Hava Durumu

#Su Kaynakları

Kırsal Haber - Su Kaynakları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Su Kaynakları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP'li Karasu: "Şarkışla'da Toprak ve Su Tehdit Altında!" Haber

CHP'li Karasu: "Şarkışla'da Toprak ve Su Tehdit Altında!"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Karasu, Şarkışla’daki biyogaz tesisinin atıklarını mera ve verimli tarım arazilerine bırakmasını Meclis gündemine taşıdı. Karasu, bölge için acil eylem planı çağrısı yaparak, “Şarkışla kaderine mi terk edilecek?” diye sordu. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, Sivas’ın Şarkışla ilçesinde faaliyet gösteren Sehra Enerji Biyogaz Tesisi’nin çevreye bıraktığı atıklar hakkında hazırladığı soru önergesini Meclis’e sundu. Karasu, tesisin çevreye zarar verdiği yönündeki iddiaları gündeme taşıyarak, acil eylem planı yapılıp yapılmadığını sordu ve yetkililerden kapsamlı açıklama talep etti. 2020 yılında yaklaşık 50 dönüm arazi üzerine kurulan ve günlük 400 ton, yıllık yaklaşık 150 bin ton hayvansal atık işleme kapasitesine sahip biyogaz tesisinin faaliyetlerinin, çevredeki verimli tarım arazileri ve meralar üzerinde kirliliğe yol açtığı yönünde çok sayıda vatandaş şikayeti oluştu. Şikayetlerin ulaştığı CHP’li Karasu, “Bu durum hem çevre sağlığını hem de bölge halkının geçim kaynağı olan tarım ve hayvancılığı tehdit etmektedir” ifadelerini kullandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması talebiyle hazırladığı önergesiyle çevreye verilen zararı Meclis gündemine getiren Karasu, atık yönetimi, çevre, tarım alanları ve su kaynaklarının korunmasının hayati önem taşıdığına vurgu yaptı. Buna rağmen Şarkışla’da ortaya çıkan olumsuz tabloya işaret eden Karasu, “Verimli tarım arazileri, meralar ve su kaynakları göz göre göre kirletiliyor” dedi. Çevrede tarlası bulunan çiftçilerin kendi tarlalarına dahi giremediğini belirten Karasu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na yönelttiği 10 maddelik soru önergesinde bu tesisin en son ne zaman denetlendiğini, denetim sonuçlarını ve atık yönetimi süreçlerinin mevzuata uygun olup olmadığının açıklanmasını talep etti. Olası uygunsuzluklara karşı hangi yaptırımların uygulandığını gündeme getiren Karasu, çevre kirliliğine dair Bakanlığa ulaşan şikayetlerin içeriğinin açıklanmasını talep eden Karasu ayrıca, tesis faaliyetleri nedeniyle tarım arazileri, meralar ve su kaynaklarında kirlilik oluşup oluşmadığına dair bilimsel raporların olup olmadığını sordu. Karasu, “Eğer zarar tespit edildiyse neden gerekli adımlar atılmamaktadır?” diye soran Karasu, bölgedeki su kaynaklarının korunmasına yönelik önlemleri de sorguladı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Karasu’nun önergesinde en dikkat çeken başlıklardan biri ise acil eylem planı çağrısı oldu. Karasu, “Şarkışla’da yaşanan bu çevre sorununun çözümü için acil bir eylem planı hazırlanacak mıdır? Yoksa bölge halkı kaderine mi terk edilecektir?” sorusuyla yetkililere çağrıda bulundu. Karasu, tesisin kullandığı araçlarının bozduğu arazi yolları nedeniyle yaşanan mağduriyetleri de gündeme getirerek, tüm bu mağduriyetlerin giderilmesi için hangi çalışmaların yapıldığının açıklanmasını istedi. Şarkışla’da yaşayan vatandaşlar, ilçe ile bağlantıyı sağlayan arazi yollarının bakım ve onarımının yanı sıra, tarım arazilerinin, meraların ve su kaynaklarının korunması ve denetimlerin yapılması için somut ve hızlı adımlar atılmasını talep ediyor.

Gediz Havzası’nda Kirlilik Artıyor Haber

Gediz Havzası’nda Kirlilik Artıyor

İzmir ve Manisa’nın ortak hazırladığı bilimsel rapor, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin su kaynakları, tarım alanları ve İzmir Körfezi üzerinde ciddi risk oluşturduğunu ortaya koydu. Uzmanlar, özellikle yeraltı sularında geri dönüşü zor etkiler konusunda uyarıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, “Sağlıklı Körfez” hedefi doğrultusunda Gediz Nehri’ni mercek altına aldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na iletilen deniz kirliliğine ilişkin ceza ve denetim yetkisi talebinin reddedilmesine rağmen, gemi kaynaklı kirliliği dron taramalarıyla tespit eden Büyükşehir, İzmir Körfezi’ndeki kirliliğin ana nedenlerinden biri olan Gediz Nehri’ndeki kirliliği ortaya koymak için de su analizlerini sürdürüyor. Gediz Nehri ve yan derelerinde yürütülen izleme faaliyetleri, kirliliğin yalnızca Körfez’i değil, doğrudan tarımsal üretimi ve yer altı su kaynaklarını da etkileyebileceğini işaret ediyor. İZSU ve Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi (MASKİ) tarafından ortak yürütülen çalışmada havza genelinde elde edilen veriler, kirliliğin çok yönlü ve birikimli bir yapı gösterdiğine ve özellikle yeraltı suyu üzerindeki riske dikkat çekiyor. Aylık rapor hazırlanıyor Gediz Nehri’nde örneklemeler her ayın ilk haftasında yapılıyor. İzmir sınırında Gediz ana yatağı, Ağıldere ve Nif Çayı dahil 23, Manisa bölgesinde 36 örnekleme noktasından numune alınıyor. Kirlilik değişimleri düzenli ve anlık olarak izleniyor. İzmir’de analizler TÜRKAK akreditasyonlu İZSU Halkapınar Laboratuvarı’nda, Manisa’da ise MASKİ’nin akredite laboratuvarında yapılıyor. Elde edilen veriler aylık raporlar halinde değerlendiriliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü çalışmaya, Gediz Nehri’nin büyük bölümüne ev sahipliği yapan Manisa Büyükşehir Belediyesi de aylık raporlarıyla destek veriyor. İzmir ve Manisa’dan elde edilen veriler, yıllık bir raporda bir araya getirilerek Gediz’in kaynağından temiz çıkmasına rağmen kirlenmesine neden olan unsurlar, bir yıllık süreçte tespit edilecek. Böylece hem İzmir Körfezi’ni hem de bölge tarımını tehdit eden kirliliğe karşı daha güçlü ve etkili bir mücadele yürütülecek. Sulama riski büyüyor İZSU ve MASKİ verileri bir araya getirilerek bütüncül yaklaşımla yürütülen çalışmalar sonucu hazırlanan Ocak ve Şubat 2026 tarihli “Gediz Nehri ve Yan Derelerinin Kirlilik İzleme Raporu”, havzanın idari sınırlarla değil, ekosistem bütünlüğüyle ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Rapora göre Gediz 401 kilometrelik yaşam koridoru üzerinde sadece su taşımıyor; aynı zamanda sanayi, evsel atık ve tarımsal baskının izlerini de Körfez’e kadar sürüklüyor. Gediz Nehri’nin Manisa sınırları içerisine kirletilmiş olarak giriş yaptığı görülüyor. Ocak 2026 raporuna göre İzmir tarafında örneklenen Gediz ana kolundaki birçok noktada temel su kalite göstergeleri alarm veriyor. Toplam azot ve fosfor tüm örnekleme noktalarında sınır değerlerin üzerinde yer alırken, su kalitesi III. sınıf olarak sınıflandırılıyor. İletkenlik (tuzluluk) yine tüm noktalarda III. sınıf seviyesinde ölçülürken, kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) ve biyolojik oksijen ihtiyacı (BOİ) gibi organik yük göstergelerinde çok sayıda noktada “orta kirlenmiş su” seviyesi tespit ediliyor. Raporda ayrıca bromür, alüminyum, demir ve bakır değerlerinin tüm örneklerde çevresel kalite sınırlarının üzerinde olduğu belirtiliyor. Bu durumun, nehirde hem organik yükün hem de endüstriyel ve tarımsal kaynaklı baskının eş zamanlı etkili olduğuna işaret ettiği ifade ediliyor. Kirlilik kaynakları Rapora göre, Gediz Havzası’nda yaygın ve kronik bir kirlilik yükü bulunuyor. İleri biyolojik arıtma tesisleri devreye alınsa da alıcı ortam üzerindeki diğer baskıların sürdüğü, bunun da özellikle endüstriyel kirliliğe işaret ettiği belirtiliyor. Raporda ayrıca, azot ve fosforun gübre kullanımındaki artıştan kaynaklandığı, atık su arıtma tesisi olmayan yerleşimlerde yeni tesislerin gerekli olduğu ve endüstriyel deşarjların daha sıkı denetlenmesi gerektiği ifade ediliyor. Gediz Nehri iki koldan Körfez’e ulaşıyor Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi emekli öğretim üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Gediz’in Murat Dağı’ndan başlayarak Kütahya, Uşak, Manisa ve İzmir’den geçerek Ege Denizi’ne ulaştığını hatırlatarak, “Bu süreçte oluşan her türlü atık Gediz’e ulaşıyor ve nehir Körfez’e kadar kirlenmiş şekilde geliyor. Gediz Nehri ve yan dereleri Körfez’i kirleten 33 dereden biri. Kirliliğin parametrelerine baktığımızda tarımsal kaynaklı kirlilik var, sanayi kaynaklı kirlilik var, evsel atıklardan kaynaklanan kirlilik var” dedi. Kurucu, nehrin tarihsel yatağına da dikkat çekerek, 1886’da yapılan müdahaleyle akışın değiştiğini, ancak eski yatağın da hâlen aktif olduğunu ve Ağıldere hattı üzerinden iç Körfez’i beslemeye devam ettiğini ifade etti. Tarımda risk büyüyor Prof. Dr. Yusuf Kurucu ise Emiralem Boğazı’ndan sonra kirlilik yükünün arttığını belirterek, “Artık bu su içme suyu olarak kullanılamayacağı gibi hayvanlara verilmesi de mümkün değil” dedi. Kurucu, Gediz’in özellikle Manisa, Menemen ve Foça gibi tarımsal alanlarda sulamada kullanıldığını ancak kirlilik nedeniyle riskin büyüdüğünü vurguladı. Kurucu, Gediz’den sulama yapılamadığını, Menemen Ovası’ndaki çiftçilerin de sulama suyundan kaynaklı verim kaybı ve toprakta bozulma şikâyetlerini dile getirdiğini aktararak, “Organik kirleticiler ve ağır metaller toprakta birikim yapabildiği gibi, maalesef yaprağı yenen bitkilere de özellikle doğrudan bulaşım yapabiliyor” dedi. Önlem alınmazsa Gediz, kirli su kanalına dönüşebilir Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin önlenmemesi halinde nehrin doğal yapısını tamamen kaybedebileceği uyarısında bulundu. Kurucu, “Gediz Nehri kalır ama bu haliyle ona nehir demek doğru olmaz. Atık suyun ya da koyu renkli kirli suyun aktığı bir kanala dönüşür” şeklinde konuştu. Gediz’in yalnızca insanlar için değil, kuşlardan balıklara, sucul bitkilerden diğer canlılara kadar geniş bir ekosisteme ev sahipliği yaptığını belirten Kurucu, “Şu anda bu yaşamı kaybetmeye devam ediyoruz. Gediz Nehri’ne bağlanan Nif Çayı çevresinde ağır koku ve sinek sorunu var” ifadelerini kullandı. Kurucu, geçmişte Gediz ve kollarında balık türlerinin bulunduğunu hatırlatarak, “Bu doğal yapı son 30-35 yılda kaybedildi” dedi. Hangi önlemler alınmalı? Prof. Dr. Yusuf Kurucu ise kirliliğin başlıca kaynağının sanayi olduğunu, ikinci sırada ise tarımın yer aldığını belirterek, “Sanayi–tarım çatışması var. Çiftçi daha çok üretmek ve geçinebilecek düzeyde kazanmak için verimli üretmesi gerekiyor. Bunun için de kimyasal gübre kullanımını artırıyor. Hayvancılık tesisleri dağınık ve gübre yönetimi denetlenemiyor. Üreticiler gübre ve çiftlik sularını dere yataklarına bırakmamalı, Tarım ve Orman Bakanlığı nitrat kirliliğine karşı acil önlem almalı” açıklamasını yaptı. Yeraltı sularına dikkat Prof. Dr. Yusuf Kurucu, aylık izleme sisteminin sürecin en önemli adımı olduğunu belirterek, “Bu sadece bir fotoğraf değil, her ay tekrarlanan bir izleme olacak. Böylece Gediz ve kollarına ilişkin aylık kirlilik bülteni oluşturulacak. Kirletici kaynakların azaltılması halinde nehir birkaç yıl içinde toparlanabilir. 3-5 yıl içinde Gediz’de yeniden canlılığı görmeye başlayabiliriz. Ancak yeraltı suyu kirliliği geri döndürülemez. Yeraltı suyuna eğer nitrat, ağır metal bulaşıyorsa durum çok riskli hale geliyor. Yeraltı suyunu yüzeye çıkarıp arıtıp tekrar aşağıya indirmek gibi bir uygulama yok. Bu yüzden en kritik eşik, sözün bittiği, bıçağın kemiğe dayandığı yer yeraltı suyu kirliliğidir” ifadelerini kullandı. Gediz için çağrı İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bakanlıklarla ortak çalışmalara hazır olduğunu belirten Prof. Dr. Yusuf Kurucu, yalnızca kurumlara değil topluma da önemli sorumluluk düştüğünü söyledi. Kurucu, “Mesele artık bugünün değil, gelecek nesillerin yaşam hakkı. Ben gelecek nesillere bir bardak temiz su bırakmayı hedefleyen bir anlayışla bu sorumluluğu taşıyorum. Bu kaynağı kirleten herkesten de bu sorumluluğu taşımasını rica ediyorum. Gediz’in suyu çok kirli; Körfez’i de kirletiyor, sulama yapılan topraklarda çoraklaşmaya neden oluyor” dedi. Kurucu, kirliliğin etkisinin geniş bir alanı kapsadığını vurgulayarak, “Çarpan etkisi var. Bunu engellemek için herkes elini taşın altına koymalı. Biz çocuklarımızın, torunlarımızın suyunu, toprağını ve körfezini kirletiyoruz” ifadelerini kullandı.

CHP'li Gürer: "Tarımda Planlama Şart, Üretici Üretmekten Korkuyor!" Haber

CHP'li Gürer: "Tarımda Planlama Şart, Üretici Üretmekten Korkuyor!"

​CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, Niğde’nin Ulukışla ve Bor ilçelerine bağlı köylerde çiftçinin nabzını tuttu. Ovacık, Eminlik, Hüsniye, Kolsuz ve Kavuklu köylerini ziyaret eden Gürer, köylerde hem yaşamın hem de tarımın her geçen gün daha da zorlaştığını vurguladı. ​"Tüccar Düşük Fiyat Veriyor, Su Kaynakları Tükeniyor" ​Köy kahvelerinde üreticilerle bir araya gelen Gürer, tarımdaki en büyük sorunun plansızlık ve artan girdi maliyetleri olduğunu ifade etti. Gürer, bölgedeki durumu şu sözlerle özetledi: ​"Artan maliyetler ve tüccarın tarlada düşük fiyat vermesi yetmezmiş gibi, bir de yeraltı sulama suyunun olmaması üreticiyi üretim yapmaktan korkutur hale getirmiş. Bu yıl bölgede hibrit erkenci lahana ekiminin ciddi oranda düştüğünü görüyoruz." ​Çiftçinin Gözü Kulağı Göletlerde: Sulu Tarım Riski Kapıda ​Ziyaret sırasında dertlerini anlatan üreticiler, iklim krizine ve altyapı yetersizliğine dikkat çekti. Yağmur yağsa bile göletlerde yeterli suyun toplanmadığını belirten çiftçiler, yeraltı sularının çekilmesinin verimi doğrudan düşüreceğini ve sulu tarım yapılamaz hale gelindiğini ifade ettiler. ​"Saldım Çayıra Mevlam Kayıra Anlayışıyla Tarım Yönetilemez" ​Tarım politikalarındaki yönetimsel hatalara değinen Ömer Fethi Gürer, küçük aile işletmelerinin korunmadığını belirtti. Hükümete sert eleştirilerde bulunan Gürer, şu ifadeleri kullandı: ​"Tarımda planlama şarttır. 'Ben bilirim' anlayışı ve tüccar kafasıyla ülke yönetilemez. Ülkemizde uygulanan politikalar küçük işletmeleri korumuyor. CHP olarak sorunları da çözüm yollarını da biliyoruz; tarım için ne gerekiyorsa yapacağız." ​Kırsalda Genç Nüfus Kayboluyor ​Ekonomik krizin köylerdeki etkisinin şehirlere göre farklı ama aynı derecede derin olduğunu söyleyen Gürer, geçim sıkıntısı nedeniyle gençlerin köylerde kalmak istemediğini vurguladı. Elektrik ve temel ihtiyaçlara gelen zamların köylüyü karamsarlığa sürüklediğini, acilen üreticiye ve besiciye yönelik desteklerin artırılması gerektiğini belirtti.

Batı Karadeniz İçin İklim Alarmı: 2040’tan İtibaren Kuraklık Kapıda! Haber

Batı Karadeniz İçin İklim Alarmı: 2040’tan İtibaren Kuraklık Kapıda!

Türkiye’nin en nemli ve yeşil bölgelerinden biri olan Batı Karadeniz, iklim kriziyle birlikte tarihi bir dönüşümün eşiğinde. Kastamonu Üniversitesi’nden Doç. Dr. Öznur Işınkaralar ve çalışma arkadaşlarının yayımladığı son modelleme çalışması, bölgenin geleceğine dair çarpıcı ve endişe verici bulgular ortaya koydu. ​Yüzyıl Sonunda Nemli Alanlar Yok Olabilir ​Araştırmaya göre, Batı Karadeniz’in simgesi haline gelen "çok nemli" iklim kuşağı hızla daralıyor. Modelleme sonuçları, 2040 yılından itibaren bölgede kurak alanların görülmeye başlayacağını gösteriyor. Yüzyılın sonuna gelindiğinde ise acı bir tablo bizi bekliyor: Bölgenin %40’ından fazlasının tamamen kuraklaşması ve nemli alanların neredeyse haritadan silinmesi öngörülüyor. ​Sıcaklıklar 10 Dereceden 22 Dereceye Çıkacak ​Çalışmanın en dikkat çekici noktalarından biri de sıcaklık artışları. Bugün ortalama 8-10 derece civarında seyreden bölge sıcaklıklarının, yüzyıl sonunda 20-22 derece bandına yükselebileceği tahmin ediliyor. Bu devasa artış beraberinde şu riskleri getiriyor: ​Daha uzun ve etkili sıcak hava dalgaları. ​Orman yapısının değişmesi ve artan yangın riski. ​Ekosistem dengesinin bozulması. ​İklimin Yeni Yüzü: Aynı Anda Hem Kuraklık Hem Sel ​Batı Karadeniz’i bekleyen tehlike sadece sıcaklık artışı değil. Doç. Dr. Kaan Işınkaralar, Prof. Dr. Ömer Küçük ve Prof. Dr. Hakan Sevik gibi değerli akademisyenlerin de katkı sunduğu çalışma, yağış rejimindeki düzensizliğe dikkat çekiyor. Kuraklığın artmasına rağmen, ani ve şiddetli yağışların tetikleyeceği yıkıcı sel felaketleri bölgenin yeni normali haline gelebilir. ​Tarım ve Su Kaynakları Tehdit Altında ​Yağışların düzensizleşmesi ve buharlaşmanın artması, bölgedeki su kaynaklarını ve tarımsal üretimi doğrudan vuracak. Batı Karadeniz’in geleneksel tarım ürünlerinin bu yeni iklime nasıl uyum sağlayacağı ise büyük bir soru işareti. ​Uzmanlar Ne Diyor? ​Araştırma ekibinde yer alan uzmanlar, bu verilerin sadece bir tahmin değil, acil önlem alınması gereken bir projeksiyon olduğunu vurguluyor. İklim değişikliğiyle mücadele ve uyum stratejilerinin, Batı Karadeniz özelinde vakit kaybetmeden hayata geçirilmesi gerektiği belirtiliyor. Kastamonu Üniversitesi’nden bilim insanlarının yaptığı ve Natural Hazards adlı akademik dergide yayınlanan yeni bir iklim modelleme çalışması, Batı Karadeniz ikliminin ciddi bir dönüşüm yaşayacağına işaret ediyor. Bölgede ortalama sıcaklıkların büyük ölçüde artması, nemli alanların daralması ve yağışların giderek düzensizleşmesi bekleniyor. İklim değişikliği konusunda yürütülen tahminlere göre, Batı Karadeniz’in bilinen nemli ve ılıman yapısı yerini daha sıcak ve kurak bir iklime bırakabilir. Yüzyıl sonunda ‘‘çok nemli’’ alanlar neredeyse ortadan kalkıyor. Modelleme çalışmasının sonuçları, bugün geniş alanlara yayılan nemli iklim özelliklerinin hızla gerileyebileceğini gösteriyor. Yüzyıl sonuna gelindiğinde, çok nemli alanlar neredeyse tamamen ortadan kalkıyor. Ayrıca şu an bölgede görülmeyen kurak alanların 2040’tan itibaren ortaya çıkması bekleniyor. Emisyonların yüzyıl sonuna kadar bugünkü hızında artmaya devam ettiği kötümser bir yaklaşıma göre 2100 yılında Batı Karadeniz’in yüzde 41’inin kurak, yüzde 57’sinin ise yarı kurak karakter kazanacağı öngörülüyor. İklim değişikliği araştırmacısı çevre mühendisi Doç. Dr. Kaan Işınkaralar’a göre bu değişim, bölgenin iklim kimliğinde köklü bir kırılmaya işaret ediyor. Ortalama sıcaklıklar iki katına ulaşabilir İklim değişikliği ile mücadelenin güçlenmediği ve emisyonların yüksek seyrettiği olumsuz senaryoda, yüzyıl sonunda bölgedeki ortalama sıcaklıkların 20 22 derece bandına ulaşabileceği tahmin ediliyor. Bugün ise bölgede ortalama sıcaklık 8-10 derece aralığında. Çalışmanın yazarlarından orman mühendisliği uzmanı Prof. Dr. Ömer Küçük, böyle bir artışın, daha uzun sıcak hava dalgaları, daha fazla buharlaşma ve daha yüksek yangın riski anlamına geleceğini vurguluyor. Hem kuraklık hem şiddetli yağış riski yükselecek Model sonuçlarına göre yalnızca sıcaklıklar artmakla kalmayacak, yağış düzeni de bozulacak. Yüksek yağış alan bölgelerin giderek daralması ve düşük yağış seviyelerinin yaygınlaşması bekleniyor. Kuraklık riskini artıran bu durum, bir yandan da ani ve şiddetli yağışların daha yıkıcı sellere yol açma ihtimalini güçlendiriyor. Yağışların giderek düzensizleşmesi, su kaynakları ve tarımsal üretim üzerinde baskı oluşturabilir. Batı Karadeniz’de afet riski büyüyor Son yıllarda Batı Karadeniz’de yaşanan büyük seller ve Türkiye geneline yayılan orman yangınları, iklim değişikliğinin etkilerinin şimdiden hissedildiğini gösteriyor. Modelleme çalışmaları, afet riskinin daha da büyüyeceğine işaret ediyor. Önümüzdeki yıllarda seller daha ani ve yıkıcı olabilir, kuraklık dönemleri uzayabilir ve orman yangınları daha geniş alanlara yayılabilir. Orman mühendisliği uzmanı Prof. Dr. Hakan Sevik’e göre iklim risklerine bağlı zincirleme etkiler, başta orman alanları olmak üzere, doğal ekosistemleri ve yerleşim alanlarını tehdit ediyor. Batı Karadeniz sıcak ve kurak bir iklime bürünebilir İklimin mekansal etkilerini araştıran şehir plancısı Doç. Dr. Öznur Işınkaralar, iklim değişikliğinin artık uzak bir ihtimal değil, yaşanan bir gerçeklik olduğunu ve karar vericilere yön vermesi gerektiğini vurguluyor. Işınkaralar’a göre uyum politikalarının geliştirilmesi, risklere karşı erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi, kısa ve uzun vadeli planlama yapılması, emisyon azaltımı kadar önemli. Bilim insanlarının mesajı net: Güçlü önlemler alınmazsa Batı Karadeniz, bugünkü serin ve nemli karakterinden uzaklaşarak daha sıcak ve kurak bir yapıya bürünebilir. Kaynak Makale: Isinkaralar, Oznur., Isinkaralar, Kaan, Sevik, Hakan, & Küçük, Ömer (2024). Spatial modeling the climate change risk of river basins via climate classification: a scenario-based prediction approach for Türkiye. Natural Hazards, 120(1), 511-528. Yazar hakkında Doç. Dr. Öznur Işınkaralar, şehir planlama disiplininde uzmanlaşmış bir akademisyen olarak 2014 yılından bu yana Kastamonu Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. 2025 yılı itibarıyla bölüm başkan yardımcılığı ve Üniversite İklim Portalı yetkililiği görevlerini sürdürmektedir. 2014 yılında Gazi Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Lisans Programı’ndan mezun olmuş, 2022 yılında zamansal ve mekânsal modelleme alanındaki doktora çalışmasıyla aynı üniversitede akademik uzmanlığını pekiştirmiştir. Araştırmalarını özellikle iklim risklerinin modellenmesi ve öngörülmesi üzerine yoğunlaştıran Işınkaralar, uluslararası araştırma ekipleriyle aktif iş birlikleri yürütmekte; 100’e yaklaşan bilimsel yayını, çok sayıda bildirisi ve projesiyle alanında güçlü bir akademik profil ortaya koymaktadır. Uzmanlık Alanları: Şehir planlama; iklim değişikliği; mekansal modelleme

Su Kanunu ve Taşkın Kanunu Acilen Çıkarılmalı! Haber

Su Kanunu ve Taşkın Kanunu Acilen Çıkarılmalı!

Cumhuriyet Halk Partisi Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada Türkiye’nin giderek derinleşen su krizine dikkat çekti. “Risk de çözümler de yeni değil. Belgeler ortada. Sorun biliniyor ama yönetilmiyor” diyen Rızvanoğlu, su kaynaklarının giderek artan biçimde rant baskısı altında olduğunu ifade etti. Ekosistem temelli bir su yönetimini savunan Rızvanoğlu, “Su Kanunu ve Taşkın Kanunu acilen çıkarılmalı. Türkiye’yi su fakiri bir ülke haline getirmeyeceğiz. Başka bir su yönetimi mümkün” dedi. “Risk de çözümler de yeni değil. Belgeler ortada. Sorun biliniyor ama yönetilmiyor” Rızvanoğlu, Türkiye’nin “su stresi yaşayan bir ülke” olduğunu vurgulayarak sorunun ilktidar tarafından bilindiğini ama yönetilmediğini söyleyerek, “Bugün 22 Mart Dünya Su Günü. Bugün Türkiye’nin susuz kalma riskini konuşucaz çünkü Türkiye su stresi yaşayan bir ülke. 14 Mart’ta yayımlanan ikinci Ulusal Su Planı da bunu açıkça ortaya koyuyor. Ama plan aynı zamanda iktidarın bu durumu yönetemediğini de ortaya koyuyor. Çünkü Türkiye’nin su gerçeği yıllardır belgelerle, şura kararlarıyla, planlarla ortaya konuluyor. Örneğin, 2019–2023 Ulusal Su Planı açıkça uyarıyordu. Türkiye’nin gelecekte su sıkıntısı çeken, su stresi yaşayan bir ülke olabileceğini söylüyordu. Yıl 2023 oldu. Su Yönetimi Özel İhtisas Raporu da dedi ki: Türkiye sanıldığı gibi su zengini bir ülke değil! Rapora göre kişi başına düşen su 1.313 metreküp. İklim değişikliğiyle bu rakam 2030’da 757’ye, 2100’de 632’ye düşmesi bekleniyor. Yani risk de çözümler de yeni değil. Belgeler ortada. Sorun biliniyor ama yönetilmiyor. Kuraklığın da etkisiyle bugünkü duruma gelindi.” dedi. “Tarımsal sulama verimliliği hangi teşvik ve yasal araçlarla gerçekleştirilecek” Türkiye’de suyun yüzde 79’unun tarımda kullanıldığına dikkat çeken Rızvanoğlu, “Gelin yakından bakalım. Tarım… Suyun %79’u burada kullanılıyor. Ne diyorlar. Sulama verimliliğini %52’den 2030’a kadar %60’a çıkaracağız diyorlar. Yüzde sekizlik bu artış oranı yeterli mi? Nasıl yapacaksınız? Şu ana kadar neden yapmadınız? Bundan sonra hangi teşvikle, hangi yasal araçla yapacaksınız? Cevap yok.” eleştirisinde bulundu. “Su kaynakları rant tehdidi altında” İktidarın suya yaklaşımını da eleştiren Rızvanoğlu, suyun hâlâ yalnızca ekonomik bir kaynak olarak değerlendirildiğini belirterek şunları söyledi:” Ve daha temel bir yaklaşım sorunu var. Su hâlâ ekonomik bir kaynak gibi görülüyor. Oysa dünyada yaklaşım, ekosistem ve hak temelli. Ama iktidarda bu anlayış yok. Sahada örneklerini görüyoruz: Çanakkale’nin tek içme suyu kaynağı olan Atikhisar Barajı’nın su toplama havzasında, baraja 1,4 ve 4,5 kilometre mesafede maden projeleri planlanıyor. uluslararası koruma statüsüne sahip Seyfe Gölü’nün su toplama havzasının yüzde 94’ü madencilik ruhsatlarıyla kaplanmış durumda. Aslında Devletin su yönetimi raporu açık: ‘Maden ruhsatı verilirken yeraltı sularına etkiler dikkate alınmalı.’ Peki uygulamada ne oluyor? Tam tersi yapılıyor. Yani sorun sadece tespit değil, tercih meselesi. Mesele, siyasi irade meselesi.” ifadesini kullandı. “Su Kanunu ve Taşkın Kanunu acilen çıkarılmalı” Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaklaşımının net olduğunu belirten Rızvanoğlu, Türkiye’nin zaman kaybedecek lüksü olmadığını vurguladı: “Suyu korumak için Su Kanunu ve Taşkın Kanunu derhal çıkarılmalıdır. Ama kanun taslakları kasalarda saklanamaz. Kapalı kapılar ardında hazırlanamaz.” Hazırlık sürecinin şeffaf olması gerektiğini belirten Rızvanoğlu, bilim insanlarının, yerel yönetimlerin ve sivil toplumun sürece dahil edilmesi gerektiğini söyledi. “Başka bir su yönetimi mümkün” Rızvanoğlu, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Bu kanunların özü; havza temelli, koruyan ve ekosistemi merkeze alan bir yönetim anlayışına dayanmalıdır. Buradan açıkça söylüyoruz: Türkiye’yi su fakiri bir ülke haline getirmeyeceğiz. Başka bir su yönetimi mümkün.”

Suyumuz Azalıyor, Tarım Tehdit Altında! Haber

Suyumuz Azalıyor, Tarım Tehdit Altında!

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Dünya su günü nedeniyle basın açıklaması yaptı. Dünyada yaşanan su krizinin tarımsal üretimi ve gıda güvenliğini tehdit ettiğini belirten Bayraktar, açıklamasını şöyle sürdürdü; “1993 yılından bu yana her yıl 22 Mart’ta kutlanan Dünya Su Günü, tatlı suyun önemine dikkat çekmek ve 2 milyardan fazla insanın güvenli suya erişimi olmadığı konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen küresel bir etkinliktir. Birleşmiş Milletler tarafından her yıl farklı bir tema belirlenmekte olup, 2026 yılı teması ise ‘Su ve Cinsiyet’ olarak açıklandı. Su, yalnızca bugünün değil gelecek nesillerin de yaşam güvencesidir. Bu nedenle suyun korunması, doğru yönetilmesi ve sürdürülebilir kullanımı tüm ülkeler için hayati bir sorumluluktur. Ancak ne yazık ki su kaynaklarının hızla azaldığı, iklim değişikliğinin etkilerinin her geçen gün daha ağır hissedildiği bir dönemdeyiz.” “Küresel su krizi tarımı ve gıda güvenliğini tehdit ediyor” “Birleşmiş Milletler tarafından yapılan değerlendirmeler, dünyada giderek derinleşen su krizinin artık yalnızca çevresel bir sorun olmadığını, aynı zamanda küresel ekonomi, gıda güvenliği ve siyasi istikrar açısından ciddi riskler oluşturduğunu ortaya koyuyor. Bu durum, özellikle tarım sektörü üzerinde büyük bir baskı yaratıyor. Modern tarımda su ve bitki besin maddeleri birbirinden ayrı düşünülemez; yeterli su olmadan bitkiler besin maddelerini etkin şekilde kullanamaz, bu da verim kayıplarına ve gıda üretiminde istikrarsızlığa yol açar. Günümüzde dünya tarım arazilerinin ise yaklaşık yüzde 40’ı su kıtlığı tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor. Bir bölgede yaşanan su kıtlığı yalnızca yerel üretimi değil, uluslararası gıda fiyatlarını, ticaret dengelerini ve jeopolitik ilişkileri de etkileyebilecek sonuçlar doğuruyor. Dünya genelinde tatlı su kullanımının yaklaşık yüzde 69’u tarım sektöründe gerçekleşiyor. Bu nedenle suyun verimli kullanılması tarımın sürdürülebilirliği açısından kritik bir önem taşıyor. Tarım ve gübre sektöründe geliştirilen hassas tarım teknolojileri, bitki besin maddelerinin su mevcudiyetine göre uygulanmasını sağlayarak hem kaynak israfını azaltmakta hem de su kullanım verimliliğini artırıyor. Bunun yanında bitkilerin besin alımını artırırken su ihtiyacını azaltan yüksek verimli gübrelerin geliştirilmesi, çiftçilere yönelik eğitim programlarının yaygınlaştırılması ve toprak sağlığını güçlendiren uygulamaların desteklenmesi de önem kazanıyor. Gelecekte gıda sistemlerinin dayanıklılığı, su–besin–gıda ilişkisinin doğru yönetilmesine bağlıdır ve bu nedenle su kaynaklarının korunması ile sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması hayati bir gereklilik haline geldi.” “Suyumuz azalıyor, tarım tehlike altında” “Dünya nüfusunun hızla artması gıda talebini artırıyor, bu durum ise tarımsal üretimde su ihtiyacını daha da büyütüyor. Dünyada kullanılan suyun en büyük kısmı tarım sektöründe kullanılmasının yanı sıra evsel ve sanayi kullanımının artması da su kaynakları üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Türkiye’de teknik ve ekonomik olarak sulanabilir arazi miktarı yaklaşık 8,5 milyon hektardır. Gelişen teknoloji ile bu alanın 10,5 milyon hektara çıkabileceği öngörülüyor. Ancak bugün itibarıyla brüt olarak 7,28 milyon hektar alan sulamaya açıldı. Geriye kalan 1,22 milyon hektarlık alanın sulamaya açılması için gerekli yatırımların hızlandırılması büyük önem taşıyor. Ülkemizin yıllık 112 milyar metreküp kullanılabilir su potansiyeli bulunuyor. Kullandığımız suyun yaklaşık yüzde 79’u tarımsal sulamada tüketiliyor. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı yaklaşık 1301 metreküp seviyesindedir. Bu rakam, Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığını açıkça gösteriyor. Diğer taraftan nüfus artışı ve iklim değişikliği dikkate alındığında su kaynaklarımız üzerindeki baskı her geçen yıl daha da artıyor. Bu tablo, suyun tarım için ne kadar hayati olduğunun yanı sıra tarımda doğru ve modern sulama sistemlerine daha çok önem vermemiz gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.” “İklim krizi en fazla çiftçiyi etkiliyor” “İklim değişikliği yağış rejimini değiştiriyor, kuraklığı artırıyor ve su kaynaklarını tehdit ediyor. Bu durumdan en fazla etkilenen sektör ise şüphesiz tarım sektörü oluyor. Bunun bir örneğine geçtiğimiz haftalarda Aydın ili ziyaretimizde şahit olduk. Aydın'da şubat ayında etkili olan aşırı yağışlar ve Büyük Menderes Nehri'nin taşması sonucu, başta Söke Ovası olmak üzere binlerce dönüm tarım arazisi sular altında kalarak büyük çaplı maddi zarara yol açtı. İklim değişikliğiyle birlikte yağış rejiminin düzensizleşmesi, Aydın'da olduğu gibi ani ve şiddetli taşkınları kaçınılmaz kılıyor; bu nedenle modern taşkın kontrolünde artık sadece beton setler değil, doğa tabanlı çözümler ve erken uyarı sistemleri ön plana çıkıyor. Su akışını yavaşlatmak için üst havzalarda ağaçlandırma ve teraslama yapılırken, şehir ve tarım alanlarında suyun tahliyesini hızlandıracak akıllı drenaj kanalları ile nehir yataklarının ekosistemi bozmadan genişletilmesi hayati önem taşıyor. Bir diğer konu ise eski ve verimsiz sulama kanalları yenilenmeli, sulama altyapısı modernize edilmelidir. Böylece mevcut su kaynaklarından daha fazla verim alınması mümkün olacaktır.” “Sulu tarım giderek daha maliyetli hale geliyor, yüzde 50 oranında desteklenmelidir” “İklim değişikliğiyle birlikte artan sıcaklıklar bitkilerin su ihtiyacını artırırken, sulama ücretlerinde yaşanan artışlar çiftçilerimizi zor durumda bırakıyor. Elektrik ve mazot fiyatlarındaki yükselişle birlikte sulu tarım giderek daha maliyetli hale geliyor. Bu nedenle 2023 yılında uygulandığı gibi tarımsal sulama amaçlı su kullanım hizmet bedelinin yüzde 50 oranında desteklenmesi gerekiyor. Çiftçilerimizin üretimde kalabilmesi için bu desteklerin sürdürülmesi artık bir zorunluluktur.” “Modern sulama sistemleri acilen yaygınlaştırılmalıdır” “Su ihtiyacı karşısında mevcut kaynakların daha verimli kullanılması gerekiyor. Bitkilerde verim kaybına ve toprakta tuzlanmaya yol açan vahşi sulama yöntemleri artık terk edilmelidir. Modern sulama sistemleri hem su tasarrufu sağlamakta hem de üretim verimliliğini artırıyor. Ancak yüksek maliyetler nedeniyle çiftçilerimizin bu sistemlere geçişi oldukça zorlaştı. Bu nedenle modern sulama sistemleri için verilen teşviklerin ve uygun kredi imkânlarının artırılması büyük önem taşıyor.” “Su geleceğimizdir” “Su yalnızca bir doğal kaynak değil, aynı zamanda gıda güvenliğinin ve tarımsal üretimin temelidir. Su yönetiminde yapılacak her hata, doğrudan tarımsal üretimi ve çiftçilerimizin geleceğini etkiliyor. Bu nedenle su kaynaklarının korunması, verimli kullanılması ve çiftçilerimizin üretimde kalabilmesi için gerekli tüm politikaların vakit kaybetmeden hayata geçirilmesi gerekiyor. Unutulmamalıdır ki suya sahip çıkmak, geleceğe sahip çıkmaktır.”

Su Kaynaklarını Korumak, Geleceğimizi Korumaktır Haber

Su Kaynaklarını Korumak, Geleceğimizi Korumaktır

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi tarafından 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yapıldı. Şube Başkanı Merve Edizkan Cihan tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Su, yaşamın temelidir. Ancak bugün, hem dünyada hem de ülkemizde su kaynakları üzerindeki baskı her geçen gün artmakta; yanlış kullanım, plansız kentleşme, iklim değişikliği ve bilimden uzak uygulamalar su krizini derinleştirmektedir. Jeoloji mühendisliği; yeraltı sularının aranması, korunması ve sürdürülebilir yönetimi açısından kritik bir bilim dalıdır. Yeraltı suyu rezervleri, özellikle kurak ve yarı kurak iklim kuşağında yer alan ülkemiz için stratejik öneme sahiptir. Ancak ne yazık ki bu kaynaklar, yeterli bilimsel etütler yapılmadan açılan kaçak kuyular, aşırı ve kontrolsüz çekimler ile geri dönüşü zor zararlar görmektedir. Şehrimiz, yeraltı suyu açısından önemli havzalardan biri üzerinde yer almasına rağmen, son yıllarda artan su tüketimi ve bilinçsiz kullanım nedeniyle risk altındadır. Özellikle tarımsal sulamada vahşi sulama yöntemlerinin yaygınlığı, yeraltı su seviyelerinde ciddi düşüşlere neden olmaktadır. Bunun yanı sıra, sanayi ve kentsel büyümenin getirdiği baskı da su kaynaklarımızı tehdit etmektedir. Bilimsel gerçekler ışığında uyarıyoruz: Yeraltı suları sınırsız değildir; bilinçsiz kullanım geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur. Su yönetimi, mutlaka hidrojeolojik etütlere ve bilimsel planlamaya dayanmalıdır. Kaçak kuyuların önüne geçilmeli, mevcut kuyular sıkı şekilde denetlenmelidir. Tarımda modern sulama tekniklerine geçiş hızlandırılmalıdır. Ayrıca kentleşme ve sanayi planlamasında yeraltısuyu rezervi dikkate alınmalıdır, ayrıca şehrin tarımsal ürün deseni seçimi de bu yönde yapılmalıdır. İklim krizi gerçeğiyle de yüzleşmemiz gereken zamanlardan geçiyoruz. Küresel iklim değişikliği, yağış rejimlerini değiştirmekte ve kuraklık riskini artırmaktadır. Bu durum, özellikle yeraltı suyu rezervlerine olan bağımlılığı artırırken, aynı zamanda bu kaynakların daha hızlı tükenmesine yol açmaktadır. Bu nedenle su yönetimi politikaları kısa vadeli değil, uzun vadeli ve bütüncül olmalıdır. Su bir kamu hakkıdır! Su; ticari bir meta değil, herkes için eşit ve adil erişilmesi gereken temel bir yaşam hakkıdır. Bu doğrultuda su politikalarının kamu yararı gözetilerek oluşturulması, özelleştirme ve rant odaklı yaklaşımlardan uzak durulması gerekmektedir. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi olarak; Bilim ve mühendislik hizmetlerinin karar süreçlerinde etkin rol almasını, Su kaynaklarının korunmasına yönelik denetimlerin artırılmasını, Yeraltı sularının sürdürülebilir kullanımına yönelik acil eylem planlarının hayata geçirilmesini, Tüm paydaşların ortak akılla hareket etmesini talep ediyoruz. Unutulmamalıdır ki; Suyun olmadığı bir Dünya’da yaşamak düşünülemez. Su kaynaklarını korumak, geleceğimizi korumaktır."

Kuraklık ve İklim Krizine Karşı Stratejik Adım Haber

Kuraklık ve İklim Krizine Karşı Stratejik Adım

İSKİ ile TESKİ Arasında imzalanan kritik Su Protokolü ile Marmaraereğlisi’ne günlük 5 Bin Metreküp su temin edilecek Tekirdağ’ın Marmaraereğlisi ilçesinin su kapasitesini güçlendirecek önemli bir iş birliği hayata geçiriliyor. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) ile Tekirdağ Su ve Kanalizasyon İdaresi (TESKİ) arasında imzalanan protokol ile Marmaraereğlisi ilçesine günlük 5 bin metreküp içme suyu sağlanacak. Sultanköy’ün Su Sorununa Kalıcı Çözüm Silivri’de bulunan İSKİ Eğitim ve Sosyal Tesisleri’nde gerçekleştirilen imza töreniyle iki kurum arasında önemli bir altyapı iş birliği resmiyet kazandı. Protokol kapsamında, İstanbul Silivri’ye bağlı Gümüşyaka Mahallesi’nde bulunan İSKİ su alma noktasından, Tekirdağ Marmaraereğlisi Sultanköy Mahallesi’ndeki mevcut depoya su iletimi sağlanacak. Bu sayede özellikle yaz aylarında ciddi nüfus artışı yaşayan bölgede su sıkıntısının önüne geçilmesi hedefleniyor. Proje, yalnızca mevcut ihtiyacı karşılamaya yönelik değil, aynı zamanda kuraklık ve artan tüketim baskısına karşı uzun vadeli bir güvence oluşturuyor. 5.5 Kilometrelik Yeni İsale Hattı Proje kapsamında toplam 5 bin 500 metre uzunluğunda ve 400 mm çapında bir içme suyu isale hattı inşa edilecek. Hattın yaklaşık 4 kilometrelik bölümü İstanbul sınırları içerisinde İSKİ tarafından, 1.5 kilometrelik kısmı ise Tekirdağ sınırlarında TESKİ tarafından yapılacak. Çalışmanın tamamlanmasıyla birlikte Sultanköy’deki depoya günlük 5 bin metreküp su aktarımı sağlanacak. Bu miktar, bölgedeki on binlerce kişinin su ihtiyacını karşılayabilecek kapasite anlamına geliyor. Kuraklık ve İklim Krizine Karşı Stratejik Adım Özellikle yaz aylarında yoğun göç alması ile birlikte Marmaraereğlisi’nin, nüfusu dönemsel olarak 10 ila 20 katına kadar çıkabiliyor. Bu durum su tüketiminde ciddi artışlara neden oluyor. Söz konusu proje, yalnızca teknik bir altyapı yatırımı değil, aynı zamanda iklim krizine karşı alınmış stratejik bir önlem niteliği taşıyor. Artan kuraklık riski, nüfus hareketliliği ve su tüketimindeki dalgalanmalar dikkate alındığında, alternatif su temin modellerinin önemi her geçen gün artıyor. Yeni sistemin devreye girmesiyle birlikte; Bölgenin su arz güvenliği artacak, Mevcut depolama ve dağıtım sistemi desteklenecek, Yaz aylarında yaşanan kesinti riskleri azalacak Kurumlar Arası Dayanışmanın Örneği Protokol, aynı zamanda İstanbul ve Tekirdağ büyükşehir belediyeleri arasında kurulan güçlü koordinasyonun da bir göstergesi. Proje ile teknik sorumluluklar ve mali yükümlülükler net şekilde belirlenirken, uygulama sürecinin hızlı ilerlemesi hedefleniyor. Anlaşmaya göre, İSKİ tarafından yapılacak imalatların bedeli belirlendikten sonra, ilgili tutar TESKİ tarafından 15 iş günü içinde karşılanacak. Protokol, Su Temininde Önemli Bir Dönüm Noktası Projenin temel hedefinin yalnızca bugünkü su ihtiyacını karşılamak olmadığı, aynı zamanda gelecekte oluşabilecek su krizlerine karşı önceden tedbir almak olduğunu vurgulanıyor. Su yönetiminin yerel yönetimler için en kritik başlıklardan biri olduğu gerçeğinden hareketle, bu tür iş birliklerinin vatandaşların yaşam kalitesine doğrudan katkı sağladığı ifade ediliyor. İSKİ–TESKİ Su Temin Protokolü, Tekirdağ’ın özellikle kıyı ilçelerinde yaşanan su sorunlarının çözümünde önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor. Gümüşyaka’dan Sultanköy’e uzanacak yeni hat sayesinde, Marmaraereğlisi’nin su altyapısı önemli ölçüde güçlendirilmiş olacak. Candan Başkan: “Hedef Sadece Bugün Değil, Gelecek” Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, protokol imza töreninde yaptığı konuşmada su krizinin yalnızca bugünün değil, geleceğin de en önemli meselelerinden biri olduğuna dikkat çekti. Başkan Yüceer, Tekirdağ’ın su kaynakları açısından sınırlı bir kent olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Su varlığı açısından zengin bir şehir değiliz. Bugün su ihtiyacımızın yaklaşık yüzde 88’ini yer altı sularından karşılamak zorundayız. Ancak iklim krizi derinleşirken, nüfus ve yaşam alanları büyürken suya olan ihtiyaç her geçen gün artıyor. Marmaraereğlisi özellikle yaz aylarında çok yoğun bir nüfus hareketliliği yaşıyor. İlçenin nüfusu dönemsel olarak 10 ila 20 katına kadar çıkabiliyor. Bu durum su ihtiyacında ciddi sıçramalara neden oluyor. Geçmişten gelen plansız yapılaşma da altyapı üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. “Bu Sadece Bir Protokol Değil” Dolayısıyla bugün burada yaptığımız sıradan bir teknik anlaşma değil, burada attığımız imza sadece bir protokol imzası değildir. Bu, vatandaşın en temel hakkı olan suya erişimi güvence altına alma iradesidir.” dedi. Günlük 5 Bin Metreküp Su: On Binlerce Kişiye Yetecek Proje ile sağlanacak günlük 5 bin metreküplük su kapasitesinin önemine dikkat çeken Başkan Yüceer, suyun bilinçli kullanımının da kritik olduğunu söyledi. Kişi başı tüketim üzerinden örnek veren Yüceer, şu değerlendirmede bulundu: Günlük 150 litre tüketimle yaklaşık 33 bin kişiye, tasarruflu kullanımda 50 bin kişiye, aşırı tüketimde ise yalnızca 25 bin kişiye su sağlanabileceğini dile getirdi. “Suyun Her Damlasında Emek Var” Suyun insan hayatı için ne kadar değerli olduğunu anlatmama gerek olmadığını ifade eden Başkan Yüceer, “Hayati öneme sahip suyumuzu temin etme sürecinin her aşamasında, suyun her damlasında yoğun bir emek var. Lütfen musluklardan su akarken de bu emeği hatırlayalım. Çünkü su kendiliğinden gelmiyor. Her damlasının arkasında planlama, yatırım ve büyük bir emek var. Tüm bunların ışığında bugün yaptığımız bu protokol ile su temininde dev bir adım daha atıyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Sayın Nuri Aslan’a, İSKİ Genel Müdürü Sayın Doç. Dr. Şafak Başa’ya, TESKİ Genel Müdürümüz Sayın Dr. Onur Özgül’e ve emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarımıza işbirlikleri için teşekkür ediyorum. Hayırlı olsun” diye konuştu.

İzmir’de Yağmur Suyu Hasadı Yaygınlaşıyor Haber

İzmir’de Yağmur Suyu Hasadı Yaygınlaşıyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi, iklim krizi ve kuraklık tehdidine karşı hizmet binalarında yağmur suyu hasadı uygulamalarını yaygınlaştırıyor. Çatılara kurulan depolarda biriktirilen yağmur suları yeniden kullanılarak şebeke suyuna olan bağımlılık azaltılıyor, su kaynakları korunuyor. Son olarak ESHOT, İzmir Doğal Yaşam Parkı ve Buca Kaynaklar Mezarlığı’nda yağmur suyu hasadı sistemleri devreye alındı. Uygulamanın kısa süre içinde 32 hizmet binasında daha hayata geçirilmesi planlanıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, iklim değişikliği ve kuraklığın artırdığı su stresine karşı, belediyeye ait hizmet binalarında yağmur suyu hasadı uygulamalarını yaygınlaştırıyor. İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı ile Fen İşleri Dairesi Başkanlığı’nın ilgili birimlerle iş birliği içinde yürütülen çalışmalar kapsamında toplanan yağmur suları; park ve bahçe sulamasında, bina temizliğinde, teknik bakımda ve çeşitli hizmet alanlarında değerlendirilerek şebeke suyundan tasarruf ediliyor. Çalışmalar kapsamında Celal Atik Spor Salonu, Kültürpark Tenis Kortu, HİM Binası ve Eşrefpaşa Hastanesi’nde yağmur suyu hasadı sistemleri kuruldu. ESHOT Gediz Ağır Bakım Tesisleri, Doğal Yaşam Parkı ve Buca Kaynaklar Mezarlığı’nda da sistem devreye alındı. Mezarlıkların suyu da yağmurdan Yağmur suyu hasadı uygulamasının yaygınlaştırılacağı alanlardan biri de mezarlıklar oldu. Buca Kaynaklar Mezarlığı’nda başlatılan uygulamayla depolarda biriken yağmur suları; mezarlık alanlarının sulanmasında, bitki bakımında, mezar taşları ile gasilhanelerin temizliğinde kullanılıyor. Mezarlıklar Dairesi Başkanı Ali Kemal Elitaş, İzmir genelinde 30 ilçedeki mezarlıklarda çalışmaları sürdürdüklerini belirterek, kuraklığın artık ciddi bir tehdit haline geldiğini vurguladı. Elitaş, kent genelinde köyler dahil 2 bin 500 mezarlık parseli bulunduğunu ifade ederek, köy mezarlıklarında da yağmur suyu tanklarıyla sistemli bir uygulama yürütmeyi hedeflediklerini söyledi. Toplanan suların yeniden kullanılmasıyla hem önemli ölçüde su tasarrufu sağlanacağını hem de ekonomik katkı elde edileceğini belirten Elitaş, uygulamanın küresel iklim krizine karşı su kaynaklarının korunmasına da destek olacağını kaydetti. ESHOT ve Doğal Yaşam Parkı’nda aktif kullanım Yağmur suyu hasadı, ESHOT Gediz Ağır Bakım Tesisleri’nde de devreye alındı. Hasat edilen yağmur suları; motor alt yıkama, parça temizliği ve güneş panellerinin yıkanmasında kullanılarak şebeke suyu tüketimi azaltılıyor. İzmir Doğal Yaşam Parkı’nda kurulan tank sistemleri sayesinde ise 130 türde, 1.500’ü aşkın yaban hayvanının bulunduğu alandaki barınakların temizliği yağmur suyu ile gerçekleştiriliyor. Böylece hem doğal kaynaklar korunuyor hem de sürdürülebilir su yönetimine katkı sağlanıyor. “Yağmur suyu hasadı önemli” Su yönetimi ve su kaynaklarının verimli kullanılması amacıyla oluşturulan İzmir Büyükşehir Belediyesi Su Kurulu üyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celalettin Şimşek, yürütülen çalışmaların kuraklıkla mücadelede önemli bir adım olduğunu belirtti. İzmir’de son iki yıldır kuraklığa bağlı sorunlar yaşandığını hatırlatan Şimşek, özellikle bin metrekarenin üzerindeki kamu binalarına yerleştirilen yağmur suyu depolarının su tasarrufuna somut katkı sunduğunu ifade etti. Toplanan suların bina temizliği ile park ve bahçelerin sulanmasında kullanıldığını kaydeden Şimşek, bu alanlarda içme suyu yerine alternatif kaynakların değerlendirilmesinin kritik olduğunu vurguladı. Uygulamanın yaygınlaştırılması halinde içme suyu tüketiminde yaklaşık yüzde 10 oranında tasarruf sağlanabileceğine dikkat çeken Şimşek, bunun kent ölçeğinde kayda değer bir kazanım olacağını söyledi. “Yeni imara açılacak bölgelerde uygulanmalı” İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluğundaki park ve bahçelerin genişliğine işaret eden Şimşek, bu alanlarda hasat edilen yağmur suyunun kullanılmasıyla su kaynakları üzerindeki baskının azaltılabileceğini belirtti. Özellikle yeni imara açılan bölgelerde ve inşa edilecek yapılarda yağmur suyu hasadı sistemlerinin zorunlu hale getirilmesinin uzun vadede ciddi tasarruf sağlayacağını ifade etti. Çok sayıda hizmet binasına depo yerleştirildi Yağmur suyu hasadı uygulaması; İzmir Doğal Yaşam Parkı, Celal Atik Spor Salonu, Kültürpark Kapalı Tenis Kortu, HİM binası, Eşrefpaşa Hastanesi, ESHOT Gediz Atölyesi ve Buca Kaynaklar Mezarlığı’nda devreye alındı. Zeytinlik Hizmet Binası, Makine İkmal Yerleşkesi, MTK Park Bahçeler Birimi, Mürselpaşa Trafik İşleri Müdürlüğü, Atlas Pavyonu, İsmet İnönü Sanat Merkezi, Gençlik Tiyatrosu, İlber Ortaylı Kütüphanesi, İzmir İtfaiyesi Toros Yerleşkesi, İzmir İtfaiyesi Toros Yerleşkesi, Buca Toros’taki Bilgi İşlem Binası ile İzmir Ulaşım Merkezi’nde (İZUM) ise yağmur suyu depolarının kurulumu sürüyor. Öte yandan Eski İZFAŞ binası, Oğuzlar Ek Hizmet Binası, 30 ilçedeki itfaiye binaları da önümüzdeki süreçte sisteme dahil edilecek.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.