8 Mart’a Doğru: Tarımda ve Balıkçılıkta Kadın Emeği
Yazının Giriş Tarihi: 22.02.2026 20:41
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.02.2026 20:43
8 Mart’a doğru ilerlerken emeğin nerede durduğunu yeniden düşünmemiz gerekiyor. Çünkü üretimden söz ettiğimizde çoğu zaman ürünleri, verimi, piyasayı konuşuyoruz. Oysa üretimi mümkün kılan emeğin tamamı aynı ölçüde görünür değil ne yazık ki.Tarımda ve balıkçılıkta kadınların emeği, görünmeyen ama taşıyıcı güçlerden biridir.Ve 8 Mart’a doğru bu taşıyıcı gücü daha yüksek sesle konuşmamız gerekir.
Kırsal üretim büyük ölçüde aile emeğine dayanır. Yapılan araştırmalar, tarımda kadınların önemli bir bölümünün aile işletmelerinde ücret almadan çalıştığını; buna rağmen üretimin hemen her aşamasında aktif rol aldığını gösteriyor. Ekimden hasada, hayvancılıktan ürünün işlenmesine ve pazarlanmasına kadar birçok süreçte kadınların emeği belirleyici rolde. Ancak bu katkı çoğu zaman “yardım” olarak tanımlanır. Oysa bu, süreklilik gerektiren, bilgiye dayanan ve ekonomik değer üreten bir emektir.
Benzer bir durum balıkçılıkta da görülür. Kadın balıkçılar ve balıkçılık faaliyetlerine katılan kadınlar; av araçlarının hazırlanmasından ürünün ayrıştırılmasına, işlenmesine ve satışına kadar pek çok aşamada görev alır. Kıyı bölgelerinde kooperatif çalışmaları ve küçük ölçekli üretim süreçlerinde kadınların katkısı giderek artmaktadır. Buna rağmen bu emek çoğu zaman kayıt dışı kalmakta ya da ikincil bir destek gibi değerlendirilmektedir.
Emeğin Çok Katmanlı Yüzü
Kadın emeğinin ayırt edici yönlerinden biri çok katmanlı olmasıdır. Üretim faaliyetinin yanında hane içi sorumlulukların da büyük ölçüde kadınlar tarafından üstlenilmesi, görünmeyen bir ikinci mesai yaratır. Bu durum, ekonomik katkının toplumsal yükle birleştiği bir tablo ortaya koyar.
Tarım ve balıkçılık doğrudan suya bağlıdır. Su kaynaklarındaki azalma, kuraklık riski ve iklim değişikliğinin etkileri üretimi doğrudan etkilerken, bu etkilerin sosyal yansımaları da kaçınılmazdır. Üretimde yaşanan daralma gelir kaybına, belirsizliğe ve artan iş yüküne yol açar. Bu yük çoğu zaman ilk olarak kadınların gündelik yaşamına yansır.
Olası afet durumlarında ise kadınlar ve çocukların daha kırılgan gruplar arasında yer almasının nedeni çoğu zaman biyolojik değil, sosyolojiktir. Kırsal alanda bakım sorumluluğunun ağırlıklı olarak kadınlara ait olması, ekonomik kaynaklara ve mülkiyete erişimin sınırlı olması ve karar süreçlerinde yeterince temsil edilmemeleri afet dönemlerinde kırılganlığı artırır. Suya erişimin zorlaştığı, üretimin sekteye uğradığı ya da göçün gündeme geldiği dönemlerde bakım yükü çoğunlukla kadınların omuzlarına biner. Çocuklar ise yaşları gereği hem fiziksel hem ekonomik olarak bağımlı oldukları için krizlerden en hızlı etkilenen kesimler arasında yer alır.
Ve bugün yalnızca ülkemizde değil, dünyada da belirsizliklerin arttığı bir dönemden geçiyoruz. İklim krizi, su kaynakları üzerindeki baskı, gıda güvencesine ilişkin kaygılar ve ekonomik dalgalanmalar üretim süreçlerini kırılgan hâle getirebiliyor.Doğal kaynaklara doğrudan bağlı sektörlerde bu kırılganlık daha belirgin hissediliyor. Böyle dönemlerde toplumsal dayanıklılığı güçlendiren en önemli unsur ise emeğin görünür olması ve güçlendirilmesidir.
8 Mart’a doğru ilerlerken tarımda ve balıkçılıkta kadınları yalnızca destekleyici değil, üretimi kuran ve sürdüren aktörler olarak görmemiz gerekiyor. Çünkü üretim yalnızca toprakla ve suyla değil; bilgiyle, deneyimle ve emekle ayakta kalır.
Kadın emeği güçlendikçe üretim güçlenir.
Üretim güçlendikçe toplum daha dirençli olur.
Ve kriz dönemlerinde en sağlam dayanak, görünmeyen emeğin taşıdığı güçtür.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Gizem Tanrıkul Tunca
8 Mart’a Doğru: Tarımda ve Balıkçılıkta Kadın Emeği
8 Mart’a doğru ilerlerken emeğin nerede durduğunu yeniden düşünmemiz gerekiyor. Çünkü üretimden söz ettiğimizde çoğu zaman ürünleri, verimi, piyasayı konuşuyoruz. Oysa üretimi mümkün kılan emeğin tamamı aynı ölçüde görünür değil ne yazık ki.Tarımda ve balıkçılıkta kadınların emeği, görünmeyen ama taşıyıcı güçlerden biridir.Ve 8 Mart’a doğru bu taşıyıcı gücü daha yüksek sesle konuşmamız gerekir.
Kırsal üretim büyük ölçüde aile emeğine dayanır. Yapılan araştırmalar, tarımda kadınların önemli bir bölümünün aile işletmelerinde ücret almadan çalıştığını; buna rağmen üretimin hemen her aşamasında aktif rol aldığını gösteriyor. Ekimden hasada, hayvancılıktan ürünün işlenmesine ve pazarlanmasına kadar birçok süreçte kadınların emeği belirleyici rolde. Ancak bu katkı çoğu zaman “yardım” olarak tanımlanır. Oysa bu, süreklilik gerektiren, bilgiye dayanan ve ekonomik değer üreten bir emektir.
Benzer bir durum balıkçılıkta da görülür. Kadın balıkçılar ve balıkçılık faaliyetlerine katılan kadınlar; av araçlarının hazırlanmasından ürünün ayrıştırılmasına, işlenmesine ve satışına kadar pek çok aşamada görev alır. Kıyı bölgelerinde kooperatif çalışmaları ve küçük ölçekli üretim süreçlerinde kadınların katkısı giderek artmaktadır. Buna rağmen bu emek çoğu zaman kayıt dışı kalmakta ya da ikincil bir destek gibi değerlendirilmektedir.
Emeğin Çok Katmanlı Yüzü
Kadın emeğinin ayırt edici yönlerinden biri çok katmanlı olmasıdır. Üretim faaliyetinin yanında hane içi sorumlulukların da büyük ölçüde kadınlar tarafından üstlenilmesi, görünmeyen bir ikinci mesai yaratır. Bu durum, ekonomik katkının toplumsal yükle birleştiği bir tablo ortaya koyar.
Tarım ve balıkçılık doğrudan suya bağlıdır. Su kaynaklarındaki azalma, kuraklık riski ve iklim değişikliğinin etkileri üretimi doğrudan etkilerken, bu etkilerin sosyal yansımaları da kaçınılmazdır. Üretimde yaşanan daralma gelir kaybına, belirsizliğe ve artan iş yüküne yol açar. Bu yük çoğu zaman ilk olarak kadınların gündelik yaşamına yansır.
Olası afet durumlarında ise kadınlar ve çocukların daha kırılgan gruplar arasında yer almasının nedeni çoğu zaman biyolojik değil, sosyolojiktir. Kırsal alanda bakım sorumluluğunun ağırlıklı olarak kadınlara ait olması, ekonomik kaynaklara ve mülkiyete erişimin sınırlı olması ve karar süreçlerinde yeterince temsil edilmemeleri afet dönemlerinde kırılganlığı artırır. Suya erişimin zorlaştığı, üretimin sekteye uğradığı ya da göçün gündeme geldiği dönemlerde bakım yükü çoğunlukla kadınların omuzlarına biner. Çocuklar ise yaşları gereği hem fiziksel hem ekonomik olarak bağımlı oldukları için krizlerden en hızlı etkilenen kesimler arasında yer alır.
Ve bugün yalnızca ülkemizde değil, dünyada da belirsizliklerin arttığı bir dönemden geçiyoruz. İklim krizi, su kaynakları üzerindeki baskı, gıda güvencesine ilişkin kaygılar ve ekonomik dalgalanmalar üretim süreçlerini kırılgan hâle getirebiliyor.Doğal kaynaklara doğrudan bağlı sektörlerde bu kırılganlık daha belirgin hissediliyor. Böyle dönemlerde toplumsal dayanıklılığı güçlendiren en önemli unsur ise emeğin görünür olması ve güçlendirilmesidir.
8 Mart’a doğru ilerlerken tarımda ve balıkçılıkta kadınları yalnızca destekleyici değil, üretimi kuran ve sürdüren aktörler olarak görmemiz gerekiyor. Çünkü üretim yalnızca toprakla ve suyla değil; bilgiyle, deneyimle ve emekle ayakta kalır.
Kadın emeği güçlendikçe üretim güçlenir.
Üretim güçlendikçe toplum daha dirençli olur.
Ve kriz dönemlerinde en sağlam dayanak, görünmeyen emeğin taşıdığı güçtür.