Hava Durumu

#Emisyon Azaltımı

Kırsal Haber - Emisyon Azaltımı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Emisyon Azaltımı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye, Emisyon Artışında G20 İkincisi: UNEP'ten Kritik İklim Uyarısı Haber

Türkiye, Emisyon Artışında G20 İkincisi: UNEP'ten Kritik İklim Uyarısı

Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) Emisyon Açığı 2026 Raporu, küresel ısınmada 1,5 derece eşiğinin aşılmasının kaçınılmaz hale geldiğine dikkat çekiyor. Mevcut politikaların sürmesi halinde yüzyıl sonunda küresel sıcaklık artışının 2,8 dereceye ulaşabileceği belirtilirken, Türkiye’nin 2025 yılında emisyonlarını en hızlı artıran ikinci G20 ülkesi olacağı öngörülüyor. Uzmanlar, Türkiye’nin iklim hedeflerinin gerçek bir emisyon azaltımı sağlamadığı uyarısında bulunuyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), 2010 yılından bu yana her yıl yayımladığı Emisyon Açığı Raporu’nun 2026 yılı sonuçlarında, küresel ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefinin giderek zorlaştığına dikkat çekiyor. “Emissions Gap Report 2026: The Point of Return” başlıklı raporda, kritik 1,5 derece eşiğinin kaçınılmaz olarak aşılacağı değerlendirmesi öne çıkıyor. Raporun basın toplantısına video mesaj gönderen Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, sıcaklık artışında 1,5 derece sınırının aşılmasının mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmediğini vurguladı. Guterres, aşımın mümkün olduğunca küçük ve kısa tutulması, küresel ısınmanın yüzyıl sonunda yeniden 1,5 derece seviyesine indirilebilmesi için sera gazı emisyonlarında acil ve güçlü kesintiler yapılması gerektiğine işaret etti. Bilimsel değerlendirmelere göre 1,5 derece eşiğinin aşılması; ölümcül seller, sıcak hava dalgaları ve orman yangınları gibi iklim kaynaklı afetlerin riskini ve etkilerini önemli ölçüde artırabilir. Mevcut politikaların devam etmesi durumunda ise küresel sıcaklık artışının yüzyıl sonuna kadar 2,8 dereceye ulaşabileceği öngörülüyor. Küresel emisyonlarda ciddi azaltım gerekiyor UNEP raporuna göre küresel ısınmayı yüzyıl sonunda yeniden 1,5 derece seviyesine düşürmeyi amaçlayan senaryonun yüzde 50 olasılıkla gerçekleşebilmesi için, küresel sera gazı emisyonlarının 2025 seviyelerine kıyasla 2030 yılına kadar yüzde 18, 2035 yılına kadar yüzde 45 ve 2040 yılına kadar yüzde 69 azaltılması gerekiyor. Ancak ülkelerin mevcut iklim hedeflerini tamamen yerine getirmesi durumunda bile emisyonlardaki düşüşün 2030 yılına kadar yüzde 5 ila 8, 2035 yılına kadar ise yüzde 11 ila 15 düzeyinde kalacağı hesaplanıyor. Raporda, 1,5 derece hedefine ulaşılması için karbon giderim teknolojileriyle 320 gigaton karbondioksitin kalıcı olarak depolanmasının da gerektiği belirtiliyor. Bu miktar, 2024 yılı küresel emisyonlarının yaklaşık sekiz katına karşılık geliyor. UNEP, bu ölçekte bir karbon gideriminin sosyoekonomik ve teknolojik zorluklar barındırdığına ve önemli belirsizlikler içerdiğine dikkat çekiyor. İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin ise atmosferdeki karbonu yakalayıp kalıcı biçimde depolayabilecek, büyük ölçekte uygulanabilir bir teknolojinin bulunmadığını ve böyle bir teknolojinin geliştirileceğine ilişkin yeterli kanıt olmadığını belirtiyor. Şahin, karbon giderimine ilişkin beklentilerin emisyonların sıfırlanması ve fosil yakıtların tamamen terk edilmesi zorunluluğuna zarar verebileceğini savunuyor. Fosil yakıtlardan çıkış kritik önemde Raporda, küresel ısınmayı yüzyıl sonunda yeniden 1,5 derece seviyesine düşürmek için fosil yakıtlardan uzaklaşmanın temel koşullardan biri olduğu vurgulanıyor. 2025 seviyeleri esas alındığında, toplam enerji arzında kömürün payının 2035 yılına kadar en az yüzde 55, petrolün yüzde 15 ve doğal gazın yüzde 5 azaltılması gerekiyor. 2040 yılına gelindiğinde ise kömürde yüzde 75, petrolde yüzde 30 ve doğal gazda yüzde 35 oranında azaltım sağlanması gerektiği belirtiliyor. Mevcut politikaların sürmesi halinde yüzyıl sonunda küresel sıcaklık artışının 2,8 dereceye ulaşacağı, ülkelerin mevcut iklim hedeflerini gerçekleştirmesi durumunda ise bu artışın 2,6 derece seviyesinde kalacağı tahmin ediliyor. Küresel emisyonlarda en büyük paya sahip altı kirletici Çin, ABD, Hindistan, Avrupa Birliği, Rusya ve Endonezya olarak sıralanıyor. Kişi başına düşen emisyonlar dikkate alındığında ise Hindistan ve Endonezya'nın sıralaması geriliyor. Raporda ayrıca Hindistan'ın uzun süredir devam eden hızlı emisyon artışının 2025 yılında yavaşladığına ilişkin değerlendirmeye yer veriliyor. Türkiye, emisyon artışında G20 ülkeleri arasında ikinci sırada UNEP'in 2026 raporunda Türkiye'nin emisyon performansı da dikkat çekiyor. Hesaplamalara göre 2025 yılında emisyonlarını en fazla artıran ülke, 133 megaton karbondioksit eşdeğeri (MtCO2e) artışla ABD oldu. ABD'yi 24 MtCO2e artışla Türkiye, 18,9 MtCO2e ile İran ve 17,4 MtCO2e ile Endonezya izledi. Bu tablo, Türkiye'yi 2025 yılında emisyonlarını en hızlı artıran ikinci G20 ülkesi konumuna taşıyor. Raporda Türkiye'nin iklim hedeflerine ilişkin önemli bir değerlendirme de yer alıyor. Türkiye'nin yanı sıra Çin, Hindistan, Endonezya, Rusya ve Güney Afrika'nın mevcut politikalarının, Ulusal Katkı Beyanları'nda (NDC) yer alan hedeflerden daha düşük emisyon seviyelerine yol açabileceği belirtiliyor. Özellikle Türkiye ve Rusya'nın emisyonlarının mevcut politikalar doğrultusunda seyretmesi halinde, gerçekleşecek emisyonların Ulusal Katkı Beyanları'nda hedeflenen seviyelerin yüzde 20 altında kalabileceği ifade ediliyor. Bu durum, söz konusu ülkelerin iklim hedeflerinin mevcut politikalara kıyasla yeterince iddialı olmadığını ve ilave emisyon azaltım adımlarını zorunlu kılmadığını ortaya koyuyor. Ümit Şahin: Türkiye'nin gerçek bir emisyon azaltım hedefi yok İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin, Türkiye'nin iklim hedeflerinin mevcut politikalarla karşılaştırıldığında ek bir çaba gerektirmediğine ilişkin tespitin raporun Türkiye'ye yönelik en önemli uyarılarından biri olduğunu belirtiyor. Şahin, önceki raporlarda da yer alan bu uyarının, geçen yıl açıklanan yeni Ulusal Katkı Beyanı ile değişmediğine dikkat çekiyor. Türkiye'nin 2035 yılında emisyonlarını düşürmeyi hedeflediği seviyenin, mevcut politikalarla emisyonların ulaşabileceği seviyenin oldukça üzerinde olduğunu belirten Şahin, bu durumun gerçek bir emisyon azaltım hedefinin bulunmadığını gösterdiğini savunuyor. Şahin, Türkiye'nin mevcut durumun devamını kâğıt üzerindeki hesaplamalarla bir iklim politikası gibi sunduğunu belirterek, yıllardır Türkiye'nin ciddi bir iklim politikası bulunmadığını söylediklerini, bu kez aynı uyarının doğrudan Birleşmiş Milletler tarafından yapıldığını ifade ediyor. Türkiye'nin COP31 başkanlığına da değinen Şahin, ulusal iklim politikaları ciddi ve somut adımlara dayanmadığı sürece ülkenin uluslararası alanda inandırıcı bir iklim liderliği sergilemesinin zor olacağını dile getiriyor. Türkiye'nin kömür politikası eleştirilerin odağında Dr. Ümit Şahin'e göre Türkiye'nin emisyon azaltım hedeflerinin yetersiz kalmasının en önemli nedenlerinden biri, kömür kullanımından vazgeçilmemesi. Yenilenebilir enerjideki mevcut artış hızının olumlu olduğunu belirten Şahin, enerji politikalarında kömürden çıkış konusunda adım atılmaması nedeniyle bu gelişmenin emisyonları azaltacak kapsamlı bir enerji dönüşümüne dönüşmediğini ifade ediyor. İstanbul Politikalar Merkezi'nin modelleme çalışmalarının, Türkiye'deki kömürlü termik santrallerin 2036 yılına kadar kademeli olarak kapatılmasının mümkün olduğunu gösterdiğini belirten Şahin, Türkiye'nin kömürden kademeli çıkış kararını alarak bunu kamuoyuna açıklaması gerektiğini savunuyor. Şahin ayrıca mevcut Ulusal Katkı Beyanı'nın gelecek yıl güncelleneceğinin ve mutlak emisyon azaltım hedefinin benimseneceğinin şimdiden açıklanmasını öneriyor. Türkiye'nin 2030 yılında açıklayacağı bir sonraki Ulusal Katkı Beyanı ile birlikte yayımlanması planlanan fosil yakıtlardan uzaklaşma yol haritası için de hazırlıklara başlanması gerektiğini belirtiyor. Türkiye'nin COP başkanlığının 2027 yılı sonuna kadar devam edeceğini hatırlatan Şahin, olumlu ve inandırıcı bir iklim liderliğinin ancak ülke içinde gerçek iklim politikalarının uygulanmasıyla mümkün olabileceğini ifade ediyor. “Türkiye'nin emisyon artışı rekor kırmaya devam edecek” Türkiye'nin G20 ülkeleri arasında emisyon artışında ikinci sırada yer alacağı öngörüsünü de değerlendiren Dr. Ümit Şahin, emisyon azaltım hedefi bulunmadığı sürece Türkiye'nin emisyon artışının devam edeceğini söylüyor. Şahin, emisyon artışının yalnızca ekonominin olağan seyriyle açıklanamayacağını, fosil yakıtları destekleyen politika tercihlerinin de belirleyici olduğunu belirtiyor. ABD'nin emisyon artışında ilk sırada yer almasını da bu değerlendirmesini destekleyen bir örnek olarak gösteriyor. Türkiye'nin COP31 başkanı olarak fosil yakıtlardan uzaklaşmayı, öncülük ettiği elektrifikasyon girişiminin temel koşullarından ve uygulama ilkelerinden biri haline getirmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, böyle bir yaklaşımın hem uluslararası iklim politikalarında hem de Türkiye'nin ulusal politikalarında güçlü bir değişim sinyali oluşturabileceğini ifade ediyor. Özlem Katısöz: COP31'de somut eylem dönemi başlamalı Avrupa İklim Eylem Ağı Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz de UNEP raporunun ortaya koyduğu bilimsel uyarıların siyasi kararlara ve somut uygulamalara dönüştürülmesi gerektiğini belirtiyor. COP31 Başkanı Murat Kurum'un taahhütlerden somut eyleme geçilmesi gerektiğini sık sık vurguladığını hatırlatan Katısöz, bu söylemin gerçek politikalarla desteklenmesinin önemine dikkat çekiyor. Katısöz'e göre Türkiye'nin iklim politikalarındaki tutarlılık iki alanda sınanacak. İlk olarak Türkiye'de, yeni kömürlü termik santral projelerinin izin süreçlerinin durdurulması ve hazırlanan Ulusal Adil Geçiş Stratejisi'nin kömüre bağımlı yerel ekonomilerin dönüşümünü kapsaması gerekiyor. İkinci olarak COP31 sürecinde gelişmiş ülkelerin ve bu dönüşümü gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip gelişmekte olan ülkelerin fosil yakıtlardan çıkış için yol haritaları hazırlamasına öncülük edilmesi önem taşıyor. Katısöz, gelişmekte olan ülkelerin dönüşümünü hızlandıracak finansman ve adil geçiş mekanizmalarının hayata geçirilmesinin de COP31'in öncelikleri arasında bulunması gerektiğini vurguluyor. COP31 öncesinde Türkiye'nin iklim politikaları gündemde UNEP'in Emisyon Açığı 2026 Raporu, küresel ısınmanın sınırlandırılması için mevcut iklim hedeflerinin ve uygulanan politikaların yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Küresel sıcaklık artışının yüzyıl sonunda 2,8 dereceye ulaşabileceği uyarısı, emisyon azaltımında daha hızlı ve kapsamlı adımlar atılması gerektiğini gösteriyor. Türkiye açısından ise emisyon artışında G20 ülkeleri arasında ikinci sırada yer alınması ve mevcut iklim hedeflerinin ilave politika gerektirmeyecek kadar yetersiz bulunması öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Uzmanlar, Türkiye'nin COP31 başkanlığı sürecinde güvenilir bir iklim liderliği üstlenebilmesi için kömürden kademeli çıkış, mutlak emisyon azaltım hedefi, fosil yakıtlardan uzaklaşma yol haritası ve adil geçiş politikaları konusunda somut adımlar atması gerektiğini belirtiyor. Kaynak: İklim Masası - www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş

Türkiye İklim ve Sağlık Karnesinde 132 Ülke Arasında 47.Sırada Haber

Türkiye İklim ve Sağlık Karnesinde 132 Ülke Arasında 47.Sırada

Türkiye, Küresel İklim ve Sağlık İttifakı’nın (GCHA) 132 ülkenin iklim taahhütlerini sağlık açısından değerlendirdiği raporda 14 puanla 47. sırada yer aldı. Türkiye’de hava kirliliğine bağlı ölüm oranı 100 bin kişide 83,6 olarak kaydedilirken, Temiz Hava Hakkı Platformu’nun Kara Rapor 2025 verilerine göre nüfusun yüzde 92’si Dünya Sağlık Örgütü standartlarına göre kirli hava soluyor. Hava kirliliğinin azaltılmasıyla Türkiye’de her yıl en az 60 bin kişinin hayatının kurtarılabileceği belirtiliyor. İklim krizi, yalnızca çevreyi ve doğal yaşamı değil, insan sağlığını da giderek daha fazla tehdit ediyor. Aşırı sıcaklıklar, hava kirliliği, gıda güvensizliği ve iklim kaynaklı afetler dünya genelinde milyonlarca insanın yaşam koşullarını olumsuz etkiliyor. Küresel ölçekte artan sağlık riskleri, ülkelerin iklim politikalarında insan sağlığını ne ölçüde dikkate aldığını da önemli bir gündem maddesi haline getiriyor. Küresel İklim ve Sağlık İttifakı’nın (Global Climate and Health Alliance – GCHA) hazırladığı Healthy NDC Scorecard (Sağlıklı Ulusal Katkı Beyanı Karnesi) başlıklı yeni analiz, 132 ülkenin Paris Anlaşması kapsamında açıkladığı ulusal iklim taahhütlerini sağlık açısından değerlendirdi. Analiz, iklim politikalarının sağlıkla bütünleştirilmesi konusunda ülkeler arasında önemli farklılıklar bulunduğunu ortaya koydu. Rapora göre Türkiye, 32 üzerinden 14 puan alarak 132 ülke arasında 47. sırada yer aldı. Türkiye’nin puanı, iklim hedeflerinin yeterliliği ve hava kirliliğinin yol açtığı sağlık sorunları birlikte değerlendirildiğinde, önümüzdeki dönemde daha kapsamlı politikaların gerekliliğine işaret ediyor. İklim krizi insan sağlığını doğrudan tehdit ediyor İklim değişikliğinin etkileri, dünya genelinde giderek daha belirgin hale geliyor. Aşırı sıcaklıklar, seller, kuraklıklar ve diğer iklim kaynaklı afetler, doğrudan can kayıplarının yanı sıra beslenme, temiz suya erişim ve sağlık hizmetlerine ulaşma gibi temel alanlarda da ciddi sorunlara yol açıyor. Özellikle çocuklar, yaşlılar, kronik hastalığı bulunan kişiler ve sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlı topluluklar iklim krizinin etkilerine karşı daha savunmasız durumda bulunuyor. Doğu ve Güney Afrika’da iklim değişikliğiyle bağlantılı olayların milyonlarca çocuğun gıda güvenliğini tehdit ettiği belirtilirken, Avrupa’da yaşanan aşırı sıcaklar da ciddi bir halk sağlığı sorunu oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), iklim değişikliğinin 2030-2050 döneminde yetersiz beslenme, sıtma, ishal ve sıcaklık stresine bağlı nedenlerle yılda yaklaşık 250 bin ek ölüme yol açabileceğini öngörüyor. Bu tablo, iklim politikalarının yalnızca sera gazı emisyonlarını azaltmaya odaklanmasının yeterli olmadığını gösteriyor. Sağlığın korunması, temiz hava, güvenli gıda ve sağlık sistemlerinin iklim değişikliğine karşı dayanıklılığının artırılması da iklim eyleminin temel bileşenleri arasında yer alıyor. Türkiye, iklim ve sağlık karnesinde 14 puan aldı GCHA tarafından hazırlanan Sağlıklı Ulusal Katkı Beyanı Karnesi, ülkelerin Paris Anlaşması kapsamındaki ulusal katkı beyanlarını sağlık perspektifinden inceliyor. Çalışmada, ülkelerin iklim planlarında sağlık konusuna ne kadar yer verdiği ve alınan önlemlerin halk sağlığı açısından ne ölçüde kapsamlı olduğu değerlendiriliyor. Analizde sekiz temel kategori dikkate alınıyor: - Sağlık üzerindeki iklim etkileri - Hava kirliliğiyle mücadele - Sağlık sektöründe iklim eylemleri - İklim politikalarının sağlık alanındaki yan faydaları - Adil geçiş - Entegre yönetişim - Ekonomi ve finansman - İzleme ve uygulama Bu başlıklarda elde edilen sonuçlar, ülkelerin iklim hedeflerinin iddiası ve hava kirliliğine bağlı ölüm oranlarıyla da karşılaştırılıyor. Türkiye’nin 32 üzerinden 14 puan alması, sağlık konusunun iklim politikalarına daha güçlü biçimde entegre edilmesi gerektiğine işaret ediyor. Raporda, Türkiye’de hava kirliliğine bağlı ölüm oranının 100 bin kişi başına 83,6 olduğu belirtiliyor. Türkiye’nin genel iklim hedefleri ise küresel sıcaklık artışını 4°C’nin altında tutmayı amaçlayan senaryo açısından son derece yetersiz olarak değerlendiriliyor. Bu değerlendirme, sağlık alanında atılacak adımların iddialı emisyon azaltım hedefleriyle desteklenmesinin önemini ortaya koyuyor. Sağlık konusunda en yüksek puanı Kolombiya aldı GCHA’nın değerlendirmesinde Kolombiya, iklim politikalarına sağlık konusunu en kapsamlı şekilde entegre eden ülke oldu. Kolombiya, 32 üzerinden 29 puan alarak listenin ilk sırasında yer aldı. Kolombiya’yı 25 puanla Nijerya, 24 puanla Kamboçya izledi. İlk 20'de yer alan ülkelerin 19'unun düşük ve orta gelirli ülkeler olması da dikkat çeken bulgular arasında yer aldı. Buna karşılık bazı yüksek gelirli ve yüksek emisyonlu ülkelerin sağlık odaklı iklim politikalarında geride kalması, iklim mücadelesindeki önceliklerin ve sorumlulukların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Raporda Türkiye’nin 14 puanlık sonucu; Kanada’nın 16, Güney Afrika’nın 13 ve Avrupa Birliği’nin 12 puanlık sonuçlarıyla karşılaştırılıyor. Ancak sağlık alanındaki puanların tek başına yeterli olmadığı, iddialı emisyon azaltım hedefleriyle desteklenmeyen politikaların uzun vadede sağlık açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceği vurgulanıyor. Japonya ve Hindistan en düşük puan alan ülkeler arasında Analizde Japonya ve Hindistan yalnızca 2'şer puan alarak en düşük puanlı ülkeler arasında yer aldı. Yüksek emisyonlara sahip bazı ülkeler de iklim değişikliğiyle mücadelede üzerlerine düşen sorumluluğu yeterince yerine getirmedikleri gerekçesiyle eleştirildi. Brezilya 7 puan alırken Avustralya, Çin ve Birleşik Krallık 9'ar puanda kaldı. Bu sonuçlar, ülkelerin iklim planlarında sağlık konusuna yer vermesinin tek başına yeterli olmadığını; emisyonların azaltılması, uygulama mekanizmalarının güçlendirilmesi ve hedeflerin somut adımlarla desteklenmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Siyah karbonla mücadelede yalnızca beş ülkenin hedefi var Raporda öne çıkan bir diğer bulgu, siyah karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik hedeflerin sınırlı sayıda ülkenin iklim planında bulunması oldu. Kamboçya, Şili, Kolombiya, Kosta Rika ve Paraguay olmak üzere yalnızca beş ülkenin siyah karbonu azaltmaya yönelik hedefler belirlediği ifade ediliyor. Siyah karbon, fosil yakıtların ve biyokütlenin eksik yanması sonucunda oluşan kurum parçacıklarından meydana geliyor. Hem hava kirliliğine katkıda bulunuyor hem de atmosferde ısı tutulmasını artırarak iklim değişikliğini etkiliyor. Bu nedenle siyah karbon emisyonlarının azaltılması, hem hava kalitesinin iyileştirilmesi hem de iklim krizinin sınırlandırılması açısından önem taşıyor. Türkiye nüfusunun yüzde 92'si kirli hava soluyor Türkiye’de hava kirliliğinin boyutlarını ortaya koyan önemli çalışmalardan biri de Temiz Hava Hakkı Platformu tarafından yayımlanan Kara Rapor 2025. Rapora göre Türkiye nüfusunun yüzde 92’si, Dünya Sağlık Örgütü’nün hava kalitesi kılavuzlarında önerdiği seviyelerin üzerinde kirleticilere maruz kalıyor. Hava kirliliği; kalp ve damar hastalıkları, solunum yolu rahatsızlıkları, akciğer kanseri ve erken ölüm riskiyle ilişkilendiriliyor. Özellikle ince partikül madde (PM2.5) gibi kirleticiler, solunum yoluyla akciğerlerin derin bölgelerine ulaşabiliyor ve dolaşım sistemi üzerinde de olumsuz etkilere neden olabiliyor. Hava kirliliğinin etkileri yalnızca büyük şehirlerle sınırlı kalmıyor. Sanayi faaliyetleri, fosil yakıt kullanımı, ulaşım, ısınma kaynaklı emisyonlar ve diğer yerel etkenler farklı bölgelerde hava kalitesini düşürebiliyor. Kara Rapor 2025’te hava kirliliğine bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu ilin Hakkari olduğu belirtiliyor. Raporda ayrıca hava kirliliğinin DSÖ tarafından önerilen seviyelere düşürülmesi halinde Türkiye’de yılda en az 60 bin kişinin hayatının kurtarılabileceği ifade ediliyor. Bu tahmin, temiz hava politikalarının yalnızca çevresel değil, aynı zamanda yaşamsal bir halk sağlığı yatırımı olduğunu gösteriyor. Temiz hava için hangi adımlar atılmalı? İklim krizi ve hava kirliliğiyle mücadelede kalıcı sonuçlar elde edilebilmesi için ulusal hedeflerin somut uygulamalarla desteklenmesi gerekiyor. Uzmanların ve halk sağlığı kuruluşlarının öncelik verdiği politika alanları arasında fosil yakıt kullanımının azaltılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması, toplu taşımanın güçlendirilmesi, binalarda enerji verimliliğinin artırılması ve hava kalitesinin düzenli olarak izlenmesi bulunuyor. Bunun yanı sıra sağlık sistemlerinin aşırı sıcaklara ve iklim kaynaklı afetlere karşı hazırlanması, kırılgan grupların korunması ve hava kirliliğine ilişkin verilerin kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılması da önem taşıyor. Türkiye açısından değerlendirildiğinde, iklim hedeflerinin daha iddialı hale getirilmesi ve sağlık politikalarıyla bütünleştirilmesi, hava kirliliğinin azaltılması ve iklim değişikliğinin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin sınırlandırılması bakımından kritik önem taşıyor. İklim politikalarında sağlık öncelikli hale gelmeli GCHA’nın 132 ülkeyi kapsayan analizi, iklim değişikliğiyle mücadelenin yalnızca emisyon hesapları ve çevresel hedeflerle sınırlı tutulamayacağını ortaya koyuyor. Sağlığın iklim planlarının merkezine alınması, hem mevcut hava kirliliği kaynaklı hastalıkların azaltılması hem de gelecekteki iklim risklerine karşı toplumların korunması açısından büyük önem taşıyor. Türkiye’nin 14 puanla 47. sırada yer alması, sağlık ve iklim politikaları arasındaki bağın güçlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor. Kara Rapor 2025’te ortaya konulan hava kirliliği verileri de temiz hava alanında atılacak adımların yaşamsal önemini gözler önüne seriyor. Temiz hava, etkili emisyon azaltımı ve sağlık odaklı iklim politikaları, yalnızca çevrenin korunması için değil, insanların daha sağlıklı ve güvenli bir yaşam sürdürebilmesi için de vazgeçilmez bir gereklilik olarak öne çıkıyor. Kaynak: İklim Masası - www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: https://climateandhealthalliance.org/ndc-scorecards-2026/ Kaynak: https://temizhavahakki.org/kara-rapor-2025/

Fiji’de Düzenlenen Pre-COP Toplantıları Tamamlandı Haber

Fiji’de Düzenlenen Pre-COP Toplantıları Tamamlandı

Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde Fiji’de gerçekleştirilen Pre-COP toplantıları tamamlandı. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, iklim finansmanındaki adaletsizliklere, gelişmiş ülkelerin yerine getirilmeyen taahhütlerine ve emisyon azaltımının önemine dikkat çekti. Kurum, 1,5 derece hedefi için somut adımlar atılması gerektiğini vurgulayarak iklim finansmanına erişim konusunda dört aşamalı bir yol haritası açıkladı. Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde, Pasifik ada ülkesi Fiji’deki Pre-COP toplantıları tamamlandı. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “Finansmana Erişim” başlıklı Pre-COP Ana Oturumu’na katıldı ve basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Kurum, iklim finansmanındaki adaletsizliklere ve gelişmiş ülkelerin uygulamaya geçirilmeyen taahhütlerine dikkat çekerek COP31 sürecinde somut sonuçlara ulaşılması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin 6 Şubat depremlerinin ardından ortaya koyduğu kararlı iradeyi örnek gösteren Kurum, aynı kararlılıkla COP31 sürecine başkanlık ettiklerini belirtti. “Samimi Değilseniz Rol Yapmayın” COP31 Başkanlığı olarak şeffaf ve kapsayıcı bir süreç yürüttüklerini belirten Bakan Murat Kurum, iklim değişikliğiyle mücadelede açık hedefler ve somut uygulamalar üzerinde durduklarını söyledi. Kurum, 1,5 derece hedefinin korunması için emisyonların azaltılması gerektiğini belirterek fosil yakıtlardan çıkış konusunun uzun yıllardır uluslararası iklim müzakerelerinde gündeme geldiğini, ancak bu konuda somut adımların önem taşıdığını vurguladı. Kurum, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Yani hiçbir zaman lafı ağzımızda gevelemedik ve net olduk. Net olmaya da devam edeceğiz. Ne yapacağız? Bu eylem gündeminde ne yapacağımız net. Hedeflerimiz net. Bu konuları çalışırken dedik ki; ‘1,5 derece hedefini yakalamak için ne yapmak lazım? Emisyon azaltmak lazım.’ Uzun yıllardır işte fosil yakıtlardan çıkışla alakalı bir söylem gelip gelmeme arasında gidip geliyor. Yani çok açık söylüyorum; COP31'de eğer samimiyseniz bu eylem gündemini hayata geçirmeniz gerekiyor. Şayet samimi değilseniz de rol yapmayın.” COP31 İçin 2035'e Kadar Emisyon Azaltımı Hedefi COP31’in 2053 hedefleri doğrultusunda sonuç odaklı hazırlandığını belirten Kurum, eylem gündeminde 2035 yılına kadar gerçekleştirilmesi planlanan hedefleri açıkladı. Kurum, emisyonların en az yüzde 20 azaltılmasını, elektrifikasyonda yüzde 35 seviyesine ulaşılmasını, atıkların yüzde 50 azaltılmasını, binalarda enerji yoğunluğunun yüzde 25 düşürülmesini ve döngüsel malzeme kullanım oranının yüzde 15'e çıkarılmasını hedeflediklerini belirtti. Kurum, hedeflere ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Çok açık söylüyorum; bu eylem gündeminde 2035'e kadar atılan adımlarla birlikte emisyonu yüzde 20 azaltacağız, en az yüzde 20. Elektrifikasyonda 2035'te yüzde 35'e gelmeyi hedefliyoruz. Atıkların yüzde 50 azaltılmasını hedefliyoruz. Enerji yoğunluğunu binalarda yüzde 25 azaltmayı hedefliyoruz. Döngüsel malzeme kullanım oranını yüzde 15 oranına çıkarmayı hedefliyoruz. Ve bunları sağladığımızda yüzde 20-25 emisyon azalıyor. Yani o 1,5 derece hedefini yakalayamasak bile oralarda gezebilme ihtimalimizi konuşuyoruz.” Bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için uluslararası iş birliğinin önemine değinen Kurum, ülkelerin farklı öncelik ve beklentileri bulunsa da ortak bir eylem gündemi üzerinde uzlaşılabileceğini ifade etti. Kurum, COP31’de söz konusu kararların alınması için geri adım atmayacaklarını belirterek şunları söyledi: “Dolayısıyla bu konuda netiz ve dünyadan da eğer bu konuyla alakalı samimiyseniz ‘Gelin hep birlikte bunu yapalım’ diyoruz. Tamam, herkesin öncelikleri farklı, herkesin beklentileri farklı; bu beklentiler ve öncelikler çerçevesinde yapalım diyoruz. COP31'de bu kararın alınması adına geri adım atmayacağız, çok net söylüyorum. Herkesi sorumluluk almaya davet ediyoruz. Kimse farklı bahaneler, farklı öncelikler üretmesin istiyoruz. O yüzden burada netiz. Sonuna kadar da net olmaya devam edeceğiz.” Deprem Sonrası 455 Bin Konutun Tamamlanması Örnek Gösterildi Türkiye’nin 6 Şubat depremlerinin ardından ortaya koyduğu kararlı iradeye dikkat çeken COP31 Başkanı Kurum, yeniden inşa sürecinde gerçekleştirilen çalışmaları anlattı. Depremlerde 50 bin kişinin hayatını kaybettiğini hatırlatan Kurum, afetin ardından çadır ve konteynerlerin hızla kurulduğunu, konutların inşası için kısa sürede harekete geçildiğini belirtti. Kurum, Türkiye’nin iki yılda 455 bin konutu tamamlayarak yaklaşık 2 milyon insanın evini teslim ettiğini ifade etti. Kurum, açıklamasında şu sözlere yer verdi: “Bakın biz 6 Şubat'ta bir deprem yaşadık. Asrın felaketiyle 50 bin canımız gitti. Hızlı bir şekilde çadırlarımızı kurduk, konteynerleri kurduk. 15. günde temel attık, 45. günde ev teslim ettik. 2 yılda 455 bin konut, 455 bin... Yani 2 milyon insanın evini yaptık, teslim ettik. Kararlı olursanız her şey yapılır. İrade gösterirseniz her şeyi yapabilirsiniz. Biz bu iradeyi Türkiye olarak Avustralyalı dostlarımızla birlikte gösteriyoruz. Dünyayı da bu sorumluluğu almaya davet ediyoruz. İşin özeti budur.” Kurum, Türkiye’nin deprem sonrasında gösterdiği iradenin COP31 sürecinde de ortaya konulduğunu belirterek iklim değişikliğiyle mücadelede ülkelerin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı. Denizler ve Okyanuslar İçin COP31'de Karar Beklentisi COP31 Eylem Gündemi’nin denizler ve okyanuslar başlığının özellikle Pasifik ülkelerinin geleceği açısından önemli bir yol haritası sunduğunu belirten Kurum, Fiji’de yapılan görüşmelerin Antalya’da alınacak kararlara temel oluşturmasını istediklerini söyledi. Kurum, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Bunların hepsi aslında bizim eylem gündemimiz içerisinde var, hedefler içerisinde var. Artık Antalya’da tüm dünyayı da bu konuşulanları karara bağlamaya davet ediyoruz. Baştan beri söylediğimiz bu. O yüzden Pre-COP'u da burada düzenleme kararı aldık. Buradan gittiğimizde de buradaki konuşulan tüm hususları COP31'de gündem yaparak karara bağlanmasını istiyoruz. Aynı şeyleri bir daha konuşmak istemiyoruz. Bu ikinci Pre-COP Fiji'de. Üçüncü Pre-COP'ta artık yaptıklarımızı konuşalım, yapacaklarımızı değil. Eğer yaptıklarımızı konuşmuyorsak da buralara gelmeye, bu insanların önüne çıkmaya yüzümüz olmamalı. Ben böyle düşünüyorum. O yüzden burada keskin bir şekilde COP31'de bu kararların takipçisi olacağız.” Tuvalu İklim Krizinin Ön Cephesinde Tuvalu’nun iklim krizinden ağır biçimde etkilendiğini belirten Kurum, ülkede yaşananları yerinde gözlemlediklerini ve halkın karşı karşıya olduğu tehditlere tanıklık ettiklerini söyledi. Kurum, iklim krizine en az katkıda bulunan ülkelerin en ağır sonuçlarla karşı karşıya kaldığına dikkat çekerek uluslararası toplumun bu duruma seyirci kalmaması gerektiğini ifade etti. Kurum, “Tuvalu'ya gittik. İnsanların yaşadıklarını yerinde hep beraber dinledik, şahit olduk. Tuvalu'nun bu krizde hiçbir payı yok. Maalesef var olup yok olma tehdidiyle karşı karşıya. En ağır bedeli ödüyorlar. Bugün geldiğimiz süreçte maalesef dünya buna seyirci. Biz buna seyirci kalamayız. Onun için hep birlikte hareket etmeliyiz” dedi. “Biz Kimseyi Geride Bırakmayacağız” Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde iklim eylemi konusunda sorumluluk üstlendiğini belirten Kurum, Avustralya ile birlikte yürütülen COP31 sürecinin uluslararası iş birliği açısından önem taşıdığını söyledi. Kurum, ülkelerin Türkiye’nin COP31’e başkanlık etmesi ve Avustralya ile birlikte süreci yürütmesi hakkındaki sorularına ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “Bize soruyorlar; 'Ya böyle bir dönemde COP'u yapmanız, bu işe liderlik etmeniz, Avustralya ile birlikte bu süreci yürütmeniz ne anlama geliyor?' Biz sorumluluğu birlikte üstlendik. Bugün herkesin sorumluluktan kaçtığı, herkesin bu süreci göz ardı ettiği bir dönemde Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde COP31'e başkanlık ediyor. Avustralyalı dostlarımız müzakereleri yürütüyor ve Pasifik'te aslında bugün Pre-COP ile birlikte tüm dünyaya yön veriyor. Bizim için liderlik önce herkesi dinlemek. Şundan herkes emin olsun, bu süreçte biz kimseyi geride bırakmayacağız. Herkesi dinleyeceğiz, herkesle uzlaşı üzerine görüşmeler yapacağız ve Antalya'dan dünyaya açık, dengeli ve uygulama odaklı bir mesaj vermek istiyoruz.” COP31'de Uygulama Odaklı Karar Metni Hedefleniyor COP31 Başkanı Kurum, konferanstan uygulamaya yönelik bir karar metni çıkmasını istediklerini belirterek metnin hazırlanma sürecinde tüm taraflarla istişare edileceğini ifade etti. Kurum, karar metninin emisyon azaltımı, iklim değişikliğine uyum, finansman ve uygulama başlıklarını dengeli biçimde ele alması gerektiğini söyledi. Kurum, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Biz taraflarla birlikte kapsayıcı, şeffaf, tarafların güdümünde ve başkanlık öncülüğünde çıkacak politik bir COP31 karar metni üzerinde düşünmeye başlamamız gerekiyor. Bu metin; azaltım, uyum, finansman ve uygulama gibi çalışmalarımızı bir denge içerisinde ele almalı. Bilimin ortaya koyduğu aciliyeti ve Paris Anlaşması'nın uygulamasında kat edilen ilerlemeyi yansıtmalı. Önümüzdeki döneme ilişkin ortak siyasi yönü ve uygulama iradesini de ortaya koymalı. Böyle bir çıktı müzakere başlıklarının yerine geçmeyecek, yeni yükümlülükler yaratmayacak. Tam aksine COP31'in farklı unsurları arasında siyasi bir bütünlük sağlayacak. Bu süreci önceden belirlenmiş bir çıktı olarak değil, değerli dostum Chris ile birlikte taraflarla erken, şeffaf ve kapsayıcı istişareler yoluyla şekillendireceğiz.” COP31’de sürpriz bir karar alınmasının planlanmadığını belirten Kurum, tarafların birlikte hareket ederek uygulama iradesini ortaya koyması gerektiğini vurguladı. Kurum, “Hep söyledik, COP31 Antalya'da sürpriz bir karar olmayacak. Ama sonuçta COP31'de o uygulama iradesini hep birlikte ortaya koymak mecburiyetindeyiz. Bu toplantıları yapıyoruz, sorumluluklar üstleniyoruz, liderlik yapıyoruz ancak işin sonunda hep birlikte o elimizi, gövdemizi taşın altına koymak mecburiyetindeyiz. Eğer koymuyorsak da başımızı öne eğip bir düşünmemiz gerekiyor. 'Bu ülkelerin hiçbir suçu yokken biz ne yaptık?' O yüzden şunu açıkça söyleyeyim; Bu yoldan dönüş yok ve geri adım asla atmayacağız. Çünkü adil bir dünyanın mümkün olduğuna hala inanıyoruz” ifadelerini kullandı. İklim Eyleminde Beş Öncelik: Aciliyet, Uygulama, Elektrifikasyon, Finansman ve Birlik COP31 Başkanı Kurum, Pre-COP toplantılarından dünyaya verilmek istenen mesajları beş başlıkta sıraladı. Birinci başlığın aciliyet olduğunu belirten Kurum, bilimsel uyarıların 1,5 derece hedefinin tehlikede olduğunu ortaya koyduğunu söyledi. Bu hedefin özellikle küçük ada ülkeleri için varoluşsal bir mesele olduğuna dikkat çekti. İkinci başlığın uygulama olduğunu ifade eden Kurum, COP31’in ilk gününden itibaren söz verme döneminin geride bırakılarak somut sonuçlara odaklanılması gerektiğini belirtti. Antalya’da düzenlenecek konferansı bu nedenle “Uygulama COP'u” olarak tanımladıklarını söyledi. Üçüncü başlığın elektrifikasyon olduğunu belirten Kurum, elektrifikasyonun yanı sıra sıfır atık ve metan azaltımının da öncelikler arasında yer aldığını ifade etti. Dördüncü başlık olan finansman kapsamında, kaynakların ihtiyaç sahibi ülkelere zamanında ve kolayca ulaşması gerektiğini vurgulayan Kurum, “1,5 derece için 1,5 milyar dolar işte Pasifik adalarını kurtarıyor. Bu kadar basit. Tuvalu'da yaşam sürecek. Tuvalu'da çocuklar yeniden gülecek ve bunun için de finansman hayati derecede önemli” dedi. İklim finansmanında adaletin önemini vurgulayan Kurum, kaynakların büyük bürokratik süreçlere takılmadan ihtiyaç sahiplerine ulaşması gerektiğini söyledi. İklim krizinin maliyetinin yalnızca en az gelişmiş ülkelere ve küçük ada devletlerine yüklenemeyeceğini belirtti. Beşinci başlığın birlik olduğunu ifade eden Kurum, diyalog, uzlaşı ve aksiyon ilkelerinin korunması gerektiğini kaydetti. Kurum, Taku Pakasoa'nın da hatırlattığı üzere gücün birlikten geldiğini ve mevcut siyasi koşullara rağmen bu birliğin sürdürülmesi gerektiğini dile getirdi. İklim Finansmanında NATO'nun Savunma Bütçesi Örneği İklim eylemi için ülkelerin savunma harcamalarına gösterdikleri hassasiyeti finansman konusunda da ortaya koymaları gerektiğini belirten Kurum, NATO ülkelerinin savunma harcamalarını yüzde 5'e çıkarma kararına dikkat çekti. Kurum, “Herkes kendi sınırlarından bakıyor. Hep söyledim ben, bugün NATO ülkeleri savunma harcamalarını yüzde 5'e çıkarma kararı aldılar. Tuvalu yok oluyor, bu kararı alsak ne olur? Yaşanacak bir dünya kalmadıktan sonra sınırlarınızı savunsanız ne olur? Aynı kararlılığı tüm dünyanın iklim değişikliğiyle mücadelede de ortaya koymasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı. “Yardım Var Ama Ulaşmıyor” COP31 Başkanı Kurum, Fiji’de düzenlenen “Finansmana Erişim” başlıklı Pre-COP Ana Oturumu’nda iklim finansmanına erişimde yaşanan sorunları ve kaynakların dağılımındaki adaletsizlikleri anlattı. Toplantıya Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen, Fiji Enformasyon, Çevre ve İklim Değişikliği Bakanı Lynda Tabuya, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi İcra Sekreteri Simon Stiell ve Pasifik ülkelerinin temsilcileri katıldı. Küçük ada devletleri ve en az gelişmiş ülkelerin iklim kaynaklı yıkıcı afetlerden ağır biçimde etkilendiğini belirten Kurum, bu ülkelerin krize katkılarının sınırlı olmasına rağmen en ağır bedeli ödediklerini söyledi. Kurum, “Bu krize en az katkıyı onlar yaptı ama bedelin en ağırını onlar ödüyorlar. Yardım var ama onlara ulaşmıyor. Bu vicdanımızın kabul edebileceği bir tablo değil” dedi. Bir Yıllık İklim Finansmanı, Bir Haftalık Gıda İsrafına Karşılık Geliyor En az gelişmiş ülkelere bir yılda ulaşan iklim finansmanının yaklaşık 21 milyar dolar olduğunu belirten Kurum, bu tutarın dünyanın bir haftalık gıda israfına karşılık geldiğini ifade etti. Ayrıca söz konusu ülkelerin bu kaynakları da borç olarak alıp geri ödemek zorunda kaldıklarını vurguladı. Gelişmekte olan ülkelerin yıllık iklim değişikliğine uyum ihtiyacının 2035 yılı itibarıyla 310-365 milyar dolar arasında olmasının beklendiğini belirten Kurum, küresel ölçekteki harcamalara ilişkin şu açıklamayı yaptı: “Dünya bir yılda yalnızca çanta, saat ve mücevhere bundan daha fazlasını harcıyor. 2025 yılı verilerine göre kişisel lüks ürünler için 410 milyar dolar para harcanmış. Bu rakamlar bize dünyanın imkansızlık içinde olmadığını gösteriyor. Kaynak var, bilgi var, teknoloji var. Eksik olan; bunları ihtiyaç sahibine zamanında ulaştıracak ortak kararlılık. Yıllar sonra bir ada halkı dalgaların yuttuğu kıyılarına bakıp bu dönemi hatırladığında, burada ne söylediğimizi değil, ne yaptığımızı hatırlayacak. Okyanus beklemiyor, kuraklık beklemiyor. Bizim de bekletmeye hakkımız yok. Bu nedenle COP31 Başkanı olarak finansmana erişimin artırılmasına ilişkin bildiri ve eylem planını biz de tüm gücümüzle destekliyoruz. Ülkelerin bu bildiriye imza atmalarını ve imzanızın yanına somut bir taahhüt koymanızı bekliyoruz. Ve bu bildiriyi imzalayan her kurum; bir ada halkına, bir köye, bir aileye 'Yalnız değilsiniz' demiş olacak.” Kurum, iklim finansmanına erişimin artırılmasına yönelik bildiri ve eylem planını desteklediklerini belirterek ülkeleri bildiriyi imzalamaya ve taahhütlerini somut adımlarla ortaya koymaya çağırdı. İklim Finansmanına Erişim İçin Dört Adımlı Yol Haritası COP31 Başkanı Kurum, iklim finansmanına erişimi kolaylaştırmak ve kaynakların etkili kullanılmasını sağlamak amacıyla dört adımlı bir yol haritası açıkladı. Birinci adım kapsamında iklim fonlarının başvuru süreçlerinin kolaylaştırılması ve küçük projeler için hızlı onay mekanizmalarının oluşturulması gerektiğini belirten Kurum, finansmana erişimdeki bürokratik engellerin azaltılmasının önemine dikkat çekti. İkinci adımda finansmanın ülkelerin kendi önceliklerine hizmet etmesi gerektiğini vurgulayan Kurum, kaynakların okulların, hastanelerin, su kaynaklarının ve tarım alanlarının korunmasına katkı sağlamasını istedi. Finansmanın ülkelerin kendi kalkınma planlarına göre şekillendirilmesi gerektiğini ifade etti. Üçüncü adımda borç yerine dayanıklılığın desteklenmesi gerektiğini belirten Kurum, hibe ve imtiyazlı finansmanın payının artırılmasını, yeni kredilere ise afet sonrasında borç ödemelerini askıya alabilecek maddeler eklenmesini önerdi. Dördüncü adımda ise taahhütlerin takvime bağlanması ve en kırılgan ülkelere öncelik verilmesi gerektiğini söyledi. Kurum, bu konuda şu ifadeleri kullandı: “Hep birlikte 4 adım atalım. Birincisi; kapıları açalım. İklim fonları kolay bir başvuru formatına geçsin, küçük projeler için hızlı onay yolu açılsın. İkincisi; finansman ülkelerin kendi önceliklerine hizmet etsin. Okulu, hastaneyi, su kaynağını, tarlayı korusun. Ülkenin kendi kalkınma planına göre şekillensin. Üçüncüsü; borç değil dayanıklılık verelim. Hibe ve imtiyazlı finansmanın payı artsın. Yeni kredilere afet sonrası borç ödemelerini askıya alan maddeler eklensin. Dördüncüsü; sözü takvime bağlayalım ve önceliği en kırılgana verelim. Belem'de uyum finansmanının 2035'e kadar en az 3 katına çıkarılması çağrısı yaptık. Şimdi bu kabulü rakamlara dökme zamanı.” “Bir Köyün Tarlasına Ulaşmayan Hiçbir Taahhüt Uygulama Sayılmaz” COP31 Eylem Gündemi kapsamında İklim Uygulama Köprüsü'nün hayata geçirilmesinin planlandığını belirten Kurum, bu girişimin projeler ile finansman kaynakları arasında bağlantı kurulmasına katkı sağlayacağını söyledi. Kurum, projeler ve finansmanın birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirterek iklim eyleminin insanlara doğrudan ulaşması gerektiğini vurguladı. Bu kapsamda her projenin bir kıyının, bir okulun veya bir yerleşimin korunmasına katkı sağlamasının önemine dikkat çekti. Kurum, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Biz sadece sözde kalmıyoruz, somut adımlar da atıyoruz. COP31 eylem gündeminde İklim Uygulama Köprüsü'nü hayata geçiriyoruz. Çünkü proje olmadan finansman, finansman olmadan proje olmaz. Bu köprünün öbür ucunda rakamlar yok, insanlar var. Bu köprüden geçecek her proje bir kıyıyı, bir okulu, orada yaşamı korumak demek. Bu yüzden diyoruz ki: Hiçbir çocuk okulunun okyanusun sularında kaybolduğunu izlememeli. Hiçbir anne tarlası kuruduğu için evini terk etmek zorunda kalmamalı. Hiçbir halk yardım yolda diye beklerken umudunu kaybetmemeli. Bir ada halkının kıyısına, bir köyün tarlasına ulaşmayan hiçbir taahhüt uygulama sayılmaz. Bu uygulamaları birlikte hayata geçirebiliriz. COP31'e her birimiz kendi payına düşmüş olanı yapmış olarak gelelim. Orada söz değil sonuç konuşalım.” Kurum, iklim finansmanının yalnızca açıklanan rakamlardan ve verilen sözlerden ibaret kalmaması, projeler aracılığıyla doğrudan insanlara ulaşması gerektiğini belirtti. Fiji’de tamamlanan Pre-COP toplantılarının ardından gözler, Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek COP31’e çevrildi. İklim finansmanına erişim, emisyon azaltımı, iklim değişikliğine uyum ve taahhütlerin uygulamaya geçirilmesi, konferansın öne çıkan başlıkları arasında yer alacak.

"Trade & Climate Tracker" ile İklim ve Enerji Odaklı Anlaşmalar Takipte Haber

"Trade & Climate Tracker" ile İklim ve Enerji Odaklı Anlaşmalar Takipte

Uluslararası ticaret anlaşmaları artık yalnızca gümrük vergileri ve serbestleşmeyle sınırlı kalmıyor; iklim krizi, enerji güvenliği ve yeşil dönüşüm küresel ticaretin merkezine yerleşiyor. Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü (IISD), bu alandaki büyük bir boşluğu doldurmak için çevrimiçi bir platform olan Trade & Climate Tracker (Ticaret ve İklim Takipçisi) projesini hayata geçirdi. ​1 Ocak 2025’ten bu yana imzalanan 70’ten fazla anlaşmayı haritalandıran platform, ticaret politikalarının küresel enerji dönüşümünü nasıl desteklediğini gözler önüne seriyor. ​Veriler Ne Söylüyor? Son Dönem Ticaret Anlaşmalarının Öne Çıkan Bulguları ​IISD tarafından metinleri kamuya açık 46 ticaret anlaşması üzerinden yapılan analizler, ticaret ve iklim ilişkisinin boyutunu net bir şekilde ortaya koyuyor: ​İklim İşbirliği Artıyor: Anlaşmaların %58’inde iklim işbirliğine açıkça yer verilirken, %40’ında emisyon azaltımı vurgulanıyor. Ayrıca anlaşmaların yarısından fazlasında ormansızlaşmayla ilgili hükümler bulunuyor. ​Enerji Altyapısı Güvence Altında: Metinlerin %67’si enerji verimliliği ve elektrik şebekeleri gibi kritik altyapı yatırımlarını kapsayan enerji işbirliği hükümleri içeriyor. ​Yenilenebilir Enerji Birleştirici Unsur: Anlaşmaların %36’sında yenilenebilir enerjiye dair hükümler yer alıyor. Uzmanlar, yenilenebilir enerjinin son dönem ticaret anlaşmalarında güçlü bir ortak payda olarak öne çıktığına dikkat çekiyor. ​Kritik Hammaddeler Odak Noktasında: Anlaşmaların %53’ü kritik hammaddeleri kapsıyor. Bu başlık altında madenlere erişimin güvence altına alınması ve tedarik zinciri güvenliği ittifaklarının geliştirilmesi hedefleniyor. ​"Geleceğin Yeşil Pazarları Şekilleniyor" ​IISD’nin Ticaret ve Sürdürülebilir Kalkınma Direktörü Alice Tipping, yeni platformun önemini şu sözlerle değerlendirdi: ​"Hükümetler, 21. yüzyılda büyümenin ve kalkınmanın, düşük karbonlu ve iklime dayanıklı ekonomilere dayalı olacağının farkında. Tracker, bu dönüşümü görünür hale getiriyor ve ülkelerin, geleceğin küresel yeşil pazarlarını oluşturmak için ekonomik anlaşmaları nasıl kullandığını görmemizi sağlıyor." ​Veriler, bu eğilimin yalnızca iklim politikalarında iddialı ülkelerle sınırlı kalmadığını; farklı ekonomik ve siyasi önceliklere sahip hükümetlerin imzaladığı anlaşmalarda da ortak bir standart haline gelmeye başladığını gösteriyor. Trade & Climate Tracker, küresel ticaret diplomasisinde yeşil dönüşümü izlemek isteyenler için kritik bir başvuru kaynağı olmayı sürdürüyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.