Hava Durumu

#Tarımsal Destekler

Kırsal Haber - Tarımsal Destekler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tarımsal Destekler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP’li Şevkin’den Tarım Bakanına 41 Soruluk Önerge Haber

CHP’li Şevkin’den Tarım Bakanına 41 Soruluk Önerge

CHP Adana Milletvekili ve TBMM Başkanlık Divanı Üyesi Dr. Müzeyyen Şevkin, Türkiye’de çiftçinin artan maliyetler, düşük alım fiyatları, ithalat politikaları ve plansızlık nedeniyle üretimden uzaklaştığını belirterek Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yanıtlaması istemiyle 5 ayrı soru önergesi sundu. Toplam 41 sorunun yer aldığı önergelerde üzüm üreticileri, Çukurova çiftçisinin sorunları, tarım ithalatı, tarımsal destekler ve üretimde yaşanan sorunlar ele alındı. “ÜRETİCİ TOPRAĞINI SATIYOR” Çiftçinin yüksek girdi maliyetleri karşısında emeğinin karşılığını alamadığını ve bazı üreticilerin borçlarını kapatabilmek için tarlasını ve bahçesini satmak zorunda kaldığını ifade eden Şevkin, üreticiyi toprakta tutacak politikalar oluşturulması gerektiğini vurguladı. Üzüm üreticisinin yaşadığı fiyat sorununa da dikkat çeken Şevkin, geçen yıl 16-17 lira seviyelerinde konuşulan yaş üzüm fiyatının bu yıl 11 liraya teklif edildiğini, mazot fiyatının ise yaklaşık 40 liradan 80 liraya yükseldiğini belirterek, “Maliyetler katlanırken üreticinin eline geçen para nasıl oluyor da geçen yılın altında kalıyor?” diye sordu. ÇUKUROVA’DA ÜRETİCİ ZORLANIYOR Çukurova’da karpuz üreticisinin ürününü maliyetinin altında dahi satamadığını belirten Şevkin, narenciye üreticisinin ise sorunlar nedeniyle bahçesindeki ağaçları kesmeye başladığını söyledi. Mısır üreticisinin de alım fiyatı açıklanmadan ürününü düşük fiyatla satmak zorunda kaldığını ifade etti. Tarımda ithalat politikalarının yerli üreticinin umudunu kırdığını savunan Şevkin, hasat dönemlerinde ithal ürünlerle karşı karşıya kalan çiftçinin mağdur olduğunu belirterek üretim ve pazarlama zincirindeki sorunların çözülmesini istedi. “ÇİFTÇİYİ TOPRAKTA TUTMAK ZORUNDAYIZ” Tarımsal desteklerin yeterli seviyeye çıkarılması gerektiğini vurgulayan Şevkin, çiftçiye üretimin başında yeterli destek, hasat sonunda ise emeğinin karşılığının verilmesi gerektiğini söyledi. Şevkin, “Çiftçi yoksa üretim yok, üretim yoksa gıda güvenliği yoktur. Türkiye’nin geleceği için çiftçiyi yaşatmak zorundayız” ifadelerini kullandı. CHP’li Şevkin’in Bakan Yumaklı’ya sunduğu 5 ayrı soru önergesinde toplam 41 soru cevaplanmayı bekliyor.

CHP’li Orhan Sarıbal: "Çiftçinin Banka Borcu 275 Kat Arttı!" Haber

CHP’li Orhan Sarıbal: "Çiftçinin Banka Borcu 275 Kat Arttı!"

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, çiftçinin bankalara olan tarımsal kredi borcunun 2004’te 5,3 milyar TL’den Haziran 2026’da 1 trilyon 459 milyar TL’ye çıktığını açıkladı. Tarımsal destekler aynı dönemde 54 kat artarken borcun 275 kat büyüdüğünü belirten Sarıbal, “Çiftçi perişan. Hem de üreterek perişan” dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, düzenlediği basın toplantısında çiftçinin borçluluğunu, üretim maliyetlerinin altında kalan ürün fiyatlarını, Malatya’da selden zarar gören kayısı üreticilerini, kuru üzümde açıklanmayan alım fiyatını ve ABD’nin Türk zeytinyağına getirdiği ek gümrük vergisini değerlendirdi. Gıdaya erişimin temel bir hak olduğunu vurgulayan Sarıbal, tarımsal üretimin yalnızca çiftçinin değil, bütün toplumun geleceğini ilgilendirdiğini söyledi. Tarım toprakları kadar o topraklarda üretimi sürdüren çiftçilerin de korunması gerektiğini belirten Sarıbal, iktidarın üretim yerine ithalatı merkeze alan politikalarının hem çiftçiyi hem tüketiciyi yoksullaştırdığını ifade etti. Çiftçinin borcu desteğin 8,7 katına çıktı Çiftçinin bankalara olan tarımsal kredi borcunun Haziran 2026 itibarıyla 1 trilyon 459 milyar TL’ye ulaştığını açıklayan Sarıbal, 2004 yılında bu borcun 5,3 milyar TL düzeyinde olduğunu hatırlattı. Aynı dönemde tarımsal desteklerin 3,1 milyar TL’den 167,6 milyar TL’ye çıktığını belirten Sarıbal, çiftçinin borcu 275 kat artarken desteklerdeki artışın 54 katta kaldığını söyledi. 2004 yılında çiftçinin banka borcunun tarımsal desteklerin 1,7 katı olduğunu, bugün ise bu oranın 8,7 kata çıktığını kaydeden Sarıbal, takipteki tarım kredilerinin de bir yılda 7,7 milyar TL’den 25,5 milyar TL’ye yükseldiğine dikkat çekti. Sarıbal şöyle konuştu: “Çiftçi perişan. Hem de üreterek perişan. Bankalar çiftçinin traktörüne, tarlasına, malına mülküne el koyabiliyor. O yürekli, onurlu üretici bankanın, kamunun önünde boynu bükük yaşamak zorunda bırakılıyor. Krediler tarımsal finansmanın merkezi olmamalı. Çiftçi faizlerle sömürülmemeli; onurluca üretimini sürdürebilmeli.” Çiftçinin üretim girdilerinin hiçbirinde söz sahibi olmadığını ifade eden Sarıbal; mazotun, gübrenin, tohumun, fidenin, elektriğin, sulamanın ve kredi faizlerinin fiyatını çiftçinin belirlemediğini söyledi. Çiftçinin ürettiği ürünün fiyatında da söz sahibi olamadığını vurgulayan Sarıbal, sözleşmeli tarım uygulamalarının mevcut haliyle çiftçiyi değil şirketleri ve tüccarları koruduğunu belirtti. “Çiftçinin örgütü, hukukçusu ve kamusal güvencesi masada yok. Tüccarın ve sanayicinin ise hukukçusu da mühendisi de finansman gücü de var” diyen Sarıbal, üretim planlamasının çiftçi örgütleriyle birlikte yapılmasını, stratejik ürünlere taban fiyat ve alım güvencesi verilmesini istedi. Şeftali üreticisi maliyetin altında satışa zorlanıyor Şeftali üreticisinin Bursa, Mersin ve Denizli’de maliyetin altında kalan fiyatlarla karşı karşıya olduğunu belirten Sarıbal, Bursa’da kilogram maliyeti 20–25 TL’ye ulaşan sanayilik şeftaliye 5 TL’ye kadar fiyat verildiğini söyledi. Mersin’de yaklaşık 15 TL’ye mal edilen sanayilik şeftalinin yine 5 TL’ye alınmak istendiğini aktardı. Denizli’nin Çivril ilçesinde ise kilogram maliyeti yaklaşık 22 TL olan sofralık şeftalinin fiyatının 15 TL’ye kadar düştüğünü belirten Sarıbal, üreticinin ürünü sattığında da dalında bıraktığında da zarar ettiğini söyledi. Şeftalinin uzun süre depolanamayan ve yıllarca emek verilerek yetiştirilen bir ürün olduğuna dikkat çeken Sarıbal, şöyle devam etti: “Çiftçi bu bahçeyi bir yılda kurmadı. Fidanı dikti, dört beş yıl ürün bekledi. On, on beş, yirmi yıllık ağaçlarını bugün nasıl yok edecek? Ürün dalında toplanmıyor, çürüyor. Üretim yapan çiftçi adeta cezalandırılıyor.” Malatya’da 168 çiftçi selden etkilendi Malatya’da etkili olan sağanak ve selin kayısı üreticisine ağır zarar verdiğini belirten Sarıbal, CHP Malatya İl Başkanlığının sahadan aktardığı son bilgileri paylaştı. Bu bilgilere göre 168 çiftçinin selden etkilendiğini, 3 ev, 2 ahır ve 2 deponun hasar gördüğünü açıklayan Sarıbal, kurutulmak üzere serilen 400 tondan fazla kayısının telef olduğunu söyledi. Kayısı üreticisinin ürünü kurutarak kilogramını yaklaşık 500 TL’den satmayı beklediğini, selden etkilenen ürünlerin ise büyük ölçüde ekonomik değerini kaybettiğini belirten Sarıbal, zarar tespitinin gecikmeden tamamlanmasını istedi: “El uzatın çiftçiye. Derhal zarar tespiti yapın. Selin alıp götürdüğü ürünü yerinde bulamayabilirsiniz. Dalda kayısının toplandığı ağaçları, bu ağaçların verimini ve üretim alanını inceleyerek gerçek zararı belirleyin.” Yalnızca faizli borç ertelemesinin üreticinin sorununu çözmeyeceğini vurgulayan Sarıbal; kaybın doğrudan karşılanmasını, üreticilere karşılıksız destek sağlanmasını ve borçların faizsiz biçimde yeniden düzenlenmesini istedi. Benzer kayıpların yeniden yaşanmaması için yüksek ve gerektiğinde üzeri kapatılabilen kurutma alanları yapılması gerektiğini belirten Sarıbal, teknolojik kurutma tesisleri ve depolama altyapısının da kamu kaynaklarıyla desteklenmesini talep etti. Kuru üzümde fiyat geciktirilmemeli Çekirdeksiz kuru üzümün Türkiye’nin en önemli üretim ve ihracat kalemlerinden biri olduğunu belirten Sarıbal, ülkede yılda yaklaşık 250–300 bin ton kuru üzüm üretildiğini, bunun yaklaşık 150 bin tonunun ihraç edildiğini söyledi. Çiftçiler Sendikasının 2026 yılı için bir kilogram kuru üzümün çıplak maliyetini 93 TL olarak hesapladığını aktaran Sarıbal, çiftçinin emeği ve insanca yaşam payı eklendiğinde referans fiyatın 151,50 TL’ye ulaştığını belirtti. TMO’nun 2025 yılında 9 numara çekirdeksiz kuru üzüm için kilogram başına 120 TL fiyat açıkladığını hatırlatan Sarıbal, yeni sezon fiyatının hâlâ açıklanmamasının üreticiyi tüccarın insafına bıraktığını söyledi. Geçen yıl 16–18 TL arasında satılan şıralık ve şaraplık yaş üzümün bu yıl 11–12 TL’ye kadar düştüğünü kaydeden Sarıbal, “TMO bir an önce fiyat açıklamalı ve fiyat 150 liranın altında olmamalıdır. TARİŞ gibi üretici kuruluşları yeniden güçlendirilmeli, üretici piyasanın insafına terk edilmemelidir” dedi. Zeytinyağı üreticisi ek vergi baskısıyla karşı karşıya ABD’nin Türkiye’den ithal edilen zeytin ve zeytinyağına yüzde 12,5 oranında ek gümrük vergisi getirmesinin üretici ve ihracatçı açısından yeni bir baskı oluşturduğunu söyleyen Sarıbal, ABD’nin Türkiye zeytinyağı ihracatındaki önemine dikkat çekti. 2024–2025 sezonunun ilk dokuz ayında yaklaşık 480 milyon dolarlık zeytinyağı ihraç edildiğini, bunun 118 milyon dolarlık bölümünün ABD’ye yapıldığını belirten Sarıbal, miktar bakımından ihraç edilen her 100 ton zeytinyağının yaklaşık 43 tonunun ABD pazarına gönderildiğini kaydetti. Türkiye’ye ek tarife uygulanırken önemli bir zeytinyağı üreticisi olan Tunus’un aynı ek verginin dışında tutulduğunu ifade eden Sarıbal, şunları söyledi: “Dünyanın büyük ülkeleri kendi üreticisini korumak için gümrük vergisi koyuyor. Biz ise sıkıştığımız anda vergileri sıfırlayıp başka ülkelerin ürünlerini Türkiye’de satmayı tercih ediyoruz. Kendi üreticimizi koruyacak bir dış ticaret politikası oluşturmak zorundayız.” Türkiye’nin zeytinyağını dökme olarak düşük fiyatla ihraç etmesinin katma değerin başka ülkelerde kalmasına neden olduğunu belirten Sarıbal, markalaşmayı ve üreticinin ihracat gelirinden daha fazla pay almasını sağlayacak kamusal bir politika istedi. Turşuluk biber üreticisi birkaç alıcıya mahkûm edildi Balıkesir’in Deliklitaş ve Yaylacık mahallelerinde üretilen turşuluk biberin kilogramının 35–40 TL’ye zor alıcı bulduğunu belirten Sarıbal, üreticilerin maliyetlerini karşılayabilmek için en az 70 TL fiyat beklediğini söyledi. Mazot ve gübre fiyatlarının yüzde 50–60; işçilik, bakım, lastik ve tamir giderlerinin ise yüzde 40–50 arttığını aktaran Sarıbal, buna karşılık üreticinin ürününü geçen yılın fiyatının yaklaşık yarısına satmak zorunda kaldığını ifade etti. Üreticinin az sayıdaki sanayicinin belirlediği alım koşullarına mahkûm edildiğini söyleyen Sarıbal, piyasanın kamu tarafından düzenlenmesini, üretim maliyetinin altında alım yapılmasının önlenmesini ve üretici örgütlerinin fiyat belirleme sürecine katılmasını istedi. “Bu düzen böyle gitmez” Tarımın banka kredileriyle ve ithalatla değil; üretim planlaması, yeterli destek, taban fiyat, alım güvencesi ve güçlü üretici örgütleriyle ayakta tutulabileceğini vurgulayan Sarıbal, açıklamasını şöyle tamamladı: “Bu ülkenin çiftçisi onurludur. Yazın sıcağında, kışın soğuğunda üretmektedir ama sahipsiz bırakılmıştır. Bu düzen böyle gitmez ve gitmeyecek. Bu ülkenin toprağından, suyundan, çiftçisinden, insanından ve doğasından yana yeni bir düzeni hep beraber kuracağız.”

Gaziantep'te Tarımsal Destekler ve Krediler Bilgilendirme Toplantısı Düzenlendi Haber

Gaziantep'te Tarımsal Destekler ve Krediler Bilgilendirme Toplantısı Düzenlendi

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin iş birliğinde tarımda yapılan desteklerin ve yeni uygulamaların anlatıldığı Tarımsal Destekler ve Krediler Bilgilendirme Toplantısı düzenlendi. Tarımsal üretimin gelişmesi ve sürekliliğin sağlanması için kurumların yaptığı destekler ile uygulamaların anlatıldığı toplantı, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü önderliğinde yapıldı. Gaziantep Şehir Tiyatrosu Onat Kutlar Salonu’nda tarımın bütün taraflarının katıldığı toplantıda tarımsal destekler, kredi ve finansman imkanları, güncel destek programları, sektör iş birliği ve gelişim üzerine sunumlar ile konuşmalarla üreticiler bilgilendirildi, merak ettikleri sorular yanıtlandı. Programda ayrıca Büyükşehir Belediyesi Sürdürülebilir Tarım ve Kırsal Kalkınma Daire Başkanı Kenan Seçkin, yaptığı sunumda kurum olarak yapılan mazot desteği, Çiftçi Kart, Can Suyum Projesi, fide, tohum, gübre dağıtımı ile modern tarımsal sistemlerin yaygınlaştırılmasına yönelik uygulamalar başta olmak üzere birçok alanda yapılan projeler hakkında bilgi verdi. ŞAHİN: ALIN TERİYLE SOFRAMIZA LEZZET GETİREN ŞEHRİ YEŞİL EKONOMİYE DÖNÜŞTÜREN BÜTÜN ÇİFTÇİLERİMİZİN ELLERİNDEN ÖPÜYORUM Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin yaptığı konuşmada tarımda finansa ulaşımla ilgili yapılan toplantılar sonucu raporlamaların yapılması amacıyla toplanıldığını belirterek şunları söyledi: “Artık büyük balık, küçük balığı yutmuyor, hızlı balık hepsini yutuyor. Emanetin emin ellerde olması için hukuksal kapasitemizi güçlendirmemiz, önem verdiğimizi anlatmak için belediyemizde bir birim oluşturmamız gerekiyordu. Tarımda çok dağınığız kimden ne kadar destek geldiğini bilmiyoruz. Hızlı hareket edemiyoruz. Gereğini yaparak bu çabanın boşa gitmemesini sağlamalıyız. Bu çaba berekete, rahmete dönüşmeli. Güçlü üretici, güçlü tarım, güçlü Gaziantep, güçlü Türkiye, mutlu dünyaya dönüşmeli. Güç dediğim şey para gücü değil. İman gücü, akıl gücü, birlik ve beraberlik gücü, birbirimizi gerçekten sevmenin gücü. Ben toprakla uğraşan alın teriyle soframıza lezzet getiren şehri yeşil ekonomiye dönüştüren bütün çiftçilerimizin ellerinden öpüyorum.” BAYAT: TARIMI BİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI BÜNYESİNDE BU KADAR BİLİM KURARAK ARICILIKTAN HAYVANLARIN SU İHTİYACINA KADAR DÜŞÜNMELERİNE ÇOK MUTLU OLDUM Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü Tarımsal Bankacılık Grup Başkanı Kemalettin Bayat, yaptığı konuşmada yapılan çalışmalar ve hizmetler hakkında bilgi vererek, “Bildiğiniz üzere ülkemiz aslında coğrafi kurumu, üretim kültürü, genç nüfusu ve sahip olduğu potansiyelle tarımsal üretimde önemli bir ülke konumundadır. Tabii potansiyeli ortaya çıkarmak verimli işletmeler, sürdürülebilir üretim modelleri ve güçlü finansal destek mekanizmalarıyla mümkündür. İlk kez görüyorum. Yani gerçekten tarım çok önemli ama bunu bir belediye başkanlığı bünyesinde bu kadar bilim kurarak arıcılıktan hayvanların su ihtiyaçlarına meradaki suya kadar düşünüp planlamalarından gerçekten de çok mutlu oldum. Bugün ekip olarak buraya geldiğimizde Gaziantep'te tarımın tüm taraflarının aynı masada bulunduğu, doğrudan iletişim kurabildiği ve sahadaki ihtiyaçların birebir ele alındığı bir alan olarak görüyoruz” açıklamasında bulundu. İl ve Tarım Müdürü İbrahim Sağlam yaptığı konuşmada Antep Model’ini tanımlayarak, “Gaziantep'te Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) kayıtlı 48 bin 800 çiftçimiz var. Bunun yanında 30 bin civarı Arı Kayıt Sistemleri’ne (AKS) kayıtlı çiftçimiz var. Bunların tüm sorunlarıyla alakalı sadece buradaki kredilendirme değil, arazide ne kadar problem varsa bütün çalışmalarda biz kurumların tamamı tek vücut olduk. Antep modeli diye isimlendiriyoruz” diye konuştu. Konuşmalar ve katılımcıların merak ettiği soruların yanıtlanmasının ardından toplu fotoğraf çekimi ile program sonlandı.

CHP'li Sarıbal: ''Kırsalı Yeniden Bereketlendireceğiz!'' Haber

CHP'li Sarıbal: ''Kırsalı Yeniden Bereketlendireceğiz!''

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü nedeniyle Meclis’te yaptığı açıklamada, AKP iktidarının tarımı planlayan, üreticiyi destekleyen kamucu anlayışı tasfiye ettiğini, artan maliyetler, borç yükü ve şirket odaklı politikalar nedeniyle çiftçinin üretimden çekildiğini ifade etti, “Çiftçinin alın terini borca, ithalata ve şirketlere teslim eden iktidarı göndereceğiz. Bu ülkenin çiftçisi yeniden toprağıyla, üretimle buluşacak, emeğinin karşılığını alacak” dedi. AKP’nin üretim karşıtı politikalarının çiftçiyi hızla tarımdan uzaklaştırdığını belirten Milletvekili Orhan Sarıbal, tarımdaki çöküşün verilerle ortada olduğunu söyledi. 2000’li yılların başında 2,8 milyon olan kayıtlı çiftçi sayısının bugün 2,3 milyona düştüğünü kaydeden Sarıbal, SGK’ya kayıtlı çiftçi sayısının ise son 17 yılda 1 milyondan 616 bine gerilediğini ifade etti. Kırsalın hızla yaşlandığını belirten Sarıbal, çiftçilerin yaş ortalamasının 60’a yaklaştığını söyledi. Tarımın istihdam ve milli gelir içindeki payının da dramatik biçimde gerilediğine dikkati çeken Sarıbal, “2002’de toplam istihdamın yaklaşık yüzde 35’i tarımdaydı. Bugün bu oran yüzde 14’e kadar düştü. Tarımın milli gelir içindeki payı ise yüzde 10’ların üzerinden yüzde 5,2 seviyesine geriledi” ifadelerini kullandı. Türkiye’de çiftçilerin kişi başına düşen milli gelirin ancak üçte biri kadar gelir elde edebildiğini belirten Sarıbal, kişi başına tarımsal katma değerin Almanya’nın yaklaşık 8,5 kat, Fransa’nın ise 5 kat gerisinde kaldığını söyledi. İKTİDARIN ÇİFTÇİLERE 2 TRİLYON BORCU VAR! 2006 yılında yürürlüğe giren Tarım Kanunu’nun, tarımsal desteklerin milli gelirin en az yüzde 1’i düzeyinde verilmesini zorunlu kıldığını hatırlatan Sarıbal, iktidarın bu hükmü yıllardır uygulamadığını söyledi. Çiftçiye verilen desteklerin çoğu zaman yüzde 0,5’in altında kaldığını, son yıllarda ise yüzde 0,2 seviyelerine kadar gerilediğini belirten Sarıbal, “Yasanın öngördüğü desteğin yalnızca beşte biri çiftçiye verildi” dedi. Sarıbal, 2007-2026 döneminde Tarım Kanunu’nun uygulanmaması nedeniyle devletin çiftçiye olan borcunun cari fiyatlarla yaklaşık 2 trilyon liraya ulaştığını ifade etti. TARIMSAL DESTEKLER 54, ÇİFTÇİNİN BORCU 256 KAT ARTTI! Yetersiz destekler nedeniyle üreticinin bankalara bağımlı hale getirildiğini belirten Sarıbal, çiftçilerin banka borcunun 2026 Mart itibarıyla bir önceki yıla göre yüzde 40 artarak 1 trilyon 350 milyar liraya yükseldiğini söyledi. “Son 20 yılda tarımsal destekler 54 kat artarken çiftçilerin banka borçlarının 256 kat artması, desteklenenin üretici değil finans sistemi olduğunu açıkça göstermektedir” diyen Sarıbal, mevcut politikaların kırsalı çöküşe sürüklediğini kaydetti. 26 MİLYON DEKAR TARIM ALANI KAYBEDİLDİ Ürettiğinin karşılığını alamayan çiftçilerin hızla üretimden çekildiğini ifade eden Sarıbal, 2002 yılında 266 milyon dekar olan ekili-dikili tarım alanlarının 2025 itibarıyla 240 milyon dekara gerilediğine, yaklaşık 26 milyon dekarlık tarım alanının kaybedildiğine dikkati çekti. Sarıbal, “Üreticiyi korumayan, planlamadan uzak, ithalata bağımlı bu anlayış sürdükçe hem çiftçi yoksullaşacak hem de toplum sağlıklı ve güvenli gıdaya erişimde daha büyük krizlerle karşı karşıya kalacaktır” dedi. Hububat, bakliyat ve yağlı tohum üretiminin artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığını belirten Sarıbal, bunun ithalatı destekleyen tarım politikalarının sonucu olduğunu söyledi. 2025 yılının Türkiye tarımı açısından çok yönlü bir yıkım yılına dönüştüğünü ifade eden Sarıbal, kuraklık ve zirai don olaylarının zaten kırılgan hale getirilen bitkisel üretimi ağır biçimde sarstığını belirtti. Tarımsal hasılanın son 25 yılın en sert daralmalarından birini yaşayarak yüzde 8,8 küçüldüğünü kaydeden Sarıbal, birçok üründe rekolte kayıplarının yüzde 60’lara ulaştığını vurguladı. ÇİFTÇİNİN YAŞADIĞI ENFLASYON ÇOK DAHA YÜKSEK TÜİK’in 2026 Mart verilerine göre genel enflasyonun yüzde 30,87, gıda enflasyonunun ise yüzde 32,36 olarak açıklandığını hatırlatan Sarıbal, çiftçinin yaşadığı gerçek enflasyonun çok daha yüksek olduğunu söyledi. Son bir yılda gübre fiyatlarının yüzde 57 ile yüzde 104 arasında arttığını, mazot fiyatlarındaki yükselişin ise yüzde 57,6’ya ulaştığını belirten Sarıbal, elektrik, sulama, yem ve zirai ilaç maliyetlerindeki artışlarla birlikte üretimin sürdürülemez hale geldiğini ifade etti. “Temel tarımsal girdilerin enflasyonun iki katına varan oranlarda zamlanması, çiftçinin her üretim döneminde daha da yoksullaştığını açıkça göstermektedir” diyen Sarıbal, üreticinin üretimden çekilmesiyle birlikte Türkiye’nin gıda güvencesinin de ciddi biçimde zayıfladığını kaydetti. KAMUCU POLİTİKALAR HAYATA GEÇİRİLMEDEN KRİZİNDEN ÇIKAMAYIZ Tarımda üretimin ve çiftçinin milli gelirden aldığı payın artırılması gerektiğini belirten Sarıbal, tarımsal desteklerin Tarım Kanunu’nda öngörüldüğü gibi milli gelirin en az yüzde 1’i düzeyine çıkarılması çağrısında bulundu. Çiftçi BAĞ-KUR primlerinin düşürülmesi, emeklilik için gerekli prim gün sayısının 7 bin 200’e indirilmesi ve SGK prim ödeme gün sayısının 15 güne düşürülmesi gerektiğini ifade eden Sarıbal, başta don ve kuraklık olmak üzere tüm doğal afetlerde üreticinin gerçek zararının eksiksiz karşılanması gerektiğini söyledi. Sarıbal, “Üreticiyi koruyan kamucu politikalar hayata geçirilmeden Türkiye’nin tarım ve gıda krizinden çıkması mümkün değildir” dedi.

Üretici Batıyor, Tüketici Et Alamıyor! Haber

Üretici Batıyor, Tüketici Et Alamıyor!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, hayvancılık ve kırmızı et konusunda krizin büyüdüğünü, üreticiler derinleşen sorunlarla boğuşurken halkın da et tüketemez hale getirildiğini vurguladı. AKP iktidarının yüz binlerce hayvan ve tonlarca kırmızı et ithal ederek dışarıya 13 milyar dolar ödediğini anımsatan Barut, "Buna rağmen ne üretici rahat nefes almış, ne ülkenin hayvan varlığı artmış, ne et fiyatları düşmüş ne de tüketicinin ete erişimi kolaylaşmıştır" dedi. "DİŞİ HAYVANLAR BİLE KESİME GİDİYOR" Türkiye’de kırmızı et tüketiminin, artan fiyatlar ve derinleşen üretim sorunları nedeniyle sürekli gerilediğini aktaran Barut, "Kırmızı et tüketiminde yaşanan bu kara tablo, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda çok ciddi bir halk sağlığı sorunudur" diye konuştu. Kırmızı et fiyatlarındaki artışın temel nedenlerine işaret eden Barut, "Hızla artan üretim maliyetleri, yetersiz tarımsal destekler, ithalata dayalı hayvancılık politikaları ve üreticiyi korumayan piyasa düzenlemeleri sorunu büyütüyor. Özellikle küçük ve orta ölçekli hayvan yetiştiricileri, artan maliyetlere rağmen emeğinin karşılığını alamıyor, eti ve sütü para etmezken dişi hayvanlar dahi kesime gidiyor, çiftçimiz de üretimden çekiliyor" şeklinde konuştu "ESK YETERSİZ, İTHALAT GEREKSİZ" Kamusal açıdan düzenleyici kurum olarak görev yapması gereken Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) mağduriyet yarattığını bildiren Barut, şöyle devam etti. "ESK'nin uyguladığı kesim ve alım fiyatları, küçük üreticiler açısından ciddi bir mağduriyet yaratıyor. ESK tarafından açıklanan kesim fiyatları, birçok bölgede üretim maliyetlerinin altında kalmakta, küçük üreticileri zarara zorlayarak ve üretim dışına iterken özellikle büyük işletmeler lehine bir piyasa yapısı oluşmasına neden oluyor. Küçük üretici, hayvanını zararına kestirmek zorunda bırakılıp mağdur olurken hayvancılığı bırakıyor. Yıllardır sürdürülen canlı hayvan ve kırmızı et ithalatı politikaları da, yerli üretimi baskılıyor. 2010 yılından bu yana Türkiye yaklaşık 11 milyon baş canlı hayvan ve 500 bin tonu aşacak şekilde kırmızı et ithal etmiş, 13 milyar dolar ödenmiştir. Son yıllarda ithalat artmış, 2025 yılı içerisinde 505 bin büyükbaş, 19 bin küçükbaş ithalatı yapılmış, 50 bin tonu aşkın kırmızı et ithalatı yapılmıştır. 2025 yılı için 1.2 milyar dolara yakın paramız dışarıya gitmiştir. Buna rağmen ne üretici rahat nefes almış, ne hayvan varlığı artmış, ne et fiyatları düşmüş ne de tüketicinin ete erişimi kolaylaşmıştır. İthalat adımları üretimi, üreticiyi, tüketiciyi ve ülke ekonomisini zarar sokmuştur." ÇÖZÜM İÇİN ÖNERİLERİNİ SIRALADI Et ve Süt Kurumu'nun uygulamalarına, iktidarın tarım ve hayvancılık politikaları ile ithalat dayatmasına tepki gösteren Barut, şunları kaydetti: "İktidarın bu sene içinde şimdilik 450 bin büyükbaş ve 70 bin ton kırmızı et ithalatı yapacağı öngörülüyor. Tarımı ve hayvancılığı bitirmeye yeminliler gibi destek vermeyerek, üstüne ithalat politikalarıyla birlikte ESK’nin düşük alım fiyatları ve yetersiz müdahalesi gözetildiğinde tablo daha da kötüleşiyor. Küçük üretici üretimden kopuyor, hayvan varlığı azalıyor, halkımız ise yüksek fiyatla karşı karşıya kalıyor. Yemden samana tüm maliyetler katlanırken, üreticinin eti ve sütü para etmiyor ama borcu sürekli katlanarak artıyor. Bu yaşananlar ve dayatılanlar hayvancılığı sürdürülemez hale getiriyor, ülke hayvancılığı tümüyle dışa bağımlı hale getiriliyor. Şap salgınında yaşandığı gibi bu iktidar çözüm üretmiyor, aksine büyütüyor. Çözüm için ise derhal ithalata dayalı hayvancılık politikaları son bulmalıdır. ESK’nin kesim ve alım fiyatları, üretim maliyetlerini esas alıp üretici lehine revize edilmeli, küçük ve orta ölçekli üretici korunmalı, yemden veterinerlik hizmetlerine dek diğer tüm girdilerde maliyet düşürücü yapısal önlemler alınmalıdır. Sorunlara çare olmayıp aksine büyüten destekleme politikaları da işlevsel, gerçekçi ve sürdürülebilir hale getirilmelidir."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.