Hava Durumu

#Istihdam

Kırsal Haber - Istihdam haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Istihdam haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

BTSO Başkan Adayı Özer Matlı: "Bursa'nın Geleceğini Hep Birlikte İnşa Edeceğiz" Haber

BTSO Başkan Adayı Özer Matlı: "Bursa'nın Geleceğini Hep Birlikte İnşa Edeceğiz"

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası'nın (BTSO) 137. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla bir mesaj yayımlayan BTSO Başkan Adayı Özer Matlı, Bursa'nın ekonomik gelişiminde BTSO’nun üstlendiği tarihi role dikkat çekerek, yeni dönemde daha katılımcı, daha şeffaf ve birlikteliğe dayalı bir yönetim anlayışını hâkim kılacaklarını ifade etti. BTSO Başkan Adayı Özer Matlı, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası'nın (BTSO) 137. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı mesajında, BTSO'nun 137 yıldır Bursa iş dünyasının en önemli çatı kuruluşlarından biri olduğunu söyledi. Matlı, "Bugün sahip olduğumuz güçlü sanayi altyapısında, üretim kültüründe ve girişimcilik ruhunda BTSO'nun çok önemli katkıları vardır. Bu köklü kurumun kuruluşunda emeği geçenlerden bugüne kadar görev alan tüm başkanlarımıza, meclis üyelerimize ve iş dünyası temsilcilerimize şükranlarımı sunuyorum" dedi. "Bursa'nın Geleceği Kapsayıcı Bir Anlayışla Şekillenmeli" Bursa'nın son yıllarda önemli bir ekonomik gelişim gerçekleştirdiğini belirten Matlı, bundan sonraki dönemin yalnızca büyümeyi değil, geleceği planlama dönemi olması gerektiğini söyledi. Matlı, "Bursa sanayi odaklı büyümesini sürdürürken artık bugünü değil, önümüzdeki 20-30 yılı konuşmamız gerekiyor. Şehrimizin geleceği; üreten, ticaret yapan, hizmet sunan ve istihdam sağlayan tüm kesimlerin katkısıyla şekillenmelidir. BTSO da bu anlayışın en güçlü temsil merkezi olmalıdır." ifadelerini kullandı. BTSO'da Katılımcı Yaklaşım Vurgusu BTSO’nun 60 bin üyesiyle Bursa iş dünyasının en geniş temsil gücüne sahip kuruluş olduğunu belirten Matlı, üyelerin yaklaşık 45 bininin ticaret ve hizmet sektörlerinde, 15 bininin ise sanayi ve üretim alanlarında faaliyet gösterdiğine dikkat çekti. Matlı, "BTSO, ticaretten hizmete, üretimden sanayiye kadar Bursa ekonomisinin tüm dinamiklerini bünyesinde barındıran büyük bir yapıdır. Üyelerimizin yaklaşık dörtte üçünü oluşturan ticaret ve hizmet sektörleri, Bursa ekonomisinin canlılığını sağlayan en önemli güçlerden biridir. Yeni dönemde sanayicimizin yanında olmaya devam ederken, ticaret erbabımızın ve hizmet sektörlerimizin beklenti ve ihtiyaçlarını da daha güçlü şekilde gündeme taşıyacağız. Biz BTSO'nun her üyeyi dinleyen, her fikre değer veren ve tüm sektörleri karar süreçlerine dahil eden bir yapıya kavuşması gerektiğine inanıyoruz. Şeffaflık, istişare ve kapsayıcılık kurum kültürünün vazgeçilmez unsurları haline gelmelidir." dedi. "Kimseyi Ötekileştirmeden, Kimseyi Küstürmeden" Bursa'nın birlik ve beraberlik ruhunun korunmasının önemine dikkat çeken Matlı, iş dünyasının kutuplaşmaya değil dayanışmaya ihtiyacı olduğunu söyledi. Matlı, "Bu şehirde üretime, istihdama ve ihracata katkı sağlayan herkes değerlidir. Bizim anlayışımızda ayrıştırmak değil, birleştirmek vardır. Kimseyi ötekileştirmeden, kimseyi küstürmeden, tüm kesimleri aynı masa etrafında buluşturan bir yönetim anlayışını hâkim kılmak istiyoruz. Çünkü Bursa'nın gücü birlikten gelir." dedi. "Bursa Yeni Bir Lige Yükselmeli" Bursa'nın artık sadece bir sanayi kenti olarak anılmasının yeterli olmadığını ifade eden Matlı, şehrin ulusal ve uluslararası ölçekte daha güçlü bir konuma taşınması gerektiğini belirtti. Matlı, "Geçmişte Bursa'nın en büyük gücü üretim kapasitesiydi. Bugün de öyle. Ancak artık yeni bir döneme giriyoruz. Bursa yalnızca Türkiye'nin değil, dünyanın konuştuğu şehirlerden biri olmak zorundadır. Ticaretiyle, sanayisiyle, hizmetleriyle, teknolojisiyle, tarımıyla, turizmiyle, kültürüyle ve girişimcilik ekosistemiyle yeni bir lige yükselmelidir. Biz Bursa'nın sadece Türkiye'deki gelişmeleri takip eden değil, Türkiye'ye yön veren; sadece ulusal ölçekte değil, uluslararası ölçekte de söz sahibi olan bir şehir haline gelmesi gerektiğine inanıyoruz." ifadelerini kullandı. "Bursaspor Bursa'nın Ortak Değeridir" Bursa'nın ekonomik gelişiminin yanı sıra sosyal ve sportif değerlerinin de güçlenmesi gerektiğini belirten BTSO Başkan Adayı Özer Matlı, Bursaspor'un şehrin en önemli ortak markalarından biri olduğunu vurguladı. Matlı, "Bursaspor sadece bir spor kulübü değil, Bursa'nın ortak değeridir. Sanayicisi, ticaret erbabı, esnafı ve gençleriyle tüm Bursa'yı aynı hedef etrafında buluşturan güçlü bir markadır. Bursa iş dünyası olarak geçmişte olduğu gibi yeni dönemde de Bursaspor'umuzun yanında olacağız. Güçlü bir Bursa ekonomisi ile güçlü bir Bursaspor'un birbirini tamamlayan iki önemli değer olduğuna inanıyoruz." dedi. Mesajının sonunda BTSO'nun 137. kuruluş yıl dönümünü kutlayan Matlı, "Bu köklü kurumun geçmişinden aldığı güçle geleceğe daha emin adımlarla yürüyeceğine yürekten inanıyorum. Bursa iş dünyamızın tüm temsilcilerinin ve BTSO ailemizin 137. kuruluş yıl dönümünü kutluyorum." dedi.

İzmir Ticaret Borsası'nda Küresel Riskler ve Tarımda Dijital Dönüşüm Masada Haber

İzmir Ticaret Borsası'nda Küresel Riskler ve Tarımda Dijital Dönüşüm Masada

İzmir Ticaret Borsası Mayıs Ayı Olağan Meclis Toplantısı 15 Mayıs Cuma günü Meclis Başkanı Ömer Gökhan Tuncer’in başkanlığında, Yönetim Kurulu ve Meclis üyelerinin katılımı ile çevrim içi olarak gerçekleştirildi. Mayıs Ayı Meclisi’nde gündem; küresel ekonomide belirsizlikler, enerji piyasalarındaki gelişmelerin tarım sektörüne etkileri, yeşil mutabakat, iklim değişikliğinin üretime etkisi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan “Türkiye Tarım Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah için Dönüşüm Projesi”, tarımsal üretim maliyetleri ve sürdürülebilirlik, Dünya Bankası’nın yayımladığı son Emtia Piyasaları Görünümü Raporu’nun çıktıları ve dijital dönüşüm ile Borsamız çalışmaları ilgili güncel gelişmeler hakkındaki bilgilendirmeler oldu. Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren İzmir Ticaret Borsası Meclis Başkanı Ömer Gökhan Tuncer, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız, Kurban Bayramı tatilleri, Borsa toplantı ve etkinlik programlarının yoğunluğu nedeniyle, bu ay özelinde Meclis toplantısını çevrim içi gerçekleştirmek durumunda kaldıklarını ifade ederek söze başladı. Küresel piyasalarda aylardır devam eden belirsizlik ortamının artık geçici bir dalgalanma olmaktan çıkarak, kalıcı ekonomik risklere dönüşmeye başladığına dikkati çeken Tuncer, “Bugün dünyanın bir ucunda yaşanan bir krizin, ertesi gün tarlamızdaki maliyete, marketteki etikete ve vatandaşın mutfak harcamasına doğrudan yansıdığını hepimiz net bir şekilde görebiliyoruz. Dünya Bankası’nın yayımladığı son Emtia Piyasaları Görünümü Raporu’na göre; küresel enerji fiyatlarının 2026 yılında yüzde 24 artarak Ukrayna Savaşı’ndan bu yana en yüksek seviyesine ulaşmasının beklendiği, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan aksaklıkların da dünya deniz yolu ham petrol ticaretinin yüzde 35’ini etkilediği belirtilmektedir. Uluslararası piyasalarda oluşan temel beklenti; enerji fiyatlarının yüksek seyrini koruyacağı, navlun maliyetlerinin artacağı ve tedarik zincirlerinde yeni kırılmaların yaşanabileceği yönündedir.” dedi. Bu gibi durumlar nedeniyle özellikle tarımsal üretim açısından işlerin giderek zorlaştığını, küresel gübre fiyatlarında bu yıl yüzde 31’e varan artış beklenirken, üre fiyatlarındaki yükselişin yüzde 60 seviyelerine ulaşabileceğinin ön görüldüğüne de değinen Tuncer, “Yani gördüğünüz gibi Hürmüz’de yaşanan bir gerilim, sadece petrol şirketlerini ilgilendirmiyor. Üreticimizi, sanayicimizi, ihracatçımızı ve en önemlisi vatandaşımızın cebini doğrudan etkiliyor. Eskiden üretici “Bu yıl ne kadar kazanırım?” diye hesap yapardı. Bugün ise “Maliyetleri nasıl karşılayacağım?” diye düşünüyor. Bu durum ne yazık ki üreticilerimizin motivasyonunu zayıflatmaktadır. Bugün üretimden vazgeçilen her bir dönüm arazi, ne yazık ki yarın daha yüksek gıda enflasyonu, daha fazla ithalat baskısı ve daha kırılgan bir ekonomi olarak karşımıza çıkacaktır. Ancak biliyoruz ki üretimden vazgeçmeyen toplumlar, zor dönemlerden güçlenerek çıkmayı başarırlar. Bu nedenle; bugün hepimize düşen görev, belirsizliklerin büyüttüğü kaygılara teslim olmak değil; üretimi, yatırımı ve dayanışmayı koruyarak ülkemizin ekonomik direncini daha da güçlendirmektir.” diye konuştu. Yönetim Kurulu adına konuşma gerçekleştiren Başkan Yardımcısı Ercan Korkmaz ise “Küresel belirsizliklerin ve Türkiye ekonomisindeki kritik ‘dengelenme’ sürecinin ortasında olduğumuz günlerdeyiz. Küresel ekonomi, bir yanda Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimlerin enerji fiyatları üzerindeki baskısı, diğer yanda ise teknolojinin devrimsel hızıyla şekilleniyor. IMF’nin son tahminleri, küresel büyümenin yüzde 3,1 seviyelerine gerilediği bir sürece işaret ediyor.” dedi. ABD ve Çin arasındaki teknoloji rekabeti ile Avrupa Birliği’nin yeni sanayi politikalarının, küresel ticarette korumacı yaklaşımların arttığını çok net bir şekilde ortaya koyduğuna değinen Ercan Korkmaz, “Bu noktada, Trump’ın tarihi Çin ziyaretinin sonuçlarını çok dikkatle izlememiz gerekiyor. Çünkü Çin, Türkiye’nin rekabet gücünü, pek çok başka etkenle birlikte ciddi şekilde aşındırmaya devam ediyor. Böyle bir iklimde yeşil mutabakat ve yapay zekanın artık bir tercih değil, küresel tedarik zincirinde kalıcı olabilmenin ön koşulu olduğunu kabul etmemiz şart.” diye konuştu. Kırsalda refahın artırılmasının, bugün artık yalnızca sosyal politika başlığı değil; doğrudan tarımsal üretimin sürdürülebilirliği, gıda güvenliği ve ülke ekonomisinin dayanıklılığı ile ilgili stratejik bir konu olduğuna değinen Korkmaz, “Tarımı ayakta tutan temel unsur yalnızca toprak, su veya teknoloji değildir. Asıl belirleyici unsur kırsalda yaşamını sürdüren insanın ekonomik ve sosyal olarak üretime devam edebilmesidir. Bu anlamda Sayın Cumhurbaşkanımızın, Dünya Çiftçiler Günü vesilesiyle düzenlenen etkinlikte açıkladığı, yaklaşık 400 bin üreticiye ulaşılması ve 250 bin kişilik yeni istihdam oluşturulması hedeflenen “Türkiye Tarım Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah için Dönüşüm Projesi”ni çok kıymetli bulduğumuzu ifade etmek isterim.” diye konuştu. Açılış konuşmalarının ardından Borsa Yönetim Kurulu ve Meclis üyeleri temsilcisi oldukları sektörlere ilişkin güncel gelişmeler ve durum tespitlerini katılımcılarla paylaşarak karşılıklı görüş alışverişinde bulundu.

CHP'li Sarıbal: ''Kırsalı Yeniden Bereketlendireceğiz!'' Haber

CHP'li Sarıbal: ''Kırsalı Yeniden Bereketlendireceğiz!''

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü nedeniyle Meclis’te yaptığı açıklamada, AKP iktidarının tarımı planlayan, üreticiyi destekleyen kamucu anlayışı tasfiye ettiğini, artan maliyetler, borç yükü ve şirket odaklı politikalar nedeniyle çiftçinin üretimden çekildiğini ifade etti, “Çiftçinin alın terini borca, ithalata ve şirketlere teslim eden iktidarı göndereceğiz. Bu ülkenin çiftçisi yeniden toprağıyla, üretimle buluşacak, emeğinin karşılığını alacak” dedi. AKP’nin üretim karşıtı politikalarının çiftçiyi hızla tarımdan uzaklaştırdığını belirten Milletvekili Orhan Sarıbal, tarımdaki çöküşün verilerle ortada olduğunu söyledi. 2000’li yılların başında 2,8 milyon olan kayıtlı çiftçi sayısının bugün 2,3 milyona düştüğünü kaydeden Sarıbal, SGK’ya kayıtlı çiftçi sayısının ise son 17 yılda 1 milyondan 616 bine gerilediğini ifade etti. Kırsalın hızla yaşlandığını belirten Sarıbal, çiftçilerin yaş ortalamasının 60’a yaklaştığını söyledi. Tarımın istihdam ve milli gelir içindeki payının da dramatik biçimde gerilediğine dikkati çeken Sarıbal, “2002’de toplam istihdamın yaklaşık yüzde 35’i tarımdaydı. Bugün bu oran yüzde 14’e kadar düştü. Tarımın milli gelir içindeki payı ise yüzde 10’ların üzerinden yüzde 5,2 seviyesine geriledi” ifadelerini kullandı. Türkiye’de çiftçilerin kişi başına düşen milli gelirin ancak üçte biri kadar gelir elde edebildiğini belirten Sarıbal, kişi başına tarımsal katma değerin Almanya’nın yaklaşık 8,5 kat, Fransa’nın ise 5 kat gerisinde kaldığını söyledi. İKTİDARIN ÇİFTÇİLERE 2 TRİLYON BORCU VAR! 2006 yılında yürürlüğe giren Tarım Kanunu’nun, tarımsal desteklerin milli gelirin en az yüzde 1’i düzeyinde verilmesini zorunlu kıldığını hatırlatan Sarıbal, iktidarın bu hükmü yıllardır uygulamadığını söyledi. Çiftçiye verilen desteklerin çoğu zaman yüzde 0,5’in altında kaldığını, son yıllarda ise yüzde 0,2 seviyelerine kadar gerilediğini belirten Sarıbal, “Yasanın öngördüğü desteğin yalnızca beşte biri çiftçiye verildi” dedi. Sarıbal, 2007-2026 döneminde Tarım Kanunu’nun uygulanmaması nedeniyle devletin çiftçiye olan borcunun cari fiyatlarla yaklaşık 2 trilyon liraya ulaştığını ifade etti. TARIMSAL DESTEKLER 54, ÇİFTÇİNİN BORCU 256 KAT ARTTI! Yetersiz destekler nedeniyle üreticinin bankalara bağımlı hale getirildiğini belirten Sarıbal, çiftçilerin banka borcunun 2026 Mart itibarıyla bir önceki yıla göre yüzde 40 artarak 1 trilyon 350 milyar liraya yükseldiğini söyledi. “Son 20 yılda tarımsal destekler 54 kat artarken çiftçilerin banka borçlarının 256 kat artması, desteklenenin üretici değil finans sistemi olduğunu açıkça göstermektedir” diyen Sarıbal, mevcut politikaların kırsalı çöküşe sürüklediğini kaydetti. 26 MİLYON DEKAR TARIM ALANI KAYBEDİLDİ Ürettiğinin karşılığını alamayan çiftçilerin hızla üretimden çekildiğini ifade eden Sarıbal, 2002 yılında 266 milyon dekar olan ekili-dikili tarım alanlarının 2025 itibarıyla 240 milyon dekara gerilediğine, yaklaşık 26 milyon dekarlık tarım alanının kaybedildiğine dikkati çekti. Sarıbal, “Üreticiyi korumayan, planlamadan uzak, ithalata bağımlı bu anlayış sürdükçe hem çiftçi yoksullaşacak hem de toplum sağlıklı ve güvenli gıdaya erişimde daha büyük krizlerle karşı karşıya kalacaktır” dedi. Hububat, bakliyat ve yağlı tohum üretiminin artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığını belirten Sarıbal, bunun ithalatı destekleyen tarım politikalarının sonucu olduğunu söyledi. 2025 yılının Türkiye tarımı açısından çok yönlü bir yıkım yılına dönüştüğünü ifade eden Sarıbal, kuraklık ve zirai don olaylarının zaten kırılgan hale getirilen bitkisel üretimi ağır biçimde sarstığını belirtti. Tarımsal hasılanın son 25 yılın en sert daralmalarından birini yaşayarak yüzde 8,8 küçüldüğünü kaydeden Sarıbal, birçok üründe rekolte kayıplarının yüzde 60’lara ulaştığını vurguladı. ÇİFTÇİNİN YAŞADIĞI ENFLASYON ÇOK DAHA YÜKSEK TÜİK’in 2026 Mart verilerine göre genel enflasyonun yüzde 30,87, gıda enflasyonunun ise yüzde 32,36 olarak açıklandığını hatırlatan Sarıbal, çiftçinin yaşadığı gerçek enflasyonun çok daha yüksek olduğunu söyledi. Son bir yılda gübre fiyatlarının yüzde 57 ile yüzde 104 arasında arttığını, mazot fiyatlarındaki yükselişin ise yüzde 57,6’ya ulaştığını belirten Sarıbal, elektrik, sulama, yem ve zirai ilaç maliyetlerindeki artışlarla birlikte üretimin sürdürülemez hale geldiğini ifade etti. “Temel tarımsal girdilerin enflasyonun iki katına varan oranlarda zamlanması, çiftçinin her üretim döneminde daha da yoksullaştığını açıkça göstermektedir” diyen Sarıbal, üreticinin üretimden çekilmesiyle birlikte Türkiye’nin gıda güvencesinin de ciddi biçimde zayıfladığını kaydetti. KAMUCU POLİTİKALAR HAYATA GEÇİRİLMEDEN KRİZİNDEN ÇIKAMAYIZ Tarımda üretimin ve çiftçinin milli gelirden aldığı payın artırılması gerektiğini belirten Sarıbal, tarımsal desteklerin Tarım Kanunu’nda öngörüldüğü gibi milli gelirin en az yüzde 1’i düzeyine çıkarılması çağrısında bulundu. Çiftçi BAĞ-KUR primlerinin düşürülmesi, emeklilik için gerekli prim gün sayısının 7 bin 200’e indirilmesi ve SGK prim ödeme gün sayısının 15 güne düşürülmesi gerektiğini ifade eden Sarıbal, başta don ve kuraklık olmak üzere tüm doğal afetlerde üreticinin gerçek zararının eksiksiz karşılanması gerektiğini söyledi. Sarıbal, “Üreticiyi koruyan kamucu politikalar hayata geçirilmeden Türkiye’nin tarım ve gıda krizinden çıkması mümkün değildir” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: ''Gıda Arz Güvenliği Sorunumuz Yoktur'' Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: ''Gıda Arz Güvenliği Sorunumuz Yoktur''

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü Programı'na katıldı. Üretim ve bereketin havasını soludukları buluşmayı düzenleyen Tarım ve Orman Bakanlığına yürekten teşekkürlerini ileten Erdoğan, salondaki çiftçilerin şahsında 81 ilde toprağını alın teriyle sulayan, mahsulünü emeğiyle harmanlayan, üretimiyle Türkiye'nin gücüne güç, sofrasına bereket katan tüm çiftçilerin Dünya Çiftçiler Günü'nü tebrik etti. "Bugün Türkiye'de tarım ve hayvancılık ayaktaysa, üretim ve ihracat her sene yeni rekorlar kırıyorsa, bunda sizin alın teriniz var" diyen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: "Bugün Türkiye'de toprak ve su kaynaklarımız, ormanlarımız en verimli surette korunuyorsa, bunda sizin dikkatinizin etkisi var. Soframıza gelen her üründe sizlerin halis niyeti, tertemiz emeği, samimi gayreti var. Aynı şekilde Türkiye'de vesayet zincirleri kırıldıysa, demokrasimiz daha da güçlü bir yapıya kavuştuysa bunda sizlerin hayır duası ve desteği var. Millî Mücadele'nin zaferle taçlanmasında, 15 Temmuz ihanetinin bozguna uğratılmasında sizlerin çok büyük rolü var. 15 Temmuz gecesi traktör lastiklerini ateşe veren, sokaklara, caddelere, meydanlara akın eden, milli iradeyi canı pahasına müdafaa eden tüm çiftçilerimize bugün bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Allah sizlerden razı olsun. Yokluğunuzu bu ülkeye, bu millete, bu ümmete göstermesin." "AMBARIN ANAHTARI KİMDEYSE GÜÇ ONDADIR" Geçen yıl doğrudan destek, kredi desteği, yatırım ödeneği, müdahale alımları ve ihracat destekleri dahil tarıma toplam 706 milyar lira destek verdiklerini hatırlatan Erdoğan, şöyle devam etti: "Bu yıl için bu rakamı tam 939 milyar liraya çıkardık. Şu gerçeği artık herkes kabul ediyor. Su stresi ve iklim krizinin yanı sıra son dönemde patlak veren salgın, sıcak savaş ve çatışmalar da gıda arz güvenliğinin önemini tescillemiştir. Son dönemde 'gıda milliyetçiliği' denilen kavramın küresel ölçekte yaygınlık kazandığını görüyoruz. Türkiye olarak hamdolsun tüm bunlara karşı tedbirlerimizi önceden aldık. 'Ambarın anahtarı kimdeyse güç ondadır' diyerek planlamamızı bu gerçeklere göre yaptık. Bir taraftan dengeli dış politikamızla etrafımızı saran ateş çemberinden ülkemizi ve milletimizi korurken, diğer taraftan 86 milyon vatandaşımızın gıda emniyetini sorunsuz şekilde sağlamayı başardık. İran'ı ve Körfez'deki kardeş ülkeleri derinden sarsan çatışmaların, tarımsal üretimimizi etkilememesi için ilk günden beri teyakkuz halindeyiz. Tarımda, gübre ve gübre ham madde tedariklerini zaten yapmıştık, gübre stoklarımız yeterli seviyededir." Tarımsal üretim ve gıda arz güvenliği konusunda hiçbir sorunun olmadığını ifade eden Erdoğan, gübrede ise artık güzlük ekilişler için hazırlıkları yaptıklarını söyledi. Cennet vatanda şu anda 206 çeşit tarım mahsulünün yetiştiğine dikkati çeken Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bunların birçoğunda kendimize yeter durumdayız. Bakınız şu rakamları biz değil uluslararası kuruluş söylüyor, sebze üretiminde dünyada 3'üncü, meyvede 4'üncüyüz. 21 bitkisel ürün mahsulünde ise ilk 3'teyiz. Çiğ sütte, sığır etinde, tavuk etinde, yumurtada aynı şekilde dünyada ve Avrupa'da ilk sıralardayız. Bal üretiminde Avrupa'da lider, su ürünleri yetiştiriciliğinde ikinci sıradayız. Tohumculukta dünyada ilk 10 ülke arasındayız. Dünyanın tam 117 ülkesine tohum ihracatı gerçekleştiriyoruz. Çok şükür, bu yılın başından itibaren yağışlar iyi seyrediyor. Barajlarımız doluyor, sulama konusunda da herhangi bir sıkıntımız bulunmuyor. Zirai don ve kuraklık hadiseleri sebebiyle bir önceki sene düşüş yaşayan bitkisel üretimimiz bu yıl inşallah yeniden yükselişe geçecek. Hububat gibi stratejik ürünler başta olmak üzere birçok üründe inşallah bu yıl çok bereketli bir yıl olacak." "BÜYÜKBAŞ DESTEK PROGRAMIMIZ MEYVELERİNİ VERMEYE BAŞLADI" Cumhurbaşkanı Erdoğan, kırsal kalkınmanın sadece tarımın değil kalkınma politikalarının da temelini teşkil ettiğini dile getirdi. Bu alandaki önceliklerinin bilhassa gençler ve kadınların kırsal kalkınmanın ana aktörü haline gelmesi olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi: "Amaç, özellikle anaç hayvan sayımızı artırmak, aile işletmelerimizi güçlendirmek, kadın ve gençlerimizin hayvancılıkta daha fazla yer almalarını sağlamak, üzerinde özellikle durduğumuz hedeflerdir. Kırsalda Bereket Hayvancılığa Destek ve Kırsalda Bereket Küçükbaşa Destek Projelerimiz, üreticilerimiz nezdinde büyük rağbet gördü. Vatandaşlarımızın düşük maliyet ve uygun kredilerle hayvan temin ettiği bir yıllık bakım ve besleme giderleriyle sigorta primlerinin devlet tarafından karşılandığı bu destek programlarını sürekli hale getireceğiz. Büyükbaş destek programımız meyvelerini vermeye başladı. Hamdolsun buzağılar doğuyor, sürüler büyüyor, üretim güçleniyor. Küçükbaş destek programımızda ise başvurular tamamlandı. Hak sahiplerine ilk hayvan teslimatını önümüzdeki ay yapacağız. Diğer yandan Kırsal Kalkınma Yatırımları Programı'na ayırdığımız tam 10 milyar liralık bütçenin de yüzde 20'sini yine gençlere ve kadınlara, yüzde 30'unu da aile işletmelerimize tahsis ettik. Bu sene hem hibe desteği oranımızı hem de destek alacak proje limit tutarını artırdık. Program kapsamında 100 bin liradan 30 milyon liraya kadar olan projelerde tutarın yüzde 50 ile 70'i arasındaki kısmını hibe edeceğiz. Başvurular 12 Haziran'a kadar devam edecek." Erdoğan, gençleri, hanım üreticileri, tarımla iştigal eden tüm vatandaşları bu avantajlı programdan faydalanmaya davet etti. GIDA ARZ GÜVENLİĞİ Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarımda hangi ürünün nerede ekileceğini belirledikleri devrim niteliğindeki üretim planlamasında 2 yılı geride bıraktıklarını söyledi. Hayvancılıkta da besi, süt ve kanatlı üretim bölgelerini tespit ederek buralara yapılacak yatırımlara ekstra teşvikler sağladıklarını anlatan Erdoğan, "Başta üretim planlaması olmak üzere hayata geçirdiğimiz uygulamalar sayesinde hamdolsun halihazırda gıda arz güvenliği sorunumuz yoktur. Ancak hem bu çalışmaların sürdürülmesi hem de gelecekte gıda sorunu yaşanmaması için yeni düzenlemeleri ve destek mekanizmalarını da hayata geçiriyoruz." dedi. TÜRKİYE TARIM GIDA SEKTÖRÜNÜN İSTİHDAM VE KIRSAL REFAH İÇİN DÖNÜŞÜM PROJESİ Kırsal kalkınmada yeni bir hamle olarak gördükleri projeyi milletle paylaşmak istediğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarımda planlamanın ikinci safhasına geçtiklerini aktardı. Bu yeni aşamada artık tarımsal yatırımları da planlayacaklarına dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti: Tarım sektörünün ana damarı olan siz kıymetli çiftçilerimizin emeğinin zayi olmayacağı, pazarlama sorunu yaşamayacağı, ürünlerinin doğru yerde ve doğru sanayi tesisinde işleneceği bir sistemi inşallah hayata geçiriyoruz. Bakanlığımız aracılığıyla, Dünya Bankası tarafından sağlanacak kaynakla uygulanacak, Türkiye Tarım Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesi'ni bu yıl içinde başlatıyoruz. Projeyle, tarım ve gıda alanına yatırım yapmak isteyen girişimcilerin finansmana erişimini kolaylaştıracağız. Yatırım tutarının yüzde 80'ine kadar geri ödemeli finansman ve kredi garanti sistemi destekleri sağlayacağız. İşletmelerimize 24 ay geri ödemesiz 7 yıla kadar vadeli ve proje büyüklüğüne göre 10 milyon dolara kadar finansman imkânı sağlayacağız. Bu finansman desteği, tarım ve gıda alanında yapılacak tesis inşaatı ve makine ekipman yatırımlarına verilecek. 10 yıl boyunca planladığımız 5,3 milyar dolarlık bu finansman paketinin ilk 750 milyon dolarını 2026 yılı içinde girişimcilerimizin kullanımına açıyoruz. Yine bu proje kapsamında Kredi Garanti Fonu'nun da dahil olacağı mekanizmayla krediye erişimde sorun yaşayan ve birincil üretim yapan çiftçilerimiz için yaklaşık 500 milyon dolarlık kredi hacmi oluşturacağız. Böylece 400 bin çiftçimizin ürünlerini pazarlayabilecekleri yeni kanallar oluşturacak 250 bin vatandaşımıza yeni istihdam imkânı getireceğiz. Türkiye Tarım Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesinin çiftçilerimize, üreticilerimize ve Türk tarımına hayırlı olmasını diliyorum." Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı da programda bir konuşma yaptı. Tarımın ne kadar stratejik bir alan olduğunu tüm dünyanın artık çok daha net gördüğüne işaret eden Yumaklı, "Savaşlar, salgınlar, iklim değişikliği ve su krizleri, bir kez daha göstermiştir ki ülkelerin en büyük gücü üretim kabiliyetidir. Biz de bu bilinçle hareket ediyoruz." diye konuştu. Yumaklı, bereketin sadece toprağa düşen yağmurla değil, doğru planlamayla, güçlü desteklerle ve sürdürülebilir üretimle mümkün olduğunu bildirdi. Bu anlayışla, üretim planlamasını 2 yıldır kararlılıkla uyguladıklarını dile getiren Yumaklı, hangi ürünün nerede ve hangi imkanlarla üretileceğini daha öngörülebilir bir hale getirdiklerini ifade etti. "KAZANIMLARIN ARTACAĞINA İNANCIMIZ TAM" Bakan Yumaklı, bu uygulamayla, suyu koruyan, verimliliği artıran, üreticiyi güçlendiren yeni bir üretim modeli inşa ettiklerini belirterek şunları kaydetti: "Planlamanın olumlu sonuçlarını almaya başladık. Önümüzdeki günlerde bu kazanımların çok daha artacağına inancımız tamdır. Bakanlık olarak mesai arkadaşlarımla birlikte çiftçilerin derdiyle hemhal olmayı, yüklerini hafifletmeyi ve emeklerinin bereketini artırmayı en büyük sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Çünkü çiftçimizin kazandığı yerde Türkiye kazanır, çiftçimizin güçlendiği yerde Türkiye güçlenir. Çiftçimizin bereketi arttıkça, milletimizin geleceği daha da parlar. Çiftçilerimizin emeğini akıl ve alın teriyle buluşturarak, Türkiye Yüzyılı'nı 'bereketin yüzyılı' yapmaya söz verdik. Bu hedef uğruna gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz."

İzmir’in Mis Kokulu Festivali Başladı  Haber

İzmir’in Mis Kokulu Festivali Başladı 

Türkiye’nin süs bitkisi ve çiçek üretiminde lider merkezi Bayındır’ın mis kokulu çiçek festivali başladı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle Bayındır Belediyesi tarafından bu yıl 30 Nisan – 3 Mayıs tarihleri arasında 27’nci kez düzenlenen Uluslararası Bayındır Çiçek Festivali, rengarenk kortejle başladı. Festivalin açılış törenine İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Bayındır Kaymakamı Murat Mete, ev sahibi Bayındır Belediye Başkanı Davut Sakarsu, Ödemiş Belediye Başkanı Mustafa Turan, Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel, Tire Belediye Başkanı Hayati Okuroğlu, Gaziemir Belediye Başkanı Ünal Işık, Beydağ Belediye Başkanı Şakir Başaran, geçmiş dönem Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı. Çiçek kokulu rengarenk kortej 27. Uluslararası Bayındır Çiçek Festivali, Atatürk Caddesi girişinde kurdele kesimiyle başladı. Başkan Dr. Cemil Tugay ve protokol kurdele kesiminin ardından cadde boyunca sıralanan çiçek stantlarını gezdi. Tahta bacak gösterileri, çiçek kızlar ve bando eşliğinde ilerleyen korteje vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Yaşlı genç herkesin akın ettiği festivalde Bayındır’ın eşsiz çiçeklerinin kokusu ilçeyi sardı. Renkli kortej Bayındır Şehir Stadyumu’nda son buldu. Açılış töreni öncesi İzmir Büyükşehir Belediyesi Bandosu yerli ve yabancı çok sayıda esere yer verdiği performansıyla keyifli anlar yaşattı. Ardından İzmir Büyükşehir Belediyesi Halk Oyunları Topluluğu geleneksel zeybek gösterisini sergiledi. “Bir kentin adının çiçekle anılması herkese nasip olmaz” Başkan Dr. Cemil Tugay, festivalin açılış konuşmasında sektöre emek veren tüm emekçilere teşekkür ederek sözlerine başladı. Başkan Tugay, “27 yıl önce başlayan bu festivalin sahibi üreticilerdir, yurttaşlarımızdır. Bu festival onların eseridir. Çok güzel oldu. Bir ilçenin adının çiçekle anılması çok güzel ve kıymetli. Çiçek güzelliktir, barıştır, sevgidir. Öylesine güzel bir sembolü bir tarafında üretme dönüştürmüş, diğer tarafında kendi ismiyle özdeşleştirmiş bir yer Bayındır. İnsanlar en derin duygularını çiçeklere emanet etmiş. Çiçek, hiçbir dili konuşmadan her şeyi anlatabilen bir bitki. Bu gururu taşımak her kente nasip olmaz” diye konuştu. “İzmir çiçek üretiminde Türkiye’nin üçte birinden fazlasını karşılıyor” Festivalin 1998 yılında sadece 8 üreticiyle, naylon çadırlarda başladığını, aradan geçen 27 yılda uluslararası dev bir organizasyona dönüştüğünü ifade eden Başkan Tugay, “Ülkemizdeki eksik tarım politikalarına rağmen üretimden vazgeçmeyen çiftçilerimizle, Bayındır'ın ülke ekonomisinde, kent ekonomisinde önemli bir yeri var. Bugün Bayındır'da çiçekçilik yaklaşık 5 bin kişiye istihdam sağlıyor; yılda 150 milyonun üzerinde süs bitkisi üretiliyor. Bugün İzmir; dış mekân süs bitkilerinde Türkiye üretiminin üçte birinden fazlasını karşılıyor. Kasımpatı’da, Statice’de, iç mekan süs bitkilerinde ülke sıralamasında ilk sırada yer alıyor. Nergis üretiminde Türkiye’de ikinci sıradayız. Bu başarıların çok önemli bir kısmı, toplam arazisinin yarısından fazlasında üretim yapan Bayındır’ın, sizlerin başarısı” dedi. “Bayındır’da üretimin devamlılığı için 127 milyon lira destek” İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak Bayındır’da üretimin devamlılığı için desteklere devam edeceklerini söyleyen Başkan Tugay, “Bayındır Çiçek Festivali; bize, kırsal kalkınmanın, kooperatifleşmenin, yerel üretimin nasıl güçlenebileceğinin somut bir örneğini görme fırsatı sunuyor. Üreticiyle tüketiciyi doğrudan buluşturan, aracıları azaltan, emeğin değerini koruyan bir festival bu. Bayındır’da sadece son dönemde; üretimin devamlılığı için 127 milyon liranın üzerinde yatırım yaptık. On binlerce fidanı üreticilerimizle buluşturduk. Toprak analizi, eğitim ve teknik desteklerle üretimi güçlendirdik. Sulama altyapılarını destekledik. Afet yaşayan üreticimizin yanında olduk. Hiçbir zaman üretimi uzaktan izleyen bir anlayışla hareket etmedik. Biz, daima üreticinin yanında duran, riskini paylaşan bir yaklaşım benimsedik. Her bir üreticimize emeği için, kattığı değer için, onca zorluğa rağmen vazgeçmediği, toprağını terk etmediği için minnettarım” ifadelerini kullandı. “Türkiye, çiftçisiyle, köylüsüyle şifa bulacak” Başkan Tugay, “Küçük Menderes Havzası, Türkiye’de en fazla süt üretimi, tarımsal üretim ve çiçek üretimi yapan topraklarıdır. Bu elbette bereketli topraklarından kaynaklanıyor ama onun kadar çalışkan güzel yürekli insanlarından kaynaklanıyor. Gün oldu bu toprakları işgal ettiler, efeler bayrak açtı, dağlara çıktılar. Onların ve atalarının yüreğine sağlık. Bize ne boyun eğmek, ne diz çökmek yakışır. Toprağımız, insanımız, tarihimiz burada. Sadece çalışmamız gerekiyor. Birbirimize sevgi ve saygıyla bakmamız gerekiyor. Aramıza kim nifak sokmaya çalışıyorsa onu alaşağı etmemiz gerekiyor. Ben Bayındır’la, İzmir’le gurur duyuyorum. Ben asil ve güzel milletimizle gurur duyuyorum. İnanıyorum ki; bu ülkenin evlatları, bu şehrin evlatları Türkiye’yi iyileştirecek. Türkiye, çiftçisiyle, köylüsüyle şifa bulacak. Türkiye üreticisiyle, gençleriyle, inanan yurttaşlarıyla şifa bulacak. Türkiye iyi olacak; bu sizlerin sayesiyle olacak” şeklinde konuştu. Başkan Sakarsu: Bayındır’da çiçek sadece ürün değil emektir Festivalin açılış konuşmasını yapan ev sahibi Bayındır Belediye Başkanı Davut Sakarsu, “Her yıl sabırsızlıkla beklediğimiz festivalimizde bir aradayız. Bayındır’da çiçek, sadece bir ürün değil emektir, alın teridir, kentin geçmişi ve geleceğidir. Bayındır’ın seralarında yetişen çiçekler ülkemizin dört bir yanını süslemektedir. Yetiştirdiği çiçeklerle katkı sunan fedakar üreticilerimize teşekkür ediyoruz. Bizler de üreticimizin yanında olmaya Bayındır’ı yarınlara taşımaya devam ediyoruz. Bayındır sadece tarımın hayvancılığın çiçeğin değil dostluğun kardeşliğin de şehridir” ifadelerini kullandı. İrdem: Emek en yüce değerdir Bayındır Çiçek Üreticileri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Kadir İrdem ise, “Çiçekçiliğimizin ve Bayındır’ımızın dünyaya tanıtılması için düzenlenen bu etkinliğe katkısı olan herkese teşekkür ederim. Bu festival, geçmişten beri bu toprakta devam eden çiçekçiliğin tanıtımına katkıda bulunurken aynı zamanda hem ilçemizin hem de ülkemizin ekonomisine katkı sağlamaktadır. Bizleri bugünlere taşıyan emekçi dostlarımıza teşekkür ederim. Çünkü emek en yüce değerdir. İzmir Büyükşehir Belediyemizin kooperatiflere verdiği desteği çok iyi biliyoruz” dedi. Konuşmaların ardından Başkan Sakarsu, Başkan Tugay’a katkılarından dolayı plaket takdim etti. Bayındır’ın dört bir yanında kültür sanat dolu 4 günlük festival Bayındır Çiçek Festivali bu yıl da 4 gün boyunca birbirinden renkli kültür sanat etkinlikleriyle hafızalarda iz bırakmaya hazırlanıyor. Festival süresince Atatürk, Hanife Öğretmen ve Alpay Alpat caddeleri ilçedeki çiçek üreticilerinin stantları ziyaretçileri ağırlayacak. Stantların yanı sıra çok sayıda üretici pazarları, sergiler, atölyeler ilçenin dört bir yanına yayılacak. Bayındır Şehir Stadyumu'nda kurulacak Ana Sahne'de festival boyunca saat 21.30'da konser programları gerçekleştirilecek. 1 Mayıs Cuma günü Hüseyin Turan, 2 Mayıs Cumartesi günü Melek Mosso, 3 Mayıs Pazar günü ise Gökçe sahne alacak. Alternatif sahnelerde de gün boyu İzmir Büyükşehir Belediyesi orkestraları, yerel müzisyenler ve Bayındır Kent Konseyi Kadın Çiçeklerin Sesi Ritim Grubu dinletiler sunacak. 2 Mayıs Cumartesi günü saat 14.00'te "En İyi Çiçek Üreticisi ile En İyi Balkon ve Bahçe Yarışması" ödül töreninin yapılacağı festival, 3 Mayıs Pazar günü Gökçe konserinin ardından sona erecek.

Gürer: "Pamukta Tehlike Çanları Çalıyor" Haber

Gürer: "Pamukta Tehlike Çanları Çalıyor"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köy işleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer pamukta tehlike çanları çaldığını ve pamuk üretiminin Çukurova başta olmak üzere oluşan sorunlardan dolayı gerilediğini söyledi. Pamuk ürünün stratejik bir ürün olduğunu belirten Ömer Fethi Gürer “Pamuk ürünü stratejik bir üründür. Tarım ve sanayi arasında bağ oluşturan pamuk tekstil ve hazır giyim endüstrisi temel hammaddesidir, Pamuk üretimi doğrudan her kesimi de ilgilendirmektedir. Çok yönlü kullanım alanları vardır. Tekstil ve hazır giyim yanı sıra yemeklik yağ üretiminde, küspesi hayvan yemi olarak ve de sabunda elde edilmek üzere de çoklu üretim sağlanıyor. Ülkemizde dünyada pamuk ekilişi ve üretimi ile önemli bir konuma da sahipti. Son yıllarda oluşan sorunlar pamuk üretimini tehdit etmektedir. Pamuk verimliliği son 10 yılda ortalama hektara 1713 kg olarak gerçekleşirken 2025-2026 dönemi için 1.654 kg hektar düşmesi tahmin edilmektedir. Küresel iklim değişikliği yanında su sorunu ve girdi maliyetlerinde ciddi artış ve düşük alım fiyatı pamuk üreten çiftçiyi doğrudan etkilemektedir. Üretimim sürdürülebilmesinde verimlilik ve modern tarım tekniklerinin yeterince yaygınlaşmamasının da olumsuz etkisi göz ardı edilmemelidir. “Dedi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer Pamuk ekiminin başladığı bu dönemde üreticinin pamuk ekmekte isteksiz olduğunu geçen yıl üreticinin yine üründen para kazanmadığı ve sulama suyunda yaşadığı sorunlar içinde farklı ürün desenlerine yöneldiklerini görüştüğü çiftçilerin ifade ettiğini de söyledi. Geçtiğimiz yıl 22 TL ile 25 TL arasında fiyatlanan pamuğun girdi maliyetleri ile çiftçiyi zarar ettirdiğini söyleyen CHP milletvekili Ömer Fethi Gürer rekoltenin düştüğünü ve ithalatında arttığını belirtti. Gürer “Ülkemizde 2021 2025 yılları arasında ortalama 460 bin hektarda pamuk ekimi gerçekleşti. 2022 yılında ekim alanı artması ile 2.750.000 ton çıkan çırçırlanmış kütlü üretimi, 1.017.500 ton çırçırlanmış lifli pamuk üretimi 2024 yılında 2.234.000 ton çırçırlanmış kütlü, 2024 yılında 829.910 çırçırlanmış lifli pamuk üretimi geriledi. 2025 yılında lifli pamuk üretiminde 830 bin ton civarında gerçekleşirken Bu yılda üretimde düşme öngörülmektedir .”diye konuştu. Gürer” Kot kumaşı, kadife ve havlu kumaşı gibi bir çok tekstil ürününde yaygın kullanılan pamuk aynı zamanda tekstil sektörünün geleceğine yönelikte önemlidir. Yurt içi pamuk üretiminde gerileme ve yetersizlik için çiftçi desteklemek yerine ithalat ile açık kapatılmaya çalışılmaktadır. 2024 yılında 762 bin 269 ton pamuk ithal edilirken 1 milyon 548 bin dolar yurt dışına dövizimiz gitti.2025 yılında 971 bin 530 bin ton, ithal karşılığı 1 milyon 707 bin dolar yurt dışına ödendi. 2026 yılı ilk iki ayında 182 bin 708 ton pamuk ithal edildi. 297 bin 209 dolar yurt dışına giden dövizimiz oldu. Ve artan bir ithalatımızda söz konusudur. Çiftçilerin, pamuk yerine daha az masraflı ve daha karlı gördükleri alternatif ürünlere yönelmesi nedeniyle pamuk ekim alanlarında %18'lik bir azalma (yaklaşık 350.000 hektara düşüş) öngörülmektedir. Hazır giyim ve tekstil sektöründeki küresel siparişlerin azalması, iplik fabrikalarının kapasite kullanım oranlarını daraltması, İç talepteki durgunluk, pamuk üreticisi üzerinde olumsuz fiyat baskısı yaratmaya devam etmektedir. Ülkemiz dünya pamuk üretiminde önemli bir yere sahip iken bu alanda da giderek gerilemektedir. Ege ve Güneydoğu da pamuk üretimi yoğunlaşırken Beyaz altın olarak tanımlanan Çukurova bölgesinde pamuk üretimi yerini farklı ürün desenlerine terk etmiştir. Özellikle Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) bölgesinde ve Ege'de sulama suyuna erişimdeki yerel maliyet artışları ve olası kısıtlamalar, yüksek su tüketen bir bitki olan pamuk için temel bir üretim sorununa dönüşmektedir. Düşük uluslararası fiyatlar ülkemizde yüksek girdi maliyeti ile oluşan fiyat nedeni ile pamuk üretimi sorun artacağı görülmektedir. Dayalı olduğu sanayinin devamı içinde pamuk doğru planlanması gereken başlıca ürünlerdendir. Sürdürülebilir pamuk üretimi girdi maliyet artışı dengelenmesi, alım fiyatının maliyete uygun oluşması yanında su yönetimi ile doğrudan ilgili noktaya ermiştir. Bu bağlamda pamukta özellikle GAP ve EGE de su sorunu doğru planlanıp yönetilmesi zorunludur. Planlı üretim yanında destekler ekonomik durumun yarattığı olumsuzluk altında kalmaması için alım fiyat girdi maliyeti makul kar dikkate alınarak belirlenmelidir. ”dedi. TBMM Tarım orman ve Köy işleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer” Ülkemizin yıllık pamuk ihtiyacının 1 milyon 600 bin ton olduğu düşünüldüğünde iç üretim ile yarısı karşılanabilmektedir. Binlerce üreticimizin gelir kapısı ve de binlerce işçimizin istihdamını sağlayan tekstil ve hazır giyim sektörünün Türkiye ihracatında % 30 luk bir paya sahip olduğu da unutulmamalıdır. Üretim zinciri korunması pamuk üretiminin artırılması için tedbirler alınması pamukta kooperatiflerin yeniden işlevlerini artırılması da sağlanmalıdır. Ülkemiz için stratejik öneme sahip ürünün güçlü bir tarım sanayi politikasının olması da sağlanmalıdır. Daha çok üretim daha çok istihdam daha çok yurt dışına ürün ihracatı ve ülke ekonomisine katkısı yüksek pamuk ürününe sahip çıkılması şarttır.” Diye konuştu.

Türkiye’nin En Çok Sevilen Fuarı YÖREX Kapılarını Açtı Haber

Türkiye’nin En Çok Sevilen Fuarı YÖREX Kapılarını Açtı

Antalya Ticaret Borsası öncülüğünde TOBB’un desteğiyle bu yıl 22-26 Nisan tarihleri arasında düzenlenen Yöresel Ürünler Fuarı YÖREX’in açılışı yapıldı. YÖREX’in açılışına, Antalya Valisi Hulusi Şahin, TOBB Yönetim Kurulu Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Dirgen Özdemir, Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) başkanı Prof. Dr. Muhammed Zeki Durak, ATB Başkanı Ali Çandır, ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, il ve ilçe belediye başkanları, oda ve borsa başkanları, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri ile çok sayıda davetli katıldı. "KÜLTÜRÜMÜZ BİR UMMANDIR" Antalya Valisi Hulusi Şahin konuşmasında milli kültürün zenginliğine dikkat çekerek, "Milli kültürümüz bir ummana, bir deryaya benzer. İçinde nice renkleri, güzellikleri barındırır. Tıpkı bir kilimin desenleri gibi her biri ayrı güzel ama aslında bir bütünün parçasıdır. Artık sadece tescil değil, tanıtım ve pazarlama aşamasındayız. Bu ürünlerden ekonomik değer üretmeli, ülkemize katkı sağlamalıyız" ifadelerini kullandı. Dünyada coğrafi işaret ekonomisinin büyüklüğünü vurgulayan Şahin, bu alanda Türkiye'nin daha fazla pay alması gerektiğini belirterek, zincir marketlerde coğrafi işaretli ürünlere özel alanlar oluşturulmasının önemine işaret etti. YÖREX'in Türkiye'nin vitrini olduğunu ifade eden Şahin, Antalya'nın milyonlarca turisti ağırlayan bir şehir olduğuna değinerek, "En güzel ürünlerimizi misafirlerimize sunuyoruz. Aynı zamanda bu fuar, yeni nesillere kendi kültürlerini tanıtmak için de önemli bir fırsattır. Çocuklarımızı YÖREX'e getirmeliyiz" dedi. HİSARCIKLIOĞLU’NDAN YÖREX’E MARKA VURGUSU TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, YÖREX'in Antalya'nın markası haline geldiğini ve ulusal nitelik kazandığını belirtti. YÖREX’in yöresel ürünlerin tanınmasına ve markalaşmasına büyük destek olduğuna değinen Hisarcıklıoğlu, “Ülkemizdeki coğrafi işaret bilincinin gelişmesine de önemli katkılar sunuyor. YÖREX ile coğrafi işarete sahip ürün sayısında adeta patlama yaşandı, 16 senede neredeyse 18 kat arttı ve 1800'ün üzerine çıktı." dedi. Bu rakamın yaklaşık yarısını odaların, borsaların ve kadın girişimcilerin ülkeye kazandığını dile getiren Hisarcıklıoğlu, katkıda bulunan herkese teşekkür etti. YÖRESEL ZENGİNLİKLER AB NEZDİNDE KORUMA ALTINA ALINIYOR Yöresel ürünlerin yurt dışında da tanınması için çalışma yaptıklarını kaydeden Hisarcıklıoğlu, "Yerel zenginliklerimizi AB nezdinde de koruma altına almaya başladık. Eskiden hiç yoktu bu işe başladığımız zaman, şimdi ise 46 ürünümüz AB'den coğrafi işaret tescilini aldı. Daha bir bu kadar ürünümüz de sırada bekliyor. TOBB Brüksel Ofisimizle, coğrafi işaretlerin AB tescil sürecine yardımcı oluyoruz." diye konuştu. Hisarcıklıoğlu, hem ülkede hem de AB'de tescilli ürün sayısını artırmaya devam edeceklerini bildirdi. YÖREX sayesinde tüm illerde yerel ürünlerin tanındığını ve daha fazla talep gördüğünü anlatan Hisarcıklıoğlu, ülkenin tüm renklerinin, Anadolu'nun el emeği, göz nuru yüzlerce ürünün fuarda bir araya geldiğini belirtti. Fuarın Türkiye'nin 7 bölgesinin yöresel ürünlerini sergileyen bir vitrin görevi gördüğünü dile getiren Hisarcıklıoğlu, milli kültürün zenginliklerini görmek isteyen, memleket hasretini gidermek isteyenler için de eşsiz bir fırsat sunduğunu ifade etti. Hisarcıklıoğlu, YÖREX'in dünyada da ses getirdiğini ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından ödüllendirildiğini vurguladı. Türkiye'nin yöresel zenginliğinin kıymetinin iyi bilinmesi gerektiğine dikkati çeken Hisarcıklıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu topraklardan çıkan ürünlerin değerini, önce biz bilmeliyiz ki dışarda da bunu pazarlayabilelim. Bakın dünyada çok az coğrafyaya nasip olan, Allah bize müthiş bir ürün çeşitliliği vermiş, yatıp kalkıp şükretmemiz lazım. Tüm bunları zenginliğe dönüştürmek de bizim elimizde. Ülkemizde ve dünyada insanlar, gelir düzeyi yükseldikçe, yöresel ve organik ürünleri daha fazla talep etmektedir. Sağlıklı yaşama yönelik artan ilgi, doğal ve coğrafi işaretli ürünleri ön plana çıkarmaktadır. Bunların fiyatları da muadili ürünlere göre daha yüksek oluyor. Böylelikle hem ülke ihracatına ve hem de yerel kalkınmaya ilave gelir sağlıyor. Bölgelerde istihdam artışına ve özellikle de kadınların iş gücüne katılmasına, girişimci olmalarına destek veriyor." ÇANDIR VE ATB’YE TEŞEKKÜR TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, YÖREX’in düzenlenmesine öncülük eden ATB Başkanı ve yönetimini kutlarken, “Bu işin mimarını öncelikle kutlamak istiyorum. Antalya Ticaret Borsası Başkanımız, TOBB Yönetim Kurulu’ndaki çalışma arkadaşım Ali Çandır, YÖREX fikrini ortaya çıkardı ve müthiş bir başarıya imza attı. Burada büyük emekleri olan, Antalya TB yönetimini, meclisini, genel sekreterini ve tüm çalışanlarını da ayrıca tebrik ediyorum” dedi. YÖRESEL ÜRÜNLER BİR MİLLETİN HAFIZASIDIR Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Dirgen Özdemir, YÖREX'in Anadolu'nun kültürel mirasını geleceğe taşıyan önemli bir organizasyon olduğunu belirtti. Özdemir, bir ülkenin gerçek zenginliğinin, sahip olduğu yerel değerlerde saklı olduğuna dikkat çekerek, “Yöresel ürünler bir milletin hafızasıdır. Toprağın kokusunu, coğrafyanın iklimini, ustanın emeğini ve kuşaktan kuşağa aktarılan bilgeliği taşır. Gördüğünüz, tattığınız her ürün; sadece lezzetten ibaret değildir, onun tarihi, kültürü, kimliği vardır. İşte tam bu noktada, ürünün ait olduğu toprakla kurduğu bağı koruyarak o ürünün özgünlüğünü ve kalitesini güvence altına alan coğrafi işaretlerin gerçek değeri ortaya çıkmaktadır. YÖREX ise bu değerlerin görünür olup, sürdürülebilir hale gelmesine ve ekonomiye kazandırılmasına güçlü bir zemin sağlamaktadır. Biz, Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak 2019 yılından bu yana Muhittin Başkanımızın ortaya koyduğu yerelden kalkınma hedefimizle; yerel üretimin güçlenmesi, kadın kooperatiflerinin kalkınması, sürdürülebilir tarımın yaygınlaşması ve Antalya’mızın bereketli topraklarının canlandırılması için var gücümüzle çalışıyoruz” diye konuştu. YÖREX ANADOLU’NUN HİKAYESİDİR Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, konuşmasına “YÖREX’e, Anadolu’nun kalbine, üretimin ve kültürün buluşma noktasına hoş geldiniz. Bugün burada fuardan öte, emeğin değer kazandığı, kültürün kimlik bulduğu, Anadolu’nun dünyaya ses verdiği bir hikâyeyi birlikte büyütüyoruz” diyerek başladı. 2009 yılında “Bu toprakların ürettiği değer, hak ettiği yeri bulmalı” anlayışıyla YÖREX’e başladıklarını kaydeden Çandır, “İşte YÖREX, o ufkun vücut bulmuş halidir” dedi. ÜRETİCİLERE VE TOBB’A TEŞEKKÜR Yöresel Ürünler Projesini en başından beri destekleyen, güç veren, yönlendiren ve coğrafi işaretli ürünlere sahip çıkan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’na teşekkür eden Çandır, “Anadolu’nun dört bir yanından ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelen üreticilerimiz… Sizler sadece ürün getirmediniz; Emeğinizi, ustalığınızı, kültürünüzü ve hikâyenizi getirdiniz. Az önce izlediğimiz gösteriler bize tekrar hatırlattı: Bu topraklar sadece üretmez… Anlatır. Hissettirir. Yaşatır. Şimdi ise o hikâyenin en güçlü kısmındayız” dedi. BU TOPRAKLAR DEĞER ÜRETİYOR YÖREX’in düzenlendiği ANFAŞ’ta 5 gün boyunca 14 bin yıllık medeniyetlerin izlerinin görüleceğini kaydeden Çandır, “Bir halıda sabrı, bir peynirde emeği, bir taşta ustalığı, bir desende kültürü hissedeceğiz. Çünkü biliyoruz ki, Biz sadece ürün üretmiyoruz… Biz değer üretiyoruz” dedi. VATAN ÜRETEREK YAŞATILIR Vatanın sadece uğruna can verilen yer olmadığını ifade eden Çandır, “Vatan aynı zamanda, ürettiğimiz, değer kattığımız ve geleceğe miras bıraktığımız yerdir. İşte YÖREX’in ruhu tam olarak budur” dedi. B2B’LERLE KÜRESEL PAZARLARA AÇILIYORUZ 2009’dan bugüne yerelde üretim artsın, istihdam güçlensin, göç azalsın, refah yayılsın. Ürünlerimiz markalaşsın, hakları korunsun, standartları yükselsin ve dünya pazarlarında hak ettiği yeri alsın hedefiyle çalıştıklarını belirten Ali Çandır, şunları kaydetti: “Bu yıl yine Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğimizin güçlü desteğiyle kurduğumuz B2B alanı sayesinde; Üreticilerimizi doğrudan alıcılarla buluşturuyor, Ticaret hacmini büyütüyor, yeni pazarlara kapı açıyoruz. Şimdi yeni bir aşamadayız. Coğrafi işaretlerde önemli bir sayıya ulaştık. Ama artık mesele sadece sayı değil…Mesele değer üretmek. Mesele kaliteyi büyütmek. Mesele bu ürünleri dünya markası yapmaktır. Sayın Başkanımız Rifat Hisarcıklıoğlu’nun ortaya koyduğu bu vizyon doğrultusunda; valiliklerimizle, yerel yönetimlerimizle, oda ve borsalarımızla, üreticilerimizle, girişimcilerimizle birlikte ürünlerimizi daha güçlü sahiplenmeliyiz. Daha fazla katma değer üretmeli ve daha iddialı olmalıyız. Çünkü bu hikâye sadece geçmişimizin değil… Geleceğimizin de hikâyesidir.” YÖREX TEŞEKKÜRÜ YÖREX’i yerelde sahiplenen katkılar sunan Antalya Valisi Hulusi Şahin’e, Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir’e, ilçe belediye başkanlarına ve tüm kurum kuruluşlara, YÖREX’in Türkiye projesi olmasını sağlayan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğu ve oda borsa başkanlarına teşekkür eden Çandır, “Uzak, yakın demeden bugün bizlerle bir arada bulunan tüm katılımcılarımıza , ziyaretçilerimize ve kıymetli basın mensuplarımıza teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum” dedi. COĞRAFİ İŞARET ÇALIŞMALARI HIZLANDI Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) Başkanı Prof. Dr. Muhammed Zeki Durak, Antalya'nın coğrafi işaret konusunda çok ciddi potansiyeli olduğunu ve bunun başvuru sürecine yansıdığını belirtti. Ürünlerin AB sürecini de takip ettiklerini dile getiren Durak, her geçen yıl AB tescilli ürün sayısını artırdıklarını kaydetti. Durak, coğrafi işaretli ürünlerin markalaştırılması çalışmalarına da ağırlık verdiklerini aktardı. ANTALYA FUARCILIKTA DA GÜÇLÜ OLMALI ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, Antalya'nın turizmde güçlü bir şehir olduğunu belirterek, fuarcılıkta da aynı başarıyı yakalaması gerektiğini söyledi. Anadolu Ateşi Dans Topluluğunun dans gösterisi sunduğu programda, AB’den Coğrafi İşaret Tescili alan kurumlara plaket verildi. 70 İLDEN 520 KATILIMCI 22-26 Nisan tarihleri arasında açık kalacak fuarda, 70 ilden yaklaşık 520 katılımcı yer alıyor. YÖREX, 26 Nisan'a kadar açık kalacak

ESO Başkanı Kesikbaş’tan İhracat Analizi: “Üreten Kesim Desteklenirse Türkiye Kazanır” Haber

ESO Başkanı Kesikbaş’tan İhracat Analizi: “Üreten Kesim Desteklenirse Türkiye Kazanır”

Eskişehir Sanayi Odası (ESO) Başkanı Celalettin Kesikbaş, 2026 yılı ilk çeyrek dış ticaret verilerini değerlendirdi. Türkiye genelinde ihracat düşerken Eskişehir’in artış yakaladığına dikkat çeken Kesikbaş, "Güçlü sanayi, güçlü ülke demektir" mesajını verdi. Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş, 2026 yılının ilk üç ayına ilişkin dış ticaret rakamlarını kamuoyuyla paylaştı. Türkiye’nin ihracat performansını ve imalat sektörünün karşılaştığı zorlukları analiz eden Kesikbaş, ekonomik kalkınmanın anahtarının üretim destekleri ve finansmana erişim olduğunu vurguladı. Türkiye Genelinde Dış Ticaret Açığı Alarm Veriyor 2026’nın Ocak-Mart dönemine ait verileri paylaşan Kesikbaş, Türkiye genelindeki tabloyu şu sözlerle özetledi: İhracat: Yüzde 3,1 azalarak 63 milyar 279 milyon dolar oldu. İthalat: Yüzde 4,7 artışla 91 milyar 957 milyon dolara yükseldi. Ortaya çıkan dış ticaret açığının döviz ihtiyacını ve finansman yükünü artırdığını belirten Kesikbaş, "Bu tablo, geleceğe dair belirsizliklerin çoğalması anlamına gelir. Türkiye’nin güçlü yarınlara ulaşması için tüketerek değil, üreterek büyümesi şarttır" dedi. Eskişehir İhracatta Direncini Koruyor Türkiye genelindeki düşüşe rağmen Eskişehir’in pozitif ayrıştığını vurgulayan ESO Başkanı, şehrin başarı grafiğine dikkat çekti: “Eskişehir’imiz yılın ilk üç ayında yüzde 0,5 artışla 969 milyon dolarlık ihracata ulaşmıştır. Bu başarı, üretim iradesinden vazgeçmeyen sanayicimizin, mühendismizin ve işçimizin ortak emeğidir.” “İmalat Sektörü Kendi Enflasyonunu Yüzde 18’e Çekti” Sanayicinin verimlilik ve maliyet disiplini konusunda üzerine düşeni yaptığını belirten Kesikbaş, çarpıcı bir veri paylaştı: İmalat sektörü, kendi enflasyonunu yüzde 18 seviyelerine kadar indirmeyi başardı. Ancak gıda ve hizmet sektöründeki yüksek artışların, yüksek faiz ve kredi maliyetleri aracılığıyla yine üreticinin omzuna yüklendiğini ifade eden Kesikbaş, sanayicinin nefes alabilmesi için acil çözüm bekledikleri noktaları sıraladı. Sanayici İçin Acil Destek Talebi Kesikbaş, ekonomik ve stratejik bağımsızlık için güçlü sanayinin şart olduğunu belirterek şu çözüm önerilerinde bulundu: İhracatçıların finansmana erişimi kolaylaştırılmalıdır. Eximbank ve Merkez Bankası reeskont kredi destekleri artırılmalıdır. Üretici firmalara yönelik devlet teşvikleri güçlendirilmelidir. Başkan Kesikbaş, açıklamasını şu sözlerle noktaladı: “Üreticiye verilen her destek; ülkeye yatırım, istihdam ve döviz olarak geri dönecektir. Türkiye’nin geleceği tüketimde değil, üretimdedir.”

TÜRKYED Başkanı Çelik’ten "Maaşlı Çiftçilik" Projesine Tam Destek! Haber

TÜRKYED Başkanı Çelik’ten "Maaşlı Çiftçilik" Projesine Tam Destek!

Tarımsal Üretim ve Küçükbaş Yetiştiricileri (TÜRKYED) Genel Başkanı Nihat Çelik, YÖK ve TÜME Vakfı iş birliğiyle hayata geçirilen "maaşlı çiftçilik" modelini değerlendirdi. Çelik, projenin kırsaldan kente göçü durduracak ve gençleri üretime kazandıracak tarihi bir adım olduğunu vurguladı. Tarımda Yeni Dönem: 40 Bin Genç Çiftçi, 40 Bin Çiftlik Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile TÜME Vakfı arasında, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) ev sahipliğinde imzalanan proje, Türkiye tarımında dijital ve akademik bir dönüşümü hedefliyor. Projeyi "stratejik bir kalkınma hamlesi" olarak nitelendiren TÜRKYED Genel Başkanı Nihat Çelik, bilim ile sahanın buluşmasının verimliliği artıracağını belirtti. "Gençler İçin Güçlü Bir Motivasyon Kaynağı" Proje kapsamında gençlere sunulan ekonomik imkanların önemine dikkat çeken Çelik, şu ifadeleri kullandı: "Bekâr gençlere iki, evli gençlere üç asgari ücret verilmesi ve sürecin sonunda işletmelerin gençlere devredilecek olması, kırsalda kalıcılığı teşvik eden çok güçlü bir motivasyondur. Genç nüfusun üretimden uzaklaştığı bir dönemde, bu tür teşvikler tarımın geleceği için hayati önem taşıyor." Yapay Zekâ Destekli ve AR-GE Odaklı Üretim Projenin sadece bir istihdam modeli olmadığını, aynı zamanda yapay zekâ destekli eğitim sistemleri ve AR-GE çiftlikleri ile modern bir yapı sunduğunu belirten Çelik, 10 üniversitenin sürece dahil olmasının akademik birikimi sahaya yansıtacağını ifade etti. Çelik ayrıca, ziraat mühendisleri ve veteriner hekimlerin istihdamına yönelik katkıların sektörün niteliğini artıracağını vurguladı. "Kırsalda Kalıcılık İçin Sosyal Güvence Şart" Projenin başarıya ulaşması için ek adımların da atılması gerektiğini hatırlatan Nihat Çelik, sürdürülebilirlik için şu şartların altını çizdi: Maliyet Yönetimi: Üretim maliyetlerinin düşürülmesi. Pazarlama ve Alım Garantisi: Üreticinin pazar sorununun çözülmesi. Sosyal Güvenlik: Kırsalda yaşayan gençler için güçlü sosyal güvence mekanizmalarının oluşturulması. Teşekkür ve Temenni Genel Başkan Nihat Çelik, açıklamasının sonunda projenin mimarları olan YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, TÜME Vakfı Başkanı Abdülkadir Karagöz ve MAKÜ Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Dalgar’a teşekkür ederek, modelin Türkiye tarımına hayırlı olmasını diledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.