşaatta yüzde 38, tarımda yüzde 34, turizmde ise yüzde 30 arttığını belirten Çandır, kredi büyümesine karşın işletmelerin ödeme gücünün aynı hızda artmadığını söyledi. Çandır, işletmelerin üretim ve ticareti destekleyecek uygun maliyetli, uzun vadeli ve erişilebilir finansmana ihtiyaç duyduğunu vurguladı. OVP’de Tarım Stratejik Sektör Olmalı Eylül ayında açıklanması beklenen yeni Orta Vadeli Program’a ilişkin beklentilerini paylaşan Çandır, tarımın stratejik sektör olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Üreticinin yüksek gübre, enerji, akaryakıt ve işçilik maliyetleriyle karşı karşıya olduğunu belirten Çandır, desteklerin maliyetlerle uyumlu ve öngörülebilir olması gerektiğini ifade etti. Çandır ayrıca üretim ve ihracatın rekabet gücünü koruyacak finansman, kur ve kredi politikalarının önemine dikkat çekti. Antalya İhracatı Yüzde 14,2 Arttı 2026 yılının ilk yedi ayında Antalya ihracatının yüzde 14,2 artarak 1,38 milyar dolara ulaştığını belirten Çandır, Türkiye ihracatının aynı dönemde yüzde 4,2 büyüdüğünü söyledi. Antalya ihracatında tarımın payının yüzde 59 olduğunu kaydeden Çandır, tarım ve gıda ihracatının 817 milyon dolara ulaştığını açıkladı. Yaş meyve ve sebze ihracatı yüzde 24 artışla 497 milyon dolara, süs bitkileri ihracatı ise yüzde 2 artışla 43,6 milyon dolara ulaştı. Karadeniz’deki Güvenlik Riski Antalya İhracatını da Etkiliyor Rusya-Ukrayna Savaşı kapsamında Karadeniz’de limanlara ve ticari gemilere yönelik saldırıların dış ticaret açısından risk oluşturduğunu belirten Çandır, Rusya’ya yaş meyve ve sebze ihracatında Samsun-Karadeniz hattının önemli bir güzergâh olduğunu söyledi. Çandır, Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğinin Antalya ihracatının sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu vurguladı. Konkordato Süreci İçin Yeni Düzenleme Çağrısı Antalya Halinde bazı firmaların konkordato ilan etmesinin sektörde endişe yarattığını belirten Çandır, ancak birkaç işletmenin yaşadığı finansal sorunun sektörün tamamının riskli olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Konkordato sisteminin finansal sıkıntı yaşayan işletmeye nefes aldırırken üreticiyi ve ticari zinciri mağdur etmeyecek şekilde yeniden ele alınması gerektiğini belirten Çandır, bankaların da firmaları sektör bazında değil, kendi mali yapı ve ödeme performanslarına göre değerlendirmesi gerektiğini ifade etti. Üreticinin Desteklenmesi Gıda Arzı İçin Kritik Antalya’da hububat hasat sezonunun tamamlandığını belirten Çandır, Türkiye genelinde de hasadın önemli bölümünün geride kaldığını söyledi. Antalya’da verimin bölgelere göre farklılık gösterdiğini belirten Çandır, yüksek girdi maliyetlerinin üreticilerin gelecek sezon ekim kararlarını etkilediğine dikkat çekti. Çandır, üreticinin üretimden kopmaması için doğrudan, hedefli ve öngörülebilir desteklerin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Manavgat Altın Susamı İçin Koruma Talebi Susam üretimindeki gelişmeleri değerlendiren Çandır, ithal susamın fiyat avantajı ve ürün benzerliğinin coğrafi işaretli Manavgat Altın Susamı açısından rekabet riski oluşturduğunu söyledi. Çandır, coğrafi işaret tescilinin tek başına yeterli olmadığını belirterek yerli üreticinin korunması, ürünün markalaşması ve haksız rekabetin önlenmesi gerektiğini ifade etti. Antalya’nın Geleceğinde Su Stratejik Öneme Sahip ATB’nin 2026 yılı faaliyet programında “Su”yu ana tema olarak belirlediğini hatırlatan Çandır, suyun tarım, turizm, sanayi ve kent ekonomisinin geleceği açısından stratejik öneme sahip olduğunu söyledi. 15-16 Eylül tarihlerinde “Antalya Su Diyaloğu: COP31’e Giden Yol” toplantılarının, 23 Eylül’de ise Antalya Su Zirvesi’nin gerçekleştirileceğini belirten Çandır, Antalya’nın su ve iklim politikalarına yönelik ortak bir eylem çerçevesi oluşturmayı hedeflediklerini açıkladı. ATB Organ Seçimleri Ekim Ayında Yapılacak Çandır, 5174 sayılı Kanun kapsamında oda ve borsa organ seçimlerinin Ekim-Kasım aylarında yapılması gerektiğini belirterek, Antalya Ticaret Borsası organ seçimlerinin Ekim ayında gerçekleştirilmesi amacıyla ilgili seçim kuruluna başvuru yapılacağını açıkladı. Toplantının sonunda Meclis üyeleri de faaliyet gösterdikleri sektörlere ilişkin değerlendirme ve görüşlerini paylaştı.

Temmuz Ayı İklim, Fenolojik Durum ve Sulama Bülteni Yayınlandı Haber

Temmuz Ayı İklim, Fenolojik Durum ve Sulama Bülteni Yayınlandı

Tarım ve Orman Bakanlığı, 2026 yılı Temmuz ayına ilişkin “İklim, Fenolojik Durum ve Sulama İzleme” istatistik bültenini yayımladı. Bültende yer alan değerlendirmelere göre, 2025-2026 tarım sezonunda Temmuz ayı itibarıyla Türkiye genelinde tarımsal üretim açısından olumlu ve dengeli bir dönem yaşanıyor. Mevcut koşulların tarımsal üretim açısından verim potansiyelini de desteklediği belirtiliyor. Temmuz 2026’da yağışlar, uzun yıllar normallerine göre yüzde 18, geçen yılın aynı dönemine göre ise yüzde 92 arttı. Yağışlardaki artışın ülke genelinde toprak nemini yükselterek bitki gelişimini desteklediği değerlendirildi. Sulama amaçlı barajlarda da olumlu bir tablo ortaya çıktı. Temmuz ayı itibarıyla sulama amaçlı barajların doluluk oranı yüzde 72,6 seviyesine ulaşırken, bu seviyenin önceki yıla göre su kaynakları açısından daha güçlü bir duruma işaret ettiği kaydedildi. Bültende, Türkiye genelinde yaygın bir kuraklık riskinin bulunmadığı değerlendirilirken, bazı bölgelerde aşırı yağışlara bağlı su yönetimi sorunlarına dikkat çekildi. Bunun yanı sıra aşırı yağış ve uygun nem koşullarına bağlı olarak lokal hastalık risklerinin de izlenmesi gerektiği belirtildi. Özellikle mantari hastalıklar ve zararlı baskısının bazı bölgelerde takip edilmesinin önem taşıdığı ifade edildi. Bölgesel değerlendirmelerin de yer aldığı bültende, 2025-2026 tarım sezonunun Temmuz ayı itibarıyla genel görünümünün tarımsal üretim açısından olumlu, dengeli ve verim potansiyeli yüksek olduğu ortaya konuldu. 2026 yılı Temmuz ayına ilişkin “İklim, Fenolojik Durum ve Sulama İzleme” istatistik bülteninin tamamına Tarım ve Orman Bakanlığı’nın internet sitesindeki bu bağlantıdan ulaşılabiliyor.

TUCSAP ile Çevre Dostu Hayvancılık Haber

TUCSAP ile Çevre Dostu Hayvancılık

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen Türkiye İklim Akıllı ve Rekabetçi Tarımsal Büyüme Projesi (TUCSAP) kapsamında, çevre ve iklim dostu tarım uygulamalarının yaygınlaştırılmasına yönelik önemli bir yatırım daha hayata geçiriliyor. Projenin “3.3. Su Kirliliği ve Sera Gazı Emisyonları Üzerindeki Hayvansal Üretimden Kaynaklanan Baskıların Azaltılması” alt bileşeni çerçevesinde, hayvancılık işletmelerinin gübre yönetimi altyapısının iyileştirilmesi ve hayvansal üretimin su kaynakları ile iklim üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılması amaçlanıyor. Bu kapsamda, İzmir’in Kiraz ilçesi Şemsiler Mahallesi ile Manisa’nın Ahmetli ilçesi Ataköy Mahallesi’nde yer alan hayvancılık işletmeleri için örnek hayvansal gübre depolarının yapım sözleşmesi imzalandı. Yatırımla birlikte hayvansal gübrenin uygun koşullarda depolanması, çevreye kontrolsüz biçimde yayılmasının önlenmesi, su kaynaklarının korunması ve sera gazı emisyonlarının azaltılmasına katkı sağlanması hedefleniyor. Uygulamanın, doğal kaynakların koruma-kullanma dengesi gözetilerek sürdürülebilir hayvancılık uygulamalarının yaygınlaştırılmasına örnek olması bekleniyor. Örnek uygulamaya katılan hayvancılık işletmeleri, Nitrat Eylem Planı’nda hayvansal gübre yönetimine ilişkin belirlenen tedbirleri uygulayacak olup ayrıca beş yıl süreyle Bakanlık tarafından yürütülecek çiftçi eğitimi, bilgilendirme ve farkındalık çalışmalarına aktif katılım sağlayacak. Hayvansal üretimden kaynaklanan çevresel baskıların azaltılmasını amaçlayan uygulama ile hem üreticilerin modern gübre yönetimi konusunda kapasitesinin geliştirilmesi hem de iklim değişikliğiyle mücadeleye ve doğal kaynakların korunmasına katkı sunulması hedefleniyor.

Doğa Temelli Çözümler Projesinin Hazırlıkları Tamamlandı Haber

Doğa Temelli Çözümler Projesinin Hazırlıkları Tamamlandı

Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü (TRGM) ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) iş birliğinde yürütülecek, Küresel Çevre Fonu (GEF) finansmanıyla desteklenen ve Doğa Koruma Merkezi (DKM) tarafından uygulanacak "Doğa Temelli Çözümler Yoluyla Tarım-Gıda Sisteminin Sürdürülebilirliğinin ve Dayanıklılığının Artırılması Projesi"nin hazırlık çalışmaları tamamlandı. Türkiye, Küresel Programın Parçası Olacak Türkiye, Çin, Hindistan, Arjantin ve Kazakistan'ın da aralarında bulunduğu 32 ülkenin yer aldığı GEF Gıda Sistemleri Entegre Programı'nın önemli bir bileşeni olarak projede yer alacak. Proje, özellikle buğday üretimi ile hayvancılık ve mera sistemleri olmak üzere iki kritik üretim alanına odaklanacak. Proje 6 İlde Hayata Geçirilecek Proje; Tekirdağ, Niğde, Nevşehir, Bingöl, Kahramanmaraş ve Kars olmak üzere 6 ilde uygulanacak. Projenin temel amacı, doğa temelli çözümleri tarım sektörüne entegre ederek gıda sistemlerinden kaynaklanan çevresel baskıların azaltılmasına katkı sağlayacak. Bu kapsamda biyolojik çeşitlilik kaybı, toprak bozulumunun artması, tatlı su kaynakları üzerindeki baskı, tarımsal besin kirliliği ve sera gazı emisyonları gibi temel çevresel sorunların azaltılması hedefleniyor. Kurumsal İş Birliği ve Yeni Mekanizmalar Proje kapsamında kurumlar arasındaki koordinasyonu güçlendirecek mekanizmalar ile özel sektör ve üretici temsilcilerini bir araya getiren iş birliği platformları oluşturulacak; doğa temelli çözümlerin ulusal politika ve stratejilere entegrasyonunu destekleyecek yol haritası, uygulama rehberleri ve kapasite geliştirme programları hazırlanacak. Sürdürülebilir Üretim ve Karbon Emisyonlarının Azaltılması Buğday ve hayvancılık değer zincirlerinde sürdürülebilir üretimi desteklemek amacıyla ürün takip ve izlenebilirlik sistemleri, sürdürülebilirlik standartları ve finansman mekanizmaları geliştirilecek; özel sektör yatırımları ile kamu-özel sektör iş birlikleri teşvik edilecek. Pilot illerde doğa temelli uygulamalar hayata geçirilerek 5 bin hektar bozulmuş alan restore edilecek, 800 bin hektar tarımsal alanda sürdürülebilir yönetim uygulamalarının yaygınlaştırılması desteklenecek ve yaklaşık 5,2 milyon ton karbondioksit eşdeğeri sera gazı emisyonunun azaltılması veya tutulması sağlanacaktır. Eğitim ve Kapasite Geliştirme Faaliyetleri Ayrıca çiftçiler, teknik personel, kooperatifler ve özel sektör temsilcilerine yönelik eğitim, yayım ve kapasite geliştirme faaliyetleri yürütülerek 5 bin 386 doğrudan yararlanıcıya ulaşılması hedefleniyor. Proje kapsamında geliştirilecek izleme, raporlama ve doğrulama sistemi ile bilgi yönetimi ve deneyim paylaşım mekanizmaları sayesinde uygulama sonuçları izlenecek, başarılı örneklerin ulusal ölçekte yaygınlaştırılması desteklenecek. 48 Ayda Sürdürülebilir Dönüşüme Katkı Sağlayacak 48 ay süreyle uygulanacak projenin, Türkiye'de tarım ve gıda sistemlerinin sürdürülebilir dönüşümüne, kırsal alanlarda iklim dayanıklılığının artırılmasına ve doğa temelli çözümlerin yaygınlaştırılmasına önemli katkılar sunması bekleniyor.

Bursa’da Kızıl Geyik Avı İhalesine Büyük Tepki Haber

Bursa’da Kızıl Geyik Avı İhalesine Büyük Tepki

Bursa’da meslek odaları, çevre örgütleri ve sivil toplum kuruluşları, Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü önünde bir araya gelerek kızıl geyiklerin ava açılmasına yönelik ihale sürecini protesto etti. "Sadece Kızıl Geyiği Değil, Bursa’nın Yaşam Hakkını Savunuyoruz" başlıklı açıklamada, doğanın bir meta olmadığına dikkat çekildi. ​Bursa Tabip Odası, Bursa Barosu, Doğader ve çok sayıda TMMOB birimine bağlı odanın katılımıyla düzenlenen ortak basın açıklamasında, av ihalelerinin sadece yaban hayatına değil, ekolojik dengeye de büyük zarar verdiği vurgulandı. Açıklamayı okuyan Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Melike Baysal, yaşamın bütüncül olduğunu ve doğanın ekonomik bir kazanç kapısı olarak görülmemesi gerektiğini belirtti. ​"Doğa, Alınıp Satılacak Bir Meta Değildir" ​Bursa'nın çevre sorunlarına dikkat çeken Baysal, "Bir canlının yaşamını ekonomik bir değere indirgemek, doğayı yalnızca gelir getiren bir kaynak olarak gören anlayışın sonucudur. Oysa doğa; alınıp satılacak, ihale edilecek bir meta değil, yaşamın ta kendisidir" ifadelerini kullandı. ​Açıklamada, Bursa'nın karşı karşıya kaldığı çevresel tahribatlar şu başlıklarla sıralandı: ​Tarım Alanlarının Kaybı: Sanayileşme ile verimli toprakların daralması. ​Su Kaynakları: Nilüfer Çayı’nın kirliliği ve İznik Gölü’ndeki su kaybı. ​İklim Krizi: Kuraklık ve ekosistem üzerindeki baskı. ​Müsilaj Sorunu: Marmara Denizi’ndeki ekolojik alarm. ​"Tek Sağlık Yaklaşımı Şart" ​Sağlıklı bir gelecek için "Tek Sağlık" (One Health) yaklaşımının önemine vurgu yapan kuruluşlar, insan sağlığının hayvan ve çevre sağlığından ayrı düşünülemeyeceğini belirtti. Kızıl geyiklerin, orman ekosisteminin yenilenmesinde kritik bir rol oynadığını ifade eden örgütler, yaban hayvanlarının yaşam hakkını savunmanın aslında geleceği savunmak olduğunu dile getirdi. ​Yaren Leylek Örneği ile Doğayla Uyum Çağrısı ​Açıklamada, doğaya karşı değil, doğayla uyum içinde yaşamanın mümkün olduğu Bursa'nın simgelerinden olan Yaren Leylek ve Adem Yılmaz dostluğu ile örneklendirildi. "Doğayla mücadele ederek değil, doğayla uyum içinde yaşayarak da üretebilir ve geleceğimizi güvence altına alabiliriz" denilen açıklamada, bilimi esas alan bir koruma anlayışı talep edildi. ​Basın açıklaması, "Bursa'nın geleceği, ancak doğası kadar güçlü olacaktır" mesajıyla ve tüm doğal varlıklara sahip çıkma kararlılığıyla sona erdi.

CHP'li Karasu: "Şarkışla'da Toprak ve Su Tehdit Altında!" Haber

CHP'li Karasu: "Şarkışla'da Toprak ve Su Tehdit Altında!"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Karasu, Şarkışla’daki biyogaz tesisinin atıklarını mera ve verimli tarım arazilerine bırakmasını Meclis gündemine taşıdı. Karasu, bölge için acil eylem planı çağrısı yaparak, “Şarkışla kaderine mi terk edilecek?” diye sordu. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, Sivas’ın Şarkışla ilçesinde faaliyet gösteren Sehra Enerji Biyogaz Tesisi’nin çevreye bıraktığı atıklar hakkında hazırladığı soru önergesini Meclis’e sundu. Karasu, tesisin çevreye zarar verdiği yönündeki iddiaları gündeme taşıyarak, acil eylem planı yapılıp yapılmadığını sordu ve yetkililerden kapsamlı açıklama talep etti. 2020 yılında yaklaşık 50 dönüm arazi üzerine kurulan ve günlük 400 ton, yıllık yaklaşık 150 bin ton hayvansal atık işleme kapasitesine sahip biyogaz tesisinin faaliyetlerinin, çevredeki verimli tarım arazileri ve meralar üzerinde kirliliğe yol açtığı yönünde çok sayıda vatandaş şikayeti oluştu. Şikayetlerin ulaştığı CHP’li Karasu, “Bu durum hem çevre sağlığını hem de bölge halkının geçim kaynağı olan tarım ve hayvancılığı tehdit etmektedir” ifadelerini kullandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması talebiyle hazırladığı önergesiyle çevreye verilen zararı Meclis gündemine getiren Karasu, atık yönetimi, çevre, tarım alanları ve su kaynaklarının korunmasının hayati önem taşıdığına vurgu yaptı. Buna rağmen Şarkışla’da ortaya çıkan olumsuz tabloya işaret eden Karasu, “Verimli tarım arazileri, meralar ve su kaynakları göz göre göre kirletiliyor” dedi. Çevrede tarlası bulunan çiftçilerin kendi tarlalarına dahi giremediğini belirten Karasu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na yönelttiği 10 maddelik soru önergesinde bu tesisin en son ne zaman denetlendiğini, denetim sonuçlarını ve atık yönetimi süreçlerinin mevzuata uygun olup olmadığının açıklanmasını talep etti. Olası uygunsuzluklara karşı hangi yaptırımların uygulandığını gündeme getiren Karasu, çevre kirliliğine dair Bakanlığa ulaşan şikayetlerin içeriğinin açıklanmasını talep eden Karasu ayrıca, tesis faaliyetleri nedeniyle tarım arazileri, meralar ve su kaynaklarında kirlilik oluşup oluşmadığına dair bilimsel raporların olup olmadığını sordu. Karasu, “Eğer zarar tespit edildiyse neden gerekli adımlar atılmamaktadır?” diye soran Karasu, bölgedeki su kaynaklarının korunmasına yönelik önlemleri de sorguladı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Karasu’nun önergesinde en dikkat çeken başlıklardan biri ise acil eylem planı çağrısı oldu. Karasu, “Şarkışla’da yaşanan bu çevre sorununun çözümü için acil bir eylem planı hazırlanacak mıdır? Yoksa bölge halkı kaderine mi terk edilecektir?” sorusuyla yetkililere çağrıda bulundu. Karasu, tesisin kullandığı araçlarının bozduğu arazi yolları nedeniyle yaşanan mağduriyetleri de gündeme getirerek, tüm bu mağduriyetlerin giderilmesi için hangi çalışmaların yapıldığının açıklanmasını istedi. Şarkışla’da yaşayan vatandaşlar, ilçe ile bağlantıyı sağlayan arazi yollarının bakım ve onarımının yanı sıra, tarım arazilerinin, meraların ve su kaynaklarının korunması ve denetimlerin yapılması için somut ve hızlı adımlar atılmasını talep ediyor.

Gediz Havzası’nda Kirlilik Artıyor Haber

Gediz Havzası’nda Kirlilik Artıyor

İzmir ve Manisa’nın ortak hazırladığı bilimsel rapor, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin su kaynakları, tarım alanları ve İzmir Körfezi üzerinde ciddi risk oluşturduğunu ortaya koydu. Uzmanlar, özellikle yeraltı sularında geri dönüşü zor etkiler konusunda uyarıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, “Sağlıklı Körfez” hedefi doğrultusunda Gediz Nehri’ni mercek altına aldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na iletilen deniz kirliliğine ilişkin ceza ve denetim yetkisi talebinin reddedilmesine rağmen, gemi kaynaklı kirliliği dron taramalarıyla tespit eden Büyükşehir, İzmir Körfezi’ndeki kirliliğin ana nedenlerinden biri olan Gediz Nehri’ndeki kirliliği ortaya koymak için de su analizlerini sürdürüyor. Gediz Nehri ve yan derelerinde yürütülen izleme faaliyetleri, kirliliğin yalnızca Körfez’i değil, doğrudan tarımsal üretimi ve yer altı su kaynaklarını da etkileyebileceğini işaret ediyor. İZSU ve Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi (MASKİ) tarafından ortak yürütülen çalışmada havza genelinde elde edilen veriler, kirliliğin çok yönlü ve birikimli bir yapı gösterdiğine ve özellikle yeraltı suyu üzerindeki riske dikkat çekiyor. Aylık rapor hazırlanıyor Gediz Nehri’nde örneklemeler her ayın ilk haftasında yapılıyor. İzmir sınırında Gediz ana yatağı, Ağıldere ve Nif Çayı dahil 23, Manisa bölgesinde 36 örnekleme noktasından numune alınıyor. Kirlilik değişimleri düzenli ve anlık olarak izleniyor. İzmir’de analizler TÜRKAK akreditasyonlu İZSU Halkapınar Laboratuvarı’nda, Manisa’da ise MASKİ’nin akredite laboratuvarında yapılıyor. Elde edilen veriler aylık raporlar halinde değerlendiriliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü çalışmaya, Gediz Nehri’nin büyük bölümüne ev sahipliği yapan Manisa Büyükşehir Belediyesi de aylık raporlarıyla destek veriyor. İzmir ve Manisa’dan elde edilen veriler, yıllık bir raporda bir araya getirilerek Gediz’in kaynağından temiz çıkmasına rağmen kirlenmesine neden olan unsurlar, bir yıllık süreçte tespit edilecek. Böylece hem İzmir Körfezi’ni hem de bölge tarımını tehdit eden kirliliğe karşı daha güçlü ve etkili bir mücadele yürütülecek. Sulama riski büyüyor İZSU ve MASKİ verileri bir araya getirilerek bütüncül yaklaşımla yürütülen çalışmalar sonucu hazırlanan Ocak ve Şubat 2026 tarihli “Gediz Nehri ve Yan Derelerinin Kirlilik İzleme Raporu”, havzanın idari sınırlarla değil, ekosistem bütünlüğüyle ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Rapora göre Gediz 401 kilometrelik yaşam koridoru üzerinde sadece su taşımıyor; aynı zamanda sanayi, evsel atık ve tarımsal baskının izlerini de Körfez’e kadar sürüklüyor. Gediz Nehri’nin Manisa sınırları içerisine kirletilmiş olarak giriş yaptığı görülüyor. Ocak 2026 raporuna göre İzmir tarafında örneklenen Gediz ana kolundaki birçok noktada temel su kalite göstergeleri alarm veriyor. Toplam azot ve fosfor tüm örnekleme noktalarında sınır değerlerin üzerinde yer alırken, su kalitesi III. sınıf olarak sınıflandırılıyor. İletkenlik (tuzluluk) yine tüm noktalarda III. sınıf seviyesinde ölçülürken, kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) ve biyolojik oksijen ihtiyacı (BOİ) gibi organik yük göstergelerinde çok sayıda noktada “orta kirlenmiş su” seviyesi tespit ediliyor. Raporda ayrıca bromür, alüminyum, demir ve bakır değerlerinin tüm örneklerde çevresel kalite sınırlarının üzerinde olduğu belirtiliyor. Bu durumun, nehirde hem organik yükün hem de endüstriyel ve tarımsal kaynaklı baskının eş zamanlı etkili olduğuna işaret ettiği ifade ediliyor. Kirlilik kaynakları Rapora göre, Gediz Havzası’nda yaygın ve kronik bir kirlilik yükü bulunuyor. İleri biyolojik arıtma tesisleri devreye alınsa da alıcı ortam üzerindeki diğer baskıların sürdüğü, bunun da özellikle endüstriyel kirliliğe işaret ettiği belirtiliyor. Raporda ayrıca, azot ve fosforun gübre kullanımındaki artıştan kaynaklandığı, atık su arıtma tesisi olmayan yerleşimlerde yeni tesislerin gerekli olduğu ve endüstriyel deşarjların daha sıkı denetlenmesi gerektiği ifade ediliyor. Gediz Nehri iki koldan Körfez’e ulaşıyor Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi emekli öğretim üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Gediz’in Murat Dağı’ndan başlayarak Kütahya, Uşak, Manisa ve İzmir’den geçerek Ege Denizi’ne ulaştığını hatırlatarak, “Bu süreçte oluşan her türlü atık Gediz’e ulaşıyor ve nehir Körfez’e kadar kirlenmiş şekilde geliyor. Gediz Nehri ve yan dereleri Körfez’i kirleten 33 dereden biri. Kirliliğin parametrelerine baktığımızda tarımsal kaynaklı kirlilik var, sanayi kaynaklı kirlilik var, evsel atıklardan kaynaklanan kirlilik var” dedi. Kurucu, nehrin tarihsel yatağına da dikkat çekerek, 1886’da yapılan müdahaleyle akışın değiştiğini, ancak eski yatağın da hâlen aktif olduğunu ve Ağıldere hattı üzerinden iç Körfez’i beslemeye devam ettiğini ifade etti. Tarımda risk büyüyor Prof. Dr. Yusuf Kurucu ise Emiralem Boğazı’ndan sonra kirlilik yükünün arttığını belirterek, “Artık bu su içme suyu olarak kullanılamayacağı gibi hayvanlara verilmesi de mümkün değil” dedi. Kurucu, Gediz’in özellikle Manisa, Menemen ve Foça gibi tarımsal alanlarda sulamada kullanıldığını ancak kirlilik nedeniyle riskin büyüdüğünü vurguladı. Kurucu, Gediz’den sulama yapılamadığını, Menemen Ovası’ndaki çiftçilerin de sulama suyundan kaynaklı verim kaybı ve toprakta bozulma şikâyetlerini dile getirdiğini aktararak, “Organik kirleticiler ve ağır metaller toprakta birikim yapabildiği gibi, maalesef yaprağı yenen bitkilere de özellikle doğrudan bulaşım yapabiliyor” dedi. Önlem alınmazsa Gediz, kirli su kanalına dönüşebilir Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin önlenmemesi halinde nehrin doğal yapısını tamamen kaybedebileceği uyarısında bulundu. Kurucu, “Gediz Nehri kalır ama bu haliyle ona nehir demek doğru olmaz. Atık suyun ya da koyu renkli kirli suyun aktığı bir kanala dönüşür” şeklinde konuştu. Gediz’in yalnızca insanlar için değil, kuşlardan balıklara, sucul bitkilerden diğer canlılara kadar geniş bir ekosisteme ev sahipliği yaptığını belirten Kurucu, “Şu anda bu yaşamı kaybetmeye devam ediyoruz. Gediz Nehri’ne bağlanan Nif Çayı çevresinde ağır koku ve sinek sorunu var” ifadelerini kullandı. Kurucu, geçmişte Gediz ve kollarında balık türlerinin bulunduğunu hatırlatarak, “Bu doğal yapı son 30-35 yılda kaybedildi” dedi. Hangi önlemler alınmalı? Prof. Dr. Yusuf Kurucu ise kirliliğin başlıca kaynağının sanayi olduğunu, ikinci sırada ise tarımın yer aldığını belirterek, “Sanayi–tarım çatışması var. Çiftçi daha çok üretmek ve geçinebilecek düzeyde kazanmak için verimli üretmesi gerekiyor. Bunun için de kimyasal gübre kullanımını artırıyor. Hayvancılık tesisleri dağınık ve gübre yönetimi denetlenemiyor. Üreticiler gübre ve çiftlik sularını dere yataklarına bırakmamalı, Tarım ve Orman Bakanlığı nitrat kirliliğine karşı acil önlem almalı” açıklamasını yaptı. Yeraltı sularına dikkat Prof. Dr. Yusuf Kurucu, aylık izleme sisteminin sürecin en önemli adımı olduğunu belirterek, “Bu sadece bir fotoğraf değil, her ay tekrarlanan bir izleme olacak. Böylece Gediz ve kollarına ilişkin aylık kirlilik bülteni oluşturulacak. Kirletici kaynakların azaltılması halinde nehir birkaç yıl içinde toparlanabilir. 3-5 yıl içinde Gediz’de yeniden canlılığı görmeye başlayabiliriz. Ancak yeraltı suyu kirliliği geri döndürülemez. Yeraltı suyuna eğer nitrat, ağır metal bulaşıyorsa durum çok riskli hale geliyor. Yeraltı suyunu yüzeye çıkarıp arıtıp tekrar aşağıya indirmek gibi bir uygulama yok. Bu yüzden en kritik eşik, sözün bittiği, bıçağın kemiğe dayandığı yer yeraltı suyu kirliliğidir” ifadelerini kullandı. Gediz için çağrı İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bakanlıklarla ortak çalışmalara hazır olduğunu belirten Prof. Dr. Yusuf Kurucu, yalnızca kurumlara değil topluma da önemli sorumluluk düştüğünü söyledi. Kurucu, “Mesele artık bugünün değil, gelecek nesillerin yaşam hakkı. Ben gelecek nesillere bir bardak temiz su bırakmayı hedefleyen bir anlayışla bu sorumluluğu taşıyorum. Bu kaynağı kirleten herkesten de bu sorumluluğu taşımasını rica ediyorum. Gediz’in suyu çok kirli; Körfez’i de kirletiyor, sulama yapılan topraklarda çoraklaşmaya neden oluyor” dedi. Kurucu, kirliliğin etkisinin geniş bir alanı kapsadığını vurgulayarak, “Çarpan etkisi var. Bunu engellemek için herkes elini taşın altına koymalı. Biz çocuklarımızın, torunlarımızın suyunu, toprağını ve körfezini kirletiyoruz” ifadelerini kullandı.

CHP'li Gürer: "Tarımda Planlama Şart, Üretici Üretmekten Korkuyor!" Haber

CHP'li Gürer: "Tarımda Planlama Şart, Üretici Üretmekten Korkuyor!"

​CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, Niğde’nin Ulukışla ve Bor ilçelerine bağlı köylerde çiftçinin nabzını tuttu. Ovacık, Eminlik, Hüsniye, Kolsuz ve Kavuklu köylerini ziyaret eden Gürer, köylerde hem yaşamın hem de tarımın her geçen gün daha da zorlaştığını vurguladı. ​"Tüccar Düşük Fiyat Veriyor, Su Kaynakları Tükeniyor" ​Köy kahvelerinde üreticilerle bir araya gelen Gürer, tarımdaki en büyük sorunun plansızlık ve artan girdi maliyetleri olduğunu ifade etti. Gürer, bölgedeki durumu şu sözlerle özetledi: ​"Artan maliyetler ve tüccarın tarlada düşük fiyat vermesi yetmezmiş gibi, bir de yeraltı sulama suyunun olmaması üreticiyi üretim yapmaktan korkutur hale getirmiş. Bu yıl bölgede hibrit erkenci lahana ekiminin ciddi oranda düştüğünü görüyoruz." ​Çiftçinin Gözü Kulağı Göletlerde: Sulu Tarım Riski Kapıda ​Ziyaret sırasında dertlerini anlatan üreticiler, iklim krizine ve altyapı yetersizliğine dikkat çekti. Yağmur yağsa bile göletlerde yeterli suyun toplanmadığını belirten çiftçiler, yeraltı sularının çekilmesinin verimi doğrudan düşüreceğini ve sulu tarım yapılamaz hale gelindiğini ifade ettiler. ​"Saldım Çayıra Mevlam Kayıra Anlayışıyla Tarım Yönetilemez" ​Tarım politikalarındaki yönetimsel hatalara değinen Ömer Fethi Gürer, küçük aile işletmelerinin korunmadığını belirtti. Hükümete sert eleştirilerde bulunan Gürer, şu ifadeleri kullandı: ​"Tarımda planlama şarttır. 'Ben bilirim' anlayışı ve tüccar kafasıyla ülke yönetilemez. Ülkemizde uygulanan politikalar küçük işletmeleri korumuyor. CHP olarak sorunları da çözüm yollarını da biliyoruz; tarım için ne gerekiyorsa yapacağız." ​Kırsalda Genç Nüfus Kayboluyor ​Ekonomik krizin köylerdeki etkisinin şehirlere göre farklı ama aynı derecede derin olduğunu söyleyen Gürer, geçim sıkıntısı nedeniyle gençlerin köylerde kalmak istemediğini vurguladı. Elektrik ve temel ihtiyaçlara gelen zamların köylüyü karamsarlığa sürüklediğini, acilen üreticiye ve besiciye yönelik desteklerin artırılması gerektiğini belirtti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.