Hava Durumu

#Su Kaynakları

Kırsal Haber - Su Kaynakları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Su Kaynakları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TMMOB’den Dünya Gıda Günü Açıklaması: Gıda Hakkı Lüks Değil, Temel Bir İnsan Hakkıdır Haber

TMMOB’den Dünya Gıda Günü Açıklaması: Gıda Hakkı Lüks Değil, Temel Bir İnsan Hakkıdır

TMMOB Gıda Mühendisleri, Kimya Mühendisleri ve Ziraat Mühendisleri Odaları, 16 Ekim Dünya Gıda Günü dolayısıyla yaptıkları ortak açıklamada, sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişimin temel bir insan hakkı olduğunu vurguladı. Artan gıda fiyatları ve üretim maliyetlerine dikkat çeken odalar, tüm çocuklara okullarda en az bir öğün ücretsiz yemek ve temiz içilebilir su sağlanması çağrısında bulundu. TMMOB’den Dünya Gıda Günü Mesajı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Gıda Mühendisleri Odası, Kimya Mühendisleri Odası ve Ziraat Mühendisleri Odası, 16 Ekim Dünya Gıda Günü kapsamında ortak bir basın açıklaması yayımladı. Açıklamada, dünyada ve Türkiye’de milyonlarca insanın yeterli, dengeli, sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişmekte güçlük çektiği belirtilerek gıda hakkının güvence altına alınması istendi. Artan gıda fiyatları, gelir dağılımındaki adaletsizlikler ve üretim maliyetlerindeki yükselişin özellikle emekçileri, emeklileri, işsizleri, öğrencileri ve dar gelirli aileleri etkilediğine dikkat çekilen açıklamada, sağlıklı beslenmenin ekonomik koşullara bağlı bir ayrıcalık olmaması gerektiği vurgulandı. Odalar, gıdaya erişimin yalnızca üretim miktarıyla açıklanamayacağını belirterek üretimden dağıtıma kadar bütün süreçlerin toplumsal ihtiyaçlar ve kamusal yarar doğrultusunda ele alınması gerektiğini ifade etti. Gıda Fiyatları ve Yoksulluk Sağlıklı Beslenmeyi Zorlaştırıyor Ortak açıklamada, yoksulluğun yalnızca gelir yetersizliği anlamına gelmediği; aynı zamanda sofralardaki besin çeşitliliğinin azalmasına, et ve süt tüketiminin düşmesine, meyve ve sebzeye erişimin zorlaşmasına yol açtığı belirtildi. Gıda fiyatlarındaki artışın dar gelirli aileleri temel ihtiyaçları arasında tercih yapmaya zorladığına işaret edilen açıklamada, sağlıklı beslenme hakkının herkes için eşit biçimde sağlanabilmesi gerektiği kaydedildi. TMMOB’ye bağlı odalar, gıda sorununun yalnızca ne kadar üretildiğiyle değil, neyin, nasıl ve kim için üretildiğiyle de ilgili olduğunu vurguladı. Gıda zincirinde sermaye yoğunlaşmasının üreticinin bağımsızlığını ve tüketicinin uygun fiyatlı gıdaya erişimini sınırlandırabileceğine dikkat çekildi. Açıklamada, açlık ve yoksulluğun kaçınılmaz olmadığı belirtilerek gıda enflasyonuyla mücadelede üreticiyi koruyan, tüketiciyi gözeten ve gelir dağılımındaki adaletsizlikleri azaltan politikaların önemine işaret edildi. Okullarda Ücretsiz Yemek ve Temiz Su Çağrısı TMMOB Gıda, Kimya ve Ziraat Mühendisleri Odalarının açıklamasında, çocukların sağlıklı beslenmesi öncelikli konular arasında yer aldı. Yetersiz ve dengesiz beslenmenin çocukların fiziksel gelişimini, bilişsel becerilerini, okul başarısını ve geleceklerini doğrudan etkilediği belirtilerek her çocuğun sağlıklı beslenme hakkından eşit biçimde yararlanması gerektiği ifade edildi. Odalar, bütün çocuklara okullarda en az bir öğün ücretsiz, yeterli, dengeli ve güvenli yemek ile temiz içilebilir su sağlanmasını istedi. Bu uygulamanın bir yardım faaliyeti değil, kamunun temel sorumluluklarından biri olduğu vurgulandı. Açıklamada, okul yemeklerinin bilimsel beslenme ilkelerine uygun hazırlanması, güvenilir ham madde kullanılması, hijyen ve izlenebilirlik koşullarının sağlanması gerektiği belirtildi. Okul yemeği uygulamasının ülke genelinde eşit, sürdürülebilir ve bütçesi kamu tarafından karşılanan bir programa dönüştürülmesi çağrısı yapıldı. Çocukların sağlıklı beslenmesinin ertelenebilir bir konu olmadığı belirtilen açıklamada, gerekli bütçenin ayrılması ve ilgili meslek disiplinlerinin uzmanlığından yararlanılması gerektiği kaydedildi. Üretici Maliyetleri Artıyor, Gıdaya Erişim Zorlaşıyor Tarım sektöründe yükselen girdi maliyetlerinin hem üreticileri hem de tüketicileri olumsuz etkilediğine dikkat çekilen açıklamada; tohum, gübre, mazot, enerji, sulama, yem ve işçilik giderlerindeki artışın tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini zorlaştırdığı ifade edildi. Üreticinin emeğinin karşılığını alamadığı, tüketicinin ise gıdayı yüksek fiyatlarla satın almak zorunda kaldığı belirtilerek bu döngünün kırılması için tarımsal üretimin yalnızca piyasa getirisi üzerinden değerlendirilmemesi gerektiği vurgulandı. TMMOB’ye bağlı odalar, küçük üreticilerin ve aile işletmelerinin desteklenmesini, kooperatiflerin güçlendirilmesini ve üreticilerin gelir güvencesini sağlayacak mekanizmaların etkinleştirilmesini istedi. Ayrıca tarımsal planlamanın ülkenin beslenme ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini, iklim koşullarını ve doğal kaynaklarını birlikte gözetmesi gerektiği ifade edildi. Gıda Egemenliği ve Kamusal Planlama Vurgusu Açıklamada, gıda egemenliğinin toplumların neyi, nasıl ve kimin için üreteceklerine demokratik biçimde karar verebilmesi anlamına geldiği belirtildi. Gıda üretimi ve dağıtımının yalnızca piyasa koşullarına bırakılmaması gerektiğini savunan odalar, kamusal planlamanın ve üretici-tüketici dayanışmasının güçlendirilmesi çağrısında bulundu. Gıdanın yalnızca alınıp satılan bir ürün değil, yaşamın ve sağlığın temel unsuru olduğu vurgulanarak gıda politikalarının şirketlerin kârlılık hedeflerinden bağımsız biçimde, toplumun ihtiyaçları ve kamu yararı gözetilerek oluşturulması gerektiği kaydedildi. Tarım Alanları ve Su Kaynakları Korunmalı TMMOB Gıda Mühendisleri Odası, Kimya Mühendisleri Odası ve Ziraat Mühendisleri Odası, iklim değişikliği, kuraklık, su kaynaklarının kirlenmesi, toprak kaybı ve tarım alanlarının amaç dışı kullanımının gıda üretiminin geleceğini tehdit ettiğine dikkat çekti. Açıklamada tarım alanlarının, meraların, ormanların ve su havzalarının korunması gerektiği belirtilerek doğal kaynakların gelecek kuşakların hakları da gözetilerek yönetilmesi istendi. Sürdürülebilir bir gıda sisteminin oluşturulmasında bilimsel bilginin ve mesleki uzmanlığın vazgeçilmez olduğu vurgulanırken gıda denetimlerinin güçlendirilmesi ve kamu kurumlarında yeterli sayıda nitelikli teknik personel istihdam edilmesi çağrısı yapıldı. TMMOB’ye Bağlı Odalardan Yetkililere 8 Maddelik Çağrı Dünya Gıda Günü kapsamında yayımlanan ortak açıklamada, yetkililere ve kamuoyuna şu çağrılar yapıldı: Yeterli, dengeli, sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişimin temel bir insan hakkı olarak güvence altına alınması.Yoksullukla mücadelenin adil gelir dağılımı ve sağlıklı gıdaya erişim politikalarıyla birlikte yürütülmesi.Bütün çocuklara okullarda en az bir öğün ücretsiz, yeterli ve dengeli yemek ile temiz içilebilir su sağlanması.Üreticilerin maliyetlerini gözeten ve tarımsal üretimin devamlılığını güvence altına alan politikaların geliştirilmesi.Küçük üreticilerin ve kooperatiflerin desteklenmesi, gıda üretimi ve dağıtımında adil bir sistemin oluşturulması.Tarım alanlarının, su kaynaklarının ve ekolojik dengenin korunması.Gıda denetimlerinin güçlendirilmesi ve kamu kurumlarında nitelikli teknik personel istihdam edilmesi.Tarım ve gıda politikalarının bilimsel bilgi, kamusal yarar ve mesleki uzmanlık temelinde oluşturulması.“Açlık Kader Değildir, Yoksulluk Kaçınılmaz Değildir” Ortak açıklamanın sonunda, açlık, yoksulluk ve eşitsizliğin değiştirilemez bir düzenin sonucu olarak kabul edilemeyeceği vurgulandı. Çocukların sağlıklı beslenememesi, üreticilerin emeklerinin karşılığını alamaması ve milyonlarca insanın güvenilir gıdaya erişememesinin önlenebilir sorunlar olduğu belirtilerek üreticiyi koruyan, tüketiciyi gözeten, emeği esas alan ve doğal kaynakları savunan politikaların hayata geçirilmesi istendi. TMMOB Gıda Mühendisleri Odası, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası ve TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, herkesin sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişebildiği, açlık ve eşitsizliğin ortadan kaldırıldığı bir ülke için mücadelelerini sürdüreceklerini belirterek açıklamalarını kamuoyuna saygıyla duyurdu.

ATB’de 2026-2030 Dönemi Başladı Haber

ATB’de 2026-2030 Dönemi Başladı

Antalya Ticaret Borsası (ATB) yeni döneminin ilk Meclis toplantısını gerçekleştirdi. Meclis Başkanlığına oybirliğiyle yeniden Erdoğan Ekinci seçilirken, ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır yeni dönemde birlik, beraberlik ve ortak akıl vurgusu yaptı. Çandır, “Hiç kimsenin gölgesine girmedik, kimseye de gölge etmedik” dedi. Antalya Ticaret Borsası’nın yeni dönem ilk Meclis toplantısı, Meclis’in en yaşlı üyesi Veli Karasu başkanlığında ATB Meclis Salonu’nda yapıldı. Toplantıda Meclis Başkanlık Divanı belirlenirken, Erdoğan Ekinci meclis üyelerinin oybirliğiyle Meclis Başkanlığına seçildi. Yeni dönemde Meclis Başkan Yardımcılıklarına Abdullah İnan ve Murat Köseoğlu getirilirken, Katip Üyelik görevini Veli Karasu üstlendi. Erdoğan Ekinci’den Birlik ve Beraberlik Mesajı Antalya Ticaret Borsası Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci, kendisini yeniden bu göreve layık gören meclis üyelerine teşekkür etti. ATB seçimlerinin demokratik bir ortamda gerçekleştirildiğini belirten Ekinci, seçimlere katılarak iradesini ortaya koyan tüm üyelere ve yeni dönemde görev üstlenenlere teşekkürlerini iletti. Yeni çalışma döneminde birlik ve beraberlik içerisinde hareket edeceklerini vurgulayan Ekinci, üyeler, sektör ve Antalya için çalışmayı sürdüreceklerini ifade etti. Meclis Başkanlık Divanı ile toplantıların düzenli ve verimli şekilde yürütülmesi için gayret göstereceklerini belirten Ekinci, yeni dönemin Antalya Ticaret Borsası ve üyeleri için hayırlı olmasını diledi. Ali Çandır’dan Yeni Dönem İçin Teşekkür Mesajı ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır da yeni dönemin ilk Meclis toplantısında yaptığı konuşmada, seçimlere katılan üyelere teşekkür ederek Meclis, Yönetim Kurulu, Meslek Komiteleri, Disiplin Kurulu ve Birlik delegeliklerinde görev alanları kutladı. Görev süreleri sona eren üyelere Borsaya sundukları katkılar nedeniyle teşekkür eden Çandır, geçmişten bugüne kurumda görev yapmış isimleri de saygıyla andı. Önümüzdeki dört yıl boyunca Meclis Başkanlığı görevini sürdürecek Erdoğan Ekinci ve Meclis Başkanlık Divanı üyelerine başarılar dileyen Çandır, yeni dönemin Antalya Ticaret Borsası için önemli bir çalışma süreci olacağını belirtti. “Hiç Kimsenin Gölgesine Girmedik, Kimseye Gölge Etmedik” Antalya Ticaret Borsası’nın yüz yılı aşan geçmişiyle güçlü bir kurum kültürüne sahip olduğunu vurgulayan Ali Çandır, yönetim anlayışlarının üyelerin sorunlarını takip etmek, sektörün ihtiyaçlarını belirlemek ve çözüm önerilerini ilgili kurumlara taşımak üzerine kurulu olduğunu söyledi. Çandır, çalışma anlayışlarını şu sözlerle ifade etti: “Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren kurumumuza ve kamuoyuna duyduğumuz sorumluluk gereği hiç kimsenin gölgesine girmedik, kimseye de gölge etmedik.” Üyelerin haklarını, tarım sektörünün ihtiyaçlarını ve Antalya’nın geleceğini gözeterek çalıştıklarını belirten Çandır, bu süreçte kişisel çıkarlar yerine kurumsal sorumluluğa ve ortak akla öncelik verdiklerini kaydetti. Yeni dönemde de aynı anlayışla hareket edeceklerini ifade eden Çandır, sahadan gelen sorunları doğru tespit ederek verilerle ortaya koymaya ve çözüm önerilerini ilgili kurumlar nezdinde takip etmeye devam edeceklerini söyledi. “Meslek Komitelerimiz Borsamızın Mutfağı” Antalya Ticaret Borsası’nın yeni döneminde Meclis ve Meslek Komitelerinde görev alan üyelere başarılar dileyen Ali Çandır, meslek komitelerinin kurumun çalışmaları açısından önemli bir yere sahip olduğunu vurguladı. Meslek komitelerinin sektörle doğrudan bağlantı kurduğunu, üyelerin sorunlarını ve beklentilerini yakından takip ettiğini belirten Çandır, komiteleri Borsanın mutfağı olarak nitelendirdi. Çandır, meslek komitelerinde sektörün yaşadığı sorunların, üyelerin beklentilerinin ve çözüm önerilerinin açıkça dile getirilmesini istedi. Proje fikirlerinin paylaşılmasının ve gündeme taşınan konuların takip edilmesinin önemine dikkat çeken Çandır, Yönetim Kurulu olarak üyelerden gelen talepleri ilgili platformlarda gündeme taşımayı sürdüreceklerini ifade etti. Tarım Sektörünün Sorunları Yeni Dönemin Gündeminde Olacak ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, önümüzdeki dört yıllık çalışma döneminde tarım sektörünü doğrudan etkileyen birçok konunun gündemlerinde yer alacağını belirtti. Artan üretim maliyetleri, finansmana erişim, su kaynakları, iklim değişikliği, pazarlama, ihracat ve tarımın geleceğinin öncelikli çalışma alanları arasında bulunduğunu kaydeden Çandır, sektörün ihtiyaçlarının doğru belirlenmesinde üyelerden gelen bilgi ve deneyimin önemli olduğunu söyledi. Antalya Ticaret Borsası’nın bugüne kadar sahadan aldığı bilgileri kurumsal birikimiyle birleştirerek araştırmalar yaptığını, değerlendirmelerde bulunduğunu ve sektör adına görüş oluşturduğunu belirten Çandır, yeni dönemde de bu çalışmaların devam edeceğini ifade etti. Çandır, üyelerin ve sektörün gündemindeki sorunların Borsa bünyesinde karşılık bulmasının ve mümkün olduğunca çözüme kavuşturulmasının öncelikleri olduğunu vurguladı. ATB’de 2026-2030 Dönemi Başladı Antalya Ticaret Borsası’nın yeni dönem ilk Meclis toplantısında yönetim ve çalışma anlayışına ilişkin mesajlar öne çıktı. Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci birlik ve beraberlik vurgusu yaparken, Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır sektörün sorunlarının çözümü, ortak akıl ve üyelerin taleplerinin takip edilmesi konularına dikkat çekti. Çandır, 2026-2030 çalışma döneminin Antalya Ticaret Borsası üyeleri, tarım sektörü ve Antalya için hayırlı olmasını dileyerek, yeni dönemin verimli ve faydalı sonuçlar getirmesi temennisinde bulundu.

Bakan Yumaklı FAO’da Duyurdu: Türkiye’den Dev Su ve Kuraklık Hamlesi! Haber

Bakan Yumaklı FAO’da Duyurdu: Türkiye’den Dev Su ve Kuraklık Hamlesi!

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, su varlığına göre havza bazında ürün üretiminin bilimsel veriler doğrultusunda planlandığını belirterek, kuraklıkla mücadelede erken uyarı sistemlerinin önemine dikkat çekti. Türkiye'nin 25 havzasının tamamı için Kuraklık Yönetim Planları'nın hazırlandığını açıklayan Yumaklı, Kuraklık Tahmini ve Erken Uyarı Sistemi'nin 2027 yılında tamamlanmasının hedeflendiğini bildirdi. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) Roma'daki genel merkezinde düzenlenen Dünya Gıda Haftası kapsamındaki Roma Su Diyaloğu Programı'na katılarak konuşma yaptı. Yumaklı, Türkiye'nin su yönetimi, tarımsal üretim planlaması, kuraklıkla mücadele ve uluslararası iş birliği konularındaki çalışmalarını anlattı. Ulusal Su Planı ile Havza Bazlı Üretim Planlanıyor Türkiye'nin gelecek 10 yıla yönelik bir Ulusal Su Planı hazırladığını belirten Bakan Yumaklı, su kaynaklarının durumuna göre tarımsal üretimin planlandığını ifade etti. Yumaklı, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bu kapsamda, su varlığına göre hangi havzada hangi ürünün üretileceğini bilimsel veriler doğrultusunda planlıyoruz. Böylece çiftçimize hem suyu koruyan hem de gelirini güvence altına alan bir üretim imkânı sunuyoruz.” ifadelerini kullandı. Bu yaklaşımla su kaynaklarının korunması ve tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin sağlanması hedefleniyor. 25 Havzanın Tamamında Kuraklık Yönetim Planı Hazırlandı Kuraklık yönetimini su yönetimi yaklaşımının ayrılmaz bir parçası olarak gördüklerini belirten Yumaklı, Türkiye'deki 25 havzanın tamamı için Kuraklık Yönetim Planları'nın hazırlandığını açıkladı. Kuraklık Tahmini ve Erken Uyarı Sistemi'nin 2027 yılında tamamlanmasının hedeflendiğini bildiren Yumaklı, amaçlarının kuraklık ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek yerine riskleri önceden belirlemek olduğunu vurguladı. Yumaklı, tarım, sanayi ve kentlerde suyun verimli kullanılması için de projeler yürütüldüğünü kaydetti. Su Kaynaklarının Adil ve Sürdürülebilir Kullanımı Önem Taşıyor Su yönetiminin hukuki ve kurumsal boyutunun önemine değinen Bakan Yumaklı, mevcut su kaynaklarının kullanıcılar, sektörler ve ekosistemlerin ihtiyaçları arasında adil, şeffaf ve sürdürülebilir biçimde tahsis edilmesi gerektiğini belirtti. Suyun yalnızca yönetilmesi ve tahsis edilmesi gereken bir doğal kaynak olarak ele alınamayacağını ifade eden Yumaklı, suyun gıda üretiminin yanı sıra insan hayatının da temelini oluşturduğunu söyledi. Gazze'deki İnsani Duruma Dikkat Çekti Su ve gıdaya erişimin korunmasının özellikle kriz ve çatışma dönemlerinde daha büyük önem taşıdığını vurgulayan Yumaklı, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan insani krizlerin temel ihtiyaçlara erişimin hayati niteliğini bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti. Gazze'de yaşanan ağır insani duruma dikkat çeken Yumaklı, özellikle çocukların yeterli gıdaya, temiz suya ve insani yardıma erişimde yaşadığı güçlüklerin üzüntü verici olduğunu ifade etti. Yumaklı, “Gıda ve suyun hiçbir koşulda siviller üzerinde baskı veya cezalandırma aracı olarak kullanılmaması gerektiğine inanıyoruz.” dedi. Bu temel ihtiyaçlara güvenli ve kesintisiz erişimin sağlanmasının ortak bir insani sorumluluk olduğunu belirten Yumaklı, bu sorumluluğun yalnızca kriz dönemleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini dile getirdi. FAO ile Su Yönetiminde Uluslararası İş Birliği Su kaynaklarının korunması, gıdaya erişimin güvence altına alınması ve ülkelerin değişen iklim koşullarına hazırlanmasının güçlü bir uluslararası iş birliği gerektirdiğini belirten Yumaklı, FAO'nun kapasite geliştirme, veri ve bilgi paylaşımı ile teknik iş birliği yoluyla ülkelere sağladığı desteğin önemine işaret etti. Bakan Yumaklı, kuraklık erken uyarı sistemleri, havza bazlı su tahsisi, modern sulama ve dijital su yönetimi alanlarında ülkeler arasındaki deneyim paylaşımının artırılması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin FAO ve Küresel Çevre Fonu ile Gediz Havzası'nda yürüttüğü Sürdürülebilir ve Entegre Su Kaynakları Yönetimi Projesi'ni bu iş birliğinin somut örneklerinden biri olarak gösteren Yumaklı, uluslararası ortak projelerin su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimine katkı sunduğunu belirtti. Yumaklı, bu alandaki iş birliğinin daha da ileri taşınmasıyla su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimine daha güçlü katkılar sağlanabileceğini ifade etti. COP31'de Su, Gıda ve İklim Bağlantısı Gündeme Taşınacak Türkiye'nin gelecek ay Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) ev sahipliği yapacağını hatırlatan Bakan Yumaklı, su, gıda ve iklim arasındaki ilişkinin konferans gündeminin merkezinde yer alacağını söyledi. Bu amaçla başlatılan Turkuaz Nexus Girişimi'nin su, gıda ve iklim bağlantılarını, ülkelerin kendi şartlarına göre yön verebileceği ortak bir mekanizmada bir araya getirmeyi hedeflediğini belirten Yumaklı, girişim kapsamında sahada uygulanabilecek somut çözümlerin de desteklenmek istendiğini kaydetti. Yumaklı, uluslararası katılımcıları Antalya'da düzenlenecek COP31'e davet ederek su, gıda ve iklim alanlarındaki ortak çalışmalara katkı sunmaya çağırdı.

CHP'li Sarıbal: ''Ayçiçeğinde ve Çeltikte İthalat Değil, Üretim Desteklenmelidir'' Haber

CHP'li Sarıbal: ''Ayçiçeğinde ve Çeltikte İthalat Değil, Üretim Desteklenmelidir''

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, orman alanlarının Cumhurbaşkanı kararıyla orman rejimi dışına çıkarılmasına tepki gösterdi; ayçiçeği ve çeltikte maliyetleri karşılamayan fiyatların, yetersiz desteklerin ve hasat dönemini baskılayan ithalat politikasının üreticiyi üretimden uzaklaştırdığını söyledi. Sarıbal, “Orman yoksa hayat yoktur. Ayçiçeğinde ve çeltikte ithalat değil, üretim desteklenmelidir” dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, düzenlediği basın toplantısında orman alanlarının amaç dışına çıkarılması ile ayçiçeği ve çeltik üreticilerinin yaşadığı sorunları değerlendirdi. Türkiye’nin doğal varlıklarının ve tarımsal üretiminin aynı anlayış tarafından tehdit edildiğini belirten Sarıbal, ormanları ranta açan ve çiftçiyi ithalat karşısında korumasız bırakan politikaların değiştirilmesi gerektiğini söyledi. “Orman yalnızca ağaç topluluğu değil, bir ekosistemdir” Ormanların yalnızca oksijen kaynağı olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Sarıbal, ormanların su kaynakları, toprak, yaban hayatı, iklim ve bütün canlıların yaşamı açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. Sarıbal şunları söyledi: “Ormanı yalnızca bir ağaç birikimi olarak görmek doğru değildir. Orman; mikroorganizmaların, yaban hayatının, su kaynaklarının, iklimin ve bütün canlıların yaşam alanıdır. Bugün yüzlerce yıllık bir ormanı ortadan kaldırıp başka bir yere fidan dikerek aynı ekosistemi kuramazsınız. Dikilen her ağaç değerlidir ancak her ağaç topluluğu orman değildir.” 17 Eylül 2026 tarihli ve 11787 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 27 ilde yaklaşık 4 bin 300 hektar, yani 43 milyon metrekare alanın orman sınırları dışına çıkarıldığını belirten Sarıbal, bu alanın büyük bölümünün Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde bulunduğunu söyledi. 6831 sayılı Orman Kanunu’na eklenen Ek-16 düzenlemesinin yürürlüğe girdiği 2018’den bu yana orman rejimi dışına çıkarılan alanın son kararla birlikte yaklaşık 9 bin 600 hektara ulaştığını ifade eden Sarıbal, kararların bilimsel, hukuki ve ekolojik gerekçelerinin kamuoyuna açıklanmasını istedi. “43 milyon metrekarenin karşılığı olan yeni orman alanları nerede?” Orman sınırları dışına çıkarılan alanların en az iki katı büyüklüğünde Hazine arazisinin orman kurulması amacıyla tahsis edilmesi gerektiğini hatırlatan Sarıbal, şöyle konuştu: “Eğer 4 bin 300 hektar orman alanını başka amaçlarla kullanıma açıyorsanız, bunun karşılığında en az 8 bin 600 hektarlık yeni alanı orman kurulması için tahsis etmeniz gerekir. Soruyoruz: Bu alanlar nerede? Hangi ilde, hangi ilçede, hangi parsellerde? Tahsis yapıldı mı, ağaçlandırma ne zaman başlayacak ve dikilen fidanların yaşama oranını kim denetleyecek?” Sarıbal, ormanların konut, turizm, madencilik ve enerji projelerine açılmasına karşı çıkarak bütün kararların parsel bazında açıklanmasını; meslek odaları, bilim insanları, yerel yönetimler ve bölge halkının sürece katılmasını istedi. “Keçiyi, köylüyü ve çobanı ormandan çıkardılar; müteahhitleri, madencileri, GES ve HES projelerini ormana soktular” diyen Sarıbal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Orman yoksa hayat yoktur. Orman yoksa su yoktur. Orman, su ve toprak yaşamdır. Gelecek kuşaklara yaşanabilir bir ülke bırakmak istiyorsak ormanlarımıza ve orman köylüsüne hep birlikte sahip çıkmalıyız.” “Ayçiçeği fiyatı maliyeti karşılamıyor” Ayçiçeği üreticisinin yüksek girdi maliyetleri ile düşük alım fiyatları arasında sıkıştığını belirten Sarıbal, kilogram başına üretim maliyetinin bölge ve verime göre 33 ile 38 lira arasında değiştiğini, düşük verimli alanlarda maliyetin 40 liraya yaklaştığını söyledi. Yüzde 44 yağ oranlı ürün için Trakya Birlik’in 37 lira, Çukobirlik’in 37,50 lira; Konya Şeker’in ise ödeme koşullarına göre 36,50 ile 37,50 lira arasında fiyat açıkladığını hatırlatan Sarıbal, Trakya Birlik’in geçen yılki 33 liralık fiyatına göre artışın yalnızca yüzde 12,1 olduğunu belirtti. Sarıbal, “Mazot, gübre, işçilik, sulama ve finansman maliyetleri çok daha yüksek oranlarda artarken çiftçinin ürününe yüzde 12 düzeyinde artış verilmesi kabul edilemez. Üretici yalnızca maliyetini karşılamak değil, ailesiyle insanca yaşamak ve gelecek yıl yeniden üretim yapabilmek zorundadır” dedi. Çiftçinin yalnızca tarımsal kredi borcunun 1,5 trilyon lirayı aştığını ifade eden Sarıbal, ayçiçeğinde kilogram başına yaklaşık 2 liraya karşılık gelen desteklerin maliyet artışı karşısında yetersiz kaldığını kaydetti. “Hasat zamanı çiftçi, sonraki sezon ithalatçı güvence altına alınıyor” İktidarın dış ticaret politikasının yerli üreticiyi korumadığını belirten Sarıbal, 4 Temmuz 2026 tarihli kararla 1 milyon 250 bin ton yağlık ayçiçeği tohumu veya bunun karşılığı 500 bin ton ham ayçiçek yağı için tarife kontenjanı açıldığını hatırlattı. Sarıbal şöyle konuştu: “Hasattan önce ithalatın vergisini düşürerek stok yaptırıyorlar ya da hasattan hemen sonra yeni ithalat kararı açıklıyorlar. Her iki durumda da ithalatçıya güvence verilirken çiftçinin ürünü baskılanıyor. İthalat, yerli üretimin açığını tamamlamak için kullanılabilir; ancak üretimin ve üreticinin yerine geçirilemez.” Türkiye’nin 2003’ten 2026 yılının mayıs ayına kadar yaklaşık 16,5 milyon ton ayçiçeği tohumu için 9,7 milyar dolar, yaklaşık 15,9 milyon ton ayçiçek yağı için 18,2 milyar dolar ödediğini belirten Sarıbal, yalnızca bu iki kalemdeki ithalat faturasının 27,9 milyar dolara ulaştığını söyledi. Bu kaynağın sulama, tohum, gübre, depolama, işleme ve kooperatif altyapısına yöneltilmesi halinde Türkiye’nin ayçiçeği üretiminde önemli ölçüde kendine yeterli hale gelebileceğini ifade etti. “Ayçiçeğinde taban fiyat hasattan önce açıklanmalıdır” Ayçiçeği üretiminin sürdürülebilmesi için yapılması gerekenleri sıralayan Sarıbal, şu önerileri dile getirdi: - Hasattan önce bölgesel verim, yağ oranı ve gerçek maliyete dayanan bağlayıcı bir taban fiyat açıklanmalıdır. - Primler ekim kararından önce ilan edilmeli; mazot, gübre, tohum ve sulama giderleri gerçek maliyet üzerinden desteklenmelidir. - İthalat yalnızca yerli üretimin ihtiyacı karşılayamadığı dönemlerde ve üretici fiyatını düşürmeyecek bir takvimle yapılmalıdır. - Üreticiye en az beş yıllık öngörü sağlayacak destekleme ve üretim planı hazırlanmalıdır. - Kooperatiflere ve üretici birliklerine ucuz finansman sağlanmalı; lisanslı depoculuk ve işleme kapasitesi artırılmalıdır. - Tohumdan raf fiyatına kadar bütün maliyetler ve kâr marjları şeffaf biçimde denetlenmelidir. Sarıbal, “Türkiye ayçiçeğini ithalatla değil, kendi üreticisiyle güvence altına almalıdır” dedi. “Çeltikte hasat başladı ancak TMO fiyat açıklamadı” Çeltik hasadının birçok bölgede başlamasına rağmen Toprak Mahsulleri Ofisinin 2026 ürünü için alım fiyatı ve güçlü bir alım takvimi açıklamadığını belirten Sarıbal, kilogram başına üretim maliyetinin bölge ve çeşide göre 41 ile 48 lira arasında değiştiğini, ortalama maliyetin ise 45-46 liraya ulaştığını söyledi. TMO’nun 2025 ürünü alım fiyatlarını hasattan yaklaşık dört ay sonra, 23 Ocak 2026’da açıkladığını hatırlatan Sarıbal, Baldo çeşidi için 40, Cammeo için 38, Osmancık için ise 32 lira fiyat ilan edildiğini belirtti. “Üretici borcunu ödemek için ürününü hasat döneminde satmak zorundadır. Hasattan dört ay sonra açıklanan fiyat piyasayı düzenlemez, çiftçiyi korumaz” diyen Sarıbal, 2026 ürünü için fiyatın gecikmeden açıklanmasını istedi. “Destek, maliyetin çok küçük bir bölümünü karşılıyor” 2026 yılında çeltik için dekara 825,75 lira temel destek ve 550 lira sertifikalı tohum desteği verildiğini belirten Sarıbal, dekara 700 kilogram verim varsayımında iki desteğin toplamının kilogram başına yaklaşık 1,97 liraya karşılık geldiğini söyledi. Sarıbal, “Kilogram maliyeti 45-46 liraya ulaşmış bir üründe yaklaşık 2 liralık destek üreticinin sorununu çözmez. Destek önemlidir ancak düşük ürün fiyatının yerine geçirilemez” dedi. Türkiye’nin yılda yaklaşık 600 bin ton pirinç ürettiğini, buna karşılık ihtiyacın önemli bölümünü ithalatla karşıladığını ifade eden Sarıbal, üretim alanlarının ve verimliliğin artırılması halinde ülkenin kendi ihtiyacını karşılayabilecek potansiyele sahip olduğunu söyledi. “TMO çiftçinin kara gün dostu olmalıdır” Toprak Mahsulleri Ofisinin kuruluş amacının çiftçinin üretim ve alım güvencesini sağlamak olduğunu vurgulayan Sarıbal, çeltik üreticisinin korunması için şu önlemleri sıraladı: - Alım fiyatı her yıl hasattan önce açıklanmalıdır. - Fiyat hesabında bölgesel maliyet, arazi kirası, aile emeği, finansman gideri ve en az yüzde 25 üretici refah payı bulunmalıdır. - TMO alım noktaları hasatla birlikte açılmalı, randevu kapasitesi yeterli hale getirilmeli ve ödemeler en geç 10 gün içinde yapılmalıdır. - Hasat döneminde ithalat yapılmamalı; TMO’nun stok satışları yerli üreticinin fiyatını aşağıya çekmemelidir. - Dış ticaret kararları önceden alınmalı ve şeffaf biçimde kamuoyuna duyurulmalıdır. - Sulama suyu ve elektrik maliyetleri düşürülmeli; lazer tesviye, verimli sulama sistemleri ve kuraklığa dayanıklı çeşitler kamu tarafından desteklenmelidir. - Kurutma tesisleri, lisanslı depolar ve ürün senedi altyapısı üretici kooperatifleri eliyle yaygınlaştırılmalıdır. Sarıbal, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Türkiye’nin güneşi, suyu, toprağı ve üreticisi var. Sorun kaynak yetersizliği değil, siyasi tercihtir. İthalatı ve rantı değil; üretimi, üreticiyi ve yaşamı koruyan yeni bir düzeni bu topraklarda birlikte kuracağız.”

ATSO'nun Kurakçıl Peyzaj Uygulaması Örnek Gösterildi Haber

ATSO'nun Kurakçıl Peyzaj Uygulaması Örnek Gösterildi

ATSO hizmet binası bahçesinde hayata geçirdiği kurakçıl peyzaj uygulaması, Antalya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından su verimliliği ve sürdürülebilir peyzaj açısından iyi uygulama örneği olarak değerlendirildi. ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, “Suyu korumak bugünün değil, geleceğin meselesi” dedi. Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO), Antalya’nın sıcak ve kurak iklim koşullarına uygun, su tüketimini azaltan ve sürdürülebilir bir peyzaj anlayışını hizmet binası bahçesinde hayata geçirdi. Uygulama, Antalya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü teknik personeli tarafından yerinde incelendi. Yapılan değerlendirmede, ATSO Hizmet Binası bahçesindeki düzenlemenin su kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması, sulama ihtiyacının azaltılması ve sürdürülebilir peyzaj yaklaşımının yaygınlaştırılması bakımından iyi uygulama örneği olduğu belirtildi. ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Hacısüleyman, su kaynaklarının korunmasının Antalya’nın geleceği açısından büyük önem taşıdığını belirterek, “Hizmet binamızın bahçesinde hayata geçirdiğimiz kurakçıl peyzaj uygulaması, suyun verimli kullanılması konusunda attığımız somut adımlardan biri. Uygulamamızın, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından iyi bir örnek olarak değerlendirilmesinden memnuniyet duyuyoruz” dedi. “SUYU KORUMAK BUGÜNÜN DEĞİL, GELECEĞİN MESELESİ” ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Hacısüleyman, Antalya’nın iklim değişikliği ve su kaynakları açısından önemli bir süreçten geçtiğine dikkat çekerek, kurumların kendi hizmet alanlarında da su verimliliğini gözeten uygulamaları hayata geçirmesi gerektiğini söyledi. Başkan Hacısüleyman, “Antalya, iklim koşulları nedeniyle su kaynaklarını daha dikkatli ve verimli kullanmak zorunda olduğumuz bir kent. Bu nedenle kendi hizmet binamızın bahçesinde de klasik peyzaj anlayışı yerine, su tüketimini azaltan ve Antalya’nın iklimine uyum sağlayan bir yaklaşımı tercih ettik. Bitki seçiminden çim alanların sınırlandırılmasına, sulama zonlarından suyun kontrollü kullanılmasına kadar bütün süreci bu anlayışla ele aldık” dedi. HEDEFİMİZ FAERKINDALIK OLUŞTURMAK Uygulamanın yalnızca ATSO’nun kendi alanındaki bir düzenleme olmadığını vurgulayan Hacısüleyman, “Biz burada aynı zamanda bir farkındalık oluşturmayı hedefledik. Su verimliliği konusunda konuşmanın yanında, bunu kendi alanımızda uygulayarak göstermenin daha değerli olduğuna inanıyoruz. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından yapılan incelemede uygulamamızın kurakçıl peyzaj ilkeleriyle uyumlu ve iyi bir örnek olarak değerlendirilmesi de bu açıdan bizim için önemli” diye konuştu. Başkan Yusuf Hacısüleyman, suyun verimli kullanılmasının bireysel ve kurumsal bir sorumluluk olduğunu belirterek, “Suyu korumak bugünün değil, geleceğin meselesi. Antalya’da su kaynaklarımızı korumaya yönelik doğru uygulamaların yaygınlaşmasına katkı sunmak istiyoruz. ATSO olarak kendi çalışmalarımızda da bu anlayışı sürdürmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. ANTALYA’NIN İKLİMİNE UYGUN BİTKİLER TERCİH EDİLDİ ATSO Hizmet Binası bahçesindeki uygulamada, Antalya’nın sıcak ve kurak yaz koşullarına dayanıklı, düşük ve orta düzeyde su ihtiyacına sahip bitki türleri ağırlıklı olarak tercih edildi. Çim alanlar kullanım ihtiyacına göre sınırlandırılırken, kurakçıl bitkisel alanlar artırıldı. Antalya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından yapılan değerlendirmede ayrıca bitkilerin su ihtiyaçlarına göre farklı bitkisel ve sulama zonlarının oluşturulduğu, sulama suyunun ihtiyaç duyulan bölgelere kontrollü verilmesinin hedeflendiği ve bu yaklaşımın gereksiz su kayıplarının azaltılması açısından olumlu olduğu kaydedildi. Uygulamanın su verimliliğine katkısının izlenmesi amacıyla önümüzdeki dönemde sulama suyu tüketiminin ölçülmesi, bitkilerin gelişiminin takip edilmesi ve sulama programlarının mevsimsel koşullara göre güncellenmesi planlanıyor.

Kızılırmak Havzası Stratejik Öneme Sahip Haber

Kızılırmak Havzası Stratejik Öneme Sahip

Kızılırmak Havzası'nın su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi ve havza genelindeki su politikalarının değerlendirilmesi amacıyla düzenlenen Kızılırmak Havzası Su Kurulu Toplantısı, Samsun'da gerçekleştirildi. Samsun'da düzenlenen toplantıya, Samsun Vali Yardımcısı Mehmet Fikret Çavuş başkanlık etti. Toplantıya Su Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Mahir Özcan, Samsun İl Tarım ve Orman Müdürümüz Kemal Yılmaz ile ilgili kurum ve kuruluşların temsilcileri katıldı. Toplantıda, Kızılırmak Havzası'ndaki su kaynaklarının mevcut durumu, suyun etkin ve verimli kullanılması, kuraklıkla mücadele ve iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki etkileri ele alındı. Kızılırmak Havzası Stratejik Öneme Sahip Özellikle Samsun, Bafra Ovası ve Kızılırmak Deltası açısından büyük ekonomik ve ekolojik öneme sahip olan Kızılırmak Havzası'nın, tarım, sanayi, içme suyu ve doğal yaşam açısından taşıdığı önem toplantının öne çıkan başlıkları arasında yer aldı. Su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımının önemine dikkat çekilen toplantıda, iklim değişikliği, kuraklık ve artan su talebinin su yönetiminde daha planlı ve etkin politikaların uygulanmasını zorunlu hale getirdiği vurgulandı. Yetkililer, havza ölçeğinde su kaynaklarının korunması, mevcut kaynakların verimli kullanılması ve gelecek nesillere sağlıklı su kaynaklarının aktarılması amacıyla kurumlar arası iş birliğinin önemine dikkat çekti. Toplantıda ayrıca Kızılırmak Havzası'nda su yönetiminin sürdürülebilir hale getirilmesine yönelik çalışmalar ve alınabilecek önlemler değerlendirildi.

Antalya Su Zirvesi’nde Su Yönetimi ve Ortak Eylem Çağrısı Haber

Antalya Su Zirvesi’nde Su Yönetimi ve Ortak Eylem Çağrısı

Antalya Ticaret Borsası tarafından COP31 öncesinde düzenlenen Antalya Su Zirvesi’nde, kentin su kaynaklarının korunması, tarımda su verimliliği, kaçak kuyular, akıllı sulama sistemleri ve ortak su yönetimi ele alındı. Antalya Ticaret Borsası, 9-20 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde Antalya Su Zirvesi; COP31’e Doğru Ortak Su Eylemi düzenledi. Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır ev sahipliğinde Mimar Sinan Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Su Zirvesi, Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, ilçe belediye başkanları, kurum ve kuruluşların temsilcileri, akademisyenler çok sayıda davetlinin katılımıyla gerçekleşti. Zirve kapsamında düzenlenen “Sulak Alanlar: Görünmez Aciliyeti Görünür Kılmak” Fotoğraf Sergisi ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. SORUN BELLİ, ÇÖZÜMLER DE BİLİNİYOR Vali Hulusi Şahin, su konusunda artık sorunun ve çözüm yollarının büyük ölçüde bilindiğini belirterek, bundan sonraki aşamanın uygulama olduğunu söyledi. Şahin, “Sorun belli, herkes aynı fikirde. Çözüm nedir? Aslında çözümler de biliniyor. Çözümler acı reçeteyi içeriyor" dedi. Tarımın su tüketimindeki payına dikkati çeken Şahin, sulama yöntemlerinin değiştirilmesi gerektiğini belirtti. Şahin, “Suyun yüzde 70'ini tarım uygulamaları harcıyor. Nasıl sulardık biz tarlalarımızı, salma sulamayla. Başka bir ismi ne, vahşi sulama. Gerçekten çok vahşi. Sonra yağmurlamaya geçtik. Bir anda kullandığımız su miktarı yarıya düştü. Sonra damlama suya, basınçlı sulamaya geçtik; bir yarıya daha düştü. Şimdi artık o da kurtarmıyor. Yeni yöntemler bulmak ve uygulamak zorundayız" diye konuştu. 29 YAŞINDA SERALARIMIZ VAR Antalya'daki seraların da yenilenmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından seraların mevcut durumunun incelendiğini söyledi. Seraların yeni teknolojiyle yenilenmesi gerektiğini belirten Şahin, “Ortalama kaç yaşında seralarımız, 29 yaşında. 29 yaşında arabası olan var mı? Traktörü olan kaldı mı? Yok. Ama serası olan çok. Seralarımızı değiştireceğiz, yeni tip bir anlayışla yeniden yapacağız. Bu acı reçeteyi yutacağız. Bu ödemeyi yapacağız. 'Oğluma Konyaaltı'ndan birkaç ev alayım', öyle yok. Bu masraf önce o seraya yapılacak ve orada yağmur hasadı gibi yeni çözümleri bulacağız" ifadelerini kullandı. KUYULARIMIZIN YÜZDE 90'I KAÇAK Kaçak kuyuların su yönetimindeki sorunlardan biri olduğunu belirten Şahin, “Bizim şu andaki kuyularımızın yüzde 90'ı kaçak" dedi. Kaçak kuyulardan elde edilen suyun tarımda kullanıldığını belirten Şahin, “Bu kaçak kuyulardan elde edilen suyla tarımın ana gövdesini yapıyoruz ve pervasızca harcıyoruz suyu, pervasızca. Nasıl olsa bedava. Hesap da yok, nasıl olsa alttan geliyor. Halbuki Konya Ovası kurudu, buraların, aşağısının kurumayacağını kim söyleyebilir?" diye konuştu. Su kaynaklarının korunmaması halinde tarım, hayvancılık ve turizmin sürdürülemeyeceğini söyleyen Şahin, “Eğer belli çözümleri yapmazsak bu tarımı, bu hayvancılığı ve bu turizmi devam ettirme şansımız yok. Acı reçeteyi kendimize uygulayacağız, finansmanı kendimiz karşılayacağız. Bunun başka yolu yok. Emin olun devlet, siz bir adım atın, 15 adım atacaktır; ona hiçbir şüphe yok" dedi. KORKUTELİ'DE AKILLI SAYAÇLA SU TASARRUFU Korkuteli Barajı'nda su seviyesinin yaklaşık 2 yıl kadar önce yüzde 19'a kadar düştüğünü belirten Şahin, sulamada akıllı sayaç sisteminin uygulanmasıyla mevcut suyun daha verimli kullanıldığını anlattı. Şahin, “O seneyi, hani yandık öldük diyorduk ya, o seneyi su fazlasıyla, o barajdaki yüzde 19'un çok azını kullanarak bitirdik. Bütün sulamalar yapılmış olmasına rağmen" dedi. Suyun ihtiyaca göre kullanılması halinde mevcut kaynakların yeterli olabileceğini belirten Şahin, “Suyu doğru kullanırsanız, ihtiyacınız kadar kullanırsanız, 'çok fazla kullanayım, fazla kullanayım' demezseniz bizim suyumuz bize yeter" diye konuştu. SUYU İSRAF ETMEMEK BİR KÜLTÜR Su tasarrufunun yalnızca teknik önlemlerle değil, yaşam biçimiyle de ilgili olduğunu ifade eden Şahin, “Bu bir yaşam biçimi, bir anlayış meselesi. Suyu israf etmemek bir kültür. Bu kültürü edineceğiz. Bizim babalarımızda vardı, nedense bizde yok. Çocuklarımızda var mı şüpheliyim ama eğer gayret edersek yeniden o kültürü kazanabiliriz" dedi. Kuraklığın tarih boyunca medeniyetler üzerinde etkili olduğunu belirten Şahin, “Koca koca imparatorlukları yok eden kuraklıktır. Kuraklık tarihin her döneminde hiçbir kimseye iltimas geçmedi. Tedbir almazsanız yok olur gidersiniz. Tedbir alalım, kalıcı olalım" diye konuştu. ORTAK AKIL VURGUSU Şahin, su konusunda çözümün kamu kurumlarının yanı sıra üretici, turizmci, sanayici ve vatandaşların sorumluluk almasıyla mümkün olacağını söyledi. Şahin, “Çiftçiysem sorumluluğumun gereğini yerine getireyim. Turizmciysem sorumluluğumun gereğini yerine getireyim. Sanayiciysem işte çözümler ortada. Sürdürülebilir bir üretim arayışı. Gizlisi saklısı hiçbir şey yok, bilim hepsinin çözümünü bulmuş. Bir maliyeti var, buna katlanacağım ve buna göre faaliyetimi yöneteceğim" diye konuştu. Şahin, zirvenin tabandan gelen ihtiyaçların ortak akılla eyleme dönüştürülmesi açısından önem taşıdığını belirterek, su konusunda kalıcı çözümler için ortak hareket edilmesi gerektiğini vurguladı. SU, ANTALYA’NIN GELECEK 30 YILLIK MESELESİ Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, Zirve’de yalnızca suyu konuşmak için değil, Antalya’nın geleceğini konuşmak için bir araya geldiklerini söylerken, “Çünkü su artık yalnızca çevrenin ya da tarımın konusu değildir. Su, üretimdir, gıdadır, turizmdir, sanayidir, kent yaşamıdır, ekonomidir. Ve hepsinden önemlisi, Antalya’nın geleceğidir” dedi. Antalya’nın büyüdüğünü, Antalya’da üretimin, turizmin, nüfusun ve ekonominin büyüdüğünü kaydeden Ali Çandır, diğer taraftan ise iklimin, yağış rejiminin değiştiğini, kuraklık ve su stresinin arttığına dikkat çekti. Çandır, “Bir tarafta büyüyen bir Antalya, diğer tarafta çok daha dikkatli yönetmemiz gereken su kaynakları. Antalya Ticaret Borsası olarak 2026 yılı çalışma temamızı ‘su’ olarak belirlememizin ve bu çalışmaya başlamamızın temel nedeni budur. Çünkü biz su meselesini yalnızca bugünün problemi olarak görmüyoruz. Antalya’nın önümüzdeki 10, 20, 30 yıllık geleceğinin temel meselelerinden biri olarak görüyoruz. Artık yalnızca; ‘Ne kadar suyumuz var?’ sorusunu sormamız yeterli değil. Asıl sorumuz, ‘Sahip olduğumuz suyu ne kadar doğru ve ne kadar verimli kullanıyoruz?’ olmalı. Bunun da ötesinde şunu sormalıyız: ‘Kullandığımız her birim su ne kadar ekonomik ve sosyal değer üretiyor?’ Ve artık konuşmanın ötesinde eyleme geçmeliyiz” diye konuştu. “TARIMIN SU BAŞKA, TURİZMİN SUYU BAŞKA DEĞİLDİR” Zirve öncesinde 15 ve 16 Eylül tarihlerinde Antalya Su Diyaloğu toplantılarını gerçekleştirdiklerini, tarım, turizm, sanayi ve kentsel su yönetimi olmak üzere dört temel alanı ele aldıklarını anımsatan Başkan Çandır, tarafları aynı masada buluşturarak, mevcut durum ve risklerin konuşulduğunu, iyi uygulamaların ele alındığını, “Bundan sonra ne yapacağız?” sorusuna cevap aradıklarını söyledi. Çandır, “Bu çalışmaların bize gösterdiği ilk gerçek: Suyu artık sektör sektör, kurum kurum birbirinden bağımsız yönetemeyiz. Tarımın suyu başka, turizmin suyu başka, sanayinin ya da kentin suyu başka değildir. Hepsi Antalya’mızın suyudur. Hepsi aynı kaynağın, aynı havzanın, aynı geleceğin parçasıdır. Bu nedenle Antalya’nın ihtiyacı parçalı ya da müstakil çözümler değil, bütüncül ve kapsayıcı bir su yönetimi anlayışıdır” dedi. SUYUMUZU ÖLÇELİM, YÖNETELİM Suyun önemini vurgulayan Başkan Çandır, “Suyumuzu daha iyi yönetmeliyiz” dedi. Suyun ölçülmesi, kayıpları azaltılması, verimli kullanılması, yağmur suyunun tutması, arıtılmış suyun yeniden değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Çandır, “Kullandığımız suyun her damlasının ne kadar değer ürettiğini bilmeliyiz. Çünkü; ölçmeden yönetemeyiz, kıyaslamadan iyileştiremeyiz. Dünyadaki başarılı uygulamalara baktığımızda da aynı anlayışı görüyoruz. Suyu sadece temin etmek değil, verimli kullanmak ve mümkün olduğunca yeniden kullanmak öne çıkıyor. Kentler, sektörleri yalnızca toplam su tüketimiyle değil, ürettikleri değerle birlikte ölçüyor. Biz de Antalya’da bunu yapabilmeliyiz” diye konuştu. Tarımda bir metreküp suyla ne kadar ürün ve ne kadar ekonomik değer oluşturulduğunu, turizmde bir misafir için ne kadar su kullanıldığını, sanayide bir birim üretim için ne kadar su tüketildiğini, kentte kişi başına tüketim ve şebeke kayıpların ölçülmesi gerektiğini kaydeden Çandır, her sektörün kendi şartları içinde değerlendirilmesi, kendi su verimliliği hedefini ortaya koymalıdır” dedi. Suyun yeniden kullanımının da önemini vurgulayan Başkan Ali Çandır, şunları kaydetti: “Artık her kullanım için içme suyu kalitesinde su tüketmek zorunda olmadığımızı düşünmeliyiz. Uygun koşullarda arıtılmış suyu; tarımda, sanayide, peyzajda ve farklı kullanım alanlarında yeniden hayata ve ekonomiye kazandırabilmeliyiz. Yağmur suyunu mümkün olduğu kadar hızla şehirden uzaklaştırılacak bir yük değil, değerlendirilecek bir kaynak olarak görmeliyiz. Tarımda yalnızca modern sulama sistemlerine geçmekle yetinmemeli; toprağın, bitkinin ve iklimin gerçek ihtiyacına göre sulama yapmalıyız. Sera çatılarımıza düşen yağmuru değerlendirmeliyiz. Yeraltı suyunu yalnızca çektiğimiz bir kaynak olarak değil, korumamız gereken stratejik bir rezerv olarak görmeliyiz. Turizmde iyi uygulamaları ölçmeli ve yaygınlaştırmalıyız. Sanayide suyun nerede kullanıldığını, nerede kaybedildiğini ve ne kadarının yeniden kullanılabileceğini ortaya koymalıyız. Kentlerimizde ise kayıp-kaçağı azaltırken, suyu ölçen, izleyen ve yöneten bir altyapıya geçmeliyiz.” HEDEF KALICI, KAPSAYICI SU ETKİLEŞİM AĞI KURMAK Antalya Su Diyaloğu’nun çıktılarının önemine değinen Başkan Çandır, “Düzenlediğimiz Su Diyalogları bize bir şeyi daha gösterdi: Antalya’nın bilgisi var. Tecrübesi var. Kurumsal kapasitesi var. İyi uygulama örnekleri var. Eksik olan, bütün birikimi ortak hedeflere, somut ve ölçülebilir eylemlere dönüştürmektir. İşte Zirvemizin temel amacı budur. Bu amaçla Antalya’da kalıcı ve kapsayıcı bir su etkileşim ağı oluşturmak istiyoruz. Bu ağ; Kamu, yerel yönetim, üniversite, üretici, turizm, sanayi, meslek kuruluşları ve sivil toplumun aynı hedefler etrafında sürekli iletişim içinde olmasını sağlayacak bir yapı olmalı. Suyun arzını ve kullanımını performans kriterleriyle takip etmek, sektörel ve kentsel kullanımlarını ekonomik fayda ve katma değer açısından değerlendirmek, elde ettiğimiz verileri düzenli olarak raporlamak, kamuoyunu bilgilendirmek, kurumlarımız arasındaki işbirliğini ve yönetişimi güçlendirmek ce ortaya çıkan sonuçları politika yapıcılarla paylaşarak takibini sağlamak istiyoruz. Bunun için Antalya’mızın su verisini ortak bir sistem ve ortak bir anlayışla toplamaya, ölçmeye, izlemeye ve sonuçlarını düzenli olarak paylaşmaya ihtiyacımız var” diye konuştu. SORUNLARI BİLİYORUZ CEVAPLARI ORTAYA KOYMALIYIZ Su ile ilgili sorunların büyük ölçüde bilindiğini, artık soruların cevabının ortaya konulması gerektiğini kaydeden Ali Çandır, “Ne yapacağız? Kim yapacak? Nasıl yapacağız? Ne zaman yapacağız? Ve en önemlisi; Sonucunu nasıl ölçeceğiz? Buna bir soru daha eklemeliyiz: Bunu nasıl finanse edeceğiz? Çünkü iyi bir fikir, uygulanabilir değilse sonuç üretmez. Bu nedenle ortaya koyacağımız hedeflerin yalnızca doğru ve ölçülebilir değil, aynı zamanda uygulanabilir ve finanse edilebilir olması gerekiyor. Bizim istediğimiz; niyeti eyleme, eylemi takvime, takvimi sorumluluğa, sorumluluğu ölçülebilir sonuca dönüştürmektir. Bunun için yalnızca bir eylem planına değil, bu planın uygulanmasını takip edecek kalıcı bir işbirliği ve izleme mekanizmasına da ihtiyacımız var. Antalya’nın suyunu birlikte ölçebilmeli, izleyebilmeli, kıyaslayabilmeli ve gelişmeyi her yıl ortaya koyabilmeliyiz. Bu nedenle bu çalışmanın yalnızca bir belge olarak kalmasını istemiyoruz. Kısa, orta ve uzun vadeli; uygulanabilir, ölçülebilir, takip edilebilir ve finanse edilebilir bir yol haritası olmasını istiyoruz” dedi. COP31 BÜYÜK FIRSAT Antalya’nın önünde COP31 gibi büyük bir fırsat olduğunu dile getiren Başkan Çandır, “Biz COP31’i yalnızca Antalya’da gerçekleştirilecek büyük bir uluslararası organizasyon olarak görmüyoruz. Antalya’nın yıllardır konuştuğu iklim ve su konularında somut adımlar atması için önemli bir fırsat olarak görüyoruz. İstiyoruz ki Antalya COP31’e; yalnızca ev sahibi olan bir kent olarak değil, sorunlarını bilen, verilerini ortaya koyan, çözümünü ortak akılla tartışan, hedeflerini belirleyen, harekete geçen ve sonuçları tüm paydaşlarıyla paylaşan bir kent olarak çıksın. Antalya Su Diyaloğu bunun ilk adımıydı” dedi. ARTIK UYGULAMA ADIMLARI ATILMALI Antalya Su Zirvesi’nin su konusunda ikinci adım olduğunu, bundan sonraki adımların uygulama olması gerektiğini vurgulayan Başkan Çandır, “Sonraki adım ise elde ettiğimiz sonuçları ölçmek, paylaşmak ve geliştirmektir. Ve uygulamanın COP31 ile sınırlı kalmasını da istemiyoruz. Zirvede ortaya çıkacak sonuçları uygulayacağız, sonuçlarını ölçeceğiz, eksiklerimizi göreceğiz ve gerektiğinde hedeflerimizi yeniden değerlendireceğiz. Çünkü su konusunda kalıcı başarı, bir toplantıyla değil, yıllar boyunca sürdürülen kararlı bir uygulamayla mümkün olacaktır. Zirvede ortaya çıkacak sonuçların yalnızca Antalya’da kalmasını da istemiyoruz. Çünkü bugün Antalya’nın karşı karşıya olduğu su, kuraklık ve iklim sorunları; Akdeniz havzasındaki birçok kentin de ortak meselesidir. Antalya’da geliştireceğimiz uygulanabilir çözümleri COP31’de dünyayla paylaşmak istiyoruz. Yalnızca sorunlarımızı değil, çözümlerimizi de anlatmak ve paylaşmak istiyoruz” diye konuştu. SUYUN SAHİBİ TEK BİR KURUM DEĞİLDİR Su konusunda hiçbir kurumun tek başına kalıcı ve kapsayıcı çözüm üretemeyeceğini söyleyen Çandır, merkezi yönetimin, yerel yönetimlerin, üniversitelerin, üreticinin, turizmcinin, sanayicinin, meslek kuruluşlarının ve vatandaşların ortak sorumluluğuna dikkat çekti. Çandır, “Çünkü suyun sahibi tek bir kurum değildir. Ama suyun sorumluluğu hepimizindir. Antalya Ticaret Borsası olarak bizim niyetimiz toplantılar yapmak değildir. Niyetimiz; Antalya’nın suyunu koruyacak, üretimini sürdürecek, ekonomisini ve rekabet gücünü güçlendirecek ve gelecek kuşaklara yaşanabilir bir kent bırakacak ortak bir iradenin oluşmasına katkı sağlamaktır. Çünkü önümüzde artık belirsiz bir gelecekten çok, yönetmemiz gereken bir risk vardır. Suyun bol olduğu günlerde değil, kıt olduğu günlerde ne yapacağımızı bugünden planlamalıyız. Birkaç yıl sonra; “Keşke daha önce başlasaydık.” dememek için bugün başlamalıyız” diye konuştu. SUYU KORURSAK ANTALYA’NIN GELECEĞİNİ KORURUZ Antalya Su Zirvesi’nin suyun yönetiminde önemli bir başlangıç olmasını dileyen Başkan Çandır, “Bugün burada oluşacak ortak aklın, Antalya’nın ortak eylemine dönüşmesini temenni ediyorum. Ve inanıyorum ki Antalya’nın bugün kendi geleceği için ortaya koyacağı çözümler, yarın COP31’de ve dünyanın farklı coğrafyalarında karşılık bulabilir. Çünkü; Suyu korursak üretimi koruruz. Suyu korursak ekonomimizi koruruz. Suyu korursak Antalya’nın geleceğini koruruz” dedi. BAŞKAN ÇANDIR’DAN TEŞEKKÜR Başkan Çandır, Zirveye katılanlara katkı koyanlara teşekkür ederken, “Her zaman yanımızda olan ve bütün çalışmalarımızı destekleyen Sayın Valimize, Sayın Büyükşehir Belediye Başkan Vekilimize, Sayın Rektörümüze özellikle teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca Zirvemize değerli katkılar sunan tüm kurum ve kuruluşlarımıza, kıymetli bilim insanlarımıza, sektör temsilcilerimize ve bu organizasyonun gerçekleşmesinde emeği geçen çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum” dedi. SU KAYNAKLARI ÜZERİNDEKİ BASKI ARTIYOR Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Vekili Büşra Özdemir, Antalya’nın su kaynakları üzerindeki baskının her geçen gün arttığına dikkat çekerken, “İçme suyu kaynaklarımızın yüzde 98’ini oluşturan yeraltı sularımıza erişimde her geçen gün daha alt seviyelere inmek zorunda kalıyoruz. Nüfus ve ziyaretçi sayısındaki artış su ihtiyacını büyütüyor. Büyükşehir Belediyesi olarak yaklaşık 2,7 milyon vatandaşa ve nüfusun yaklaşık 10 katına karşılık gelen 27 milyona yakın ziyaretçiye içme suyu hizmeti sunuyoruz. Entegre kentsel su yönetim planını hayata geçirdik ve ASAT SCADA sistemiyle şebekeyi anlık olarak izliyoruz” dedi. Su kaynaklarının azalmasıyla kuraklık riskinin arttığını belirten Özdemir, Büyükşehir Belediyesi olarak su kayıplarının azaltılması, altyapının yenilenmesi, arıtılmış suyun yeniden kullanılması ve tarımda kapalı devre sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması yönünde çalışmalar yürüttüklerini belirten Özdemir, “Bütün bu çalışmaların ortak bir amacı var; Bir damla suyun dahi boşa heba edilmemesi" dedi. Zirveden çıkacak sonuçların Antalya Su Eylem Planı'na ve COP31 sürecine taşınması gerektiğini belirten Özdemir, “Bu zirveden çıkacak sonuçların Antalya'nın su konusunda ortaya koyduğu ortak iradenin kalıcı bir yol haritasına dönüşmesini diliyorum" diye konuştu. ÖZKAN: “ANTALYA’NIN DÜNYAYA SÖYLEYECEK BİR SÖZÜ OLMALI” Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Antalya Su Zirvesi’nde suyun yalnızca çevresel bir konu olmadığını, tarımdan gıdaya, turizmden ekonomiye kadar geleceğin temel meselelerinden biri olduğunu söyledi. Akdeniz Havzası’nın iklim değişikliğinin etkilerini yoğun biçimde yaşadığını belirten Özkan, Antalya’nın su kaynaklarını koruması ve suyu daha verimli kullanması gerektiğini vurguladı. Türkiye’de kullanılan suyun yaklaşık dörtte üçünün tarımda tüketildiğine dikkat çeken Özkan, geleceğin üretim modelinin daha az suyla daha verimli ve sürdürülebilir üretim üzerine kurulması gerektiğini ifade etti. Akdeniz Üniversitesi’nin su verimli üretim, akıllı tarım, yapay zekâ ve yenilenebilir enerji alanındaki çalışmalarına değinen Özkan, üniversite bünyesinde Su Enstitüsü kurulmasına yönelik adımlar attıklarını açıkladı. COP31’in Antalya için önemli bir fırsat olduğunu belirten Özkan, “Antalya’nın dünyaya söyleyecek bir sözü olmalı” diyerek, kentin sorunlarını anlatmanın ötesine geçerek çözüm üreten ve uygulamalarını ortaya koyan bir şehir olması gerektiğini söyledi. Özkan, “Antalya’dan başlayalım. Türkiye için yapalım. Çocuklarımız için başaralım” dedi. Zirvede, Bilim Kurulu üyeleri Prof. Dr. Bülent Topkaya, Prof. Dr Ayşe Muhammetoğlu, Prof. Dr. Harun Kaman, Prof. Dr. Ethem Karadilek sunum yaptılar. Toplantının ardından Bilim Kurulu Üyelerine plaket takdim edildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.