Hava Durumu

#Zirai Don

Kırsal Haber - Zirai Don haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Zirai Don haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bakan Yumaklı: "TMO 20 Milyon Tonluk Depolama Kapasitesiyle Hasat Dönemine Hazır'' Haber

Bakan Yumaklı: "TMO 20 Milyon Tonluk Depolama Kapasitesiyle Hasat Dönemine Hazır''

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, bu yıl tarımsal sulamayla ilgili bir problem olmayacağını belirterek, "Geçen sene zirai don ve kuraklıkla düşen üretimimiz bu sene toparlanacak, hatta bazı ürünlerde rekorlar kıracağımızı söyleyebilirim." dedi. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla düzenlenen Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Danışma Kurulu Toplantısı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın da katılımıyla bir otelde yapıldı. Burada konuşan Yumaklı, tarım sektörünün sadece bir üretim faaliyeti değil, strateji ve planlama işi olduğunu söyledi. İklim değişikliği ve bölgesel gerilimlerin küresel üretim maliyetlerini ve tedarik zincirlerini doğrudan etkilediğine işaret eden Yumaklı, "Tarım ve Orman Bakanlığı olarak tüm adımlarımızı bu gerçeklere göre planlı ve programlı şekilde atıyoruz. Tarımı teknolojiyle birleştirmek artık bir zorunluluktur." diye konuştu. Bakan Yumaklı, Türkiye'de tarım adına gelecek vizyonunu pekiştiren gelişmeler yaşandığını bildirerek, 7 aylık verilere bakıldığında son 66 yılın en yağışlı yılının yaşandığını, barajlardaki ortalama doluluk oranının yüzde 75'lerin üzerine çıktığını söyledi. "Tmo 20 Milyon Tonluk Depolama Kapasitesiyle Hazır" Bu yıl sulamayla ilgili problemin olmayacağına dikkati çeken Yumaklı, konuşmasına şöyle devam etti: "Geçen sene zirai don ve kuraklıkla düşen üretimimiz bu sene toparlanacak, hatta bazı ürünlerde rekorlar kıracağımızı söyleyebilirim. Toprak Mahsulleri Ofisimiz (TMO) de yeni hasat dönemine 20 milyon tonluk depolama kapasitesiyle hazır. İki yıl önce başlattığımız, meyvelerini almaya başladığımız üretim planlamamızı güçlendirerek devam ettiriyoruz. İki yıl önce başlattığımız hayvancılıkta yol haritamızı uygulamaya devam ediyoruz. Yeni destekleme modelimizi de kadınları ve gençleri ön plana alacak şekilde sisteme entegre ettik." Yumaklı, ziraat odalarıyla iş birliğini daha da ileriye götürmek için gayret ettiklerini belirterek, Çiftçi Kayıt Sistemi veri girişi ve kabul işlemlerinin yürütülmesine için TZOB ile bir protokol imzaladıklarını anımsattı. İlk etapta uygulamanın üç ilde başladığını ve geçen yıl il sayısının 21'e çıktığını anlatan Yumaklı, bu yıl hazır olan odaları da sisteme dahil edeceklerini söyledi. Bakan Yumaklı, IPARD kapsamında hayata geçirdikleri "danışmanlık hizmetleri" ile ziraat odalarında görev yapan 600'ün üzerinde uzman danışmana eğitim desteği vermeye devam edeceklerini bildirdi. "ALGI OPERASYONLARININ ÜRETİCİLERİMİZİN MORALİNİ BOZMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan "Türkiye Tarım ve Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesi"nin sektörde yeni sayfa açtığını dile getiren Yumaklı, şunları kaydetti: "Proje kapsamında krediye erişim sorunu yaşayan ve birincil üretim yapan çiftçilerimiz için yaklaşık 500 milyon dolarlık kredi hacmi oluşturulması konusunu uygulamaya başlayacağız. Yaklaşık 400 bin çiftçimizin ürünlerini pazarlayabilecekleri yeni kanallar oluşturulacak. Öngörümüz 250 bin vatandaşımıza istihdam sağlanacak. Ancak birilerinin, 'tarım bitti' diyerek çiftçilerimizi moralini bozmaya ve tüketicimizi tedirgin etmeye devam ettiğini görüyoruz. Bu algı operasyonlarının üreticilerimizin moralini bozmasına izin vermeyeceğiz. Dezenformasyonla moral bozmaya çalışanlara bu sektörün verdiği en büyük cevap, tarladaki üretim, stoklarımızdaki doluluk ve burada sergilediğimiz sarsılmaz birlikteliktir."

CHP'li Sarıbal: ''Kırsalı Yeniden Bereketlendireceğiz!'' Haber

CHP'li Sarıbal: ''Kırsalı Yeniden Bereketlendireceğiz!''

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü nedeniyle Meclis’te yaptığı açıklamada, AKP iktidarının tarımı planlayan, üreticiyi destekleyen kamucu anlayışı tasfiye ettiğini, artan maliyetler, borç yükü ve şirket odaklı politikalar nedeniyle çiftçinin üretimden çekildiğini ifade etti, “Çiftçinin alın terini borca, ithalata ve şirketlere teslim eden iktidarı göndereceğiz. Bu ülkenin çiftçisi yeniden toprağıyla, üretimle buluşacak, emeğinin karşılığını alacak” dedi. AKP’nin üretim karşıtı politikalarının çiftçiyi hızla tarımdan uzaklaştırdığını belirten Milletvekili Orhan Sarıbal, tarımdaki çöküşün verilerle ortada olduğunu söyledi. 2000’li yılların başında 2,8 milyon olan kayıtlı çiftçi sayısının bugün 2,3 milyona düştüğünü kaydeden Sarıbal, SGK’ya kayıtlı çiftçi sayısının ise son 17 yılda 1 milyondan 616 bine gerilediğini ifade etti. Kırsalın hızla yaşlandığını belirten Sarıbal, çiftçilerin yaş ortalamasının 60’a yaklaştığını söyledi. Tarımın istihdam ve milli gelir içindeki payının da dramatik biçimde gerilediğine dikkati çeken Sarıbal, “2002’de toplam istihdamın yaklaşık yüzde 35’i tarımdaydı. Bugün bu oran yüzde 14’e kadar düştü. Tarımın milli gelir içindeki payı ise yüzde 10’ların üzerinden yüzde 5,2 seviyesine geriledi” ifadelerini kullandı. Türkiye’de çiftçilerin kişi başına düşen milli gelirin ancak üçte biri kadar gelir elde edebildiğini belirten Sarıbal, kişi başına tarımsal katma değerin Almanya’nın yaklaşık 8,5 kat, Fransa’nın ise 5 kat gerisinde kaldığını söyledi. İKTİDARIN ÇİFTÇİLERE 2 TRİLYON BORCU VAR! 2006 yılında yürürlüğe giren Tarım Kanunu’nun, tarımsal desteklerin milli gelirin en az yüzde 1’i düzeyinde verilmesini zorunlu kıldığını hatırlatan Sarıbal, iktidarın bu hükmü yıllardır uygulamadığını söyledi. Çiftçiye verilen desteklerin çoğu zaman yüzde 0,5’in altında kaldığını, son yıllarda ise yüzde 0,2 seviyelerine kadar gerilediğini belirten Sarıbal, “Yasanın öngördüğü desteğin yalnızca beşte biri çiftçiye verildi” dedi. Sarıbal, 2007-2026 döneminde Tarım Kanunu’nun uygulanmaması nedeniyle devletin çiftçiye olan borcunun cari fiyatlarla yaklaşık 2 trilyon liraya ulaştığını ifade etti. TARIMSAL DESTEKLER 54, ÇİFTÇİNİN BORCU 256 KAT ARTTI! Yetersiz destekler nedeniyle üreticinin bankalara bağımlı hale getirildiğini belirten Sarıbal, çiftçilerin banka borcunun 2026 Mart itibarıyla bir önceki yıla göre yüzde 40 artarak 1 trilyon 350 milyar liraya yükseldiğini söyledi. “Son 20 yılda tarımsal destekler 54 kat artarken çiftçilerin banka borçlarının 256 kat artması, desteklenenin üretici değil finans sistemi olduğunu açıkça göstermektedir” diyen Sarıbal, mevcut politikaların kırsalı çöküşe sürüklediğini kaydetti. 26 MİLYON DEKAR TARIM ALANI KAYBEDİLDİ Ürettiğinin karşılığını alamayan çiftçilerin hızla üretimden çekildiğini ifade eden Sarıbal, 2002 yılında 266 milyon dekar olan ekili-dikili tarım alanlarının 2025 itibarıyla 240 milyon dekara gerilediğine, yaklaşık 26 milyon dekarlık tarım alanının kaybedildiğine dikkati çekti. Sarıbal, “Üreticiyi korumayan, planlamadan uzak, ithalata bağımlı bu anlayış sürdükçe hem çiftçi yoksullaşacak hem de toplum sağlıklı ve güvenli gıdaya erişimde daha büyük krizlerle karşı karşıya kalacaktır” dedi. Hububat, bakliyat ve yağlı tohum üretiminin artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığını belirten Sarıbal, bunun ithalatı destekleyen tarım politikalarının sonucu olduğunu söyledi. 2025 yılının Türkiye tarımı açısından çok yönlü bir yıkım yılına dönüştüğünü ifade eden Sarıbal, kuraklık ve zirai don olaylarının zaten kırılgan hale getirilen bitkisel üretimi ağır biçimde sarstığını belirtti. Tarımsal hasılanın son 25 yılın en sert daralmalarından birini yaşayarak yüzde 8,8 küçüldüğünü kaydeden Sarıbal, birçok üründe rekolte kayıplarının yüzde 60’lara ulaştığını vurguladı. ÇİFTÇİNİN YAŞADIĞI ENFLASYON ÇOK DAHA YÜKSEK TÜİK’in 2026 Mart verilerine göre genel enflasyonun yüzde 30,87, gıda enflasyonunun ise yüzde 32,36 olarak açıklandığını hatırlatan Sarıbal, çiftçinin yaşadığı gerçek enflasyonun çok daha yüksek olduğunu söyledi. Son bir yılda gübre fiyatlarının yüzde 57 ile yüzde 104 arasında arttığını, mazot fiyatlarındaki yükselişin ise yüzde 57,6’ya ulaştığını belirten Sarıbal, elektrik, sulama, yem ve zirai ilaç maliyetlerindeki artışlarla birlikte üretimin sürdürülemez hale geldiğini ifade etti. “Temel tarımsal girdilerin enflasyonun iki katına varan oranlarda zamlanması, çiftçinin her üretim döneminde daha da yoksullaştığını açıkça göstermektedir” diyen Sarıbal, üreticinin üretimden çekilmesiyle birlikte Türkiye’nin gıda güvencesinin de ciddi biçimde zayıfladığını kaydetti. KAMUCU POLİTİKALAR HAYATA GEÇİRİLMEDEN KRİZİNDEN ÇIKAMAYIZ Tarımda üretimin ve çiftçinin milli gelirden aldığı payın artırılması gerektiğini belirten Sarıbal, tarımsal desteklerin Tarım Kanunu’nda öngörüldüğü gibi milli gelirin en az yüzde 1’i düzeyine çıkarılması çağrısında bulundu. Çiftçi BAĞ-KUR primlerinin düşürülmesi, emeklilik için gerekli prim gün sayısının 7 bin 200’e indirilmesi ve SGK prim ödeme gün sayısının 15 güne düşürülmesi gerektiğini ifade eden Sarıbal, başta don ve kuraklık olmak üzere tüm doğal afetlerde üreticinin gerçek zararının eksiksiz karşılanması gerektiğini söyledi. Sarıbal, “Üreticiyi koruyan kamucu politikalar hayata geçirilmeden Türkiye’nin tarım ve gıda krizinden çıkması mümkün değildir” dedi.

Bakan Yumaklı’dan 2026 Müjdesi: "Tarımsal Kayıplarımızı Geri Alacağız!" Haber

Bakan Yumaklı’dan 2026 Müjdesi: "Tarımsal Kayıplarımızı Geri Alacağız!"

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Yalova Ticaret ve Sanayi Odası’nda düzenlenen Sektör Paydaşları Toplantısı’nda tarım dünyasına nefes aldıracak açıklamalarda bulundu. 2025 yılının iklimsel zorluklarına değinen Yumaklı, 2026 yılı için "kayıpların telafi edileceği" bir dönem vizyonu çizdi. ​2025’in Zorlukları ve Gıda Arz Güvenliği ​Bakan Yumaklı, 2025 yılının tarımsal üretim açısından hem kuraklık hem de zirai don gibi ciddi doğal afetlerle geçtiğini kabul etti. Ancak bu durumun bir krize dönüşmediğinin altını çizerek şunları söyledi: ​"2025 yılı tarımsal üretimimizi etkiledi, bu bir gerçek. Ancak gıda arz güvenliği açısından bir sorun teşkil etmiyor. 2026 yılında inşallah bütün kayıplarımızı geri alacağız. Bunun müjdesini şimdiden veriyorum." ​Kadın ve Genç Girişimcilere %20 Kota Müjdesi ​Tarımda sürdürülebilirliği sağlamak adına gençlerin ve kadınların sektöre katılımını önemsediklerini belirten Yumaklı; 2026 yılındaki desteklerin minimum %20'sinin doğrudan kadın ve genç girişimcilere ayrıldığını ifade ederek tüm gençleri ve kadın girişimcileri bu desteklerden faydalanmaya ve başvuruda bulunmaya davet etti. ​"Suyu Merkeze Alan Planlama Çalışıyor" ​2024 yılının son çeyreğinde hayata geçirilen Tarımsal Üretim Planlaması metodolojisinin meyvelerini vermeye başladığını ifade eden Yumaklı, kaynakların verimli kullanımı için suyun merkeze alındığını, çiftçinin önünü görebilmesi için desteklemelerin sezon başında ve uzun vadeli açıklandığını ve 2024 başında başlayan sstratejnun esneme payı bırakılmadan kararlılıkla uygulandığını ifade etti. ​Yalova'ya Dev Yatırım: Akdeniz'in En Büyüğü Açılıyor ​Yalova'nın tarım ve su potansiyeline vurgu yapan Bakan Yumaklı, şehirde stratejik bir tesisin açılışını duyurdu: Marmara Su Ürünleri Kontrol ve Denetim Merkezi. Bu tesisin kendi alanında Akdeniz’in en büyüğü olacağı belirtildi. ​Ayrıca Yalova’daki diğer altyapı çalışmaları hakkında şu bilgiler verildi: ​Armutlu Kaledere Göleti: Çalışmalar hızla devam ediyor. ​Sulamaya Açılan Araziler: Çınarcık ve Armutlu bölgelerinde toplam 3 bin 180 dekar arazi sulamaya hazır hale getirildi. ​Taşkın Koruma: Selimandra ve Sultaniye derelerindeki ıslah çalışmalarıyla taşkın riski minimize edildi.

İklim Krizi Sadece Ürünü Değil, Bir Milyon Mevsimlik Tarım İşçisini de Vuruyor Haber

İklim Krizi Sadece Ürünü Değil, Bir Milyon Mevsimlik Tarım İşçisini de Vuruyor

Lund Üniversitesi Sürdürülebilirlik Çalışmaları Merkezi’nden (LUCSUS) Dr. Sinem Kavak’ın World Development dergisinde yayımlanan son çalışması, iklim değişikliğinin toplumsal fay hatlarını nasıl derinleştirdiğini ortaya koyuyor. Türkiye’de sayıları bir milyonu aşan gezici mevsimlik tarım işçileri, iklim krizinin "görünmez kurbanları" haline gelmiş durumda. Dr. Sinem Kavak’ın konuyla ilgili yaptığı değerlendirmelerde şu ifadelere yer verdi; ''Türkiye’de iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini en yoğun hisseden gruplardanbiri gezici mevsimlik tarım işçileri. Büyük ölçüde yoksul ve güvencesiz etnik azınlıklardan ya da göçmenlerden oluşan ve sayılarının bir milyonu aştığı tahmin edilen bu işçiler, aşırı hava olaylarına doğrudan açık koşullarda yaşıyor ve çalışıyorlar. Sıcak hava dalgaları ve seller gibi aşırı hava olayları, iklim değişikliğinin en gözlemlenebilir olumsuz etkileri arasında yer alıyor. Ancak mevsimlik tarım işçileri, daha az görünür olan sosyoekonomik ve sistemsel etkiler karşısında da oldukça kırılgan. 2025’te Türkiye’nin birçok ilinde etkili olan, Malatya’da kayısı, Karadeniz’de fındık, Ege’de üzüm, kiraz ve şeftali gibi farklı mahsullere büyük zarar veren zirai don felaketi gibi olaylar, mevsimlik tarım işçilerinin iş bulamamasına ya da her zamankinden olumsuz koşullarda çalışmak zorunda kalmalarına neden oluyor. İklim krizi, toplumdaki eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor ve kırılgan grupların yaşam şartlarının daha da ağırlaşmasına neden oluyor. Saha deneyimleri, bu kırılganlığın yalnızca aşırı olaylara özgü olmadığını, çoğu zaman görünmez kalan gündelik bir şiddet hâlini aldığına işaret ediyor. Bu nedenle tarım ürünlerini kurtarmaya odaklanan iklim değişikliğine uyum politikaları, mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarını çözmek için yeterli değil. Sağlıklı bir çevrede barınmak, belirli haklar çerçevesinde ve makul bir ücret karşılığında çalışmak gibi temel haklara erişim sağlanamazsa, işçilerin kırılganlığını azaltmak ve iklim değişikliği karşısında daha dirençli kılmak mümkün değil. Aşırı hava olayları karşısında korunmasızlar Mevsimlik tarım işçilerinin tamamına yakını açık alanlara kurdukları çadırlarda yaşıyor. Bu nedenle aşırı yağış veya dolu gibi aşırı hava olaylarından çok etkileniyorlar. Aşırı sıcaklar karşısında ise korunmasızlar. Çoğu kez bulundukları yerlerde, bir ağacın altına sığınma imkanları dahi olmuyor. Aşırı yağışlarda, çadırları sele kapılıyor veya su altında kalabiliyor; insanlar hayatını kaybediyor. Yakın zamanda yaptığımız bir saha ziyaretinde ise ilk defa fındıkta çalışan işçi çadır alanlarında içme suyu olmadığını gördük. Bütün günü güneş altında geçiren bu insanlar - ki aralarında çocuklar ve hamile bir kadın da vardı - suyun ancak akşam saatlerinde geleceğini söylediler. Bu örnek de gösteriyor ki ‘‘aşırı’’ olarak tanımlanamayacak bir hava olayı bile, kırılganlığı yüksek olan bu grup tarafından ekstrem bir olay olarak deneyimlenebilir. Hasadın zarar görmesi işçiyi de vuruyor Aşırı hava olayları, iklim değişikliğinin en kolay gözlenen, doğrudan etkileri. Ancak bunların yanı sıra olumsuz sosyoekonomik etkiler de söz konusu. Bir mevsimlik işçinin kazancı, çalıştığı gün sayısına ya da yaptığı iş miktarına bağlı. Ne var ki ürünleri etkileyen aşırı sıcak, aşırı yağış veya don gibi bir hava olayı, iş imkanlarını doğrudan kesiyor. Dolayısıyla işçiler, her sene gittikleri bir bölgeye gidemiyorlar ve belki de bir aylık kazançlarından mahrum kalıyorlar. Türkiye’de üretimin iklimden çok etkilenmesi yalnızca üreticiyi değil, işçiyi de çok zor durumda bırakıyor; kazançlarını azaltıyor ve yoksullaştırıyor. Bu durum, sistemsel sonuçlar da doğuruyor. Ürün kaybı sistemsel şok yaratıyor Gezici mevsimlik işçi dağılımında bir denge var; hangi bölgede çalışacakları büyük ölçüde belli ve oraya gidince iş bulmayı bekliyorlar. Ancak tarımsal ürün kaybı söz konusu olduğunda ve çalışacak iş bulamadıklarında, beklemek yerine başka bir bölgeye devam edebiliyorlar. Böyle bir durum sonucunda örneğin Afyon’a kiraz toplamaya gelen işçi sayısı iki katına çıktığında bu işçi sayısı ve iş miktarı dengesini bozup sistemsel bir şok yaratıyor. Ya ücretler düşüyor, ya da çalışılan gün sayısı - yani gelir - azalıyor. Ayrıca daha güçlü kuvvetli işçiler tercih edilebiliyor. Bazı aileler, planladıklarından daha az para kazanıyorlar. Bunun sonucunda immobilite dediğimiz şey ortaya çıkıyor; iş için göç etmeye devam edemez hâle geliyorlar. Mevsimlik tarım işçiliği, mobil bir iş biçimi, ancak maalesef iklim değişikliğinin etkileriyle sürdürülemez hâle gelebiliyor. Her sene tekrarlayan göç döngüsü Mevsimlik tarım işçileri, nerede işçi ihtiyacı varsa oraya giderler. İlk işçi ihtiyaçları genellikle ekimin başladığı bahar aylarında, güneyde, Çukurova tarafında olur. O bölgedeki daha büyük arazilerde çalışmak için yoğun bir işçi göçü yaşanır. Ardından bu insanların bir kısmı bölgede kalırken, bir kısmı ise genelde İç Anadolu’da Nevşehir, Niğde, Yozgat, Konya gibi illere doğru göçe devam eder. Hareket kabiliyeti olanlar Haziran’da Afyon’a kiraz toplamaya veya Malatya’ya kayısıya gider. Ağustos ayında ise fındık toplamaya kuzeye çıkarlar. Fındıktan sonra Güneydoğu’da pamuk ya da fıstık toplama ve güneyde narenciye zamanı gelir, yeniden güneye dönerler. Zaman zaman bu döngüye yeni ürünler dahil olabilir: Örneğin güle veya üzüme de gidenler olur. Şu anda mesela Denizli civarında yeniden tütün ekimi başladığı için tütün zamanında tütün kırmaya gidiyorlar. Ancak bunu devam ettiremeyen, bazı bölgelerde immobilize olanlar da var. Bunlar genellikle arabaya, yola dahi para veremeyen, en yoksul gruplar. Genellikle az sayıda çocuğu olan, ailedeki emek gücü zayıf aileler oluyor. Türkiye’de çocuk işçilerin yüzde 30’u tarım sektoründe çalışıyor Türkiye, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Çocuk İşçiliğinin En Kötü Biçimleri Sözleşmesi’ni imzalamış bir ülke ve bu çerçevede mevsimlik tarım işçiliğini, çocuk işçiliğinin en kötü biçimleri olarak tanımlıyor. Bu sınıflandırma nedeniyle 15 değil 18 yaş altı her işçi, çocuk işçi kabul ediliyor. Çocuk işçiliğiyle mücadele etmek için başlatılan çok sayıda program var. Bunların faydası olsa da sorun yine de devam ediyor. Örneğin son saha çalışmalarımdan birinde, üç senedir çalıştığını anlatan 13 yaşında bir çocuk işçi ile görüştüm. Örneğin Konya ovasında immobilize olan epey Suriyeli aile var. Suriyelilerin ayrıca kayıtlı oldukları şehirde çalışmaları gerekiyor. Geçici koruma statüsünün getirdiği kuralları ihlal etme, yakalanma korkusu da onları belirli bir yerde tutabiliyor. Mevsimlik işçilikte arz da talep de arttı Mevsimlik tarım işçileri, Türkiye’de tarihi uzun olan bir olgu. Örneğin Osmanlı döneminde pamuk toplamaya Çukurova’ya veya incir toplamaya İzmir’e giden işçiler var. Ama son 20-30 yılda Türkiye’deki tarımsal yapının ve ürün örgülerinin değişmesiyle birlikte mevsimlik tarım işçilerine yönelik ihtiyaç arttı. Aynı zamanda belli bölgelerdeki yoksullaşma, güvencesizlik ve zorunlu göç de insanların mevsimlik tarım işçiliğine yönelmesine neden oldu. Eşitlikçi sosyal politikalar geliştirilmeli Kırsal nüfusun azalması, mevsimlik işçi ihtiyacını artırdı Mevsimlik tarım işçiliğinin artmasında neoliberal politikaların ve emek rejiminde kayıtdışılığın yaygınlaşmasının çok büyük etkisi oldu. Piyasa için, devlet koruması olmadan üretmeye başladık. Daha önce, örneğin tütün üretirken de piyasa için üretiliyordu ancak devlet, köylüye fiyat ve alım desteği sağlıyordu. Çiftçiye yönelik desteklerin yavaş yavaş kaldırılması, küçük üreticiliği zora soktu ve köyden kopuşu hızlandırdı. Kırsalda iş gücünü azaltan diğer etkenler de var. Okumak, şehre göçmek, çiftçi yerine memur olmak veya orta sınıflaşma gibi. Kırsaldaki iş gücünü azalırken emek yoğun üretim artıyor. Üretici de işçi de zor durumda Son olarak da ürün deseninin plansız değişmesi ve piyasa talebine hızlı yanıt verme ihtiyacı da işçi talebinin artmasına yol açıyor. Örneğin kiraz fiyatları yüksek diye birçok üretici kiraz diktiğinde, kiraz fiyatları düşüyor. Aynı zamanda bu meyvenin hasadı zor. Yağmurdan önce toplanmazsa kalitesi azalıyor; tam gerektiğinde toplayacak işçiye ihtiyaç var. Tüm bunlar, üreticileri hem iklimin hem de piyasanın etkilerine daha açık hale getiriyor. Ürününü toplatamayan veya satamayan üretici de borçlanıyor ve yoksullaşıyor. Devletin ve piyasanın yarattığı bu güvencesiz ortam hem üreticiyi hem de işçileri eziyor. Devletin ve piyasanın yarattığı bu güvencesiz ortam hem üreticiyi hem de işçileri eziyor. Mevsimlik tarım işçilerinin hakları konusunda çok temel eksiklikler var. Sağlıklı bir çevrede kalabilmek, iş sözleşmesinin bulunması, belirli bir seviyede gelir elde edebilmek gibi. İklim değişikliğine uyum politikalarından söz ettiğimizde öncelikle ürünleri kurtarmaya odaklanılır. Tabii ki bunun da olumlu bir etkisi var, ancak hem üreticiyi koruyacak hem de işçilerin haklarını aramalarına el verecek kolektif örgütlenmelere ihtiyaç var. Bunun yanı sıra eşitlikçi sosyal politikalar da gerekiyor. Eşit yurttaşlık politikalarıyla temel bir gelire erişmelerini, temel haklardan faydalanmalarını sağlayamazsak, ne iklim değişikliği kaynaklı kırılganlıklarını ne de genel kırılganlıklarını azaltamayız. Kaynak Makale: Kavak, S., Islar, M., & Olsson, L. (2026). " Agri-labour mobility in a changing climate: A systems approach to vulnerability and precarity among migrant farmworkers ". World Development, 202, 107329. https://doi.org/10.1016/j.worlddev.2026.107329 Yazar hakkında Dr. Sinem Kavak, İsveç’te Lund Üniversitesi Sürdürülebilirlik Çalışmaları Merkezi’nde (LUCSUS) akademisyen olarak çalışmaktadır. Doktora derecesini Fransa Université Paris-Saclay’de siyaset bilimi alanında tamamlamıştır. Eleştirel ekonomi- politik ve eleştirel tarım çalışmaları üzerine uzmanlaşan Sinem Kavak, çalışmalarında özellikle çevre ve iklim değişikliği, kırsal kalkınma, küresel gıda politikaları, emek ve göç konularına odaklanmakta; küresel değer zincirleri ve sürdürülebilirlik ajandalarının küçük çiftçiler, tarım işçileri ve yerinden edilmiş topluluklar üzerindeki eşitsiz etkilerini mercek altına almaktadır. Uzmanlık Alanları: Emek; Tarım; İklim değişikliği; Kırsal dönüşüm; Sürdürülebilirlik

Gürer: "Çiftçi Borçlanarak Üretiyor" Haber

Gürer: "Çiftçi Borçlanarak Üretiyor"

CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Niğde'nin Altunhisar ilçesinde çilek üreticileriyle bir araya gelerek üreticilerin yaşadığı sorunları dinledi. Artan girdi maliyetleri, işçilik giderleri ve zirai don tehlikesi nedeniyle üreticilerin zor günler geçirdiğini belirten Ömer Fethi Gürer, üreticinin desteklenmesi gerektiğini söyledi. Ömer Fethi Gürer, bölgede çiftçilerin bazı ürünlerde yeni sezon ekimlerine başladığını belirterek, farklı ürünlerin ise kendini göstermeye başladığını ifade etti. Silifke’den gelen Çileğin Niğde pazarlarında tezgahta ortalama 100 lira civarında satıldığını belirten Gürer “Bölgemizde çiftçilerimiz bazı ekimlerini yapmaya başladılar. Farklı ürünlerde de ekilen ürünler kendini gösteriyor. Silifke Çileği şu an raflarda 100 lira civarında bir fiyatla alıcıyla buluşuyor. Bölgemizde de çilek üretimi son yıllarda arttı. Niğde çileği ise bir aya kadar pazarda yer bulur Ancak girdi maliyetlerindeki artış üreticiyi de zorluyor. Gübresi, ilacı, fidesi, bakımı, işçiliği, nakliyesi derken çilek üreticileri de geçtiğimiz dönemlerde kazandığımız parayı artık kazanamayacağız .Tüketici de para olmayınca girdi artışı ile ürettiğimiz ürün fiyatı artması sürümü azaltıyor diyorlar. ” dedi. “DURUMLAR İŞLER ACISI” Çilek üreticisi Ali Kirazcı artan maliyetler nedeniyle üretimi sürdürmekte zorlandıklarını anlattı. Girdi maliyetlerinin sürekli arttığını ifade eden üretici Ali Kirazcı , “Durumlar içler acısı. Girdiler pahalı. Gübre desek ona keza, mazotun hakkından gelemiyoruz. İşçilik ise büyük problem. Burada normalde ortalama 2,5 liraya işçi istiyor. Çilek üreticisi destek almıyor. Şimdilik üretimi sürdürüyoruz. Bugün yine fide gelecek, onu bekliyoruz. Fide 10 lira. Geçen yıl 8 liraydı. O da tanıdık olduğu için iki ay önce ödedim, sipariş verdim.” diye konuştu. Üretici Ali Kirazcı gübre fiyatlarının da ciddi şekilde arttığını belirterek, “Gübrede çok arttı fiyat. Geçen sene ortalama 34’e kapatıyordum. Şimdi 60. Mazotun hakkından gelemiyoruz zaten. Yani neredeyse ben devredeceğim. Bu işi bu sene de bir deneyeceğim. Olmazsa bırakacağım. Vallahi iyi olacağı da yok sayın vekilim, yok” ifadelerini kullandı. “KREDİYE GİREN TARLASINI KAYBEDİYOR” Bankadan kredi kullanmaktan çekindiğini belirten üretici Kirazcı , yaşadığı sorunları şöyle anlattı: “Bankadan kredi kullanmıyorum. Daha önce krediyi ödemekte zorlandım. Gübreyi alırken bile, öderken bile zorlanıyoruz ki kredinin içinden çıkamayız. Bu şartlar altında, bu faizle bankaya kolunu kaptırdığın zaman gövden gidiyor. Çünkü ben daha evvel oldu, tarlam elimden gitti. Battık, tarlamı satışa çıkarttılar biri ucuza kapattı gitti. Onun için daha kredi kullanmadan hayatta kalmaya çalışıyorum. DON TEHLİKESİ VE ARTAN RİSKLER Çilek üreticisi, don riskinin de üretimi tehdit ettiğini belirterek, “Daha bu ayın 20’sinin kadar zirai don tehlikesi var. Onun için maliyet ile ilgili bir şey diyemiyorum. Geçen sene aşağı yukarı 15.000 fidem iptal oldu. Dondu” dedi. Üretici, girdi maliyetlerinin düşürülmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bir çiftçi olarak bunların girdi maliyetlerini düşürmesi için gübreye sübvansiyon yapması lazım. Bize imkân sağlanması lazım. Mazotu da düşük vermesi. Yani yatlara verdiği mazot gibi bize vermesi lazım. Yat ile benim aramda fark olması lazım” diye konuştu. “ÇİFTÇİLİK YAPAN SAYISI AZALIYOR” Üretici Kirazcı , tarımdan kopuşun arttığını belirterek, “Çiftçilik yapan sayısı her sene düşüyor. Çoğu küçük işletme, ahırlar da boşalmışlar” ifadelerini kullandı. Ömer Fethi Gürer’de üreticilerin yaşadığı sorunları dile getirmeye devam edeceklerini belirterek, “Biz bunları anlatıyoruz. Duysunlar diyoruz. Gelsinler baksınlar, üreticiye destek olsunlar. Kaç yıldır bu işi yapıyorsun?” diye sordu. Yaklaşık 35-38 yıldır üretim yaptığını belirten çiftçi Ali Kirazcı , “Böyle bir dönem hiç yaşamadım. Hele hele şu dönem vallahi çok zorlanıyoruz. Çok aşırı yani. Emin ol çoğu zaman ekmek parası bile cebimizden problem çıkıyor. Kredi kartları patladı patlayacak. Ancak asgarisini ödüyoruz. Birden fazla kredi kartıyla dönmeye çalışıyoruz. İki kredi kartım var. Ahmet’in borcu Mehmet’e, Mehmet’in borcu Ahmet’e gidiyor. Bakalım nereye kadar gideceğiz” dedi. “AİLENİN TÜM FERTLERİ ÇALIŞIYOR AMA KAZANÇ YOK” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, üreticilerin desteklenmesi gerektiğini belirterek, “Tabii biz istiyoruz ki üreticimiz desteklensin. Üretim artsın. Maliyetler düşsün. Vatandaşımız uygun fiyata ürün alabilsin” diye konuştu. Çilek üreticisi ise maliyetlerin düşmesi halinde vatandaşın da daha uygun fiyata ürün alabileceğini belirterek, “Benim maliyetim düşsün, ben vatandaşa ürünü ucuz vereyim. Mazotumu düşürsün, gübremi düşürsün. Şu anda organik gübre. Sanayi gübresi yok burada. Bunlar da aldı başını gidiyor. Gübreye yetişemiyoruz” dedi. Ailenin tüm fertlerinin üretimde çalıştığını belirten üretici Hacı Kirazcı , “Ailenin tüm fertleri burada çalışıyoruz. Geçen sene çok içeri girdim. İşçi de kendinsin, eşi de işçi, çiftçi de sensin. Sigorta yaptırdık ama karşılığını alamadık. Bu yüzden artık sigorta da yaptırmıyoruz. Sigortada çok büyük sorun var” ifadelerini kullandı. KİRAZI, ŞEFTALİYİ SÖKTÜ, ŞİMDİ ÇİLEKTEN DE VAZGEÇEBİLİR Üretici Kirazcı , daha önce farklı ürünlerden de vazgeçmek zorunda kaldığını belirterek şunları söyledi: “290 kiraz ağacını söktüm. Burada 300 tane nektari, şeftali vardı. Onu da söktük. Kirazı, şeftaliyi söktüm. Çileğe döndüm. Şimdi de bundan para kazanamıyorum. Bundan böyle giderse bunu da sökeceğiz.”dedi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer banka ve finans kuruluşlarına bir trilyon 400 milyar borçu olan çiftçi ,üretici piyasa borçları ile Bir trilyon 500 milyarı bulan borcu ile borçla çiftçilik yapıyor. Kazanmak değil, ayakta kalmaya çalışıyor. Yapacak başka işi de yok ama haciz gelir traktör, tarla da giderse ortada kalıyor. İktidar sürecin seyircisi. Yeterli ve gerekli desteği tarım kesimine vermiyor,“ dedi.

Başkan Seçer "Üretmezsek Tükeniriz" Konferansına Katıldı Haber

Başkan Seçer "Üretmezsek Tükeniriz" Konferansına Katıldı

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Başkan Vekili ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, tarımın geleceğini konuşmak ve sürdürülebilirliği sağlamak amacıyla; Mersin Büyükşehir Belediyesi, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO), Akdeniz İhracatçılar Birliği (AKİB), Mersin Ziraat Odası, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Mersin Şubesi ve TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Mersin Şubesi iş birliğinde bu yıl 5.’si düzenlenen ‘Üretmezsek Tükeniriz’ konferans serisinin ‘Jeopolitik Kırılmaların Eşiğinde Tarımın Geleceği’ başlıklı programına katıldı. Konferansta alanında uzman isimler; Finans Gazetecisi Açıl Sezen, Tarım ve Gıda Editörü İrfan Donat ve Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım konuşmacı olarak yer aldı. Dünyada yaşanan gelişmelerin tarım ekseninde değerlendirildiği konferansta; tarım kenti Mersin’in durumu, tarımdaki sorunlara çözüm önerileri ve tarımın geleceği konuşuldu. Paydaşların iş birliğinde verimli bir konferans serisinin oluşması takdir edilirken, kurumlar arası iletişimin kentteki gücüne dikkat çekildi. Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen konferansa; Başkan Seçer’in yanı sıra; siyasi parti temsilcileri, tarım, ziraat, ticaret, sanayi, gıda ve hayvancılık alanındaki oda, birlik, konsey, kooperatif ve dernek başkanları, sivil toplum örgütü temsilcileri, Meclis üyeleri, muhtarlar, Mersin Büyükşehir Belediyesi bürokratları ve üreticiler katıldı. Başkan Seçer: “Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta kaybettiğimiz canlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum” Konuşmasına Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanılan okul saldırılarında yaşamını yitirenleri anarak başlayan Başkan Seçer, “Kaybettiğimiz canlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Bu konu dileklerle, temennilerle geçiştirecek bir konu değil. Çok önemli bir sosyal sorunla karşı karşıya olduğumuzu da görmemiz gerekiyor. Sadece orada bir çocuğun, dengesini yitirmiş bir aklın ortaya koyduğu bir olay değil. Dünyadaki gelişmelerin, bunun ülkemize yansımalarının, parlamentonun çalışmalarının, çıkartılan yasaların, iktidarın bu konu karşısındaki tutumunun bir kez daha gözden geçirilmesi gerektiğini, yöneticilerin özellikle sosyal meselelerde çağımız gerçekleriyle hareket etmesini temenni ediyorum” sözlerine yer verdi. “Tarım denilince akla Mersin gelir” Tarım denilince akla Türkiye ve Türkiye’de de Mersin’in geldiğini söyleyen Seçer, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir tarım ülkesi olarak kurulduğunu, gelişmelerle sanayi ve teknolojiye de yatırımların artırıldığını ancak tarımsal anlamda Türkiye’nin biraz gerilediğini belirtti. Tarımın, Gayri Safi Milli Hasıla’da (GSMH) payının diğer sektörlere göre çok düşük olduğunun altını çizen Seçer, “Tarımın payı, yüzde 10-12’lerden, 5-6 seviyelerine geriledi. Türkiye’nin cirosunda tarımsal üretimin payı rakamsal olarak düşük olabilir ama tarım Türkiye’nin önemli bir milli güvenlik meselesi haline geldi” dedi. Tarımın aynı zamanda önemli bir sosyal sektör de olduğunu vurgulayan Seçer, “Her 4 kişiden 1’inin geçindiği, direkt ya da dolaylı olarak çalıştığı, evinin rızkını çıkarttığı bir sektörü elinizin tersiyle itemezsiniz, ‘Olursa olur, olmazsa olmaz’ bir sektör olarak değerlendiremezsiniz” diyerek, tarım konusunda da çağa ayak uydurarak sanayi ve teknoloji ile bütünleştirmek gerektiğini söyledi. “İyi sanatçılar, bilim insanları yetiştirebilmemiz için kendi kendine yeten bir ülke olmamız lazım” Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ sözünü hatırlatan Seçer, “Bu düsturla elbette ki çocuklarımıza iyi eğitim verdireceğiz, iyi bilim insanları, mühendisler, şairler, sanatçılar yetiştireceğiz. Çünkü dünyada bizi maruf yapacak, dünyada bizi tanıtacak olan bunlardır. Ama bütün bunların olabilmesi için de kendimize yeten bir ülke, karnımızı doyurabilecek bir üretimin olması lazım. Jenerasyonların sağlıklı devamı için bir tarımsal üretimin ve güçlü bir gıda sektörünün olması lazım” diyerek bunlar olmazsa güçlü bir toplumun var olamayacağını söyledi. “İktidarlar dünyadaki gelişmelere yönelik önlemler almazsa tarım gibi hayati sektörler devam edemez” Dünyada yaşanılan gelişmelerin Türkiye’yi etkilediğini ve bu gelişmelere önlemler alınmasının önemli olduğunu ifade eden Seçer, “Jeopolitik kırılmalar, savaşların etkileri ve savaşlar dolayısıyla alınan kararlar oluyor. Bu üretimi ve lojistiği etkiliyor. İran, İsrail ve Amerika savaşında Hürmüz Boğazı’nın yarattığı tehditler nedeniyle petrol geçiş yapamadı, fiyatları arttı. Petrol demek hayatın ta kendisi demek. Su nasıl hayatın ta kendisiyse; yaptığımız tarımsal üretim, domates, buğday, mısır, meyve aklınıza ne gelirse hayatın ta kendisi ise şu anda da enerji böyle” diyerek, petrol fiyatları nedeniyle her sektörün etkilenmesinin yanı sıra belediyelerin, devletlerin dahi maliyetlerinin arttığını vurguladı. İktidarların bu gelişmeleri öngörüp önlemler alması gerektiğini hatırlatan Seçer, önlem alınmazsa tarım gibi hayati sektörlerde üretimin devam etmesinin mümkün olmayacağını söyledi. “Mersin’in yüzde 20’si tarımsal üretime uygun” Mersin’in yüz ölçümünün yüzde 20’sinin tarıma uygun olduğunu ve bunun yaklaşık 3 milyon 330 bin dönüme denk geldiğini ifade eden Seçer, “Bunun yarısı da sulanabiliyor. Su demek ürün fazlalığı, ürün artışı ve kalite artışı demek. Anamur’a gidin, orada tropikal meyve yetiştirin, Tarsus’a gelin incir, zeytin yetiştirirsiniz, Mut’ta kayısı var, aşağı ovaya inersiniz örtü altı domates ve biber var. Allah daha ne verecek güzel Mersinime? Her şeyi yapabiliriz” dedi. “Tarıma bu yıl yüzde 71 artışla 367 milyon TL ayırdık” ‘Çalışırsak elimizden hiçbir iş kurtulmaz’ anlayışıyla çalıştıklarına dikkat çeken Seçer, çiftçi ve ziraatçı olduğuna da değinerek, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevine geldiği günden bu yana bu gerçekle belediye başkanlığı yaptığına dikkat çekti. Büyükşehir tarafından tarımsal desteklere ayrılan bütçenin ciddi oranda artırıldığını belirten Seçer, “Geçtiğimiz yıl 215 milyon destek bütçesi ayırmıştık, bu yıl yüzde 71 artışla 367 milyon TL ayırdık. Oysa bizim kümülatif bütçemizde bu kadar artış olmadı. Bir önceki yılın bütçesine göre Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin yüzde 30 civarında artışı oldu. Ama tarımsal destekler farklı. Çünkü girdi fiyatları her geçen gün artıyor” dedi. “Tarım destekleri bizim için sosyal politikadır” Büyükşehir’in, sosyal politikalar konusunda tüm Türkiye’de adından söz ettirdiğine dikkat çeken Seçer, “Bunu sadece biz söylemiyoruz, Türkiye söylüyor. Türkiye’deki yerel yönetimler Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin sosyal politikalar konusundaki başarılarını biliyor ve iş birliği yapmak istiyor. Biz de bunu memnuniyetle gerçekleştiriyoruz” diye belirtti. Konuşmasına; “Tarım destekleri bizim için sosyal politikadır” şeklinde devam eden Seçer, iktidar tarafından belediyelere yöneltilen ‘Herkes kendi işini yapacak’ eleştirilerine de yanıt vererek, “Üreticilerden bir örnek vereyim; her yıl bizden onlarca kilometre HDPE ve çelik boru talebi oluyor. Siz bunu devletin farklı kurumlarından karşılayabiliyorsanız neden bizden talepte bulunasınız. Demek ki böyle bir boşluk var. Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin tarım konusunda destek oranı her geçen gün katlanarak artırıyorsa, bu talepten ve ihtiyaçtan kaynaklıdır” ifadelerine yer verdi. “Zirai donda da yurttaşlarımızın yanında olduk” Geçtiğimiz dönemde yaşanan tarımsal ve zirai don olayını hatırlatan Seçer, Büyükşehir ekiplerinin sahaya inerek, tespitler ve bütçe hesaplamasını yaptığından söz ederek, tarımsal ve zirai dondan zarar gören yurttaşlara gerekli malzeme desteği yaptıklarını ve yaraları sardıklarını söyledi. Yine geçtiğimiz günlerde kırsal bölgelerde yaşanan yağışlara da dikkat çeken Seçer, “Yıllardır hiç böyle yağış olmamıştı. Çukurova’da 50 yıldır böyle bir yağış rejimi olmadı ama bu sefer oldu. Tabandaki su seviyesi yükseldi, nehirler, dereler dolu dolu akıyor. Artezyenler, yaptığımız sondajlar önceden 50 metreden çıkıyorsa, şimdi 5 metreden çıkıyor. Bunlar iyi ve güzel. Su olacak ki üretim olacak” dedi. İktidara da seslenen Seçer, belediyelerin ve belediye başkanlarının halka en yakın kurumlar olduğuna dikkat çekerek, belediye başkanının da halkın desteği ve oyuyla gelmiş siyasetçiler olduğunu kaydetti. Seçer, “Yurttaşın başı ya da dişi ağrırsa belediye başkanı bilir. Tarımcının, esnafın sorunu olur; hangi sektör olursa olsun o sorunlarla yüzleşmek, onlarla baş etmek zorundadır ve onlara destek olmak zorundadır. Her şey Ankara’dan olmaz. Şimdi tam tersi yapılıyor, yerel yönetimlerin yetkileri kısıtlanıyor. Gönül ister ki yerelden yönetim daha güçlensin. Yasalar düzenlensin. Elbette eksik ya da açık kalan benim de eleştirdiğim mevcut belediyeler kanunu ile yerel yönetimler kanununun çok eksiği olabilir ama belediyeler daha güçlü olacak. Belediyelerimize güveneceğiz” ifadelerine yer verdi. Belediye başkanlarının halkın seçtiği ve partisinden öte çoğu zaman ismine, hizmetine oy verdiği, güvendiği ve saygı duyduğu isimler olduğunun altını çizen Seçer, “Onun için belediyelerin daha çok güçlenmesi lazım. Belediyelerin her tarafa eli uzanabilir” dedi. Üreticilere vermiş oldukları desteklerden dolayı Seçer salonda alkışlandı ve bunun üzerine “Bana karşı olan şefkatinizden, sevginizden, saygınızdan dolayı Allah sizden razı olsun. Sizlere layık olabiliyorsam, sizlerin başını öne eğdirmiyorsak ne mutlu bize” diye konuştu. “Arıcıdan balıkçıya, çiftçiden yetiştiriciye kadar herkesi biliyor ve destekliyoruz” Büyükşehir olarak her alanda ve sektörde tarım desteğini devam ettireceklerini kaydeden Seçer, “Arıcıyı da Akdeniz’de balıkçılık yapan balıkçı kardeşimizi de Toroslar’ın tepesinde kıl keçisi yetiştiren Yörük Fatma’yı da ovada inek güden Ayşe’yi de biliyoruz. Bu şehirde her şey var. Çok şükür bizde de imkanlar var. Yem, sulama borusu, fide-fidan ve hayvan desteği vereceğiz” ifadelerine yer verdi. ‘Hadi Gel köyümüze Destek Verelim’ projesinin muazzam bir proje olduğuna değinen Seçer, projenin 6. yılının bittiğinden söz ederek, “9 bin damızlık küçükbaş hayvan dağıtıldı. Her yıl sermayesi olmayan, hayvancılığı bilmeyen 60 aile işletme sahibi oldu ve çark kendiliğinden dönüyor. Bunun gibi projelere ihtiyacımız var. Bu destekler seçimden seçime ya da oy için değil. Gerçekten o kent ve o bölge için uygun olan, sürdürülebilir olan, insanlara sürekli ekmek getirebilecek, kazanç kapısı olabilecek projeleri Tarım ve Orman Bakanlığı’nın çalışması lazım” diyerek hizmetlerin oy için değil, yurttaşlar için yapılması gerektiğine değindi. Çakır: “Tarım artık sadece üretim değil; stratejik bir güç alanı haline geliyor” MTSO Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır ise konuşmasında, bu yıl 5.’si düzenlenen ‘Üretmezsek Tükeniriz’ konferans serisinin ‘Jeopolitik Kırılmaların Eşiğinde Tarımın Geleceği’ başlıklı programında artık sadece tarımı değil; tarımın geleceğini ve gıdanın kaderini de konuşacaklarının altını çizerek, meselenin sadece Türkiye’nin meselesi olmadığına değindi. Tarımın sadece bir sektör değil, bir ulusal güvenlik meselesi olduğunu da kaydeden Çakır, Akdeniz havzasında yer alan diğer ülkelerin de benzer risklerle karşı karşıya olduğuna dikkat çekerek ortak akıl ile üretimi işaret etti. Sürdürülebilir tarım modelinde Mersin’in bu dönüşümün öncüsü olabileceğini kaydeden Çakır, “Toprağıyla, iklimiyle, üretim kültürüyle ve lojistik gücüyle bu şehir sadece üretimin değil, akıllı ve planlı tarımın merkezi olabilir. Bunun için birlikte hareket etmek zorundayız. Bizler üretimin sürdürülebilirliği, üreticinin korunması, tarımın geleceğe hazırlanması için bu sürecin takipçisi olacağız. Çünkü biliyoruz ki; üretmezsek tükeniriz ama israf edersek de kaybederiz. Plansız üretirsek de geleceğimizi riske atarız” dedi ve organizasyonda emeği geçen kurumlara teşekkürlerini iletti. Alanında uzman isimler, jeopolitik gelişmeler bağlamında tarımı konuştu Açılış konuşmalarının ardından başlayan ve moderatörlüğünü Ali Ekber Yıldırım’ın yaptığı konferansta, alanında uzman isimler Açıl Sezen ve İrfan Donat konuşmalarını gerçekleştirdi. Konuşmalar öncesinde geçmiş yıllarda düzenlenen ‘Üretmezsek Tükeniriz’ konferanslarından söz eden Ali Ekber Yıldırım, çeşitli yönlerden tarımın ele alınmasının önemine değindi. Ülkedeki ekonomik gelişmeleri hatırlatan Yıldırım; tarımın geleceğini, çiftçilere yansıyan etkileri ve tarım kenti Mersin’in durumunu değerlendirdi. Açıl Sezen konuşmasında; ilk defa sadece tarım odaklı bir toplantıda ekonomiyi, ülkede ve dünyadaki gelişmeleri yorumlayacağını vurgulayarak günümüz şartlarının değerlendirmelerini yaptı. Türkiye’nin geleceğe hazırlanmak zorunda olduğunun altını çizen Sezen, özellikle jeopolitik kırılma döneminde yeni üretim modellerinin ve üreticilere desteklerin önemini anlattı. Üretimin, pazarın ve tedarik zincirinin zenginleştirilmesi gerektiğine değinen Sezen, yerel yönetimlerden merkezi hükümete kadar her kademenin üreticilere destekte bulunması gerektiğini vurguladı. Ali Ekber Yıldırım’ın tarımda son yıllardaki gelişmeler, enerji sistemleri ve tedarik zincirleri hakkında sorusu üzerine konuşan İrfan Donat ise; son 30 yılın meteorolojik verileri ışığında iklim etkisinin tarım üzerindeki etkilerini detaylandırdı. Çiftçilerin girdi maliyetlerine değinen Donat, özellikle Orta Doğu coğrafyasında yaşanan savaşlar sonrasında yaşanan maliyet artışlarını üreticiler açısından değerlendirdi. Mersin kapsamında konuşan Donat, lojistik açısından avantajlar söz konusu olsa da üreticilerin katlanan maliyetlerle yüzleşmek zorunda kalacağının altını çizdi. Yeni üretim modellerinin çağa ayak uydurmaya başlayacağını söyleyen Donat, teknolojik gelişmelere adaptasyonun gerekliliğinden söz etti. Mersin’in gelişmiş bir kent olduğunu belirten Donat, üretim kadar katma değerin de önemli olduğuna değinerek markalaşmanın da kent için kritik olduğunu söyledi. Soru cevap bölümü ile devam eden konferansta, katılımcılar sorularını uzmanlara yönelttikten sonra, Büyükşehir tarafından kendilerine sağlanan tarımsal destekler için de teşekkürlerini ilettiler. Program toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.

Türkiye’nin Kiraz Seferi Başladı Haber

Türkiye’nin Kiraz Seferi Başladı

Türkiye, dünya lideri olduğu kiraz üretiminde 2026 sezonuna "rekor" parolasıyla girdi. Geçtiğimiz yıl yaşanan iklim krizi ve zirai don olayları nedeniyle kiraza hasret kalan hem üretici hem de tüketici için bu yıl "bolluk yılı" olacak. Kuzey Yarım Küre’nin ilk hasadının yapıldığı Manisa’da ilk kirazlar açık artırmada 6 bin TL’den alıcı bulurken, ihracatçılar gözünü 200 milyon dolarlık döviz gelirine dikti. Manisa'dan Iğdır'a 1850 Kilometrelik Hasat Yolculuğu Kirazda Türkiye’nin en batısından en doğusuna uzanan devasa bir üretim hattı bulunuyor. Nisan ortasında Manisa’nın Şehzadeler ve İzmir’in Kemalpaşa ilçelerinde başlayan hasat; Denizli, Afyonkarahisar, Isparta, Konya, Niğde ve Gaziantep rotasını izliyor. Bu eşsiz yolculuk, Temmuz ayında Doğu Anadolu’nun Çukurova’sı olarak bilinen Iğdır’da 1850 kilometrelik bir parkurun sonunda noktalanıyor. Başkan Hayrettin Uçak: "Geçen Yılın Hasreti Bu Sene Bitecek" Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, 2025 yılında iklimsel değişiklikler nedeniyle ihracatta büyük bir kayıp yaşandığını hatırlattı. Başkan Uçak, 2026 yılı hedefleriyle ilgili şu verileri paylaştı:2023 yılında 83 bin ton ihracatla 214 milyon dolar gelir elde edilmişti. 2025'te üretim kaybı nedeniyle ihracat 6 bin tona, döviz getirisi ise 48 milyon dolara kadar geriledi. Çiçeklenme döneminin verimli geçmesiyle bu yıl 60 bin tonu aşan bir ihracat ve 200 milyon dolar döviz geliri hedefleniyor. Uçak: "Bu sene kiraz sezonunda sadece üreticimiz değil; lojistikçimiz, ambalajcımız ve tüm sektör paydaşlarımız kazanacak. Çiçeklenme dönemindeki olumlu hava şartları rekolteye yansıyacak." Kiraz Üretiminin Kalbi Ege Bölgesi'nde Atıyor Türkiye'nin toplam kiraz üretiminin yüzde 30'unu tek başına gerçekleştiren Ege Bölgesi, yıllık 250 bin ton üretim kapasitesine sahip. Ege içindeki üretim dağılımı ise şöyle: İzmir: %40 pay ile lider (Özellikle Kemalpaşa ilçesi). Manisa: %20 pay (Şehzadeler ilçesi). Afyonkarahisar: %18 pay (Sultandağı ilçesi). Başkan Uçak, Ege Bölgesi özelinde ise 2024 yılındaki 55 milyon dolarlık ihracat rakamının bu yıl üzerine çıkmayı hedeflediklerini belirtti. Türk Kirazının En Büyük Alıcısı: Almanya ve Rusya Zengin C vitamini, potasyum ve antioksidan deposu olan Türk kirazı, dünya pazarlarında yoğun talep görüyor. İhracat verilerine göre zirvedeki ülkeler: Almanya: 95 milyon dolarlık taleple ilk sırada. Rusya Federasyonu: 44 milyon dolarla ikinci sırada. Avusturya ve İtalya: Listeyi takip eden önemli pazarlar arasında. Kiraz Hakkında Merak Edilenler: Neden Türkiye? İklim çeşitliliği sayesinde Nisan'dan Temmuz'a kadar kesintisiz taze kiraz sunabilen tek ülke konumundayız. Sağlık Deposu: Antioksidan özelliğiyle bağışıklığı güçlendiriyor, yaz aylarının en sağlıklı meyvesi olarak sofralarda yerini alıyor.

Bakan Yumaklı Kastamonu’da Açıkladı: Tarıma 938 Milyar Liralık Dev Finansman! Haber

Bakan Yumaklı Kastamonu’da Açıkladı: Tarıma 938 Milyar Liralık Dev Finansman!

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Kastamonu’da düzenlenen Uluslararası Çiftçi Örgütleri Çalıştayı’nda önemli açıklamalarda bulundu. 2026 yılında tarım sektörüne sağlanacak toplam finansmanın 938 milyar liraya ulaştığını belirten Yumaklı, "Üreticimiz müsterih olsun, gıda arz güvenliğinde sıkıntı yaşamayacağız" dedi. ​Ilgaz Dağı’nda Kırgızistan’dan Hindistan’a kadar pek çok ülkeden üretici birliğinin katılımıyla gerçekleşen forumda konuşan Bakan Yumaklı, küresel riskler, iklim krizi ve tarımsal desteklemeler hakkında kritik mesajlar verdi. ​Zirai Don Riski Geride Kaldı: "Üretim Etkilenmedi" ​Geçtiğimiz haftalarda tarım sektörünü tedirgin eden hava olaylarına değinen Bakan Yumaklı, zirai don riskinin büyük ölçüde atlatıldığını müjdeledi. Yumaklı, "Hava sıcaklıklarındaki değişim beklediğimiz kadar sert gerçekleşmedi. Lokal etkiler dışında genel bir zirai don hadisesi yaşanmadı. Bu durum üretimimizi büyük ölçüde etkileyecek bir unsur taşımıyor," ifadelerini kullandı. ​İklim Krizi ve Kuraklıkla Mücadele ​Küresel ısınmanın tarım üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çeken Bakan Yumaklı, her 1 derecelik sıcaklık artışının üretimde %8’lik kayba neden olduğunu hatırlattı. Kuraklık ve iklim değişikliğine karşı proaktif yaklaşımlar geliştirdiklerini belirten Yumaklı, Türkiye’nin geliştirdiği çoklu tedarik stratejileri sayesinde küresel şoklara karşı koruma kalkanı oluşturduğunu vurguladı. ​Tarımda 2026 Hedefi: 938 Milyar Lira Destek ​Bakan Yumaklı, devletin her koşulda üreticinin yanında olduğunu belirterek bütçe rakamlarını paylaştı: ​2025 Yılı: Destekler ve yatırım teşvikleriyle toplam 706 milyar TL kaynak aktarıldı. ​2026 Yılı: Çıta daha da yükseltilerek sulama yatırımları ve kredi süspansiyonları dahil toplam 938 milyar liralık finansman sağlandı. ​"Örgütlü Tarım Bir Tercih Değil, Zorunluluktur" ​Tarımın geleceğinin güçlü üretici örgütlerinden geçtiğini savunan Yumaklı, kooperatiflerin sadece ekonomik bir birliktelik değil, üreticinin alın terini koruyan birer misyon merkezi olması gerektiğini söyledi. Bakanlığın başlattığı "derecelendirme" çalışmasıyla, üretici örgütlerinin daha kurumsal, şeffaf ve rekabetçi bir yapıya kavuşturulması hedefleniyor. ​Bakan Yumaklı, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Üretici örgütleri güçlü üretim ve güvenli gıda demektir. Birinci dereceye ulaşan örgütlerimiz sadece bir belge almıyor, bir başarı hikayesi yazıyor."

CHP’li Gürer: "Niğde’de Elma Üretimi Artan Maliyetler ve Don Riski Kıskacında" Haber

CHP’li Gürer: "Niğde’de Elma Üretimi Artan Maliyetler ve Don Riski Kıskacında"

Niğde elma üretiminde Türkiye’nin zirvesinde yer alırken, üreticiler artan maliyetler ve zirai don riskiyle karşı karşıya. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Altunhisar’da üreticilerle buluşarak sektörün nabzını tuttu. 2026 hasat sezonu için elma fiyatı tahmini ve TARSİM sistemindeki sorunlar dikkat çekti. ​"Zirai Don Rekolteyi Tehdit Ediyor" ​CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, elma bahçelerinde yaptığı incelemelerde küresel iklim değişikliğinin etkilerine vurgu yaptı. Gürer, "Geçen yıl Niğde'de zirai don nedeniyle 500 bin tonluk devasa bir kayıp yaşandı. Bu yıl üreticinin gözü kulağı havada. Nisan sonuna kadar sürecek soğuk hava dalgası üreticiyi korkutuyor," dedi. ​TARSİM Sistemine Sert Eleştiri: "Sürdürülebilir Değil" ​Görüşmede en çok ses getiren konu tarım sigortaları oldu. Elma üreticisi Cemil Acer, mevcut TARSİM yapısının üreticiyi korumaktan uzak olduğunu belirterek çarpıcı bir örnek verdi: ​"1 milyon liralık ürünü sigorta ettirmek istediğimizde 200 bin lira prim isteniyor. Ancak tam hasar durumunda muafiyetler nedeniyle sadece 500 bin lira ödeniyor. TARSİM destekçimiz değil, ortağımız gibi çalışıyor." ​2026 Elma Fiyatları Ne Olacak? ​Maliyetlerin geçtiğimiz yıla göre yüzde 40 oranında arttığını belirten üreticiler, mazot, gübre ve işçilik giderlerinin altından kalkmakta zorlanıyor. 2026 yılı için fiyat öngörüsünde bulunan üretici Cemil Acer, hasat döneminde elmanın tarlada 25 TL bandında olmasının makul bir fiyat olacağını ifade etti. Şu an marketlerde 100-150 TL'ye kadar çıkan elma fiyatları için ise aracı sistemine dikkat çekildi. ​"Üretici Raf Fiyatını Almıyor, Aracılık Sistemi Çözülmeli" ​Ömer Fethi Gürer, tarladaki fiyat ile marketteki fiyat arasındaki uçurumun sorumlusunun üretici olmadığını vurguladı. Ürünün en az dört aracıdan geçerek rafa ulaştığını belirten Gürer, "Üretici maliyetine makul bir kâr ekleyerek satıyor ancak sistem bozuk. Aracılık azaltılmalı ki vatandaş Anadolu'nun temel gıdası olan elmaya daha uygun fiyatla ulaşabilsin," şeklinde konuştu. ​Niğde Elma Üretiminde Kritik Veriler: ​Üretim Kaybı: Geçen yıl don nedeniyle 500 bin ton kayıp yaşandı. ​Maliyet Artışı: Girdi maliyetleri yıllık bazda %40 yükseldi. ​Modern Tarım: Bölgede 1700 hektarlık alanda modern damlama sulama ile üretim yapılıyor. ​2026 Beklentisi: Üretici tarlada 25 TL satış fiyatı bekliyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.