Hava Durumu

#Üretici

Kırsal Haber - Üretici haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Üretici haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

NİLKOOP’ta Resul Tarman Güven Tazeledi Haber

NİLKOOP’ta Resul Tarman Güven Tazeledi

S.S. Nilüfer Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin (NİLKOOP) Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı’nda mevcut başkan Resul Tarman, iki yıl daha başkanlık görevine seçildi. S.S. Nilüfer Tarımsal Kalkınma Kooperatifi (NİLKOOP) Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı, Çatalağıl Mahallesi’nde gerçekleştirildi. Toplantıya Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcıları, belediye meclis üyeleri ve NİLKOOP üyeleri katıldı. Divan başkanlığını Okan Şahin’in, divan üyeliklerini ise Emre Karagöz, Salih Güleç ve Gülver Deniz’in üstlendiği genel kurulda gündem maddeleri görüşülerek oylandı. Tek listeyle gidilen seçimde mevcut başkan Resul Tarman, iki yıl süreyle yeniden başkanlığa seçildi. “ORTAK AKIL VE ŞEFFAFLIKLA ÇALIŞACAĞIZ” Genel kurulun açılışında konuşan NİLKOOP Başkanı Resul Tarman, kooperatifin geleceği açısından önemli bir buluşma gerçekleştirdiklerini ifade etti. Tarman, “Hep birlikte, ortak akılla ve dayanışma içinde kooperatifimizi daha güçlü bir yapıya kavuşturmak için çalışacağız. Temel amacımız, üreticimizin alın terinin karşılığını alması, kooperatifimizin büyümesi ve sahada çok daha etkin hale gelmesidir. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da şeffaflık, dayanışma ve ortaklarımızın menfaatlerini ön planda tutacağız. Genel kurulumuzun kentimize ve üreticimize hayırlı olmasını diliyorum” dedi. “ÇİFTÇİ PARA KAZANMAZSA BU TOPRAKLARI KORUYAMAYIZ” Toplantıda konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, NİLKOOP’un işlevini ve sahadaki gücünü artırmayı hedeflediklerini belirtti. Tarımda kooperatifleşmenin hayati bir ihtiyaç olduğunu dile getiren Başkan Şadi Özdemir, belediye bünyesinde kurdukları Kooperatif Destekleme Merkezi ile üreticiye kurumsal destek sağladıklarını hatırlattı. Gelecekte dünyanın ciddi bir gıda ve su kriziyle karşı karşıya kalacağına dikkat çeken Başkan Şadi Özdemir, “Biz kendi verimli topraklarımızın üretim dışı kalmasına izin veremeyiz. Tarım alanlarımızı ve köylerimizi koruyabilmemizin tek yolu var; çiftçimizin, köylümüzün bu topraklardan para kazanmasını sağlamak. Üretici para kazanmazsa bu toprakları koruma şansımız kalmaz. Gençlerimize bu topraklarda para kazanabileceklerini göstermek zorundayız. Bu nedenle belediye olarak tüm imkanlarımızla kooperatiflerimizin arkasındayız. Çiftçimize ziraat mühendisliği desteği veriyoruz, toprak analizlerini yapıyoruz. Üretimin her aşamasında yanlarındayız; yeter ki üretici örgütlü olsun.” YENİ YÖNETİM BELİRLENDİ Tek liste ile gidilen seçimin ardından Resul Tarman başkanlığındaki yeni yönetim netleşti. NİLKOOP Yönetim Kurulu asil üyeliklerine Akın Uludağ, Mustafa Aslan, Demirhan Aslan, İrfan Özer, Ali Yavuz Kaya, Semiha Öztan, Erdal Karakaya, Ali Çekçek, Alper Akbulut ve Erol Bora seçildi. Yönetim kurulu yedek listesinde ise Ekrem Erk, Celaleddin Boran, Gökçe Güney, Recep Bayraktar, Salih Güleç, Hüseyin Otman, Ertan Ateş, İbrahim Olgun, İsmail Duman, Erol Aydın ve Kenan Erbaş yer aldı. Kooperatifin Denetim Kurulu asil üyeliklerine Mehtap Esen, Berna Hacer Bilici ve Ata Erk Şanlı getirilirken; Ali Sezgin, Gülver Deniz ve Tuğçe Savaş da denetim kurulu yedek üyeleri olarak belirlendi.

Manyas’ın İki Coğrafi İşaretli Ürününde Kalite Korunuyor Haber

Manyas’ın İki Coğrafi İşaretli Ürününde Kalite Korunuyor

Bandırma Ticaret Odası’nın tescil sahibi olduğu Manyas Kazak Fasulyesi ve Çakıl Kestanesi için 2026 yılı coğrafi işaret denetimleri tamamlandı. Üretim ve hasat alanlarında yapılan kontrollerin ardından şartları karşılayan üretici ve pazarlama firmalarına sertifikaları törenle verildi. Üretim alanları yerinde incelendi Balıkesir’in önemli tarımsal ve kültürel değerleri arasında yer alan Manyas Kazak Fasulyesi ve Çakıl Kestanesi’nin coğrafi işaret kapsamında belirlenen üretim standartlarının korunması amacıyla 2026 yılı denetim süreci gerçekleştirildi. Denetimlerde üreticilerin imalat ve hasat alanları yerinde incelenirken, ürünlerin tescil belgelerinde belirtilen üretim metotlarına, kalıtsal özelliklerine ve teknik kriterlere uygunluğu kontrol edildi. Denetimler, Özener Patent yetkilisi ve coğrafi işaretli ürünlerin süreç danışmanı Huriye Özener’in koordinasyonunda; Bandırma Ticaret Odası Genel Sekreter Yardımcısı Tuğçe Dayıoğlu ve denetim ekibinin katılımıyla gerçekleştirildi. Üreticilere sertifikaları verildi Denetim sürecini başarıyla tamamlayan üretici ve pazarlama firmalarının sertifikaları, Bandırma Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Bahadır Çolak tarafından düzenlenen törenle takdim edildi. Törende konuşan Bahadır Çolak, coğrafi işaretlerin yalnızca bir tescil belgesi olmadığını belirterek, ürünlerin geleceğe taşınmasında üreticilerin emeğinin önemine dikkat çekti. Çolak, kurumların coğrafi işaretli ürünleri tescil etme, tanıtma ve denetleme görevlerini yerine getirdiğini, ancak bu değerlerin korunarak gelecek nesillere aktarılmasında üreticilerin emeğinin belirleyici olduğunu ifade etti. Coğrafi işaretli ürünlerde kalite korunuyor Manyas Kazak Fasulyesi ve Çakıl Kestanesi için gerçekleştirilen denetimler, ürünlerin özgün niteliklerinin ve üretim standartlarının korunmasını amaçlıyor. Coğrafi işaret kapsamında yürütülen bu çalışmalar, yerel ürünlerin niteliğinin korunmasının yanı sıra üreticilerin emeğinin ekonomik değerinin artırılması açısından da önem taşıyor. Bandırma Ticaret Odası, sahip olduğu coğrafi işaretlerle bölgenin özgün tarımsal ürünlerinin korunması, tanıtılması ve ekonomik değerinin artırılmasına yönelik çalışmalarını sürdürüyor. 2026 yılı denetim sürecinin tamamlanmasıyla Manyas Kazak Fasulyesi ve Çakıl Kestanesi’nin üretim standartlarının korunması ve bu ürünlerin gelecek nesillere aktarılması adına bir aşama daha geride bırakıldı. Törenin sonunda, denetim sürecine katkıları nedeniyle danışman Huriye Özener’e Bahadır Çolak tarafından günün anısına hediye takdim edildi ve toplu fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.

1800 Metre Rakımda Üzüm Üretimi Haber

1800 Metre Rakımda Üzüm Üretimi

Konya’nın Hadim ilçesinde yaklaşık 1.800 metre rakımda yetiştirilen üzüm bağları, bölgenin zorlu coğrafi koşullarına rağmen üretimin sürdürüldüğü alanlardan biri olarak dikkat çekiyor. Hadim ilçesine bağlı Yukarı Eşenler Mahallesi’nde üretici Musa Büyükakça tarafından yetiştirilen üzüm bağları, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü teknik personelleri tarafından yerinde incelendi. Yaklaşık 1.800 metre rakımda bulunan bağlarda yapılan incelemede, yüksek rakım ve zorlu coğrafi şartlara rağmen sürdürülen üzüm üretimi hakkında üreticiyle bilgi alışverişinde bulunuldu. Üretim alanını yerinde inceleyen teknik ekip, bağların mevcut durumu ve üretim süreci hakkında değerlendirmelerde bulundu. Hadim’in yüksek rakımında üzüm üretimi Yüksek rakım, engebeli arazi yapısı ve bölgenin kendine özgü coğrafi koşulları, tarımsal üretimi zorlaştıran unsurlar arasında yer alıyor. Buna rağmen Yukarı Eşenler Mahallesi’nde üzüm yetiştiriciliğinin devam etmesi, üreticinin toprağa ve üretime bağlılığını ortaya koyuyor. Musa Büyükakça’nın yaklaşık 1.800 metre rakımdaki bağları, Hadim’de farklı coğrafi koşullarda tarımsal üretimin nasıl sürdürüldüğünü de sahadan bir örnek olarak gösteriyor. Konya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerinin gerçekleştirdiği ziyaretle, yüksek rakımda sürdürülen üzüm üretimi yerinde değerlendirilirken üreticinin deneyimleri de paylaşıldı.

CHP'li Sarıbal: ''Balık Var Ama Balıkçı Denize Çıkamıyor'' Haber

CHP'li Sarıbal: ''Balık Var Ama Balıkçı Denize Çıkamıyor''

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, tarım ve gıda gündemini değerlendirdiği basın toplantısında balıkçıların artan maliyetlerini, çiğ süt fiyatını ve 2027 yılı besilik sığır ithalatı planını ele aldı. Sarıbal, “Üreticiyi yaşatmadan süt sorununu çözemezsiniz. Merayı ıslah etmeden sürdürülebilir bir hayvancılık sağlayamazsınız” dedi. Beslenmenin temel bir hak olduğunu vurgulayan Sarıbal, balıkçılık ile süt ve et üretiminin birbirinden ayrı sorunlar gibi görülemeyeceğini söyledi. Üreticinin artan giderler karşısında ayakta kalmakta zorlandığını, yurttaşın ise nitelikli gıdaya erişimde güçlük çektiğini belirtti. “Balık var ama balıkçı denize çıkamıyor” Yeni av sezonunun ilk haftasında İstanbul Gürpınar Su Ürünleri Hali’nde işlem gören miktar, geçen yılın aynı dönemindeki yaklaşık 920 tondan 1.884 tona yükseldi. Bunun yaklaşık 904 tonunu palamut, 552 tonunu hamsioluştururken istavrit miktarı 226 tondan 76 tona geriledi. Sarıbal, bu verilerin türler arasında farklı bir tabloya işaret ettiğini, av miktarındaki artışın balıkçının geçim sorununu ortadan kaldırmadığını söyledi. Hatay’da yaklaşık 60 balıkçının maliyetlerini karşılayamadığı için seferlerini durdurduğunu aktaran Sarıbal, mazotun yanı sıra işçilik, kumanya, ekipman ve bakım giderlerinin de yükseldiğini belirtti. Mazot fiyatının bir yılda yaklaşık yüzde 73 arttığını söyleyen Sarıbal, “Memleketin birçok bölgesinde balıkçılar ava çıkmıyor. Bugün yaşadığımız sorunun özü, girdilerin aşırı yüksek olması” dedi. Sarıbal, küçük ölçekli balıkçılara ayrılan yaklaşık 145 milyon liralık desteğin tekne boyuna ve bölgeye göre dağılımının açıklanmasını istedi. Aktardığı 2023 verilerine göre 12 metrenin altındaki teknelerin balıkçı gemileri içindeki payı yüzde 51 iken tahsil edilmeyen ÖTV tutarından aldıkları payın yüzde 6,8 olduğunu belirterek, “ÖTV desteğinden kim, ne kadar yararlanıyor? Küçük avcılık yapan teknelerin payını açıkça görmeliyiz” diye konuştu. Sarıbal, 2026 av sezonunda ruhsatlı gemi sayısının, fiilen ava çıkan ve çıkmayan teknelerin, sefer ve av miktarlarının 2025’in aynı dönemiyle karşılaştırılarak yayımlanmasını da talep etti. Yakıt alım defteri bulunan gemiler ile fiilen avlanan gemilerin ayrı gösterilmesi gerektiğini söyledi. Balıkçının geçimini korurken denizlerin de korunması gerektiğini vurgulayan Sarıbal, “Deniz yoksa balıkçılık da yok” dedi. “Çiğ süt fiyatı 1 Ekim’de güncellensin” Hayvancılıkta süt üreticisinin gelir kaybının gelecekteki et üretimini de etkilediğini belirten Sarıbal, Ulusal Süt Konseyi’nin çiğ inek sütü tavsiye fiyatının 1 Mayıs’tan bu yana 24,30 TL/litre olduğunu hatırlattı. Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği’nin (TÜSEDAD) 100 baş sağmal ve günlük ortalama 30 litre verim esas alan işletme modelinde ağustos ayı sıcak çiğ süt üretim maliyeti ise 28,50 TL/litre olarak hesaplandı. Üreticilerin farklı fiyatlardan süt sattığına dikkat çeken Sarıbal, “Çiğ süt tavsiye fiyatı 1 Ekim’de üreticinin gerçek maliyeti ve önümüzdeki üç ayın riskleri dikkate alınarak güncellensin. Süt üreticisinin geliri güvence altına alınsın; üretici maliyetinin altında üretime zorlanmasın” çağrısında bulundu. Sarıbal, süt ve etin üreticiden rafa ulaşıncaya kadar fiyatlarının nasıl oluştuğunun açıklanmasını istedi. Yem bitkisi üretimine ve mera ıslahına kaynak ayrılması, yerli damızlıkların korunması, buzağı kayıplarının azaltılması ve şap başta olmak üzere hayvan hastalıklarıyla mücadelenin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Çocukların süte, halkın yeterli ve dengeli gıdaya erişimini de bir kamu sorumluluğu olarak değerlendirdi. 2027 ithalat planında 380 bin baş büyük işletmelere ayrıldı Sarıbal, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2027 için 480 bin baş besilik erkek sığır ithalatı planladığını hatırlatarak bunun 380 bin başının 200 baş ve üzeri kapasiteli işletmelere, 100 bin başının ise daha küçük işletmelere ayrıldığını belirtti. Böylece planlanan kontenjanın yaklaşık yüzde 79’u büyük kapasiteli işletmelere yöneliyor. “İthalat iktidarın temel tarım politikasına dönüştü” diyen Sarıbal, 2010’dan bu yana büyükbaş ve küçükbaş canlı hayvan ile kırmızı et ithalatına 15 milyar doları aşan kaynak harcandığına ilişkin dış ticaret derlemesini hatırlattı. Sarıbal, ithalatın sürmesine karşın üreticinin yem, mera ve damızlık sorunlarının çözülmediğini, düşük gelirli yurttaşların da uygun fiyatlı ete erişemediğini söyledi. Hayvancılık desteklerinin toplam tarımsal destekler içindeki payının 2020’de yaklaşık yüzde 35–36 düzeyindeyken yüzde 17’lere gerilediğini belirten Sarıbal, küçük ve orta ölçekli aile işletmelerine öngörülebilir destek ve erişilebilir kaynak sağlanmasını istedi. Yerli ırkların korunması ve meraların ıslahı üzerinde durarak, ithal besilik hayvanla yürüyen bir düzenin yerli damızlık ve yem üretiminin yerini tutamayacağını ifade etti. Et ve Süt Kurumu’nun canlı hayvan ve et ithalatından bir yılda ne kadar gelir elde ettiğini ve bu kaynağı nerede kullandığını açıklaması çağrısında bulunan Sarıbal, “Başarıyı ithalat kotasındaki sınırlı düşüşle değil; üreticinin üretimde kalması, hayvan başına verimin artması ve halkın yeterli, nitelikli et ve süt ürününe erişmesiyle ölçmek gerekir” dedi. Sarıbal, sözleşmeli tarımda da üreticinin örgütlü ve güçlü bir taraf haline gelmesi gerektiğini belirterek alım fiyatlarının gerçek maliyeti ve üreticinin yaşam payını karşılamasını istedi. Basın toplantısını şu sözlerle tamamladı: “Üreticiyi yaşatmadan süt sorununu çözemezsiniz. Süt sürüsünü korumadan hayvancılığı geliştiremezsiniz. Küçük üreticiyi desteklemeden sürdürülebilir süt ve et üretimi sağlayamazsınız.”

TZOB Başkanı Bayraktar: "Çeltikte Hasat Döneminde İthalat Durdurulmalıdır" Haber

TZOB Başkanı Bayraktar: "Çeltikte Hasat Döneminde İthalat Durdurulmalıdır"

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, hasadı başlayan çeltik hakkında değerlendirmelerde bulundu. “Ülkemizde çeltik hasadı başladı. Çiftçimiz aylar boyunca emek verdiği ürününü şimdi pazara çıkarıyor” diyen Bayraktar, açıklamasını şöyle sürdürdü; “Bu dönemde alınacak kararlar, üreticimizin yalnızca bu yılki gelirini değil, gelecek yıl yeniden üretim yapıp yapamayacağını da belirleyecek. Türkiye'nin 2025 yılında 998 bin 98 ton olan çeltik üretiminin, 2026 yılı birinci tahminine göre yüzde 7,7 artarak 1 milyon 74 bin 810 tona ulaşması bekleniyor. Hasatta yerli ürün kısa sürede yoğun biçimde piyasaya çıkıyor. Aynı dönemde ithalatın sürmesi, çeltik işleyen işletmelerin yerli ürün alımını ertelemesine ve üreticiye teklif edilen fiyatlar üzerinde baskı oluşmasına yol açabilir. Gübre, mazot, tohum, ilaç, sulama, işçilik ve finansman giderlerini ödemek zorunda olan çiftçimizin ise ürününü satmak için aylarca bekleme imkânı yoktur. TMO alım fiyatını gecikmeden açıklamalıdır. Fiyat belirlenirken çiftçilerimizin gerçek üretim maliyetleri esas alınmalı, emeklerinin karşılığını almalarını sağlayacak makul bir gelir gözetilmelidir. Ayrıca, hasat döneminde çeltik ithalatı durdurulmalıdır. Alım koşulları ve takvimi önceden duyurulmalı; ihtiyaç duyulan yerlerde TMO fiilen alım yaparak piyasada üretici lehine güvence oluşturmalıdır. Çiftçimiz, maliyetinin altında satış yapmaya mecbur bırakılmamalı ve mağdur edilmemelidir. Sanayici ve çeltik işleyen işletmelerin öncelikle yerli üreticiden ürün temin etmesi teşvik edilmeli; gümrük vergileri ve ithalat uygulamaları hasat takvimi ile yerli üretimin sürdürülebilirliği gözetilerek düzenlenmelidir.”

En Ağır Karpuz 47 Kilo 900 Gram Geldi Haber

En Ağır Karpuz 47 Kilo 900 Gram Geldi

Diyarbakır’ın simge tarım ürünü olan Diyarbakır karpuzunun tanıtılması ve üreticilerin emeğinin desteklenmesi amacıyla düzenlenen 16. Diyarbakır Kültür ve Karpuz Tanıtım Etkinlikleri, Diyarbakır İl Tarım ve Orman Müdürlüğü bahçesinde coşkuyla gerçekleştirildi. Kentin tarımsal ve kültürel değerlerini geniş kitlelere aktarmak amacıyla organize edilen etkinliğe; Diyarbakır İl Tarım ve Orman Müdürü Adil Alan, AK Parti İlçe Başkanları, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, çok sayıda üretici ve vatandaş katıldı. Müzik Dinletisi ve Eğlenceli Yarışmalar Renk Kattı Program, protokol konuşmalarının ardından Mentalist grubunun canlı müzik dinletisiyle başladı. Konuklara keyifli anlar yaşatan müzik ziyafetinin ardından etkinlik kapsamında çeşitli yarışmalar düzenlendi. Üreticilerin emeğini görünür kılmak ve köklü tarım geleneğini yaşatmak amacıyla gerçekleştirilen organizasyonda çocuklar için Karpuz Yeme ve Karpuz Yuvarlama yarışmaları yapılırken, yetişkinler kategorisinde ise merakla beklenen Karpuz Ağırlık Yarışması düzenlendi. 1967’den Günümüze Uzanan Köklü Karpuz Geleneği İriliği, lezzeti ve dayanıklılığı ile bilinen Diyarbakır karpuzunun en bilinen çeşitleri arasında Sürme, Pembe ve Ferik yer alıyor. Özellikle Sürme çeşidi, uygun yetiştirilme koşullarında 40-50 kilogramı aşan ağırlığıyla kentin tarımsal kimliğinin en önemli sembolü sayılıyor. Diyarbakır karpuzu tanıtım etkinliklerinin geçmişi 1967 yılına dayanıyor: 1995 Yılı: Diyarbakır Valiliği desteğiyle karpuz yarışmaları geleneksel hale getirildi. 2011 Yılı: Tarım ve Orman Bakanlığı desteği ile İl Müdürlüğü koordinasyonunda etkinlikler geniş kapsamlı festival formatına taşındı. Günümüz: Düzenlenen 16. buluşma ile bu tarihi miras ve kültürel gelenek yaşatılmaya devam ediyor. Dev Karpuz Yarışmasında Şampiyon Mazeretsiz 47.9 Kilo! Etkinliğin en çok ilgi gören bölümü olan Karpuz Ağırlık Yarışması’nda dereceye giren üreticiler ve rekor kıran karpuz ağırlıkları açıklandı: Birinci: Adil Aydın – 47 kilo 900 gram (40.000 TL Ödül) İkinci: İkram Atlı – 45 kilo 900 gram (30.000 TL Ödül) Üçüncü: Mehmet Atlı – 44 kilo 500 gram (20.000 TL Ödül) Dereceye giren üreticilere nakdi ödüllerinin yanı sıra Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya ile Yenişehir Ziraat Odası Başkanı Süleyman İskenderoğlu tarafından özel hediyeler takdim edildi. Minik Yarışmacılara Sektör Temsilcilerinden Destek Çocuklara yönelik yarışmalarda dereceye giren miniklere hediyeleri; Ziraat Odaları Koordinasyon Kurulu Başkanı Cevat Delil, Yenişehir Ziraat Odası Başkanı Süleyman İskenderoğlu, Diyarbakır Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Abdullah Çetinkaya, Diyarbakır Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı Hüseyin Yılmaz ve Diyarbakır Damızlık Manda Yetiştiricileri Birliği Başkanı Recep Birtane tarafından verildi. Diyarbakır’ın tescilli lezzetini ve tarımsal potansiyelini gözler önüne seren etkinlik, ödül töreninin ardından düzenlenen kapanış kokteyli ile sona erdi.

Ladik Fasulyesinde Hasat Dönemi Haber

Ladik Fasulyesinde Hasat Dönemi

Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin destekleriyle üretimi sürdürülen Ladik fasulyesinde hasat başladı. Vatandaşların tarladaki mesaisi yoğun bir şekilde sürerken, üreticiler Büyükşehir’in satın alma garantisi ile satış ve pazar kaygısı yaşamadan ürünlerini topluyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, “Ladik fasulyesinde bugün yaşanan hasat heyecanı da üreticimize verdiğimiz desteğin sahadaki en güzel karşılıklarından biri. Hasadımızın üreticilerimize bereket, kazanç ve hayırlı sonuçlar getirmesini diliyorum” dedi. Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile isminden daha fazla söz ettirmeye başlayan Ladik fasulyesinde hasat dönemi başladı. Tarlaya giren üreticiler ürünlerini binbir emekle topluyor. Sabahın erken saatlerinde başlayan hasat akşama kadar devam ediyor. Tek tek toplanan ürünler ardından kurutulmaya bırakılıyor. Sulama desteğinden satın alma garantisine üretim sezonu boyunca üreticilerin yanında olan Büyükşehir Belediyesi onların hasat heyecanına da ortak oluyor. Üreticinin emeği güvence altında Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin “Sözleşmeli Tarım Modeli ve Ladik Fasulyesi Yetiştiriciliğinin Yaygınlaştırılması Projesi” ile üreticinin emeği güvence altına alınırken Samsun’un yöresel tarım değerlerinden biri olan Ladik fasulyesinin üretiminin yaygınlaştırılmasına da katkı sunuluyor. Büyükşehir Belediyesi ekipleri üretim sezonu boyunca olduğu gibi hasat sürecinde de sahadaki çalışmalarını sürdürüyor. Üreticilerle yapılan sözleşmeler kapsamında ürünlere satın alma garantisi sunulması, çiftçinin hasat döneminde pazar arayışıyla karşı karşıya kalmasının önüne geçiyor. Sezon başında alım güvencesi ile tohumu toprakla buluşturan üretici, ürün hasadını da aynı güvenle gerçekleştiriyor. “Bu güvenin üretim isteğini güçlendirdiğine inanıyoruz” Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, “Büyükşehir Belediyesi olarak kırsal kalkınmayı güçlendirecek proje ve hizmetler üretirken üreticimizin ihtiyacını sahada görerek şekillendiriyoruz. Bazen bu ihtiyaç sulama oluyor, bazen tohum bazen pazar… Çiftçimizin, üreticimizin üretimde önlerini açmak, işlerini kolaylaştırmak adına çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Ladik fasulyesinde uyguladığımız model de bu çalışmalardan yalnızca biri. Üreticimiz tarlasını ekerken de yalnız olmadığını biliyor, hasat zamanı geldiğinde de yalnız olmadığını biliyor. Üreticimizin sulama imkânlarını güçlendirdik, üretim sürecinde yanında olduk ve ürününü satma kaygısı yaşamaması için satın alma garantisi sunduk. Bu güvenin üretim isteğini güçlendirdiğine inanıyoruz. Ladik fasulyesinde bugün yaşanan hasat heyecanı da üreticimize verdiğimiz desteğin sahadaki en güzel karşılıklarından biri. Hasadımızın üreticilerimize bereket, kazanç ve hayırlı sonuçlar getirmesini diliyorum. Üreten her çiftçimizin yanında olmaya, kırsal kalkınmayı güçlendiren projelerimizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

Karaburun’un Nergis Üretimine Büyük Destek Haber

Karaburun’un Nergis Üretimine Büyük Destek

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Karaburun’un simgesi nergisin üretimini korumak ve artırmak amacıyla üreticiye 300 bin nergis soğanı desteği programını başlattı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Karaburun’da düzenlenen törenle nergis soğanlarını üreticilere teslim etti. Karaburun Belediye Başkanı İlkay Girgin Erdoğan’ın ev sahipliğindeki programa önceki dönem İzmir milletvekillerinden Kani Beko, İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Candaş Yeter ve Mustafa Õzuslu, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Bülent Üngür, muhtarlar, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, üreticiler ve yurttaşlar katıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi Halk Dansları Topluluğu da programda gösteri sergiledi. Tugay: Karaburun İzmir’in canı ciğeridir Karaburun’un İzmir için özel ve değerli bir bölge olduğunu belirten Başkan Tugay, “Karaburun İzmir’in canı ciğeridir. Çok özel ve değerli bir bölgedir. Onun için çalışacağız. Büyükşehir Belediyesi’nin ya da belediyelerin mevzuatında ‘üreticiye destek olun’ diye bir şart yok. Ancak böylesine kıymetli bir değeri görmezden gelme şansınız da yok. Eğer bu şehrin evladıysanız ve değerinin farkındaysanız çalışacak, destek olacaksınız. Biz de bu geleneğe sahip çıkmaktan onur duyuyoruz” dedi. “Ortada bir sorun varsa ‘Biz ne yapabiliriz?’ diye soruyoruz” Mandalina üreticilerinin yaşadığı sorunları dinlediklerini belirten Tugay, “Ortada bir sorun varsa kendimize ‘Bu durumda biz ne yapabiliriz?’ diye soruyoruz” dedi. Tugay, üreticilerin mandalinalarını boylayıp ayırabileceği ve paketleyebileceği bir tesisin kurulumu konusunun gündeme geldiğini aktardı. Karaburun’un bahçelerini daha fazla İzmirliyle buluşturmak istediğini belirten Tugay, “Binlerce İzmirliyi buraya getirip mandalina ağaçlarından ürün toplamalarını, mandalinaları evlerine götürmelerini istiyoruz. Organizasyon ve toplanan ürünlerin ücretlerini de biz karşılayalım şeklinde değerlendirmelerde bulunduk. Söylenen her söz, iletilen her konu can kulağıyla dinleniyor ve takip ediliyor. Siz problemleriniz ve isteklerinizi bize iletmeye devam edin” ifadelerini kullandı. “12 milyon nergis çok iyi bir rakam” Karaburun’un nergis üretimindeki önemine dikkat çeken Tugay, “Geçen yıl ülkemizde üretilen 43 milyon nergisin 12 milyonu Karaburun’da üretildi. Bu çok iyi bir rakam ve desteklenmeyi hak ediyor. Bu yıl üreticilerimize 300 bin nergis soğanı dağıtacağız” dedi. Başkan Tugay, törenin ardından soğanları üreticilere teslim etti. İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, 2026 dikim döneminde nergis soğanlarını Karaburun’un 15 mahallesine ulaştıracak. Girgin Erdoğan: “Karaburun’un tarımsal geleceğine yapılan bir yatırım” Karaburun Belediye Başkanı İlkay Girgin Erdoğan, “İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’mızın gerçekleştirdiği nergis soğanı dağıtımını sadece bir destek değil, Karaburun’umuzun tarımsal geleceğine yapılan bir yatırım olarak görüyoruz. Toprağımızla buluşacak her soğan yeni bir üretimin başlangıcıdır. Üretilen her nergis ise üreticimizin emeğine, aile ekonomisine ve Karaburun’un yerel kalkınmasına katkı demektir. Sizler toprağınızı işledikçe bu toprakların hikayesi yaşamaya devam edecektir” ifadelerini kullandı. Türkiye’deki her dört nergisten biri Karaburun’dan Karaburun’un nergis üretimindeki gücü rakamlara da yansıyor. 2025 verilerine göre Türkiye genelinde 942 bin 300 metrekarelik alanda 43 milyon 568 bin adet nergis üretildi. İzmir’de ise 353 bin metrekarelik alanda 12 milyon 2 bin adet nergis yetiştirildi ve kentteki üretimin tamamı Karaburun’da gerçekleştirildi. Bu rakamlarla Karaburun tek başına Türkiye nergis üretiminin dörtte birinden fazlasını karşılarken İzmir, üretim alanı ve miktarında Mersin’in ardından Türkiye’de ikinci sırada yer aldı. İlk etapta 150 bin soğan 300 bin nergis soğanının dağıtımı iki etapta gerçekleştirilecek. İlk etapta 150 bin soğan Karaburun’un 6 mahallesindeki üreticilere ulaştırılacak. Kalan 150 bin soğanın ise ilk dağıtımın ardından 10 gün içerisinde teslim edilmesi planlanıyor. Böylece toplam 15 mahallede yeni nergisler toprakla buluşacak. Karaburun’da da nergis desteğinin yanı sıra tarımsal sulama, zeytin üretimi, küçük ölçekli balıkçılık ve bitkisel üretim alanlarında çalışmalar yürütülüyor. Parlak Sulama Tesisi’nin Ulamış’taki tesisle birlikte yenilenmesi için yaklaşık 30 milyon liralık çalışma sürerken, Parlak Sulama Göleti’ne 90 kW gücünde güneş enerjisi tesisi kurulması planlanıyor. Kırsal üretime 1,4 milyar liralık kaynak İzmir Büyükşehir Belediyesi, kırsalda üretimin devamlılığını sağlayacak çalışmalarını sürdürüyor. İzmir’in kırsalında 55 bin 600 üretici bulunuyor. 2026 yılında Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı bütçesi kapsamında 1,4 milyar liralık kaynak ayrıldı. Kaynak; üreticinin işini kolaylaştırmak, suyun daha verimli kullanılmasını sağlamak ve üretimi güçlendirmek için değerlendiriliyor.

YENİ Partili Başevirgen Manisa’da Besicilerin Sorunlarını Dinledi Haber

YENİ Partili Başevirgen Manisa’da Besicilerin Sorunlarını Dinledi

YENİ Parti Manisa Milletvekili ve Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Bekir Başevirgen, Manisa’da besicilerin sorunlarını dinledi. Hem süt hem et fiyatlarından dert yanan besiciler, hayvancılığı bırakma noktasına geldi. Bir besici, “Geçen yıl aynı zamanlarda 90-100 hayvan vardı. Şu an hayvan sayımız 60’larda. Anaçları kestiriyoruz. İşin sonunda yok olup gideceğiz. Bir daha geldiğinizde biz yokuz, kahvehanede oturuyor olacağız” dedi. Bir diğer besici, “hayvancılık yapmak kadar güzel bir şey yok ama girdi maliyetleri her sene üstümüze çığ gibi düşerse bu işin içinden hiç çıkamayız” sözleriyle dert yandı. Bir başka besici ise, “Geçen sene 135-140 hayvan vardı bu sene 95-100’e düştü. Sektörden çekileceğiz artık, yeter diyeceğiz. Çalışırken batmak diye bir şey var; bu olsa gerek” ifadelerini kullandı. YENİ Parti Manisa Milletvekili ve Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Bekir Başevirgen, Manisa’da besicilerin sorunlarını dinledi. Besiciler, Başevirgen’e hem süt hem de et fiyatlarından yana dert yandı. “İŞİN SONUNDA YOK OLUP GİDECEĞİZ” Bir daha ki ziyarette işi bırakıp kahvehane de oturur hale geleceklerini söyleyen besici, “Süt konseyinin açıkladığı fiyat 24,30 lira. Mandıranın bizden aldığı fiyat ise 27,50 lira. Devlet 24,30’a fiyat açıklıyor, mandıra 27,50’ye süt alıyor. Fiyatın üzerine geçiyor. Çünkü mandıralarda anladı bizim yok olduğumuzu. En son bize ziyarete geldiğinizde 700-800 kilo süt vardı. Şimdi 300 kilo. Bir daha geldiğinizde biz yokuz, kahvehanede oturuyor olacağız. Yem fiyatları, süt fiyatlarıyla bire bir gidiyor. Yem fiyatlarıyla, üzüm fiyatları eşitlenmek üzere. 5 römork üzümüm var eğer üzümdeki bu fiyat rezilliği devam ederse, üzümleri ineklere yedireceğiz. Geçen yıl aynı zamanlarda 90-100 hayvan vardı. Şu an hayvan sayımız 60’larda. Anaçları kestiriyoruz. İşin sonunda yok olup gideceğiz. Hiçbir iş yapmayalım traktörle yem dağıtalım 500 lira harcıyoruz. Eskiden her çiftlikte hayvanlara bakmak için bir aile çalışırdı. Şimdi işçi bile çalıştırmıyoruz, çünkü kendimize bakamıyoruz. Özbekistan’dan üzümü hayvan yemi adı altında getiriyorlar. Bizde zaten üzümü bundan sonra hayvan yemi olarak vermeye başlayacağız. 45 liraya geliyor, zaten bizim üzümü de 50 liraya alıyorlar” diye konuştu. “GİRDİ MALİYETLERİ HER SENE ÜSTÜMÜZE ÇIĞ GİBİ DÜŞERSE BU İŞİN İÇİNDEN HİÇ ÇIKAMAYIZ” Üreticinin yem maliyetinde, süt üretiminde paritenin 1,5 olması gerektiğini belirten bir diğer besici, “Bizim gittiğimiz parite şu an 1. Yani, 1 kilo yeme 1 kilo süt. Normalde 1 kilo süt sattığım zaman 1,5 kilo yem alabiliyor olmam gerek. 5 sene önce işi babamdan devraldım. Girdi maliyetleri çok yüksek. Kendimiz üretmeye çalışıyoruz ama bu sefer enflasyondan dolayı girdi maliyeti bizi işin içinden çıkartmıyor. Ulusal Süt Konseyi’nin açıkladığı süt fiyatı 24,30 ama biz o fiyattan satamıyoruz. Aldığım fiyat 21 lira. Üreticilerin süt maliyeti aşağı yukarı 27 lira. Mecbur bakıyoruz, mal canın yongası. Bırakmak istemiyoruz çünkü biz bu işte çekirdekten geldik. Dedemde hayvancıydı, babamda hayvancıydı bende hayvancıyım. Köyde yaşamak, kendi standardını oluşturmak, kendi yaşamını idame ettirmek, hayvancılık yapmak kadar güzel bir şey yok ama girdi maliyetleri her sene üstümüze çığ gibi düşerse bu işin içinden hiç çıkamayız. Burada bu işi yapan 3 kişi kaldık. Seneye 2 olur sonraki sene baktınız bende giderim. Karkas ete 10 lira zam gelsin, 50 lira yeme zam geliyor. Bizi şu an kurtarabilecek olan belki hamile hayvanlarım, elimden çıkacak olan buzağılar başka türlü biz bu işin içinden çıkamayız. Geçen yıl 45 hayvanım vardı bu yıl 29-30 tane. 15 tanesini maliyetleri karşılayamadığım için satmak zorunda kaldım” ifadelerini kullandı. Kendi çocuklarını çiftlikten uzaklaştırdığını belirten besici, “Kazancımız olmadığı için benim oğlum gidip tanker şoförlüğü yapıyor, ağabeyimin oğlu başka bir fabrikada çalışıyor. Biz buradan randımanlı bir ekmek kazanmış olsak çocuklarımızın ne işi var başka işlerde. Bizden sonra bu işi yapacak kimse yok. En genç olarak bizler varız” dedi. “PARA KAZANAMADIĞIMIZ İÇİN HAYVANLARI SATIYORUZ, SENEYE BIRAKACAK GİBİYİZ” Devletten destek bulamadıklarından yana dert yanan bir başka besici ise, “Burada şu anda 120 hayvan var. Daha önceki yıllarda hayvan sayısı daha fazlaydı. Her sene aşağıya düşüyoruz. Et para etmediği için, süt para etmediği için, yem pahalı. Geçen sene şaptan dolayı 30-40 zayiat verdik. Buzağılar, inekler hep gitti. Devletten hiçbir destek almadık. Zaten hayvanlar şu an ithal geliyor. Bir danayı bize 110 bin liraya veriyorlar. 50-60 bin lira da yiyecek masrafı var. Biz bundan ne kazanacağız? Sadece bize gübresi kalıyor. Onu da tarlaya atıyoruz, bize darıda biraz destek oluyor başka da bir şey yok. Geçen yıl 215 tane hayvan vardı. Para kazanamadığımız için hayvanları satıyoruz. Seneye bırakacak gibiyiz” diye konuştu. “BÖYLE DEVAM EDERSE SATACAĞIZ, BIRAKACAĞIZ YAPACAK BİR ŞEY YOK” Hem et hem de süt fiyatlarından yana durumun çok berbat olduğuna dikkat çeken besici ise, “Her geçen yıl değil, her ay bir önceki ayı aratıyor. Bu şekilde devam ederse, bizim devam etme şansımız yok. Para kazanabilmemiz için süt fiyatının en az 30-35 lira olması lazım. Yem maliyetleri yüksek, mazot fiyatları yüksek. Aynı zamanda etten de para kazanamıyoruz. Gittikçe düşüyor. Bugün etin kilosunu 700-800 liradan kestirmem lazım, aradığım zaman 580 liralardan bahsediyorlar. Böyle devam ederse satacağız, bırakacağız yapacak bir şey yok” ifadelerini kullandı. “SEKTÖRDEN ÇEKİLECEĞİZ ARTIK, YETER DİYECEĞİZ” Şu an sütün litresinin piyasa ortalamasının 27,5-28 lira civarında olduğunu ve maliyet fiyatlarına süt sattıklarını ifade eden besici, “Para kazanabilmemiz için 35 liraların altında olmaması lazım. 18 bin 250 lira sadece bir aylık su faturası, darıları suladım. 60 dönüm arazinin. Ben 100 küsür dönüm yer dikiyorum bir tek tarlanın su parası. Yem fiyatları son 9 gün içinde 3 kere zam gördü. Ortalama bir yem fiyatı 800 ila 1100 lira arasında değişiyor. Ama sütün fiyatı artmıyor. Mazot giderlerimiz günlük değişiyor. Genel anlamda harcadığımız emek, hayvana yatırdığımız öz sermayeyle kazanılan para, ki kazanılmıyor karın tokluğu. Bu işi 12 yıldır yapıyorum. 12 yıl önce daha iyiydi. Git gide kötüye gidiyor. Yem, mazot, elektrik giderlerimiz bu kadar yüksek değildi. Sadece bu çiftliğin elektrik giderine geçen yıl 6- 6 bin 500 lira para veriyorduk. Bu sene 14-15 bin lira para ödüyoruz. Her şey yüzde 100 arttı. Ziraat Bankası’ndan çıkamıyoruz. Geçen sene 135-140 hayvan vardı bu sene 95-100’e düştü. Sektörden çekileceğiz artık, yeter diyeceğiz. Çalışırken batmak diye bir şey var; bu olsa gerek” dedi. “PARAYI KAZANANLAR SON NOKTA SATICILAR” Üretici kazanamadığını, hakkını alamadığını belirten bir diğer besici ise şunları kaydetti: “Hem de bu işin sanayi kısmında peynir üreticileri, yoğurt, ayran, süt sektörü üreticileri de eskiye oranla çok düşük, minimal karlarla çalışıyorlar. Tereyağın maliyeti 400 lira ama markete gittiğimiz zaman tereyağ 700 lira 800 lira hatta geçen 980 liraya tereyağ gördüm. Parayı kazananlar son nokta satıcılar. Aynı ürün A markete gittiğimiz zaman başka, B markete gittiğimiz zaman başka fiyatlara satılıyor. Herkes kafasına göre fiyat yazabiliyor. Biz burada, üreticiler olarak her zaman mağdur olan tarafız. Son nokta satışta devletin daha hükmedici olması lazım. Hükümetin görevini yapması lazım. Ama çok zayıf kalıyoruz. Nedenini düşündüğüm zaman orada da devletin şöyle bir rantı oluyor; ne kadar fazla fiyattan satılırsa alınan vergi o kadar yükseliyor. O yüzden ses çıkarılmıyor. Böyle olduğu sürece bu ülkede tarım ve hayvancılığın kalkınma ihtimali çok zayıf.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.