Hava Durumu

#Su Kaynakları

Kırsal Haber - Su Kaynakları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Su Kaynakları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Su Kanunu ve Taşkın Kanunu Acilen Çıkarılmalı! Haber

Su Kanunu ve Taşkın Kanunu Acilen Çıkarılmalı!

Cumhuriyet Halk Partisi Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada Türkiye’nin giderek derinleşen su krizine dikkat çekti. “Risk de çözümler de yeni değil. Belgeler ortada. Sorun biliniyor ama yönetilmiyor” diyen Rızvanoğlu, su kaynaklarının giderek artan biçimde rant baskısı altında olduğunu ifade etti. Ekosistem temelli bir su yönetimini savunan Rızvanoğlu, “Su Kanunu ve Taşkın Kanunu acilen çıkarılmalı. Türkiye’yi su fakiri bir ülke haline getirmeyeceğiz. Başka bir su yönetimi mümkün” dedi. “Risk de çözümler de yeni değil. Belgeler ortada. Sorun biliniyor ama yönetilmiyor” Rızvanoğlu, Türkiye’nin “su stresi yaşayan bir ülke” olduğunu vurgulayarak sorunun ilktidar tarafından bilindiğini ama yönetilmediğini söyleyerek, “Bugün 22 Mart Dünya Su Günü. Bugün Türkiye’nin susuz kalma riskini konuşucaz çünkü Türkiye su stresi yaşayan bir ülke. 14 Mart’ta yayımlanan ikinci Ulusal Su Planı da bunu açıkça ortaya koyuyor. Ama plan aynı zamanda iktidarın bu durumu yönetemediğini de ortaya koyuyor. Çünkü Türkiye’nin su gerçeği yıllardır belgelerle, şura kararlarıyla, planlarla ortaya konuluyor. Örneğin, 2019–2023 Ulusal Su Planı açıkça uyarıyordu. Türkiye’nin gelecekte su sıkıntısı çeken, su stresi yaşayan bir ülke olabileceğini söylüyordu. Yıl 2023 oldu. Su Yönetimi Özel İhtisas Raporu da dedi ki: Türkiye sanıldığı gibi su zengini bir ülke değil! Rapora göre kişi başına düşen su 1.313 metreküp. İklim değişikliğiyle bu rakam 2030’da 757’ye, 2100’de 632’ye düşmesi bekleniyor. Yani risk de çözümler de yeni değil. Belgeler ortada. Sorun biliniyor ama yönetilmiyor. Kuraklığın da etkisiyle bugünkü duruma gelindi.” dedi. “Tarımsal sulama verimliliği hangi teşvik ve yasal araçlarla gerçekleştirilecek” Türkiye’de suyun yüzde 79’unun tarımda kullanıldığına dikkat çeken Rızvanoğlu, “Gelin yakından bakalım. Tarım… Suyun %79’u burada kullanılıyor. Ne diyorlar. Sulama verimliliğini %52’den 2030’a kadar %60’a çıkaracağız diyorlar. Yüzde sekizlik bu artış oranı yeterli mi? Nasıl yapacaksınız? Şu ana kadar neden yapmadınız? Bundan sonra hangi teşvikle, hangi yasal araçla yapacaksınız? Cevap yok.” eleştirisinde bulundu. “Su kaynakları rant tehdidi altında” İktidarın suya yaklaşımını da eleştiren Rızvanoğlu, suyun hâlâ yalnızca ekonomik bir kaynak olarak değerlendirildiğini belirterek şunları söyledi:” Ve daha temel bir yaklaşım sorunu var. Su hâlâ ekonomik bir kaynak gibi görülüyor. Oysa dünyada yaklaşım, ekosistem ve hak temelli. Ama iktidarda bu anlayış yok. Sahada örneklerini görüyoruz: Çanakkale’nin tek içme suyu kaynağı olan Atikhisar Barajı’nın su toplama havzasında, baraja 1,4 ve 4,5 kilometre mesafede maden projeleri planlanıyor. uluslararası koruma statüsüne sahip Seyfe Gölü’nün su toplama havzasının yüzde 94’ü madencilik ruhsatlarıyla kaplanmış durumda. Aslında Devletin su yönetimi raporu açık: ‘Maden ruhsatı verilirken yeraltı sularına etkiler dikkate alınmalı.’ Peki uygulamada ne oluyor? Tam tersi yapılıyor. Yani sorun sadece tespit değil, tercih meselesi. Mesele, siyasi irade meselesi.” ifadesini kullandı. “Su Kanunu ve Taşkın Kanunu acilen çıkarılmalı” Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaklaşımının net olduğunu belirten Rızvanoğlu, Türkiye’nin zaman kaybedecek lüksü olmadığını vurguladı: “Suyu korumak için Su Kanunu ve Taşkın Kanunu derhal çıkarılmalıdır. Ama kanun taslakları kasalarda saklanamaz. Kapalı kapılar ardında hazırlanamaz.” Hazırlık sürecinin şeffaf olması gerektiğini belirten Rızvanoğlu, bilim insanlarının, yerel yönetimlerin ve sivil toplumun sürece dahil edilmesi gerektiğini söyledi. “Başka bir su yönetimi mümkün” Rızvanoğlu, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Bu kanunların özü; havza temelli, koruyan ve ekosistemi merkeze alan bir yönetim anlayışına dayanmalıdır. Buradan açıkça söylüyoruz: Türkiye’yi su fakiri bir ülke haline getirmeyeceğiz. Başka bir su yönetimi mümkün.”

Suyumuz Azalıyor, Tarım Tehdit Altında! Haber

Suyumuz Azalıyor, Tarım Tehdit Altında!

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Dünya su günü nedeniyle basın açıklaması yaptı. Dünyada yaşanan su krizinin tarımsal üretimi ve gıda güvenliğini tehdit ettiğini belirten Bayraktar, açıklamasını şöyle sürdürdü; “1993 yılından bu yana her yıl 22 Mart’ta kutlanan Dünya Su Günü, tatlı suyun önemine dikkat çekmek ve 2 milyardan fazla insanın güvenli suya erişimi olmadığı konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen küresel bir etkinliktir. Birleşmiş Milletler tarafından her yıl farklı bir tema belirlenmekte olup, 2026 yılı teması ise ‘Su ve Cinsiyet’ olarak açıklandı. Su, yalnızca bugünün değil gelecek nesillerin de yaşam güvencesidir. Bu nedenle suyun korunması, doğru yönetilmesi ve sürdürülebilir kullanımı tüm ülkeler için hayati bir sorumluluktur. Ancak ne yazık ki su kaynaklarının hızla azaldığı, iklim değişikliğinin etkilerinin her geçen gün daha ağır hissedildiği bir dönemdeyiz.” “Küresel su krizi tarımı ve gıda güvenliğini tehdit ediyor” “Birleşmiş Milletler tarafından yapılan değerlendirmeler, dünyada giderek derinleşen su krizinin artık yalnızca çevresel bir sorun olmadığını, aynı zamanda küresel ekonomi, gıda güvenliği ve siyasi istikrar açısından ciddi riskler oluşturduğunu ortaya koyuyor. Bu durum, özellikle tarım sektörü üzerinde büyük bir baskı yaratıyor. Modern tarımda su ve bitki besin maddeleri birbirinden ayrı düşünülemez; yeterli su olmadan bitkiler besin maddelerini etkin şekilde kullanamaz, bu da verim kayıplarına ve gıda üretiminde istikrarsızlığa yol açar. Günümüzde dünya tarım arazilerinin ise yaklaşık yüzde 40’ı su kıtlığı tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor. Bir bölgede yaşanan su kıtlığı yalnızca yerel üretimi değil, uluslararası gıda fiyatlarını, ticaret dengelerini ve jeopolitik ilişkileri de etkileyebilecek sonuçlar doğuruyor. Dünya genelinde tatlı su kullanımının yaklaşık yüzde 69’u tarım sektöründe gerçekleşiyor. Bu nedenle suyun verimli kullanılması tarımın sürdürülebilirliği açısından kritik bir önem taşıyor. Tarım ve gübre sektöründe geliştirilen hassas tarım teknolojileri, bitki besin maddelerinin su mevcudiyetine göre uygulanmasını sağlayarak hem kaynak israfını azaltmakta hem de su kullanım verimliliğini artırıyor. Bunun yanında bitkilerin besin alımını artırırken su ihtiyacını azaltan yüksek verimli gübrelerin geliştirilmesi, çiftçilere yönelik eğitim programlarının yaygınlaştırılması ve toprak sağlığını güçlendiren uygulamaların desteklenmesi de önem kazanıyor. Gelecekte gıda sistemlerinin dayanıklılığı, su–besin–gıda ilişkisinin doğru yönetilmesine bağlıdır ve bu nedenle su kaynaklarının korunması ile sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması hayati bir gereklilik haline geldi.” “Suyumuz azalıyor, tarım tehlike altında” “Dünya nüfusunun hızla artması gıda talebini artırıyor, bu durum ise tarımsal üretimde su ihtiyacını daha da büyütüyor. Dünyada kullanılan suyun en büyük kısmı tarım sektöründe kullanılmasının yanı sıra evsel ve sanayi kullanımının artması da su kaynakları üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Türkiye’de teknik ve ekonomik olarak sulanabilir arazi miktarı yaklaşık 8,5 milyon hektardır. Gelişen teknoloji ile bu alanın 10,5 milyon hektara çıkabileceği öngörülüyor. Ancak bugün itibarıyla brüt olarak 7,28 milyon hektar alan sulamaya açıldı. Geriye kalan 1,22 milyon hektarlık alanın sulamaya açılması için gerekli yatırımların hızlandırılması büyük önem taşıyor. Ülkemizin yıllık 112 milyar metreküp kullanılabilir su potansiyeli bulunuyor. Kullandığımız suyun yaklaşık yüzde 79’u tarımsal sulamada tüketiliyor. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı yaklaşık 1301 metreküp seviyesindedir. Bu rakam, Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığını açıkça gösteriyor. Diğer taraftan nüfus artışı ve iklim değişikliği dikkate alındığında su kaynaklarımız üzerindeki baskı her geçen yıl daha da artıyor. Bu tablo, suyun tarım için ne kadar hayati olduğunun yanı sıra tarımda doğru ve modern sulama sistemlerine daha çok önem vermemiz gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.” “İklim krizi en fazla çiftçiyi etkiliyor” “İklim değişikliği yağış rejimini değiştiriyor, kuraklığı artırıyor ve su kaynaklarını tehdit ediyor. Bu durumdan en fazla etkilenen sektör ise şüphesiz tarım sektörü oluyor. Bunun bir örneğine geçtiğimiz haftalarda Aydın ili ziyaretimizde şahit olduk. Aydın'da şubat ayında etkili olan aşırı yağışlar ve Büyük Menderes Nehri'nin taşması sonucu, başta Söke Ovası olmak üzere binlerce dönüm tarım arazisi sular altında kalarak büyük çaplı maddi zarara yol açtı. İklim değişikliğiyle birlikte yağış rejiminin düzensizleşmesi, Aydın'da olduğu gibi ani ve şiddetli taşkınları kaçınılmaz kılıyor; bu nedenle modern taşkın kontrolünde artık sadece beton setler değil, doğa tabanlı çözümler ve erken uyarı sistemleri ön plana çıkıyor. Su akışını yavaşlatmak için üst havzalarda ağaçlandırma ve teraslama yapılırken, şehir ve tarım alanlarında suyun tahliyesini hızlandıracak akıllı drenaj kanalları ile nehir yataklarının ekosistemi bozmadan genişletilmesi hayati önem taşıyor. Bir diğer konu ise eski ve verimsiz sulama kanalları yenilenmeli, sulama altyapısı modernize edilmelidir. Böylece mevcut su kaynaklarından daha fazla verim alınması mümkün olacaktır.” “Sulu tarım giderek daha maliyetli hale geliyor, yüzde 50 oranında desteklenmelidir” “İklim değişikliğiyle birlikte artan sıcaklıklar bitkilerin su ihtiyacını artırırken, sulama ücretlerinde yaşanan artışlar çiftçilerimizi zor durumda bırakıyor. Elektrik ve mazot fiyatlarındaki yükselişle birlikte sulu tarım giderek daha maliyetli hale geliyor. Bu nedenle 2023 yılında uygulandığı gibi tarımsal sulama amaçlı su kullanım hizmet bedelinin yüzde 50 oranında desteklenmesi gerekiyor. Çiftçilerimizin üretimde kalabilmesi için bu desteklerin sürdürülmesi artık bir zorunluluktur.” “Modern sulama sistemleri acilen yaygınlaştırılmalıdır” “Su ihtiyacı karşısında mevcut kaynakların daha verimli kullanılması gerekiyor. Bitkilerde verim kaybına ve toprakta tuzlanmaya yol açan vahşi sulama yöntemleri artık terk edilmelidir. Modern sulama sistemleri hem su tasarrufu sağlamakta hem de üretim verimliliğini artırıyor. Ancak yüksek maliyetler nedeniyle çiftçilerimizin bu sistemlere geçişi oldukça zorlaştı. Bu nedenle modern sulama sistemleri için verilen teşviklerin ve uygun kredi imkânlarının artırılması büyük önem taşıyor.” “Su geleceğimizdir” “Su yalnızca bir doğal kaynak değil, aynı zamanda gıda güvenliğinin ve tarımsal üretimin temelidir. Su yönetiminde yapılacak her hata, doğrudan tarımsal üretimi ve çiftçilerimizin geleceğini etkiliyor. Bu nedenle su kaynaklarının korunması, verimli kullanılması ve çiftçilerimizin üretimde kalabilmesi için gerekli tüm politikaların vakit kaybetmeden hayata geçirilmesi gerekiyor. Unutulmamalıdır ki suya sahip çıkmak, geleceğe sahip çıkmaktır.”

Su Kaynaklarını Korumak, Geleceğimizi Korumaktır Haber

Su Kaynaklarını Korumak, Geleceğimizi Korumaktır

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi tarafından 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yapıldı. Şube Başkanı Merve Edizkan Cihan tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Su, yaşamın temelidir. Ancak bugün, hem dünyada hem de ülkemizde su kaynakları üzerindeki baskı her geçen gün artmakta; yanlış kullanım, plansız kentleşme, iklim değişikliği ve bilimden uzak uygulamalar su krizini derinleştirmektedir. Jeoloji mühendisliği; yeraltı sularının aranması, korunması ve sürdürülebilir yönetimi açısından kritik bir bilim dalıdır. Yeraltı suyu rezervleri, özellikle kurak ve yarı kurak iklim kuşağında yer alan ülkemiz için stratejik öneme sahiptir. Ancak ne yazık ki bu kaynaklar, yeterli bilimsel etütler yapılmadan açılan kaçak kuyular, aşırı ve kontrolsüz çekimler ile geri dönüşü zor zararlar görmektedir. Şehrimiz, yeraltı suyu açısından önemli havzalardan biri üzerinde yer almasına rağmen, son yıllarda artan su tüketimi ve bilinçsiz kullanım nedeniyle risk altındadır. Özellikle tarımsal sulamada vahşi sulama yöntemlerinin yaygınlığı, yeraltı su seviyelerinde ciddi düşüşlere neden olmaktadır. Bunun yanı sıra, sanayi ve kentsel büyümenin getirdiği baskı da su kaynaklarımızı tehdit etmektedir. Bilimsel gerçekler ışığında uyarıyoruz: Yeraltı suları sınırsız değildir; bilinçsiz kullanım geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur. Su yönetimi, mutlaka hidrojeolojik etütlere ve bilimsel planlamaya dayanmalıdır. Kaçak kuyuların önüne geçilmeli, mevcut kuyular sıkı şekilde denetlenmelidir. Tarımda modern sulama tekniklerine geçiş hızlandırılmalıdır. Ayrıca kentleşme ve sanayi planlamasında yeraltısuyu rezervi dikkate alınmalıdır, ayrıca şehrin tarımsal ürün deseni seçimi de bu yönde yapılmalıdır. İklim krizi gerçeğiyle de yüzleşmemiz gereken zamanlardan geçiyoruz. Küresel iklim değişikliği, yağış rejimlerini değiştirmekte ve kuraklık riskini artırmaktadır. Bu durum, özellikle yeraltı suyu rezervlerine olan bağımlılığı artırırken, aynı zamanda bu kaynakların daha hızlı tükenmesine yol açmaktadır. Bu nedenle su yönetimi politikaları kısa vadeli değil, uzun vadeli ve bütüncül olmalıdır. Su bir kamu hakkıdır! Su; ticari bir meta değil, herkes için eşit ve adil erişilmesi gereken temel bir yaşam hakkıdır. Bu doğrultuda su politikalarının kamu yararı gözetilerek oluşturulması, özelleştirme ve rant odaklı yaklaşımlardan uzak durulması gerekmektedir. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi olarak; Bilim ve mühendislik hizmetlerinin karar süreçlerinde etkin rol almasını, Su kaynaklarının korunmasına yönelik denetimlerin artırılmasını, Yeraltı sularının sürdürülebilir kullanımına yönelik acil eylem planlarının hayata geçirilmesini, Tüm paydaşların ortak akılla hareket etmesini talep ediyoruz. Unutulmamalıdır ki; Suyun olmadığı bir Dünya’da yaşamak düşünülemez. Su kaynaklarını korumak, geleceğimizi korumaktır."

Kuraklık ve İklim Krizine Karşı Stratejik Adım Haber

Kuraklık ve İklim Krizine Karşı Stratejik Adım

İSKİ ile TESKİ Arasında imzalanan kritik Su Protokolü ile Marmaraereğlisi’ne günlük 5 Bin Metreküp su temin edilecek Tekirdağ’ın Marmaraereğlisi ilçesinin su kapasitesini güçlendirecek önemli bir iş birliği hayata geçiriliyor. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) ile Tekirdağ Su ve Kanalizasyon İdaresi (TESKİ) arasında imzalanan protokol ile Marmaraereğlisi ilçesine günlük 5 bin metreküp içme suyu sağlanacak. Sultanköy’ün Su Sorununa Kalıcı Çözüm Silivri’de bulunan İSKİ Eğitim ve Sosyal Tesisleri’nde gerçekleştirilen imza töreniyle iki kurum arasında önemli bir altyapı iş birliği resmiyet kazandı. Protokol kapsamında, İstanbul Silivri’ye bağlı Gümüşyaka Mahallesi’nde bulunan İSKİ su alma noktasından, Tekirdağ Marmaraereğlisi Sultanköy Mahallesi’ndeki mevcut depoya su iletimi sağlanacak. Bu sayede özellikle yaz aylarında ciddi nüfus artışı yaşayan bölgede su sıkıntısının önüne geçilmesi hedefleniyor. Proje, yalnızca mevcut ihtiyacı karşılamaya yönelik değil, aynı zamanda kuraklık ve artan tüketim baskısına karşı uzun vadeli bir güvence oluşturuyor. 5.5 Kilometrelik Yeni İsale Hattı Proje kapsamında toplam 5 bin 500 metre uzunluğunda ve 400 mm çapında bir içme suyu isale hattı inşa edilecek. Hattın yaklaşık 4 kilometrelik bölümü İstanbul sınırları içerisinde İSKİ tarafından, 1.5 kilometrelik kısmı ise Tekirdağ sınırlarında TESKİ tarafından yapılacak. Çalışmanın tamamlanmasıyla birlikte Sultanköy’deki depoya günlük 5 bin metreküp su aktarımı sağlanacak. Bu miktar, bölgedeki on binlerce kişinin su ihtiyacını karşılayabilecek kapasite anlamına geliyor. Kuraklık ve İklim Krizine Karşı Stratejik Adım Özellikle yaz aylarında yoğun göç alması ile birlikte Marmaraereğlisi’nin, nüfusu dönemsel olarak 10 ila 20 katına kadar çıkabiliyor. Bu durum su tüketiminde ciddi artışlara neden oluyor. Söz konusu proje, yalnızca teknik bir altyapı yatırımı değil, aynı zamanda iklim krizine karşı alınmış stratejik bir önlem niteliği taşıyor. Artan kuraklık riski, nüfus hareketliliği ve su tüketimindeki dalgalanmalar dikkate alındığında, alternatif su temin modellerinin önemi her geçen gün artıyor. Yeni sistemin devreye girmesiyle birlikte; Bölgenin su arz güvenliği artacak, Mevcut depolama ve dağıtım sistemi desteklenecek, Yaz aylarında yaşanan kesinti riskleri azalacak Kurumlar Arası Dayanışmanın Örneği Protokol, aynı zamanda İstanbul ve Tekirdağ büyükşehir belediyeleri arasında kurulan güçlü koordinasyonun da bir göstergesi. Proje ile teknik sorumluluklar ve mali yükümlülükler net şekilde belirlenirken, uygulama sürecinin hızlı ilerlemesi hedefleniyor. Anlaşmaya göre, İSKİ tarafından yapılacak imalatların bedeli belirlendikten sonra, ilgili tutar TESKİ tarafından 15 iş günü içinde karşılanacak. Protokol, Su Temininde Önemli Bir Dönüm Noktası Projenin temel hedefinin yalnızca bugünkü su ihtiyacını karşılamak olmadığı, aynı zamanda gelecekte oluşabilecek su krizlerine karşı önceden tedbir almak olduğunu vurgulanıyor. Su yönetiminin yerel yönetimler için en kritik başlıklardan biri olduğu gerçeğinden hareketle, bu tür iş birliklerinin vatandaşların yaşam kalitesine doğrudan katkı sağladığı ifade ediliyor. İSKİ–TESKİ Su Temin Protokolü, Tekirdağ’ın özellikle kıyı ilçelerinde yaşanan su sorunlarının çözümünde önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor. Gümüşyaka’dan Sultanköy’e uzanacak yeni hat sayesinde, Marmaraereğlisi’nin su altyapısı önemli ölçüde güçlendirilmiş olacak. Candan Başkan: “Hedef Sadece Bugün Değil, Gelecek” Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, protokol imza töreninde yaptığı konuşmada su krizinin yalnızca bugünün değil, geleceğin de en önemli meselelerinden biri olduğuna dikkat çekti. Başkan Yüceer, Tekirdağ’ın su kaynakları açısından sınırlı bir kent olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Su varlığı açısından zengin bir şehir değiliz. Bugün su ihtiyacımızın yaklaşık yüzde 88’ini yer altı sularından karşılamak zorundayız. Ancak iklim krizi derinleşirken, nüfus ve yaşam alanları büyürken suya olan ihtiyaç her geçen gün artıyor. Marmaraereğlisi özellikle yaz aylarında çok yoğun bir nüfus hareketliliği yaşıyor. İlçenin nüfusu dönemsel olarak 10 ila 20 katına kadar çıkabiliyor. Bu durum su ihtiyacında ciddi sıçramalara neden oluyor. Geçmişten gelen plansız yapılaşma da altyapı üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. “Bu Sadece Bir Protokol Değil” Dolayısıyla bugün burada yaptığımız sıradan bir teknik anlaşma değil, burada attığımız imza sadece bir protokol imzası değildir. Bu, vatandaşın en temel hakkı olan suya erişimi güvence altına alma iradesidir.” dedi. Günlük 5 Bin Metreküp Su: On Binlerce Kişiye Yetecek Proje ile sağlanacak günlük 5 bin metreküplük su kapasitesinin önemine dikkat çeken Başkan Yüceer, suyun bilinçli kullanımının da kritik olduğunu söyledi. Kişi başı tüketim üzerinden örnek veren Yüceer, şu değerlendirmede bulundu: Günlük 150 litre tüketimle yaklaşık 33 bin kişiye, tasarruflu kullanımda 50 bin kişiye, aşırı tüketimde ise yalnızca 25 bin kişiye su sağlanabileceğini dile getirdi. “Suyun Her Damlasında Emek Var” Suyun insan hayatı için ne kadar değerli olduğunu anlatmama gerek olmadığını ifade eden Başkan Yüceer, “Hayati öneme sahip suyumuzu temin etme sürecinin her aşamasında, suyun her damlasında yoğun bir emek var. Lütfen musluklardan su akarken de bu emeği hatırlayalım. Çünkü su kendiliğinden gelmiyor. Her damlasının arkasında planlama, yatırım ve büyük bir emek var. Tüm bunların ışığında bugün yaptığımız bu protokol ile su temininde dev bir adım daha atıyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Sayın Nuri Aslan’a, İSKİ Genel Müdürü Sayın Doç. Dr. Şafak Başa’ya, TESKİ Genel Müdürümüz Sayın Dr. Onur Özgül’e ve emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarımıza işbirlikleri için teşekkür ediyorum. Hayırlı olsun” diye konuştu.

İzmir’de Yağmur Suyu Hasadı Yaygınlaşıyor Haber

İzmir’de Yağmur Suyu Hasadı Yaygınlaşıyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi, iklim krizi ve kuraklık tehdidine karşı hizmet binalarında yağmur suyu hasadı uygulamalarını yaygınlaştırıyor. Çatılara kurulan depolarda biriktirilen yağmur suları yeniden kullanılarak şebeke suyuna olan bağımlılık azaltılıyor, su kaynakları korunuyor. Son olarak ESHOT, İzmir Doğal Yaşam Parkı ve Buca Kaynaklar Mezarlığı’nda yağmur suyu hasadı sistemleri devreye alındı. Uygulamanın kısa süre içinde 32 hizmet binasında daha hayata geçirilmesi planlanıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, iklim değişikliği ve kuraklığın artırdığı su stresine karşı, belediyeye ait hizmet binalarında yağmur suyu hasadı uygulamalarını yaygınlaştırıyor. İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı ile Fen İşleri Dairesi Başkanlığı’nın ilgili birimlerle iş birliği içinde yürütülen çalışmalar kapsamında toplanan yağmur suları; park ve bahçe sulamasında, bina temizliğinde, teknik bakımda ve çeşitli hizmet alanlarında değerlendirilerek şebeke suyundan tasarruf ediliyor. Çalışmalar kapsamında Celal Atik Spor Salonu, Kültürpark Tenis Kortu, HİM Binası ve Eşrefpaşa Hastanesi’nde yağmur suyu hasadı sistemleri kuruldu. ESHOT Gediz Ağır Bakım Tesisleri, Doğal Yaşam Parkı ve Buca Kaynaklar Mezarlığı’nda da sistem devreye alındı. Mezarlıkların suyu da yağmurdan Yağmur suyu hasadı uygulamasının yaygınlaştırılacağı alanlardan biri de mezarlıklar oldu. Buca Kaynaklar Mezarlığı’nda başlatılan uygulamayla depolarda biriken yağmur suları; mezarlık alanlarının sulanmasında, bitki bakımında, mezar taşları ile gasilhanelerin temizliğinde kullanılıyor. Mezarlıklar Dairesi Başkanı Ali Kemal Elitaş, İzmir genelinde 30 ilçedeki mezarlıklarda çalışmaları sürdürdüklerini belirterek, kuraklığın artık ciddi bir tehdit haline geldiğini vurguladı. Elitaş, kent genelinde köyler dahil 2 bin 500 mezarlık parseli bulunduğunu ifade ederek, köy mezarlıklarında da yağmur suyu tanklarıyla sistemli bir uygulama yürütmeyi hedeflediklerini söyledi. Toplanan suların yeniden kullanılmasıyla hem önemli ölçüde su tasarrufu sağlanacağını hem de ekonomik katkı elde edileceğini belirten Elitaş, uygulamanın küresel iklim krizine karşı su kaynaklarının korunmasına da destek olacağını kaydetti. ESHOT ve Doğal Yaşam Parkı’nda aktif kullanım Yağmur suyu hasadı, ESHOT Gediz Ağır Bakım Tesisleri’nde de devreye alındı. Hasat edilen yağmur suları; motor alt yıkama, parça temizliği ve güneş panellerinin yıkanmasında kullanılarak şebeke suyu tüketimi azaltılıyor. İzmir Doğal Yaşam Parkı’nda kurulan tank sistemleri sayesinde ise 130 türde, 1.500’ü aşkın yaban hayvanının bulunduğu alandaki barınakların temizliği yağmur suyu ile gerçekleştiriliyor. Böylece hem doğal kaynaklar korunuyor hem de sürdürülebilir su yönetimine katkı sağlanıyor. “Yağmur suyu hasadı önemli” Su yönetimi ve su kaynaklarının verimli kullanılması amacıyla oluşturulan İzmir Büyükşehir Belediyesi Su Kurulu üyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celalettin Şimşek, yürütülen çalışmaların kuraklıkla mücadelede önemli bir adım olduğunu belirtti. İzmir’de son iki yıldır kuraklığa bağlı sorunlar yaşandığını hatırlatan Şimşek, özellikle bin metrekarenin üzerindeki kamu binalarına yerleştirilen yağmur suyu depolarının su tasarrufuna somut katkı sunduğunu ifade etti. Toplanan suların bina temizliği ile park ve bahçelerin sulanmasında kullanıldığını kaydeden Şimşek, bu alanlarda içme suyu yerine alternatif kaynakların değerlendirilmesinin kritik olduğunu vurguladı. Uygulamanın yaygınlaştırılması halinde içme suyu tüketiminde yaklaşık yüzde 10 oranında tasarruf sağlanabileceğine dikkat çeken Şimşek, bunun kent ölçeğinde kayda değer bir kazanım olacağını söyledi. “Yeni imara açılacak bölgelerde uygulanmalı” İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluğundaki park ve bahçelerin genişliğine işaret eden Şimşek, bu alanlarda hasat edilen yağmur suyunun kullanılmasıyla su kaynakları üzerindeki baskının azaltılabileceğini belirtti. Özellikle yeni imara açılan bölgelerde ve inşa edilecek yapılarda yağmur suyu hasadı sistemlerinin zorunlu hale getirilmesinin uzun vadede ciddi tasarruf sağlayacağını ifade etti. Çok sayıda hizmet binasına depo yerleştirildi Yağmur suyu hasadı uygulaması; İzmir Doğal Yaşam Parkı, Celal Atik Spor Salonu, Kültürpark Kapalı Tenis Kortu, HİM binası, Eşrefpaşa Hastanesi, ESHOT Gediz Atölyesi ve Buca Kaynaklar Mezarlığı’nda devreye alındı. Zeytinlik Hizmet Binası, Makine İkmal Yerleşkesi, MTK Park Bahçeler Birimi, Mürselpaşa Trafik İşleri Müdürlüğü, Atlas Pavyonu, İsmet İnönü Sanat Merkezi, Gençlik Tiyatrosu, İlber Ortaylı Kütüphanesi, İzmir İtfaiyesi Toros Yerleşkesi, İzmir İtfaiyesi Toros Yerleşkesi, Buca Toros’taki Bilgi İşlem Binası ile İzmir Ulaşım Merkezi’nde (İZUM) ise yağmur suyu depolarının kurulumu sürüyor. Öte yandan Eski İZFAŞ binası, Oğuzlar Ek Hizmet Binası, 30 ilçedeki itfaiye binaları da önümüzdeki süreçte sisteme dahil edilecek.

Manisa’nın İklim Haritası Ortak Akılla Güncelleniyor Haber

Manisa’nın İklim Haritası Ortak Akılla Güncelleniyor

Manisa Büyükşehir Belediyesi, Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı’nı (SECAP) güncellemek ve kapsamını genişletmek amacıyla geniş katılımlı bir paydaş toplantısı düzenledi. Toplantıda, iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda atılacak yeni adımlar ele alındı. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu tarafından imzalanan Küresel Belediye Başkanları Sözleşmesi (GCoM) ile Manisa, 2050 yılına kadar net-sıfır emisyon hedefi doğrultusunda uluslararası taahhüt altına girdi. Bu çerçevede güncellenecek Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı (SECAP) ile kentte karbon emisyonlarının azaltılması, iklim krizine uyum kapasitesinin artırılması ve dirençli şehir modelinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Güncelleme ve genişletme çalışmaları kapsamında geniş katılımlı bir paydaş toplantısı düzenlendi. Toplantıya, Manisa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Burak Deste, daire başkanları, şube müdürleri, Manisa Valiliği, il ve bölge müdürlükleri, Manisa Celal Bayar Üniversitesi, sanayi ve ticaret odaları, organize sanayi bölgeleri temsilcileri ve sivil toplum kuruluşları katıldı. SECAP Ortak Akılla Şekillendiriliyor Toplantıda, kentin karbon salımının azaltılmasına ve iklim direncinin artırılmasına yönelik yol haritası ele alındı. Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı’nın (SECAP) yalnızca teknik bir belge değil, şehrin tüm paydaşlarının katkısıyla oluşturulan stratejik bir yol haritası olması gerektiği dile getirildi. Manisa’nın tarım, sanayi ve su kaynakları üzerindeki iklim kırılganlıkları değerlendirilirken; enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımları ve uyum stratejilerine yönelik sektörel öneriler masaya yatırıldı. Hazırlanacak güncel planın, Manisa’nın uluslararası finansman ve teknik destek mekanizmalarına erişimini güçlendirmesi ve kurumlar arası veri paylaşımını artıracak bir iletişim ağı oluşturması hedefleniyor. “Bu Süreç Manisa’nın Geleceğini Belirleyecek” Toplantıda konuşan Genel Sekreter Burak Deste, sürecin yalnızca teknik bir güncelleme olmadığını belirterek şunları söyledi: “Bugün burada sadece bir planı revize etmek için değil, Manisa’nın önümüzdeki yıllarını şekillendirmek için bir aradayız. İklim krizi artık uzak bir tehdit değil, tarımımızı, sanayimizi ve su kaynaklarımızı doğrudan etkileyen somut bir gerçek. Bu nedenle SECAP’ı bir çevre projesi olarak değil, sürdürülebilir kalkınmanın temel unsuru olarak görüyoruz. 2050 net-sıfır hedefi doğrultusunda kurumsal yapımızı güçlendirdik ve İklim Değişikliği Komitesi’ni oluşturduk. Ortak akılla risk alanlarını belirleyecek, kırılganlık haritamızı çıkaracak ve uygulanabilir çözümler geliştireceğiz. Atacağımız her adım, Manisa’nın geleceğini güvence altına almak için olacak” ifadelerini kullandı. Manisa Büyükşehir Belediyesi, bilimsel veriler ve güçlü iş birlikleri doğrultusunda yürütülen çalışmalarla kentin iklim dostu ve dirençli bir yapıya kavuşması için süreci kararlılıkla sürdürüyor.

Istrancalar Delik Deşik Ediliyor! Haber

Istrancalar Delik Deşik Ediliyor!

Cumhuriyet Halk Partisi Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu, Istranca Dağları’nda devam eden Rüzgar Enerji Santrali (RES) projelerine sert tepki gösterdi. Mahkeme kararları ve bilirkişi raporlarına rağmen devam eden çalışmaları "doğa katliamı" olarak nitelendiren Gündoğdu, 200 bin ağacın kesileceğini vurguladı. ​Kırklareli’nin "akciğerleri" olarak bilinen Istrancalar bölgesindeki RES projeleri, TBMM gündemine taşındı. Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu, Vize ilçesine bağlı köylerde sürdürülen projelerin hukuka ve bilime aykırı olduğunu belirterek, yetkilileri hesap vermeye çağırdı. ​Mahkeme Kararı Dinlenmiyor ​Gündoğdu; Kömürköy, Akpınar, Okçular ve Evrenli köyleri ile Çakıllı beldesini kapsayan projeler hakkında verilen iptal kararlarının hiçe sayıldığını belirtti. Bilirkişi raporlarının "Orman alanında RES olmaz, su kaynakları ve tarım çöker" demesine rağmen iş makinelerinin bölgeden çekilmediğini ifade etti. ​"200 Bin Ağaç Kesiliyor" ​Projenin çevresel maliyetinin telafi edilemez boyutlarda olduğunu savunan Gündoğdu, konuşmasında şu çarpıcı ifadelere yer verdi: ​"200 bin ağaç kesiliyor, geleceğimiz budanıyor. Bölge halkının iradesi yok sayılırken hukuk askıya alınıyor. Bu proje bir yatırım değil, Kırklareli'nde canlı yaşamın sonudur. Doğaya karşı açık bir saldırı gerçekleştiriliyor." ​Bilim ve Halk "Hayır" Diyorsa Kim "Evet" Diyor? ​Sivil toplum kuruluşlarının projede "kamu yararı" görmediğini hatırlatan Milletvekili, iktidarın "talan siyaseti" izlediğini iddia etti. Gündoğdu, bölge halkının RES'lerle iç içe yaşamasının mümkün olmadığını, ekosistemin geri dönülemez bir yara aldığını belirterek, sorumluların en kısa sürede yargı önünde hesap vereceğini vurguladı.

Sapanca Gölü’ne Koruma Kalkanı Haber

Sapanca Gölü’ne Koruma Kalkanı

Kayıp kaçağın en yüksek olduğu Akyazı, Hendek ve Sapanca’yı 108 kilometrelik altyapı ağıyla kalkan oluşturacak projenin ilk etabı için ihale gerçekleştirildi. Sapanca Gölü, dere yatakları, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının her bir damlasının kesintisiz takibini kapsayan projede Akyazı ile Hendek’ten sonra Sapanca’daki içme suyu ve kolektör hattının inşasıyla yeni bir dönem başlayacak. Sakarya Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ), şehrin su geleceğini garanti altına almak ve altyapıyı güçlendirmek için büyük bir yatırımı daha hayata geçiriyor. Akyazı, Hendek ve sonra Sapanca Su kaybının fazla olduğu tespit edilen Akyazı, Hendek ve Sapanca ilçelerini kapsayan dev proje ile içme suyu hatları yenilenirken, şehrin gözbebeği Sapanca Gölü ve mevcut su kaynakları da koruma altına alınacak. Akyazı ve Hendek’te inşa edilecek 63 kilometrelik güçlü içme suyu altyapısı ve 34 farklı sanat yapısı şehrin su kayaklarından alınan her damla suyun vatandaşın çeşmesine ulaşana kadarki yolculuğu kayıpsız gerçekleşecek. Projenin birinci etabı için ihale 29 Ocak’ta gerçekleştirildi ve teklifler alındı. Sürecin bitmesinden hemen sonra ilk kazma vurulacak. “Her damla suyun takibini yapacağız” Başkan Alemdar, “Gölü koruyacak, su kaynaklarının musluklara ulaştığı süreçte kayıp kaçağı minimum seviyelere indirecek projemiz için süreç başladı. İçme suyu altyapımız bu adımla birlikte ciddi bir güç kazanacak. Şehrimizin göz bebeği Sapanca Gölü’nden her damla suyun ulaştığı noktaya kadar takibini yapmaya, bir damla suyun dahi israfını önlemek için gayretle çalışmaya devam edeceğiz. Bu konu önümüzdeki en hayati meselelerden biri olarak öncelikli gündemimizdir. Altyapıda gerekli adımları atarken, gölümüzü bir uçtan diğer uca koruma altına almak için gerekli süreci başlattık.” dedi. Akyazı ve Hendek’e 64 bin metre alt yapı Hatlarda sık sık arızaların yaşandığı ve su kayıplarının yüksek olduğu bölgelerde yapılacak çalışmayla iki ilçede toplam 27 mahallenin kayıp oranı minimuma inecek. Akyazı’ya 28 bin metrelik hat ile 14 sanat yapısı, Hendek’e ise 35 bin metrelik hat ile 20 sanat yapısı inşa edilecek. Atık sular göle karışmayacak Projenin ilk etabının toplamı ise 63 bin metre ile 34 sanat yapısını kapsayacak ve sonraki etapta ise Sapanca’ya 45 bin metre yeni içme suyu hattı ile atık suların göle karışmasını engelleyecek 9 bin metre kolektör hattı kazandırılacak. Proje bittiğinde Sakarya’nın alt yapı ağı 108 kilometrelik alt yapıyla örülmüş olacak. Böylece su kayıplarının önüne geçilecek ve atık suların göl havzasına karışması tamamen engellenecek.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.