Hava Durumu

#Fosil Yakıtlar

Kırsal Haber - Fosil Yakıtlar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Fosil Yakıtlar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yapay Zeka COP31 Gündeminde: İklime Faydadan Çok Zarar Verir mi? Haber

Yapay Zeka COP31 Gündeminde: İklime Faydadan Çok Zarar Verir mi?

Yapay zekanın iklim üzerindeki etkisi tartışılırken gözler çoğunlukla veri merkezlerinin hızla artan elektrik tüketimine çevriliyor. Konuyu önceliklendirdiğini açıklayan COP31 Başkanı Türkiye de 2026 Antalya Yapay Zeka Taahhüdü’nün hazırlandığını duyurdu. Ancak yeni bir araştırma; yapay zekanın asıl iklim etkisinin, ne kadar enerji tükettiğinin yanı sıra ne için kullanıldığına bağlı olacağını gösteriyor. Fosil yakıt sektöründeki kullanımları sınırlandırılmadığı takdirde yapay zeka, emisyonları azaltmak yerine önemli ölçüde artıracak. Çalışmanın yazarlarından Holly Alpine, Türkiye’nin COP31’de çizeceği çerçevenin, yapay zekanın hangi amaçlarla kullanıldığını da ele alması gerektiğine dikkat çekiyor. Kasım ayında düzenlenecek iklim zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye, COP31 Eylem Gündemi’ni açıkladığı toplantıda; yapay zekanın sorumlu kullanımını hedefleyen 2026 Antalya Yapay Zeka Taahhüdü’nün önümüzdeki haftalarda açıklanacağını duyurdu. New York İklim Haftası (Climate Week) kapsamında konuşan COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum; hükümetlerin yapay zekayla ilgili kurallar koymaya başlaması ve teknolojinin artan enerji tüketiminin açıkça konuşulması gerektiğini söyledi. Taahhüdün yanı sıra Yapay Zeka Destekli Temiz Teknolojiler Girişimi kurulacağı, öncelikli sektörlerde yapay zeka destekli temiz teknoloji projelerinden oluşan portföyler yaratılarak yatırımcılarla buluşturulacağı aktarıldı. Yapay zekanın iklim değişikliği üzerindeki etkileri giderek daha fazla tartışılıyor ve bu tartışmalar büyük ölçüde veri merkezlerinin artan enerji tüketimine odaklanıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Nisan 2025 tarihli Enerji ve Yapay Zeka raporunda; veri merkezlerinin 2024’te küresel elektrik tüketiminin %1,5’inden sorumlu olduğu ve bu tüketimin 2030’a kadar iki katına çıkmasının beklendiği ifade ediliyordu. Nitekim veri merkezlerindeki elektrik tüketimi 2025’te %17 arttı. IEA, "Enerji olmadan yapay zeka olamayacağı gibi, yapay zekanın da enerji sektörünü dönüştürme potansiyeli bulunduğuna" dikkat çekiyor. Npj Climate Action adlı hakemli dergide Ağustos 2026’da yayımlanan yeni bir makale ise veri merkezlerindeki elektrik tüketiminin buzdağının yalnızca görünen ucu olduğunu ortaya koyuyor. Yapay zeka kaynaklı üretkenlik artışlarının fosil yakıt ve yenilenebilir enerji sektörlerini nasıl etkileyeceğini modelleyen çalışmaya göre; regüle edilmediği takdirde yapay zeka emisyonları azaltmak yerine kayda değer ölçüde artıracak. 64 senaryonun incelendiği araştırmaya göre emisyonlar, yalnızca yapay zekanın fosil yakıt üretimini desteklemediği senaryolarda düşüş gösteriyor. Çalışmanın yazarlarından Holly Alpine, Türkiye’nin açıkladığı yapay zeka gündeminin bu nedenle "resmin yarısını gözden kaçırdığını" ifade etti. "Veri merkezlerinin enerji kullanımında şeffaflık çağrısında bulunmak ve yapay zekanın temiz teknoloji potansiyeline yatırım yapmak doğru adımlar" diyen Alpine, teknolojinin gerçekte ne amaçla kullanıldığının gözden kaçırılmaması gerektiğini vurguladı. Alpine’a göre konunun COP31’de inandırıcı bir şekilde ele alınabilmesi için iklim üzerindeki etkilerinin bütüncül değerlendirilmesi şart. Enabled Emissions Campaign (Yol Açılan Emisyonlar Kampanyası) Direktörü ve Stanford Üniversitesi McCoy Aile ve Etik Merkezi’nde Etik ve Teknoloji Uygulamacı Bursiyeri Holly Alpine’ın değerlendirmeleri şöyle: Yapay Zekanın Net Etkisi, Enerji Sistemine Bağlı Yapay zeka genel amaçlı bir teknolojidir; dolayısıyla aynı özellikleri yalnızca tek bir alanda değil, uygulandığı diğer alanlarda da gelişme sağlar, taraf tutmaz. Fosil yakıt üretiminde kullanıldığında çıkarma maliyetlerini düşürür ve ekonomik olarak çıkarılabilir kaynakları artırır. Yenilenebilir enerjiye uygulandığında ise üretim tahminlerini ve yer seçimini geliştirerek verimliliği artırır. Yapay zeka her iki yönde de üretkenliği artırdığından, net etkisinin sera gazı emisyonlarının artmasına mı yoksa azalmasına mı yol açacağı teknolojinin kendisine değil, içinde faaliyet gösterdiği enerji sisteminin temel dengesine bağlıdır. Veri Merkezlerindeki Elektrik Tüketimine Odaklananlar Büyük Resmi Kaçırıyor Kamuoyundaki tartışmanın aksine, odak noktasını yalnızca veri merkezlerindeki elektrik kullanımında tutmama fikri, iki anlaşmanın rakamlarını inceledikten sonra ortaya çıktı: Microsoft’un Exxon ve Chevron’la yaptığı teknoloji iş birlikleri, günde 50 bin ila 400 bin varil ek fosil yakıt üretimi sağlıyordu ve bu artışın tamamı teknolojiye atfediliyordu. Tek başına bu durum bile Microsoft’un kendi operasyonel karbon ayak izinin (veri merkezleri dahil) %300’ünden fazlasına denk geliyor. Bu da iklim hesap verilebilirliğinin sadece veri merkezlerindeki elektrik kullanımına odaklanmasının büyük resmi kaçırdığını net bir şekilde gösteriyor. Veri Merkezlerinin Emisyonlarından 13 Kat Büyük Olabilir Yapay zekanın fosil yakıtlar nedeniyle sebep olacağı emisyonlar, veri merkezlerindeki enerji tüketiminin neden olacağı emisyonlardan 13 kata kadar daha fazla olabilir. Veri merkezlerinin neden olduğu emisyonlar doğrudan tespit edilebilir ve mevcut operational ayak izi muhasebesine dahil edilebilir. Bu tür veriler, mevcut bilgilendirme çerçevelerinin zaten yakalamak üzere tasarlandığı niteliktedir. Dolaylı olarak yol açılan emisyonlar (enabled emissions) ise bir adım daha uzaktır. Şu anki standart iklim muhasebesi ve yönetişim çerçeveleri bu emisyonları hesaba katacak şekilde tasarlanmamıştır. Bu nedenle, daha büyük olmalarına rağmen daha görünmez kalırlar. Yapay Zeka Şimdiden Rezervleri Artırıyor, Maliyetleri Düşürüyor Modellememiz için buradan yola çıktık. Mevcut analizler; veri merkezlerinin enerji talebini, yenilenebilir enerji optimizasyonunu ve talep tarafındaki verimliliği inceliyor. Ancak yapay zekanın fosil yakıt arz ekonomisini nasıl yeniden şekillendirdiğini yeterince ele almıyor. Örneğin Batı Teksas Havzası’nda (Permiyen Havzası) başabaş maliyetler varil başına 90 doların üzerindeyken yapay zeka ile birlikte yaklaşık 40 dolara geriledi. Goldman Sachs, yapay zekanın ABD’deki kaya gazı rezervlerini %8 ila %20 oranında artırabileceğini tahmin ediyor. Sektörel veriler, petrol ve gaz sektöründe arama ve üretim yapan kuruluşların %44’ünün keşif aşamalarında şimdiden yapay zeka kullandığını gösteriyor. Oysa sürekli yatırım yapılmadığı takdirde petrol ve gaz sahalarının üretimi yılda yaklaşık %8 oranında azalır. Bu nedenle üreticiler, üretimi artırmak bir yana, sadece sabit tutmak için bile sürekli olarak yeni kaynaklar bulmak ve geliştirmek zorundadır. Yapay zeka bu sürecin maliyetini düşürüyor; arama çalışmalarını, çıkarma verimliliğini ve mevcut sahalardan geri kazanımı iyileştiriyor. Dengenin Sağlanması İçin Fark 4-5 Kat Olmalı Modellemenin önemli bir bulgusu şu: Yapay zekanın sera gazı emisyonları üzerinde hiçbir etkisi olmaması —yani emisyonların sabit kalabilmesi— için bile yenilenebilir enerjide yapay zeka kaynaklı verimlilik artışının, fosil yakıtlardaki verimlilik artışından 4 ila 5 kat daha fazla olması gerekiyor. Fosil yakıtlar hâlâ küresel birincil enerjinin %80’inden fazlasını sağlıyor. Bu nedenle aynı orandaki verimlilik artışı, fosil yakıt sistemlerinde yenilenebilir enerji kaynaklarına kıyasla çok daha büyük bir etki yaratıyor. Altyapı bağımlılığının, politik-ekonomik geri beslemelerin ve patikaya bağımlı yatırımların zaman içinde tespit ettiğimiz bu asimetriyi daha da güçlendirmesi beklenebilir. Bu durum, makalede atıfta bulunduğumuz daha geniş tarihsel örüntüyle de tutarlı: Teknolojik ilerlemeler mevcut enerji sistemlerine uygulandığında bu sistemlerin ömrünü uzatıyor. Yapay Zekanın Ne İçin Kullanıldığı da Yönetilmeli Yapay zeka ile net emisyon azaltımı sağlamak mümkün. Fakat bunun için yol açılan emisyonların (enabled emissions) ayrı ve izlenebilir bir kategori olarak ele alınması, yapay zeka aracılığıyla fosil yakıt üretim verimliliğini artıracak adımların doğrudan sınırlandırılması gerekiyor. Arz tarafında kısıtlamalar olmaksızın yapay zekanın yalnızca yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması ve daha verimli hale gelmesi için kullanılması yeterli olmayacaktır. Yönetişim, hem yapay zekanın hangi enerjiyle çalıştığını hem de ne amaçla kullanıldığını ele almalıdır. COP31’de Yapay Zekanın İklim Etkileri Bütüncül Ele Alınmalı Türkiye’nin yapay zeka konusundaki taahhüdü sunma biçimi resmin yarısını gözden kaçırıyor. Veri merkezlerinin enerji kullanımında şeffaflık çağrısında bulunmak ve yapay zekanın temiz teknoloji potansiyeline yatırım yapmak doğru adımlardır. Ancak yapay zekanın günümüzde gerçekten nasıl kullanıldığı gözden kaçırılıyor: Yapay zeka, fosil yakıtların çıkarılmasını ve üretimini azaltmak için değil, aksine büyük ölçüde bunları artırmak için kullanılıyor. Araştırmamız, bu tür mesajlarda öne çıkarılanın aksine, yapay zekanın sebep olduğu fosil yakıt emisyonlarının temiz enerji kazanımlarından çok daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Yapay zekanın iklim açısından sorumlu kullanılmasının COP31’de inandırıcı bir gündem maddesi olabilmesi için; yalnızca olumlu yönlerine odaklanmak veya kullanılan enerjinin kaynağına bakmak yerine iklim üzerindeki etkisini bütüncül olarak ele almak şarttır. Kaynak: İklim Masası / www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: Holly Alpine Kaynak: https://www.nature.com/articles/s44168-026-00411-0

Fosil Yakıt Teşvikleri Kamu Maliyesini ve İklim Hedeflerini Tehdit Ediyor Haber

Fosil Yakıt Teşvikleri Kamu Maliyesini ve İklim Hedeflerini Tehdit Ediyor

Avustralya’nın COP31 müzakerelerine başkanlık rolüne hazırlandığı bu dönemde yayımlanan kapsamlı bir rapor, ülkençi enerji politikalarındaki derin çelişkileri gözler önüne seriyor. Dünya Doğayı Koruma Vakfı Avustralya (WWF Australia) tarafından hazırlanan rapora göre, ülkenin fosil yakıtlara sağladığı devlet desteği yenilenebilir enerji kaynaklarına kıyasla dört kat daha fazla. Benzer bir tablo, COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye’de de milyarlarca liralık kamu kaynağının fosil yakıtlara aktarıldığını gösteriyor. ​Avustralya: Taahhütler ile Gerçekler Arasındaki Makas Açılıyor ​Kasım 2025’te Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma (TAFF) Belém Deklarasyonu’nu imzalayan ve Nisan ayındaki Santa Marta Konferansı’na katılan Avustralya, hükümet politikaları nedeniyle uluslararası taahhütleriyle çelişiyor. ​Raporun öne çıkan bulguları şu şekilde: ​Finansal Dengesizlik: Fosil yakıt sistemlerinin devlet bütçesine sağladığı net katkı (23 milyar Avustralya doları), bu yakıtların tahmin edilen toplumsal maliyetinin yalnızca %20’sine denk geliyor. Diğer bir deyişle, fosil yakıtların toplumsal maliyeti net katkısından neredeyse beş kat yüksek. ​Orantısız Destek: Fosil yakıtlar, yenilenebilir enerjiye kıyasla dört kat daha fazla devlet desteği alıyor (yılda 20,1 milyar Avustralya dolarına karşı yılda 4,6 milyar Avustralya doları). ​İhracat Riski: Küresel talebin yenilenebilir enerjiye kaymasıyla birlikte Avustralya, 2035 yılına kadar fosil yakıt ihracatında 70 milyar Avustralya dolarına varan kayıplar yaşayabilir. ​WWF Raporundan Uyarı: "Bu çelişkili strateji, Avustralya’nın yenilenebilir enerji alanındaki gelecek potansiyelini gerçekleştirebilmesi için bir ticaret ve yatırım ortağı olarak ihtiyaç duyduğu kesinliği ve güvenilirliği zedeliyor." ​Türkiye’nin Karnesi: Fosil Yakıt Teşvikleri ve Adaletsizlik ​Avustralya’daki bu tablo, COP31 ev sahibi Türkiye’nin enerji politikaları ve teşvik mekanizmalarını da tartışmaya açıyor. ​Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFİA) Kurucu Direktörü Bengisu Özenç, enerji krizlerinin fosil yakıtların enerji arz güvenliğini sağlamaktan uzak, ekonomik ve jeopolitik birer risk kaynağı olduğunu kanıtladığını vurguladı. Özenç, konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: ​"Yenilenebilir enerji teknolojilerinin hızla geliştiği ve piyasada rekabetçi hale geldiği bir dönemde, fosil yakıt altyapısını ayakta tutmak giderek daha fazla destek ihtiyacı duyan bir tercih haline gelmiş durumda. Bu durum hem dönüşümün hızını yavaşlatıyor hem de kamu maliyesine yük bindiriyor. Çünkü bu teşvikler yalnızca doğrudan kaynaklardan değil, vazgeçilen vergi gelirlerinden de oluşuyor." ​Vergi Kayıpları ve Sosyal Adaletsizlik ​SEFİA verilerine göre, Türkiye'de 2025 yılında yalnızca fosil yakıtları teşvik etmek amacıyla vazgeçilen vergi gelirleri 66 milyar TL (yaklaşık 1,5 milyar Euro) seviyesine ulaştı. Üstelik bu teşvikler toplumsal adaletsizlik barındırıyor: ​IMF verilerine göre, fosil yakıt teşviklerinden nüfusun en yoksul %60’lık kesimi, en zengin %5’lik kesim kadar bile fayda sağlamıyor. Teşvikler yoksul hanelerden ziyade yüksek enerji tüketen zengin kesimleri destekliyor. ​Kömüre Sağlanan Alım Garantileri Bütçeyi Zorluyor ​SEFİA’nın Fosil Yakıt Teşvikleri Takibi çalışmasında aslan payının petrol ve doğalgaza ait olduğu görülürken, kömür sektörüne verilen devasa garantiler de dikkat çekiyor. ​Yüksek Fiyat Garantisi: 2025 yılında yerli kömür santrallerinde üretilen elektriğin 2030 yılına kadar 7,5 dolar/cent’ten alınacağı duyurulmuştu. Ember Türkiye, bu fiyatın garanti edildiği tarihte son bir yıllık ortalama satış fiyatlarından %12 daha yüksek olduğunu kaydetmişti. ​Maliyet Artışı Öngörüsü: İlk hesaplamalarda dört yıllık maliyet 8,7 milyar ABD doları (elektrik şebekesinin yenilenmesi için ayrılan 5 yıllık bütçeden %53 yüksek) olarak hesaplanmıştı. Ancak alım garantisi detaylarının netleşmesi ve %60 kapasite faktörü sınırının getirilmesiyle maliyet katlandı. ​12 Milyar Doları Aşan Tutar: Ember Türkiye, santrallerin geçmiş kapasite kullanım oranlarının devam edeceği ve üretimin %60’ına alım garantisi uygulanacağı varsayımıyla, 2030’a kadar kömür santrallerine harcanacak tutarın 12 milyar doların üzerinde olacağını öngörüyor. ​Uzmanlar, hem küresel ölçekte Avustralya hem de ev sahibi Türkiye nezdinde fosil yakıtlara sağlanan devasa teşviklerin hem iklim hedefleriyle hem de kamu vicdanıyla çeliştiğine dikkat çekerek acil bir rota değişimine ihtiyaç duyulduğunun altını çiziyor. Kaynak: İklim Masası / www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş

Avrupa'da Aşırı Sıcaklar Nedeniyle 20 Binden Fazla Kişi Hayatını Kaybetti Haber

Avrupa'da Aşırı Sıcaklar Nedeniyle 20 Binden Fazla Kişi Hayatını Kaybetti

Avrupa'yı etkisi altına alan rekor sıcaklıklar, kıta genelinde büyük bir trajediye yol açtı. İklim bilimcilerin yaptığı son modelleme çalışması, 22-28 Haziran 2026 tarihleri arasında yaşanan aşırı sıcak hava dalgası nedeniyle 20 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koyuyor. ​Indiana Üniversitesi’nden iklim bilimci Dr. Christopher Callahan tarafından gerçekleştirilen analiz, aşırı sıcakların halk sağlığı üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne serdi. Avrupa genelinde yerel düzeylerde kabul görmüş "sıcağa bağlı ölüm modelleri" kullanılarak yapılan çalışmada, Haziran ayının son haftasında gözlemlenen sıcaklıklar, mevsim normalleriyle karşılaştırılarak ölüm artışları hesaplandı. ​Ülke Bazında Vahim Tablo ​İklim bilimci Dr. Callahan’ın modelleme sonuçlarına göre, 22-28 Haziran tarihleri arasında Avrupa ülkelerinde yaşanan "fazladan" ölüm sayıları şu şekilde kaydedildi: ​Fransa: 5.210 ölüm ​Almanya: 4.543 ölüm ​İspanya: 3.163 ölüm ​İtalya: 2.709 ölüm ​Uzmanlar, bu rakamların henüz başlangıç aşamasındaki tahminler olduğunu ve sıcaklık kaynaklı ölümlerin genellikle tam olarak kayda geçirilmediğini belirtiyor. Tahminlere göre sıcaklık kaynaklı her 10 ölümden 9’unun resmi kayıtlarda yer almadığı ifade ediliyor. ​"Fosil Yakıtların Bedelini Ödüyoruz" ​Araştırmaya dahil olmayan Leipzig Üniversitesi’nden iklim bilimci Dr. Karsten Haustein, yaşanan durumu "korkunç" olarak nitelendirerek, "2003 yılında yaşanan sıcak dalgasının sebep olduğu ölüm sayısının aşılmış olmasına şaşırmam. Ancak bu sefer ölümlerin çok daha fazlası, fosil yakıtlar yakmamızla doğrudan bağlantılı" değerlendirmesinde bulundu. ​Tyndall Center’dan Dr. Rita İssa ise yaşlılar, kronik hastalar, açık havada çalışanlar ve yalıtımı yetersiz evlerde yaşayanların en savunmasız gruplar olduğunu hatırlatarak, "Aşırı sıcaklarda halkı korumak hem halk sağlığı hem de sağlıkta eşitlik meselesidir" uyarısını yaptı. ​Sıcaklık Artışları Artık "Normal" Değil ​World Weather Attribution (WWA) tarafından yapılan daha önceki çalışmalar, Avrupa’daki sıcak hava dalgası sırasında kaydedilen gündüz ve gece sıcaklıklarının, 50 yıl önce meydana gelmesinin "neredeyse imkânsız" olduğunu ortaya koymuştu. ​Dr. Callahan, sera gazı salımları devam ettiği sürece bu tür aşırı sıcak olaylarının şiddetlenerek devam edeceğini vurguluyor. Halk sağlığını korumak için sadece emisyon azaltımının yeterli olmadığını belirten uzmanlar; klimaların yaygınlaştırılması, toplumsal destek mekanizmaları ve sağlık sistemlerinin kapasitesinin artırılması gibi "kısa vadeli uyum yatırımlarının" hayati önem taşıdığının altını çiziyor. Kaynak: İklim Masası

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.