Cumhuriyet Halk Partisi Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı.
Haber Giriş Tarihi: 22.03.2026 22:09
Haber Güncellenme Tarihi: 22.03.2026 22:12
Kaynak:
Haber Merkezi
https://www.kirsalhaber.com/
Cumhuriyet Halk Partisi Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada Türkiye’nin giderek derinleşen su krizine dikkat çekti. “Risk de çözümler de yeni değil. Belgeler ortada. Sorun biliniyor ama yönetilmiyor” diyen Rızvanoğlu, su kaynaklarının giderek artan biçimde rant baskısı altında olduğunu ifade etti. Ekosistem temelli bir su yönetimini savunan Rızvanoğlu, “Su Kanunu ve Taşkın Kanunu acilen çıkarılmalı. Türkiye’yi su fakiri bir ülke haline getirmeyeceğiz. Başka bir su yönetimi mümkün” dedi.
“Risk de çözümler de yeni değil. Belgeler ortada. Sorun biliniyor ama yönetilmiyor”
Rızvanoğlu, Türkiye’nin “su stresi yaşayan bir ülke” olduğunu vurgulayarak sorunun ilktidar tarafından bilindiğini ama yönetilmediğini söyleyerek, “Bugün 22 Mart Dünya Su Günü. Bugün Türkiye’nin susuz kalma riskini konuşucaz çünkü Türkiye su stresi yaşayan bir ülke. 14 Mart’ta yayımlanan ikinci Ulusal Su Planı da bunu açıkça ortaya koyuyor. Ama plan aynı zamanda iktidarın bu durumu yönetemediğini de ortaya koyuyor. Çünkü Türkiye’nin su gerçeği yıllardır belgelerle, şura kararlarıyla, planlarla ortaya konuluyor. Örneğin, 2019–2023 Ulusal Su Planı açıkça uyarıyordu. Türkiye’nin gelecekte su sıkıntısı çeken, su stresi yaşayan bir ülke olabileceğini söylüyordu. Yıl 2023 oldu. Su Yönetimi Özel İhtisas Raporu da dedi ki: Türkiye sanıldığı gibi su zengini bir ülke değil! Rapora göre kişi başına düşen su 1.313 metreküp. İklim değişikliğiyle bu rakam 2030’da 757’ye, 2100’de 632’ye düşmesi bekleniyor. Yani risk de çözümler de yeni değil. Belgeler ortada. Sorun biliniyor ama yönetilmiyor. Kuraklığın da etkisiyle bugünkü duruma gelindi.” dedi.
“Tarımsal sulama verimliliği hangi teşvik ve yasal araçlarla gerçekleştirilecek”
Türkiye’de suyun yüzde 79’unun tarımda kullanıldığına dikkat çeken Rızvanoğlu, “Gelin yakından bakalım. Tarım… Suyun %79’u burada kullanılıyor. Ne diyorlar. Sulama verimliliğini %52’den 2030’a kadar %60’a çıkaracağız diyorlar. Yüzde sekizlik bu artış oranı yeterli mi? Nasıl yapacaksınız? Şu ana kadar neden yapmadınız? Bundan sonra hangi teşvikle, hangi yasal araçla yapacaksınız? Cevap yok.” eleştirisinde bulundu.
“Su kaynakları rant tehdidi altında”
İktidarın suya yaklaşımını da eleştiren Rızvanoğlu, suyun hâlâ yalnızca ekonomik bir kaynak olarak değerlendirildiğini belirterek şunları söyledi:” Ve daha temel bir yaklaşım sorunu var. Su hâlâ ekonomik bir kaynak gibi görülüyor. Oysa dünyada yaklaşım, ekosistem ve hak temelli. Ama iktidarda bu anlayış yok. Sahada örneklerini görüyoruz: Çanakkale’nin tek içme suyu kaynağı olan Atikhisar Barajı’nın su toplama havzasında, baraja 1,4 ve 4,5 kilometre mesafede maden projeleri planlanıyor. uluslararası koruma statüsüne sahip Seyfe Gölü’nün su toplama havzasının yüzde 94’ü madencilik ruhsatlarıyla kaplanmış durumda. Aslında Devletin su yönetimi raporu açık: ‘Maden ruhsatı verilirken yeraltı sularına etkiler dikkate alınmalı.’ Peki uygulamada ne oluyor? Tam tersi yapılıyor. Yani sorun sadece tespit değil, tercih meselesi. Mesele, siyasi irade meselesi.” ifadesini kullandı.
“Su Kanunu ve Taşkın Kanunu acilen çıkarılmalı”
Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaklaşımının net olduğunu belirten Rızvanoğlu, Türkiye’nin zaman kaybedecek lüksü olmadığını vurguladı: “Suyu korumak için Su Kanunu ve Taşkın Kanunu derhal çıkarılmalıdır. Ama kanun taslakları kasalarda saklanamaz. Kapalı kapılar ardında hazırlanamaz.”
Hazırlık sürecinin şeffaf olması gerektiğini belirten Rızvanoğlu, bilim insanlarının, yerel yönetimlerin ve sivil toplumun sürece dahil edilmesi gerektiğini söyledi.
“Başka bir su yönetimi mümkün”
Rızvanoğlu, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Bu kanunların özü; havza temelli, koruyan ve ekosistemi merkeze alan bir yönetim anlayışına dayanmalıdır. Buradan açıkça söylüyoruz: Türkiye’yi su fakiri bir ülke haline getirmeyeceğiz. Başka bir su yönetimi mümkün.”
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Su Kanunu ve Taşkın Kanunu Acilen Çıkarılmalı!
Cumhuriyet Halk Partisi Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı.
Cumhuriyet Halk Partisi Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada Türkiye’nin giderek derinleşen su krizine dikkat çekti. “Risk de çözümler de yeni değil. Belgeler ortada. Sorun biliniyor ama yönetilmiyor” diyen Rızvanoğlu, su kaynaklarının giderek artan biçimde rant baskısı altında olduğunu ifade etti. Ekosistem temelli bir su yönetimini savunan Rızvanoğlu, “Su Kanunu ve Taşkın Kanunu acilen çıkarılmalı. Türkiye’yi su fakiri bir ülke haline getirmeyeceğiz. Başka bir su yönetimi mümkün” dedi.
“Risk de çözümler de yeni değil. Belgeler ortada. Sorun biliniyor ama yönetilmiyor”
Rızvanoğlu, Türkiye’nin “su stresi yaşayan bir ülke” olduğunu vurgulayarak sorunun ilktidar tarafından bilindiğini ama yönetilmediğini söyleyerek, “Bugün 22 Mart Dünya Su Günü. Bugün Türkiye’nin susuz kalma riskini konuşucaz çünkü Türkiye su stresi yaşayan bir ülke. 14 Mart’ta yayımlanan ikinci Ulusal Su Planı da bunu açıkça ortaya koyuyor. Ama plan aynı zamanda iktidarın bu durumu yönetemediğini de ortaya koyuyor. Çünkü Türkiye’nin su gerçeği yıllardır belgelerle, şura kararlarıyla, planlarla ortaya konuluyor. Örneğin, 2019–2023 Ulusal Su Planı açıkça uyarıyordu. Türkiye’nin gelecekte su sıkıntısı çeken, su stresi yaşayan bir ülke olabileceğini söylüyordu. Yıl 2023 oldu. Su Yönetimi Özel İhtisas Raporu da dedi ki: Türkiye sanıldığı gibi su zengini bir ülke değil! Rapora göre kişi başına düşen su 1.313 metreküp. İklim değişikliğiyle bu rakam 2030’da 757’ye, 2100’de 632’ye düşmesi bekleniyor. Yani risk de çözümler de yeni değil. Belgeler ortada. Sorun biliniyor ama yönetilmiyor. Kuraklığın da etkisiyle bugünkü duruma gelindi.” dedi.
“Tarımsal sulama verimliliği hangi teşvik ve yasal araçlarla gerçekleştirilecek”
Türkiye’de suyun yüzde 79’unun tarımda kullanıldığına dikkat çeken Rızvanoğlu, “Gelin yakından bakalım. Tarım… Suyun %79’u burada kullanılıyor. Ne diyorlar. Sulama verimliliğini %52’den 2030’a kadar %60’a çıkaracağız diyorlar. Yüzde sekizlik bu artış oranı yeterli mi? Nasıl yapacaksınız? Şu ana kadar neden yapmadınız? Bundan sonra hangi teşvikle, hangi yasal araçla yapacaksınız? Cevap yok.” eleştirisinde bulundu.
“Su kaynakları rant tehdidi altında”
İktidarın suya yaklaşımını da eleştiren Rızvanoğlu, suyun hâlâ yalnızca ekonomik bir kaynak olarak değerlendirildiğini belirterek şunları söyledi:” Ve daha temel bir yaklaşım sorunu var. Su hâlâ ekonomik bir kaynak gibi görülüyor. Oysa dünyada yaklaşım, ekosistem ve hak temelli. Ama iktidarda bu anlayış yok. Sahada örneklerini görüyoruz: Çanakkale’nin tek içme suyu kaynağı olan Atikhisar Barajı’nın su toplama havzasında, baraja 1,4 ve 4,5 kilometre mesafede maden projeleri planlanıyor. uluslararası koruma statüsüne sahip Seyfe Gölü’nün su toplama havzasının yüzde 94’ü madencilik ruhsatlarıyla kaplanmış durumda. Aslında Devletin su yönetimi raporu açık: ‘Maden ruhsatı verilirken yeraltı sularına etkiler dikkate alınmalı.’ Peki uygulamada ne oluyor? Tam tersi yapılıyor. Yani sorun sadece tespit değil, tercih meselesi. Mesele, siyasi irade meselesi.” ifadesini kullandı.
“Su Kanunu ve Taşkın Kanunu acilen çıkarılmalı”
Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaklaşımının net olduğunu belirten Rızvanoğlu, Türkiye’nin zaman kaybedecek lüksü olmadığını vurguladı: “Suyu korumak için Su Kanunu ve Taşkın Kanunu derhal çıkarılmalıdır. Ama kanun taslakları kasalarda saklanamaz. Kapalı kapılar ardında hazırlanamaz.”
Hazırlık sürecinin şeffaf olması gerektiğini belirten Rızvanoğlu, bilim insanlarının, yerel yönetimlerin ve sivil toplumun sürece dahil edilmesi gerektiğini söyledi.
“Başka bir su yönetimi mümkün”
Rızvanoğlu, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Bu kanunların özü; havza temelli, koruyan ve ekosistemi merkeze alan bir yönetim anlayışına dayanmalıdır. Buradan açıkça söylüyoruz: Türkiye’yi su fakiri bir ülke haline getirmeyeceğiz. Başka bir su yönetimi mümkün.”
En Çok Okunan Haberler