Hava Durumu

#Hava Kirliliği

Kırsal Haber - Hava Kirliliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hava Kirliliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İklim Değişikliği Türkiye’de Sağlık ve Ekonomiyi Tehdit Ediyor Haber

İklim Değişikliği Türkiye’de Sağlık ve Ekonomiyi Tehdit Ediyor

Lancet Countdown’ın iklim değişikliği ve sağlık ilişkisini inceleyen raporu, küresel ölçekte sıcaklığa bağlı ölümlerin arttığını ortaya koydu. Türkiye’de 2021-2025 döneminde ülke topraklarının yüzde 70’inin en az bir ay aşırı kuraklık yaşadığı belirtilirken, aşırı sıcaklar nedeniyle iş gücü kayıplarının 2025’te 2,6 milyar dolara ulaştığı bildirildi. HASUDER ise adil bir kömürden çıkış planı ve ulusal iklim-sağlık eylem planı hazırlanması çağrısı yaptı. İklim Değişikliğinin Sağlık Üzerindeki Etkileri Hızlanıyor Paris Anlaşması’nın yürürlüğe girmesinin 10. yılında yayımlanan Lancet Countdown raporu, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerinin son 10 yılda önceki 10 yıla kıyasla daha hızlı arttığına dikkat çekti. Raporda, iklim değişikliğiyle mücadele önlemlerinin yetersiz kaldığı vurgulanırken, iklim krizinin resmen küresel bir sağlık acil durumu olarak kabul edilmesi çağrısı yapıldı. Rapora göre, yüksek sıcaklıklarla ilişkili ölümler 2016’dan bu yana yüzde 36 arttı. Yalnızca 2023 yılında dünya genelinde yüksek sıcaklıklarla bağlantılı yaklaşık 710 bin ölüm gerçekleşti. Bu ölümlerin en az yüzde 70’inin iklim değişikliğiyle ilişkilendirilebileceği hesaplandı. İklim değişikliğinin neden olduğu yüksek sıcaklıkların 2016-2023 yılları arasında yaklaşık 3 milyon ölüme yol açtığı belirtildi. Yeşil Dönüşüm Yüz Binlerce Hayat Kurtardı Raporda, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında hız kazanan yeşil dönüşümün olumlu sonuçlarına da yer verildi. Son 10 yılda gerçekleştirilen dönüşümün 300 binden fazla hayatın kurtulmasına katkı sağladığı hesaplandı. Temiz enerji yatırımları 2025 yılında 2,1 trilyon dolara ulaşarak fosil yakıtlara yapılan yatırımların neredeyse iki katına çıktı. Ayrıca 2016’dan bu yana en az 77 ülkede fosil yakıtlardan kaynaklanan hava kirliliğinin azalmasıyla tahminen 323 bin ölümün önlendiği bildirildi. Buna karşın fosil yakıtlar küresel enerji arzının yüzde 80’inden fazlasını oluşturmaya devam ediyor. Raporda, en büyük 100 petrol ve gaz şirketinin üretim planlarının, küresel ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlama hedefiyle uyumlu seviyeleri 2040 yılına kadar yüzde 150 oranında aşma yolunda olduğu uyarısı yapıldı. Türkiye’de Sıcak Hava Dalgaları İklim Değişikliğiyle Bağlantılı Raporda Türkiye’ye ilişkin veriler, iklim değişikliğinin sıcak hava dalgaları, kuraklık, orman yangınları ve hava kirliliği üzerindeki etkilerini ortaya koydu. Türkiye’de 2021-2025 döneminde sıcak hava dalgasının etkili olduğu günlerin yüzde 87’sinin, iklim değişikliğinin yaşanmadığı bir senaryoda görülmeyeceği hesaplandı. Aynı dönemde Türkiye’de yaşayanların yılda ortalama 24 sıcak hava dalgasına maruz kaldığı ve bu günlerin yüzde 85’inin iklim değişikliğine atfedildiği belirtildi. Sıcak hava dalgalarına karşı daha duyarlı olan 65 yaş üzerindeki bireylerin maruz kaldığı sıcak hava dalgası günlerinin sayısı, 1986-2005 dönemine kıyasla yüzde 271 artarak 22 güne ulaştı. Bebeklerde ise bu artış yüzde 288 olarak hesaplandı ve sıcak hava dalgasına maruz kalınan gün sayısı 23’e yükseldi. Türkiye Topraklarının Yüzde 70’i Aşırı Kuraklık Yaşadı İklim değişikliğinin Türkiye’de orman yangınları, kuraklık olayları ve toz fırtınalarının artmasına ve şiddetlenmesine neden olduğu belirtildi. Rapora göre, 2021-2025 yılları arasında Türkiye topraklarının yüzde 70’i en az bir ay boyunca aşırı kuraklık yaşadı. Bu oran, 1981-1990 döneminde yüzde 15 olarak hesaplanmıştı. Orman yangınlarının yol açtığı hava kirliliğinin de önemli bir sağlık sorunu oluşturduğu vurgulandı. Türkiye’de orman yangınları kaynaklı hava kirliliğinin 2021-2025 döneminde yılda yaklaşık 4 bin 200 ölüme neden olduğu tahmin ediliyor. Bu sayı, 2003-2013 döneminde yılda yaklaşık 3 bin 500 olarak hesaplanmıştı. Aşırı Sıcakların Türkiye Ekonomisine Maliyeti 2,6 Milyar Dolar Lancet Countdown raporu, aşırı sıcakların çalışma hayatı ve ekonomik faaliyetler üzerindeki etkilerine de dikkat çekti. Türkiye’de aşırı sıcaklar nedeniyle yaşanan iş gücü kaybının ekonomik değerinin 2025 yılında 2,6 milyar dolara ulaştığı belirtildi. Kayıpların yüzde 45’inin tarım sektöründe gerçekleştiği ifade edildi. 2016-2025 döneminde aşırı sıcaklar nedeniyle kaybedilen iş saatlerinin, 1990’lı yıllara kıyasla yüzde 35 daha yüksek olduğu bildirildi. HASUDER’den Prof. Dr. Özge Karadağ da Türkiye’de 2016-2025 döneminde aşırı sıcaklar nedeniyle yılda ortalama 550 milyon potansiyel çalışma saatinin kaybedildiğini belirtti. Karadağ, kaybın yarısından fazlasının tarım sektöründe yaşandığını vurgulayarak çalışanların sağlığını ve geçimini koruyacak düzenlemelerin gerekliliğine dikkat çekti. Karadağ’a göre çalışma ve dinlenme sürelerinin sıcaklık ve nemi birlikte değerlendiren göstergelere göre düzenlenmesi, gölge alanların oluşturulması, güvenli içme suyuna erişimin sağlanması ve değişen koşullara uygun eğitimlerin güncellenmesi temel koruyucu önlemler arasında yer alıyor. HASUDER’den Adil Kömürden Çıkış Planı Çağrısı HASUDER’in Türkiye için hazırladığı politika belgesinde, halk sağlığını korumak ve hava kalitesini iyileştirmek amacıyla Türkiye’nin iklim hedefleriyle uyumlu, takvimi belirlenmiş ve adil bir kömürden çıkış planı hazırlanması önerildi. Belgede, kömür kullanımının ciddi bir sağlık yükü oluşturduğu ve bu yükün toplumun farklı kesimlerini eşitsiz biçimde etkilediği vurgulandı. Türkiye’de elektrik santrallerinden kaynaklanan hava kirliliğine bağlı erken ölüm sayısının 2016-2022 döneminde yüzde 18 artarak 9 bin 500’e yükseldiği belirtildi. HASUDER’den Doç. Dr. Melike Yavuz, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerini azaltmak için ulusal ve il düzeyinde iklim ve sağlık eylem planlarının hazırlanmasını önerdi. Yavuz, sıcak hava dalgaları ve yangın dumanı gibi tehlikelerin önceden belirlenmesi, risk altındaki kişilere zamanında ulaşılması ve sağlık kuruluşlarıyla ilgili kurumların önceden planlanan koruyucu önlemleri hızla uygulamaya koymasının önemini vurguladı. Ulusal İklim ve Sağlık Eylem Planı Önerisi HASUDER, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirmek amacıyla kırılganlık ve risk analizlerini içeren bir Ulusal İklim ve Sağlık Eylem Planı hazırlanmasını da öneriyor. Ayrıca mevcut ulusal erken uyarı ve müdahale sistemlerine sağlık boyutunun entegre edilmesi ve Bütünleşik Bir İklim ve Sağlık Erken Uyarı ve Müdahale Sistemi kurulması çağrısı yapılıyor. Raporda yer alan bulgular, iklim değişikliğinin yalnızca çevresel bir sorun olmadığını; halk sağlığı, çalışma hayatı, tarım ve ekonomi üzerinde de önemli sonuçlar doğurduğunu ortaya koyuyor. HASUDER’in politika önerileri ise iklim risklerine karşı koruyucu sağlık önlemlerinin güçlendirilmesi ve çalışanların korunmasına yönelik düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğine işaret ediyor.

Gaziantep’te Sağlıklı Kentler Zirvesi Haber

Gaziantep’te Sağlıklı Kentler Zirvesi

Gaziantep Büyükşehir Belediyesinin ev sahipliğinde düzenlenen Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği 46. Olağan Meclis Toplantısı ve “Sağlıklı Kentlerde Döngüsel Ekonomi ve Atık Yönetimi” programı başladı. 16-17 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilen organizasyonda iklim krizi, sürdürülebilir kentleşme, geri dönüşüm, atık yönetimi ve çevresel yatırımların finansmanı ele alınıyor. Gaziantep, Türkiye’nin dört bir yanından yerel yönetim temsilcilerini çevre ve sürdürülebilirlik gündeminde buluşturdu. Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in ev sahipliğinde gerçekleştirilen programa Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Başkanı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba ve Gaziantep Vali Yardımcısı Dr. Oktay Kaya katıldı. Programın açılışında sağlıklı, sürdürülebilir ve afetlere karşı dirençli kentlerin oluşturulmasına yönelik çalışmalar değerlendirilirken, belediyeler ile sanayi arasında iş birliğinin güçlendirilmesi ve atıkların ekonomik değere dönüştürülmesi ön plana çıktı. Fatma Şahin: Atıklar ekonomiye kazandırılmalı Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, şehirlerde çevresel sorunların çözümü için bilimsel yöntemlerin ve kurumlar arası iş birliğinin önemine dikkat çekti. Şehrin altyapı sorunlarına yönelik çalışmalar yürüttüklerini belirten Şahin, çamur sorununun çözümü için Kocaeli ve Bursa’daki uygulamaları incelediklerini, kuraklık eylem planı üzerinde de çalıştıklarını söyledi. Atıkların yeniden ekonomiye kazandırılması gerektiğini vurgulayan Şahin, belediyeler ile sanayi arasında kalıcı iş birlikleri kurulmasının önemini dile getirdi. Şahin, atık ısı ve enerjinin birlikte değerlendirilmesi, arıtılmış suyun yeniden kullanımının yaygınlaştırılması ve belediyelerle sanayi arasında sürdürülebilir iş birliği platformlarının oluşturulmasının toplantının önemli gündem maddeleri arasında yer aldığını ifade etti. Geri dönüşümde hedef yüzde 60 Cumhurbaşkanının 2053 sıfır emisyon hedefi ve Sıfır Atık Projesi’ne değinen Fatma Şahin, Gaziantep’te geri dönüşüm oranını yüzde 15’ten yüzde 30’a çıkardıklarını belirterek yeni hedeflerinin yüzde 60 seviyesine ulaşmak olduğunu açıkladı. Gaziantep Büyükşehir Belediyesinin iklim kriziyle mücadele kapsamında yürüttüğü çalışmaları da sunumla anlatan Şahin, dirençli şehirlerin oluşturulması, afetlere hazırlık, öngörü belediyeciliği ve yeşil şehir hedefleri doğrultusunda hayata geçirilen projeler hakkında bilgi verdi. Şahin, atıkların ekonomik değere dönüştürülmesi, enerji kaynaklarının verimli kullanılması ve arıtılmış suyun yeniden değerlendirilmesi için belediyeler ile sanayinin ortak hareket etmesi gerektiğini vurguladı. Cemil Tugay: İklim krizi insan faaliyetlerinin sonucu Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Başkanı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, iklim krizinin giderek ağırlaşan etkilerine dikkat çekti. İklim krizinin insan faaliyetleri sonucunda ortaya çıktığını belirten Tugay, bireylerin, yerel yönetimlerin, merkezi yönetimin ve kamu kurumlarının bu süreçteki sorumluluklarını değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Yanlış politikaların ve zamanında alınmayan önlemlerin ciddi sonuçlara yol açabileceğini ifade eden Tugay, iklim krizi karşısında daha etkili ve ortak politikalar geliştirilmesinin önemini vurguladı. “Kentlerin çevre ve insan sağlığı açısından yönetimi hayati önemde” Türkiye’de kırsal nüfusun azalmasıyla kentlerde kontrolsüz ve hızlı büyüme yaşanabildiğine işaret eden Cemil Tugay, şehir planlamasının insan ve çevre sağlığı açısından kritik bir rol üstlendiğini belirtti. Hava kirliliği, trafik sorunları ve yeşil alanlara erişimde yaşanan yetersizliklerin kent sakinlerinin yaşam kalitesini doğrudan etkilediğini kaydeden Tugay, sağlıklı kentler oluşturmak için çevresel koşulların iyileştirilmesi gerektiğini söyledi. Atık yönetiminin yalnızca teknik bir konu olmadığını, aynı zamanda bilinç ve kültür meselesi olduğunu dile getiren Tugay, atık miktarının azaltılması ve oluşan atıkların doğru yöntemlerle yönetilmesinin önemine dikkat çekti. Türkiye Sağlıklı Kentler Birliğinin siyaset üstü bir anlayışla çalışmalarını sürdüreceğini belirten Tugay, üye sayısını artırarak Türkiye’nin dört bir yanında ortak çalışmalar yürütmeyi hedeflediklerini ifade etti. Bursa’dan afetlere karşı dirençli kentler vurgusu Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba da Türkiye’de şehirlerin hızlı ve belirli bölgelerde yoğunlaşan bir büyüme sürecinden geçtiğini belirtti. Bu durumun şehir planlamasında yeni yaklaşımları gerekli kıldığını ifade eden Biba, afet risklerinin belediyelerin çalışmalarında öncelikli hale getirilmesi gerektiğini söyledi. Biba, bu kapsamda Afetlere Karşı Dirençli Kentler Beyannamesi oluşturduklarını belirterek altyapı, üstyapı ve sosyal projelerde afetlere hazırlığın öncelik sıralamasına alınacağını aktardı. Yeni projelerin yalnızca günlük ihtiyaçları karşılamakla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Biba, park, yol ve köprü gibi yatırımların gerektiğinde afet toplanma alanı olarak da kullanılabilecek şekilde planlanmasının önemine işaret etti. Gaziantep’te düzenlenen toplantıya teşekkür Gaziantep Vali Yardımcısı Dr. Oktay Kaya, Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Meclis Toplantısı ve programın Gaziantep’te düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Kaya, organizasyonda emeği geçen başta Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin olmak üzere katkı sunanlara teşekkür etti. Döngüsel ekonomi ve atık yönetimi paneli gerçekleştirildi Açılış konuşmalarının ardından programın ilk oturumunda “Döngüsel Ekonomi ve Atık Yönetimi” konusu ele alındı. Prof. Dr. Feza Örüç’ün moderatörlüğündeki oturumda Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, Prof. Dr. Güray Çelik ve Doç. Dr. Özge Kozal panelist olarak yer aldı. 16-17 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilen program kapsamında sürdürülebilir kentleşme, çevresel dönüşüm, atıkların yeniden değerlendirilmesi ve bu alanlardaki yatırımların finansmanı üzerine görüş alışverişinde bulunuluyor. Toplantının, yerel yönetimler arasında çevre politikaları ve sağlıklı kentlerin geleceğine yönelik iş birliğinin geliştirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.

Türkiye İklim ve Sağlık Karnesinde 132 Ülke Arasında 47.Sırada Haber

Türkiye İklim ve Sağlık Karnesinde 132 Ülke Arasında 47.Sırada

Türkiye, Küresel İklim ve Sağlık İttifakı’nın (GCHA) 132 ülkenin iklim taahhütlerini sağlık açısından değerlendirdiği raporda 14 puanla 47. sırada yer aldı. Türkiye’de hava kirliliğine bağlı ölüm oranı 100 bin kişide 83,6 olarak kaydedilirken, Temiz Hava Hakkı Platformu’nun Kara Rapor 2025 verilerine göre nüfusun yüzde 92’si Dünya Sağlık Örgütü standartlarına göre kirli hava soluyor. Hava kirliliğinin azaltılmasıyla Türkiye’de her yıl en az 60 bin kişinin hayatının kurtarılabileceği belirtiliyor. İklim krizi, yalnızca çevreyi ve doğal yaşamı değil, insan sağlığını da giderek daha fazla tehdit ediyor. Aşırı sıcaklıklar, hava kirliliği, gıda güvensizliği ve iklim kaynaklı afetler dünya genelinde milyonlarca insanın yaşam koşullarını olumsuz etkiliyor. Küresel ölçekte artan sağlık riskleri, ülkelerin iklim politikalarında insan sağlığını ne ölçüde dikkate aldığını da önemli bir gündem maddesi haline getiriyor. Küresel İklim ve Sağlık İttifakı’nın (Global Climate and Health Alliance – GCHA) hazırladığı Healthy NDC Scorecard (Sağlıklı Ulusal Katkı Beyanı Karnesi) başlıklı yeni analiz, 132 ülkenin Paris Anlaşması kapsamında açıkladığı ulusal iklim taahhütlerini sağlık açısından değerlendirdi. Analiz, iklim politikalarının sağlıkla bütünleştirilmesi konusunda ülkeler arasında önemli farklılıklar bulunduğunu ortaya koydu. Rapora göre Türkiye, 32 üzerinden 14 puan alarak 132 ülke arasında 47. sırada yer aldı. Türkiye’nin puanı, iklim hedeflerinin yeterliliği ve hava kirliliğinin yol açtığı sağlık sorunları birlikte değerlendirildiğinde, önümüzdeki dönemde daha kapsamlı politikaların gerekliliğine işaret ediyor. İklim krizi insan sağlığını doğrudan tehdit ediyor İklim değişikliğinin etkileri, dünya genelinde giderek daha belirgin hale geliyor. Aşırı sıcaklıklar, seller, kuraklıklar ve diğer iklim kaynaklı afetler, doğrudan can kayıplarının yanı sıra beslenme, temiz suya erişim ve sağlık hizmetlerine ulaşma gibi temel alanlarda da ciddi sorunlara yol açıyor. Özellikle çocuklar, yaşlılar, kronik hastalığı bulunan kişiler ve sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlı topluluklar iklim krizinin etkilerine karşı daha savunmasız durumda bulunuyor. Doğu ve Güney Afrika’da iklim değişikliğiyle bağlantılı olayların milyonlarca çocuğun gıda güvenliğini tehdit ettiği belirtilirken, Avrupa’da yaşanan aşırı sıcaklar da ciddi bir halk sağlığı sorunu oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), iklim değişikliğinin 2030-2050 döneminde yetersiz beslenme, sıtma, ishal ve sıcaklık stresine bağlı nedenlerle yılda yaklaşık 250 bin ek ölüme yol açabileceğini öngörüyor. Bu tablo, iklim politikalarının yalnızca sera gazı emisyonlarını azaltmaya odaklanmasının yeterli olmadığını gösteriyor. Sağlığın korunması, temiz hava, güvenli gıda ve sağlık sistemlerinin iklim değişikliğine karşı dayanıklılığının artırılması da iklim eyleminin temel bileşenleri arasında yer alıyor. Türkiye, iklim ve sağlık karnesinde 14 puan aldı GCHA tarafından hazırlanan Sağlıklı Ulusal Katkı Beyanı Karnesi, ülkelerin Paris Anlaşması kapsamındaki ulusal katkı beyanlarını sağlık perspektifinden inceliyor. Çalışmada, ülkelerin iklim planlarında sağlık konusuna ne kadar yer verdiği ve alınan önlemlerin halk sağlığı açısından ne ölçüde kapsamlı olduğu değerlendiriliyor. Analizde sekiz temel kategori dikkate alınıyor: - Sağlık üzerindeki iklim etkileri - Hava kirliliğiyle mücadele - Sağlık sektöründe iklim eylemleri - İklim politikalarının sağlık alanındaki yan faydaları - Adil geçiş - Entegre yönetişim - Ekonomi ve finansman - İzleme ve uygulama Bu başlıklarda elde edilen sonuçlar, ülkelerin iklim hedeflerinin iddiası ve hava kirliliğine bağlı ölüm oranlarıyla da karşılaştırılıyor. Türkiye’nin 32 üzerinden 14 puan alması, sağlık konusunun iklim politikalarına daha güçlü biçimde entegre edilmesi gerektiğine işaret ediyor. Raporda, Türkiye’de hava kirliliğine bağlı ölüm oranının 100 bin kişi başına 83,6 olduğu belirtiliyor. Türkiye’nin genel iklim hedefleri ise küresel sıcaklık artışını 4°C’nin altında tutmayı amaçlayan senaryo açısından son derece yetersiz olarak değerlendiriliyor. Bu değerlendirme, sağlık alanında atılacak adımların iddialı emisyon azaltım hedefleriyle desteklenmesinin önemini ortaya koyuyor. Sağlık konusunda en yüksek puanı Kolombiya aldı GCHA’nın değerlendirmesinde Kolombiya, iklim politikalarına sağlık konusunu en kapsamlı şekilde entegre eden ülke oldu. Kolombiya, 32 üzerinden 29 puan alarak listenin ilk sırasında yer aldı. Kolombiya’yı 25 puanla Nijerya, 24 puanla Kamboçya izledi. İlk 20'de yer alan ülkelerin 19'unun düşük ve orta gelirli ülkeler olması da dikkat çeken bulgular arasında yer aldı. Buna karşılık bazı yüksek gelirli ve yüksek emisyonlu ülkelerin sağlık odaklı iklim politikalarında geride kalması, iklim mücadelesindeki önceliklerin ve sorumlulukların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Raporda Türkiye’nin 14 puanlık sonucu; Kanada’nın 16, Güney Afrika’nın 13 ve Avrupa Birliği’nin 12 puanlık sonuçlarıyla karşılaştırılıyor. Ancak sağlık alanındaki puanların tek başına yeterli olmadığı, iddialı emisyon azaltım hedefleriyle desteklenmeyen politikaların uzun vadede sağlık açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceği vurgulanıyor. Japonya ve Hindistan en düşük puan alan ülkeler arasında Analizde Japonya ve Hindistan yalnızca 2'şer puan alarak en düşük puanlı ülkeler arasında yer aldı. Yüksek emisyonlara sahip bazı ülkeler de iklim değişikliğiyle mücadelede üzerlerine düşen sorumluluğu yeterince yerine getirmedikleri gerekçesiyle eleştirildi. Brezilya 7 puan alırken Avustralya, Çin ve Birleşik Krallık 9'ar puanda kaldı. Bu sonuçlar, ülkelerin iklim planlarında sağlık konusuna yer vermesinin tek başına yeterli olmadığını; emisyonların azaltılması, uygulama mekanizmalarının güçlendirilmesi ve hedeflerin somut adımlarla desteklenmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Siyah karbonla mücadelede yalnızca beş ülkenin hedefi var Raporda öne çıkan bir diğer bulgu, siyah karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik hedeflerin sınırlı sayıda ülkenin iklim planında bulunması oldu. Kamboçya, Şili, Kolombiya, Kosta Rika ve Paraguay olmak üzere yalnızca beş ülkenin siyah karbonu azaltmaya yönelik hedefler belirlediği ifade ediliyor. Siyah karbon, fosil yakıtların ve biyokütlenin eksik yanması sonucunda oluşan kurum parçacıklarından meydana geliyor. Hem hava kirliliğine katkıda bulunuyor hem de atmosferde ısı tutulmasını artırarak iklim değişikliğini etkiliyor. Bu nedenle siyah karbon emisyonlarının azaltılması, hem hava kalitesinin iyileştirilmesi hem de iklim krizinin sınırlandırılması açısından önem taşıyor. Türkiye nüfusunun yüzde 92'si kirli hava soluyor Türkiye’de hava kirliliğinin boyutlarını ortaya koyan önemli çalışmalardan biri de Temiz Hava Hakkı Platformu tarafından yayımlanan Kara Rapor 2025. Rapora göre Türkiye nüfusunun yüzde 92’si, Dünya Sağlık Örgütü’nün hava kalitesi kılavuzlarında önerdiği seviyelerin üzerinde kirleticilere maruz kalıyor. Hava kirliliği; kalp ve damar hastalıkları, solunum yolu rahatsızlıkları, akciğer kanseri ve erken ölüm riskiyle ilişkilendiriliyor. Özellikle ince partikül madde (PM2.5) gibi kirleticiler, solunum yoluyla akciğerlerin derin bölgelerine ulaşabiliyor ve dolaşım sistemi üzerinde de olumsuz etkilere neden olabiliyor. Hava kirliliğinin etkileri yalnızca büyük şehirlerle sınırlı kalmıyor. Sanayi faaliyetleri, fosil yakıt kullanımı, ulaşım, ısınma kaynaklı emisyonlar ve diğer yerel etkenler farklı bölgelerde hava kalitesini düşürebiliyor. Kara Rapor 2025’te hava kirliliğine bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu ilin Hakkari olduğu belirtiliyor. Raporda ayrıca hava kirliliğinin DSÖ tarafından önerilen seviyelere düşürülmesi halinde Türkiye’de yılda en az 60 bin kişinin hayatının kurtarılabileceği ifade ediliyor. Bu tahmin, temiz hava politikalarının yalnızca çevresel değil, aynı zamanda yaşamsal bir halk sağlığı yatırımı olduğunu gösteriyor. Temiz hava için hangi adımlar atılmalı? İklim krizi ve hava kirliliğiyle mücadelede kalıcı sonuçlar elde edilebilmesi için ulusal hedeflerin somut uygulamalarla desteklenmesi gerekiyor. Uzmanların ve halk sağlığı kuruluşlarının öncelik verdiği politika alanları arasında fosil yakıt kullanımının azaltılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması, toplu taşımanın güçlendirilmesi, binalarda enerji verimliliğinin artırılması ve hava kalitesinin düzenli olarak izlenmesi bulunuyor. Bunun yanı sıra sağlık sistemlerinin aşırı sıcaklara ve iklim kaynaklı afetlere karşı hazırlanması, kırılgan grupların korunması ve hava kirliliğine ilişkin verilerin kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılması da önem taşıyor. Türkiye açısından değerlendirildiğinde, iklim hedeflerinin daha iddialı hale getirilmesi ve sağlık politikalarıyla bütünleştirilmesi, hava kirliliğinin azaltılması ve iklim değişikliğinin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin sınırlandırılması bakımından kritik önem taşıyor. İklim politikalarında sağlık öncelikli hale gelmeli GCHA’nın 132 ülkeyi kapsayan analizi, iklim değişikliğiyle mücadelenin yalnızca emisyon hesapları ve çevresel hedeflerle sınırlı tutulamayacağını ortaya koyuyor. Sağlığın iklim planlarının merkezine alınması, hem mevcut hava kirliliği kaynaklı hastalıkların azaltılması hem de gelecekteki iklim risklerine karşı toplumların korunması açısından büyük önem taşıyor. Türkiye’nin 14 puanla 47. sırada yer alması, sağlık ve iklim politikaları arasındaki bağın güçlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor. Kara Rapor 2025’te ortaya konulan hava kirliliği verileri de temiz hava alanında atılacak adımların yaşamsal önemini gözler önüne seriyor. Temiz hava, etkili emisyon azaltımı ve sağlık odaklı iklim politikaları, yalnızca çevrenin korunması için değil, insanların daha sağlıklı ve güvenli bir yaşam sürdürebilmesi için de vazgeçilmez bir gereklilik olarak öne çıkıyor. Kaynak: İklim Masası - www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: https://climateandhealthalliance.org/ndc-scorecards-2026/ Kaynak: https://temizhavahakki.org/kara-rapor-2025/

Temiz Hava ve İklim Eylemine Yatırılan Her 1 Dolar, 15 Dolar Getirebilir' Haber

Temiz Hava ve İklim Eylemine Yatırılan Her 1 Dolar, 15 Dolar Getirebilir'

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), kısa süre önce yayınladığı raporunda küresel ısınmayı 1,5 derece sınırında tutma hedefinin kaçınılmaz olarak aşılacağını duyurdu. Bu uyarının hemen ardından Tibet-Nepal sınırında meydana gelen yıkıcı sel felaketi, yüzlerce can kaybına yol açarken Nepal hükümetine 5 milyar dolarlık dev bir maliyet çıkardı. Yaşanan bu yıkım, iklim krizinin ekonomik ve insani boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi. 25 Çözümle Eş Zamanlı Mücadele: Her 1 Dolarlık Yatırıma 15 Dolar Getiri UNEP ve İklim ve Temiz Hava Koalisyonu (CCAC) ortaklığında hazırlanan ‘‘Gizli kazanımlar: İklim ve temiz hava eyleminin ekonomik ve sağlık getirileri’’ (Hidden assets: The economic and health case for climate and clean air action) başlıklı yeni rapor, iklim değişikliği ile hava kirliliği arasındaki kopmaz bağa dikkat çekiyor. Raporda, her iki krize de aynı anda çare olabilecek 25 pratik ve uygulanabilir çözüm önerisi sunuluyor. Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve temiz ısıtma sistemleri gibi önlemleri içeren bu adımlar sayesinde: Yatırılan her 1 ABD doları, 15 dolar getiri sağlama potansiyeline sahip. 2050 yılına kadar hava kirliliğine bağlı 144 milyon erken ölüm ve yüz milyonlarca kronik hastalık vakası önlenebilir. Yüzyıl ortasına kadar küresel karbondioksit ($CO_2$) emisyonları yarı yarıya, metan emisyonları %60, başlıca hava kirleticiler ise %70 oranında azaltılabilir. Yüzyıl sonuna kadar 1,4°C’lik ısınmanın önüne geçilebilir ve kirleticiler %85'e varan oranlarda düşürülebilir. Küresel Ekonomiye Dev Katkı Belirlenen 25 önlemin vakit kaybetmeksizin uygulanması durumunda sağlanacak yıllık ekonomik faydaların küresel Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYİH) oranı şu şekilde hesaplandı: 2035 yılında: Küresel GSYİH’nın %2,8’i 2050 yılında: Küresel GSYİH’nın %4,5’i 2100 yılında: Küresel GSYİH’nın %11,4’ü Öte yandan, sadece 2022 yılında küresel GSYİH’nın %2,18’i fosil yakıt sübvansiyonlarına harcanırken; 2023 yılında sağlık hizmeti harcamaları küresel GSYİH’nın %9,3’üne ulaştı. Hava Kirliliğinin Türkiye’ye Yıllık Faturası: 138 Milyar Dolar Hava kirliliği Türkiye için de kritik bir ekonomik ve toplumsal sorun teşkil ediyor. Temiz Hava Hakkı Platformu’nun (THHP) 2025 tarihli Kara Raporu’na göre, hava kirliliğinin Türkiye ekonomisine yıllık maliyeti 138 milyar dolar. Hava kalitesinin Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) standartlarına düşürülmesi halinde, Türkiye’de her yıl en az 60 bin hayatın kurtarılabileceği vurgulanıyor. Uzmanlar Ne Diyor? Dr. Maria Neira (DSÖ Çevre, İklim Değişikliği ve Sağlık Departmanı Önceki Direktörü): "Temiz hava, bir toplumun yapabileceği en akıllı yatırımlardan biri; akciğerleri korur, hayat kurtarır ve ekonomileri güçlendirir. Bu, sağlık, iklim ve kalkınma arasında bir seçim meselesi değil. Hava kirliliğiyle mücadele, bunların üçünü de sağlar." Prof. Dr. Simon Dietz (LSE Çevre Politikası Profesörü ve Rapor Yazarı): "Bu rapor, iklim değişikliği ve hava kirliliğini ayrı sorunlar olarak ele aldığımızda, ikisiyle birlikte mücadele etmenin getireceği faydaları azımsadığımızı gösteriyor. İki mücadeleyi birlikte modellediğimizde elde edilen faydalar, tek tek sağlayabileceklerinden çok daha büyük oldu. Nitekim ikisinin de arkasında aynı kaynaklar ve politikalar var." Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan (THHP Yürütme Kurulu Üyesi ve Halk Sağlığı Uzmanı): "Hava kirliliğinin Türkiye ekonomisine bir yıldaki maliyeti 138 milyar dolara ulaşıyor, bu da GSYİH’nin yaklaşık yüzde 10’una denk geliyor. UNEP raporundaki önlemlerin Türkiye’de uygulanması hem bu ekonomik yükü azaltabilir hem de her yıl 62 binden fazla ölümü engelleyebilir. Türkiye açısından bunun en somut karşılığı elektrik üretiminde kömür kullanımından vazgeçmektir. 2024 verilerine göre sera gazı emisyonlarında dünyada 17. sırada yer alan Türkiye, kömürden çıkarak küresel çözüme anlamlı bir katkı sunabilir. COP31 Başkanlığını üstlenen Türkiye’den, kömürden çıkış için tarihli ve somut bir plan ile güçlü bir adil geçiş stratejisi talep etmeye devam edeceğiz."

Uluslararası Bilim İnsanlarından Güçlü El Niño Uyarısı Haber

Uluslararası Bilim İnsanlarından Güçlü El Niño Uyarısı

2026’nın ikinci yarısında yeni ve güçlü bir El Niño olayının gelişme ihtimali oldukça yüksek. Pasifik Okyanusu’nda alize rüzgarlarının zayıflamasıyla ortaya çıkan El Niño yılları, küresel ölçekte sıcaklık artışları, kuraklık, aşırı yağış ve orman yangınları gibi hava olaylarında belirgin artışlara yol açabiliyor. Bilim insanları, iklim değişikliği nedeniyle artık çok daha sıcak bir atmosferde gerçekleşen El Niño olaylarının etkilerinin geçmişe kıyasla daha yıkıcı olabileceğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, yeni bir güçlü El Niño’nun küresel sıcaklık rekorlarını yeniden kırabileceği, sel, kuraklık ve orman yangını risklerini artırabileceği uyarısında bulunuyor. Yaz sonuna doğru gelişmesi muhtemel olan El Niño olayının, güçlü-çok güçlü bir seviyeye ulaşma olasılığının oldukça yüksek olduğunu belirten Kaliforniya Su Kaynakları Enstitüsü’nden (UCANR) İklim Bilimci Dr. Daniel Swain, ‘‘Bu, 2026 veya 2027'nin (ya da her ikisinin) bir kez daha yeni bir küresel sıcaklık rekoru kırma ihtimalinin yüksek olduğu anlamına geliyor,’’ diye konuştu. ‘‘İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan sürekli ve uzun vadeli ısınmaya ilaveten, geçici de olsa önemli bir küresel ısınmaya neden olacak güçlü bir El Niño olayı, Dünya'nın en az 6-12 aylık bir süre boyunca ‘1,5°C'nin çok üzerinde’ bir seviyeye çıkacağı anlamına geliyor. Modern insanlık tarihinde, küresel olarak bu kadar sıcak olan mevcut koşullar altında güçlü veya çok güçlü bir El Niño olayı hiç yaşanmamıştır; bu nedenle, 2026'nın sonlarına doğru ve 2027'ye kadar sel, kuraklık ve orman yangınlarıyla ilgili aşırı olaylar açısından benzeri görülmemiş küresel etkiler görmek şaşırtıcı olmayacaktır,’’ dedi. Imperial College London Çevre Politikası Merkezi İklim Bilimi Profesörü Dr. Friederike Otto, “El Niño, bu yılın ilerleyen dönemlerinde çok aşırı hava koşullarına yol açabilir, ancak bu nedenle paniğe kapılmaya gerek yok. El Niño doğal bir olgudur; gelir geçer. İklim değişikliği ise fosil yakıtları yakmayı bırakmadığımız sürece giderek kötüleşecek. Dolayısıyla aslında panik yaratması gereken şey iklim değişikliği. Ve ideal olan bu endişenin yapıcı olması, yani bu konuda bir şeyler yapmamız - kaldı ki ne yapmamız gerektiğini biliyoruz. Fosil yakıt kullanımından çok, çok uzaklaşmak için gerekli bilgi ve teknolojiye sahibiz,’’ ifadelerini kullandı. 2026’nın ilk ayları, dünya genelinde 150 milyon hektardan fazla alanın yanması nedeniyle de dikkat çekiyor. Imperial College London Çevre Politikası Merkezi'nden Araştırmacı Dr. Theodore Keeping, ‘‘Bu mevsim için ortalamaya göre %50 daha fazla alan yandı ve şu anda küresel olarak yanan alanlar bir önceki rekordan %20 daha yüksek. Üstelik dünyanın birçok yerinde yangın sezonu henüz başlamadı. Bu hızlı başlangıç, El Niño beklentisi ile birleştiğinde, bizi son derece şiddetli bir yılın beklediğine işaret ediyor,’’ diye konuştu. Sunway Gezegen Sağlığı Merkezi Direktörü Dr. Jemilah Mehmood ise yangınların sıklıkla gözden kaçan sağlık etkisine dikkat çekti. 2024 yılında Lancet dergisinde yayınlanan bir çalışmanın, orman yangını kaynaklı hava kirliliği nedeniyle her yıl bir buçuk milyon kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koyduğunu hatırlatan Mehmood, ‘‘Orman yangını dumanı sıradan bir kirlilik değildir. Yangın dumanından kaynaklanan PM 2.5 kirliliği, trafik emisyonlarından kaynaklanan PM 2.5’ten 10 kat daha zararlı olabilir. Üstelik ısı, tek başına hareket etmez: Hava kalitesini bozar, solunum yolu hastalıklarını şiddetlendirir, kalp-damar hastalıklarına yol açar,’’ ifadelerini kullandı. Mehmood, ‘‘2019 Avustralya yangınlarında 33 kişi alevlerin içinde doğrudan hayatını kaybetti. Duman ise 417 kişinin daha ölümüne neden oldu. 25 Ocak'taki Los Angeles yangınlarında araştırmacılar, doğrudan ölümlerin yanı sıra, duman maruziyetinden kaynaklanan yaklaşık %50 oranında ek ölüm tespit etti. Görünen yangın, hikayenin sadece başlangıcıdır. Ve hasar, akciğerlerin çok ötesine uzanıyor. Kardiyovasküler hastalıklar, nörolojik rahatsızlıklar, kötüleşen diyabet, böbrek hastalıkları ve giderek daha iyi belgelenen ruh sağlığı etkilerini kayda alıyoruz,’’ diye ekledi. Türkiye’ye olası etkileri: Uzmanlara göre olası bir El Niño olayının Türkiye üzerindeki etkisi ise dolaylı olacak. Ahi Evran Üniversitesi’nden Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, Türkiye’nin yağış ve sıcaklık rejimi üzerinde Kuzey Atlantik Salınımı, Akdeniz üzerindeki basınç alanları, batı rüzgarları gibi daha belirleyici etkenler olduğuna dikkat çekiyor. Yavaşlı’ya göre asıl risk, El Niño nedeniyle artan küresel sıcaklıkların, Türkiye’nin halihazırda kırılgan iklim koşullarına eklenmesi. Yavaşlı, ‘‘Eğer 2026 sonu-2027 başında öngörülen küresel ısınma ivmesi gerçekleşirse, Türkiye’de uzun süreli sıcak hava dalgalarının yaşanması, gece sıcaklıklarının yüksek seyretmesi, orman yangını sezonunun uzaması ve tarımsal su talebinin artması gibi sonuçlar doğurabilecek hassas bir döneme girilir. Bu açıdan en hassas bölgeler, Akdeniz, Ege ve Güneydoğu Anadolu,’’ dedi. Çankırı Karatekin Üniversitesi’nden Doç. Dr. Okan Ürker, bu sene yangın riskinin Türkiye’de de yüksek olduğuna dikkat çekti: ‘‘Aşırı yağışlı geçen kış aylarından sonra diri örtü çok hızlı gelişiyor. Bunu takip eden ani sıcaklık ve kuraklığa bağlı olarak da ölü örtüye dönüşüyor. Bu nedenle frekansı ya da şiddeti yüksek yangınların sayısında artış öngörülüyor.’’ ‘‘Bunun önüne geçmek veya riski azaltmak, ancak yanıcı madde yönetimi ile mümkün. Riskli sezon başlamadan evvel, orman-maki gibi doğal peyzajlarda yoğun bir mekanik mücadele gerekiyor - yol kenarlarının, elektrik hatları civarlarının, kır-kent arayüzlerinin sıklık bakımının yapılması, budanması, otsu tabakanın temizlenmesi önemli. Ayrıca silvopastoral uygulamaların yapılması ya da kontrollü yakmaların uygulanması gerekir,’’ ifadelerini kullandı. El Niño hakkında: Alize rüzgarlarının zayıflamasıyla ortaya çıkan El Niño yılları, genellikle küresel olarak ortalamadan daha sıcak geçer. El Niño olayları genellikle 9-12 ay sürer ve her 2-7 yılda bir meydana gelir. En son El Niño olayı 2023-2024 yıllarında yaşandı ve 2024, kayıtlara geçen en sıcak yıl oldu. El Niño yılları, dünya genelinde sıcaklık, sel ve kuraklık risklerinde belirgin değişimlere yol açıyor. Bu hava olayları; tarımsal ürün kayıplarına neden olabiliyor, orman yangını ve sel riskini artırabiliyor, şiddetli kuraklıklara yol açabiliyor ve balıkçılık faaliyetlerini aksatabiliyor. Bilimsel çalışmalar, iklim değişikliğinin El Niño olaylarının sıklığı ve şiddeti üzerinde giderek daha belirgin bir etkisi olduğunu ortaya koyuyor. 1950’lerden bu yana “aşırı” El Niño olaylarının sayısında artış gözlemleniyor. Fosil yakıt kullanımının gezegeni ısıtmaya devam etmesi halinde, bu aşırı olayların görülme sıklığının iki katına çıkabileceği belirtiliyor. Tahminlerde henüz net olmasa da, 2026-2027 döneminde beklenen “Süper” El Niño’nun, 2015-2016’daki El Niño kadar güçlü olabileceği öngörülüyor. Ancak bu kez olay, iklim değişikliği nedeniyle çok daha sıcak hale gelmiş bir dünyada yaşanacak.

Kömür Yatırımları Seçmen Gözünde "Siyasi Risk" Haline Geldi Haber

Kömür Yatırımları Seçmen Gözünde "Siyasi Risk" Haline Geldi

Türkiye, Hindistan ve Güney Afrika’da gerçekleştirilen yeni bir akademik araştırma, enerji politikalarında tarihi bir kırılmayı gün yüzüne çıkardı. Brown Üniversitesi’nden Doç. Dr. Jennifer Hadden ve ekibinin yayımladığı çalışmaya göre, vatandaşlar rüzgâr ve güneş enerjisini kömüre açık ara tercih ederken; kömür projelerini destekleyen siyasi aktörler seçmen nezdinde güven kaybediyor. Vatandaş "Temiz Enerji" Diyor, Siyaset Risk Alıyor Türkiye’nin COP31 ev sahipliği sürecinde, Kolombiya’da düzenlenen Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı ile eş zamanlı paylaşılan araştırma, kömürün artık sadece bir çevre sorunu değil, ciddi bir "siyasi maliyet" unsuru olduğunu kanıtlıyor. Araştırmanın Öne Çıkan Bulguları: Açık Ara Tercih Yenilenebilir: Her üç ülkede de seçmenler, yeni enerji yatırımlarında güneş ve rüzgâr enerjisini ilk sıraya koyuyor. Doğal gaz altyapısı bile kömürden daha fazla destek görüyor. Sağlık ve Tarım Endişesi: İtirazların odağında iklim değişikliğinden ziyade doğrudan yaşam kalitesini etkileyen hava kirliliği, halk sağlığı ve tarım arazilerinin kaybı yer alıyor. Siyasi Getiri Yenilenebilirde: Araştırma, yenilenebilir enerji projelerini savunan liderlerin toplumsal desteğini artırdığını, kömür projelerine yatırım yapanların ise oy kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Doç. Dr. Jennifer Hadden: "Kömür Projeleri Toplumsal Talepten Beslenmiyor" Araştırmanın yazarlarından Brown Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Jennifer Hadden, çalışmanın sonuçlarını şu sözlerle değerlendirdi: "Liderler seçmen tercihlerini ne kadar iyi anlarsa o kadar iyi. Bu çalışma, kömür projelerinin toplumsal bir talepten kaynaklanmadığını, aksine bu projelerin durdurulmasının siyasi bir fayda sağlayacağını net bir şekilde ortaya koyuyor. Türkiye'de de gördüğümüz üzere, kömür projeleri protestolara en açık ve toplumsal direncin en yüksek olduğu alanlar." COP31 ve Türkiye İçin Fırsat Penceresi Türkiye’nin COP31 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı) adaylığı ve ev sahipliği süreci, enerji dönüşümü için kritik bir fırsat sunuyor. Araştırma, Türkiye’de geliştirilmekte olan kömür projelerinin kamuoyu nezdinde karşılığı olmadığını vurgularken, liderlerin temiz enerjiye yönelerek hem ekolojik hem de siyasi bir kazanım elde edebileceğine işaret ediyor. Kömürden Kaçışın Temel Nedenleri: Hava Kirliliği: Proje yakınında yaşayanların sağlığına yönelik doğrudan tehdit. Madencilik Faaliyetleri: Yeni santrallerin daha fazla maden sahası açacağı korkusu. Yolsuzluk Algısı: Kömür projeleriyle ilişkilendirilen "ahbap-çavuş kapitalizmi" endişesi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.